12-AHİRETE İMANIN TOPLUM - Yeryuzuefendisi - 12. Sayfa
12-AHİRETE İMANIN TOPLUM
HAYATINA ETKİLERİ
Geçtiğimiz konuda imanın, Cenab-ı Hakkın insanın kalbine koyduğu bir nur olduğundan bahsetmiştik. Dolayısıyla iman, Cenab-ı Hak ile kulu arasında da manevi bir bağdır.
Bu sebeple, insanın sahip olduğu bütün güzel ahlakın kaynağı da odur.
Evet, huzurlu ve mutlu bir toplum ancak güzel ahlaklı kişilerden oluşur. Bu sebepten dolayı iman insanın şahsi hayatını nuruyla aydınlattığı gibi, aynı şekilde sosyal hayatını da aydınlatır. Bulunduğu yerde her zaman için huzuru ve sukuneti sağlar. Zira insanın yapısı muhteşem saray gibi bir binaya benzer. O binanın temelleri ise imanın esaslarıdır. Eğer o esaslar insanın ruhuna tam oturtulmazsa, ruh çöküntü yaşar. Bu da insanın hem şahsi hayatını, hem de toplumsal hayatını tam anlamıyla tahrip eder. Bu yüzden insanın, bütün ilimlerden önce öğrenmesi gereken ilim ve bütün mesleklerden önce kazanması gereken meslek, iman ilmi ve iman mesleğidir. İnsan, imanı ve imanın esaslarını tanımadıkça gerçek huzuru yakalayamaz. Evet, biz burada sadece imanın esaslarından biri olan ahirete imanın, insanın şahsi ve toplumsal hayatına ne gibi etkileri vardır, faydaları nelerdir? gibi bazı önemli fonksiyonlarından bahsedeceğiz. Şöyle ki:
Ölümden sonraki dirilişle beraber, sonsuz bir hayata inanmaktan ibaret olan ahiret inancı; insanın şahsi ya da toplumsal hayatında, aradığı bütün huzur ve mutluluklarının kaynağı ve tek şartıdır. Bunun toplumdaki yüzlerce kanıtından sadece birkaç tanesi şunlardır:
Dünyada yaşayan altı milyar kadar insanın yaklaşık olarak dörtte birini çocuklar oluşturur. Çocuklar hayat yönünde çok hassas oldukları için ancak ahiret imanıyla insana ait kabiliyetleri kazanabilirler. Ve ancak bu şekilde sağlam bir kişiliğe sahip olabilirler. Ölüme karşı bakış açıları değişir; ölümü düşündüklerinde korku yerine rahatlık hissederler. Mesela; çevresindeki kendi gibi küçük çocuklardan birinin ölmesiyle müteessir olan zayıf bünyesi, ahirete iman fikrinin ona aşılanmasıyla güç kazanır ve ölen kardeşinin cennete gidip, kendisinden daha güzel yaşadığını ve her istediğinin ona verildiğini düşünerek rahatlar ve kalbinde cennete karşı bir özlem duymaya başlar. Aksi takdirde eğer çocuklara ahirete iman fikri verilmezse; onların geleceğe dair arzuları ve ümitleri kırılır. Ölüme karşı korku ve endişeyle bakarlar ve başlarını, yaşadıkları küçük alemlerine gömerek bir ömür boyunca, ölümden kaçmaya çalışırlar. Ve böylece hem gayesiz hem de verimsiz bir insan olarak toplumun başına bela olurlar.
Ve toplumun yine dörtte birini de çocuklar gibi, yaşlılar oluşturur. Yaşlılar, genellikle, yaşamlarının son devresinde oldukları için kendilerini ölüme çok yakın hissederler. Uzun bir ömür boyunca içinde yaşadıkları dünya aleminin kapılarının kendilerine kapanacağını düşünerek müteessir olurlar. Ve kendilerini; yaşamları süresince hep üzerinde yürüdükleri toprağın içine girmeye yakın gördükleri için daha ölmeden, manevi bir azap duyarlar. İşte toplumdaki yaşlıların yüzde doksanının sahip olduğu, bu manevi sıkıntılara karşı onlara teselli verecek tek düşünce ahirete iman düşüncesidir. Yani; dünyada yaşlı olmalarına rağmen, sonsuz bir hayatta, sonsuz bir gençliğin ve sıkıntısız bir huzurun kendilerini beklediğini düşünmeleri, onlara; kendilerine çok yakın gördükleri ölüme karşı teselli ve rahatlık verir. İçten içe bir rahatlık hissederler ve ümitsizlikleri kaybolur.
Toplumun üçte birini oluşturan gençlere de, ahiret inancı aşılanmalıdır. Çünkü onlar, arzu ve heveslerinin doruğunda oldukları için, topluma, telafisi olmayan zararlar verebilirler. Zaten ahiret inancını kaybeden gençlerin çok olduğu toplumlarda her yönden ahlaki çöküş yaşanmaktadır. Hırsızlık, gasp, fuhuş, adam öldürme, ebeveynin hak ve hukukuna hürmet göstermeme ve toplumu dejenere eden diğer bütün ahlaksızlıkların sebebi, o toplumda yaşayan gençlerin ahiret inancını bilmemeleri ve cehennem azabını düşünmemelerinden kaynaklanmaktadır. Daha yaşlanmadan ölen geçlerin yüzde doksanının ölüm sebebi, ya aşırı alkol, ya uyuşturucu, ya intihar, ya da taşkınlıklarının sonucunda öldürülmedir. O gençler bu halleriyle kendi hayatlarını yıkıma uğratırken, toplumun hayatını da zedelemektedirler. Bu yüzden gençlere ahirete iman fikri verilmeli ve daima cehennem azabı hatırlatılmalıdır. Ancak bu şekilde gençler akıllarını başlarına alırlar ve herhangi bir taşkınlığı yapacakları zaman; kimse görmese de, her hallerinde Cenab-ı Hakk’ın kendilerini gördüğünü ve sonunda cehennem gibi bir zindana atılacaklarını düşünürler ve böylece toplumu tahrip yerine, tamir etmeye çalışırlar.
