Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 4. Sayfa - Piriintifada

 

Dördüncü Bölüm

 

2 Kasım 1917. Birinci Dünya Savaşı yılları!..

İngiltere'nin Filistin topraklarını işgal ettiği yıllardı. Sö­mürgeci ruhun sızdığı bir başka toprak oldu Filistin. Dün­yanın birçok bölgesinde mazlumların kanını emen emper­yalist zihniyet neşv-ü nema bulmaya çalışıyordu bu toprak­larda.

 O tarihte İngiltere Dışişleri Bakam Balfaur, İngiliz Siyo­nist Derneği Federasyonu'na yazdığı manidar bir mektupta şu sözü vermişti: "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Ya­hudi halkı için milli bir yurt kurulmasını uygun görmekte­dir. Bu gayenin gerçekleşmesi için her türlü çaba harcana­caktır. "

1920 yılında ise Birleşmiş Milletler Cemiyeti İngilizlerin Filistin üzerindeki mandasını resmen tanıdı. İşgal eylemi yasallaşmıştı. 1948'in 14 Mayis'ma kadar sürecek olan man­da yönetimi Yahudilere devlet olma zeminini hazırladı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Filistin'deki nüfus 700 bin civarındaydı. 50 binin üzerinde de göçmen vardı. Takriben 65 bin civarında ise Yahudi topluluk bulunuyordu. Bunların bir kısmı 16. yüzyılda İspanya'dan kaçanların so­yundan gelen eski yerleşimcilerdi. Geri kalanlar da 19. yüz­yılın sonu ve 20. yüzyılın başında Filistin topraklarına yer­leşen Siyonist yerleşimcilerden oluşuyordu.

1897'de İsviçre'nin Bacel kantonunda Siyonizm'in ba­bası sayılan Theodore Herz'in başkanlığında yapılan Birin­ci Dünya Siyonist Kongresi'nde-alınan kararlar gereğince İngiliz Manda Yönetimi altındaki Filistin'e, bu yularda dün­yanın birçok bölgesinden göçler başladı. Amaç; Filistin'i yurt edinmekti.

Bu gayeye binaen Filistin'e kaçak yollardan -özellikle deniz yoluyla- akın akın göçler oldu. Bu göçleri hızlandıran "MOSSAD Laliyah Beth" ve "Haganah" gibi Siyonist ör­gütler yoğun bir şekilde Filistin'e Yahudi göçmenleri taşı­yordu. Teknelerden, balıkçı botlarından, büyük yolcu ve ar­matör gemilerinden faydalanıyorlardı.

1936 yılında 400 bini geçen Yahudi nüfusu, 1944'e ge­lindiğinde 600 bine yaklaşmıştı. Nitekim bu hızla 1948 yı­lından sonra Filistin'e yerleşen göçmenlerin nüfusu, 1951 yılına gelindiğinde bir buçuk milyonu bulacaktı.

Başta Kudüs, Tel-Aviv ve Nablus olmak üzere birçok yerde Siyonist yerleşimcilerin artması yerli Filistin halkını tedirgin etti. Halk bu göçe karşı koyunca İngiliz Manda Yö­netimi 1920'den beri gittikçe artan ve kesintisiz süren bu Ya­hudi göçün durdurulmasına karar verdi. Fakat artan tepki­lerden dolayı zaman zaman bazı kısıtlamalara gidilse de, Dun * Romun

Yahudi göçü İngiliz manda yönetiminin temel politikasıydı. Manda yönetiminin Yahudi göçünü göstermelik engel­leme girişimlerine bile tahammülü olmayanların başında 1930'lann başında kurulan Haganah adlı aşırı radikal aske­ri Yahudi yeraltı örgütü geldi. Hem İngiliz manda yönetimi­ne hem de yerleşik Filistin halkına karşı terör eylemlerine .. girişti. Artık çatışmalar başlamıştı. Filistin, silahların konuş-. tuğu bir toprak olmuştu. Öte yandan Haganah, hâlâ kaçak i1 göçmen seferleri düzenlemekten geri durmuyordu. ':        Filistin'i yurt edinme emelini ihya etmek için yerleşik : olan Müslüman Filistin halkını yıldırmak ve evlerinden, I köylerinden sürmek adına Yahudi göçmenlerin yaptıkları * katliamlar hızla artıyordu. Kimi köyler basılıyor, kimi yer-;:' leşkeler yerle bir ediliyordu. Ateşe verilen evlerde diri diri ; öldürülen nice Filistinli Müslüman, sessiz sedasız Yahudi |: zulmüne kurban oldu.

