Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 5. Sayfa - Ummetkalpleri

ÜÇÜNCÜ DÖNEM
(İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA)

 

İster askeri isterse fikri bir sömürgecilik döneminin geçmesinden sonra, sömürgeciler bu dönemde de az olan gayretlerini, işgal ederek veya gezme bahanesi ile veya başka bir bahane ile girdikleri ülkelerdek hedeflerini gerçekleştirmek için sarf ettiler. Plan ve proğ­ramlarında veya siyasetlerinde çabala­dıkları asli hedefleri İslam evlatlarındaki ma­nevi ruhu öldürmekti.

Bunu da şu çalışmalarla yaptılar.

a) Hristiyan batı toplumunun askeri ve teknik noktalardan sahip olduğu gücü sanki İslam ümmeti sahip olduğu inancı bırakıpta batı toplumunu taklit edip ona tabi olma­dıkça kendilerine yetişemez gibi göstermek.

b) İslam Ümmetinin zayıflığının çok fazla olduğunu, öyle ki üzerinde olduğu hayat tar­zına sarıldığı müddetçe dirilişi mümkün değil gibi göstermek.

c) Özgürlüğün, gelişmenin ve ilerlemenin en büyük etkeni sayılması. Ve bu hürriyet hayatın bütün yönlerini içerecekti. Örneğin: dilediğine ve seçtiğine inanması için insana izin veren din hürriyeti. Erkek olsun kadın ol­sun kişiye dilediğini giyme serbestliğini ve­ren toplumsal özgürlük. Yani kadının örtü­sünü çıkarıp açık ve her tarafını göstererek dışarıya çıkması kendisine heybet veren elbi­seyi çıkarıp onu ahlaksız ve çirkin elbiselerle değiştirmek. Erkeklerle kadınların birbirlerine izin ver­mek. Ve bunun eğitimde, resmi dai­re­le­rin­de, törenlerde, geziler de ve partiler gibi siyasi top­lantılar da da yapılması.

Sömürgeciler ayrıca, Müslüman kadının, miras noktasında erkeklerle eşit olmasını is­teyerek, bu farklılığı reddetmeleri için çalış­tılar. O miras ki, İslam şeraiti onu, bir erkeğe iki kadının payı verilir diye sınırlamıştır. Sö­mürgecilerin ve içlerindeki sakladıkları inti­kamdan dolayı sömürgecilere benzeyenle­rinde islama saldırmaları gibi. Çok evlilik hak­kında ileri geri konuşup şeraite hücüm ettiler. Ayrıca boşanma hakkında da konuşup bu konularla ilgili de genelde cahili kadınları seç­tiler. zehirli oklarını ilim ehline ve akide­sine bağlı her müslümana çevirdiler. Zayıf şahsiyetlileri ve heva sahiplerini kendi tarafla­rına çek­mek için alçakça kışkırtmalarda bu­lundular. Ve bunları yapar iken akidelerinden, bağlı oldukları ve üzerinde yürüdükleri İslami proğramdan uzaklaşıyorlardı.

d) Dil konusu. Her sömürgeci kendi dilini eğitim proğramına katmayı zorunlu kıldı. Özel­­­liklede ilköğretim döneminde. Zira bu dö­nemdeki öğrenciler daha çocukluk döne­mindedirler. Öyle bir dönem ki genç çocu­ğun dilinde o dönemde aldığı her kelime yer­leşir. Bunun arkasındaki gizli hedef ise dillerinin yayılıp, böylece talebeleri onların kitaplarını okuyabilme imkanı oluşturmadır. Böylece kendi fikirleri alınacak ve başkaları­nın önünde anlatılacaktı. Böylece dil tama­men, ilim ve teknik dili diye nakledilecek. Devlet adamları da kendi denklerine ve halka karşı övünecekler ve iftihar edeceklerdir. Her sömürgeci iş­gal ettiği topraklarda kendi dilini mecbur hale getirdi. Veya o ülkeye siyasi ve ikti­sadi nü­füzünu yaydı ve böylece dilin yayılmask zorla olmadıda, insanlar kendilerini aşağı gördüklerinden dolayı isteyerek öğren­meye rağbet etti­ler.

Sömürgenin üzerinden bir müddet ge­çince veya nüfuz sağlamanın üzerinden, za­man geçince; işgalciler ve tahakkum kuranlar istedikleri hedefleri gerçekleştirdiklerini gör­düler. Çünkü ülke içerisinde birbirinden nef­ret eden ve ümmeti ayırıp, onu zayıflatan si­yasi birliklikler oluşmuştu. Evet ayrıca düş­man­lar için merkezler, heva ve hevesleri, men­­­featlar peşinde koşmalar vardı artık. Taklitçi ve şehevi arzuları için çalışan taraf­tarlar vardı. Tabi ki sahip olduğu inançla di­ğerlerin­den ayrı, proğramına bağlı, şahsiyetini koruyan ve dinini dünya karşılığında satma­yan kesimlerde vardı.

