Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

20- BEDİÜZZAMANIN GENÇLERE TEMBİHİ - Yeryuzuefendisi - 20. Sayfa

 

20- BEDİÜZZAMANIN GENÇLERE TEMBİHİ

 

 Ömrünü İman ve Kuran hakikatlerini anlatabilmek için geçi­ren ve bu yolda çeşitli engellerle karşılaşan yirminci yüzyılın en büyük alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi; zamanın fitnelerinden kendilerini nasıl koru­yacaklarını öğrenmek için yanına gelen birkaç gence şöyle bir ihtarda bulunmuştur: 

 “Sizdeki gençlik kat’iyyen gidecek. Eğer siz da­ire-i meş­ruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik ka­zanmasına sebep olacak.”

Evet insanoğlu hiçbir zaman maddi ve manevi yapısıyla, bir hal üzere değildir. Doğar, büyür, yaşlanır ve nihayetinde de ölür. Bu Cenab-ı Hakkın insanlar için belirlediği hayat kanunu­dur. Bu yüzden her doğan çocuk muhakkak büyüyecek, genç­lik dönemini yaşayacak, bundan sonra da Allah’ın kanunun bir parçası olan ihtiyarlık zamanını görecektir. Cenab-ı Hak Ku­ran’da şöyle buyurmuştur:

 “Allah sizi zayıf yaratan; sonra zayıflığın ardın­dan bir kuv-vet veren; sonra kuvvetin ardından tekrar bir zayıflık ve bir ihtiyarlık verendir…” [1]

 İşte bundan anlıyoruz ki, insan sırf zevk ve lezzetler için bu dünyaya gönderilmemiştir. Aksine kısa bir ömürde sonsuz ahiret saadetini kazanmak yolunda çalışmak için bu aleme gelmiştir.

İnsanın çalışabilmesi için en elverişli çağ ise gençlik çağıdır. İnsan o gençliği hangi yönde harcamış ise ihtiyarlığında ve ölümünden sonra ahirette kar ya da zarar olarak ona geri dö­necektir. Eğer insan o gençliğin kıyme­tini bilmeyip küçücük bir zevk uğruna gayr-ı meşru dairede günah bataklığına saplanırsa, dün­yada da ahirette de onun cezasını ağır bir şekilde görecek­tir. Fakat o gençliği iman ve İslam yolunda, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) nebevi terbiyesi altında geçirirse, o gençlik hem hiç bitmeyecek son­suz bir gençlik halini alır, hem de dünya ve ahirette halis bir mutluluğa kavuşur.

 “Hayat ise, eğer iman olmazsa veyahut is­yan ile o iman tesir etmezse; hayat, zahiri ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elem­ler,hüzünler, kederler verir. Çünkü insanda akıl ve fikir ol­duğu için hayvanın aksine olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alakadardır. O za­manlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor.”

Eğer insanın hayatına iman hükmetmezse o insanın şuursuz bir hayvandan farkı kalmaz. Çünkü, hayvanlarda akıl ve fikir olmadığı için onların hayattaki tek ser­mayesi nefisleri adına aldıkları zevk ve lezzetlerdir. Onların geçmişlerinden dolayı ta­rihe hesap verme kaygıları ve gelecekten endişe duyma gibi sıkıntıları yoktur.İ

İnsan ise bunun tam zıddıdır. Geçmişte işlediği bir hatasın­dan dolayı ömür boyu vicdan azabı ve toplumun maddi olmasa da psikolojik baskısını üzerinde hisseder. Hayatta en büyük hatalar da hepgençlik çağında işlendiği için insan, kendini ha­talara sürükleyen ve gençlik çağında galeyana gelen şiddetli hissiyatının taşkınlıklarına iman ile set çekmelidir. Böylelikle hem gençlik çağını Allah’ın rızası dairesinde geçirmiş olur hem de iman onu kötülük yapmaktan engellediği için gençliğini güzel ahlakla geçirir ve tüm insanlar arasında tüm ömrü bo­yunca saygınlık kazanır.

 “İnsan eğer dalalet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüzi lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir. Demek hayvandan yüz derece, lezzet-i hayat noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dalaletin ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kainatı; bulunduğu gündür.

Bütün geçmiş zaman ve kainatlar, onun dalaleti nokta­sında madumdur, ölmüştür. Akıl alakadarlığı ile ona zulmet­ler, karanlıklar veriyor.”

