Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

12-AHİRETE İMANIN TOPLUM - Yeryuzuefendisi - 12. Sayfa

 

12-AHİRETE İMANIN TOPLUM

HAYATINA ETKİLERİ

 

 Geçtiğimiz konuda imanın, Cenab-ı Hakkın insanın kalbine koyduğu bir nur olduğundan bahsetmiştik. Dolayısıyla iman, Cenab-ı Hak ile kulu arasında da manevi bir bağdır.

Bu sebeple, insanın sahip olduğu bütün güzel ahlakın kaynağı da odur.

 Evet, huzurlu ve mutlu bir toplum ancak güzel ahlaklı kişi­lerden oluşur. Bu sebepten dolayı iman insanın şahsi hayatını nuruyla aydınlattığı gibi, aynı şekilde sosyal hayatını da aydınla­tır. Bulunduğu yerde her zaman için huzuru ve sukuneti sağlar. Zira insanın yapısı muhteşem saray gibi bir binaya benzer. O binanın temelleri ise imanın esaslarıdır. Eğer o esaslar insanın ruhuna tam oturtulmazsa, ruh çöküntü yaşar. Bu da insanın hem şahsi hayatını, hem de toplumsal hayatını tam anlamıyla tahrip eder. Bu yüzden insanın, bütün ilimlerden önce öğren­mesi gereken ilim ve bütün mesleklerden önce kazanması ge­reken meslek, iman ilmi ve iman mesleğidir. İnsan, imanı ve imanın esasla­rını tanımadıkça gerçek huzuru yakalayamaz. Evet, biz burada sadece imanın esaslarından biri olan ahirete imanın, insanın şahsi ve toplumsal hayatına ne gibi etkileri var­dır, faydaları nelerdir? gibi bazı önemli fonksiyonlarından bah­sedeceğiz. Şöyle ki:

 Ölümden sonraki dirilişle beraber, sonsuz bir hayata inan­maktan ibaret olan ahiret inancı; insanın şahsi ya da toplumsal hayatında, aradığı bütün huzur ve mutluluklarının kaynağı ve tek şartıdır. Bunun toplumdaki yüzlerce kanıtından sadece bir­kaç tanesi şunlardır:

 Dünyada yaşayan altı milyar kadar insanın yaklaşık olarak dörtte birini çocuklar oluşturur. Ço­cuklar hayat yönünde çok hassas oldukları için ancak ahiret imanıyla insana ait kabiliyet­leri kazanabilirler. Ve ancak bu şekilde sağlam bir kişiliğe sahip olabilir­ler. Ölüme karşı bakış açıları değişir; ölümü düşündükle­rinde korku yerine rahatlık hissederler. Mesela; çevresindeki kendi gibi küçük çocuklardan birinin ölmesiyle müteessir olan zayıf bünyesi, ahirete iman fikrinin ona aşılanmasıyla güç kaza­nır ve ölen kardeşinin cennete gidip, kendisinden daha güzel yaşadı­ğını ve her istediğinin ona verildiğini düşünerek rahatlar ve kalbinde cennete karşı bir özlem duymaya başlar. Aksi tak­dirde eğer çocuklara ahirete iman fikri verilmezse; onların gele­ceğe dair arzuları ve ümitleri kırılır. Ölüme karşı korku ve endi­şeyle bakarlar ve başlarını, yaşadıkları küçük alemlerine göme­rek bir ömür boyunca, ölümden kaçmaya çalışırlar. Ve böylece hem gayesiz hem de verimsiz bir insan olarak toplumun başına bela olurlar.  

 Ve toplumun yine dörtte birini de ço­cuklar gibi, yaşlılar oluşturur. Yaşlılar, genellikle, yaşamlarının son devresinde ol­dukları için kendilerini ölüme çok yakın hissederler. Uzun bir ömür boyunca içinde ya­şadıkları dünya aleminin kapılarının kendilerine kapanacağını düşü­nerek müteessir olurlar. Ve ken­dilerini; yaşamları süresince hep üze­rinde yürüdükleri toprağın içine girmeye yakın gördükleri için daha ölmeden, manevi bir azap duyarlar. İşte top­lumdaki yaşlıların yüzde doksanının sahip olduğu, bu manevi sıkıntılara karşı onlara teselli verecek tek dü­şünce ahirete iman düşüncesidir. Yani; dünyada yaşlı olma­larına rağ­men, sonsuz bir hayatta, sonsuz bir gençli­ğin ve sıkın­tısız bir huzurun kendilerini beklediğini düşünmeleri, onlara; kendile­rine çok yakın gördükleri ölüme karşı teselli ve rahatlık verir. İçten içe bir rahatlık hissederler ve ümitsizlikleri kaybolur.

Toplumun üçte birini oluşturan gençlere de, ahiret inancı aşılanmalıdır. Çünkü onlar, arzu ve he­veslerinin doruğunda oldukları için, topluma, telafisi olmayan zararlar verebilirler. Zaten ahiret inancını kaybeden gençlerin çok olduğu toplum­larda her yönden ahlaki çöküş yaşan­maktadır. Hırsızlık, gasp, fuhuş, adam öldürme, ebeveynin hak ve hukukuna hürmet gös­termeme ve toplumu dejenere eden diğer bütün ahlaksız­lıkların sebebi, o toplumda yaşayan gençlerin ahiret inancını bil­memeleri ve cehennem azabını düşün­memelerinden kay­naklanmaktadır. Daha yaşlanmadan ölen geçlerin yüzde dok­sanının ölüm sebebi, ya aşırı alkol, ya uyuşturucu, ya intihar, ya da taşkınlıklarının sonucunda öldürülmedir. O genç­ler bu halle­riyle kendi hayatlarını yıkıma uğratırken, toplumun hayatını da zedelemektedirler. Bu yüzden gençlere ahirete iman fikri veril­meli ve daima cehennem azabı hatırlatılmalıdır. An­cak bu şe­kilde gençler akıllarını başlarına alırlar ve herhangi bir taşkınlığı yapacakları zaman; kimse görmese de, her halle­rinde Cenab-ı Hakk’ın kendilerini gördüğünü ve sonunda cehennem gibi bir zindana atılacaklarını düşünürler ve böylece top­lumu tahrip ye­rine, tamir etmeye çalışırlar.

