Muhtelif - 4. Sayfa - Ummetkalpleri
İKİNCİ DÖNEM
(BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA)
Ümmeti bir yapıp, onları bir araya getiren, İslami bilin ve onda ki; doğruluk, Allah için ihlaslı olma ve İman kardeşlerine olan sevgidir. Fakat bunlar kaybedildiği zaman. mücadeleler başlar ve ümmet birliğini kaybeder. Safevi devletinin bir anda, İslamın düşmanları olan ve İslam evlatları ile savaşan sömürgeci düşman Portekizlilerin yanında nasıl da yer aldıklarını gördük. Bu konumun sebebi mezhep ihtilafından ve içte taşınılan intikam hırsından başka bir değildi. Bu şekilde, Müslüman kardeşleri ile olan Osmanlılarla savaşları da aynı sebepten başkası değildi.
Böylece ırkçılık fikrinin ortaya çıkması ile İslam ümmetinin parçalanışı daha da arttı.
Hilafet devletine karşı olan ve Arapların devrimi diye bilinen hareketin nasıl olduğunu ve bundan doğan neticeleri de biliyoruz.
Hilafet devleti, cahili devletleri yıkılıp, inançları ortadan kaldırılanların taşımış oldukları kinin neticesinde ve ırkçı mücadeleler, kavimlerin uydurma şeref tartışmaları gibi etkenlerle daha da zayıfladı.
Hilafet devleti, Birinci Dünya Savaşı taraflarından herhangi bir tarafa katılmada da geç davrandı. Irkçı çekişmeler ve mücadelelerden dolayı olan düşmanlıktan ötürü Devletin bu savaşa katılması için yeterli imkan yoktu.
Hilafet devleti birinci dünya
savaşından yenik olarak çıktı. Gücü daha da zayıfladı. Çünkü topraklarından bir
çoğunu ve nice askerlerini kaybetmişti. Artık ırkçılık taraftarları her
bölgede harekete geçmişti tabi ki bunda da, bu devletlerin düşmanlarını bazı
şehirleri işgal etmek için cesaretlendirdi ve onlara imkan verdi. İşgal ettikleri
yerleri kendi aralarında paylaştılar. Almış oldukları yerlerde sömürgeci zihniyeti
uyguladılar. Bu bölgelerde, sömürgeci siyaset diye bilinen özel bir yöntem
kullandılar. Bu siyaset, şehirlerin, bölgelerin arasını, onları birbirine
bağlıyan hiçbir bağı, birliklerini sağlayan hiçbir fikri ve onları tek ümmet
yapan inancı kabul etmeksizin ayırmayı, gerektiriyordu. Sömürgeciler bundan
sonra da kendi dillerini eğitimde ve resmi dairelerde mecbur kıldılar. Yine İslam
akidesinin, ümmeti birleştiren bağların öğretilmesini kısıtladı. Mümkün olduğu
kadar cihad fikrinde uzaklaştırıp sömürgecilere ve onların toplumlarına dair
harika tasvirler, vermeyi mecbur kıldılar. Sömürgeye katılanlarıda farklı
gösterdiler. Fe
Bazıları şunlardır:
a)Vatanperverlik: Sömürgeciler İslam beldelerini kendi aralarında ayırınca, tek bir mıntıkayı bile parçalara ayırdılar. Sahip oldukları siyati gerçekleştirmek için her sömürgeci, bu parçalardan birini aldı. Bu siyasetin hedefi tek olan İslam ümmetini farklı oluşumlara bölmekti. Böylece her oluşum kendine has olup, onu komşularından ayırıp uzaklaştıran, aralarında ihtilaf çıkaran bir siyaset içerisinde varlığını sürdürecekti. Bu şeklin iyice anlaşılması için bir örnek verelim. Örneğin Şam, tek bir bölgedir, ama dört parçaya bölünmüştür. Fransızlar Şamın kuzey bölgesini, İngilizler Şam’ın güney bölgesini almışlardır. Daha sonra Fransızlar kuzeyi ikiye Suriye ve Lübnan diye bölmüşlerdir. Böylece parçalanma daha da artmıştır. Çünkü bu bölgenin tek bir devlet olmasını, terimsel ifade ile, tek bir vatan olmasını istememişlerdir. Keza İngilizlerde aldıkları güney gölgesini de Filistin ve Ürdün diye ikiye ayırmışlardır. Daha da ötesi, parçalanma ve bela artsın diye, İngilizler Yahudilere, kendilerine Filistinde bir devlet kurmak için izin vermişlerdir. Böylece bu devlet Müslümanların içinde bir diken, boğazlarında bir düğüm ve gözlerinde çapak olmuştur. Aynı zamanda İslam düşmanları için bir merkez, en hassas ve önemli bölgede bir karargah olmuştur. İşte böyle Şam bölgesi dört parçaya ayrılmıştır. Evet İslam toprakları param parça ırkçı devletler halini almışlardır. Tek ırkın bulunduğu yerler dahi vatan denen birkaç parçaya ayrılmıştır. Yani İslam ümmeti bir çok kısımlara ayrılmış ve parçalanmıştır. İşte ümmeti zayıflatan da budur. gücünden artık korkulmaz olmuştu. Bu devletçiklerin aralarında olan siyasi çekişmeler ve fikri ayrılıklardan dolayı kolaylıkla bu devletlere parça parça boyun eğdirmek artık mümkündü. Zira sömürgeciler bunların arasında sınırlardan, sulardan, güçten dolayı çarpışmalar ve fitne çıkarmayı başarmışlardı. Her grup aklı sıra, oturduğu bölge ve ikamet ettiği toprak için çalıştığı müddetçe vatan için çalışıyordu.