 Eğer insan imanı unutup, Allah’ı hatırlamayıp, gaf­letle ya­şarsa, ihtiyarlayıp hayatın lezzetlerinden istifade ede­meyecek duruma geldiğinde, gençliğinde tattığı lezzetleri hatırlayıp, şim­diki haline binlerce eyvah çekecektir. Çünkü insan eğer Kuranın emirlerini dinlemeyip Rasulüllah’ın irşadına kulak tıkarsa ha­ramhelal demeden ömrünü israfla geçirir. Hayatında uygula­dığı bu aşırı israf gelecekte onun için pişmanlık vesilesi olacak­tır. Mesela, Allah’ın;

  “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz!” [2] emrini kulak ardı ederek, yemede-içmede israf yo­lunu tutan gençler için, aldıkları alkol, sigara, uyuşturucu vesair aşırılıklar onlar

için -eğer bunlarla uzun yaşayabilirlerseihtiyarlıkları için bü­yük belki de çaresiz hastalıkların ve kar etmeyecek pişmanlıkla­rın en büyük sebepleridir. İşte Allah’ı unutup hayatın o andaki lezzetlerini almak için uğraşan sefil gençler gelecekteki hallerini düşünüp o lezzetlerin içindeki acıları görmelidirler. Yoksa hay­vandan farkları kalmamakla birlikte ebedi bir mutsuzluğun ve pişmanlığın kapılarını kendilerine açarlar.

 “Gelecek zamanlar ise, itikatsızlığı cihetiyle yine ma­dumdur… Eğer iman hayata hayat olsa; o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur. Zaman-ı hazır gibi ruh ve kalbine iman nokta­sında ulvi ve manevi ezvakı (zevkleri) ve envar-ı vücudiyeyi veriyor.”

 İnsanın geleceğe yönelik hiçbir tasarruf hakkı yoktur.İnsan genç ise gelecekte ya yaşlanacak ya da ölümle buluşacaktır.

Bunu düşünmesi ise gerçekten insana çok büyük sıkıntılar vermektedir. Ancak imanın nuru kalbe girince ne geçmiş za­manın üzüntüsü ne de gelecek zamanın sıkıntısı insanı etkile­mez. İhtiyarlığı rahmet, ölümü Rabbine kavuşma, kabri ise cen­nete ge­çilecek bir köprü olarak görür ve böylece hem huzuru, hem de hayatın gerçek mutluluğunu bulmuş olur.

 “İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. Her gün ve her yerde ve her vakit vefiyatların gösterdikleri dehşetli hakikat-i mevt ise, size bir temsil ile beyan ediyo­rum:

 Mesela, burada gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş. Onun yanında bir piyango dairesi var. Hepimizi ister istemez hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi ça­ğıracaklar. Ve çağır-ma zamanı gizli olmasından her dakika, ya "Gel i'dam biletini al, arağacına çık!" veyahut "Gel, mil­yonlar altun kazan­dıran bir ikramiye bileti sana çıkmış gel, al!" deme­lerini beklerken, birden kapıya iki adam geldi. Biri yarı çıplak güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahi­ren gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek istiyor. Diğer biri de; aldatmaz ve al-danmaz ciddî bir adam, o kadının arka­sından girdi. Dedi ki: "Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı ye­mezseniz, o darağacından kurtulursu­nuz. Bu tılsım ile o emsalsiz ikramiye biletini alır-sınız. İşte bu darağacında zâten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yi­yen­ler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar ve o büyük ikra­miye biletini alanlar çendan gö-rünmüyorlar ve zahiren onlar da o darağacına çıktık­ları görünüyor. Fakat onlar asılma­dıklarını, belki ora­dan kolayca ikramiye dairesine girmek için basa­mak yaptıklarını milyonlar şahidler var, haber veri­yorlar. İşte pen-cerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zâtlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve ha­ber veriyorlar ki; o darağacına giden­leri aynelyakîn gözünüz ile gördüğünüz gibi, bu ik­ramiye biletini tılsımcılar aldıklarını hiç şek ve şüb­hesiz gündüz gibi kat'î biliniz." dedi.