Toplumun büyük bir kısmını da hastalar, musibetzedeler ve mazlumlar oluşturur. Eğer ahiret inancı, zor durumdaki bu insanların imdadına yetişmezse, her an, başlarındaki hastalığın, musibetlerin ve zalimlerin ağır yükü dünyayı onlara zindan eder ve hayatı işkenceli bir azaba çevirir. Çünkü, hastalığından dolayı hep tedirgin olduğu ölümün, karşısına dikilmesi; başına gelen herhangi bir musibetin, her şeyini elinden alması ve başındaki zalimlerden canını, malını ve evladını koruyamaması gibi haller gerçekten insan için olağanüstü kötü hallerdir. Bu haldeki bir insan için eğer ahiret inancı olmasaydı, boşu boşuna sıkıntı çekmiş olmakla birlikte dünyanın herhangi bir gayesi olmayacak ve zalimlerin gurur ve kibirle işledikleri zulümler de yanlarına kar kalacaktı. Fakat ahiret inancıyla hasta, hastalığının geçici olup, karşılığında büyük mükafatların kendini beklediğini; musibetzede, başına gelen dünyevi musibetlere karşı sonsuz bir rahatlığa kavuşacağını; mazlum ise, kendine zulmeden zalimlerin, nihayetinde cezalarını bulacaklarını ve dünyada kaybettiklerine karşılık, ahirette dagüzellerinin, Cenab-ı Hak tarafından kendine verileceğini düşünerek, ruh alemi genişler, hayata sarılır ve dünya sıkıntılarıyla daha cesurca mücadele edebilir.
Ve toplumun saadetini etkileyen en büyük etken aile saadetidir. Çünkü aile, toplumun temelini oluşturur. Eğer bir toplum, temelden huzuru ve saadeti bulamazsa, o toplum, zaman geçtikçe her kafadan bir ses çıkan, düzensiz ve sonucunda yıkılmaya mahkum bir hale gelir. Bu sebeple öncelikle ailelerin her ferdinin kalbine ahiret inancı yerleştirilmelidir ki, o aile için, içinde yaşadıkları evleri küçük bir cennet şeklini alsın. Mesela; Allah’ın ahiretteki gazabından korkan çocuklar kesinlikle anne-babasının hukukunu çiğnemez. Çünkü Cenab-ı Hak onların hakkında şöyle buyurmuştur:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi se-nin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.
Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et.” [1]
İşte ahiret inancına sahip her insan Rabbinin bu emirlerini dinler; böylelikle hem ebeveynini mutlu ve razı etmiş olur, hem de kendisi, ömrünü huzurla geçirir. Ayrıca çocuk-ları için her şeyini feda edebilecek kadar şefkate ve mer-hamete sahip olan anne-babalar, ahirete iman düşüncesiyle, on-ları cehennemden uzaklaştırmak için, daima yol gösterirler. Kar-deşler birbirlerinin haklarını ihlal etmezler; ebedi alemde de-vam edecek olan, ebedi kardeşlik için ömür boyu birbirleri-ne destek olurlar. Böylelikle ailedeki her ferdin hem birbirlerine muhabbetleri ve yakınlıkları artar, hem de hakiki sevgiye, hakiki şefkate ve hakiki hürmete sahip oldukları için ahlaken yükselirler ve gerçek aile saadetini bulurlar.
Böylece toplum da aradığı saadete kavuşmuş olur. Çünkü her şehir, her memleket, her vatan, içinde yaşayan halkının evidir. Eğer ahirete iman prensipleri o büyük ailelerde de hükmetmezse, toplum fesada uğrar. Samimiyetin yerini menfaat, faziletin yerini sahtekarlık, fedakarlığın yerini bencillik, ihlasın yerini riyakarlık, dostluğun ve kardeşliğin yerini kin ve düşmanlık, helal rızkın yerini faiz ve rüşvet alır, böylece toplum hayatı zehirlenir ve o toplumdaki çocuklar ümitsizliğe, gençler taşkınlığa, güçlüler zulme, ihtiyarlar ise ağlamaya başlarlar.
Bu sebeple toplumun her ferdine ahirete iman prensipleri aşılanmalıdır. Çocuklara cennet sevgisi, gençlere cehennem korkusu, zalimlere Allah’ın ahiretteki şiddetli azabı, ihtiyarlara ise ebedi bir gençlikle birlikte hiç bitmeyecek, sonsuz bir mutluluğun onları beklediği anlatılmalıdır. Ancak bu şekilde toplum gerçek huzura kavuşur . Zaten iki alemin mutluluğunun sebebi de sadece imandır.
“İlahınız bir ek ilahtır. Fakat ahirete iman etmeyenlerin kalp-leri inkarcıdır ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.” [2]
İslami Okul Okulların En Önemlisi