20- BEDİÜZZAMANIN GENÇLERE TEMBİHİ - Yeryuzuefendisi - 20. Sayfa
20- BEDİÜZZAMANIN GENÇLERE TEMBİHİ
Ömrünü İman ve Kuran hakikatlerini anlatabilmek için geçiren ve bu yolda çeşitli engellerle karşılaşan yirminci yüzyılın en büyük alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi; zamanın fitnelerinden kendilerini nasıl koruyacaklarını öğrenmek için yanına gelen birkaç gence şöyle bir ihtarda bulunmuştur:
“Sizdeki gençlik kat’iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına sebep olacak.”
Evet insanoğlu hiçbir zaman maddi ve manevi yapısıyla, bir hal üzere değildir. Doğar, büyür, yaşlanır ve nihayetinde de ölür. Bu Cenab-ı Hakkın insanlar için belirlediği hayat kanunudur. Bu yüzden her doğan çocuk muhakkak büyüyecek, gençlik dönemini yaşayacak, bundan sonra da Allah’ın kanunun bir parçası olan ihtiyarlık zamanını görecektir. Cenab-ı Hak Kuran’da şöyle buyurmuştur:
“Allah sizi zayıf yaratan; sonra zayıflığın ardından bir kuv-vet veren; sonra kuvvetin ardından tekrar bir zayıflık ve bir ihtiyarlık verendir…” [1]
İşte bundan anlıyoruz ki, insan sırf zevk ve lezzetler için bu dünyaya gönderilmemiştir. Aksine kısa bir ömürde sonsuz ahiret saadetini kazanmak yolunda çalışmak için bu aleme gelmiştir.
İnsanın çalışabilmesi için en elverişli çağ ise gençlik çağıdır. İnsan o gençliği hangi yönde harcamış ise ihtiyarlığında ve ölümünden sonra ahirette kar ya da zarar olarak ona geri dönecektir. Eğer insan o gençliğin kıymetini bilmeyip küçücük bir zevk uğruna gayr-ı meşru dairede günah bataklığına saplanırsa, dünyada da ahirette de onun cezasını ağır bir şekilde görecektir. Fakat o gençliği iman ve İslam yolunda, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) nebevi terbiyesi altında geçirirse, o gençlik hem hiç bitmeyecek sonsuz bir gençlik halini alır, hem de dünya ve ahirette halis bir mutluluğa kavuşur.
“Hayat ise, eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse; hayat, zahiri ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler,hüzünler, kederler verir. Çünkü insanda akıl ve fikir olduğu için hayvanın aksine olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alakadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor.”
Eğer insanın hayatına iman hükmetmezse o insanın şuursuz bir hayvandan farkı kalmaz. Çünkü, hayvanlarda akıl ve fikir olmadığı için onların hayattaki tek sermayesi nefisleri adına aldıkları zevk ve lezzetlerdir. Onların geçmişlerinden dolayı tarihe hesap verme kaygıları ve gelecekten endişe duyma gibi sıkıntıları yoktur.İ
İnsan ise bunun tam zıddıdır. Geçmişte işlediği bir hatasından dolayı ömür boyu vicdan azabı ve toplumun maddi olmasa da psikolojik baskısını üzerinde hisseder. Hayatta en büyük hatalar da hepgençlik çağında işlendiği için insan, kendini hatalara sürükleyen ve gençlik çağında galeyana gelen şiddetli hissiyatının taşkınlıklarına iman ile set çekmelidir. Böylelikle hem gençlik çağını Allah’ın rızası dairesinde geçirmiş olur hem de iman onu kötülük yapmaktan engellediği için gençliğini güzel ahlakla geçirir ve tüm insanlar arasında tüm ömrü boyunca saygınlık kazanır.
“İnsan eğer dalalet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüzi lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir. Demek hayvandan yüz derece, lezzet-i hayat noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dalaletin ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kainatı; bulunduğu gündür.
Bütün geçmiş zaman ve kainatlar, onun dalaleti noktasında madumdur, ölmüştür. Akıl alakadarlığı ile ona zulmetler, karanlıklar veriyor.”
Eğer insan imanı unutup, Allah’ı hatırlamayıp, gafletle yaşarsa, ihtiyarlayıp hayatın lezzetlerinden istifade edemeyecek duruma geldiğinde, gençliğinde tattığı lezzetleri hatırlayıp, şimdiki haline binlerce eyvah çekecektir. Çünkü insan eğer Kuranın emirlerini dinlemeyip Rasulüllah’ın irşadına kulak tıkarsa haramhelal demeden ömrünü israfla geçirir. Hayatında uyguladığı bu aşırı israf gelecekte onun için pişmanlık vesilesi olacaktır. Mesela, Allah’ın;
“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz!” [2] emrini kulak ardı ederek, yemede-içmede israf yolunu tutan gençler için, aldıkları alkol, sigara, uyuşturucu vesair aşırılıklar onlar
için -eğer bunlarla uzun yaşayabilirlerseihtiyarlıkları için büyük belki de çaresiz hastalıkların ve kar etmeyecek pişmanlıkların en büyük sebepleridir. İşte Allah’ı unutup hayatın o andaki lezzetlerini almak için uğraşan sefil gençler gelecekteki hallerini düşünüp o lezzetlerin içindeki acıları görmelidirler. Yoksa hayvandan farkları kalmamakla birlikte ebedi bir mutsuzluğun ve pişmanlığın kapılarını kendilerine açarlar.
“Gelecek zamanlar ise, itikatsızlığı cihetiyle yine madumdur… Eğer iman hayata hayat olsa; o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur. Zaman-ı hazır gibi ruh ve kalbine iman noktasında ulvi ve manevi ezvakı (zevkleri) ve envar-ı vücudiyeyi veriyor.”