Sömürgeciler gerçekleştirdiklerini ve ulaş­tıkları noktayı görünce sömürgelerinin sona ermesinin kendileri için daha faydalı olduğunu anladılar.

Çünkü;

1-Sömürge güçlerinin masrafları azala­caktı.

2-Topraklarından ayrı kalmış insanları ailelerine ve yakınlarına kavuşturmak. Böy­lece onların isteklerini gerçekleştirip gelecek yeni bir sömürge için onların sömürgeye olan sevgileri arttırılacaktı. Çünkü planlarının içinde böyle arzular bulunuyordu.

3-Sömürge altında olan ülkelerin halkı artık iyice zayıflamıştı. Çünkü zulüm onları ze­lil etmiş, şiddet onları boğmuş, düşmanla­rının ve sömürgecilerinin dillerini konuşa ko­nuşa maneviyatları çökmüştü. Şahsiyetleri su­lan­dığından dolayı insanlıkları ölmüştü. Üm­meti yeniden aya kaldıracak etkenlerden ve kendilerine izzet veren, konumlarını yük­selten, şereflerini arttıran akidelerinden uzak kalmışlardı. Avrupaya saldıracak, evlatları ile mücadele edecek ve kuvvetlerine karşı koya­cak mecalleri yoktu.

4-Sömürge altında daha dün inleyenler, bu gün sömürgecilerin bilimine ve icatlarına muhtaç bir hale geldiler. İşte bu, onların tem­bellik, boş tevekkül ve yetersizlik prob­lem­lerini ortaya iyice koyuyordu.

5-Daha dün sömürge altında olanlar bu gün kendileri ile düşmanlarının kışkırtması, kötü muamele ve dinin emirlerine dönme­diklerinden dolayı, ayrı oldukları ve savaştık­ları kardeşlerine karşı onlardan yardım isti­yorlardı.

6-İslam toprakları içinde İslamın düş­ma­nı olanları destekleyen, onlara istedikleri şekilde yardım eden; düşmanlarında kendile­rini destekledikleri, kendi ırklarından ve din kardeşi oldukları hasımlarına karşı yardım eden merkezler vardı artık.

7-İslam toprakları içinde düşmanlara mu­hakeme olan insanlar vardı artık. Ve dil olarak onları taklit etmeye çalışıyorlardı. Öyle ki onların bazı kelimelerinin geçmediği hiçbir konuşma olmuyordu. Bu davranış çokça ya­yıldı ve bu kelimeler dillerde dolaşan ve tekrar edilip tanınan belli kelimeler haline geldiler. Belki de bu kelimelerin dengi olan Arapça kelimeler bilinmez oldular. Örneğin; resmi ev­raklarında artık iki dille yazılır olması gibi. Caddelerde ki işaret tabelalarıda bu hale geldi. bazı basit gençlerin ve kendinde eksik­lik gö­­renlerin elbiseleri de yabancı yazılar ve kelimeler taşıyordu. Bunların bazıları o dilin sahibi ülkeler tarafından yapılmış, bazısı da yer­li sanayinin taklitçiliğinden veya basitliğin­den dolayı yapılmıştır.

8-Ümmete gelen zayıflığın ve bazı şahıs­larda ortaya çıkan ruhsal yenilginin netice­sinden bazı cemaatları aşağılık kompleksi kaplamış ve İslam ümmetinin hiçbir başarı­sını, hiçbir hayrını görmez hale gelmişlerdir. Ne bir dirilişi, kendine gelmeyi, nede ıslah olup düzelmeyi beklemişler, nede düşün­müş­lerdir. Fakat düşmanlarında bunun aksini görmüşler ve bundan dolayı onların içinden biri olmayı veya onlara katılmayı istemişlerdir. Böylece kendilerine bir konum verenlerin yanında belki bir yere sahip olurlardı.

9-Bir de dünyada şehvetlerinden başka bir şey düşünmeyen insanlar vardır. Böyleleri her toplumda bulunur. Bundan dolayı bütün hedefleri şehvetleridir ve onun arkasında koştururlar. İslam düşmanları da hüküm sür­dükleri zamanlarda hazırladıkları imkanlarla ve yaydıkları düşüncelerle onları teşvik et­mişlerdi. Bu yapılanların hepsi tabi ki ümmeti zayıflatmak içindi. Zira şehvetlerinin peşinde koşanlar ümmetlerinin sahip olduğu öğretileri terk etmişler ve Mart ayındaki kediler gibi dünyaları peşinde koşmuşlardır.