I        Köylerin yanı sıra kasabalar ve şehirler de bu menfur | zulümden nasipsiz kalmadı. Halk fevc fevc başka diyarlara ((zorlanıyor, evleri yağma ediliyordu. Bu katliamı yapanlar Arz-1 Mev'ud ideali için Filistin'e gelen Yahudi göçmenler-; di. Kimi doktor, kimi hemşire, kimi mühendis, kimi sanat-"' kâr, kimi ev kadını, kimi de mevki- makam sahibi güya me­deni kimselerdi. Bir şehirden bir şehire katar katar cephane : taşıyor, Siyonist emelleri için sivil kimliklerini askeri kimli-1 ğe dönüştürüyorlardı. Çünkü her Yahudi, kadını- erkeğiyle birer askerdi Siyonist öğretisince. Fark gözetilmezdi arala­rında.

nün * Romun

•

Yahudi çetelerinin yaptığı bu mezalimler gölgesinde 1938 yılı... Yer Filistin'in Askalan şehrinin el- Cevra köyü... Bir doğum yaşanıyordu bu şirin köyde. Doğan çocuk aile­nin sevinci, göz bebeği oldu. AHMED YASİN dendi adına. Mazlum coğrafyanın mazlum bebeği... Üzerinde bunca Ya­hudi zulmü varken, kalbin meyvesi olan bu çocuk, El-Cev-ra'mn bu şirin köy evini her şeye rağmen sevince boğdu.

Ağlıyordu bebecik, ağlıyordu Ahmed Yasin. Yaşanan zul­me, yaşanan mazlumiyete... Bu vahşete bir şahit daha doğ­muştu; bir mazlum daha... Hissetmiş miydi acaba bu zulmü bebecik? Yoksa ağlaması mazlumiyetine miydi; kim bilir? Her şeye rağmen hayat sürüyordu zulmüyle, çilesiyle...

Küçük Yasin'in köyü Yahudi çetelere inat, direndi top­rağında. Terk etmedi bir karışını, vatan bellediği yurdunu. Fakat terk eden oldu evini, köyünü... Küçük Yasin'in muh­terem babası bu şirin El-Cevra köyünden ebedi âleme irti-hal etti. Yasin yetim, Yasin babasızdı. Henüz 3- 4 yaşların-daydı.

Artık annesinin himayesindeydi. Aileye kol- kanat ge­ren bu Müslüman Arap kadını hem aile reisi, hem annesiy-di. Yılmadı, yıldırılamadı. Anaç tavuk misali zulmün gölge­sinde çocuklarını büyüttü.

Öte yandan işgalci Yahudiler dünya kamuoyunda siya­si ve politik faaliyetlerini durmaksızın sürdürüyordu. Kim­sesiz Filistin, kendi iç sorunlarıyla boğuşan Avrupa güdüm­lü Arap ülkelerince uluslararası arenada güya savunuluyor-

du. Filistin topraklarında bir Siyonist devlet kurmayı gaye edinen Amerika ve İngiltere, danışıklı dövüşüyordu. Plan­lar, programlar, görüşmeler, uluslararası konferanslar... Bi­ri diğerini kovalıyordu.

İngilizler sorunun içinden çıkamayacaklarını anladık­larında ikinci dünya savaşı sonrası Amerika'nın desteğiyle Filistin sorununu, Nisan 1947'de Birleşmiş Milletlere götür­düler. Adeta başlarından savdılar.

Sorun, Amerika güdümündeki Birleşmiş Milletler1 e ha­vale edilince uluslararası platformda farklı bir boyuta bü­ründü: Filistin topraklarının % 42'sini Araplara, % 56'smı Yahudilere devlet kurma hakkına binaen veren bir "Birleş­miş Milletler Taksim Planı" devreye girdi. % 2'lik Kudüs ve çevresi ise Birleşmiş Milletler denetiminde uluslararası böl­ge olacaktı. Bu taksim planı, kuzulara şah olsa, kurdun ya­pamayacağı bir plandı...

