Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Üseyd B - İslami Bilgiler - Vahy - 7. Sayfa

ÜSEYD b. HUDAYR

Sakife Günü Kahramanı

İyilikleri atalarından miras aldı...

Babası Hudayr el-Ketaib, Evs'in lideri, cahi­liye dönemindeki Arapların önde gelenlerinin büyüklerinden ve güçlü savaşçılarındandı...

Şair onun için şöyle söylüyor:

"Eğer ölümler heybetli birinden kaçacak ol­salardı...

Kızıp, hiddetlendiği gün Hudayr'dan kor­kar­dı...

(Ölümü) gece onu gizleyinceye kadar ko­valardı...

Ondan kurtulmak için (ölüm) kendine hep rahat bir yer arardı..."

Üseyd, babasından mevkisini, cesaretini ve cömertliğini miras aldı. Müslüman olmadan önce Medine'nin liderlerinden, Arapların say­gınlarından ve mükemmel okçularındandı...

İslâm onu seçip, Aziz ve Hamid olan Allah­'ın yoluna hidâyet olunduğunda ve yüce İs­lâm'a ilk girenlerden biri olarak Allah'ın ve Re­sûlü'nün ensârı arasında yerini aldığı gün şe­refi ve izzeti daha da arttı.

 

 


Müslüman olduğu zaman İslâm'ı hızlı, kesin ve şerefliydi...

Resûlullah (s.a.v.) Birinci Akabe Biatı'nda İslâm üzere Peygamber'e biat eden ensârı öğretip eğitmesi ve başkalarını da Allah'ın di­nine davet etmesi için Medine'ye Mus'ab b. Ümeyr'i gönderdiğinde...

Üseyd b. Hudayr ve Sa'd b. Muâz kabilele­rinin liderleri olarak dinlerini yok eden yeni bir dini yaymak için Mekke'den gelen bu yabancı­nın durumunu konuşmak için bir araya geldi­ler...

Sa'd, Üseyd'e: "Git bu adamı kov!" dedi...

Üseyd mızrağını alarak, Medine'nin İslâm'a ilk giren liderlerinden Es'ad b. Zürâre'nin mi­safirliğinde bulunan Mus'ab'ın yanına gitti. Üseyd, Mus'ab ve Es'ad b. Zürâre'nin mecli­sinde Mus'ab b. Ümeyr'in onları Allah'a davet ettiği aydınlık kelimeleri dikkatle dinleyen bir insan topluluğu gördü.

Üseyd, kızgınlık ve hiddet içinde yanlarına geldi...

Mus'ab ona: "Oturup bizi dinleyebilir misin? Eğer hoşuna giderse kabul edersin, gitmezse sevmediğin şey için seni mecbur etmeyiz..."

 

 


Üseyd mertti... Aydın ve temiz yürekli bi­riydi. Öyle ki Medineliler ona "Kamil" lakabını vermişlerdi. Bu kendisinden önce babasının da lakabıydı.

Mus'ab'ın kendisini akla ve mantığa baş­vur­maya çağırdığını görünce, mızrağını yere saplayıp, Mus'ab'a: "Doğru söyledin. Neyin var­sa söy­le." dedi.

Mus'ab ona Kur'ân okumaya ve yeni dinin davasını açıklamaya başladı... Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ etmek ve bayrağını yaymakla emrolunduğu hak dini….

Bu mecliste bulunanlar diyorlar ki: "Vallahi, biz İslâm'ı Üseyd'in yüzünde o konuşmadan önce fark ettik... Aydınlık ve yumuşaklığından

 

 


Mus'ab daha sözünü bitirmeden Üseyd bü­yülenmiş bir şekilde bağırdı:

"Ne iyi ve ne güzel bir söz bu! Bu dine gir­mek istediğinizde ne yaparsınız?"


Mus'ab ona: "Elbiseni ve bedenini temizler­sin ve şehâdet getirirsin, sonra dua edersin."

