On Dördüncü Bölüm - Piriintifada - 14. Sayfa
On Dördüncü Bölüm
25 Eylül 1997 Amman/Ürdün!..
Güzel yüzlü, sıcak bakışlı, cana yakın 40 küsur yaşla- ;. rında bir adam geniş ve kalabalık caddede yürüyordu. Ko-, rumaları olan iki sivil, bakışlarını bir an üzerinden ayırmı- ,' yor, dikkatle kendisini takip ediyordu.
Fakat bu güzel yüzlü adamı takip eden iki kişi daha vardı. Uzaktan uzağa bir fırsat kollamaya çalışıyor, inatla takipten vazgeçmiyorlardı. Zaman zaman birbirlerine bakıp işaretleştikleri gözlerinde; hile, kin ve nefret parlıyordu.
Güzel yüzlü adam yavaşladı. Tam kolladıkları bir fırsatta tekrar bakıştılar. Başlan karşılıklı birbirlerini onaylar-casına eğildi. Sağ taraftakinin elinde bir cihaz göründü. Adımlarını hızlandırdı.
Güzel yüzlü adamın bir an durup ileriye bakmasını fırsat bilen adam, hızlı adımlarla arkadan ansızın yaklaştı. Elindeki cihazı hızla batınp kaçtı. Vücudunda bir sızı hisseden güzel yüzlü adam, ani bir refleksle dönerken uzaklaşmaya çalışan her iki saldırgan, korumalarının müdahalesi ile kıskıvrak yakalandı.
Olaydan bir müddet sonra aynı gün Ürdün Kraliyet Sarayı'nda, Kral Hüseyin'e İstihbarat Servisi Başkanı rapor sunuyordu.
- Majesteleri, saygılar sunarım! Bugün HAMAS Siyasi Birim Başkanı Halid Meş'al'e suikast düzenlendi. Arz etmek için huzurunuzda bulunuyorum.
Yüzü Öfkeden kıpkırmızı kesilen Kral, kurşun hızıyla art arda sorular sıraladı.
- Halid Meş'al'e suikast mı? Kim, neden, niçin, nasıl? ':.':
- MOSSAD efendim. \ Tek kelimelik cevap her şeyi anlatmaya yetse de rahat;
etmedi yaşlı Kral.
- Baştan anlat şu olayı. Dinlemek istiyorum.
- Efendim! Bugün Amman'da iki korumasıyla yürüyen Meş'al'e iki kişi bir cihazla suikast düzenlediler. Bunlar arkadan yanaşıp ellerindeki cihazı Meş'al'e batırıp kaçarken Meş'al'in korumalarırtca yakalanmış ve tesirsiz hâle getirilmişler. Halid Meş'al ise hastaneye kaldırıldı. İki suikastçı da güvenlik teşkilatımızca gözaltına alındılar! Yaptığımız ilk araştırmada ülkeye Kanada pasaportuyla giriş yaptıklarım belirledik. Daha sonra soruşturmayı derinleştirdiğimizde MOSSAD ajanları olduklarım anladık. Suikastı silah yerine farklı bir metotla yapma.k istemişler.
Kızgındı Kral Hüseyin.
- Nasıl farklı bir metot?..
- Açıklayayım efendim: Solunum organlarına zararlı ve zehirli bir madde saçan bir cihaz kullanmışlar. Bu cihazdan vücuda enjekte edilen maddenin kişiyi zehirleyerek öldürme özelliği varmış.
- İnanılmaz bir şey, dedi Kral Hüseyin kendi kendine. Benim ülkemde hem de burnumun dibinde bir suikast ha! Netanyahu bunun bedelini ödeyecek. Bu kadar ileri gidip uluslararası arenada beni küçük düşürmemeliydi.
Kızgın ve öfkeli Kral, birden sakinleşti. Yüzünde kurnazca bir gülümseme belirdi.
- Fakat bu olayı lehimize kullanabiliriz, dedi sayıklarca-sına.
- Nasıl efendim, diye sordu İstihbarat Başkanı.
Kral yıllardır tahttaydı. Birçok badireler atlatmış, birçok tecrübeler kazanmıştı. Nerede ve nasıl çıkarlarını elde edeceğini bilen bir siyaset tarzı geliştirmiş, yıllardır tahtını korumayı bilmişti.
