8- ALLAH’IN İNSANA İHSAN ETTİĞİ - Yeryuzuefendisi - 8. Sayfa
8- ALLAH’IN İNSANA İHSAN ETTİĞİ
NİMETLERDEN
“Size kendisinden istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. Bunun-la beraber Allah (c.c.)’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız.” [1]
Allah (c.c.)’ın yeryüzündeki halifesi olan insan, kainatın en değerli meyvesi ve en büyük neticesidir. Bundan dolayı, yaratıcısı ve tek sahibi olan Allah (c.c.)’ın katında da çok kıymetlidir. Buna karşılık yaratılışı yönüyle çok zayıf, aciz, her şeye muhtaç ve kişiliğine zıt olan her şeyden acı duyan bir yapıya sahiptir. Kendi gücüyle, yaşamı için gerekli olan en küçük bir şeyi bile elde edemeyecek kadar yardıma ve rahmete muhtaçtır.
İşte bu özellikleriyle insan, dünyada, yeni doğacak bir çocuğa benzer. Mesela, bir anne-baba tarafından, dünyaya gelecek zayıf ve güçsüz çocukları için, o daha doğmadan, yatağından oyuncağına, biberonundan emziğine ve üç-dört yaşına kadar giyeceği elbisesinden ayakkabısına kadar her şeyi eksiksiz hazırlanır. Bütün bunların sebebi, o zayıf ve güçsüz olan çocuğun dünyaya geldikten sonra eli hiçbir şeye yetmeyeceği için hayata dair sıkıntı çekmeden, rahat yaşaması içindir.
İşte aynen bunun gibi yüce yaratıcı da daha insanı dünyaya göndermeden; ‘RAHMAN, RAHİM, REZZAK, KERİM ve LATİF’ gibi isimlerinin gereği olarak, dünyada yaşamını devam ettirebilmesi ve rahat yaşayabilmesi için gerekli olan her çeşit nimeti, sınırsız derecede fakir ve aciz olan insanın önüne bir
sofra gibi sermiştir. Güneşi, ayı ve yıldızlarıyla gökyüzünü; dağları, ovaları, karaları, denizleri, ormanları, yolları, madenleri, elementleri, bitkileri, hayvanları ve milyarlarca çeşit varlıklarıyla yeryüzünü ona boyun eğdirmiş ve itaat ettirmiştir.
“O yeri sizin için itaatkar kılandır; artık onun omuzlarında yürüyün ve Allah (c.c.)’ın rızkından yiyin. Dönüş ise ancak onadır.” [2]
“O ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gök-ten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah'a eşler koşmayın.” [3]
“Şimdi insan yiyeceğine baksın! Şüphesiz “ ki biz, suyu bol bol döktük. Sonra yeri güzelce yardık. Böylece orada size ve hay-vanlarınıza bir fayda olmak üzere ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayır-lar bitirdik.” [4]
Evet bütün bunlardan anlıyoruz ki, Cenab-ı Hak, gezegenleri, Güneş’in etrafında; elektronları, atomun çekirdeğinin etrafında ve müminleri Kabe’nin etrafında döndürdüğü gibi, kainattaki canlı-cansız, şuurlu-şuursuz bütün varlıkları da insanın etrafında döndürmektedir. Bu şekilde ihtiyaç duyduğu maddi-manevi her türlü nimet ona anında ulaştırılmaktadır. Bu yüzden Allah (c.c.)’ın insana ihsan ettiği maddi-manevi nimetlerini saymaya hiçbir beşerin gücü yetmez. Mesela, sadece Güneş’in hiç ara vermeden her gün bir lamba gibi üzerimize doğan büyük bir nimet olduğunu görüyoruz ve biliyoruz, ancak yeryüzünün her bir zerresine yansıyan ısısının ve ışığının yeryüzünde varolan ne kadar nimetin ve ne kadar rahmetin meydana gelmesine vesile olduğunu aklımız idrak edemiyor. Ve kainatta insan için yaratılan diğer nimetleri de bununla kıyaslarsak, Allah (c.c.)’ın insana ihsan ettiği nimetlerin sayısını ve özelliklerini sadece kendisi bilir ve “Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız, sayamazsınız.” ayeti açık bir şekilde ifade eder.
Evet, buraya kadar, kısaca Allah (c.c.)’ın insana kainatta bahşettiği insanın dışında kalan nimetlerden bahsettik. Aslında insana bahşedilen en büyük ve en güzel nimetler onun kendisindedir. Mesela, insanın, cansız ve şuursuz bir varlık ya da hayvan değil de insan olması, yaşaması, sağlıklı olması, düşünebilmesi, sevebilmesi, merhamet edebilmesi, korkması, işitmesi, görmesi, hissetmesi, konuşması ve bunlar gibi insanı insan yapan ve onu diğer varlıklardan ayıran tüm özellikleri hep Allah (c.c.)’ ın ona ihsan ettiği nimetlerdendir. Bunların içerisinde insana verilen en büyük nimet ise hayattır. Çünkü hayat her şeyin başı ve özüdür. Hayat olmadığı takdirde insanın cansız varlıklardan hiçbir farkı kalmaz. Düşünemeyen, konuşamayan, görmeyen, yürüyemeyen, en kötüsü de kainatta meydana gelen herhangi bir olay karşısında hiçbir şey hissetmeyen adeta taş gibi bir madde yığını haline gelir. Bu yüzden hayat vücudun nurudur. O olunca vücut aydınlanır ve gerçek manasını bulmuş olur.