Toplumun düşmanları olan sömürgeciler topraklarını işgal edip, kendileri ile inanç dil ve hedef olarak farklılaştığı müddetçe; toplum onlara karşı çıkmaya ve direnmek için çalışmaya rağbet ediyordu. Böylece ortaya partiler çıktı.
Partiler:
Toplumun fertleri birbirlerinden bazen aile fertlerinin sayısı, bazen kabile fertlerinin sayısı veya bilgi, servet konum, başkalarını etkileme, başkalarını kendilerine çekme ve etraflarında toplama imkanına sahip olma yönü ile farklı farklı idiler. Bazı imkan sahipleri insanları toplamak ve onları vatancılığa, sömürgecilerle mücadeleye çağırmak için çalıştılar. Böylece siyasi birlikler ve partiler haline geldiler. Her birliğin başkanlığını bu birliğe davet eden, bu birliğin takip edeceği proğramı hazırlayan, çalışma yöntemini, tâbi olacağı düşünceyi ve kabul edeceği ilkeyi çizen kişiler ele geçirdiler. Bu liderlerden bazıları, sömürgecilerle olan ihtilafın aslının inançtan doğduğu ve sömürgecileri topraklarımıza getiren, onu işgal ettirenin inanç olduğu görüşüne vardılar. Sömürgeciliğin takip ettiği yolun bu olduğunu düşündüler. Böylece daha bir kararlılıkla İslamla savaşmaya başladılar. Örneğin, İslami eğitime karşı çıkmaya cesaretlendirme, örtü ile mücadele, özgürleşme adı ile her şeyi helal görme, içkinin yayılması için çalışma, kadın erkek karışımı, hürriyet adı ile erkeğin ve kadının istediği gibi davranması, ve bunun gibi zikretmeye gerek olmayan herkesin bildiği fesat türleri.
Aynı şekilde bazı liderlerde
İslami çalışmanın sömürgeciliğe karşı çıkmak için asıl temel olduğu ve hareket
noktasının İslam olması gerektiği görüşüne vardılar. İslamda ki doğru çalışma,
insanın sahip olduğu içi dinamik, savunma duygusu, heva heves ve maslat peşinde
koşmamak için bir tazminat olması, fe
Sömürgeciler, İslami
çalışmaların gücünü, görmüş olduğu desteği ve bu çalışmalardaki
Bu gruplar için en güçlü vesileleri seçtiler. başka gruplar için hazırladıkları usluptan daha farklı usluplar seçtiler. çünkü bu İslami gruplarda ki gençleri fitnelere düşürmek, aleyhlerinde iftiralar atmak ve bazı şayialar çıkarmak sureti ile çok çirkin metodlar seçmişlerdi. Fakat bu uslupların uygulanışı çok kolay olmuyordu ve başarı şansıda azdı. Bazen de insan kılığına girmiş şeytanlar vardı ki cinlerden olan şeytanları da aşan tuzaklar ve çirkinlikler hazırlıyorlardı. Bazen Müslüman gençleri hazırlamış oldukları şirklerin düşürmeyi başarıyorlardı. İblis vardı, ve düşmanı adem oğlu idi.
Düşmanların, İslami gruplara olan baskı ve onlara yaptığı saldırı, yaymış olduğu iftiralar, çıkardığı şaialar, cini ve insi şeytanların oyunları gibi etkenlerden dolayı, bu İslami çevreler toplumun kendilerinden beklemiş oldukları güzel hedefleri yerine getirmeye güçleri yetmedi.
İslami davetinin, başka gruplardan daha çok birliğe çağırması ve safları birleştirmeye özen göstermesine rağmen ki bu kalpten gelen bir davettir, zira bu çağrı inancın temelidir. Böyle olmasına rağmen bakarsın ki bir bölgede birden çok İslami gruplar vardır. Bunun sebebi ise düşüncelerin farklılığı, bakış açılarının değişmesi, doğru çalışma, niyetin ihlaslı olması meselesidir.
