Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 14. Sayfa - Tarihtenbakis

Sömürgecilik

Müslümanlarla savaş halinde olan İslam düşmanları, Müslümanların kendisiyle düş­man­larına karşı savaştığı ve kendilerinden baş­kasının sahip olamadığı o harika gücün şu sebeplere dayandığını anlamışlardı:

1-    Müslümanların kalplerini diri tutan, girdiği kalpleri Allah’a davete sevkeden, mü’­minlerin, onun sayesinde, önlerinde du­ran kimselere, silah ya da herhangi bir engele al­dırış etmeden büyük bir hamaset ve kuv­vetle hareket etmesini sağlayan iman. 

2-  Allah’a davet şiarını yükseklere kaldı­ran, mücahid Müslümanı, müttakiler için ha­zır­lanmış, genişliği yer ve gök arası kadar olan cennete ulaşmak için şehadete sevk eden cihad. Bu, her Müslümanın arzusu­dur. Ona ulaşmak en büyük kurtuluştur. Bu yüzden Müslümanlar, savaşa, şehadeti isteye­rek yönelirler. Sırf dünya hayatını arzulayan ve ganimet elde etmeye heves duyan düşmanla, her ne kadar hazırlık da yapsalar, birbirlerini yardım ve dayanışmaya da çağırsalar Müslü­manların karşısında durmaları mümkün değildir.

3-   Müslümanları bir arada tutan, cihad sancağını yükselten, nefislerde imanın derinleşmesi yolunda çalışan, düşmanlara karşı topyekün savaşa götüren ve Allah’a davete engel olan kimselere karşı savaş açan Hilafet.

Müslümanların dünya işlerine dalmala­rından dolayı durumları zayıf düşünce ve Haçlıların, o gün İslam hilafetinin merkezi olan Osmanlı devletini ele geçirme yolunda içinde bulunduğu şartlar iyi gidince, her şeyden önce yaptıkları şu oldu: İngiliz heyeti başkanı Kurzon, Türkiye’nin bağımsızlığını kabullen­mek için şu dört şartı öne sürdü:

1-    İslam hilafetinin ortadan kaldırıl­ması. Bu, Müslümanların yekvücud ve söz birliği içinde olmalarını engellemek içindi.

2-  Laik (dinî omayan) bir devletin ilan edilmesi. Bu, İslam’ın (kanun ve usul olarak) tatbik edilmesine çağrıda bulunacak bir kimsenin veya kurumun ortaya çıkmasını bertaraf etmeyi hedefliyordu.

3-   Osmanoğulları soyundan gelen Halifenin sınır dışı edilmesi. Bu sayede ona,  memleketinde gördüğü saygı ve ihtiram gösterilmeyecekti ki bu vesileyle arzuladığı hilafetten ve kendisine içinde biat edilmesini beklediği yurdundan uzaklaştırılmış olacaktı.

4-  Osmanoğullarının sahip olduğu mal varlğına el konulması. Böylece hanedan, önem­li bir mevkiye gelme ve nazar-ı dikkatleri çekme hususunda bu mallardan istifade ede­meye­cek­lerdi.

Türkiye’de cumhuriyet ilan edildi. 27 Re­cep 1342/ 3 Mart 1924’te Hilafet ortadan kaldırıldı ve defteri dürüldü.

Osmanlı devleti topraklarında Haçlıların paylaşıp sömürdükleri ve hakimiyetlerine aldı­ğı bölgelere gelince buralarda da planla­rını uygulamaya koyup hedeflerini gerçekleş­tir­mek için tali icraatlarda bulundular. Şöyle ki:

1-    İlköğretimde kendi dillerini mecburi kıldılar. Bu sayede dilleri yayılmış olacaktı. Aynı zamanda bu diller yeni dimağlarda yer­leşecek, insanlar karşılıklı konuşmalarında onu kullanacak, kültürleri, fikirleri ve yayılma­sını istedikleri her şey bu yolla yayılacaktı.

2-  İçki, kadın erkek karışıklığı gibi ha­ramlar ve azgınlıkların işlendiği umumhaneler sokak ve ictimai mekanlarda yayılacaktı. Bu yolla haramlar topluma inecek, halk İs­lam’dan uzaklaştırılacak ve iman zayıf düşü­rülecekti.

