Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

18- İNSANLIK ALEMİNİN MEDAR-I İFTİHARI - Yeryuzuefendisi - 18. Sayfa

 

18- İNSANLIK ALEMİNİN MEDAR-I İFTİHARI

HZ. MUHAMMAD

 

“Allah islamı, bütün dinlere üstün kılsın diye Rasulünü hi-dayet ve hak din ile gönderendir. Şahit olarak Allah yeter! Muhammed Allah’ın Rasulüdür…” [1]

 Milyarlarca varlık türüyle birlikte içinde yaşadığımız kainat tıpkı bir ağaca benzer. Varlıkları meydana getiren elementler bu kainat ağacının dalları, bitkiler yaprakları, hayvanlar çiçekleri, insanlar ise meyveleridir. İşte bu meyvele­rin en parlağı, en nurlusu, en güzeli, en değerlisi, en şereflisi ve en hoş kokulusu, gönderilen bütün peygamberlerin efendisi, muttakilerin imamı, Alemlerin Rabbi olan Cenab-ı Hakk’ın habibi ve canlı-cansız, şuurlu-şuursuz bütün varlıkların sev­gilisi olan HZ. MUHAMMED Aleyhisselam’dır.

 Bütün varlıklardan önce yaratılan Onun (a.s.m.) nu­rudur. Hz. Adem’den, kendi zamanına kadar o mübarek nuru, nesilden nesile geçerek, hem zatını hem de peygamberliğini bütün aleme tanıtmıştır. Kendinden önce gelen bütün pey­gamberler insanlara hep Ondan (a.s.m.) haber vermişlerdir.

 “Hani Meryemoğlu İsa: ‘Ey israiloğulları! Muhak­kak ki ben benden önce gönderilmiş olan Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra gelecek ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olmak üzere si-ze Allah’ın gönderdiği bir pey­gamberiyim!” [2]

 Hz. Muhammed (a.s.m.), kendinden önce gelen bütün ki­taplar ve bütün peygamberlerin yanında kahinlerin, rahiplerin, alim kişilerin de, geleceğinden haber verdiği mübarek Zat­tır. Ve O (a.s.m.) daha doğarken zuhur eden muci­zelerle hak oldu­ğunu bütün dünyaya gösteren, doğu­muyla adeta dünyanın düzenini değiştiren ve;

 “Yemin olsun göğe ve Tarıka. Tarık’ın ne olduğunu sana ne bildirdi? O, karanlığı delen yıldızdır.” [3]  ayetle­rinde bahsedilen, zulüm karanlıklarını dağıtıp, orta­çağ karanlı­ğında en aydınlık şekliyle parlayan ve parıltısıyla etrafını da nur­landıran necm-i sakıb (karanlığı delen yıldız)’dır.

 O (a.s.m.), Cenab-ı Hakk’ın Kuran’da;

 “Muhakkak ki sen gerçekten yüce bir ahlak üzerine­sin.”[4] ayetiyle övdüğü yüksek bir ahlaka ve mükemmel huy­lara sahiptir. Bu sebepten dolayı Onun (a.s.m.) hayatında, ço­cukluğundan peygamberliğine, peygamberliğinden de vefatına kadar hiçbir günah izi görülmemiştir. Bütün ömrünü istika­metle, metanetle, iffetle, doğrulukla ve müthiş bir düzenle ge­çirmiştir. Daha çok genç yaşlarında, peygamberliğinden sonra kendisine hep düşmanlık yapan, komplo kuran müşrik kavmi tarafından Muhammed’ül Emin diye vasıflandırılmıştır.

 O (a.s.m.), tertemiz yaşamı ve cemalinin dünya­daki eşsiz güzelliğiyle üstün bir kişiliğe sahiptir. Sanki maddi-manevi bü­tün güzellikler Onun (a.s.m.) zatında toplanmıştır.

Kulluk ve takva yönünde yine en üstün kişi Odur (a.s.m.). İşlerindeki ciddiyeti, insanlara verdiği güveni ve sahip olduğu mükemmel sabrı ve sebatı, kesinlikle kalbinde eşi-benzeri olmayan bir imanın varlığını göstermekteydi.