Toplumun büyük bir kısmını da hastalar, musibetzedeler ve mazlumlar oluşturur. Eğer ahiret inancı, zor durumdaki bu in­sanların imdadına yetişmezse, her an, başlarındaki hastalığın, musibetlerin ve zalimlerin ağır yükü dünyayı onlara zindan eder ve hayatı işkenceli bir azaba çevirir. Çünkü, hastalığından dolayı hep tedirgin olduğu ölümün, kar­şısına dikilmesi; başına gelen herhangi bir musibetin, her şeyini elinden alması ve başındaki zalimlerden canını, malını ve evladını koruyamaması gibi hal­ler gerçekten insan için olağanüstü kötü hallerdir. Bu haldeki bir insan için eğer ahiret inancı olmasaydı, boşu boşuna sıkıntı çekmiş olmakla birlikte dünyanın herhangi bir gayesi olmaya­cak ve zalimlerin gurur ve kibirle işledikleri zu­lümler de yanla­rına kar kalacaktı. Fakat ahiret inancıyla hasta, hastalığının geçici olup, karşı­lığında büyük mükafatların kendini beklediğini; musibetzede, ba­şına gelen dünyevi musibetlere karşı sonsuz bir rahatlığa kavuşacağını; mazlum ise, kendine zulmeden zalimle­rin, nihaye­tinde cezalarını bulacaklarını ve dünyada kaybettikle­rine karşılık, ahirette dagüzellerinin, Cenab-ı Hak tarafından kendine verileceğini düşünerek, ruh alemi genişler, hayata sarı­lır ve dünya sıkıntılarıyla daha cesurca mücadele edebilir.

Ve toplumun saadetini etkileyen en büyük et­ken aile saade­tidir. Çünkü aile, toplumun temelini oluşturur. Eğer bir toplum, temelden huzuru ve saadeti bulamazsa, o toplum, zaman geç­tikçe her kafadan bir ses çı­kan, düzensiz ve sonucunda yıkıl­maya mahkum bir hale gelir. Bu sebeple öncelikle ailelerin her ferdinin kalbine ahiret inancı yerleştiril­melidir ki, o aile için, içinde yaşadıkları evleri küçük bir cennet şeklini alsın. Mesela; Allah’ın ahiretteki gazabından korkan çocuklar kesinlikle anne-babasının hukukunu çiğnemez. Çünkü Cenab-ı Hak onların hakkında şöyle buyurmuştur:

 “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-baba­nıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlar­dan biri veya her ikisi se-nin ya­nında yaşlanırsa, kendile­rine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.

Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştir­mişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et.” [1]

 İşte ahiret inancına sahip her insan Rabbi­nin bu emirlerini dinler; böylelikle hem ebeveynini mutlu ve razı etmiş olur, hem de kendisi, ömrünü huzurla geçirir. Ayrıca çocuk-ları için her şeyini feda edebilecek kadar şefkate ve mer-hamete sahip olan anne-babalar, ahirete iman düşüncesiyle, on-ları cehennemden uzaklaştırmak için, daima yol gösterirler. Kar-deşler birbirlerinin haklarını ihlal etmezler; ebedi alemde de-vam edecek olan, ebedi kardeşlik için ömür boyu birbirleri-ne destek olurlar. Böylelikle ailedeki her ferdin hem birbirlerine muhabbetleri ve yakınlıkları artar, hem de hakiki sev­giye, hakiki şefkate ve hakiki hürmete sahip oldukları için ahla­ken yükselirler ve gerçek aile saadetini bulurlar.

Böylece toplum da aradığı saadete kavuşmuş olur. Çünkü her şehir, her memleket, her vatan, içinde yaşa­yan halkının evidir. Eğer ahirete iman prensipleri o büyük ailelerde de hük­metmezse, toplum fesada uğrar. Samimiyetin yerini menfaat, faziletin yerini sahtekarlık, fedakarlığın yerini ben­cillik, ihlasın yerini riyakarlık, dostluğun ve kardeşliğin yerini kin ve düşman­lık, helal rızkın yerini faiz ve rüşvet alır, böylece toplum hayatı zehirlenir ve o top­lumdaki çocuklar ümitsizliğe, gençler taşkın­lığa, güçlüler zulme, ihtiyarlar ise ağlamaya başlarlar.

 Bu sebeple toplumun her ferdine ahirete iman prensipleri aşılanmalıdır. Çocuklara cennet sevgisi, gençlere cehennem korkusu, zalimlere Allah’ın ahiretteki şiddetli azabı, ihtiyarlara ise ebedi bir gençlikle birlikte hiç bitmeyecek, sonsuz bir mut­luluğun onları beklediği anlatılmalı­dır. Ancak bu şekilde toplum gerçek huzura kavuşur . Zaten iki alemin mutluluğunun sebebi de sadece imandır.

 “İlahınız bir ek ilahtır. Fakat ahirete iman etmeyenlerin kalp-leri inkarcıdır ve onlar büyüklük taslayan kimseler­dir.” [2]

 


 



[1]    İsra 23-24

[2] nahl 22