Muhtelif - 5. Sayfa - Ummetkalpleri
ÜÇÜNCÜ DÖNEM
(İKİNCİ
DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA)
İster askeri isterse fikri bir sömürgecilik döneminin geçmesinden sonra, sömürgeciler bu dönemde de az olan gayretlerini, işgal ederek veya gezme bahanesi ile veya başka bir bahane ile girdikleri ülkelerdek hedeflerini gerçekleştirmek için sarf ettiler. Plan ve proğramlarında veya siyasetlerinde çabaladıkları asli hedefleri İslam evlatlarındaki manevi ruhu öldürmekti.
Bunu da şu çalışmalarla yaptılar.
a) Hristiyan batı toplumunun askeri ve teknik noktalardan sahip olduğu gücü sanki İslam ümmeti sahip olduğu inancı bırakıpta batı toplumunu taklit edip ona tabi olmadıkça kendilerine yetişemez gibi göstermek.
b) İslam Ümmetinin zayıflığının çok fazla olduğunu, öyle ki üzerinde olduğu hayat tarzına sarıldığı müddetçe dirilişi mümkün değil gibi göstermek.
c) Özgürlüğün, gelişmenin ve ilerlemenin en büyük etkeni sayılması. Ve bu hürriyet hayatın bütün yönlerini içerecekti. Örneğin: dilediğine ve seçtiğine inanması için insana izin veren din hürriyeti. Erkek olsun kadın olsun kişiye dilediğini giyme serbestliğini veren toplumsal özgürlük. Yani kadının örtüsünü çıkarıp açık ve her tarafını göstererek dışarıya çıkması kendisine heybet veren elbiseyi çıkarıp onu ahlaksız ve çirkin elbiselerle değiştirmek. Erkeklerle kadınların birbirlerine izin vermek. Ve bunun eğitimde, resmi dairelerinde, törenlerde, geziler de ve partiler gibi siyasi toplantılar da da yapılması.
Sömürgeciler ayrıca, Müslüman kadının, miras noktasında erkeklerle eşit olmasını isteyerek, bu farklılığı reddetmeleri için çalıştılar. O miras ki, İslam şeraiti onu, bir erkeğe iki kadının payı verilir diye sınırlamıştır. Sömürgecilerin ve içlerindeki sakladıkları intikamdan dolayı sömürgecilere benzeyenlerinde islama saldırmaları gibi. Çok evlilik hakkında ileri geri konuşup şeraite hücüm ettiler. Ayrıca boşanma hakkında da konuşup bu konularla ilgili de genelde cahili kadınları seçtiler. zehirli oklarını ilim ehline ve akidesine bağlı her müslümana çevirdiler. Zayıf şahsiyetlileri ve heva sahiplerini kendi taraflarına çekmek için alçakça kışkırtmalarda bulundular. Ve bunları yapar iken akidelerinden, bağlı oldukları ve üzerinde yürüdükleri İslami proğramdan uzaklaşıyorlardı.
d) Dil konusu. Her sömürgeci
kendi dilini eğitim proğramına katmayı zorunlu kıldı. Özelliklede ilköğretim
döneminde. Zira bu dönemdeki öğrenciler daha çocukluk dönemindedirler. Öyle
bir dönem ki genç çocuğun dilinde o dönemde aldığı her kelime yerleşir. Bunun
arkasındaki gizli hedef ise dillerinin yayılıp, böylece talebeleri onların
kitaplarını okuyabilme imkanı oluşturmadır. Böylece kendi fikirleri alınacak ve
başkalarının önünde anlatılacaktı. Böylece dil tamamen, ilim ve teknik dili
diye nakledilecek. Devlet adamları da kendi denklerine ve halka karşı övünecekler
ve iftihar edeceklerdir. Her sömürgeci işgal ettiği topraklarda kendi dilini
mecbur hale getirdi. Veya o ülkeye siyasi ve ikti
Sömürgenin üzerinden bir müddet geçince veya nüfuz sağlamanın üzerinden, zaman geçince; işgalciler ve tahakkum kuranlar istedikleri hedefleri gerçekleştirdiklerini gördüler. Çünkü ülke içerisinde birbirinden nefret eden ve ümmeti ayırıp, onu zayıflatan siyasi birliklikler oluşmuştu. Evet ayrıca düşmanlar için merkezler, heva ve hevesleri, menfeatlar peşinde koşmalar vardı artık. Taklitçi ve şehevi arzuları için çalışan taraftarlar vardı. Tabi ki sahip olduğu inançla diğerlerinden ayrı, proğramına bağlı, şahsiyetini koruyan ve dinini dünya karşılığında satmayan kesimlerde vardı.
