Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

13- TOPLUMU ÇÖKERTEN SEBEPLER VE KURANİ - Yeryuzuefendisi - 13. Sayfa

 

13- TOPLUMU ÇÖKERTEN SEBEPLER VE KURANİ

KURTULUŞ REÇETELERİ

 

İnsanoğlu şu alemde, bütün varlıklardan daha üstün ve daha şerefli bir yaratılış ile yaratılmıştır. Bu sebeple insanda çok çeşitli arzu, heves ve istekler vardır. İnsan en güzel ve en seçkin şeyleri ister, en hoş ve en süslü şeyleri arzu eder ve insan olarak diğer varlıklardan üstün olduğu için, bu üstünlüğüne layık bir şeref ve rahat bir geçimle hayatını yaşamak ister.

İşte bu sebeplerden dolayı insan, yaşamı için gerekli olan yi­yecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlarını iste­diği gibi güzel bir şekilde karşılayabilmek için bütün in­sanlarla alış-veriş yapmak zorun­dadır. Ancak insanın dünyaya karşı hissiyatı, Cenab-ı Hak tara­fından serbest bırakıldığı için insan nefsine uyarak arzu ve he­veslerinin doğrultusunda hareket edip başkalarının hukukunu çiğneyip, onlara zulmedebilir. İşte insanlık alemi bu zulümleri önlemek için adalete muhtaçtır ki, her insan adalet ile hümedemez. Çünkü biraz önce söylediğimiz gibi insanın hissi­yatının belli bir hududu yoktur. İşte bu ne­denle insana öyle bir adalet hükmetmelidir ki, bu adalet insani heves, arzu ve istek­lerden beri olmakla birlikte insanlar arasında da dil, din ve ırk ayrımı yapmaksızın, her insana la­zım olan ihtiyacını taksim edip, herkesi içine alan külli adale­tiyle yabancıya kafire, facire ve hatta eşkiyaya da hakkını verebilmelidir. İşte böyle sonsuz bir adalete sahip olan tek Zat ise, ADİL-İ HAKİM isimlerinin sahibi olan Allah (c.c.)’tır. Onun insanlar için hazırladığı kanunlar ise Kuran-ı Kerim’in değişmez hükümleridir.

“Şüphe yok ki Allah (c.c.) size, emanetleri ehline verme-nizi ve insanlar arasında hüküm ver­diğiniz zaman adaletle hükmetme-nizi emreder! Muhakkak Allah (c.c.), bununla size ne güzel nasihat veriyor! Şüphesiz ki Allah (c.c.), Semi’dir, Basir’dir.” [1]

Evet Kuran, Cenab-ı Hakkın, emirlerini ve nehiylerini insan­lara bildirmek için indirdiği bir nur, bir rahmet ve bir şifadır. Her asırdaki her tabaka insana, ihtiyaçları ölçüsünde mükemmel bir şekilde hitap ettiği için mucizeliği tartışılmaz bir kitaptır. İnsanla­rın kanunları insanlar gibi, zamanın geçmesiyle ihtiyarlayıp es­kidiği halde Kuran’ın hükümleri sanki her asırda yeni nazil olu­yormuş gibi hep taze, hep gençtir.

Evet, bütün zamanlardan daha fazla ilim ve kül­türe sahip, bütün zamanlardan daha medeni ve toplumun yaralarına bütün zamanlardan daha iyi çareler üreten içinde yaşadığımız bu asrın insanları Kuranın hitabına ve hükümlerine o kadar muhtaçtır ki; sanki Kuran bu asrın insanla­rına inmiştir. Bu zamanın zulüm ve kötülükle­rini de sadece Kuran önleyebilir. Çünkü bu za­ma­nın hayat felsefesi; güçlü olanların, menfaatleri uğrunda, fıt­ratlarındaki yıkıcılığın da etkisiyle, hak ve hukuk tanımadan toplumu tahrip etmektir. Halbuki bu, insanlara yapılan büyük bir zulümdür. Ve bu zulmü de, bu asırda dün­yanın her yerindeki güçlüler işlemektedirler. Bunları durdurmaya insanoğlunun adaletten uzak, kişiye özel kanunları güç yetirememektedir.

