Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 10. Sayfa - Piriintifada

 

Onuncu Bölüm

Ebu Şenneb, bu raporların çoğunda olumlu geliş­meler gördüm. Bu gelişmelerin Gazze'nin dışında da tüm hızıyla devam etmesi Allah'ın bir yardımıdır.

- Kesinlikle efendim. Allah'ın lütfü ve inayeti olmazsa, bizler aciz kullar olarak hiçbir şey beceremeyiz.

- Kudüs, Cenin, El- Halil gibi merkezlerde özellikle ca­mi eksenli çalışmaları ve teşkilatımızın halkla iletişimim İn­tifada seviyesine getiren kardeşlerden Allah gani gani razı olsun... Buralarda da çalışmaların gidişatı iyi olsa gerek öy­le değil mi?

- Allah'a hamd olsun. Gayretli çalışmalarımızın seme­resini Allah Teala arttırıyor.

- Bu çalışmalar içinde ilerleme gösterip ilerde daha bü­yük sorumluluklar alabilecekler için özel düşüncelerin ol­sun Ebu Şenneb.

-  Elbette efendim. Bu sebeple sürekli yeni mücadele metotları üzerinde çeşitli fikirlerin temel oluşturması için, yapılan gayretlerden sizi de haberdar ediyorum. Bu çalış­malarımızda İsmail Haniye ve Muhammed Deif in katkıla­rının büyük bir payı var. En ücra yerlerde bile intifada ru­hunu diri tutmasında direnişimizin üstün bir performansı

olduğu açıktır. Bu ilahi bir lütuftur.

- Ya yardım faaliyetleri... İhtiyaç sahiplerine ulaştırma­da bir sorun oluyor mu?

-  Hayır efendim! Ortalık gergin olmasına rağmen her

türlü gayret gösteriliyor.

Şeyh Yasin, biraz düşündü. Bakışlarını bir noktaya dikip öylece kalakaldı. Biraz sonra başını Ebu Şenneb'e çevirdi.

-  Biliyor musun, Ebu Şenneb? dedi. Faaliyetlerimizin güvenliğini sağlamak bize düşüyor. Bunun için küçük bir güvenlik birimine ihtiyacımız vardır. Geçenlerde de konuş­tuğumuz gibi bu görevi yapabilecek ve bu işte kabiliyetli, gözü pek, cesur gençlerden bir birim oluşturduk. Ama yeni olduğundan eğitim ve gelişmeleri için gayret gösterilse, kış­kırtmalara ve heyecana gelmeyecek soğukkanlılık aşılansa

iyi olur.

- İnşaallah efendim. Bu konuda size ayrıntılı bir rapor

getirecğim.

-  Bir de sen ve Rantisi dikkatli olmalısınız. Mahmud Zahar ve diğerleri de... Bu yeni yapılanmamız hakkında, iş­galci yönetim kesinlikle istihbarat toplamıştır.

Bu küçük büroda büyük işler planlanıyor, büyük bir di-renişin/intifadanm perçinlenmesi için her gün konuşulu­yor, fikir teatisinde bulunuluyordu. İnce ayrıntılar, ince de­taylar tek tek ele almıyor; istikbale dair programlar şekille­niyor, atılan her adım, yıllar sonrası da hesaplanarak atılı­yordu.

İntifadanm başlamasından 37 gün sonraydı. Ocak ayı­nın ayazında gece yarısından sonraki bir vakitte sokaklarda sessizlik hüküm sürüyordu. Birden askeri cemseler belirdi.

Sokağın başında kalabalık bir askeri birlik bir evi kuşatma altına aldı. Sessizce alman tüm tedbirlerden sonra, evin ka­pısını çalma tenezzülünde bulunmadan kapıyı kırarak, bü­yük bir gürültüyle içeri daldılar. Aradığını bulmanın sevin­ciyle zafer kazanmış bir kumandan pozuna bürünen subay, operasyonun bittiğini işaret etti. Aceleyle araçlarına binen işgalci askerler, arkalarında gözü yaşlı bir kadın ve çocukla­rını bıraktılar. Gecenin sessizliğini bozan sesler, işgalcilerin arkalarında bıraktıkları lanetler, beddualar ve Rableriyle aralarında perdenin olmadığı mazlumların yakarışlarıydı.

Bir saat sonra gözleri kapalı bir şekilde sorgudaydı Ab-dulaziz Rantisi.

- Evet! dedi sorgu subayı. Söyle bakalım Bay Rantisi. Şimdi de HAMAS çıktı ha! Biz birini kapatıyoruz, siz diğe­rini açıyorsunuz...

Sessizdi Rantisi. Konuşulanlardan çok, Rabbiyle meş­gul olmaya karar verdi. O'na sığındı. Kendini en zor işken­celere hazırladı. Bu saatleri bir gün yaşayacağını biliyordu. İşte o saatler gelmişti. Sabretmeli ve direnmeliydi. Allah için, rızası için...

