Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

On Altıncı Bölüm - Piriintifada - 16. Sayfa

 

On Altıncı Bölüm

 

İşgalci İsrail'in, Filistin'in dört bir tarafında artan baskıları, baskınları, evleri talanları, yakıp yıkmaları boy boy dünya ekranlarına taşınıyordu. Her gün ya birkaç ço-' cuk, ya birkaç kadın, ya birkaç genç ya da birkaç ihtiyar mutlaka ulu orta öldürülüyordu. Özerk Yönetimin ise kılı kıpırdamıyordu. Siyaset diliyle cılız bir kınama en sert açık-Iamasıydı. Korkusu; Filistin'in temsiliyet noktasında ulusla­rarası destekten tecride uğraması, bu hakkın elinden alin-masıydı.

Rantisi'ye reva görülen hücre işkencesi gibi, halkın ses­lendirdiği doğrulara ise Özerk Yönetimin tepkisi sertti. Tıp­kı işgalci yönetim gibi, illegaliteden legaliteye dönüşün me­tamorfozunu oturtmaya çalışan korku karışımı bir hırs kri­zine tutulmuştu. Fakat halkın yaşananları değerlendiren ve sonuçlar çıkaran duyarlılığını unutmuşa benziyordu. Bir Öf­ke seli gizli gizli kaynıyor, gittikçe hareketleniyordu.

O sırada işgalci İsrail'de yapılan seçimler neticesinde iktidara gelen asker kökenli Ehud Barak, kamuoyuna selefi Netanyahu gibi kendisini barış yanlısı olarak lanse etti. Se­çim vaatleri arasında Filistin sorununa nihai bir çözüm de

vardı. Bu vaat Özerk Yönetimi daha bir şımarttı.

Yaser Arafat 93'teki barış anlaşmasından bu yana işgal­ci İsrail tarafından birçok defa aldatılmış olmasına karşın, gerçekleri göremiyordu. Hile ve oyunlarla adı özdeşleşmiş bir kavmin sözlerine inanmanın tarihsel neticelerini idrak edemeyen Arafat, bir kez daha beklentiye girdi.

O gün 2000 yılı Şubat'inin ikinci yansıydı. Hücre işken­cesi çektiği Özerk Yönetimin zindanından azat olan Rantisi, evde gözü yaşlı ihtiyar annesini ve hanımını, gönülleri ve yürekleri buruk bir şekilde buldu. Bir sebebi olmalıydı. Ser­bestti artık. Neden ağlasmlardi? Ama bu gözyaşları sevinç gözyaşlarına benzemiyordu. Yine de bir dava adamının ol­gunluğunu sergilemekten geri durmadı:

- Neler oluyor? dedi hanımına. Biri bana açıklamayacak mı?

Gözleri yaşlı ve hayatın çilesini beraber omuzladığı ha­nımı anlattı.

-  Sen bugün eve yetişmeden Siyonist işgalci askerler oğlumuz Muhammed'i tutukladı.

Tekrar gözyaşlarına boğuldu. İhtiyar annesi ve hanımı­nı teselli ederken, yüreğindeki acının daha da arttığını his­setti. Annesinin dudaklarından için için beddualar dökülü­yordu işgalci askerlere.

Serbest oluşuyla beraber gelen ziyaretçilerden yana o da teselli buldu. Şeyh Yasin, Ebu Şenneb, İsmail Haniyye, Mahmud Zahar, Salah Şahade, Muhammed Deif ve halkın ziyaretleriyle gönlü sevinçler yaşadı. "Bu yol..." diye dü­şündü. "Uğruna eşin, aşın, işin feda edilmesi göze alman

kutsal bir yoldur. Filistin'in, Kudüs'ün azatlığının yoludur. En büyük mükâfatın verileceği, o büyük vaadin yoludur. Sabredecek ve direneceğiz. Ayaklarımızı sabit, bileğimizi kavi kıl, yüreğimizi aşkla doldur Ya Rabbi!"