10-Bir de her hangi bir öğretiye bağlı kal­mama her hangi bir gelenekle sınırla­mama görüşünde olanlar vardır. Bilakis dünya da genel uygulanan davranışlar olması gerektiğini hatta tek bir dil olmasını gerektiği görüşünde olanlar vardır. Bundan dolayı “Glo­ba­lizm” diye adlandırılan düşünceye ça­ğırırlar. Bununla da övünürler. Ve buna daha önceki sömürgelerinin çokluğundan veya hakimiyetlerini yaymak için şu anda işledikleri suçlardan dolayı dilleri daha çok yayılmış olan kişiler teşvikte bulunuyor.

İnanç, fikir, görüş, arzu, maslahat olarak farklı ve türlü bu gruplar içerisinden yine farklı farklı birlikler oluştu. Fakat bunlarıda başlıca iki gruba ayırmamız mümkün.

İlk olarak: İslami oluşumlar.

Bir çok İslami oluşum ortaya çıkmıştır. Asıl olan tek bir oluşumdan başkasının ol­ma­masıdır. Fakat ictihadlarda, görüş farklı­lık­la­rında ihtilaf olmuştur. Bazende ihtilaf liderliklerinden dolayı oluyordu maalesef. Her ha­lükar da İslami oluşumların çokluğu kalple­rin farklılaşmasını daha da arttırıyordu. İslami bilince sahip olanların bu noktaya, diğerlerin­den daha çok dikkat etmeleri ve İslami fikir sahiplerinin birliğine çalışmaları gerekir. Fa­kat vakıa bunun tam aksi. Belki de bencillik ve ön plana çıkma sevgisi bu ayrılıklarda ve farklılaşmada büyük rol oynuyor. Zira bazen bir alimin basit bir hatası veya dil sürçmesi olur. Rasulullah (s.a.v.)’in de dediği gibi: “Adem oğlunun hepsi hatalıdır. Hata edenle­rin en hayırlısı tevbe edenlerdir.”[1] Eğer bu hata veya sürçme alimlerden birinin dikkatini çekerse, zahmet edip kardeşini ziyaret etmesi ve konuyu onunla konuşması gerekir. Şüp­hesiz doğru sonuca ikisi birlikte ulaşacaklar­dır. Böylece kardeşlik ve sevgi olur. Bu tür konularda asıl olan da budur. Fakat olanlar ise bunun tam tersi, öyle ki böyle bir sürç­meyi gören şahıs sert uyarılar yazıyor ve hata sahibine basit denilemeyecek sert saldırılarda bulunuyor ve bunu gazetelerde, dergilerde yayınlıyordu. Sonra da bunu, yaptığı araştır­malarda temel kabul ediyordu. Böylece arala­rında, beklide bir daha görüşme gerçekleş­meyecek derecede nefret başlıyordu. Eğer ikisi farklı oluşumlardan iseler, bu oluşumla­rın birçok ferdi dedi kodularla ve saldırılarla, cevaplarla uğraşırdı. İşte bu da ihtilafı geniş­letir. Ayrılıkları da arttırır. Eğer iltizam sahibi, İslami bilinç ve düşünce sahibi Müslümanla­rın arasında böyle şeyler gerçekleşiyorsa, başkalarına ne dersin. Müslümanların buna dikkat etmeleri gerekir. Zira tüm gözler ken­dilerine çevrilidir. E ğer bir hataları ortaya çıkarsa bütün oklar kendilerine çevrilir. İçle­rinden her hangi bir alimin toplumun hepsi­nin odağı olduğu gibi. Eğer bir hataya düşer veya ondan bir sürçme sâdır olursa, direk­men ona saldırılır, hakkında sözler söy­lenir ve bu ezberlenilip, hep hatırlanır, artık unutulmaz. Aralarında ki düşünürlerinde on­lara düş­manlık yapmaktan geri durmaları gerekir. Bu yada şu oluşum arasında hiçbir fark yoktur. Bu yada şu âlim arasında da. Hepsi de düşmanın hedefidir. Hepsi de düşman önünde bir çukurun içindedirler. Bundan dolayı tek bir düşünce, fikir ve birlikle hepsinin tek bir güç olmaları gerekir.

Bu oluşumlar bünyelerinde, Allah’a, Ra­sulüne ve Rasulune indirmiş olduğuna iman eden, İslami proğrama bağlı, Kitaba ve Sünnete sarılmanın, bunun topluma uygu­lan­ma­sının zaruri olduğu görüşünde olan fertleri barındırır. Eğer bu tamamlanırsa, yürüyüş doğ­­ru, çalışmalar sağlıklı ve Allah’ın fazlı büyük olur.

