Muhtelif - 4. Sayfa - Piriintifada
Dördüncü Bölüm
2 Kasım 1917. Birinci Dünya Savaşı yılları!..
İngiltere'nin Filistin topraklarını işgal ettiği yıllardı. Sömürgeci ruhun sızdığı bir başka toprak oldu Filistin. Dünyanın birçok bölgesinde mazlumların kanını emen emperyalist zihniyet neşv-ü nema bulmaya çalışıyordu bu topraklarda.
O tarihte İngiltere Dışişleri Bakam Balfaur, İngiliz Siyonist Derneği Federasyonu'na yazdığı manidar bir mektupta şu sözü vermişti: "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı için milli bir yurt kurulmasını uygun görmektedir. Bu gayenin gerçekleşmesi için her türlü çaba harcanacaktır. "
1920 yılında ise Birleşmiş Milletler Cemiyeti İngilizlerin Filistin üzerindeki mandasını resmen tanıdı. İşgal eylemi yasallaşmıştı. 1948'in 14 Mayis'ma kadar sürecek olan manda yönetimi Yahudilere devlet olma zeminini hazırladı.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Filistin'deki nüfus 700 bin civarındaydı. 50 binin üzerinde de göçmen vardı. Takriben 65 bin civarında ise Yahudi topluluk bulunuyordu. Bunların bir kısmı 16. yüzyılda İspanya'dan kaçanların soyundan gelen eski yerleşimcilerdi. Geri kalanlar da 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Filistin topraklarına yerleşen Siyonist yerleşimcilerden oluşuyordu.
1897'de İsviçre'nin Bacel kantonunda Siyonizm'in babası sayılan Theodore Herz'in başkanlığında yapılan Birinci Dünya Siyonist Kongresi'nde-alınan kararlar gereğince İngiliz Manda Yönetimi altındaki Filistin'e, bu yularda dünyanın birçok bölgesinden göçler başladı. Amaç; Filistin'i yurt edinmekti.
Bu gayeye binaen Filistin'e kaçak yollardan -özellikle deniz yoluyla- akın akın göçler oldu. Bu göçleri hızlandıran "MOSSAD Laliyah Beth" ve "Haganah" gibi Siyonist örgütler yoğun bir şekilde Filistin'e Yahudi göçmenleri taşıyordu. Teknelerden, balıkçı botlarından, büyük yolcu ve armatör gemilerinden faydalanıyorlardı.
1936 yılında 400 bini geçen Yahudi nüfusu, 1944'e gelindiğinde 600 bine yaklaşmıştı. Nitekim bu hızla 1948 yılından sonra Filistin'e yerleşen göçmenlerin nüfusu, 1951 yılına gelindiğinde bir buçuk milyonu bulacaktı.
Başta Kudüs, Tel-Aviv ve Nablus olmak üzere birçok yerde Siyonist yerleşimcilerin artması yerli Filistin halkını tedirgin etti. Halk bu göçe karşı koyunca İngiliz Manda Yönetimi 1920'den beri gittikçe artan ve kesintisiz süren bu Yahudi göçün durdurulmasına karar verdi. Fakat artan tepkilerden dolayı zaman zaman bazı kısıtlamalara gidilse de, Dun * Romun
Yahudi göçü İngiliz manda yönetiminin temel politikasıydı. Manda yönetiminin Yahudi göçünü göstermelik engelleme girişimlerine bile tahammülü olmayanların başında 1930'lann başında kurulan Haganah adlı aşırı radikal askeri Yahudi yeraltı örgütü geldi. Hem İngiliz manda yönetimine hem de yerleşik Filistin halkına karşı terör eylemlerine .. girişti. Artık çatışmalar başlamıştı. Filistin, silahların konuş-. tuğu bir toprak olmuştu. Öte yandan Haganah, hâlâ kaçak i1 göçmen seferleri düzenlemekten geri durmuyordu. ': Filistin'i yurt edinme emelini ihya etmek için yerleşik : olan Müslüman Filistin halkını yıldırmak ve evlerinden, I köylerinden sürmek adına Yahudi göçmenlerin yaptıkları * katliamlar hızla artıyordu. Kimi köyler basılıyor, kimi yer-;:' leşkeler yerle bir ediliyordu. Ateşe verilen evlerde diri diri ; öldürülen nice Filistinli Müslüman, sessiz sedasız Yahudi |: zulmüne kurban oldu.