Gelişmeyi Şeyh Yasin duyar duymaz Ebu Şenneb'i, Rantisi'nin evine yolladı. Teselli için Rantisi'nin evi ziyaret ediliyor, ailesi yalnız bırakılmıyordu. Her türlü maddi ve manevi destek gösterilmiş, sıkıntı yaşatılmamıştı.

Bir ay kadar sonra serbest bırakılan Rantisi mutluydu. Çektiği çileler ve gördüğü zulüm Allah içindi. İçerde oldu­ğu sürece ailesine gösterilen ilgi onu daha çok sevindirdi. Sahipsiz değildi. Bir davası ve bir mücadelesi vardı.

- Bugünden sonra daha dikkatli olmamız gerekiyor, de-

di Şeyh Yasin karşısında oturan Rantisi'ye. Zannedersem zor günler bizi bekliyor. Bir ateş sahasının ortasındayız. Gü­cümüzü ve gittikçe tehlikeli olduğumuzu idrak ediyorlar. Asıl korktukları, İslami şuurla yoğrulmuş bir direniştir. Çünkü onlar da biliyor ki bu bilinç ve şuur onların sonu olur. Bu bilince sahip olan her mücahit için canı, malı ve ai­lesi ikinci plandadır. Yani ölümü alnına yazan insan neden, kimden ve niçin korksun? Fakat bu şuura sahip olmayan anlayış, bir şekilde memnun edilebilir! İşte bu ince çizgiyi işgalci düşman, tarihi tecrübelerinden biliyor. Bunun için adımlarımızı çok dikkatli atmalıyız Rantisi! Her an, her şe­ye hazırlıklı olmalıyız.

- Doğru efendim. Sorguda dikkatimi çekti: Hep maddi destek ve makam tekliflerinde bulunuyor, bu yolla direnişi bölmeye çalışıyorlar.

-  Bu da çok Önemli bir nokta, dedi Şeyh Yasin. Tüm HAMAS fertlerine sosyal ve kültürel faaliyetlerde, ders ve sohbet halkalarında özellikle imani konuların pekişmesi ve perçinlenmesine yönelik nasihatler yapılsa iyi olur. Zira imam güçlü olmayan her nefse böylesi teklifler cazip gele­bilir. Hz. Yusuf aleyhisselam dahi; "Rabbimin esirgediği

12

müstesna her nefis gerçekten kötülüğü emreder"   demiştir. Bu konuya ayrı bir Önem verilse iyi olacağı kanaatindeyim.

- İnşaallah verilecektir efendim.

Şeyh Yasin'le görüşmesinden yaklaşık bir ay sonra tek­rar tutuklanan Abdulaziz Rantisi, bu defa 2. 5 yıl zindanda kaldı. Fiziki işkencenin yanı sıra yargı işkencesine de tabi tutuldu. Askeri yargıç önüne her çıkarılışında, hakkında herhangi bir hüküm verilmeden her celsesi erteleniyordu.

Böylece günleri Yusufî bir hayata alışarak geçti. O atlas ; iklimin havasını teneffüse çalışıyor, bundan azami derecede faydalanıyordu. Aynı zamanda teşkilatçılık ruhuyla ceza­evindeki mahkûmları örgütleyerek haklarını aramaları ko­nusunda direnişin başka bir boyutunda mücadele ediyor­du. Koğuş koğuş, seviye seviye eğitim çalışmaları, siyasi çalışmalar ve dini ilimler konusunda planlar ve programlar çerçevesinde, zindan çalışmalarını koordineli bir şekle so­kuyordu.

Tıp doktoru olması özel ilişkilerde çok faydasını gör­düğü bir konuydu. Sosyal ilişkisini geliştirici tavırları ve güven verici yaklaşımlarıyla kendini zindana kabul ettir­miş, sevdirmişti. Zira o bir direnişçinin, her zaman ve me­kânda Allah rızasını gözeterek fayda verebileceği yahut faydalanabileceği bir gayreti elden düşürmeyeceğinin bi­lincindeydi.

•

18 Mayıs 1989!..

Zaman, Rantisi'nin son tutuklanışından bir küsur yıl sonraydı. HAMAS'm çalışmaları, yönlendirmeleri sonucu intifada tüm hızıyla devam ediyordu. Her gün yüzlerce ça­tışma haberi yayılıyor, İsrail askerlerinin acımasızca katlet­tiği genç fidanlar Filistin'e feda oluyordu. Kimi 9, kimi 10, kimi 15, kimi 16 yaşlarında hayatlarının baharında intifa-daya adanmış canlardı bunlar. Vuruldukça çoğalan, çoğal­dıkça işgalci İsrail'in korkulu rüyası olan çocukların direni-Şi karşısında ellerinden bir şey gelmiyordu. Ellerinde taş-ten başka silahları olmayan çocukların yürüttüğü intifa- iyice sıkışan İsrail, hırsını yine Şeyh Ahmet Yasin'den

aldı.

