13- TOPLUMU ÇÖKERTEN SEBEPLER VE KURANİ - Yeryuzuefendisi - 13. Sayfa
13- TOPLUMU ÇÖKERTEN SEBEPLER VE KURANİ
KURTULUŞ REÇETELERİ
İnsanoğlu şu alemde, bütün varlıklardan daha üstün ve daha şerefli bir yaratılış ile yaratılmıştır. Bu sebeple insanda çok çeşitli arzu, heves ve istekler vardır. İnsan en güzel ve en seçkin şeyleri ister, en hoş ve en süslü şeyleri arzu eder ve insan olarak diğer varlıklardan üstün olduğu için, bu üstünlüğüne layık bir şeref ve rahat bir geçimle hayatını yaşamak ister.
İşte bu sebeplerden dolayı insan, yaşamı için gerekli olan yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlarını istediği gibi güzel bir şekilde karşılayabilmek için bütün insanlarla alış-veriş yapmak zorundadır. Ancak insanın dünyaya karşı hissiyatı, Cenab-ı Hak tarafından serbest bırakıldığı için insan nefsine uyarak arzu ve heveslerinin doğrultusunda hareket edip başkalarının hukukunu çiğneyip, onlara zulmedebilir. İşte insanlık alemi bu zulümleri önlemek için adalete muhtaçtır ki, her insan adalet ile hümedemez. Çünkü biraz önce söylediğimiz gibi insanın hissiyatının belli bir hududu yoktur. İşte bu nedenle insana öyle bir adalet hükmetmelidir ki, bu adalet insani heves, arzu ve isteklerden beri olmakla birlikte insanlar arasında da dil, din ve ırk ayrımı yapmaksızın, her insana lazım olan ihtiyacını taksim edip, herkesi içine alan külli adaletiyle yabancıya kafire, facire ve hatta eşkiyaya da hakkını verebilmelidir. İşte böyle sonsuz bir adalete sahip olan tek Zat ise, ADİL-İ HAKİM isimlerinin sahibi olan Allah (c.c.)’tır. Onun insanlar için hazırladığı kanunlar ise Kuran-ı Kerim’in değişmez hükümleridir.
“Şüphe yok ki Allah (c.c.) size, emanetleri ehline verme-nizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetme-nizi emreder! Muhakkak Allah (c.c.), bununla size ne güzel nasihat veriyor! Şüphesiz ki Allah (c.c.), Semi’dir, Basir’dir.” [1]
Evet Kuran, Cenab-ı Hakkın, emirlerini ve nehiylerini insanlara bildirmek için indirdiği bir nur, bir rahmet ve bir şifadır. Her asırdaki her tabaka insana, ihtiyaçları ölçüsünde mükemmel bir şekilde hitap ettiği için mucizeliği tartışılmaz bir kitaptır. İnsanların kanunları insanlar gibi, zamanın geçmesiyle ihtiyarlayıp eskidiği halde Kuran’ın hükümleri sanki her asırda yeni nazil oluyormuş gibi hep taze, hep gençtir.
Evet, bütün zamanlardan daha fazla ilim ve kültüre sahip, bütün zamanlardan daha medeni ve toplumun yaralarına bütün zamanlardan daha iyi çareler üreten içinde yaşadığımız bu asrın insanları Kuranın hitabına ve hükümlerine o kadar muhtaçtır ki; sanki Kuran bu asrın insanlarına inmiştir. Bu zamanın zulüm ve kötülüklerini de sadece Kuran önleyebilir. Çünkü bu zamanın hayat felsefesi; güçlü olanların, menfaatleri uğrunda, fıtratlarındaki yıkıcılığın da etkisiyle, hak ve hukuk tanımadan toplumu tahrip etmektir. Halbuki bu, insanlara yapılan büyük bir zulümdür. Ve bu zulmü de, bu asırda dünyanın her yerindeki güçlüler işlemektedirler. Bunları durdurmaya insanoğlunun adaletten uzak, kişiye özel kanunları güç yetirememektedir.