Bu yüzden her asırda olduğu gibi bu asırda da insanları za­limlerin zulmünden kurtarıp, onları huzura kavuşturacak çareler sadece Kuran’da bulunmaktadır. Çünkü Kuran’ın dayandığı nokta Hak’tır. Ayrıca Kuran’ın gayesi mefaatler yönünde değil, Cenab-ı Hakk’ın rızası dairesinde hareket etmektir ki; zaten bu insanları zulümden ve kötülüklerden uzaklaştıracak en etkili yoldur. Zira Cenab-ı Hak Kuran’da şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki Allah (c.c.), adaleti, iyiliği ve akrabaya ver-meyi emreder; fuhşiyattan, kötülükten ve azgınlıktan da meneder. İbret alasınız diye size böyle nasihat eder.” [2]

Evet Kuran insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırmaktadır ki bu yolla kurtuluşu bulsunlar. Mesela; insanların yüzyıllardır, top­lumdaki zenginler ile fakirlerin arasındaki derin uçurumu kapa­tamayan, zayıf kanunlarına karşılık Kuran iki ayetiyle toplumu bir çatı altında toplamaktadır. Bu ayetlerden birincisi; zengin olanların “ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne?” düşüncesini yıkıp, fakirlere karşı kalplerindeki şefkat ve merhameti harekete geçiren, “Namazı kılın ve zekatı verin.” [3] emridir. İşte bu emirle Allah (c.c.) zenginlere mallarının bir kısmını zekat olarak durumu iyi olmayan yardıma muh-taç fa­kirlere vermelerini emrederek, zengin ile fakir arasındaki uçuru-mu kapatmakla birlikte toplumun bu iki tabakasını birbirine dost yapmaktadır. Ve bu emirle fakirlerin, zenginlere karşı kıs­kançlık ve kin gibi kötü hissiyatlarını, hürmet ve itaat gibi mak­bul ve güzel hissiyatlara çevirmektedir.

İkinci ayet ise toplumdaki bazı zalimlerin “sen çalış ben yiye­yim” gibi zalimane düşüncelerini yıkıp, herkese eşit muameleyi emre-den “Allah (c.c.) alış-verişi he­lal, faizi haram kıldı.” [4] emridir. Evet faizi haram kılan bu ayetin emriyle Kuran top­lumdaki çekişmeyi yok eder. Tembelliği ortadan kaldırıp, in­sanları helal kazanca yönlendirir.

 Evet Kuran gerçekten insanları her yönden çok karlı bir tica­rete çağırmaktadır. Çünkü zengin birinin, sahip olduğu malının küçük bir kısmını zekat olarak fakir birine vermesi malını ek­siltmez, ancak o fakire büyük bir fayda sağlar. Bu ise fakirin yanında zenginin tamamıyla saygınlı­ğını artırır. Faiz ise, başka­larının çalışmasıyla elde edilen bir ka­zanç olduğu için, faizle iştigal eden kişi ve kurumlar her zaman ve her yerde kin ve nefretle karşılanırlar. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

“Allah, faizi mahveder; sadakaları ise bereket­lendirir. Allah (c.c.), azılı kafir ve aşırı günahkar hiç kimseyi sev­mez.” [5]

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiği­niz her­hangi bir faiz, Allah (c.c.) katında art­maz. Halbuki Allah (c.c.)’ın rızasını isteyerek verdiğiniz herhangi bir zekata gelince, işte onlar gerçekten kat kat artıranlardır.” [6]

İşte Kuran toplumun yaralarını başka hiçbir şeye ihtiyaç bı­rakmayacak şekilde böyle gü­zelce tedavi eder. Yine mesela Kuran;

“Eğer müminlerden iki taife birbirleriyle vu­ruşurlarsa he-men aralarını düzeltin!.... Müminler ancak kardeştirler, öyle ise o iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah (c.c.)’tan sakının ki merhamet olunasınız!”[7] emriyle müminlere toplumun can damarı olan kardeşlik bağlarını hatırlatarak, o bağları koparıp kin, düşmanlık, nifak ve ayrılmalara sebep olan ırkçılık, inat ve kıskançlık gibi insan ha­yatını her yönden zehirleyen bu çirkin davranışlardan kaçın­malarını tavsiye ederek toplumun manevi yaralarını ‘kardeşlik’ ilkesiyle tedavi etmektedir. Yani Kuran müminlere, “Ey mü­minler sizler kardeşsiniz.

Bu yüzden hangi dilden ve hangi ırktan olur­sanız olun, size ve dininize karşı düşmanlık edip, fırsat kollayan zalimlere karşı “müminler ancak kardeştirler.” emriyle kardeşlik çatısı altında birleşmelisiniz.” Çünkü:

 Muhakkak ki Allah (c.c.), kendi yolunda sanki kur­şunla kenetlenmiş bir bina gibi, saf tutarak savaşanları sever.”[8] diye nasihat buyurmaktadır.