Fakat bu defa daha kapsamlı, daha geniş çaplı bir ope­rasyon düzenlendi. Şeyh Yasin'le birlikte Islami Direniş Ha-reketi'nin pek çok mensubunu da tutukladılar, Böylesine büyük bir operasyon intifadaya darbe vurmayı amaçlayan bir hareketti.

Remle hapishanesinin karanlık dehlizlerinde Şeyh Ya­sin, bir yıl boyunca sorgulandı, bu süre zarfında mahkeme­ye de çıkarılmadı. Sağlık durumu gittikçe kötüleşiyordu. İş­kence ve hakaretlerle ruh sağlığına zarar verilmek istendi. Fakat o, vakarla ve tam bir kararlılıkla direndi.

-  Şeyh Yasin! diye seslendi, işkenceci subay, alayvari bir sesle. Ziyaretçilerin varmış! Sana giyecek getirmişler. Aslında onları içeri almamız yasak ama sana kıyak yapa­lım dedik.

Sağma baktı.

- Getirin çocuğu dedi, kapıdaki askerlere.

Kapı açılınca içeri 14-15 yaşlarında olan oğlu Abdi gir­di. Elinde elbise çantası vardı. Subay bir çırpıda Abdi'nin elindeki çantayı kaptı.

- Vay, vay, vay! dedi, alaycı bir tavırla. Demek sevgili is­yancı babana elbise getirdin ha! Bakalım neler varmış çan­tada. Hımm! İki adet atlet, bir adet çorap...

Çıkardığı her parçayı hırsla yere atıyor, postallarryla basıp çiğniyordu. Son parça elbiseyi de yere attıktan sonra hırsla çantayı yere çaldı.

Birden durdu. Yanı başında kendisini şaşkınlıkla izleyen Abdi'nin suratına şiddetli bir tokat attı. Ne olduğunu anla­yamadan gayri ihtiyari bir çığlık sonucu kendini yerde bu-

lan Abdi'nin burnundan kızıl kızıl kanlar akmaya başladı. Abdi'nin yerdeki haline kahkahalarla gülen işkenceci subay ve erleri; sadist ruhlu, dengesiz kişiliklerini sergiliyorlardı.

Şeyh Yasin'in olanlar karşısında ruhunda fırtınalar koptuğunu ve bir şey yapamamanın ızdırabını yaşadığını bilen subay;

- Nasıl? dedi. Yüreğinin taa derinliklerinde bir acı his­sediyor musun Şeyh Yasin? Bizi uğraştırma da bizimle an­laş. Senin için iyi olur. Yoksa...

Olanlara duyarsız değildi Şeyh Yasin. Metanetini Voru-ma zamanıydı. Duygusal olmaktan çok basiretli olmak ge­rektiğini bilen biriydi. Rabbine tevekkül etti. O'na sığındı ve inayetini istedi. Ona ve aile fertlerine karşı devam eden bu tür işkenceler, onu ümitsizliğe sevk etmiyordu.

Yine bir başka gündü. Fiziksel özürlü olması sıkıntıları­nı arttırmasına rağmen taviz vermemekteydi. Gözlerinin Önünde çocuklarına yapılan işkenceler dahi onu yıldırmadı. O gün işkence dolu bir gündü. İşkenceci bir subay saatler­dir konuşmaya ikna edemediği Şeyh Yasin'in seslendiğini duyunca hemen yanma sokuldu.

- Bir şey mi istedin? ded; ümitle.

- Tuvalet ihtiyacımı görmem lazım. Saatlerdir... Sözünü tamamlamasına fırsat vermeden bağırdı subay:

- Nee!.. Beni bunun için mi sandalyemden kaldırdın?..

Ağzına geleni söylüyor, köpürüyordu. Bu şekilde psi­kolojik baskı uygulayan işkenceci subay, Şeyh Yasin'e acı çektirmek istiyordu.

Sakat bir insanı en doğal haklarından dahi mahrum eden işkenceci Yahudiler, boşuna çıpmdılar. Zira dört yıl

önceki tutuklamada da aynı direnişçi tavırla karşılaşmışlar­dı. Fakat Şeyh Yasin de bu süre içinde daha bir bilenmiş oyunlarını başlarına geçirecek tavrı hakkıyla bir daha sergi­lemişti.

Yaklaşık bir yıla yakındı tutuklanan... Bir gün kapısın­dan içeri giren bir asker onunla ilgilendi. Üstünü başını dü­zeltti. Temiz elbiseler giydirdi. Tekerlekli sandalyesiyle alıp camekanlı bir odaya götürdü. İçeride avukatını görünce se­vindi Şeyh Yasin. Birbirlerini sorduktan sonra;

- Gelişmeler nasıl? diye sordu.