Bu yüzden her asırda olduğu gibi bu asırda da insanları zalimlerin zulmünden kurtarıp, onları huzura kavuşturacak çareler sadece Kuran’da bulunmaktadır. Çünkü Kuran’ın dayandığı nokta Hak’tır. Ayrıca Kuran’ın gayesi mefaatler yönünde değil, Cenab-ı Hakk’ın rızası dairesinde hareket etmektir ki; zaten bu insanları zulümden ve kötülüklerden uzaklaştıracak en etkili yoldur. Zira Cenab-ı Hak Kuran’da şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki Allah (c.c.), adaleti, iyiliği ve akrabaya ver-meyi emreder; fuhşiyattan, kötülükten ve azgınlıktan da meneder. İbret alasınız diye size böyle nasihat eder.” [2]
Evet Kuran insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırmaktadır ki bu yolla kurtuluşu bulsunlar. Mesela; insanların yüzyıllardır, toplumdaki zenginler ile fakirlerin arasındaki derin uçurumu kapatamayan, zayıf kanunlarına karşılık Kuran iki ayetiyle toplumu bir çatı altında toplamaktadır. Bu ayetlerden birincisi; zengin olanların “ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne?” düşüncesini yıkıp, fakirlere karşı kalplerindeki şefkat ve merhameti harekete geçiren, “Namazı kılın ve zekatı verin.” [3] emridir. İşte bu emirle Allah (c.c.) zenginlere mallarının bir kısmını zekat olarak durumu iyi olmayan yardıma muh-taç fakirlere vermelerini emrederek, zengin ile fakir arasındaki uçuru-mu kapatmakla birlikte toplumun bu iki tabakasını birbirine dost yapmaktadır. Ve bu emirle fakirlerin, zenginlere karşı kıskançlık ve kin gibi kötü hissiyatlarını, hürmet ve itaat gibi makbul ve güzel hissiyatlara çevirmektedir.
İkinci ayet ise toplumdaki bazı zalimlerin “sen çalış ben yiyeyim” gibi zalimane düşüncelerini yıkıp, herkese eşit muameleyi emre-den “Allah (c.c.) alış-verişi helal, faizi haram kıldı.” [4] emridir. Evet faizi haram kılan bu ayetin emriyle Kuran toplumdaki çekişmeyi yok eder. Tembelliği ortadan kaldırıp, insanları helal kazanca yönlendirir.
Evet Kuran gerçekten insanları her yönden çok karlı bir ticarete çağırmaktadır. Çünkü zengin birinin, sahip olduğu malının küçük bir kısmını zekat olarak fakir birine vermesi malını eksiltmez, ancak o fakire büyük bir fayda sağlar. Bu ise fakirin yanında zenginin tamamıyla saygınlığını artırır. Faiz ise, başkalarının çalışmasıyla elde edilen bir kazanç olduğu için, faizle iştigal eden kişi ve kurumlar her zaman ve her yerde kin ve nefretle karşılanırlar. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Allah, faizi mahveder; sadakaları ise bereketlendirir. Allah (c.c.), azılı kafir ve aşırı günahkar hiç kimseyi sevmez.” [5]
“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah (c.c.) katında artmaz. Halbuki Allah (c.c.)’ın rızasını isteyerek verdiğiniz herhangi bir zekata gelince, işte onlar gerçekten kat kat artıranlardır.” [6]
İşte Kuran toplumun yaralarını başka hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde böyle güzelce tedavi eder. Yine mesela Kuran;
“Eğer müminlerden iki taife birbirleriyle vuruşurlarsa he-men aralarını düzeltin!.... Müminler ancak kardeştirler, öyle ise o iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah (c.c.)’tan sakının ki merhamet olunasınız!”[7] emriyle müminlere toplumun can damarı olan kardeşlik bağlarını hatırlatarak, o bağları koparıp kin, düşmanlık, nifak ve ayrılmalara sebep olan ırkçılık, inat ve kıskançlık gibi insan hayatını her yönden zehirleyen bu çirkin davranışlardan kaçınmalarını tavsiye ederek toplumun manevi yaralarını ‘kardeşlik’ ilkesiyle tedavi etmektedir. Yani Kuran müminlere, “Ey müminler sizler kardeşsiniz.
