Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa - Piriintifada

 

Birinci Bölüm

Filistin

Toprağın sahibi ile toprağın işgalcisinin savaş alam... Çatışmalar, tuzaklar, baskınlar, yıkımlar ve suikastler diya­rı... Acının ve sevincin, ölümün ve hayatın yan yana gezdi­ği mekân... Zulmün asude bir şekilde kol gezdiği mazlum­lar ocağı... Mazlum ve yetim kalmış bir milletin ağıdı... Gö­nüllerin ve ümmetin kanayan yarası...

Filistin'deki her yer gibi boynu büküktü Kudüs'ün. Bağrında utancını taşıyordu kirli ellerin. Oluk oluk dökülen kanlarıyla sararmıştı Mescid- i Aksa'nın kubbesi... Can çe­kişiyordu olanca celadetiyle; direniyordu bütün gücüyle. Esen her lodos; güneyden Isra ve Mirac'm Sahibİ'nden ne­fes üflerdi hayat damarlarına. Can bulurdu, kan bulurdu beti benzi. Âdem misali dirilirdi; tekrar direnmek için lanet­li Çıfıt zulmüne.

Toprağı; acıyla dost olmuş, acıya bağışıklık kazanmış bir milletin toprağı... Direnişi; ümmetin semaya açılan elle­riyle dua dua güç kazanan, dua dua direnen bir direniş...

Bitti denince dirilen; dirildikçe boy boy gelişen; işgalci

DUfl :   ROlllfllİ

Yahudi'nin kalbine korku salan bir direniş, bir diriliş yaşı­yordu Filistin. Canlar, kanlar fedaydı. Gönüllere hakim olan, özgürlüğün ilahi aşkıydı.

•

22 Mart 2004 Pazartesi!

Filistin yasta, Filistin matemdeydi bugün. Şehirde bü­yük ve acı bir haberin hüznü gözlerden billur billur akar­ken; öfkeler dillerde, öfkeler ellerde yumruk yumruk slo­ganlara dönüşmüştü:

"Kahrolsun İsrail!"

"Kahrolsun Siyonist düzen!"

"Kahrolsun katil Şaron!"

"Şaron cehennemin kapılarım açtı!"

"İslami Direniş Hareketi engellenemez!"

"Lailahe illallah, Allah-u Ekber!"

Gazze'de başlayan öfke seli el- Halil, Ramallah, Nablus, Cenin derken sıçramıştı tüm Filistin'e. Sokaklarında kin, so­kaklarında öfke vardı Filistin'in. İntikam yeminleri çınlıyor­du Filistin sokaklarında. Yumak yumak yüreklere çöken acı, tüm direniş gruplarını sarmıştı.

Şehid edilen, ŞEYH AHMED YASİN'di. Özelde İslami Direniş Hareketi HAMAS'm, genelde tüm direniş grupları­nın manevi lideri!.. Bir öncü insan!.. Tüm yeminler, tüm in­tikam ahitleri onun içindi.

Fakat Gazze farklıydı bugün. Dün sabah namazından beri Filistin'i sarsan bu haber, Gazze'yi ayağa kaldırmıştı. Şehirde dolaşan araçların hoparlörlerinden bir ses yükseli­yordu sokak sokak, cadde cadde: "BİZ BU YOLU SEÇTİK.

ARZUMUZ ŞEHİTLİK VE ZAFER İLE SON BULACAK!.."

Kasetlerden, hoparlörlerden dalga dalga yayılan bu ses, Şeyh Yasin'in kaydedilmiş sesiydi. Gönülleri yakan, acılara acı katan bir ses!...

Sabra Mahallesinden Şati Mülteci Kampı'na ve tüm Gazze'ye varana dek gökyüzü siyahlara bürünmüştü. Yakı­lan lastikler değil; sokaklardan, caddelerden taşan sineler-deki öfkeydi. Gazze'nin felç olan hayatı, Batı Şeria'nın genel grevleri, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının tatil edilmele­ri, cezaevlerindeki mahkûmların isyanları, mülteci kampla­rındaki galeyanlar, gösteriler... Felç olmuştu Filistin'in sos­yal hayatı.

