Islam Tarihi - 13. Sayfa - Tarihtenbakis
Osmanlılar
Anadolu topraklarının doğusu, Müslümanlarla Bizans arasında meydana gelen çekişmelerin merkeziydi. Toros dağlarının dorukları her iki taraf arasında bir sınır teşkil ediyordu. Her iki tarafın sınır bölgelerde boş bıraktığı yerler vardı. Yaz ve kış seferleri ve ara verilmeyen cihad seriyyeleri bu bölgelerde yapılırdı. Hatta Emevî halifesi Mervan b. Muhammed b. Abdulmelik devlet merkezini buraya, Harran şehrine taşımıştı.
Abbasîler Horasanlı bir kısım askerleri bu bölgeye yerleştirmeye çalıştılar. Fergana ve Belh’deki bazı Türklerin de bu bölgeye gelip yerleşmelerini istediler. Abbasî halifesi Mu’tasım Billah Türkler’le dayanışma yoluna gitti. Halife Mütevekkil Âlallah zamanında ise Türkler, Abbasî ordusunun merkez kuvveti haline geldi. Andoludaki sınır şehirler onların idaresine verildi.
Hicri
Ertuğrul,
Osmanlı devleti gerek Osman Gazi zamanında gerekse kendisinden sonra başa geçen çocukları zamanında genişlemeye başladı ve gittikçe güçlendi. Hatta Bizans imparatoru V. Ioannes, devletin başkenti İstanbul’a yapılan Sırp saldırılarından dolayı, İtalya’daki Bundukîlerle anlaşmış olan Stefan Düşan liderliğindeki Sırplara karşı Orhan Gazi’den yardım talebinde bulunmuştu. V. Ioannes, vasisi Kantakuzen’in kızı Teodora'yı ileride Bizans tahtına ortak olması için Orhan Gazi’yle evlendirmeyi vaad etti. Orhan Gazi yardım kuvvetlerini gönderdi fakat bu esnada Sırp imparatoru Stefan Düşan’ın ölmesi üzerine yardım durduruldu. Osmanlı kuvvetleri herhangi bir savaş yapmadan geri döndü. Orhan Gazi, Bizans devletinin imparatoriçesi olacak olan kızla evlendi. Böylece Haçlılar, hedeflerini gerçekleştirmek ve kandırmak için kadınları aracı olarak kullanmaya başladılar.
Orhan Gazi, Sırplara karşı imparatorun
kendisinden yardım talebinde bulunmasından dolayı Bizans imparatorluğunun zayıfladığını
anladı. Bunun üzerine Çanakkale boğazından batı yakasına geçip ardından Avrupa’da
ilerlemeyi düşündü. Aynı zamanda İstanbul’u kuşatıp batıdan saldırıya geçmeyi
planladı. Müslümanlar daha önce doğudan saldırarak İstanbul’u fethetmeye
çalışmışlardı. Bunu yapması gerekiyordu. Yapmadığı taktirde bunu ondan başka
kim yapacaktı. Bunun üzerine cihada karar verdi. Büyük oğlu Süleyman’ı bu işi
programlaması için gönderdi. Süleyman Paşa
Osmanlılar
İstanbul artık Osmanlılar tarafından kuşatılmıştı. Bizans imparatoru kendi isteğiyle cizye vermeyi kabul etti. Kalbi Osmanlılara karşı kinle doluydu.