Bu yüzden hangi dilden ve hangi ırktan olursanız olun, size ve dininize karşı düşmanlık edip, fırsat kollayan zalimlere karşı “müminler ancak kardeştirler.” emriyle kardeşlik çatısı altında birleşmelisiniz.” Çünkü:
Muhakkak ki Allah (c.c.), kendi yolunda sanki kurşunla kenetlenmiş bir bina gibi, saf tutarak savaşanları sever.”[8] diye nasihat buyurmaktadır.
Ayrıca Kuran, toplumda kardeşliği zedeleyen ve toplumu zehirleyen büyük hastalıklardan biri olan kötü zan ve gıybet hastalığını da yüceliğine uygun bir anlatımla şöyle tedavi etmektedir:
“Ey İman edenler! Zannın çoğundan sakının! Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin kusurunu araştırma-yın); birbirinizi gıybet de etmeyin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! O halde Allah (c.c.)’tan sakının! Şüphe yok ki Allah (c.c.) Tevvab’dır, Rahim’dir.” [9]
Evet Kuran, hem insan hayatını, hem de toplum hayatını acımasızca zehirleyen kötü zan ve gıybet hastalıklarını, sanki bir doktorun; iyileşmesi için hastasına verdiği tadı hiç de hoş olmayan, tiksindirici ilaçlar gibi “ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mısınız?” ifadesindeki gayet tiksindirici bir benzetmeyle, ileride daha kötü hastalıklara yol açmaması için,
Allah’ın ‘Tevvab’ ismini de hatırlatarak tevbe kapısını, pişman olanlara açık bırakıp, insanları ‘Rahim’ ismine layık bir şefkatle tedavi etmektedir.
Bütün bunların yanında Kuran, insanın ailevi sorunlarını da çözerek, kişisel hastalıklarına da çareler sunmaktadır.
Kadının hakkını kadına; erkeğin hakkını da erkeğe verip, aile hayatında zulmü ve haksızlığı ortadan kaldırmaktadır. Mesela aile geçimsizliğini ortadan kaldırmak için insanlara şöyle bir öneri sunar:
“Eğer karı-kocanın arasının açılmasından korkarsanız, o halde erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin! Eğer barıştırmak isterlerse, Allah (c.c.) aralarında muvaffak kılar. Muhakkak ki Allah (c.c.), Alim’dir, Habir’dir.” [10]
Evet eğer aile içerisinde, karı-koca arasında anlaşmazlık meydana gelirse, Kuranın tavsiyesi, her iki taraftan da birer şahit getirmeleri ve sorunu, daha olgun yöntemlerle çözmeleridir. Çünkü kadının da erkeğin de fıtratlarını en iyi akrabaları bilir. Ve bu yüzden sorunun ne olduğunu, kimden kaynaklandığını ve nasıl çözülebileceğini de en iyi onlar bilebilirler. Zaten;
“Eşlerinizle iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlanmazsanız, ola-bilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah (c.c.) onda birçok ha-yırlar takdir etmiş bulunur.” [11] emriyle Kuran iki tarafın da güzel ahlakla ahlaklanıp, birbirlerine kötü davranmaksızın, kırmadan, sabırla muamelede bulunmalarını tavsiye buyurmaktadır ki, böyle hareket eden bir ailenin kesinlikle, hiçbir zaman ne arabulucuya, ne de şahide ihtiyacı kalmaz.
İşte bu örnekler gibi, binlerce Kuran ayetinin, herbirisi insana, ahiret mutluluğunu kazandırdığı gibi, dünya mutluluğunu da aynı şekilde kazandırır. Yıkılan toplum hayatını asr-ı saadette olduğu gibi yeniden tamir eder ve beşere iki alemin de mutluluğunun yollarını gösterir. Bizim vazifemiz ise ona inanmak, onu tasdik etmek ve ona en güzel biçimde uymaktır.
“Şüphesiz ki biz, bu kitabı sana hak ile indirdik ki,insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin!...” [12]
İslami Okul Okulların En Önemlisi