I Köylerin yanı sıra kasabalar ve şehirler de bu menfur | zulümden nasipsiz kalmadı. Halk fevc fevc başka diyarlara ((zorlanıyor, evleri yağma ediliyordu. Bu katliamı yapanlar Arz-1 Mev'ud ideali için Filistin'e gelen Yahudi göçmenler-; di. Kimi doktor, kimi hemşire, kimi mühendis, kimi sanat-"' kâr, kimi ev kadını, kimi de mevki- makam sahibi güya medeni kimselerdi. Bir şehirden bir şehire katar katar cephane : taşıyor, Siyonist emelleri için sivil kimliklerini askeri kimli-1 ğe dönüştürüyorlardı. Çünkü her Yahudi, kadını- erkeğiyle birer askerdi Siyonist öğretisince. Fark gözetilmezdi aralarında.
nün * Romun
•
Yahudi çetelerinin yaptığı bu mezalimler gölgesinde 1938 yılı... Yer Filistin'in Askalan şehrinin el- Cevra köyü... Bir doğum yaşanıyordu bu şirin köyde. Doğan çocuk ailenin sevinci, göz bebeği oldu. AHMED YASİN dendi adına. Mazlum coğrafyanın mazlum bebeği... Üzerinde bunca Yahudi zulmü varken, kalbin meyvesi olan bu çocuk, El-Cev-ra'mn bu şirin köy evini her şeye rağmen sevince boğdu.
Ağlıyordu bebecik, ağlıyordu Ahmed Yasin. Yaşanan zulme, yaşanan mazlumiyete... Bu vahşete bir şahit daha doğmuştu; bir mazlum daha... Hissetmiş miydi acaba bu zulmü bebecik? Yoksa ağlaması mazlumiyetine miydi; kim bilir? Her şeye rağmen hayat sürüyordu zulmüyle, çilesiyle...
Küçük Yasin'in köyü Yahudi çetelere inat, direndi toprağında. Terk etmedi bir karışını, vatan bellediği yurdunu. Fakat terk eden oldu evini, köyünü... Küçük Yasin'in muhterem babası bu şirin El-Cevra köyünden ebedi âleme irti-hal etti. Yasin yetim, Yasin babasızdı. Henüz 3- 4 yaşların-daydı.
Artık annesinin himayesindeydi. Aileye kol- kanat geren bu Müslüman Arap kadını hem aile reisi, hem annesiy-di. Yılmadı, yıldırılamadı. Anaç tavuk misali zulmün gölgesinde çocuklarını büyüttü.
Öte yandan işgalci Yahudiler dünya kamuoyunda siyasi ve politik faaliyetlerini durmaksızın sürdürüyordu. Kimsesiz Filistin, kendi iç sorunlarıyla boğuşan Avrupa güdümlü Arap ülkelerince uluslararası arenada güya savunuluyor-
du. Filistin topraklarında bir Siyonist devlet kurmayı gaye edinen Amerika ve İngiltere, danışıklı dövüşüyordu. Planlar, programlar, görüşmeler, uluslararası konferanslar... Biri diğerini kovalıyordu.
İngilizler sorunun içinden çıkamayacaklarını anladıklarında ikinci dünya savaşı sonrası Amerika'nın desteğiyle Filistin sorununu, Nisan 1947'de Birleşmiş Milletlere götürdüler. Adeta başlarından savdılar.
Sorun, Amerika güdümündeki Birleşmiş Milletler1 e havale edilince uluslararası platformda farklı bir boyuta büründü: Filistin topraklarının % 42'sini Araplara, % 56'smı Yahudilere devlet kurma hakkına binaen veren bir "Birleşmiş Milletler Taksim Planı" devreye girdi. % 2'lik Kudüs ve çevresi ise Birleşmiş Milletler denetiminde uluslararası bölge olacaktı. Bu taksim planı, kuzulara şah olsa, kurdun yapamayacağı bir plandı...