Gazze'nin kalbinde yüz binlerce insan yürüyordu Şifa Hastanesi'ne doğru. Dün sabah namazı sonrası şehid edilen Şeyh Yasin'in cenazesi alınırken yüz binlerin gözlerinde hü­zün, gönüllerinde elem vardı. Kalpler kırgındı. Nefret duy­gularını anlatmaya kelimeler kifayet etmiyordu.

Şifa Hastanesi'nden, yüzleri maskeli mücahitlerce alı­nan Şeyh Yasin'in cenazesi, eller üstünde Sabra Mahalle-si'ne, evine götürüldü. Halime Hatun, gocukları, damatları, torunları... kirpiklerinden hüzün bulutları damlıyordu.

Bir baba sevgisi, bir aşk, bir sevdaydı dudaklardan dö­külen:

- Allah'a hamd olsun! Babam, sonunda isteğine kavuş­tu, dedi kızı Meryem.

- İsteğine ulaştı, dedi hanımı Halime. Onunla geçirdi­ğim bu kadar zaman içinde hayırlı yönünden başka bir şey hatırlamıyorum.

- Onu tanıdığım günden beri bizi gücendirecek bir ke­lime bile işitmedim, dedi gelini Ümmü Hüsam.

Daha sonra yüz binlerin omuzunda taşman cenaze, şe­hir merkezindeki el- İmare Camii'ne götürüldü. Eller, öğle namazı ardından cenaze namazı için saf saf bağlandı. Du­alara kimi ağlamaktan kurumuş, kimi de nemli gözlerle eş­lik etti.

"Şehitler Kabristanlığı" bir misafiri ağırlıyordu bugün. Şehadete yaraşır bir hayat geçiren bir misafiri... bir şehidi... Şeyh Ahmed Yasin'i ...

Gözyaşları sel olan yüz binler "EY HAMAS LİDERİ EL­VEDA!" diyordu; sloganlarla, intikam yeminleriyle. Zılgıt­lar çeken kadınların çocuk, yaşlı, genç herkesin dudakların­da ortak bir hüznün adı dolaşıyordu: Şeyh Ahmed Yasin!

Uzatılan mikrofonlara konuşan biri vardı o gün. Elem dolu haberi duyduğundan bu yana acısı, kederi; kocamış saçma, sakalına tel tel ağanp yansımıştı. Mahzundu, üz­gündü sesi Abdulaziz Rantisi'nin:

- Onlar, dedi mikrofonlara; peygamberlerin katilleridir­ler. Bugün İslami bir sembolü şehid ettiler. Bu İslam'a açıl­mış bir savaştır. Bu cinayetle İsrailliler, Filistin davasını öl­dürmek istiyorlar. Yasin, bir ulusun içinde adam, adamın içinde ulustu. Bu ulusun intikamı bu adamın boyutlarında olacaktır. Eylem göreceksiniz, söz değil!

•

Gazze!

Yarasına tuz basmış deniz kokulu şehir... Yahudi/Çıfıt zulmünden her gün nasip alan bir şehir... Kıyısı; çocuk ko-valamacalan, kuş cıvıltıları ve cevelan yeri... Bağrı; kan ve

gözyaşı pınarı...

Bir yanında fakir gecekondu mahalleleri; bir yanında zengin, kocaman evler, geniş yolları ve meyve bahçeleri...

Sıcak ve nemin egemenliğini, esen meltemin kararlılığı kırardı bu şehirde. Tıpkı direniş güllerinin esen kararlı ko­kusu gibi... Ümit muştulayan kokular gibi... Kan ve baru­tun hüznü her gün yankı bulurdu gözlerde. Her kurşun bir tohum olurdu gönüllerde direniş direniş büyüyen. Her can bir adımdı şehadetle süslenen.