Birazdan toplantıya çağırttığı danışmalarına hitaben olayı kısaca özetleyen İstihbarat servisi başkanının susmasından sonra, konuştu:
- Beyler, dedi. Ülkemde, hem de pay-ı tahtımda İsrail'in böyle bir küstahlığa soyunması kabul edilemez bir durum. Bu aptalca cesaret gösterisini lehimize çevirecek adımlar atmalıyız. Biliyorsunuz ki gerek mülteci, gerek vatandaş sıfatıyla olsun ülkemizde milyonlarca Filistinli var. Son yıllarda Filistinlilerce yönetimimize karşı duyulan olumsuz tepkileri bertaraf etmek ve İsrail'in bu küstahlığının cezasını vermek için bu olay bir fırsat. Şöyle ki, basma yapılacak açıklamada yakalanan iki İsrailli ajanın mahkemelerimizde yargılanacakları açıklanmalıdır. İkinci adımda da İsrail'den Ha-Hd Meş'al'e enjekte edilen zehrin panzehiri acilen istenilsin. Aksi takdirde her iki ajanlarının da idam edileceği iletilsin.
O anda aklına bir şey gelmiş gibi durdu ve solundaki. danışmasına sordu:
- Şeyh Ahmed Yasin kaç yıldır İsrail zindanlarında ya— tıyor?
Böyle bir soru beklemeyen danışmanı Önce hafif bir şaşkınlık geçirdi. Sonra tekrar toparlandı.
- Efendim, dedi. Galiba sekiz ya da sekiz buçuk yıl olsa gerek.
- İyi! Bu kadar yıl yatmış, çok bile... Üçüncü olarak da İsrail'e Şeyh Yasin'in serbest bırakılıp ülkemize tedavi edilmek üzere getirilmesi istediğimiz iletilsin. Zira hastalığının ilerlediğini duymuştum. Yanılıyor muyum?
- Hayır efendim, dedi danışmanı. Sağlık durumu gittikçe kötüye gidiyormuş. Bunu HAMAS geçenlerde basma verdiği demeçte de belirtmişti.
- Öyleyse onun da zindandan çıkarılması prestijimizi yükseltecektir. Acil olarak gerekli girişimler başlatılsın.
Kralın yüzünde zafer kazanmış bir komutanın tebessümü vardı. Netanyahu'ya gününü gösterecek, Filistin kamuoyunun gönlünü lehine çevirecekti.
Neticede İsrail hükümetiyle yapılan gizli pazarlıklar sonucu Benjamin Netenyahu, iki ajanına karşılık Kral Hüseyin'in İleri sürdüğü şartlan kabul etti. Halid Meş'al'in tedavisi için söz konusu panzehir de hemen gönderildi. Bu adım, Netanyahu'nun bir hatası ve başarısız bir girişimi olarak tescillenirken, Kral Hüseyin için şimdilik bir başarı, bir zaferdi, uluslararası siyaset arenasında. Yaşlı Kral, sözde durumdan faydalanmasını bilmiş, durumu lehine çevirmiş-
ti. "Bir taşla birden fazla kuş vurmak buna denir" diye düşündü.
Sekiz buçuk yıla yakın zindan hayatının bu son demlerinde Şeyh Yasin'in sağlık durumunda bozulmalar gittikçe artıyor, rahatsızlıkları çoğalıyordu. Yıllardır maruz kaldığı işkence, hakaret ve sıkıntılar özürlü bedenini ağırlaşürmış, hasta yatağına düşürmüştü. Tedavisiz, ilaçsız, bakıma muhtaç olan Şeyh Yasin, hafif düzelmeler hissettiğinde zindan kardeşlerini yine sohbetleriyle ihya ediyordu.
Hazreti Yusuf aleyhisselam misali sabırla, tevekkül ve teslimiyetle zindan hayatına direniyor, kararlılığıyla müstesna bir şahsiyet sergiliyordu.
30 Eylül 1997 Salı akşamıydı. Kendi dışında cereyan eden olaylardan bihaber olan Şeyh Yasin, etrafını saran koğuş arkadaşlarına nasihatleriyle sohbet ediyordu.
- Yusuf aleyhisselam, Züleyha'nın ve misafirleri olan kadınların fitnesine karşı "Ey Rabbim! Zindan bana bunların davet ettikleri işten daha sevimlidir..."15 demişti. Böylece yıllarca bu irfan mektebinde kaldı.