İslami çalışmalar İslam akidesinden doğduğu müddetçe Müslümanların tek yumruk olmaları gerekir. İşte bu yapılmaz ise çalışmalar zayıflar, fikir sahipleri dağılır, kalpler farklılaşır ve birden çık atan kalp bulunur. Bu farklılaşmalar İslami asıldan uzaklaşmadan başka bir şey değildir. Herkes bilsin ki, düşman bu çizgi ile şu çizgi arasını ayırd etmiyor. Her ikisi de düşmanın hedefi oluyor. Oklar ona çevrilip, bütün bedeni, yani İslam diyarını besleyen kalp hedef alınıyor. Müslümanların buna dikkat etmeleri ve safları birleştirip, parçalanmayı terk etmeleri gerekir. Zira Müslümanların hepsi tek hedeftir. Her iki çevre de İslami fikri taşıyıp, onun proğramına tabi olmaya çalıştığı ve ırklara, bölgelere bakmaksızın İslam ümmetinin birliğine çalıştığı müddetçe aralarında hedef olmada bir ayırım olmaz.
Daha önce bahsettiğimiz
gruplardan bazıları davet olarak ırkçılığı seçip, onun söylemlerini
bayraklaştıran ve bu fikre katılanları kendisinin destekçisi görenler vardır.
Böyle bir grup sömürgeci işgalciler için İslami çevrelerden daha az
tehlikelidirler. Zira sömürgecileri ve akide olarak veya onlarla cihad ederek
mücadele etmiyorlar. Böylece de ırkçıların bazı fertlerini makamla,
gerçekleşecek bir menfeatla veya iştahını kabartan bir şeyle kandırarak
kendilerine çekmeleri mümkündür. Çünkü dayandıkları temel belli bir kavim
olupta tüm ümmet olmadığı müddetçe zayıf ve değersiz olacaktır. İşte bazı
durumlarda var olan ümmetin yakınlaşması ve birbirlerine doğru meyletmeleri bu
asıldan yani ırkçılıktan doğuyor. Nefretler, ihtilaflar doğuyor liderlerin sesleri
yükseliyor ve
Bir takım gruplarda bazı maslahatlar temin etme ve bazı konumlara ulaşma esası üzerine kuruluyor. Her toplum da buna benzer gruplar bulunur. Sahip oldukları bazı imkanlarla, bunlarda bir takım insanları kendilerine çekerler ve bir birlik kurarlar. Vatanperverlik, vatan topraklarının birleşmesi ve çalışmak gerektiği hakkında konuşurlar. Kendileri gibi olan insanlar ve güzel söze kanan, konuşmadan hemen etkilenen ve çokluktan hoşlanan halk tabakasıda etrafını sarar. Sayılar artıp, kitlelere ulaşınca, ağızlar daha çok vatancılıkla açılır kapanır, bayraklar kaldırılır. Bazı sözler sloganlaşır ve bazı liderler bir takım menfaatlara ulaşmak ve rağbet görmek için toplumun belli isteklerini dile getirirler. Ülkenin başına musallat olmuş sömürgeciler de bu topluluğun liderlerinin gerçekleştirmeyi istedikleri şeylere yardımcı olurlar. Böylece belki bu komutanları saflarına katabilirler ve toplumun bir kesimininde sesini kısarlar ve sukünet sağlanmış olur. Her iki tarafında bazı dünyevi arzuları gerçekleşmiş olur. Ümmetin ise hiçbir payı olmamıştır. Bilakis ümmet az denemeyecek kadar; Allah’ın şeraitinin tatbik edilmesi, insanlar arasında adalet ve zayıflara yardım gibi emellerin biri dahi gerçekleşmeyerek zarar etmiştir. Yüce ve büyük olan Allah’tan başka güç kuvvet sahibi yoktur.
Ümmet bu şekilde farklı kamplara bölünür. Ve kalpler farklılaşır. Zira liderlerin isteklerinin doğruluğu ve yapılan çağrıların sıhhati bilinmez olur. Sesi çok çıkanlar bazı makamlara yükselir. Etraflarında olanlar birkaç parça menfeat elde ederler. Haklar zayi olur ve fakirler ve seslerini duyuramayanlar yine zarar ederler. Dıştan gelen sömürgeciler yine bu işten büyük karlar elde ederek zafer kazanırlar. Çünkü sömürgeciler ümmetin iktisatından yine en büyük payı almışlardır. Aynı zamanda da ümmeti zayıflatmak ve parçalara bölmek, saflarını ayırmak onları akidelerinden uzaklaştırmak gibi hedeflerinide gerçekleşmişlerdir. Bununla birlikte kendi toplumlarını da korumuşlar, düşüncelerini ve ilkelerini yaymak ve Müslümanların gerilemesi ve zayıflaması gerektiği düşüncesini yerleştirmek için çalışmışlardır.

İslami Okul Okulların En Önemlisi