Üseyd'in kişiliği güçlü, doğru ve netti. Yo­lunu bilir ve kesin iradesinin karşısında bir an bile tereddüt etmezdi...

Üseyd o andan itibaren geri dönmeksizin ve duraksamadan kalbinin kapılarını açtığı yeni dinle tanışmak için harekete geçti. Yıka­nıp temizlendi, sonra cahili günlerine veda edip İslâm'ını ilan ederek, âlemlerin Rabbi Al­lah'a secde etti...!

Sa'd'ın yanına döndü…

Daha yanına yaklaşmadan, Sa'd yanında­kilere: "Yemin ederim ki... Üseyd gittiği yüz­den farklı bir yüzle size geri döndü!" dedi.

Evet...

Hiddet, kızgınlık ve nefretle dolu bir yüzle gitti... Nur, rahmet ve sükûnetin kapladığı bir yüzle döndü!!...

Üseyd zekâsını kullanmaya karar verdi...

Biliyordu ki, Sa'd b. Muâz özünün saflığı, az­minin kararlılığı ve düşüncesinin sağlıklı oluşu bakımından kendisi gibiydi...

Ve yine İslâm'la onun arasında, Resû­lul­lah'ın elçisi Mus'ab b. Ümeyr'in kendi­lerine güzel bir şekilde okuyup açıklayacağı Allah kelamından kendisinin de duyması gere­kenden başka bir şey olmadığını biliyordu.

Fakat eğer Sa'd'a: "Ben müslüman oldum. Kalk sen de müslüman ol." derse, akıbeti be­lirsiz bir karşılık alabilirdi...

Öyleyse o zaman kendisine düşen, onu Mus'­ab'ın yanına götürüp, duyup görmesini sağ­layacak bir şekilde Sa'd'ın kızgınlığını hare­kete geçirmeliydi.

Fakat bu nasıl olacak...?

 

 


Mus'ab eskiden de Es'ad b. Zürâre'nin ya­nına misafir olurdu ve Es'ad b. Zürâre, Sa'd b. Muâz'ın teyzesinin oğluydu.

O zaman Üseyd, Sa'd'a şöyle dedi:

"Teyzenin oğlu olduğunu bildikleri hâlde Be­nî Hârise'nin Es'ad b. Zürâre'yi öldürmeye çıktıklarını duydum."

Sa'd kızgınlık ve hiddetle kalkıp mızrağını aldı. Es'ad'ın, Mus'ab'ın ve beraberlerinde olan müslümanların bulunduğu yere hızla gitti...

Meclise yaklaştığında ne gürültü, ne de bir kargaşa bulmadı. Aksine Allah'ın âyetlerini huşû içinde okuyan Mus'ab b. Ümeyr'i büyük bir dikkatle dinleyen sessiz bir cemaatle kar­şılaştı.

 O zaman Üseyd'in, bu meclise gitmesini sağlayıp İslâm'ın sefiri Mus'ab b. Ümeyr'in söy­lediklerini işitmesi için yaptığı hileyi anladı.

Üseyd'in arkadaşına ilişkin düşüncesi doğru çıktı ve Sa'd duyar duymaz Allah onun yüre­ği­ni İslâm'a açtı. Hemen ışık hızıyla yerini mü'min­lerin arasında aldı...!!

Üseyd kalbinde ve aklında sağlam ve ay­dınlık bir iman taşıyordu.

İmanı ona kendisini daima güvenilir biri kılan sağlam anlayış ve halimlik kazandırı­yordu.

Benî Müstalik Savaşı'nda Abdullah b. Übey'in kini uyandı ve çevresinde bulunan Me­dinelilere şöyle seslendi:

"Onları beldenize aldınız ve onlarla malları­nızı paylaştınız... Allah'a yemin ederim ki, el­lerinizdekileri onlara vermeseydiniz, beldeniz­den bir başka yere giderlerdi.

Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye döndü­ğümüzde aziz olanlar, zelil olanları oradan çı­karacaktır…"

Yüce sahâbî Zeyd b. Erkam bu kelimeleri, bu ateşten münafık zehirleri duydu. Bunu Re­sûlullah (s.a.v.)'e haber vermesi gereki­yordu.

Resûlullah (s.a.v.) buna çok üzüldü. Üseyd ile karşılaşınca Peygamber (s.a.v.) ona şöyle dedi:

"Arkadaşınızın ne dediğini duymadın mı...?"

Üseyd: "Hangi arkadaş ey Allah'ın elçisi." Re­­sûlullah: "Abdullah b. Übey."

Üseyd: "Ne demiş?"

Resûlullah: "Medine'ye dönersek aziz olanın zelil olanı oradan çıkaracağını iddia ediyor."

Üseyd: "Vallahi, ya Resûlullah! İnşallah sen aziz, o da zelil olarak onu çıkartırsın..."

Sonra Üseyd şöyle dedi:

"Ya Resûlullah! Ona acı. Allah'a şükür ki, seni bize gönderdi. Yoksa kavmi onu Medi­ne'ye kral olarak taçlandırmak için ona bon­cuklar diziyordu. O İslâm'ın, krallığını elinden al­dığına inanıyor... "

Bu sakin, derin, dengeli ve açık düşünce­siyle Üseyd daima meseleleri hemen ve keskin bir zekâyla çözerdi...

Resûlullah (s.a.v.)'in vefatının hemen ar­dından Sakife gününde başlarında Sa'd b. Ubâde olarak, ensârdan bir grup halifeliği en çok onların hak ettiklerini ilan ettiklerinde, tartışma uzamış ve münakaşa şiddetlenmişti. Bildiğimiz gibi ensârın büyük liderlerinden biri olan Üseyd'in tutumu durumu kontrol altına almada oldukça etkindi. Sözleri, yönelişleri sınırlandırmada sabah aydınlığı gibiydi.

Üseyd kavminden olan ensâr grubuna şöyle hitap etti:

"Biliyorsunuz ki... Resûlullah (s.a.v.) mu­ha­cirlerdendi... Öyleyse halifesi de muhacir­ler­den ol­malıdır... Bizse Resûlullah (s.a.v.)'in en­sâ­rıydık. Bugün ise halifesinin ensârı olma­mız ge­rekir..."

Sözleri ortama serinlik ve selâmet getirdi.

 

 


Üseyd b. Hudayr (r.a.) ibadet eden, ya­ka­ran, ruhunu ve malını iyilik yolunda harca­yan biri olarak yaşadı. Resûlullah (s.a.v.)'in ensâra olan vasiyetini kendine gaye edinmişti!

"Benimle havuzun başında buluşuncaya ka­dar sabredin."

Dindarlığı ve ahlâkıyla Ebû Bekir es-Sıd­dîk'ın sevgi ve saygısının odağıydı. Onun için aynı mer­tebe ve mevki Emirü'l-mü'minin Ömer (r.a.)'ın kalbinde ve tüm sahâbenin yü­reklerinde vardı.

Kur'ân okurken onun sesini dinlemek asha­bın üzerinde titrediği büyük ganimetlerden bi­riydi.

O huşû dolu berrak ve aydınlık ses ki Re­sûlullah (s.a.v.) bir gece meleklerin onu dinlemek için indiklerini haber vermişti...

Hicretin yirminci yılının şaban ayında, Üseyd öldü...

Emirü'l-mü'minin Ömer onun naaşını omu­zunda taşıyabilmek için her şeyi red­detti...

...Ve Bakî mezarlığının toprakları altına sa­hâbîler büyük bir mü'minin cesedini göm­dü­ler.

Medine'ye, onun menkıbelerini zikrederek ve Resûlullah (s.a.v.)'in onun için söylediği şu sözü söyleyerek döndüler:

"Üseyd b. Hudayr... Ne güzel adamdır..."