Dallarını her haneye uzatan; fakir- zengin demeden her ocakta bir canla, bir kanla sulanan direniş fidanı yeşermişti Gazze'de... Boy boy özgürlük fidanı... Sokak sokak, mahal­le mahalle, şehir şehir... Yaşanan ve yarım asrı geçen bu meş'um zulmün bir adı vardı dillerde: Lanetli Çıfıt zulmü! Sabra Mahallesi/Şati Mülteci Kampı!.. Mazlum iklimin süsten uzak derme çatma evleri... Ya­hudi işgali ve zulmünden kaçışın nihai noktasıydı bu mül­teci kampı, birçok kamp gibi... Fakirlik ve yoksulluğun bu­ram buram tüttüğü mekân... Kimi evlerin dış cephesi dö­külmüş yahut sıvasız, kiminin de içi... Kiminin inşası lalet­tayin, kimi de kapısız, penceresiz... Hepsinde ortak npkta: zulümden nasipli olmak!

Sadece insanlar değildi bu topraklarda zulümden inle­yen. Evler de insanlar gibi can çekişir, ağlar, sızlardı işgalci İsrail askerlerinin kontrolündeki yıkımlardan. Canavar mi­sali homurdanan demir azmanı tankların, buldozerlerin eseri okunurdu kamplarda.

Bu evlerin incila mermer merdivenleri, arkaik sütunla-

rı, simetrik korkulukları, uzun koridorları, gömme küvetli banyoları, porselen muslukları, alafranga helaları, panjurlu pencereleri, halkari süslemeleri, geniş meyveli bahçeleri, çevresi hercai çiçeklerle donatılmış havuzları ve konforu . yoktu. Ama kendileriyle aynı kaderi paylaşan mazlumiyet-leri, umutları ve özgürlük davasına adanmış kurbanlık sa­hipleri vardı.

Başını sokacak bir hanesi olan, şanslı değildi bu toprak­larda. Her şey olabilirdi her an. Zulüm rüzgârının /tufanı­nın ne zaman, nereden eseceği meçhuldü. Her an varlık yokluğa, hayat ölüme dönüşebilirdi.

•

20 Mart 2004 Cumartesi gecesi!

Suikastten üç gün önce... Sabra Mahallesinde bir ev... Filistinlilerin yaşadığı fakir gecekondulardan biri... Telaş ve endişe okunuyordu yüzlerde. Keder ve gam dolu bakışlar vardı gözlerde. Hüzün rüzgârları esiyordu yüreklerde.

Temiz örtüsü altında Halime Hatun'un kocası yatıyor­du hasta yatağında. Halime üzgün, Halime endişeliydi. Yıl­ların çilesi dantel dantel örülmüştü alnına. Bir şey yapama­manın, çaresizliğin ezikliğini yaşıyordu. Fakat mütevekkil ve teslimiyetçiydi Halime Hatun.

Gözleri çocuklarına takıldı bir ara. Her yüzde tasa, her çehrede gam okudu. Metanetli görünmeli, güçlü ve iradeli olmalıydı. Nice badireler atlatmıştı kocasıyla. Bunu da atla­tacaktı. Allah'a sığındı; yardımını diledi.

"Ya Safi! Ya Kafi! Ya Muafi!" yüce isimleri döküldü du­daklarından. Beyaz başörtüsünün ucuyla göz pınarlarını sildi, kaçamak kaçamak.

Kocasına baktı. Durumu oldukça ağırdı. Yıllardır onu terk etmeyen hastalıklardan muzdaripti. Yaşlı olması rahat­sızlığını artırıyordu.

Yarım saat önce aniden rahatsızlanmış, tekerlekli san­dalyesinden düşmüştü. Sık sık nefes alıp veriyor, zorlukla konuşuyordu. Muhabbetle baktı yaşlı kocasına; gözleri ka­palı, dudakları hareketliydi. Belli ki Rabbini zikrediyordu.

