18- İNSANLIK ALEMİNİN MEDAR-I İFTİHARI - Yeryuzuefendisi - 18. Sayfa
18- İNSANLIK ALEMİNİN MEDAR-I İFTİHARI
HZ. MUHAMMAD
“Allah islamı, bütün dinlere üstün kılsın diye Rasulünü hi-dayet ve hak din ile gönderendir. Şahit olarak Allah yeter! Muhammed Allah’ın Rasulüdür…” [1]
Milyarlarca varlık türüyle birlikte içinde yaşadığımız kainat tıpkı bir ağaca benzer. Varlıkları meydana getiren elementler bu kainat ağacının dalları, bitkiler yaprakları, hayvanlar çiçekleri, insanlar ise meyveleridir. İşte bu meyvelerin en parlağı, en nurlusu, en güzeli, en değerlisi, en şereflisi ve en hoş kokulusu, gönderilen bütün peygamberlerin efendisi, muttakilerin imamı, Alemlerin Rabbi olan Cenab-ı Hakk’ın habibi ve canlı-cansız, şuurlu-şuursuz bütün varlıkların sevgilisi olan HZ. MUHAMMED Aleyhisselam’dır.
Bütün varlıklardan önce yaratılan Onun (a.s.m.) nurudur. Hz. Adem’den, kendi zamanına kadar o mübarek nuru, nesilden nesile geçerek, hem zatını hem de peygamberliğini bütün aleme tanıtmıştır. Kendinden önce gelen bütün peygamberler insanlara hep Ondan (a.s.m.) haber vermişlerdir.
“Hani Meryemoğlu İsa: ‘Ey israiloğulları! Muhakkak ki ben benden önce gönderilmiş olan Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra gelecek ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olmak üzere si-ze Allah’ın gönderdiği bir peygamberiyim!” [2]
Hz. Muhammed (a.s.m.), kendinden önce gelen bütün kitaplar ve bütün peygamberlerin yanında kahinlerin, rahiplerin, alim kişilerin de, geleceğinden haber verdiği mübarek Zattır. Ve O (a.s.m.) daha doğarken zuhur eden mucizelerle hak olduğunu bütün dünyaya gösteren, doğumuyla adeta dünyanın düzenini değiştiren ve;
“Yemin olsun göğe ve Tarıka. Tarık’ın ne olduğunu sana ne bildirdi? O, karanlığı delen yıldızdır.” [3] ayetlerinde bahsedilen, zulüm karanlıklarını dağıtıp, ortaçağ karanlığında en aydınlık şekliyle parlayan ve parıltısıyla etrafını da nurlandıran necm-i sakıb (karanlığı delen yıldız)’dır.
O (a.s.m.), Cenab-ı Hakk’ın Kuran’da;
“Muhakkak ki sen gerçekten yüce bir ahlak üzerinesin.”[4] ayetiyle övdüğü yüksek bir ahlaka ve mükemmel huylara sahiptir. Bu sebepten dolayı Onun (a.s.m.) hayatında, çocukluğundan peygamberliğine, peygamberliğinden de vefatına kadar hiçbir günah izi görülmemiştir. Bütün ömrünü istikametle, metanetle, iffetle, doğrulukla ve müthiş bir düzenle geçirmiştir. Daha çok genç yaşlarında, peygamberliğinden sonra kendisine hep düşmanlık yapan, komplo kuran müşrik kavmi tarafından Muhammed’ül Emin diye vasıflandırılmıştır.
O (a.s.m.), tertemiz yaşamı ve cemalinin dünyadaki eşsiz güzelliğiyle üstün bir kişiliğe sahiptir. Sanki maddi-manevi bütün güzellikler Onun (a.s.m.) zatında toplanmıştır.
Kulluk ve takva yönünde yine en üstün kişi Odur (a.s.m.). İşlerindeki ciddiyeti, insanlara verdiği güveni ve sahip olduğu mükemmel sabrı ve sebatı, kesinlikle kalbinde eşi-benzeri olmayan bir imanın varlığını göstermekteydi.
O (a.s.m.), insanlar arasındaki görevi yönüyle, Hakkın delili, hakikatin nuru, hidayetin güneşi ve iki dünya mutluluğunun da vesilesidir. Kişiliği yönüyle ise Allah’ın dünyaya indirdiği en büyük Rahmetidir.
“Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik.”[5]
İşte bu Rahmete kavuşmanın en kısa yolu salavatlarla daima Onu (a.s.m.) hatırlamaktır.
O (a.s.m.), öyle bir zamanda, öyle bir yerde zuhur etmiştir ki, getirdiği hidayet nuruyla karanlıkları aydınlığa çevirmiştir.