Kardeşlerim! Nefsimiz, dünya ile ilgili arzu ve isteklerimiz tıpkı Züleyha ve misafirleri misali bizleri fitneye davet etti. Fakat Hazreti Yusuf aleyhisselam misali zindanı tercih eden bir direnişi nasip eden Allah'u Teala, bizi bu irfan | mektebinin talebeleri yaptı.
Burası intifadamn mektebi, direnişin merkezidir. Ma-P nevi yapımızı korumak, geliştirmek, sağlam ve yıkılmaz bir iman kalesi inşa etmek için mücahede ediniz. Burası Allah'a yakınlaşma ve gönüllerin ilahi dergâha samimiyetle sığınma yeridir. Gönüllerinizi, yüreklerinizi yakınlaştırınız. İsla-mi direnişimize dualar, Kudüs ve Filistin'imiz için yakarışlarda bulununuz. Burası sabır mektebi, tevekkül ve teslimiyet yeridir, Allah'ın meleklerinin kendileri için istiğfar dilediği yeryüzü halkından olmak istemez misiniz? Her gün, her saniye fevc fevc meleklerin sohbetlerine, derslerine misafir olduğu insanlardan olmak istemez misiniz?..
Aniden mazgaldan koğuşa bir ses dalga dalga yayıldı:
- Ahmed Yasin! Hazırlan! Müdüriyete gidiyorsun.
Sohbet bölünmüştü. Haşim ve Münir Şeyh Yasin'i hazırlarken Ebu Abdullah kapıya yöneldi. Birazdan geri döndüğünde yüzünde şaşkınlık ve sevinç karışımı bir ifade vardı. Kurulu bir robot gibi Şeyh Yasin'e kad^r sokuldu ve yeni kendine gelmiş gibi;
- Efendim, dedi bön bön. Sizi bırakacaklarmış. Ortalığa bomba düşmüş gibi sevinç tekbirleri ayyuka
çıktı. Kimi sevinçten ağlıyor, kimi gülüyordu.
Şeyh Yasin gayet sakin ve metanetli bir şekilde;
- Hamd Allah'adır. Takdir, O'nun elindedir, dedi. Hemen mi çıkarıyorlarmış?
- Hayır efendim, dedi Ebu Abdullah. Önce müdüriyette konuşacaklarrmş. "Akşama bırakacaklar" dedi gardiyan.
Herkes sevinç içinde olayın nasıl olduğunu birbirine sorarken Şeyh Yasin'i kapıdaki görevliler, tekerlekli sandalyesiyle idareye doğru sürdüler.
Az sonra Şeyh Yasin cezaevi müdürünün odasındaydı. Askeri ve sivil yetkililer de vardı. Her zamanki vakar ve izzeti yüzünden okunuyordu. Nedense müdür hep çekinirdi
ondan. Bilmediği, tarif edemediği bir histi bu. Hâlbuki diğer mahkûmlara karşı bu duyguları taşımazdı. Fakat şimdi misafirlerinin yanında bu hislerini bir kenara bırakmalıydı. Kasılarak konuştu:
- Ee Şeyh Yasin! Haydi, gözün aydın. Serbest bırakılacaksın.
Teşekkür bekleyen sözler yerine tokat gibi laflar döküldü Şeyh Yasin'in dudaklarından:
- Allah'ın gücü ve kudreti her şeye kadirdir. O'na hamd ederim!
- Ama hükümetimizin sana yaptığı bu kıyağı unutmamalısın, dedi odadaki bir askeri yetkili.
- Şükür Allah'adır, vesilelere değil.
- Seni, dedi bir sivil yetkili. Kral Hüseyin'in ricası üzerine bırakıyoruz. Hastalığını orada tedavi edecekmiş. Yani artık serbestsin Şeyh Yasin.
Aklına başka şeyler geldi Şeyh Yasin'in "Bunlar oyun oynuyor olmasınlar sakın. Direnişten beni koparmak için sürgüne yolluyor olabilirler" diye geçirdi zihninden. Söylenen sözlere şüpheyle baktı. Konuştukça mesele anlaşıldı. Kendisi dışında gelişen bir takdir-i ilahi ortadaydı. Elbette yüce Allah dilerse mümin kulları için en umulmadık kapıları, umulmadık vasıtalarla açar. Sebepler hiçbir zaman Mü-nim-i Hakiki'nin yerini tutamazdı.
