Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

On Birinci Bölüm - Piriintifada - 11. Sayfa

On Birinci Bölüm

 

Şeyh Yasin Remle zindanında uzun bir tecritten son­ra nihayet koğuşlardaydı. Kardeşlerinin, çevresinde hizmet için koşturduğu bir ortamda daha iyi hissetti kendisini.

Cemaatle namazlar, dersler, sohbetler, kardeşlik hava­sında geçen programlı bir hayat, zindanın manevi havasını başkalaştırıyordu.

Bir ikindi sonrası, düzenli ve programlı ortamı tefekkür ederken birisinin, yanına sokulduğunu fark etti. Başını çe­virdiğinde tebessüm etti:

- Allah kabul etsin efendim!

-  Cümlemizin Ebu Abdullah. Gel, şöyle yanıma otur. Nasılsın?

- Allah'a hamdolsun. Sizi iyi gördükçe iyi oluyoruz.

- Allah razı olsun Ebu Abdullah. Neyi düşünüyordum, biliyor musun?

- Hayırdır efendim.

- Geldim geleli, zindanı düzenli ve programlı gördüm. Sanki eskiye nazaran daha oturaklı ve daha intizamlı bir or­tam var. Cezaevi idaresiyle de gelişmeye meyyal ilişkiler

gözlüyorum.

- Doğru gözlemişsiniz efendim. Hepsini Ebu Şenneb'e borçluyuz. Hücreden çıkar çıkmaz ilişkilerimiz olsun, ko­ğuşlarımız olsun Remle zindanına bir düzen oturttu. Ko­ğuşlarımızda günlük arneli ve ibadi programların çekici ve sıkmayacak tarzda düzenli olmasını, kardeşler arasında uhuvvet bağlarının güçlenmesini, idarenin zulümlerine karşı birlik ve beraberlik içinde da-vranılmasını pekiştirdi. İdarenin gasp ettiği haklarımızı almamız konusunda bizi cesaretlendirdi. Sonuçta gördüğümüz gibi bazı nispi düzel­meler yeterli olmasa da gerçekleşti.                                 '!

Ebu Şenneb'i hayırla anarak;

- Ebu Şenneb'den Allah razı olsun, dedi. Çalışmalarının karşılığını fazlasıyla versin. Sahi onun Askalan'a sürgün edilişinin üzerinden ne kadar zaman geçti?

- Onun gelmesiyle teşkilatlı bir yapıya kavuştuğumuzu anladıklarından tüm gelişmelerden onu sorumlu tuttular. Siz gelmeden kısa bir süre önce gönderdiler. Ama benim ta­nıdığım Ebu Şenneb orada da boş durmayacaktır. Buna eminim efendim.

Gülümsedi Şeyh Yasin:

- Allah mazlumlarla beraberdir elbette... Sana bir şey sorayım Ebu Abdullah!

- Buyurun efendim.

- Elbise vb. ihtiyacı olan kardeşlerimiz mutlaka vardır. Elbisesi fazla olan yahut kullanmadığı elbisesi bulunan kar­deşlerimizden toplayıp sahibini belirtmeden ihtiyaç sahibi olan kardeşlerimize verebilirsek iyi olur, değil mi?

- Elbette efendim. Hemen yaparız.

- Bir de imanî konularda ve Kur/an okumada Rabbimİz-le olan rabıtamızı perçinleştirecek amellerle ilgili tavsiyeler­de bulunulsa tüm kardeşler için faydalı olacağı kanaatinde­yim. Bazı kardeşlerimizin gecelerini ibadetle ihya ettiklerini fark ettim. Bazılarının da gündüzlerini oruçla geçirdikleri­ni... Buna çok sevindim. Zira kulun rabbiyle rabıtası güçlü olduğu müddetçe şeytanın ona musallat olması güçtür.

- Çok doğru efendim. Bunların hepsi, yine belirteyim ki Ebu Şenneb'in gayretleri ve örnekliği sonucu oldu.

1992 yılıydı o sıralar... İsrail iktidarındaki Likud Parti­si seçimleri kaybetmişti, iktidara gelen İşçi partisinin Genel Başkanı İzak Rabin, başbakan olmuş, Likud Partisiyle "Ulusal Birlik" adlı koalisyon hükümetini kurmuştu.

Bu dönemde İsrail yönetiminin FKÖ lideri Yaser Arafat ile birtakım görüşmelerde bulunması dikkat çekiciydi. Ga­ye; Filistin direnişi konusunda İslami direnişi muhatap al­mayacak bir girişimde bulunmaktı. Bu sebeple Yaser Ara­fat'ı muhatap almak, diğer direniş gruplarını devre dışı bı­rakmayla sonuçlanacaktı. Bu, işgalci İsrail'in işine gelen ve çıkarlarını kollayan sinsi oyunlarından biriydi.