 

 Ayrıca Kuran, toplumda kardeşliği zedeleyen ve toplumu ze­hirleyen büyük hastalıklardan biri olan kötü zan ve gıybet hasta­lığını da yüceliğine uygun bir anla­tımla şöyle tedavi etmektedir:

 “Ey İman edenler! Zannın çoğundan sakının! Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin kusurunu araştırma-yın); birbirinizi gıy­bet de etmeyin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşi­nin etini yemekten hoşla­nır mı? İşte bundan tiksindiniz! O halde Allah (c.c.)’tan sakının! Şüphe yok ki Allah (c.c.) Tevvab’dır, Rahim’dir.” [9]

 Evet Kuran, hem insan hayatını, hem de toplum  hayatını acımasızca zehirleyen kötü zan ve gıybet hastalıklarını, sanki bir doktorun; iyileşmesi için hastasına verdiği tadı hiç de hoş ol­mayan, tiksindirici ilaçlar gibi “ölü kardeşinizin etini ye­mekten hoşlanır mısınız?” ifadesindeki gayet tiksindi­rici bir benzetmeyle, ileride daha kötü has­talıklara yol açmaması için,

Allah’ın ‘Tevvab’ ismini de hatırlatarak tevbe kapısını, pişman olanlara açık bırakıp, insanları ‘Rahim’ is­mine layık bir şefkatle tedavi etmektedir.

  Bütün bunların yanında Kuran, insanın ailevi sorunlarını da çözerek, kişisel hastalıklarına da çareler sunmaktadır.

Kadının hakkını kadına; erkeğin hakkını da er­keğe verip, aile hayatında zulmü ve haksızlığı ortadan kaldır­maktadır. Mesela aile geçimsizliğini ortadan kaldırmak için insan­lara şöyle bir öneri sunar:

  “Eğer karı-kocanın arasının açılmasından korkar­sanız, o halde erkeğin ailesinden bir hakem, kadı­nın ailesinden de bir hakem gönderin! Eğer ba­rıştırmak isterlerse, Allah (c.c.) aralarında muvaf­fak kılar. Muhakkak ki Allah (c.c.), Alim’dir, Ha­bir’dir.” [10]

 Evet eğer aile içerisinde, karı-koca arasında anlaşmazlık meydana gelirse, Kuranın tavsiyesi, her iki taraftan da birer şahit getirmeleri ve sorunu, daha olgun yöntemlerle çözmeleri­dir. Çünkü kadının da erkeğin de fıtratlarını en iyi akrabaları bilir. Ve bu yüzden sorunun ne olduğunu, kimden kaynaklandı­ğını ve nasıl çözülebileceğini de en iyi onlar bilebilirler. Zaten;

  “Eşlerinizle iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlan­mazsa­nız, ola-bilir ki bir şey sizin hoşunuza git­mez de Allah (c.c.) onda birçok ha-yırlar takdir etmiş bulunur.” [11] emriyle Kuran iki tarafın da güzel ahlakla ahlaklanıp, birbirle­rine kötü davranmaksızın, kırmadan, sabırla mu­amelede bulunmalarını tavsiye buyurmaktadır ki, böyle hareket eden bir aile­nin kesinlikle, hiçbir zaman ne arabulucuya, ne de şahide ihti­yacı kalmaz.

 İşte bu örnekler gibi, binlerce Kuran ayeti­nin, herbirisi in­sana, ahiret mutluluğunu kazandırdığı gibi, dünya mutluluğunu da aynı şekilde kazandırır. Yıkılan toplum hayatını asr-ı saadette olduğu gibi yeniden tamir eder ve beşere iki alemin de mutlu­luğunun yollarını gösterir. Bizim vazifemiz ise ona inanmak, onu tasdik etmek ve ona en güzel biçimde uymaktır.

 “Şüphesiz ki biz, bu kitabı sana hak ile indirdik ki,insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hü­küm veresin!...” [12]


 



[1]    Nisa 58

[2]    Nahl 90

[3]    Müzzemmil 20

[4]    Bakara 275

[5]    Bakara 276

[6]    Rum 39

[7]    Hucurat 9-10

[8]    Saf 4

[9]    Hucurat 12

[10]   Nisa 35

[11]   Nisa 19

[12] Nisa 105