- Ürdün'e gitmeyeceğim!
Soğuk bir duş etkisi yapmıştı bu iki kelime. Odadaki herkes birbirine bakarken aynı sivil yetkili:
- Herhalde anlatamadık Şeyh Yasin, dedi şaşkınlıkla.
Sana serbest kalacağını ve Ürdün'e Kral Hüseyin tarafından davet edildiğini, hatta tedavi göreceğini söylüyoruz. Hem buna ihtiyacın yok muydu?
- Ürdün'e gitmeyeceğim dedim. Vatanımdan asla ayrılmam. Ancak...
- Evet ancak... dedi yetkili heyecanla.
Zira gitmemesi durumunda işler sarpa saracaktı. İkna edilmeli ve göndermeliydi.
- Ancak, dedi Şeyh Yasin. Filistin'e tekrar geri dönme hakkımın mahfuz olduğuna dair yazılı ve geçerli bir belgenin yönetiminiz tarafından bana verilmesi durumunda Remle'den ayrılabilirim.
- Yani gidecek olursan bir daha dönememe durumunun olabileceğini mi iddia ediyorsun?
- Evet! Yurduma istediğim zaman dönme hakkımın mahfuz olmasını istiyorum. Aksi halde asla Filistin'den çıkmam.
Sivil yetkili hiç konuşmadan odadan çıktı. Odada fısıltılar yükseldi. Hafif sesler Şeyh Yasin'in kulağına da geliyordu:
- Adama bak yahu! Bu haliyle dahi direniyor.
- Onun yerinde başkası olsa hiç düşünmeden kabul ederdi.
- Kendisini sürgün etmememiz için önlem alıyor.
- Sakat, ama çok zeki biri!
- İşini garantiye almak istiyor!
Yarım saat sonra aynı yetkili tekrar içeri girince tüm gözler ona çevrildi.
- Pekâlâ, Şeyh Yasin! dedi sivil yetkili. Birazdan Ürdün helikopterleri gelecek. Biz belgelerini hazırlayana kadar sen de hazırlanırsın.
Hz. Yusuf aleyhisselam misali bir tavır sergilemişti Şeyh Yasin. Hz. Yusuf Aleyhisselam, kralın rüyasını yorumladıktan sonra kral tarafından serbest bırakılıp huzura çağı-rılmca, hemen zindandan çıkmadı. Önce Züleyha ve misafiri olan kadınların ağzından suçsuzluğunu İtiraf ettirdi. Daha sonra zindandan çıktı. Zira zeki tavrıyla suçsuzluğunu perçini eştirirken, aleyhine oynanan oyun ve hilelerin hepsini boşa çıkarmıştı.
Şeyh Yasin de Yusufvari bir hareket ve siyasetle Filistin'e dilediği zaman dönme hakkını belgeleyerek, işgalci Yahudi'nin sinsi oyunlarını boşa çıkardı. Çünkü Şeyh Ya-sin'in Amman'a götürülüşüyle bir daha dönmesine izin vermeyerek ondan kurtulacaklarını hesaplamıştı İsrail rejimi. Fakat yanılmışlardı. Müminin feraset ve basiretini hesaba katmamışlardı.
Müdüriyet odasında kendisini gözetleyenlere karşı hiç heyecana kapılmadan tam bir kararlılık göstererek, aleyhinde çevrilen oyunlara meydan vermedi. Filistin davasına olan bağlılığını, direnişe olan duyarlılığını ortaya koydu. Hem de Yusufvari bir tavırla...
Koğuşuna döndüğünde tüm gözleri üzerinde buldu. Olan biten gelişmeleri kısaca anlattıktan sonra:
- Kardeşlerim! dedi. Yüce Allah'ın takdirinin nerede, nasıl gerçekleşeceğini bilemeyiz. Fakat dönme hakkımın mahfuz olduğunu belirten belgeyi almadan da helikoptere
binmeyeceğim. Filistin'in direnişçi halkına şu mesajımı iletmeyi unutmayın: "Bu vatana sahip çıkma konusunda asla gevşeklik göstermeyin- İşgalciler sizin en ufak bir zaafınızı bile kendi şahsi politikaları için kullanabilirler. Buna fırsat vermeyin." Hakkınızı helal edin...