Yine bu dönemlerde İsrail, yıkılan Sovyetler Birli-ği'nden büyük bir Yahudi göçü dalgasına maruz kaldı. Bu, İsrail'in yıllardır dünya Yahudilerine yaptığı bir davetti. Böylece Filistinlileri katlayacak bir nüfus artışı Siyonistlerin lehine yaşanacaktı.

Nitekim Bayındırlık ve İskân Bakanı olan Ariel Şaron söz konusu göçmen Yahudileri, Filistin topraklarına yerleş-

tirmek için 144,000 apartman inşa etmek üzere, geniş çaplı bir program başlattı. Filistin topraklarında birçok yasadışı yerleşim yeri kurarak göçmen Yahudileri yerleştirdi. İşgalci İsrail'in devlet politikası buydu.

Remle zindanında ise zaman zaman Şeyh Yasin'in ar­tan rahatsızlığı sağlık sorunlarının ciddiyetini gündeme ta-şısa da Şeyh Yasin metanet ve şükürle sabretmeye çalışıyor­du. Ziyaretçilerine göstermemeye çalışıyor; fakat tavır ve hareketleri kendini ele veriyordu. Zindandaki kardeşler ise etrafında pervane misali dönüyor, üzerine titriyorlardı. O ise bu haline rağmen tebessümünü yüzünden eksik etmi­yordu.

Bir gün Ebu Abdullah, eski bir gazete parçasını getirdi. Batılı bir gazetecinin Filistin intifadasmı izlediği günlere da­ir kaleme aldığı yazı dizisini içeriyordu.

- Efendim, izin verirseniz size bu haberi okumak istiyo­rum

- Elbette Ebu Abdullah, dedi Şeyh Yasin.

Bu arada birkaç kişi daha kulak kabartıyordu. Ebu Ab­dullah okumaya başladı:

"Filistin intifadasmı izlemek için İsrail yönetiminden aldığımız özel bir izinle çatışmaların olduğu bölgeye hare­ket ettik. Ben fotoğraf makinemle ilginç kareler yakalamak için didinirken, diğer arkadaşlarım da kameralarıyla başla­rı kefiyeli, elleri taşlı çocukları ve askerleri çekiyorlardı. Ta­bii biz basın mensupları olarak askerlerin arkasında 5- 10 metre gerideydik. Silahları taş olan intifadamn çocukları karşısında askerler iyice sıkışmıştı. Sokağın başında duran

tankın arkasına sığınmış olan İsrail askerleri, uzaktan sa­panlarla atılan taşlara ateşle karşılık veriyorlardı. Fakat kor­kan kimdi? Oyunda, eğlencede olması gereken bu çocuklar, kurşunların gölgesinde oyun oynarcasına gülüyorlardı.

Köşeye sıkışan askerler ileri gidemedikleri gibi, geri çe­kilmeyi de gururlarına yediremiyorlardı. Öne çıkıp başına sardığı kefiyesi ve elindeki sapamyla her çocuğun fırlattığı taş, askerlerde panik havası meydana getiriyordu. Doğrusu bu manzarayı hayranlıkla seyrettim.

Heyecandan olsa biraz ilerlemiştim ki, o sırada sokağın askerlere yakın olan ara kısmında iki çocuk gözüme ilişti. 11-12 yaşlarındaydılar. Diğerine göre daha çelimsiz olanı, arkadaşıyla ateşli ateşli konuştu. Arkadaşına eliyle bekle işareti yapıp kayboldu. İki dakika sonra hemen geri döndü. Elindekini arkadaşına gösterdi.

Daha dikkatli bakınca çocuğun elindekinin armut bü­yüklüğünde, toprak renkli, dolgunca bir şey olduğunu gördüm. Çelimsiz çocuk, arkadaşına bakıp elindekini gös­tererek gülüyordu. Sonra "seyret " dercesine arkadaşına tekrar baktı. Başını sokağın köşesinden çıkarıp az ötelerin­de olan İsrail askerlerine göz attı. 10 kadar asker vardı. Elin­dekini iyice tuttu. Aniden sokağa fırlayıp askerlere doğru koştu. Bu derece yakınlarına kadar sokulmuş bir çocuk gör­mek, askerlerde şaşkınlık yarattı. Çocuk yavaşladı. Askerle­re iyice yaklaştığına kanaat edince elindekini ağzına götür­dü. Pimi sökülmüş el bombası gibi elindekini askerlerin or­tasına fırlattı.