Nitekim gidişat bu yönde ilerliyordu. Filistin sorununu sahiplenen Arap ülkeleri ve Amerika anlaşamadı. Bu karar Filistin'de dalga dalga protesto ve gösterilere sebep oldu. Birleşmiş Milletlerin temel kuruluş ilkeleriyle çelişki arz eden bu taksim kararı, Filistin'de nüfusun üçte ikisini oluş­turan Müslüman Arap çoğunluğunun kendi kaderini tayin (şelf determination) hakkını engelliyordu. Amerika, İngilte­re ve uluslararası siyasi çevreler tarafından bu hak, fiili (de facto) bir redde maruz kalmıştı.

Bu ortamda Birleşmiş Milletler, İngiltere'nin bir yıl son­ra 15 Mayıs 1948'de Filistin'den tamamen çekileceğini be-

50

. mehmet ali gönül

pîr-İ intifada

51

Hrtti.

Bu karar üzerine Yahudi işgalci çeteler, örgütlü ve dü­zenli bir yapıya büründüler. Müslüman Filistin halkına kar­şı İngiltere çekilmeden "taksim planında" kendilerine ayrı­lan bölgeleri ele geçirmeye çatıştılar. Böylece bir Müslü-man-Yahudi çatışması başlamış oldu.

Şiddetli çatışmalarda bir tarafta işgalci Siyonist Yahudi­ler, diğer tarafta da toprağın sahibi Müslüman Filistinliler

vardı.

Düzenli ve silahlı Yahudi çetelerin dehşetengiz baskı­ları ve katliamları kulaktan kulağa yayılıyor, halkta panik meydana getiriyordu. Haganah, Irgun ve Stern örgütleri desteğinde gün gün katliamlar artıyordu.

1947'nin 9 Nisan'ında söz konusu Örgütlerin liderliğin­de Filistinliler, yürekleri ağlatan bir katliam yaşadı: Deir Ya-sir Katliamı... Çoğu çocuk ve kadından oluşan 254 Filistin­li acımasızca bu köyde katledildi. Halk paniğe kapıldı. Kit­lesel göçler başladı.

Gözlerini kan bürümüş işgalci Yahudi çeteleri; zulüm ve katliamlarını, ilerde devletlerinin "başbakanlığını' yapa­cak kimselerin kontrolünde işliyorlardı. Vahşet çetelerinin reisleri onlardı: David Ben Gurion, İzak Rabin, Menahem Begin, İzak Şamir, Şimon Peres, Ariel Şaron... Kuzu postu­na bürünmüş kurtlardı bunlar...

Birleşmiş Milletlerin Filistin üzerine aldığı bu yanlış ka­rar neticesinde başlayan iç savaş, tüm hızıyla devam etti.

dur * Romun                                                                  V

Yahudi mezaliminin dozu gittikçe artıyor, Filistinlilere kan kusturuyordu. İngiliz Manda Yönetimi'nin Filistin'deki yö­netim müddetinin bitimine birkaç saat kala Tel-Aviv'de toplanan Yahudi Milli Kongresi, yayınladığı bir deklaras­yonla İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan ettiğinde, tarihler 14 Mayıs 1948'i gösteriyordu.

Bu geçici işgal hükümetinin başbakanlığına getirilen David Ben Gurion, Theodore Hertz'in Siyonist rüyasını ilan etti: "Biz Halk Konseyi'nin üyeleri Eretz İsrail'de, İsrail Devleti olarak bilinecek Yahudi Devleti'nin kuruluşunu ilan ediyoruz..."

Bu ilandan 11 dakika sonra bu emelin gerçekleşmesin­de ve işin içinde parmağı olan ABD, işgalci Siyonist hükü­meti fiilen tanıdı.

Son İngiliz askeri birliklerinin 15 Mayıs'ta Filistin'den ayrılmasıyla Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Lübnan hükümetle­ri işgalci hükümete savaş açtı. Bu işgalci hükümet hem bir ulusun toprağını işgal etmiş, hem Siyonist bir devlet ilan et-mjş, hem de Filistin'de katliamlar yapmıştı. Bir yıl kadar sü­recek olan meşhur 1948-49 1. Arap-İsrail Savaşı, böylelikle (başlamıştı.

Her çeşit uluslararası destek ve güçle gayet nizami ve üzenli askeri birlikler kuran Yahudiler, bugünleri düşüne-jek çok önceleri düzenli ordu girişimine koyulmuşlardı. Sa-aş için donanım ve askeri hazırlıklarını önceden sürdürü­yorlardı. Oluşturdukları çeşitli tugaylar, polis gücü, Haga-■                             -    j                                               oun * roımm

nah, Irgun ve Stern gibi illegal yeraltı terör örgütleri bu dü­zenli ordunun esas güçleriydi.