Rantisi'nin yüreği bu duygularla atarken; Amerika, Özerk Yönetim ile İsrail arasında arabuluculuk görevini yü­rütüyordu. Fakat Amerika'nın tavrı kekliğe karşı kartalın şahinle iş birliğine benziyordu. Neticede 2000 yılının sonla­rına kadar bir türlü istenilen nihai barış antlaşması gerçek­leşmedi. Arafat bir daha oyuna getirilmişti. Onca yıllık oya­lanma, onca yıllık kandırılmışlık, onca yıllık zulüm halkı çi­leden çıkarmış, tansiyonu yükseltmişti. İçten içe kanayan bir yara gibiydi Filistin. Yarım asrı bulan kutsal bir direniş pes etmiyor, inatla direniyordu.

Bu sıralarda İsrail'de de önemli gelişmeler yaşanıyor­du. Şubat 2001'de yapılacak genel seçimlerde Ehud Ba-rak'm başkanlığındaki İşçi Partisi ve Ariel Şaron başkanlı­ğındaki Likud partisi arasında kıyasıya bir yarış sürüyordu. Aşırı sağcı kesimin oylarını almak için Şaron"t>irçok şey dü­şünüyordu.

Bu maksatla Mescid- i Aksa'yı ziyaret etmeyi tasarladı. Böylelikle hem sağcı Yahudi seçmenlere mesaj verecek, hem de Filistinlileri önemsemediğini göstererek oylarını alacak­tı. Henüz seçilmeden attığı küstah adımlar, seçildikten son­ra atacağı adımların habercisiydi.

Fakat hesaba katmadığı bir gelişme yaşandı. Müslü­manların ilk kıbleleri olan Mescid- i Aksa'ya 28 Eylül 2000 tarihinde yaptığı bu provokatif ziyaret, Filistinlileri tahrik etmeye yetti. Bir kıvılcım bekleyen sinelerdeki kitlesel Öfke-f! nin tutuşması gecikmedi. Büyük bir infial gerçekleşti. Çev-] resi mübarek kılman Mescid- i Aksa'dan/Kudüs'ten yayı­lan ve kısa sürede Filistin'in tüm kentlerinde tutuşan İKİN­Cİ İNTİFADA ateşi boy gösterdi. AKSA İNTİFADASI di­ye bilinen bu direniş, kutsal ve mübarek bir mekândan ra-hiyalar saçtı Filistin'e.

87'den bu yana İşgalci İsrail'e karşı sinelerde büyüyen öfke seli sokaklara, caddelere, kamplara, şehirlere dalga dalga yayıldı. Yüreklerdeki öfke dudaklarda sloganlara dö­nüştü. Yetmedi ellere, sapanlara taş, silahlara kurşun olup İsrail'in işgalci askerleri üzerine yağdı. Fedakârlık oldu; candan, yardan, serden vazgeçiş oldu. Bomba bomba patla­dı üzerlerine. Ardı ardına düzenlenen istişhadi eylemler aş, iş ve eş imtihanını eylem eylem patlatıyordu işgalcilerin böğründe.

Nitekim Şaron da oyununu iyi oynayıp sağcı kesimin oylarıyla başbakan oldu. Bu durum, tansiyonu iyice yüksel­tecek yeni bir şiddetin habercisiydi.

Ramallah'taki Özerk Yönetimin acil bir toplantısında konuşuluyordu:

- Bu daha farklı bir gelişme beyler! diyordu öfkeli ses. Farkında değil misiniz? Filistin'in siyasi önderliği artık sa­dece kâğıt üzerinde bizde kaldı görünüyor. Halkın gönlün­de ve dillerde ihtiyar bir meflucun adı dolaşıyor. HAMAS rengini sokaklara vermiş.

- Doğru! dedi ikinci ses. Direnişin gidişatında bu aşa­madan sonra biz dışlanmış gibiyiz. Adeta halk, önderlerini çıkarır oldu.

Çöken sessizlikten sonra bir soru ortaya atıldı.

- Teşhis bu! Yani söyledikleriniz. Ama çözüm nedir bey­ler? Samimi ve açık yüreklilikle konuşalım.

- Efendim! Gelinen noktada önderlik temsiliyetimizin devam edebilmesi için, halka yakın olan önderler gibi bir söylem geliştirmeliyiz. Aksi halde önderliği, sokakları dol­duranlar kendi bağırlarından, gözlerimizin içine baka baka çıkaracaklardır.