  O (a.s.m.), insanlar arasındaki görevi yönüyle, Hakkın delili, hakikatin nuru, hidayetin güneşi ve iki dünya mutluluğunun da vesilesidir. Kişiliği yö­nüyle ise Allah’ın dünyaya indirdiği en bü­yük Rah­metidir.

  “Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönder­dik.”[5]

 İşte bu Rahmete kavuşmanın en kısa yolu sala­vatlarla daima Onu (a.s.m.) hatırlamaktır.

  O (a.s.m.), öyle bir zamanda, öyle bir yerde zuhur etmiştir ki, getirdiği hidayet nuruyla karanlıkları aydın­lığa çevirmiştir.

 Adetlerinde son derece mutaassıp, aşırı derecede ırkçı ve davalarında inatçı, kalplerinin katılığından ve acımasızlıkların-dan diri diri kız çocuklarını top­rağa gömüp öldürürken müte-essir bile olmayan vahşi kavimleri ve bedevi insanları kainata yaydığı iman nuruyla öyle nurlandırmıştır ki, o vahşi insanlar, bir insanlık alemine öğretmen ve dünya medeniyetinde, medenilere üstad olmuşlardır. Sudan sebeplerle adam öldüren o in­sanlar bir ağacın yap­rağını koparmaktan bile haya eder hale gelmişlerdir. İşte, bin tane filozofun ve psikoloğun o insanların ruhlarında yüz senede yapamayacakaları böyle büyük bir inkı­labı Hz. Muhammed (a.s.m.) sadece yirmi üç senede tek başına yapmıştır. Ve O (a.s.m.) bunu yaparken de hem ümmi idi, hem de herhangi bir gücü ve hakimiyeti yoktu. İşte O (a.s.m.) bu haldeyken insanlığın karşısına çıkıp, o zamanda revatça olan bütün fikirlere meydan oku­yarak, tüm alemin dikkatini üzerine çekmiş, böy­lece uyuyan kalpleri uyandırıp, akılları nurlandır­mıştır. Tarihin karanlıklarında gömülü olan o za­manın insanla­rını medeniyetin doruğuna çıkarmıştır. O zamana hükmeden bütün güçlü ülkeleri himayesine alarak, kısa bir sürede doğu ile batı arasında güçlü bir hakimiyet kurmuştur. Ve böy­lece O (a.s.m.), kendine inanan bütün ruhları aydınlatarak, kalplerin her asırda vazgeçilmez sevgilisi, akılların bilgi hazinesi, nefisle­rin terbiyecisi, ruhların nur kaynağı ve alemlerin sultanı ol­muş­tur. Canlı-cansız, şuurlu-şuur-suz bütün varlıklar Onun (a.s.m.), Allah’ın peygamberi olduğunu tasdik etmişlerdir. Avucuna al­dığı taşların Allah’ı zikretmesi, parmağını havaya kaldırmasıyla, ayın ikiye bölün­mesi, parmaklarından çeşme gibi suyun akması ve bu sudan bir ordunun susuzluğunu gidermesi, ağaçların, taşların, Onun (a.s.m.) peygamberliğini tasdik etmesi gösteriyor ki gerçekten bütün varlık­lar, Cenab-ı Hakkın tanıtmasıyla Onu (a.s.m.) tanımışlar ve büyük bir aşkla tasdik etmişlerdir.

 O (a.s.m.), Alemlerin yaratıcısı olan Allah’ın isim­leri ve sıfat­larıyla birlikte varlığını ve birliğini insanlara en güzel şekilde tebliğ eden mübelliğdir.

  “Peygambere düşen sadece tebliğdir.” [6]

  O (a.s.m.), akılların kavramakta aciz kaldığı, kainattaki ilim hazinelerini Kuran ile insanların önüne açan en büyük alimdir.

 O (a.s.m.); insanlara, Allah’ın eşsiz yaratıcılık sıfatıyla kai­natta var ettiği harika mülkünü göstere­rek, onları sadece tek i-lah olan Allah’a ibadet etmeye çağıran hak nebidir.