Haganah'm seksen bin askerî feshedilip diğer güçlerle beraber düzenli askeri güce dönüştürüldü. Bir Yahudi sefer­berliği başlamıştı. Öyle ki bir kısım silahlan, geri çekilen İn­giliz Manda Yönetimi'nden; bir kısmını da kaçaklılıkla elde ettiler. Hatta geri çekilen İngilizlerden tanklarını da aldılar.

Yahudilerden farklı olarak Filistinli Araplar, askeri eği­timi olmayan gönüllü Müslüman halk yığınlarından mey­dana geliyordu. Yürekleri Filistin için atan; ama savaş güç ve donanımından yoksun, uyumsuz, dağınık bir kuvvet... Silahlan; çekilmeden önce İngiliz Mandasınca toplatılmış, dişleri sökülmüş pençesiz aslanlar...

Modern donanımlı silahları ve Amerika desteğiyle Si­yonist ordusu savaş uçakları, toplar ve ağır askeri araçlar eşliğinde beş Arap devletini de bozguna uğrattı. Birleşmiş Milletlerin "taksim planı" çerçevesinde % 56'hk olan Filis­tin topraklarındaki payını, % 77'ye çıkardı. İşgal daha da artmış; Filistin'in 2/3'ünü sarmıştı bu alevli ateş topu.

Artık Filistin sorununda belirleyici olan; güç politikası olmuştu. Şimdi ise güç, Siyonist terör devletindeydi.

Bu savaşta Filistinli dağ gerillaları büyük yararlılıklar göstermiş, işgalci Yahudileri zor durumda bırakmıştı. Bu­nun çaresini düşünen Yahudi güçlerinin lideri, ilerde bu te­rör devletinin başbakanı olacak genç bir komutan olan İzak Rabin'di. Emrindeki seçkin Palmach Harel Tugayı'yla10 Fi-

listinli dağ gerillasını ve onlara yardımcı olan dağ köyleri­ni/köylülerini acımasızca yok etti.

Bu, bir katliamdı. Bugüne kadar süregelen tüm katli­amlar gibi bir katliam... Tıpkı kendinden öncekiler gibi ta­rihin sessizliğine gömülüp kayboldu. Gittikçe cesaretlenen, vahşileşip barbarlaşan Yahudiler, Amerika ve yandaşlarının desteğiyle semiriyorlardı.

1948 yılının bu meş'um savaşında Filistin'in büyük bir bölümünün işgali, büyük bir felaketi de beraberinde getirdi. Siyonist işgali altında kalan birçok yerleşim yerindeki insan­lar, daha güvenli bölgelere göçe başladılar. Kendi vatanında, dağdan gelenler tarafından bağında dövülmek misali, göç­men olmak da vardı Filistinlilerin alınyazılarında. Kendi toprağında muhacir, kendi toprağında göçmen olmak...

Askalan'm el-Cevra köyü!

Bir anne ve çocukları hazırlıklar içindeler. Doğup bü­yüdükleri topraklardan ayrılmak, ata yadigârı diyardan göç etmek zor geliyordu Yasin ailesine. Gözler buğulu, diller beddualıydı Yahudi işgaline. Bir ömrün harcandığı el-Cev-ra'yı terk etmek, ne zordu gönüllere! Ya Askalan? Meşhur hadis âlimi İbnu Hacer Askalani'nin diyarı Askalan... Bir­çok ilim erbabının beşiği...

Bir kafile yola koyuldu Askalan'm el-Cevra köyünden. Çoluk- çocuk, genç- yaşlı demeden yüklü hayvanlar, at ara­baları ve taşıtlardan oluşan bir göç kafilesi... Filistin'in gü-

neyine yol aldılar. O zamanlar Mısır'a bağlı olan sınır kenti Gazze'ye...

Kafilenin içinde henüz on yaşlarında olan küçük Ah-med Yasin, ağabeyi Şihde, kardeşleri ve annesi vardı. Top­lam yedi kişiden oluşan bu aileyi yeni bir hayat ve zorluk­larla dolu bir gelecek bekliyordu. Birçok Filistinli aile gibi...