Sömürgeciler gerçekleştirdiklerini ve ulaştıkları noktayı görünce sömürgelerinin sona ermesinin kendileri için daha faydalı olduğunu anladılar.
Çünkü;
İnanç, fikir, görüş, arzu, maslahat olarak farklı ve türlü bu gruplar içerisinden yine farklı farklı birlikler oluştu. Fakat bunlarıda başlıca iki gruba ayırmamız mümkün.
İlk olarak: İslami oluşumlar.
Bir çok İslami oluşum ortaya çıkmıştır. Asıl olan tek bir oluşumdan başkasının olmamasıdır. Fakat ictihadlarda, görüş farklılıklarında ihtilaf olmuştur. Bazende ihtilaf liderliklerinden dolayı oluyordu maalesef. Her halükar da İslami oluşumların çokluğu kalplerin farklılaşmasını daha da arttırıyordu. İslami bilince sahip olanların bu noktaya, diğerlerinden daha çok dikkat etmeleri ve İslami fikir sahiplerinin birliğine çalışmaları gerekir. Fakat vakıa bunun tam aksi. Belki de bencillik ve ön plana çıkma sevgisi bu ayrılıklarda ve farklılaşmada büyük rol oynuyor. Zira bazen bir alimin basit bir hatası veya dil sürçmesi olur. Rasulullah (s.a.v.)’in de dediği gibi: “Adem oğlunun hepsi hatalıdır. Hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.”[1] Eğer bu hata veya sürçme alimlerden birinin dikkatini çekerse, zahmet edip kardeşini ziyaret etmesi ve konuyu onunla konuşması gerekir. Şüphesiz doğru sonuca ikisi birlikte ulaşacaklardır. Böylece kardeşlik ve sevgi olur. Bu tür konularda asıl olan da budur. Fakat olanlar ise bunun tam tersi, öyle ki böyle bir sürçmeyi gören şahıs sert uyarılar yazıyor ve hata sahibine basit denilemeyecek sert saldırılarda bulunuyor ve bunu gazetelerde, dergilerde yayınlıyordu. Sonra da bunu, yaptığı araştırmalarda temel kabul ediyordu. Böylece aralarında, beklide bir daha görüşme gerçekleşmeyecek derecede nefret başlıyordu. Eğer ikisi farklı oluşumlardan iseler, bu oluşumların birçok ferdi dedi kodularla ve saldırılarla, cevaplarla uğraşırdı. İşte bu da ihtilafı genişletir. Ayrılıkları da arttırır. Eğer iltizam sahibi, İslami bilinç ve düşünce sahibi Müslümanların arasında böyle şeyler gerçekleşiyorsa, başkalarına ne dersin. Müslümanların buna dikkat etmeleri gerekir. Zira tüm gözler kendilerine çevrilidir. E ğer bir hataları ortaya çıkarsa bütün oklar kendilerine çevrilir. İçlerinden her hangi bir alimin toplumun hepsinin odağı olduğu gibi. Eğer bir hataya düşer veya ondan bir sürçme sâdır olursa, direkmen ona saldırılır, hakkında sözler söylenir ve bu ezberlenilip, hep hatırlanır, artık unutulmaz. Aralarında ki düşünürlerinde onlara düşmanlık yapmaktan geri durmaları gerekir. Bu yada şu oluşum arasında hiçbir fark yoktur. Bu yada şu âlim arasında da. Hepsi de düşmanın hedefidir. Hepsi de düşman önünde bir çukurun içindedirler. Bundan dolayı tek bir düşünce, fikir ve birlikle hepsinin tek bir güç olmaları gerekir.
Bu oluşumlar bünyelerinde, Allah’a, Rasulüne ve Rasulune indirmiş olduğuna iman eden, İslami proğrama bağlı, Kitaba ve Sünnete sarılmanın, bunun topluma uygulanmasının zaruri olduğu görüşünde olan fertleri barındırır. Eğer bu tamamlanırsa, yürüyüş doğru, çalışmalar sağlıklı ve Allah’ın fazlı büyük olur.