-  Efendim, diyerek başladı avukat. Yakalanışınızdan sonra çeşitli insan hakları Örgütleri dünya kamuoyuna çe­şitli açıklamalarda bulundular. Lehinize bazı gelişmeler ol­sa da işgalci yönetim tavrını yumuşatmıyor. Fakat sizinle görüşmem dahi büyük bir başarı.

- Benimle görüştürdüklerine göre mahkemeyle ilgili bir gelişme olmalı...

-  Evet efendim! Bir gelişme var. 3 Ocak 1990 yani, üç gün sonra mahkemeniz var. Ayrıca hakkınızda oldukça yüklü bir dosya hazırlamışlar. Anladığım kadarıyla kurt-kuzu meselesi.

- Hiç bir halt beceremezler, dedi Şeyh Yasin. Takdir ne ise o olur.

Bunca eziyet çekmesine rağmen hâlâ izzetli bir duruş sergileyen Şeyh Yasin'e hayranlıkla baktı avukat. Şeyh Ya-sin'in sorusuyla kendine geldi:

- İntifada'da bir gevşeklik yok inşaallah.

- Hayır, efendim, yok! dedi avukat. Sizin ve diğer kar­deşlerinizin tutuklanmasından gaye; intifadayı kesintiye

uğratmaktı. Ancak Siyonist işgalci umduğunu bulmadığı gibi, intifada tutuklanmanızla daha da şiddetlendi.

-Allah'a hamd olsun! Allah'a hamd olsun! dedi. Ya İs­mail Ebu Şenneb... Ondan haberin var mı?

- Şey! Bildiğiniz gibi o da burada, Remle zindanında. İlk etapta sorguya alındığını ve şiddetli işkencelere maruz kaldığını biliyorum. Üç ay boyunca kesintisiz bir şekilde iş-kenceli sorgusu devam etmiş. Daha sonra ışığın bile görün­mediği tek kişilik bir hücreye kapatılmış, yakında onunla da görüşeceğimi umuyorum.

Teslimiyetçi sözler döküldü Şeyh Yasin'in dudakların­dan.

-  Allah yardımcısı olsun, dayanma gücü versin... Ya Rantisi... Ondan da haberin var mı?

- O da, dedi avukat. 4 Mart 1988'deki tutuklanmasın­dan bu yana hâlâ zindanda. İşin tuhaf yanı işgal yönetimi onu mahkemeye çıkarıyor ve her hangi bir karar vermeden davasını erteliyor. Bir çeşit yargı işkencesi uyguluyorlar. As­lında öne sürebilecekleri somut bir delilleri yok. Zaten Ran­tisi de onca işkenceye rağmen ser verip sır vermeyen bir ta­vır sergilemiş.

- Doğru, dedi Şeyh Yasin sevinçle. Tutuklandığı zaman henüz dışarıdaydım. O, izzetli bir tavır sergiledi her zaman. Birçok kardeşimiz gibi. Bu yol çile ve aşkla yoğrulmuş ilahi, hak bir yoldur. Yolunda gayret gösterenleri ummayacağı ni­metlere eriştireceğini vadeden yüce Allah her şeye kadirdir.

- Size yapılan hakaret ve işkenceleri gündemde tutmak istiyoruz efendim. Zaten Abdi'ye ve ailenize yapılan haka­retler herkesin malumu.

-  Oğullarımız ailelerimiz ve canlarımız birer imtihan vesilesidir. Abdi ve ailem, Hz. Ammar'm ailesi ve bizden öncekiler kadar değerli değil. Yasir ve Sümeyye sabrettiler. İnşaallah biz de sabredenlerden oluruz.

Avukat, sohbeti başka bir mevzuya çekti.

- Efendim, dedi. Biraz da mahkemenizde olabilecek ge­lişmelere yönelik konulan konuşsaydık...

Bir tebessüm yayıldı, Şeyh Ya sin'in_ yüzüne. "İşgalci yö­netimin mahkemesi ha!"diye düşündü. Avukatı bir şeyler söylüyordu. Ama o başka şeyler düşünüyor, başka iklimler­de geziyordu.

Nihayet 3 Ocak günü gelmişti. Askeri mahkemenin her biri gurur ve kibir abidesi olan yargıçları Şeyh Yasin'e yük­sek kürsülerden bakıyorlardı. Hakkında bir bardak suda onca fırtınalar kopartılan, dünya medyasının ve insan hak­lan örgütlerinin diline doladığı adam bu muydu? Tekerlek­li sandalyede oturan bu mefluç adam nasıl kitleleri peşin­den sürükleyebiliyordu?