İnsana bahşedilen büyük nimetlerden biri de -eğer müminseimanıdır. İman, Cenab-ı Hak tarafından insanın kalbine yerleştirilen bir nurdur. Hayat ile imanın insanın üzerindeki etkileri hemen hemen aynıdır. Hayat nasıl ki, maddi anlamda bedeni canlı tutuyorsa, iman da manevi anlamda ruhu canlı tutar.
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi dave ettiği zaman, Allah (c.c.)’a ve Rasulüne icabet edin!..” [5]
Bunların yanında sağlık ve afiyet de insana bahşedilen büyük nimetlerdendir. Bu konuda Efendimiz (a.s.m.) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
“İnsanların kıymetini bilmediği iki nimet vardır. Bunlardan biri sıhhat, diğeri boş vakittir.”
Ve son olarak Cenab-ı Hakk’ın, Hz. Adem’den bu güne kadar gelen ve kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlara ve cinlere bahşettiği en büyük nimet ise Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. MUHAMMED Aleyhissalatu Vesselam’dır.
Kainatın sahibi, koca kainattaki onlarca gezegen arasından dünyayı; dünyadaki sayısız varlıklar arasından insanı seçmiş ve ona büyük bir makam ve değer vermiştir. Aynen bunun gibi insanlar arasından da, isimlerini ve sıfatlarını en iyi şekilde tanıyan ve kendilerini iman ve teslim ile O’na sevdiren gerçek insanları, yani, peygamberleri, alimleri ve salihleri seçip kendisine dost ve muhatap ederek onlara ikram etmiştir. Ve bu kıymetli dostlarından da, onların ve bütün insanların imamı ve en şereflisi olan Hz. Muhammed Aleyhissalatu Vesselam’ı seçerek Onu Alamlere Rahmet kılmıştır. O, başta müminler olmak üzere bütün insanlara Allah (c.c.) tarafından ihsan edilen en büyük nimettir. Çünkü O (c.c.), peygamberliğiyle; “Sen olmasaydın, en olmasaydın, bu alemi alemi yaratmazdım.” ifadesinde geldiği gibi insanlara dünyanın kapısının açılmasına vesile olduğu gibi; kulluğuyla da kıyamette ümmetine cennetin kapılarının açılmasına sebep olacaktır. Bu konuyla ilgili uzun bir hadiste O (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Ben Kıyamet günü âdemoğlunun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (Açıklayayım:) Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve tâkat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: "İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?" demeye başlarlar. Birbirlerine: "Babanız Âdem var!" derler ve ona gelerek: "Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. (Bütün isimleri sana öğretti). Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. (Allah katında itibarın, makamın var.) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?" derler. Âdem aleyhisselâm da: "Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken, Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa âsi oldum. (Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter). Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin, Nûh aleyhisselam'a gidin!" diyecek… ( Ve bu şekilde Hz. Muhammed’e gelene kadar insanlar bütün peygamberlerden aynı cevabını alacaklar.)
(Ve en sonunda) insanlar Muhammed aleyhissalâtu vesselâm'a gelecekler, ve:
"Ey Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin, bütün pey-gamberlerin sonuncususun. Allah seni geçmiş-gelecek bütün günah-larını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler.
Bunun üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh u senâları benim için açacak (Ben onlarla Rabbime medh u senâlarda bulunacağım). Sonra: "Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep et! Şefaatin yerine getirilecek!" denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: "Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!" diyeceğim. Bunun üzerine: "Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar di-ğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!" denilecek." Resûlullah sonra şöyle buyurdular: "Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesâfe Mekke ile Hecer arasındaki veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır."
Evet, ahirette müminlere cennetin kapısını açacak tek zat
O (a.s.m.)’dur. İşte bu yüzden insanlara bahşedilen nimetlerin en güzeli O (a.s.m)’dur. Ayrıca O (a.s.m.), kendi zamanında yaşayan İnsanlara saadet asrını yaşatmış ve o günden bu güne kadar gelmiş ve kıyamete kadar gelecek olan müminler de o saadetten nasiplerini almışlar ve alacaklardır.
“Halbuki sen onların içinde iken Allah (c.c.) onlara azab edecek değildi.” [6]
İşte insana ihsan edilen bütün bu nimetlerden sonra onun Allah (c.c.)’a iman edip, O’nu tanımaya çalışarak ve bütün sevgisini O’na yönelterek bütün varlığıyla şükretmesi gerekir. Çünkü şükür nimetin devamına ve çoğalmasına vesiledir. Ayrıca şükür Allah (c.c.)’a yapılan kulluğun en güzel şeklidir. Bu yüzden Allah (c.c.) insana bahşettiği sınırsız güzelliklere karşı ondan sadece şükür istemektedir. Şükrün en güzel şekli ise namazdır. Namaz kılan bir mümin Allah (c.c.)’ın ona ihsan ettiği nimetlere karşı şükrünü eda etmiş sayılır. Son olarak şunu da belirtmeliyiz ki, şükretmek de -şekli nasıl olursa olsunAllah (c.c.)’ın insana bahşettiği nimetlerden biridir.
“O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.” [7]
İslami Okul Okulların En Önemlisi