İnsanın geleceğe yönelik hiçbir tasarruf hakkı yoktur.İnsan genç ise gelecekte ya yaşlanacak ya da ölümle buluşacaktır.
Bunu düşünmesi ise gerçekten insana çok büyük sıkıntılar vermektedir. Ancak imanın nuru kalbe girince ne geçmiş zamanın üzüntüsü ne de gelecek zamanın sıkıntısı insanı etkilemez. İhtiyarlığı rahmet, ölümü Rabbine kavuşma, kabri ise cennete geçilecek bir köprü olarak görür ve böylece hem huzuru, hem de hayatın gerçek mutluluğunu bulmuş olur.
“İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. Her gün ve her yerde ve her vakit vefiyatların gösterdikleri dehşetli hakikat-i mevt ise, size bir temsil ile beyan ediyorum:
Mesela, burada gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş. Onun yanında bir piyango dairesi var. Hepimizi ister istemez hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi çağıracaklar. Ve çağır-ma zamanı gizli olmasından her dakika, ya "Gel i'dam biletini al, arağacına çık!" veyahut "Gel, milyonlar altun kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış gel, al!" demelerini beklerken, birden kapıya iki adam geldi. Biri yarı çıplak güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahiren gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek istiyor. Diğer biri de; aldatmaz ve al-danmaz ciddî bir adam, o kadının arkasından girdi. Dedi ki: "Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsım ile o emsalsiz ikramiye biletini alır-sınız. İşte bu darağacında zâten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar ve o büyük ikramiye biletini alanlar çendan gö-rünmüyorlar ve zahiren onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar asılmadıklarını, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için basamak yaptıklarını milyonlar şahidler var, haber veriyorlar. İşte pen-cerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zâtlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki; o darağacına gidenleri aynelyakîn gözünüz ile gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcılar aldıklarını hiç şek ve şübhesiz gündüz gibi kat'î biliniz." dedi.
İşte bu temsil gibi zehirli bir bal hükmünde olan gayr-ı meşru dairedeki gençliğin sefahetkârane zevkleri, hazine-i ebediyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer ve ecel gizli olduğu için genç, ihtiyar fark etmeyerek her vakit ecel cellâdı, başını kesmek için gelebilir. Eğer o zehirli bal hükmünde olan hevesat-ı gayr-ı meşruayı terkedip, tılsım-ı Kur'anî olan iman ve feraizi elde etmekle ve fevkalâde mukadderat-ı beşer piyangosundan çıkan saadet-i ebediye hazinesi biletini alacağına, yüzyirmidört bin Enbiya Aleyhimüsselâm ile beraber hadd ü hesaba gelmeyen ehl-i velayet ve ehl-i hakikat müttefikan haber veriyorlar ve âsârını gösteriyorlar.”
Evet dünyevi hevesler ve lezzetler zehirli bir bal gibi dışı gayet tatlı ve cezp edici içi ise öldürücü bir etkiye sahiptir. Onun dış görünüşüne kanan birçok genç hem dünyada, hem de ahirette onun ateşinde yanmaktadır. Zevk ve hevesleri peşinde koşan gafillerin akibeti herkesçe malumdur. Hatta heveslerine ilah derecesinde tazim gösteren nice arzuperestlerin hayatlarını nasıl sonlandırdıklarının misalleri Kuran’da çokça anlatılır.
“Bunun üzerine her birini günahı sebebiyle yakaladık. Artık onlardan kiminin üzerine, bir kasırga gönderdik! İçlerinden kimini de kor-kunç bir ses yakaladı! Onlardan bazısını ise yere batırdık! İçlerinden bazısını da suda boğduk! Halbuki Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.” [3]
Evet insan gençliğin vermiş olduğu aşırı hissiyatını Kuranın irşadıyla dizginleyip, ömrünü Hakkın yolunda geçirirse piyangoda çıkan ikramiye gibi ebedi bir mutluluğun anahtarı onun eline verilir.
“Elhasıl, gençlik gidecek. Sefahette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette, binler bela ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû'-i istimal ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisan-ı halinden, gençlik saikasıyla israfat ve sû'-i istimalden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar işittiğiniz gibi; hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençliğin taşkınlık saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekatın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta ekser azablar, gençlik sû'-i istimalâtının neticesi olduğunu bileceksiniz. Hem nev'-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile "Eyvah gençliğimizi bâdiheva, belki zararlı zayi' ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız." diyecekler. Çünki beş-on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azab ve zarar ve âhirette cehennem ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünki zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir”.
Evet, muhakkak ki her baharda çiçeklerin açıp, sonbaharda kuruması gibi insandaki gençlik de bir gün kuruyacak ve yerini birkaç kemikten ibaret olan çer-çöp yığınına bırakacaktır.Bu yüzden baki bir gençlik isteyen kişi herşeyin yegane sahibi olan Allah’a boyun eğip, Onun hükümleriyle amel etmelidir. Yoksa birçok genç gibi hem dünya alemini kendine zindan eder, hem de ahirette büyük bir azabı hak eder. Çünkü, gençliğin verdiği arayışla birçok genç manevi boşluğunu ya fani sevgililere tutunarak, ya alkole veya uyuşturucuya bağlanarak ya kumar bataklığında ruhunu kirleterek ya da şiddetli intikam hırsıyla çevresine saldırarak doldurmaya çalışmaktadır. Bu yüzden de akibetleri ya hastane, ya hapishane, ya meyhane ya da kabristan gibi hiç de hoş olmayan mekanlar olmaktadır. İşte bu sebeplerden dolayı gençlerin hayata karşı daha dikkatlı, büyüklerin de gençlere karşı daha şefkatli olması gerekmektedir.
“Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin!” [4]
Amin..
İslami Okul Okulların En Önemlisi