İşte bu temsil gibi zehirli bir bal hük­münde olan gayr-ı meş­ru dairedeki gençliğin sefahetkârane zevkleri, hazine-i ebe­diyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybet­tiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer ve ecel gizli olduğu için genç, ihtiyar fark et­meyerek her vakit ecel cellâdı, başını kesmek için gele­bilir. Eğer o zehirli bal hük­münde olan hevesat-ı gayr-ı meşruayı terkedip, tılsım-ı Kur'anî olan iman ve feraizi elde etmekle ve fevkalâde mukadderat-ı beşer piyangosundan çı­kan saadet-i ebediye hazinesi biletini alacağına, yüzyirmidört bin Enbiya Aleyhimüsselâm ile beraber hadd ü hesaba gel­meyen ehl-i velayet ve ehl-i hakikat müttefikan haber veri­yorlar ve âsârını gösteriyorlar.”

 Evet dünyevi hevesler ve lezzetler zehirli bir bal gibi dışı gayet tatlı ve cezp edici içi ise öldürücü bir etkiye sahiptir. Onun dış görünüşüne kanan birçok genç hem dünyada, hem de ahirette onun ateşinde yanmaktadır. Zevk ve heves­leri peşinde koşan gafillerin akibeti herkesçe malumdur. Hatta he­veslerine ilah derecesinde tazim gösteren nice arzuperestlerin hayatlarını nasıl sonlandırdıklarının misalleri Kuran’da çokça anlatılır.

 “Bunun üzerine her birini günahı sebebiyle ya­kaladık. Artık onlardan kiminin üzerine, bir kasırga gönderdik! İçle­rinden kimini de kor-kunç bir ses yakaladı! Onlar­dan bazısını ise yere batırdık! İçlerinden bazısını da suda boğ­duk! Halbuki Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.” [3]

 Evet insan gençliğin vermiş olduğu aşırı hissiya­tını Kuranın irşadıyla dizginleyip, ömrünü Hakkın yolunda geçi­rirse piyan­goda çıkan ikramiye gibi ebedi bir mutluluğun anahtarı onun eline verilir.

 “Elhasıl, gençlik gidecek. Sefahette gitmiş ise, hem dün­yada, hem âhirette, binler bela ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû'-i istimal ile, israfat ile gelen ev­hamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapisha­nelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sı­kıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan so­runuz. Elbette hastaha­nelerin ekseriyetle lisan-ı ha­linden, gençlik saikasıyla israfat ve sû'-i istimalden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar işittiğiniz gibi; hapishanelerden dahi, ekse­riyetle gençliğin taşkınlık saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekatın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta ekser azablar, gençlik sû'-i istimalâtının neticesi olduğunu bileceksiniz. Hem nev'-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile "Eyvah gençliğimizi bâdiheva, belki zararlı zayi' ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız." diyecekler. Çünki beş-on sene­lik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok sene­ler gam ve keder ve berzahta azab ve zarar ve âhirette cehen­nem ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünki zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir”.

  Evet, muhakkak ki her baharda çiçeklerin açıp, sonbaharda kuruması gibi insandaki gençlik de bir gün kuruyacak ve ye­rini birkaç kemikten ibaret olan çer-çöp yığı­nına bırakacaktır.Bu yüzden baki bir gençlik isteyen kişi herşeyin yegane sahibi olan Allah’a boyun eğip, Onun hükümleriyle amel etmelidir. Yoksa birçok genç gibi hem dünya alemini kendine zindan eder, hem de ahirette büyük bir azabı hak eder. Çünkü, gençliğin verdiği arayışla birçok genç ma­nevi boşluğunu ya fani sevgililere tutu­narak, ya alkole veya uyuşturucuya bağlanarak ya kumar ba­taklığında ruhunu kirleterek ya da şiddetli intikam hırsıyla çev­resine saldırarak doldurmaya çalışmaktadır. Bu yüzden de akibetleri ya hastane, ya hapishane, ya meyhane ya da kabris­tan gibi hiç de hoş olmayan mekanlar olmaktadır. İşte bu se­beplerden dolayı gençlerin hayata karşı daha dikkatlı, büyükle­rin de gençlere karşı daha şefkatli olması gerekmektedir.

  “Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesin­den kurtarsın ve muhafaza eylesin!” [4]

 Amin..

 



[1] Rum 54

[2] Araf 31

[3] Ankebut 40

[4]    Sözler 145-147