Alnında biriken damlaları fark etti. Bir bezle usulca ku­ruladı. Yaşlı Şeyh gözlerini açtı. Bir ara başucunda duran eşine belli belirsiz gülümsedi; kendinden geçti.

Siması nur yumağıydı. Yıllar, çilesini gergef işler gibi çizgi çizgi nakşetmişti anlına. Kaşları gürdü. Gözleri mana­nın derinliklerine dalan bir gizeme sahipti. Gözlerinin altın­daki halkalar ve yüzündeki çizgiler, kutsal bir davanın çile­sini yansıtıyordu. Kemerli bir burnu vardı. Beyaz kılları si­yahlarından çok olan sakalı, kısa bıyıklarıyla bir başka çeki­cilik katıyordu sempatik yüzüne. Başındaki beyaz kefiyesi, heybetini daha bir artırıyordu. Başucundaysa zaman zaman giydiği kuzguni renkli, buğday nakışlı aplik sakosu asılıydı.

Boynundan aşağısı tutmayan, buram buram direniş, buram buram Filistin kokan 66 yaşındaki bu mütebessim, sevimli ihtiyar, bu PîR-İ İNTİFADA; Filistin halkının umu­du, Filistin İslami Direniş Hareketi HAMAS'ın manevi lide­ri Şeyh Ahmed Yasin'di. Aynı kaderi paylaşıyordu Filis­tin'le: İkisi de mefluç... Ama biri, diğeri için umudun adıy­dı.

Bu fakir gecekondu semtinde yaşıyordu Şeyh Yasin. Komşularının dertleriyle dertlenir; yetim çocuklar ve dul kadınlar dahil şehitlerin ailelerine sahip çıkardı. Hem yiye-

ceğini, hem giyeceğini onlarla paylaşırdı. Sahiplenmeyi, yardımlaşmayı severdi.

İşgalci İsrail'i, tüm teçhizat ve imkânlarına rağmen, du­daklarından dökülen bir sözle tir tir titreten biriydi. Gücü­nü iman dolu yüreğinden alan,ve sadece Allah'a dayanan, yüzü; çevresine her zaman tebessüm sadakaları dağıtan bu ihtiyarı, yıllar yorgun düşürmüştü. Bitkin ve hastaydı. Ke­sik kesik soluyordu.

Bir ses duydu, yüreği yaralı Halime Hatun. Bir serçenin ürkekliğiyle geri döndü aniden. 26 yaşlarındaki oğlu Ab-dulgani'ydi. Diğer oğlu Abdulhamid ise tedirgin görünü­yordu.

- Anne! Babam kendinden geçti. Hastaneye kaldıralım. Islak gözlerle çocuklarını onayladı. Gelini Ümmü Hü-sam ve kızlarından Meryem'in de yardımıyla hemen hazır­lıklara başladılar. Şeyh Yasin'i özenle giydirdiler. Herkes te­laş ve endişe içinde yardım ediyordu.

Hazırlıklar bitince, güçlü kollarıyla Abdulgani babasını kucakladı. Kapıda bekleyen korumaların bakışları arasında usulca taksiye yerleştirdi. Arabanın bagajına babasının te­kerlekli sandalyesini de koydu lazım olur diye. Annesi arka koltuğa oturdu. Kocasının başını kucağına ald . Abdulgani ve Abdulhamid öne geçtiler. Peşlerinden kene ilerini takip eden koruma arabası, gönüllü fedailerle doluydu.

Fakirliğin kol gezdiği, mazlumiyet kokan Sabra'mn ge­cekondu sokaklarından geçen otomobil, hastane yoluna çıktı. Endişe dolu yüreklerle hızla yol alırken, karanlıkta bir çift 'lanetli göz'ün kendisini izlediğinden habersizdi.