Duruşmayı açan hakimin kimlik tespitinden sonra söz alan savcı, iddianameyi okudu. 15 ayrı suç isnadını sırala­dıktan sonra iddianamesini on beş yıl hapis cezasının yanı sıra ömür boyu hapis istemiyle tamamladı.

Mahkeme salonunda büyük bir sessizlik vardı. Haki­min ve mahkeme heyetinin gözleri Şeyh Yasin'e odaklan­mıştı.

- Sanık Ahmed Yasin, dedi hakim. Tüm bu iddialar kar­şısında kendinizi nasıl savunacaksınız?

Tekerlekli sandalyesinde oynanan tiyatroyu seyreden Şeyh Yasin, tane tane konuştu:

- Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Zira bu mahkeme işgalciler tarafın- , dan kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanun dışıdır.

Başta hâkim olmak üzere herkes şok olmuştu. 15 ayrı , suçla yargılanan, hasta ve mefluç bir adamın bu kadar per- , vasızca konuşması büyük bir cesaretti. Karşısında kendisi­ni, mahkemesini ve düzenini reddeden bu adam neyine gü­veniyordu? Hangi cesaretle bunu söyleyebiliyordu? Üzerin­deki şaşkınlığı atan hâkim, heyete dönüp bir-iki defa öksür-dükten sonra bu ilk duruşmayı, zamanı sonradan açıklan­mak üzere belirsiz bir tarihe erteledi.

Apar topar Remle zindanına getirilen Şeyh Yasin, yine karanlıklara gömüldü. Artık Yusufî dünyanın derinliklerin-deydi. 1984 yılında on bir aylık zindan hayatından aldığı lezzeti hatırladı. Manevi doyumun şahikasını yaşamıştı. Tekrar Yusufî öğretiye sarılmak, Yusufî ahlakı, disiplini ve irfanı yaşamak için şu ana kadar yaşadıklarını ruhi bir ha­zırlık saymalıydı.

6 Ekim 1991'de yine mahkemeye çıkarıldı. Fakat mah­keme vardığı kararı ileride açıklayacağını ilan ederek du­ruşmayı kapattı. Ama kararın mahiyeti hakkında fısıltılar dolaşıyordu ortalıkta.

HAMAS, bu son mahkeme sırasında Şeyh Yasin'in yar­gılanmasını protesto için grev ilan etti. Halk hareketine dö­nüşen HAMAS'm çağrısı, hayatı felce uğrattıysa da, işgalci yönetim geri adım atmadı; fakat karşısındaki gücün mahi­yetini gittikçe kavrıyordu.

1991 yümm sonlarına doğruydu. Şeyh Yasin hücresin-

den tekrar alındı. Avukatıyla görüşüyordu. Hal- hatırdan sonra, Şeyh Yasin, avukatının gözlerindeki hüznü fark etti. Yüzünden eksik etmediği mütebessim bir çehreyle:

- Seni hüzünlü görüyorum, dedi.

-  Şey!.,  dedi avukat.  Efendim, mahkeme geçen  16 Ekim'de kararını açıklamıştı. İlgili kararın bir nüshasını si­ze getirdim.

-  Okur musun? dedi, Şeyh Yasin güven veren bir ses­le... Sana zahmet, dinliyorum.

Avukat karan okudu. Neler yazılmamıştı ki!.. 15 ayrı suçlama tek tek zikredilmiş, Filistin'in asıl sahipleri onlar-mış gibi ceza yağdırılmıştı. Hâlbuki öz vatanlarından sürü­len, çocukları öldürülen, köyleri ve kentleri boşaltılan, evle­ri baslarına geçirilen, meşru müdafaa hakları ellerinden alı­nan, işkenceye uğrayan, toprak ve vatanları işgal edilen, in­sani her türlü yardımdan, ilaçtan, gıdadan, sudan, elektrik­ten mahrum bırakılan, sokaklarda her gün rasgele açılan ateşlerle insanları öldürülenlerden biriydi kendisi. Şimdi ise dağdan gelen bağdakini kovmuş misali suçlanmıştı. "Bu, hep böyle oldu" diye düşündü. "Tarih boyunca maz­lumlar hep ezildi, hor ve hakir görüldü. Sabırla ve izzetle direnmekten başka çare olmayan bir yoldayız. Yardımcımız yüce Allah olduktan sonra ne gam!"

Avukatının okuduklarından en son, öldürme emirleri verdiği için ömür boyu, İsrail'i yıkarak yerine İslami bir devlet kurmayı açıklayan kanun dışı (!) bir örgüt olan HA-MAS'ı kurduğu iddiasıyla da on beş yıl hapis cezasına çarp­tırıldığını duydu.

Gülümseyen simasryla avukatına baktı.