 İşte, göklerin ve yerin tek sahibi yüce Allah’tır. Rasullüllah ise insanlara Onu tanıtmak ve kainata Onun hükümlerini hakim kılmak için gönderilen elçidir. İnsanlara sunduğu her şey, peygamberliği gibi haktır; Hak katındandır.

 “O hevadan konuşmaz. Onun konuştukları vahiyden başka bir şey değildir.” [7]

 O (a.s.m.), kendi kendine asla gaybı bilemez, Ona herşeyi bildiren Cenab-ı Haktır. O (a.s.m.) sadece Cenab-ı Hakkın ke­lamı olan Kuran’ın tercümanıdır. Sözleriyle, halleriyle, hare­ketleriyle, ahlakıyla bir ömrü boyunca hep insanlara Kuranın tercümanlığını yapmıştır. Hatta Hz. Aişe’ye (r.a.), Onun ahla­kından so­rulduğunda; ‘Onun ahlakı Kurandır.’ buyurmuştur.

  O (a.s.m.), insanlar için en büyük önder ve en güzel ör­nektir.

 “Andolsun ki sizin için, Allah’a ve ahiret gü­nüne kavuş-mayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” [8]

 O (a.s.m.), insanları cehennemle korkutarak kö­tülüklerden uzaklaştırıp, cennetle müjdeleyerek hayra yöneltmek için gön­derilen müjdeci ve uyarıcıdır. İşte insanlar arasındaki şahsiyetini ve görevini O (a.s.m.), ashabına şöyle tarif etmiştir:

  “Benim misalimle sizin misaliniz şu temsile benzer: Bir adam var, ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, gece kele­bekleri ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe ken­dile­rini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışır Ancak hayvanlar galebe çalarak çok­lukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmeme­niz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsu­nuz.”

 “Seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir korku­tucu olarak gönderdik…” [9]

 O (a.s.m.), bu uyarıcı ve müjdeleyici kimliği ya­nında hanımlarına mükemmel bir eş; çocuklarına mükemmel bir baba; arkadaşlarına mükemmel bir dost, kölesine mükemmel bir efendi; ordusuna mükemmel bir komutan; raiyetine mükem­mel bir yönetici; insanların dertlerine ve sıkıntılarına hiçbir şeye ihti­yaç bırakmayacak şekilde çareler üreten mükemmel bir toplum bilimci, Allah’a ibadet yapan en mükemmel kul ve Al­lah’ın “Habibim” hitabına layık en mükemmel şahsiyettir. Ter­temiz bir hayat yaşamış ve arkasından tüm müminlerin bir ömür istifade edecekleri iki miras bı­rakmıştır. Bunlardan birin­cisi; ömrü boyunca uğrunda mücadele ettiği, Kuran-ı Kerim; diğeri ise; emsalsiz yaşamından ibaret olan Sünnet-i Seniyyesidir. O (a.s.m.), bin dört yüz sene önce dünyayı terk et­mesine rağmen hala müminlerin arasında yaşamakta ve hala öğütleriyle onların ruhlarını canlandırmaktadır. Kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Çünkü O (a.s.m.), Cenab-ı Hakkın;

  “O gün her ümmet içinde, üzerlerine kendile­rinden bir şahit çıkaracağız, seni de bunların (üm­metinin) üzerine şahit getireceğiz.” [10] buyruğu gereğince ümmeti için bir şahit­tir, bu yüz­den de içlerinde olmak zorundadır. İşte bu özelli­ğiyle O (a.s.m.), her zaman ümmeti için bir rahmet ve bir emni­yettir.

 “ Halbuki sen onların içinde iken Allah onlara azab edecek değildi…” [11]

 “Muhakkak ki Allah ve melekleri, peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de Ona salat edin ve tesli­miyetle selam verin!” [12]


 



[1] Fetih 28-29

[2] Saf 6

[3] Tarık 1-3

[4] Kalem 4

[5] Enbiya 107

[6] Maiide 99

[7] Necm 3-4

[8] Ahzab 21

[9] Sebe 28

[10] Nahl 89

[11] Enfal 33

[12] Ahzab 56