Hıçkırıklar, tekbirler yükseliyordu koğuştan. Tek tek Şeyh Yasin'e sarılıp ağlayanlar, bir yandan da çıkışma sevinerek teselli buluyorlardı.
Remle zindanı, sekiz- sekiz buçuk yıldır ondan aldığı feyizle hayat bulmuştu. O, Filistin'in olduğu gibi zindanın da manevi dayanağıydı. Herkes gücünü onunla buluyor; nasihatleri, dersleri, sohbetleri kısaca varlığıyla teselli oluyordu. Ya şimdi? Remle onsuz boynu bükük bir yetim olacaktı.
O salı akşamı istediği belgeleri de yanma alan Şeyh Yasin, Ürdün'den gelen helikopterler eşliğinde Amman'a uçtu. Yüreğini Remle'de bırakarak... Kardeşlerinin akıttığı gözyaşlarını yüreğinde damla damla hissederek.,. Edilen duaların kulaklarında yankılandığını unutmayarak... Zaten o mazlumların duaları değil miydi Filistin için direnişi şaha kaldıran, izzetli ve şerefli bir intifadayı dünyaya ilan eden?
Şeyh Yasin Amman'a varır varmaz tedavi altına alındı. Yıllar boyu Remle zindanında kalan ve eziyet gören felçli vücudu epeyce yıpranmıştı. Sağlığını etkileyen olumsuz koşullar, hastalıklar türetmişti bedeninde.
Tedavisi devam ederken Ürdün yetkililerinin yanı sıra Ürdün'deki Filistinliler ve HAMAS'm Ürdün Siyasi Birimi'nin ileri gelen isimleri de Şeyh Yasin'i ziyaret ediyordu.
Onun Amman'a gönderilmesini 'Sürgün' adı altında basma haber olarak sızdıran işgalci yönetim, Filistin direnişini sekteye uğratmak, psikolojik çöküntü meydana getirmek istedi.
Bu sırada hastaneye gelen bir gazeteci, bu soruyu dile getirince şöyle bir cevapla karşılaştı:
- Sürgün olduğum iddiası doğru değildir. Bu, art niyetli ve bilinçli bir yaklaşımdır. Amman'a tedavi için geldim. Allah'ın izniyle, sağlığıma kavuşur kavuşmaz vatanıma geri döneceğim. Zira işgal yönetiminden yurduma geri dönmemi sağlayacak yazılı bir belge aldım, istediğim zaman vatanıma geri dönme hakkım mahfuzdur.
Şeyh Yasin'in daha fazla yorulmaması için dışarı çıkarılmasından sonra gazeteci, kafasında dolaşan başka bir sorunun cevabını alamamanın sıkıntısı içindeydi. Birden Şeyh Yasin'i ziyaret edenlerden bazılarının koridorun bir köşesinde aralarında konuştuklarını gördü. Yanlarına yaklaştı. Aklını kurcalayan sorunun cevabım bulabilmek ümidiyle ayaktaki ziyaretçilerin içinde tanıdık bir sima aradı.
Gözleri İbrahim Goşe'ye takıldı. Hemen yaklaştı:
- Sayın Goşe, Şeyh Yasin'in Amman'a getirilmesi, Ürdün'ün elinde tutuklu bulunan iki MOSSAD ajanına karşı-lıkmış deniliyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
ibrahim Goşe, soruyu soran gazeteciye baktıktan sonra yanındaki Muhammed Nezzal'a döndü. İkisi de HAMAS hareketinin Ürdün siyasi kanadını temsil edenlerdendi. Temkinli ve ihtiyatlı konuşmalıydı.
- Ortalık bir müddettir böylesi söylentilerle çalkalanı-
yor, dedi İbrahim Goşe. Biz de bunlara inanmak istemiyoruz. Nitekim bir iki saat önce kraliyet basın sözcüsü bir açıklama yaptı. Buna göre, bu konuda bir pazarlık olduğu iddiaları olmadığı gibi başkanımız Halid Meş'al'e suikast girişiminde bulunan iki MOSSAD ajanının da Ürdün mahkemelerinde yargılanacakları açıklandı. Gazeteci ikircikli bir soru yöneltti:
- Peki, siz buna inanıyor musunuz? Muhammed Nezzal araya girdi:
- İnanmak istiyoruz, dedi. Zira suç mahali Ürdün devletidir.