Adetlerinde son derece mutaassıp, aşırı derecede ırkçı ve davalarında inatçı, kalplerinin katılığından ve acımasızlıkların-dan diri diri kız çocuklarını toprağa gömüp öldürürken müte-essir bile olmayan vahşi kavimleri ve bedevi insanları kainata yaydığı iman nuruyla öyle nurlandırmıştır ki, o vahşi insanlar, bir insanlık alemine öğretmen ve dünya medeniyetinde, medenilere üstad olmuşlardır. Sudan sebeplerle adam öldüren o insanlar bir ağacın yaprağını koparmaktan bile haya eder hale gelmişlerdir. İşte, bin tane filozofun ve psikoloğun o insanların ruhlarında yüz senede yapamayacakaları böyle büyük bir inkılabı Hz. Muhammed (a.s.m.) sadece yirmi üç senede tek başına yapmıştır. Ve O (a.s.m.) bunu yaparken de hem ümmi idi, hem de herhangi bir gücü ve hakimiyeti yoktu. İşte O (a.s.m.) bu haldeyken insanlığın karşısına çıkıp, o zamanda revatça olan bütün fikirlere meydan okuyarak, tüm alemin dikkatini üzerine çekmiş, böylece uyuyan kalpleri uyandırıp, akılları nurlandırmıştır. Tarihin karanlıklarında gömülü olan o zamanın insanlarını medeniyetin doruğuna çıkarmıştır. O zamana hükmeden bütün güçlü ülkeleri himayesine alarak, kısa bir sürede doğu ile batı arasında güçlü bir hakimiyet kurmuştur. Ve böylece O (a.s.m.), kendine inanan bütün ruhları aydınlatarak, kalplerin her asırda vazgeçilmez sevgilisi, akılların bilgi hazinesi, nefislerin terbiyecisi, ruhların nur kaynağı ve alemlerin sultanı olmuştur. Canlı-cansız, şuurlu-şuur-suz bütün varlıklar Onun (a.s.m.), Allah’ın peygamberi olduğunu tasdik etmişlerdir. Avucuna aldığı taşların Allah’ı zikretmesi, parmağını havaya kaldırmasıyla, ayın ikiye bölünmesi, parmaklarından çeşme gibi suyun akması ve bu sudan bir ordunun susuzluğunu gidermesi, ağaçların, taşların, Onun (a.s.m.) peygamberliğini tasdik etmesi gösteriyor ki gerçekten bütün varlıklar, Cenab-ı Hakkın tanıtmasıyla Onu (a.s.m.) tanımışlar ve büyük bir aşkla tasdik etmişlerdir.
O (a.s.m.), Alemlerin yaratıcısı olan Allah’ın isimleri ve sıfatlarıyla birlikte varlığını ve birliğini insanlara en güzel şekilde tebliğ eden mübelliğdir.
“Peygambere düşen sadece tebliğdir.” [6]
O (a.s.m.), akılların kavramakta aciz kaldığı, kainattaki ilim hazinelerini Kuran ile insanların önüne açan en büyük alimdir.
O (a.s.m.); insanlara, Allah’ın eşsiz yaratıcılık sıfatıyla kainatta var ettiği harika mülkünü göstererek, onları sadece tek i-lah olan Allah’a ibadet etmeye çağıran hak nebidir.
İşte, göklerin ve yerin tek sahibi yüce Allah’tır. Rasullüllah ise insanlara Onu tanıtmak ve kainata Onun hükümlerini hakim kılmak için gönderilen elçidir. İnsanlara sunduğu her şey, peygamberliği gibi haktır; Hak katındandır.
“O hevadan konuşmaz. Onun konuştukları vahiyden başka bir şey değildir.” [7]
O (a.s.m.), kendi kendine asla gaybı bilemez, Ona herşeyi bildiren Cenab-ı Haktır. O (a.s.m.) sadece Cenab-ı Hakkın kelamı olan Kuran’ın tercümanıdır. Sözleriyle, halleriyle, hareketleriyle, ahlakıyla bir ömrü boyunca hep insanlara Kuranın tercümanlığını yapmıştır. Hatta Hz. Aişe’ye (r.a.), Onun ahlakından sorulduğunda; ‘Onun ahlakı Kurandır.’ buyurmuştur.
O (a.s.m.), insanlar için en büyük önder ve en güzel örnektir.
“Andolsun ki sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuş-mayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” [8]
O (a.s.m.), insanları cehennemle korkutarak kötülüklerden uzaklaştırıp, cennetle müjdeleyerek hayra yöneltmek için gönderilen müjdeci ve uyarıcıdır. İşte insanlar arasındaki şahsiyetini ve görevini O (a.s.m.), ashabına şöyle tarif etmiştir:
“Benim misalimle sizin misaliniz şu temsile benzer: Bir adam var, ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, gece kelebekleri ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışır Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsunuz.”
“Seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir korkutucu olarak gönderdik…” [9]
O (a.s.m.), bu uyarıcı ve müjdeleyici kimliği yanında hanımlarına mükemmel bir eş; çocuklarına mükemmel bir baba; arkadaşlarına mükemmel bir dost, kölesine mükemmel bir efendi; ordusuna mükemmel bir komutan; raiyetine mükemmel bir yönetici; insanların dertlerine ve sıkıntılarına hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde çareler üreten mükemmel bir toplum bilimci, Allah’a ibadet yapan en mükemmel kul ve Allah’ın “Habibim” hitabına layık en mükemmel şahsiyettir. Tertemiz bir hayat yaşamış ve arkasından tüm müminlerin bir ömür istifade edecekleri iki miras bırakmıştır. Bunlardan birincisi; ömrü boyunca uğrunda mücadele ettiği, Kuran-ı Kerim; diğeri ise; emsalsiz yaşamından ibaret olan Sünnet-i Seniyyesidir. O (a.s.m.), bin dört yüz sene önce dünyayı terk etmesine rağmen hala müminlerin arasında yaşamakta ve hala öğütleriyle onların ruhlarını canlandırmaktadır. Kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Çünkü O (a.s.m.), Cenab-ı Hakkın;
“O gün her ümmet içinde, üzerlerine kendilerinden bir şahit çıkaracağız, seni de bunların (ümmetinin) üzerine şahit getireceğiz.” [10] buyruğu gereğince ümmeti için bir şahittir, bu yüzden de içlerinde olmak zorundadır. İşte bu özelliğiyle O (a.s.m.), her zaman ümmeti için bir rahmet ve bir emniyettir.
“ Halbuki sen onların içinde iken Allah onlara azab edecek değildi…” [11]
“Muhakkak ki Allah ve melekleri, peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de Ona salat edin ve teslimiyetle selam verin!” [12]
İslami Okul Okulların En Önemlisi