- Allah'a hamdolsun, dedi. Onların bizim için öngör­dükleri cezayı inşaallah Rabbim uhrevi bir mükâfata çevire­cektir. Şunu biliyorum ki Rabbimin buyurduğu gibi, onların kalplerinde Allah'tan çok bizim korkumuz var.

Karşısındaki insanın mütevekkil haline bakan avukat, düşünüyordu. Bunca sıkıntı, eziyet, hakaret, işkence ve zor­luk karşısında sağlam bir insan dahi sabredemezken bu sa­kat adam Rabbinin yardımıyla olanları hiç umursamıyordu. Ona bu direnci, bu sabrı, bu tevekkülü, bu teslimiyeti yüre­ğinin sahibi ve imanı veriyordu. "Allah'a inanan bir insan tek başına kâinata meydan okuyabiliyormuş" diye geçirdi içinden.

- Ebu Şenneb'e ne oldu, görebildin mi? sorusuyla dal­gınlığından sıyrıldı avukat.

- Geçenlerde, dedi. Işığın bile girmediği tek kişilik hüc­resinden 17 ay sonra çıkarılıp koğuşlara alındığını müjdele­mek istiyorum. Ayrıca Rantisi hakkında da bir müjdem var: Geçen Eylül aymda 2,5 yıllık zindan hayatından sonra bıra­kıldı. Ama üç ay geçmeden tekrar tutuklandı.

- Evet, duymuştum.

- Hiçbir sebep gösterilmeden işgalci yönetim "idari da­va" bahanesiyle onu bir yıldır zindanda tutuyordu. Allah'ın lütfü ve inayetiyle yine azat oldu.

Şeyh Yasin, bu gelişmeden mutlu olmuştu.

- Bu haberlerine ve müjdelerine sevindim. Rabbim seni de cennetiyle müjdelesin.

- Amin, hepimizi...

- Ebu Şenneb'le görüşme imkânın var mı?

- Hımm! Zannedersem yakında görüşebilirim.

- Ona selamlarımla beraber zindan şartlarının düzeltil­mesi başta olmak üzere kardeşler arasındaki teşkilatlanma­nın koordine edilmesinde mesuliyet yüklenmesinin güzel olacağını iletebilirsin. Özellikle ön plana çıkmayışının fay­damıza olacağım bilerek hareket etmeli. Kardeşlerimizin daha çok imani konularda maneviyatlarının pekiştirilmesi yönündeki çalışmaların, sohbet ve derslerin düzenlenmesi ve bir programa yönelik olarak bu faaliyetlerin yapılması­nın faydalarını bilecek biridir. Özellikle her gün toplu Kur'an okunup şahsi programların dışında vird ve zikirle-riyle meşgul olmalarında fayda vardır. Yine özellikle yapı­labilirse günün başında ve sonun da tefekkür etmek ihmal edilmemelidir. Zindandan çok iyi bir şekilde faydalanmak için tutukluluk zamanımızı bir fırsat bilmeliyiz.

-  Doğrusu bazen buradaki fırsata özenmemek müm­kün değil.

Hiç zindan hayatı yaşamamış olan avukata bakan Şeyh Yasin:

- Hayır hayır! Böyle düşünmemelisin, dedi. Bizler Al­lah'tan hiçbir zaman musibet dilemeyiz. Fakat başa geldi­ğinde de en iyi ve en güzel şekilde sabretmesini de bilmeli­yiz. Bu şekildeki imtihanlardan da ancak bu suretle fayda­lanabiliriz.

- Anladım efendim.

-  Ayrıca Rantisi'ye de   haber ulaştırılabilse sevinirim. Tekrar dikkatli olmasını hatırlatıyorum. İntifadanm koordi-nesinde de Mahmud Zahar'la dayanışma içerisinde olmala­rı gerek. Seçkin gençlere seçkin görevler vermeleri gerekebi­lir. Muhammed Deif ve İsmail Haniyye'ye sorumluluk yük-

lenebilir.

Şeyh Yasin birden durdu. Biraz düşündü.

- Bir de dedi, ağır ağır. Önemli bir durum daha var. HA-MAS çatısı altındaki faaliyetlerimizin güvenliği için kurdu­ğumuz küçük bir silahlı birliğimiz vardı. Onu aktifleştirme, daha fazla işlenir hale getirmenin yollarını arasınlar. Bu bir­lik HAMAS'ımızm silahlı kolu konumunda olmalı. Madem işgal gücü bizi kendisini yıkmakla itham ediyor, biz de bu iddiaya layık olmalıyız. Zaten şartlar da bizi buna zorluyor. MOSSAD'm   kışkırtmalarını da bu arada unutmamak ge­rek. Bu sebeple Rantisi birliğimizi "İzzeddin Kassam Tu­gayları" adıyla silahlı direniş kanadımıza çevirecek çalış­maları başlatmalıdır. Şeyh İzeddin Kassam, İngilizlerin iş­gali sırasında şanlı bir direniş gösteren önderlerimizdendi. İnşaallah onun adını taşıyan bu silahlı direniş kanadımız, adına yaraşır bir mücadele verecektir. Rantisi, neler yapaca­ğını çok iyi biliyor. Özellikle Yahya Ayyaş'ı bu işte görevlen­dirmesinde faydalar görecektir, İnşaallah bu girişim İsrail işgal gücüne karşı büyük bir atılım olacaktır. Zira şartların gölgesinde HAMAS, artık yeraltına çekilmeye itildi. Tekrar hatırlatıyorum: Rantisi ve Zahar çok dikkatli davranmalılar.