İsrail askerleri panik ve telaş içinde kendilerini yere at-

tılar. Elleri miğferlerinin üzerinde, silahları da yerlere sav­rulmuş bir halde yüzükoyun yerde uzanmışlardı. Ortaları­na düşen el bombasının patlamasını bekliyorlardı. Bir iki üç... Derken ilerleyen saniyeler boyunca hiçbir şey olmadı­ğını gören askerlerden biri, hafifçe başmı kaldırdı. Ortaları­na düşen nesneye baktı.

- Allah kahretsin! Patatesmiş, diye bağırdı.

Çelimsiz çocuk köşeden askerlerin yaşadıkları bu kor­kaklığı seyrediyor, arkadaşlarıyla beraber karnını tuta tuta gülüyordu. Bu manzarayı unutmam mümkün değil. Zira intifadanm çocukları oyun oynarcasına savaşıyorlardı..."

Ebu Abdullah'ı dinleyenler gülüyordu.

- İntifada nesli, dedi Şeyh Yasin. Cesur ve zeki nesil...

Rabbine hamd etti. Hâlâ yüzünden eksik olmayan te­bessümü memnuniyetini gösteriyordu. Zindanda olması intifadayı aksatmamış, daha çok alevlendirmişti.

O gün müsait bir zaman gözleyen Ebu Abdullah, Şeyh Yasin'le konuşuyordu.

-  Efendim! Abdulaziz Rantisi selam yollamış. Dışarıyı merak etmememizi, her şeyin yolunda olduğunu söylemiş. Hem sizi çok özlemiş, hem de dua istemiş.

- Buna sevindim Ebu Abdullah, Rantisi'nİn sorumlulu­ğu artmış. Zor bir dönemden geçiyor. Fakat Zahar, Haniye ve Muhammed Deiften yardım göreceğini umuyorum. Yahya'yı da unutmamak gerek. Artık mücadelemizde ken­di kadrolarımızı kuracak seviyede çok kardeşlere sahibiz. Bu konuda çekincem yok. Yalnız bazı mesajlarımız Ranti~ si'ye ulaştınlsa iyi olur. Yalnız olmadığını bilmesi gerek.

- Bir de Askalan'da güzel haberler var efendim.

- Askalan mı?

-  Evet efendim. Askalan zindanlarından... İsmail Ebu Şenneb oraya nakledilir nakledilmez oldukça aktif faaliyet­ler yürütmüş. Mahkûm kardeşlerimizi zindan şartlarının düzeltilmesi için organize etmiş. Yaşam şartlarının iyileşti­rilmesine yönelik haklarını almak için bir açlık grevi düzen­leyip şartları nispeten düzeltmişler. Anlaşılan iyiye doğru bir gidiş varmış.

- Ebu Şenneb'e Allah rahmet etsin. O, gerçekten yiğit bir mümin, yiğit bir direnişçi... Allah, kendi yolunda gayret gösterenlerin yardımcısıdır. Darısı, diğer zindanlarda bulu­nan kardeşlerimizin başına...

*

İntifadanın tüm hızıyla devam ettiği günlerde endişe sahibi yürekler her şeye rağmen direnişi canlı tutmak, halk­la kaynaşmak, halkı irşada devam etmek için azim ve gay­ret içindeydiler. Sürekli gözetim ve baskı altında olmak bile buna engel değildi. Çekilen çile kutsaldı ve bu kutsal çilenin yolu zorluklarla döşenmişti. Zira imtihan; Allah'ın bir sün­neti, önceki nesillerden beri süregelen bir kanun-u ilahisiy-di. Kendisi kutsal olan davanın çilesi de kutsal olmalıydı.

Gazze'de bir evde iki kişi konuşuyordu:

- Remle'den haber var, dedi Abdulaziz Rantisi.

-  Remle mi? Şeyhimizden ha! diye sevincini gösterdi Mahmud Zahar.

- Evet, Şeyhimizden.

- Yüce Allah onu en kısa zamanda azad etsin!

Sonra bakışlarını pencereye çevirdi. Dudaklarında tüm içtenliğiyle gönül pınarından sözcükler döküldü:

- Allah'ım! Sen, mutlikal-usara'sm.   Ona ve zindan eh­li kardeşlerimize yardımların en güzeliyle nıısret et!

- Âmin, dedi Rantisi konuşmasına devam ederek. Şey­himiz teşkilatsal çalışmalarımızın koordinesini sağlamlaş­tırmamızı; halkla, çocuk ve gençlerle irtibatımızı kuvvetlen­dirmemiz için cami, mescit, kütüphane gibi sosyal faaliyet alanlarından çokça faydalanmamızı; bundan geri durma­mamızı istemiş. Sürekli üretken fikirler ve üretken faaliyet­ler içinde bulunmamızı tembihlemiş.

- Sen ne düşünüyorsun? dedi Mahmud Zahar.