Elini çenesine dayayan Arafat düşünüyordu:

- Doğru, dedi içinden. Söylenenler doğru. Lakin Ameri­ka'nın tepkisi nasıl olur, nasıl davranır? Bilemeyiz, Netice­de liderlikten olmak da var. İnce düşünmeli!

İkinci intifada Cenin'de, Kudüs'te, el- Halil'de, Gaz-ze'de öfke öfke büyürken, elden ele dağıtılan bildiriler ve mescid mescid vaazlarla yönlenen bir azimle güç ve kuvvet buluyordu.

Yebna'daki Bilal ibni Rebah Camii'nin kürsüsünden bir ses dalgalanıyordu:

-  Kardeşlerim! Bu gün mübarek Ramazan ayının son cuması... Yani bu gün "Kudüs Günü!..." 67'den beri esaret altında ağlayan mazlum Kudüsümüz daha ne kadar inleye­cek bu zulüm tufanının altında? İlk kıble olan bu kutsal ma­bedimiz, daha ne kadar işgalci Yahudi'nin silahlan gölge­sinde inleyecek?

"Her türlü eksiklikten münezzeh bulunan (Allah), kulunu (Muhammed aleyhisselatü veselamı) geceleyin

Mescid- İ Haram'dan alıp, kendisine birtakım ayetler gös­terelim diye, etrafını mübarek kıldığımız Mescid- i Ak-sa'ya götürdü. Şüphesiz ki o, işitendir, görendir"16 diye

buyuran Kur"an, bize bir hakikati yani Mescid- i Aksa'nın çevresinin kutsallığını müjdeliyor.

Bu kutsallık işgalci İsrail'in istilasına uğradığı gün, çiğnendi. Peygamberlerini katleden bu uğursuz siyonist kavim, Aksa intifadasıyla bunun bedelini ağır bir şekilde ödüyor.

Tarihte nice Ömer ibnu Hattablar, nice Selahaddin Ey-yubiler bu mücadelenin mirasını omuzladılar da Allah'ın yardımıyla galib geldiler. Bu muttaki ve mümin direnişçiler gibi direnip sahip çıkalım Kudüs'ümüze. İsra Mirac'a me­kân, Resullüllah aleyhisselatü vesalamm övgüsüne mazhar olan bu mescid; bağrından, kutsal ve mübarek kılman çev­resinden bir intifada doğurdu. "Beni kurtarın Yahudi'nin çizmesinden" dercesine...

Ey Allah'ın salih kulları! Yolunda mücadele edenlere hidayet kapılarını göstermeyi vaad eden Yüce Allah'ın dini­ne yardım günüdür bu gün. İzzet ve şerefi kuşanma günü­dür... Şehadet günü, şehit olma günüdür. "

O günkü Cuma namazı sonrası yollar, caddeler tekbir­lerle inledi Refah'm Yabna semtinde. Her Cuma camiler bir öfke seline medar olacak ateşleme görevi görüyordu.

İşgalcinin korkulu rüyasıydı cuma namazları. Bir dire­niş, bir diriliş günüydü cumalar. Kudüs'ten Gazze'ye, El-Halü'den Cenin'e...

Coşkun bir kitlenin gönlü Aksa için öfkeyle atarken,

gözler yaşanılan zulme karşı kin doluydu. Sokağa taşan kit­lenin hışmına uğrayan, o sıralarda oradan geçen işgalci bir askeri birlik oldu. Tank eşliğinde birkaç askeri cemseyle ge­çen konvoy, taş yağmuruna tutuldu.

Aniden ortalık kurşun seslerine boğuldu. Halkın üzeri­ne acımasızca kurşunlar yağıyordu. O esnada iki genç belir­di önlerde. Nereden çıktılar, nasıl çıktılar, anlaşılmadı. As­keri konvoyun ortasına dalan gençlerden sonra ortalıkta ar­ta kalan bir yığın tank ve askeri cemse enkazı ve etrafa sa­çılmış işgalcilerin parçalarıydı.

İki gün sonraydı yine. Bir başka şehadet operasyonu, bir başka eylem ses verdi işgalcilerin yüreğinde. Daha son­ra bir başkası, derken bir başka yerde bir başkası daha... Yerleşimci Yahudilerden Tel- Aviv'de rahat rahat yaşayan Yahudilere kadar bir korku sindi iliklere bir ürkeklik...

Toplantı üstüne toplandı yapıyordu çiçeği burnunda Başbakan Şaron.