Nitekim gidişat bu yönde ilerliyordu. Filistin sorununu sahiplenen Arap ülkeleri ve Amerika anlaşamadı. Bu karar Filistin'de dalga dalga protesto ve gösterilere sebep oldu. Birleşmiş Milletlerin temel kuruluş ilkeleriyle çelişki arz eden bu taksim kararı, Filistin'de nüfusun üçte ikisini oluşturan Müslüman Arap çoğunluğunun kendi kaderini tayin (şelf determination) hakkını engelliyordu. Amerika, İngiltere ve uluslararası siyasi çevreler tarafından bu hak, fiili (de facto) bir redde maruz kalmıştı.
Bu ortamda Birleşmiş Milletler, İngiltere'nin bir yıl sonra 15 Mayıs 1948'de Filistin'den tamamen çekileceğini be-
50
. mehmet ali gönül
pîr-İ intifada
51
Hrtti.
Bu karar üzerine Yahudi işgalci çeteler, örgütlü ve düzenli bir yapıya büründüler. Müslüman Filistin halkına karşı İngiltere çekilmeden "taksim planında" kendilerine ayrılan bölgeleri ele geçirmeye çatıştılar. Böylece bir Müslü-man-Yahudi çatışması başlamış oldu.
Şiddetli çatışmalarda bir tarafta işgalci Siyonist Yahudiler, diğer tarafta da toprağın sahibi Müslüman Filistinliler
vardı.
Düzenli ve silahlı Yahudi çetelerin dehşetengiz baskıları ve katliamları kulaktan kulağa yayılıyor, halkta panik meydana getiriyordu. Haganah, Irgun ve Stern örgütleri desteğinde gün gün katliamlar artıyordu.
1947'nin 9 Nisan'ında söz konusu Örgütlerin liderliğinde Filistinliler, yürekleri ağlatan bir katliam yaşadı: Deir Ya-sir Katliamı... Çoğu çocuk ve kadından oluşan 254 Filistinli acımasızca bu köyde katledildi. Halk paniğe kapıldı. Kitlesel göçler başladı.
Gözlerini kan bürümüş işgalci Yahudi çeteleri; zulüm ve katliamlarını, ilerde devletlerinin "başbakanlığını' yapacak kimselerin kontrolünde işliyorlardı. Vahşet çetelerinin reisleri onlardı: David Ben Gurion, İzak Rabin, Menahem Begin, İzak Şamir, Şimon Peres, Ariel Şaron... Kuzu postuna bürünmüş kurtlardı bunlar...
Birleşmiş Milletlerin Filistin üzerine aldığı bu yanlış karar neticesinde başlayan iç savaş, tüm hızıyla devam etti.
dur * Romun V
Yahudi mezaliminin dozu gittikçe artıyor, Filistinlilere kan kusturuyordu. İngiliz Manda Yönetimi'nin Filistin'deki yönetim müddetinin bitimine birkaç saat kala Tel-Aviv'de toplanan Yahudi Milli Kongresi, yayınladığı bir deklarasyonla İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan ettiğinde, tarihler 14 Mayıs 1948'i gösteriyordu.
Bu geçici işgal hükümetinin başbakanlığına getirilen David Ben Gurion, Theodore Hertz'in Siyonist rüyasını ilan etti: "Biz Halk Konseyi'nin üyeleri Eretz İsrail'de, İsrail Devleti olarak bilinecek Yahudi Devleti'nin kuruluşunu ilan ediyoruz..."
Bu ilandan 11 dakika sonra bu emelin gerçekleşmesinde ve işin içinde parmağı olan ABD, işgalci Siyonist hükümeti fiilen tanıdı.
Son İngiliz askeri birliklerinin 15 Mayıs'ta Filistin'den ayrılmasıyla Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Lübnan hükümetleri işgalci hükümete savaş açtı. Bu işgalci hükümet hem bir ulusun toprağını işgal etmiş, hem Siyonist bir devlet ilan et-mjş, hem de Filistin'de katliamlar yapmıştı. Bir yıl kadar sürecek olan meşhur 1948-49 1. Arap-İsrail Savaşı, böylelikle (başlamıştı.
Her çeşit uluslararası destek ve güçle gayet nizami ve üzenli askeri birlikler kuran Yahudiler, bugünleri düşüne-jek çok önceleri düzenli ordu girişimine koyulmuşlardı. Sa-aş için donanım ve askeri hazırlıklarını önceden sürdürüyorlardı. Oluşturdukları çeşitli tugaylar, polis gücü, Haga-■ - j oun * roımm
nah, Irgun ve Stern gibi illegal yeraltı terör örgütleri bu düzenli ordunun esas güçleriydi.