İkinci olarak: İslami olmayan
oluşumlar.

Aynı şekilde, İslami olmayan başka olu­şumlar da ortaya çıktılar. Yani İslami proğ­ramın tatbik edilmesine ve ona bağlı kalmaya çağırmıyorlardı. Her ne kadar fertleri islama katılmış olsalarda. Baze bu oluşumlar saflarına kadınları da kabul ediyorlardı. İnanç yönüne bakmıyorlardı. Bu oluşumlardan ba­zıları ırkçı fikirlere davet ediyorlardı. Yani ta­as­su­bun bir türü olan ırkçılığa çağırıyorlardı. Ba­zı­larıda vatancılığı dile getiriyorlardı. Yani bu fikir akidelerine ve hangi kavme ait ol­duk­la­rına bakmaksızın –belki de farklı ka­vim­ler­dendirler- tek bir vatanın gölgesi al­tında yaşama esasına dayanıyordu.

Ayrıca, Kapitalizm, Sosyalizm ve Komi­nizm…vs. iktisadi temele dayanan olu­şumlar da vardı.

Belki de bazı oluşumlar aynı topraklarda belli bir bölge, örneğin şehir veya başka et­kenler üzerine, kendi bölgelerine ve nesilleri­nin menfeatine hizmet etmek hedefi ile ku­rulmuş olabilirler.

Bu İslam dışı oluşumlar, isimlerinin ve içeriklerinin farklılığına rağmen, akide konu­suna aldırış etmezler, onunla ilgilenmezler. Belki de ona karşı çıkıp onu tenkid ederler. Çünkü onların asıl önem verdiği şey şahısları kazanıp onları kendilerine katıp; böylece sa­yılarını arttırmak, menfeatlerini gerçekleş­tirme imkanı ve hedeflerine ulaşmaktır. Ço­ğunlukla hakimiyeti kurma ve hedefe ulaşma arzusunun oranı, menfeat sahiplerinin bu oluşuma katılımına yakın olur. Belki de bu oluşuma yönelimin hedefi, aralarında kadın­lar bulunduğu için şehvetini garantileme ar­zusudur. Bazen bu oluşumun fertleri arasında kadınların bulunmasının sebebi gençleri ken­dilerine çekmek ve saflarına katmaktır.

İslami olmayan oluşumların hedefi men­featlerini gerçekleştirmek, şehvetlerini garantilemek ve devlet içinde liderlik yada bir yerin sorumlusu olma konumuna gelmek, övgü ve methiyeler kazanmaktır.

İşte İslam ümmeti tek bir ümmet olma­sına rağmen, şehirleri parça parça, kalpleri ve fikirleri farklı, hedefleri ayrı nice gruplara ay­rılmışlardır. Bu ırk taassubuna çağırır. Diğeri vatancılık diye bağırır. Şu şöhrete ulaşmak için çalışır. O şehveti peşinde koşar. Falanca menfeatinden başka bir şey bilmez. Bu da he­defini gizler ve amacını saklar. Şu da her­kes varsa var olan, insanlar ne tarafa gitse; o da onlara uyar. Hiçbir hayır gelmez. Böyleleri tuzakçı ve tabi olma zihniyetindedirler. Tâbi olduğunun dilini, elbisesini taklid eder. Övü­ne­rek düşmanının dilini konuşur. Alçakça, her yerde dili ön plana çıkarır. Bu dil onun el­bisesinde de onunla beraberdir. Bunu da bir üstünlük ve kabul görme vesilesi zanne­der.

Allahu ekber, bunlar da adam mı?! Üm­metler

Böylelerinin varlığı ile yükselirmi, alçalır­mı?!!

Böylelerinin desteği ile medeniyet dirilti­lir mi yoksa silinir mi?

Böylelerinin eli ile şeref artarmı yoksa yok­mu olur?

Böylelerinin omzunda ümmet şaad mı olur yoksa bitermi?

Böylelerine güvenilirmi yoksa onlardan korkulur mu?

Böyleleri ahdi korurlarmı yoksa ihanet mi ederler?

Böyleleri kardeşleri ve ümmetlerinin ço­cukları ile mi beraberler yoksa taklit ettikleri ile mi?

Böyleleri sevdikleri ile beraberler ve onla­rın yolunda yürüyorlar.

Dikkat edin ey İslam ümmeti.


 



[1]    Tirmizi ve İbn Mâce rivayet etmiştir. Dârimi de Enes b. Ma­clik (r.a) yoluyla rivayet etmiştir.