Kısa bir sükûnetten sonra avukat konuştu:

- 6 Ekim'deki son mahkemenizden sonra ilan edilen ge­nel grev hayatı felç etti. Öğrencilerin okullara, işçilerin fab­rikalara, İsrail'de çalışanların işlerine gitmemesi birçok işin aksamasına sebep oldu. Kudüs, Cenin, Nablus, Batı Şeria ve Gazze'de hayat durdu.

- Allah'u Teala bu halkı bir gün azatlığına kavuştura­caktır. Yeter ki azimle, sabırla şerefli olan direnişimizi ve in-

tifadayı sürdürelim.

- Efendim, dedi avukat. Sanırım yakında zindanda bi­raz daha rahat etmenize vesile olacak gelişmeler yaşayabi­lirsiniz.

- Ne gibi?

- Dünya kamuoyunun ve insan haklan kuruluşlarının tepkileriyle gündemde tutulmanız neticesinde sizi koğuşla- , ra alabilirler. Böylece daha rahat edersiniz.

- Biz lütuf ve ikramlar için vesile olanları velinimet bil­miyoruz. Onlar sadece vesiledir. Dolayısıyla şükrümüz, an­cak Allah'a olacaktır.

Böylece günler birbirini kovalarken Şeyh Yasin ömür boyu ceza almış bir mahkûm olarak Remle zindanmdaki günlerini d olduruyordu.

Bu aralar elbiseleri içeri almıyor, ziyaretçilerine iyi dav-ranıhyor, ilgi gösteriliyordu. Doğrusu bu davranışlardan iş-killenmişti.

O gün ziyaretine hanımı ve on iki yaşlarında olan oğlu Abdulgani geldi. Kocasının hastalığının arttığını gören hali­me Hatun, üzgündü. Abdulgani ise babasını görmenin se­vincini sözlerine yansıtıyordu.

- Baba! Seni çok seviyorum.

- Ben de yavrum.

Çift camların arkasında da olsa sevinçliydi Abdulganiı, Güzel sözler söyledi oğluna Şeyh Yasin. Nasihatler etti.      j Bir ara gözleri hanımına takıldı.

- Hayrola, dedi. Seni üzgün görüyorum. Evde bir şey mi oldu.?

- Hayır, dedi hanımı. Evde bir şey olduğu yok tek sıkm-

timiz senin yokluğun... Çok da zayıflamışsın. Tebessüm etti.

- Anlıyorum, dedi. Sabredin. İnşaallah Rabbimiz onları utandıracak. Bize düşen izzetimizi muhafaza ederek sabr-1 cemil göstermektir.

- Halimizden şikâyetimiz yok elhamdülillah. Hem za­ten çocuklar da büyüdü sayılır.

Manalı gülümsedi Şeyh Yasin.

- Seni bilirim hatun. Rabbinin rızasını gözettiğini de... Çocuklarımız hususunda gözüm arkada değil. Rezzak olan Allah elbette kullarını unutmaz. Sana da bana da bundan böyle sabırla ve namazla Allah'tan yardım dilemek, ona sı­ğınmak ve Filistinimiz'in özgürlüğü için dua etmek düşer...

Nasihatler ve hasret dolu konuşmalar sonunda hanımı ve oğlu gitmiş, Şeyh Yasin odasına alınmıştı. Fakat gözün­den kaçmayan tek şey hâlâ kendisine iyi davranılmasıydı. "Elbet bu işte bir hikmet var" dedi kendi kendine, "Bekle­yip göreceğiz..."

Şeyh Yasin, aynı saatlerde tekrar hücresinden çıkarıldı. Müdürün şatafatlı bir şekilde döşenmiş makam odasına alındı. Hiç görmediği ve tanımadığı sivil giyimli iki şahıs odaya girdi. Cezaevi Müdürü onlara hürmet ve saygı gös­teriyor, değerli olduklarını hissettiriyordu.

Koltuklara oturduktan sonra müdür, misafirlerine dö­nerek:

- Ne içerdiniz efendim? Çay, kahve...

- Çay iyi olur müdür bey, dedi iri yarı olanı. Şeyh Yasin de içmez mi acaba?