Haganah'm seksen bin askerî feshedilip diğer güçlerle beraber düzenli askeri güce dönüştürüldü. Bir Yahudi seferberliği başlamıştı. Öyle ki bir kısım silahlan, geri çekilen İngiliz Manda Yönetimi'nden; bir kısmını da kaçaklılıkla elde ettiler. Hatta geri çekilen İngilizlerden tanklarını da aldılar.
Yahudilerden farklı olarak Filistinli Araplar, askeri eğitimi olmayan gönüllü Müslüman halk yığınlarından meydana geliyordu. Yürekleri Filistin için atan; ama savaş güç ve donanımından yoksun, uyumsuz, dağınık bir kuvvet... Silahlan; çekilmeden önce İngiliz Mandasınca toplatılmış, dişleri sökülmüş pençesiz aslanlar...
Modern donanımlı silahları ve Amerika desteğiyle Siyonist ordusu savaş uçakları, toplar ve ağır askeri araçlar eşliğinde beş Arap devletini de bozguna uğrattı. Birleşmiş Milletlerin "taksim planı" çerçevesinde % 56'hk olan Filistin topraklarındaki payını, % 77'ye çıkardı. İşgal daha da artmış; Filistin'in 2/3'ünü sarmıştı bu alevli ateş topu.
Artık Filistin sorununda belirleyici olan; güç politikası olmuştu. Şimdi ise güç, Siyonist terör devletindeydi.
Bu savaşta Filistinli dağ gerillaları büyük yararlılıklar göstermiş, işgalci Yahudileri zor durumda bırakmıştı. Bunun çaresini düşünen Yahudi güçlerinin lideri, ilerde bu terör devletinin başbakanı olacak genç bir komutan olan İzak Rabin'di. Emrindeki seçkin Palmach Harel Tugayı'yla10 Fi-
listinli dağ gerillasını ve onlara yardımcı olan dağ köylerini/köylülerini acımasızca yok etti.
Bu, bir katliamdı. Bugüne kadar süregelen tüm katliamlar gibi bir katliam... Tıpkı kendinden öncekiler gibi tarihin sessizliğine gömülüp kayboldu. Gittikçe cesaretlenen, vahşileşip barbarlaşan Yahudiler, Amerika ve yandaşlarının desteğiyle semiriyorlardı.
1948 yılının bu meş'um savaşında Filistin'in büyük bir bölümünün işgali, büyük bir felaketi de beraberinde getirdi. Siyonist işgali altında kalan birçok yerleşim yerindeki insanlar, daha güvenli bölgelere göçe başladılar. Kendi vatanında, dağdan gelenler tarafından bağında dövülmek misali, göçmen olmak da vardı Filistinlilerin alınyazılarında. Kendi toprağında muhacir, kendi toprağında göçmen olmak...
Askalan'm el-Cevra köyü!
Bir anne ve çocukları hazırlıklar içindeler. Doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak, ata yadigârı diyardan göç etmek zor geliyordu Yasin ailesine. Gözler buğulu, diller beddualıydı Yahudi işgaline. Bir ömrün harcandığı el-Cev-ra'yı terk etmek, ne zordu gönüllere! Ya Askalan? Meşhur hadis âlimi İbnu Hacer Askalani'nin diyarı Askalan... Birçok ilim erbabının beşiği...
Bir kafile yola koyuldu Askalan'm el-Cevra köyünden. Çoluk- çocuk, genç- yaşlı demeden yüklü hayvanlar, at arabaları ve taşıtlardan oluşan bir göç kafilesi... Filistin'in gü-
neyine yol aldılar. O zamanlar Mısır'a bağlı olan sınır kenti Gazze'ye...
Kafilenin içinde henüz on yaşlarında olan küçük Ah-med Yasin, ağabeyi Şihde, kardeşleri ve annesi vardı. Toplam yedi kişiden oluşan bu aileyi yeni bir hayat ve zorluklarla dolu bir gelecek bekliyordu. Birçok Filistinli aile gibi...
İslami Okul Okulların En Önemlisi