14- KAMİL İNSAN KİMDİR - Yeryuzuefendisi - 14. Sayfa
14- KAMİL İNSAN KİMDİR?
Cenab-ı Hak, sahip olduğu müthiş kudretini ve mükemmel hikmetini göstermek için kainat kitabının bir tek say-fasında binlerce, belki milyonlarca kitaplar yazdırdığı gibi, yine kainat kitabının bir sayfası olan insanlar ile de binlerce belki milyonlarca varlık türünün vazifelerini gördürmektedir.
Evet, kainattaki bütün varlıklar içerisinde his, duygu ve kabiliyetler yönüyle en zengini insandır. Diğer varlıklardan farklı olarak sahip olduğu aklı ve düşünme kabiliyeti sebebiyle insanın his ve duygularının hareket sınırı yoktur. Onları istediği yönde kullanabilir. Bu sebeple insan fıtratı, hem ibadete hem de isyana yatkın bir özelliğe sahiptir ki, insanların mertebelerinin farklı farklı olması da bundan kaynaklanmaktadır. Kainattaki şeytanların yaratılmasının hikmeti de budur zaten. Meleklerde ve hayvanlarda ne arzu ve isteklerle ne de şeytanla mücadele olmadığı için onlarda, derece itibarıyla ne yükseliş ne de düşüş yoktur. Onlar hep aynı mertebededirler. İnsanlık aleminde ise hem nefisle, hem arzu ve isteklerle, hem de şeytanla amansız bir mücadele olduğundan her insanda her an, derece yönüyle sınırsız bir yükseliş veya sınırsız bir dü-şüş yaşanmaktadır. İşte, nemrutların, fravunların, ebu cehillerin düşük derecelerinden ta evliyanın, sıddıkların, peygamberlerin yüksek makamlarına kadar bütün insanların farklı mertebelerde bulunmasının sebebi budur. İşte bu gerçeği yüce kitabımız Kuran şöyle bir misalle bizlere hatırlatmaktadır:
“Onlara şu kimsenin haberini oku ki, kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrılıp çıktı; bunun üzerine şeytan onu peşine tak-tı; böylece azgınlardan oldu.
Halbuki dileseydik onu onlarla elbette yükseltirdik; fakat o, alçaklığa saplandı ve nefsinin arzusuna uydu. İşte onun misali, köpe-ğin misali gibidir! Üzerine varsan da dilini çıkarıp solur, onu bıraksan da dilini çıkarıp solur! İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur! Artık bu kıssayı anlat; umulur ki düşünürler.” [1]
Evet insan, doğumundan ölümüne kadar devamlı bir hal üzere değildir. Cenab-ı Hakkın, iman, marifet ve muhabbetle kendisine ibadet etmesi için onun fıtratına yerleştirdiği sınırsız kemal tohumlarını yani; sahip olduğu his, duygu ve kabiliyetlerini hangi yönde kullanırsa ona göre derece alır.
Az önce zikrettiğimiz ayetlerde bahsedilen kişi ise, ilim ve ibadetlerle kamil bir makama yükseldikten sonra, nefsinin ve şeytanın peşine düşüp, bütün hissiyatını dünyaya ve dünyalıklara yönelterek, değil insani mertebeler; hayvani mertebelerin bile ‘köpek misali solumak’ gibi en aşağı durumuna düşen İsrailoğulları alimlerinden Bel’am bin Baura’dır. (En doğrusunu Allah bilir.) İşte bu şahsın ayetlerde anlatılan ibretli durumundan anlıyoruz ki, insan akıl, ruh, nefis, kalp gibi ince hislerini dünyaya yöneltip, nefsi doğrultusunda, heva ve heveslerini tatmin için kullanırsa aşağıların da aşağısı bir duruma düşer. Bu durumdaki insanlar için Rabbimiz Kuran’da şöyle buyurmuştur:
“Celalim hakkı için, cinlerden ve insanlardan birçoğunu Ce-hennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar; onların gözleri vardır, onlarla görmezler; onların kulakları da vardır, onlarla işitmezler! İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridirler.” [2]
Ancak insan sahip olduğu o hislerini, Cenab-ı Hakk’ın, kabiliyetlerine göre eda etmeleri için yarattığı kulluk yönlerine çevirip, bütün hissiyatına, Allah’a imanın yeri olan kalbi hakim kılarsa, işte bu noktada yükşelişe geçer. Zaten gerçek yükseliş budur ve kemal mertebesine ulaşmış kamil insan da bu haldeki bir insandır. Evet insan bütün varlığıyla, ihlas ve samimiyet içinde Cenab-ı Hakka kulluk yoluna girdiği takdirde hakiki insan olma yolunda, mükemmelliğe doğru, bütün hasletleriyle yükselmeye başlar. İnsanı kainatta en üstün makama çıkaracak vasıta ise, bütün mükemmelliklerin kökü ve kaynağı olan, Cenab-ı Hakka iman ile Onu tanıdıktan sonra Ona, Zatına layık bir muhabbetle, muhabbet etmektir. Ve insan için en önemli gaye de yaratıcısının muhabbetini kazanmasıdır. İşte buna ulaştıran en kısa yol ise;
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın!” [3] ayetinin ifadesiyle Rasulüllah (a.s.m.)’ın tebliğine kulak verip, Onu dinlemek ve bize emanet olarak bıraktığı sünnet-i seniyyesine uymaktır.
"Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir." ( Hadis-i Şerif )
İbadetin Mükemmelliğe Sebep Olmasının İzahı:
İnsan maddi yapısı itibarıyla çok küçük, çok zayıf ve çok aciz olmakla birlikte, kainattaki canlılar içerisinde birçok insani kabiliyetleri, hisleri, meyilleri, emelleri, sayısız fikirleri ve akliye, gazabiye ve şeheviye gibi sınırsız kuvveleri, içinde taşıyan çok geniş bir ruha sahiptir. Bu haliyle insan adeta bir çok alemi, içinde taşır.
İşte bu haldeki insanın o yüksek ve değerli ruhunu genişleten, ibadettir; insani kabiliyetlerini geliştiren, ibadettir; meyillerini dünyevi arzu ve isteklerden temizleyen, ibadettir; emellerini ve isteklerini gerçekleştiren, ibadettir; fikirlerini genişleten, ibadettir; gazabiye ve şeheviye gibi kuvvelerini sınırlandıran, ibadettir; görünen ve görünmeyen bütün duyu ve duygularını günah kirlerinden arındıran, ibadettir; ve Allah ile kulu arasındaki en yüksek ve en ince bağ, yine ancak ibadettir. Zaten insanı mükemmelleştiren en yüksek bağ ise, sadece bu bağdır.
“Öyle ise sadece Allah (c.c.)’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” [4]
İslami Okul Okulların En Önemlisi