- Doğrusu, dedi Rantisi. Bu yöndeki çalışmalarımız es­kiden beri süregelmektedir. Yalnız koordinasyon ağımızı perçinlemek ve sohbet- ders halkalarını evlerden dışarı taşı-np söylenen yerlerde yoğunlaştırmamızın hareketin gelişi­mi açısından iyi olacağını düşünüyorum.

- Katılıyorum söylediklerine. Zaten Gazze'de ve semt­lerinde köklü bir çalışmamız var. Refah'm Yebna semtinde­ki Zinnureyn Camii ve Bilal İbnul Rebah Camileri gibi ca­milerde hep süregelen sohbet ve ders halkaları neticesinde cemaatte ve müdavimlerde artış olduğu gözlendi.

- Bilal ibnu Rebah Camiinin kütüphanesini de unutma! Takriben beş bine yakın kitap var orada. Gençler, çocuklar, halk az mı faydalanıyor oradan?

Mahmud Zahar sözü aldı:

- Mısır sınırına yakın Tellu's- Sultan mahallesinin Nur Camiine kadar faaliyet ağımız bu taraflarda sağlam. Ama

kuzeyimizde ele bunu pekiştirmeliyiz.

-  O taraflarda da köklü çalışmalarımız devam ediyor. Kudüs'ün kuzeyindeki Enes ibnu Malik Camiinden cenin­deki Haretu'd- Demeç Camiine, oradan da el-Haîü'deki İb­rahim Camiine kadar, hatta Askalan dâhil faaliyetler süregi-diyor. Yine de dediğin gibi daha çok önem vermeli; halkı bi­linçlendirmeye, direniş göstermeye, intifadayı sıcak tutma­ya yönelik çalışmaları artırmaya koyulmalıyız. Zanneder­sem Şeyhimiz, bizi motive için tavsiyelerde bulunuyor. Ay­rıca yardım faaliyetlerini de aksatmamamızı öğütlemiş.

- Yardım mı?

- Evet! İhtiyaç sahiplerine ayni ve nakdi yardımın yanı sıra sağlık ve eğitim yardımlarım dahi unutmamak gerek. Biliyorsun ki Şeyhimizin her zaman, özellikle esir ve şehit ailelerine yardım için öncelikli tavsiyeleri vardı. Bu arada dul ve yetimleri, mahkûm ailelerini de unutmamak lazım. Halka her yardım anında bir- iki cümle de olsa gönül okşa­yıcı sözler ve direniş ruhunu geliştirecek nasihatlerle sohbet etmenin çok faydaları var. Bugün mevcut gelişmemizin te­melinde bu yaklaşımın olduğu bir hakikattir.

- Öyleyse organizemize daha önem vermeliyiz. Zira is­tikbalimiz bunun üzerine kurulu. Halktan kopuk bir hare­ket başarılı olamaz.

- Çok doğru bir tespit, dedi Rantisi. Bir önemli husus da şu ki bizim dışımızda da birçok direniş grubu var. Hepsiy­le ortak noktamız ve ortak tavrımız, direnişte birleşmektir. İşgalci yönetime karşı bu yönümüzle birlik ve beraberliği­mizi muhafaza ediyoruz. Bu beraberliği İslami Cihad Hare-

ketiyle daha çok yakınlaştırıp desteğimizi sosyal, kültürel ve askeri yapıda da perçinleyebiliriz. Diğer direnişçi grup­larla olan beraberliğimizi unutmadan... Zira bugünlerde dünya kamuoyunda yer bulan haberler arasında işgalci İs­rail'in birliğimizi bozacak adımlar attığını sen de duymuş-sundur.

- Evet maalesef! İş başına gelir gelmez İzak Rabin, söz­de İsrail kamuoyuna Filistinlilerle uzlaşmaya yönelik de­meçler verdi. Çeşitli girişimlerde bulundu.

-  Fakat işgalci İsrail bunda samimi değil. Zira direniş birliğini bozmaya yönelik olarak tüm direniş gruplarını de­ğil, sadece Yaser Arafat'ı ve örgütünü muhatap aldı. Tut adamı Güney Lübnan'dan Tunus'a sür. Orada da karargâh­larını bombala. İslami direnişin artması karşısında korkup bombaladığın adama sarıl! Bu politika ancak işgalci Yahu­di'ye yakışır.

- Zaten onlar da öyle yapıyor. Hem görünen o ki, Arafat da bundan pek şikâyetçi değil. Tavizler vermek pek zoruna gitmiyor. Şimdiden işgalcilerin her söylediğine razı gibi...

- O böyle kabul etse de, dedi Rantisi. Bizler asla işgalci-Yahudi'ye özgürlüğümüzü feda etmeyeceğiz. Kanımızın son damlasına kadar direnişten ve mücadeleden geri dur­mayacağız. Ya Filistin azat olacak ya da biz şehit olacağız. Başka yolu yok bu işin!