3-   Menfaat düşkünleri, mevki makam sahipleri ve şehvet peşinde dolaşan kimseler idareye yakınlaştırılacaktı. Bu sayede bu tip insanların mevkileri yükselecek, insanlar on­larla yakınlık kurmaya çalışacak, onların gir­miş olduğu yolu benimseyecek ve neticede bu tip insanlar, nefislerinin arzuladıklarına ulaş­mak için bununla iftihar edeceklerdi.

4-  Haçlılar dillerinin ilim dili olduğu hu­susunda gayret gösterdiler. Dillerinin “ilim dili”, kültürlerinin de uygarlık olduğunu ve mil­let­lerin onu arzuladıklarını iddia ettiler.

5-   Aynı zamanda Arapçanın mahalli bir dil olduğunu ve alemşumül bir dil olamayacağını yayıyorlardı. Bu dilin herhangi bir medeniyeti temsil etmediğini, Müslüman­ların içinde bulundukları hayatın, toplumun yarısını teşkil ettikleri halde kadınlara bir hak vermediğini, bu tarz bir hayatın gerici bir ha­yat olduğunu ve diğer medeniyetlere eşlik edemeyeceğini söylüyorlardı. Bunlar hasta şahsiyetleri zayıf düşüren hususlardır. Bu yüzden bazıları kendilerinin eksik olduğu inancına kapıldılar. Toplum zayıf düştü. Fakat sömürgeci topluluklara katılıp menfaatleri uğruna, arzuladıkları emellere ulaşmak ve şehvetlerini tatmin etmek için onlarla beraber hareket edenler gelişme gösterdiler. Bunlar vaziyetleri iyi olup idarede hakim sınıfa yakın durdular.

“Fakat İslam’a sımsıkı sarılmış olanlar bu işlere önem vermediler ve idareyi ellerinde bulunduranlardan, kalpleri onlara karşı kin ve nefretle dolu şekilde, içlerinde yoldan sapmış olan bu kimselere karşı kötülük besleyerek uzak durdular. İslam’a sarılmış olan bu kim­selerin, haysiyetlerine sahip çıkmaları, düş­manlardan uzak durmaları, dalkavukluktan nefret etmeleri ve sömürgecilere karşı düş­manlıklarından dolayı toplum nezdinde bir de­ğerleri vardı.”      

Emperyalistler hedeflerinin büyük bir kısmını gerçekleştirdiklerini ve planlarını bü­yük ölçüde uygulamaya koyduklarını anladı­lar. Şöyleki:

1-    Müslümanları manevî bakım­dan zaafa uğrattılar. Müslümanlardan büyük bir kısmı ilmi noktada artık geri kaldığını his­sediyordu. Bu yüzden Batılı Haçlılarla irtibata girip çocuklarını onlara göndererek yanla­rında ilim öğrenmelerini, bilgi ve becerilerini orada uygulama imkanını elde etmelerini gerekli görüyordu. Bunun da bir neticesi ola­rak düşmanların fikirleri benimsenmiş oldu ve İslamî düşünceden uzaklaşıldı.

2-  Hakim sınıfı denetimleri altına almak, onlarla aralarındaki ilgi ve alakayı sağlam tutmak için gerekli şartları hazırladı­lar.

3-   Emperyalistlerin dilinin ilim dili, gerçek medeniyetin kendi medeniyetleri olduğunu, Arapçanın bölgesel bir dil oldu­ğunu ve medeniyetle bir ilgisinin bulunmadı­ğını, İslam medeniyetinin eski, gerici bir me­deniyet olduğunu ve geçerli çağdaş medeni­yetle bir ilgisinin bulunmadığını yaydılar.

4-  Kendi yandaşlarıyla İslam’a sa­rılmış olan Müslümanlar arasında anlaşmazlık ve çe­kişmeler çıkardılar. Böylece Müslüman ül­ke­lerde ayrılık, çeşitli iddialar ve iftiralar baş gösterdi.

Emperyalistler istediklerini gerçekleştirip yukarıda zikrettiğimiz durumları meydana çı­kar­dıktan sonra sömürdükleri yerlerden çıkıp ordularını ülkelerine ve ailelerine geri dön­dermeyi, bu sayede sömürü için savaş fikrinden kurtulmaya karar verdiler. Buralar­dan ayrılırken geride belkide kendileriyle iyi ilişkiler içinde ve mutabık oldukları bazı un­surlar ve gruplar kazanmış olarak gidecek­lerdi. Ardından sömürgeleriyle ittifak ettikleri hususları yazıp sözleşmeler yaptıktan sonra ayırıl­ma­ya başladılar.

 

G G