Müdür Bey, hatırlamış gibi Şeyh Yasin'e döndü. Fakat

sormadan cevabını aldı.

- Hayır! Bir şey içmiyorum. İri yarı yabancı:

- Lütfen Şeyh Yasin! İkramımızı reddetmeyin, dedi Şeyh Yasin kendisine iyi davranılmasmın sebebini anla­mıştı. Tekrar bir şey içmeyeceğini beyan edince, iri yarı sivil yabancı konuştu:

- Şeyh Yasin! Biliyorsun ki ömür boyu hapse mahkûm edildin. Artık bir ömür burada ailenden, çocuklarından, en önemlisi de çok sevdiğin insanlarından ayrı kalacaksın. Ay­rıca sürekli bakıma muhtaç ve hastasın. Gördüğüm kada­rıyla epeyce de zayıflamışsın. Sana yazık değil mi? Hâlbuki bizler seni bu durumdan kurtarabiliriz. Böyle bir şansının olduğunu bilmeni isterim.

- "Bizler" demekle neyi kastediyorsunuz?

- Bizler, dedi adam. Yani ikimiz, diyerek suskun arka­daşını da işaret etti eliyle.

- Hangi sıfatla?                                                       : Gayet rahat bir şekilde konuşuyordu adam:

-  Biz, seninle İsrail devleti adına konuşuyoruz. Senin buradan kurtulma şansının olduğunu söylüyoruz!

-Yaa!

- Evet! Bizimle anlaşırsan. Yani yardımcı olursan neden olmasın? Hem o kadar zor bir şey değil. Böylece sen de bu karanlık zindandan kurtulur, rahat edersin.

- Nasıl bir anlaşmaymış bu? dedi Şeyh Yasin.

- Aslında, dedi adam. Basit birkaç söz söylemeniz ye­terli. Bizi, yani İsrail'i tanıdığınızı kamuoyuna açıklarsanız, dışarıdasınız.

- Asla!

Aniden ve hiddetle söylenen bu tek kelimelik tepki iri yan adamı ürküttü. Ama tepki vermedi. "Bu sakat adam söylendiğinden de çetin cevizmiş anlaşılan" diye düşündü. Şeyh Yasin'i sırıtarak dinledi.

- Asla İsrail'i tanıdığımı açıklayamam. Böyle bir teklifi değil kamuoyuna açıklamak, kendi kendime dahi söyle­mem.

İri yan adam yumuşadı:

- Sakin olun! Lütfen sakin olun. Yine de anlaşacağımızı umuyorum. Biz sadece bir teklifle gelmedik. Diyaloga açı­ğız. Şayet bu teklifimizi beğenmediyseniz o zaman bize kar­şı direnen çoluk- çocuğun yaptığı taşkınlıkların uygun ol­madığını söylemeniz dahi kâfidir. Unutmayın! Bir cümlecik söyleyecek, Özgürlüğünüze kavuşacaksınız.

Acı acı gülümsedi Şeyh Yasin. Bunlar değil miydi pey­gamberleri Hz. Musa aleyhisselama karşı çıkan, hile ve tu­zaklar kurarak Hz. Zekeriya aleyhisselamı ve Hz. Yahya aleyhisselamı katleden. Şimdi de yumuşak sözlerle zehir dolu bal şerbetini içirmeye çalışıyorlar. Tabiatları hile ve oyunlarla doğrulmuş; lanetli sinsi insanlardı bunlar.

-  O çoluk-çocuk dediğiniz kimseler, dedi Şeyh Yasin hırsla. Bizim direniş kahramanımız, intifadanın yiğitleridir. Onlar aleyhine söz söylemek benim ne haddime! Taşlan kü­çük, yürekleri büyük insanlardır onlar.

Daha devam edecekti ki Şeyh Yasin'in karşısında hop oturup hop kalkan ikinci sivil izin vermedi.

- Yani, dedi asabi bir sesle. Bizimle anlaşmaya yanaşmı­yorsunuz öyle mi? Unutmayın ki bu durumda hep burada

kalacaksınız.

Şeyh Yasin kızgın ve sertti:

-  Evet! Bu zelil tekliflerinizle beni korkutacağınızı mı sanıyorsunuz? Değil sizi, işgalci yönetiminizi dahi muhatap kabul etmiyorum. Zaten mahkememde de bunu dile getir­miştim. En basit bir teklifinizin, dahi yanımda hiçbir kıyme­ti olmadığın! bilmenizi istiyorum. Hepsi bu kadar!..

- Pekâlâ; Şeyh Yasin! dedi, iri yarı olanı. Seninle aslında daha çok konuşmak isterdik. Lakin biraz dinlenirsen daha iyi olur, diye düşünüyorum. Zira şu an tüm tekliflerimize karşı negatif yüklüsün. Belki ileride yine görüşebiliriz; kim  bilir?