Avrupa ülkelerindeki valiler sınırlarına gelip dayanmış olan Osmanlılardan korktular. Bu yüzden Avrupa krallarına ve Papa’ya Müslümanlara karşı yardım talebinde bulundular. Hatta Bizans imparatoru bunun için bizzat Papa’ya gitti. Onun önünde eğildi, el ve ayaklarını öptü. Aralarındaki mezhep farklılığına rağmen ondan kendilerini korumalarını istedi. Bunun üzerine Papa çağrıda bulundu. Avrupa krallarının hepsine, İslam’ın ilerlemesine engel olup Hıristiyanlığı korumak adına yeni bir Haçlı saldırısı düzenleme konusunda yardım talebinde bulunmak için mektuplar yazdı. Ancak Sırp kralı V. Urok böyle hızlı bir savunmanın Papa’dan ve Avrupa krallarından geleceğinden ümitli değildi. Bu yüzden civar bölgelerde bulunan ve kendi zannınca durumları tehlikede olan valilerin dikkatini çekmeye, onları bu işte teşvik etmeye çalıştı. Onun çağrısına Bosna, Romanya’nın güneyindeki Eflak valileri ve Macaristan’ın paralı askerleri destek verdi. Bunlar birlik halinde Anadolu’da Sultan I. Murad idaresindeki Osmanlılara karşı savaşmak için Edirne’ye doğru harekete geçtiler. Fakat Osmanlı ordusu düşmanla karşı karşıya gelme konusunda elini daha çabuk tuttu ve onları Bulgaristan’ın batısında Maritza nehri kıyısında karşıladı ve büyük bir bozguna uğrattı. Düşmanlar gerisin geri kaçıp gittiler. Adriatik denizinde bugünkü Yugoslavya sahilinde küçük bir Hıristiyan emirliği olan Racuze emirliği, Osmanlı sultanına, sulh yapıp yıllık beş yüz altın duka cizye vermeyi kabul ettiğini belirtmek için bir heyet göndermede gecikmedi.
Yeni Sırp kralı Lazarbolina
ile Bulgar kralı Sisman, Osmanlılara karşı savaşmak için ittifak ettiler.
Fakat kendilerini zayıf bulduklarından giriştikleri bazı savaşlar dışında herhangi
bir saldırya yeltenmeden yıllık vergi vermeyi kabul ettiler. Sultan I. Murad,
Bulgar kralının kızıyla
Avrupalı Haçlılar ve onlara
destek verenler, gözcü olarak kullanmak, aileleri hakkındaki bilgileri
onların vasıtalarıyla elde etmek, Osmanlılara dair haberleri tafsilatlı bir
şekilde alıp kendilerine mensup olan kimselerin neler düşündüklerini öğrenmek
mak
Osmanlılarla Haçlılar arasındaki
savaşlar bu şekilde sürüp gitti. Bazen her iki tarafta anlaşmaya vardı bazen de
söz birliği edip ittifaklar kurdular. Her bir ittifak gerçekleştiğinde Haçlı krallarından
veya komutanlarından biri, “bu söze
Bu eş Müslüman olduğunu izhar
ederdi. Tam bir itaat gösterirdi. İçinde bulunduğu toplumla güzel bir şekilde
geçinirdi. Emri altında bulunanlara gayet yumuşak davranırdı. Eşi de onun bu
yaptıklarından son derece sevinç duyardı. Ondan memnun olduğunu gösterir,
sevgi gösterisinde bulunur ve ona gıpta ettiğini belirtirdi. Eşinin her arzusunu
yerine getirir ve her istediğini verirdi. Fakat asıl mak
Kadın çocuk sahibi olduğunda
proje uygulamaya konurdu. Çocuğun, babasının tahtına doğru emeklemesiyle işe
başlanırdı. Ya da gençlerin yüksek mevkilerde bulunan kimselerle hemhal olması
temin edilirdi. Bundan sonra ekini ha
Bu şekilde değişik annelerden dünyaya gelmiş olan kardeşler arsında, babanın yerini ele geçirme uğrunda anlaşmazlık başlardı. Anlaşmazlıklar öz kardeşler arasına kadar sıçrardı. Bu işin proğramını çizenler yetiştirdikleri çocuktan daha çok istifade ederlerdi. Bu da onların imkânları nisbetinde ve onunla olan irtibatları ölçüsünde gerçekleşirdi.
Bunun neticesinde başta bulunan hanedan (Osmanlı) ailesi içinde ayrılık meydana gelirdi. Bu şekilde toplumun içinde bulunduğu durum ve savaş projelerine dair malumat Haçlı kökenli eşin kulağına ulaşırdı. Bu durum, hanedana ve idareye tesir ederdi. Halka gelince onlar bundan habersizdi ve olup bitenleri bilmezdi. Kaldıki halk, devletin savaşan gücü, Müslümanlığıyla manevi gücün sahibi, şehadeti isteyip büyük kurtuluş olan cenneti arzulayarak Allah yolunda yaptığı cihadıyla savunmada olan kimsedir. Bu yüzden işler, kadınların saltanat sarayına girmesinden sonra açık bir şekilde değişme göstermedi.