İkinci
olarak: İslami olmayan
oluşumlar.
Aynı şekilde, İslami olmayan başka oluşumlar da ortaya çıktılar. Yani İslami proğramın tatbik edilmesine ve ona bağlı kalmaya çağırmıyorlardı. Her ne kadar fertleri islama katılmış olsalarda. Baze bu oluşumlar saflarına kadınları da kabul ediyorlardı. İnanç yönüne bakmıyorlardı. Bu oluşumlardan bazıları ırkçı fikirlere davet ediyorlardı. Yani taassubun bir türü olan ırkçılığa çağırıyorlardı. Bazılarıda vatancılığı dile getiriyorlardı. Yani bu fikir akidelerine ve hangi kavme ait olduklarına bakmaksızın –belki de farklı kavimlerdendirler- tek bir vatanın gölgesi altında yaşama esasına dayanıyordu.
Ayrıca, Kapitalizm, Sosyalizm
ve Kominizm…vs. ikti
Belki de bazı oluşumlar aynı topraklarda belli bir bölge, örneğin şehir veya başka etkenler üzerine, kendi bölgelerine ve nesillerinin menfeatine hizmet etmek hedefi ile kurulmuş olabilirler.
Bu İslam dışı oluşumlar, isimlerinin ve içeriklerinin farklılığına rağmen, akide konusuna aldırış etmezler, onunla ilgilenmezler. Belki de ona karşı çıkıp onu tenkid ederler. Çünkü onların asıl önem verdiği şey şahısları kazanıp onları kendilerine katıp; böylece sayılarını arttırmak, menfeatlerini gerçekleştirme imkanı ve hedeflerine ulaşmaktır. Çoğunlukla hakimiyeti kurma ve hedefe ulaşma arzusunun oranı, menfeat sahiplerinin bu oluşuma katılımına yakın olur. Belki de bu oluşuma yönelimin hedefi, aralarında kadınlar bulunduğu için şehvetini garantileme arzusudur. Bazen bu oluşumun fertleri arasında kadınların bulunmasının sebebi gençleri kendilerine çekmek ve saflarına katmaktır.
İslami olmayan oluşumların hedefi menfeatlerini gerçekleştirmek, şehvetlerini garantilemek ve devlet içinde liderlik yada bir yerin sorumlusu olma konumuna gelmek, övgü ve methiyeler kazanmaktır.
İşte İslam ümmeti tek bir ümmet olmasına rağmen, şehirleri parça parça, kalpleri ve fikirleri farklı, hedefleri ayrı nice gruplara ayrılmışlardır. Bu ırk taassubuna çağırır. Diğeri vatancılık diye bağırır. Şu şöhrete ulaşmak için çalışır. O şehveti peşinde koşar. Falanca menfeatinden başka bir şey bilmez. Bu da hedefini gizler ve amacını saklar. Şu da herkes varsa var olan, insanlar ne tarafa gitse; o da onlara uyar. Hiçbir hayır gelmez. Böyleleri tuzakçı ve tabi olma zihniyetindedirler. Tâbi olduğunun dilini, elbisesini taklid eder. Övünerek düşmanının dilini konuşur. Alçakça, her yerde dili ön plana çıkarır. Bu dil onun elbisesinde de onunla beraberdir. Bunu da bir üstünlük ve kabul görme vesilesi zanneder.
Allahu ekber, bunlar da adam mı?! Ümmetler
Böylelerinin varlığı ile yükselirmi, alçalırmı?!!
Böylelerinin desteği ile medeniyet diriltilir mi yoksa silinir mi?
Böylelerinin eli ile şeref artarmı yoksa yokmu olur?
Böylelerinin omzunda ümmet şaad mı olur yoksa bitermi?
Böylelerine güvenilirmi yoksa onlardan korkulur mu?
Böyleleri ahdi korurlarmı yoksa ihanet mi ederler?
Böyleleri kardeşleri ve ümmetlerinin çocukları ile mi beraberler yoksa taklit ettikleri ile mi?
Böyleleri sevdikleri ile beraberler ve onların yolunda yürüyorlar.
Dikkat edin ey İslam ümmeti.
İslami Okul Okulların En Önemlisi