Gazeteci muzipçe güldü. Konuyu daha fazla irdelemeden ortada soru işaretleri bırakarak uzaklaştı.
Tedavisinde nispeten olumlu gelişmeler görülen Şeyh Yasin'in Gazze'ye dönme zamanı yaklaşmıştı. Sık sık ziyaretine gelen Goşe ve Nezzal'a baktı. HAMAS, artık ülke dışında da1 kendisini gururla temsil edecek genç, dinamik siyasi temsilcilere sahipti. Filistin'in Özgürlüğü için son derece kararlı olan hareketin bu aktif fertleri, uluslararası arenada boy gösteriyordu.
Şeyh Yasin o gün, adeta hastalığını unutmuştu. İbrahim Goşe'ye bakarak tebessümle:
- İslami Direniş Hareketimizi bihakkın Filistin dışında da temsil etmenizi takdir ediyorum, dedi. Dualarımız başarılarınızın devamına yöneliktir.
Saygı dolu bakışlarla;
- Allah razı olsun, dedi.
- Halid Meş'al nasıl? İyileşti mi?
- Tam değil efendim. Ama sizi yakında ziyarete gelebilir.
- Hayır, hayır! Rahatsız olmamalı, iyileşmesi öncelikli temennimizdir.
Nitekim beklenen gün gelip çattı. Şeyh Yasin, Gazze'ye uğurlandı. Tam olmasa da tedavisi müspet neticeler vermişti. Fakat yılların, sakat bir vücuda yığdığı marazlar kolay kolay onulacak gibi değildi.
Gazze o gün sevgilisine kavuşan âşık misali şen ve neşeliydi. Sekiz buçuk yıllık bir haslet, bir özlem vuslata dönüşmüştü. Halk sevinç içindeydi, işgalci yönetime nazire yapılırcasına yüzler sevinçli, gözler aydınlıktı.
Coşkulu sevenlerin karşılaması Şeyh Yasin'i mutlu etmişti. Hele içlerinde, iki gözbebeği Rantisi ve Ebu Şenneb'i görmek ne hoş, ne güzel bir duyguydu. Hocalarına sarılmak, doyasıya hasretlerini dindirmek, ulvi bir davanın verdiği hissiyatın tezahürüydü. Şeyhlerini tekrar başlarında görmek, tekrar mücadeleye devam etmek, eski günleri anımsatıyordu. Ona ne çok muhtaç olduklarını anlamış, onunla oldukları günlerin kıymetini idrak etmişlerdi.
Şeyh Yasin'in evinde ise sevincin yansıması tüm ailede neşe, tüm ailede heyecan meydana getirmişti. Henüz çocukken geride bıraktığı Abdi 25'ine yakın bir delikanlı olmuştu. 8'i kız, 3'ü erkek olan çocuklarından kimi evlenmiş, kimi genç kız ya da delikanlı olmuştu. Etrafında torunlarının seslerini duydukça zihninde yıllar öncesi hatıralar canlandı.
Çocuklarının ağlamalarını, yerlerde badi badi yürümelerini düşündü. Meryem'e, Abdulgani ve Abdulhamid'e baktı. Serpilmiş fidan gibi olmuşlardı.
Birden yılların ne çabuk geçtiğini hatırladı. Etrafında biriken bunca insan, daha dün yoktu. Şimdi birer delikanlı, birer genç kız olmuşlardı. "Demek ki ihtiyarladım gayri!" diye düşündü.
Gözleri, yanında mutlu bir şekilde oturmuş olan sevgili hanımı Halime Hatuna takıldı. Geçen yılların izlerini yüzünden okudu. Fakat başka bir mutluluk okunuyordu hanımının yüzünde. Kocası, çocukları ve torunlarıyla bir arada olmanın mutluluğu olsa gerekti...
Kucağına bırakılan küçük torununun minik elleriyle, ağarmış sakalını çekmesi; yılların acılarını, çektirdiklerini alıp götürdü o an üzerinden. Kalbin meyvesi olan bu küçük torunları ve çocukları; hayatın acılarını çekilir, hanesini mamur kılmıştı. Yüzünde dalga dalga yayılan tebessüm bu gecekondu tipi evde bir bayram sevinci yaşatıyordu herkese.
İslami Okul Okulların En Önemlisi