Osmanlılar peş peşe zaferler
elde etti. Fatih Sultan Muhammed İstanbul’a girmeyi başardı.
Osmanlılar daha sonra doğuya
yönelip Memlüklere karşı zafer kazanıp onları ortadan kaldırdıkları gibi
Safevîlere karşı da zaferler kazandılar. Memlüklerden hilafeti aldılar. İslam
Hilafetinin merkezini,
Bu şekilde Osmanlı devleti İslam
Hilafetinin devleti oldu. Bundan dolayı Müslümanlar gözlerini onlara
çevirdiler. Halkın manevi gücü arttı ve Osmanlılar bu şekilde yayılıp Avrupa’da
ilerlediler. Avrupa ortalarına kadar gidip Avusturya’nın başkenti Viyana’yı
kuşattılar.
Haçlılar, if
Haçlılar, cahiliye asabiyetini yaymak için planlar yaptılar. Yahudi ve Hıristiyanları bu işi yaymaları için öne sürdüler. Yahudi ve Hıristiyanlar menfaatleri çatışsa da, arzuları farklı, gayeleri ayrı da olsa birbirlerinin dostudurlar. Allah (c.c.) bizleri bu konuda uyarıyor:
“Ey İman edenler! Yahudileri
ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar.
(Birbirinin tarafını tutarlar.) İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz
Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide
Bu işi planlayanların yönlendirmesiyle Yahudi dönmeleri Turancılık (Türk) milliyetçiliğine davete başladılar. Onların menfaatleri için çalışan kimseler onların arzuları doğrultusunda hareket ediyorlardı. Suriye Hıristiyanları, Arapları Arap milliyetçiliği yapmaya çağırdılar. Mısır Hıristiyanları da asılları olan Kıptiliğe yönelmeye başladılar. Bu yüzden Suriye’de bir kısım Hıristiyan Mısır’a gitti ve orada Arap milliyetçiliği çağrısını alevlendirdi. Böylece Osmanlı devletinde bu iki milliyetçiliğe çağrıda bulunanlar bariz bir durumda ortaya çıktılar. Cahiliye asabiyeti alenen meydandaydı. Ayrılıklar baş gösterdi. İhtilaflar ortaya çıktı. Haçlılar bu işin meşalesini yakmışlardı.
Haçlıların işleri yolunda gidince ülkelerinden çıkıp iki yöne yöneldiler. Asya, Afrika ve daha sonra da Amerikaya giren Avrupalılar bu bölgelerdeki doğal kaynaklara el koydular. Yerli halklarını hakimiyetleri altına aldılar. Onları kendi planlarını gerçekleştirme ve emellerine ulaşmada kullandılar. Haçlılar çeşitli milletlerden oluşuyordu. Onlardan her bir ulus belirli bir yöne ya da imkan ve planları dahilinde çeşitli yönlere dağıldı. Hakimiyetin bu şekli sömürgecilik olarak biline geldi.
Emperyalistler, sömürdükleri yerler konusunda hırs gösterip sahip oldukları imkanlar yüzünden aralarında ihtilafa düştüler. İki kısma bölündüler. Aralarındaki sömürü anlaşmazlığı büyük boyutlara ulaştı. İki gurptan birisi Osmanlı devletini yanına çekmede başarılı oldu. Bu grup, İslam ülkelerinde yaptığı cürümleri daha az olan bir gruptu. İki grup arasında savaş patlak verdi. Bu, Birinci Dünya Savaşı’ydı. Osmanlı Devleti’nin karşısında yer aldığı taraf zafer kazandı. Netice olarak Osmanlı devleti teslim oldu ve emperyalistler ülkenin geniş bir bölümüne girdiler.
G G
İslami Okul Okulların En Önemlisi