- Beyler! dedi masanın etrafını saran yeni kabinesine. İTüm bu gelişmelerin altında tek bir isim yatmaktadır; Şeyh |Ahmed Yasin! Yani HAMAS!... İstihbaratımız her sokakta,

her şehirde, her sloganda, her eylemde onun adını görüyor. JAdı dillerde yetmiyormuşçasına gönüllerde de... 87'de 1. İntifadaki rolünü unutmamak gerek. Bu defa buna fırsat verme niyetinde değilim. Varlığını bizimle mücadeleye adayan o adama kendimi tanıtacak ve kim olduğumu gös­tereceğim. Hem ona hem de tüm dünyaya...

- Efendim! dedi savunma bakanı. Bugüne kadar şehir­lerimizden uzak olan eylemler, artık sivil halka da yansıdı.

Topyekün bir savaşla karşı karşıyayız. Halkımız korku ve panik içinde. Kalabalık caddelerimizde, alış veriş merkezle­rimizde, otobüs duraklarımızda, bar ve pavyonlarımızda, eğlence mekânlarımızda, turizm merkezlerimizde her an yaşanacak bir intihar eyleminin korkusunu yaşayan halkı­mız bir çıkmazda. Buna bir çözüm bulmamamız halinde hükümet olarak halk nazarında itibar kaybederiz.

- Çok doğru, dedi aşırı sağcı Turizm Bakam. Ortam çok gergin, halkımız da tedirgin... Turizmimiz oldukça geriledi. Geçen yıllara nazaran güvenlik ve asayişin olmaması sebe­biyle turist sayısında aşın bir düşüş yaşıyoruz. Ekonomi­miz darbe alabilir. Çözüme yönelik önerim şu: Şüpheli gö­rülen Araplara vahşi hayvanları uyutmak iç'n kullanılan oklardan atıp vurmak gerek. Ancak bu şet ilde tehlikeyi bertaraf edebiliriz.

Toplantıdaki bakanlardan kimi güldü, kimi onayladı içinden. Fakat görünen oydu ki, bir karara varılmıştı. Şa-ron'un gözleri parlak parlaktı. Hedefinin şekli zihninde canlandı: Şeyh Ahmed Yasin!

2001 Yılı Aralık ayının 15'iydi. Dört ay önce yaşanan 11 Eylül saldırıları Amerika'yı azdırmıştı. Amerika, terörle mücadele adı altında dünyanın birçok bölgesine yığınaklar 'yapıyor, müslümanlara saldırılar düzenliyordu.

Bu saldırıların sonuncusunu tefekkür eden Şeyh Yasin, yoğun iş temposu altında çalışıyordu. Bürosundan ayrılma­dan önce son tembihlerini de yaptı.

- Dün gelen maddi yardımlar belirttiğim adresteki dul

ve yetimlere acilen ulaştırılsa iyi olur. Yiyecek ve içecek sı­kıntısı çekiyorlarmış. Kimseleri de yokmuş zavallıların. Sa­hip çıkmazsak hesabını yarın nasıl veririz mahşerde?

- Anlaşıldı efendim. Bugün akşama kalmaz yetiştiririz inşaallah.

Şeyh Yasin oğlu Abdi'ye baktı:

- Haydi, oğlum çıkalım, dedi. Namaz'a yetişelim. Bis­millah...

Az sonra sokaktaydılar. Karşılaştıkları kimselerle se-lamlaşa selamlaşa camiye vardılar. Vakit namazlarını cema­atle kılmaya özen gösteriyordu Şeyh Yasin.

İsrail ordusu, kapalı kapılar ardında alman kararlan uygulamak için geniş çaplı bir saldırı harekâtı yaptı. Gaye; halkı korkutmak, sindirmek ve HAMAS'ı etkisiz kılmaktı.

Gazze'nin her yeri gelişi güzel talan edildi. Füzeler ve kurşunlar duvarlarda yaşanan zulmü belgeledi. Zulmün se­si avaz avaz mazlumların üzerinde gürledi. Tanklar, uçak­lar, helikopterler eşliğinde baştan ayağa silahlı, tam dona­nımlı askerler etrafa korku saçıyordu.

Camideki cemaat, dışarıdaki hengâmeyi, feryadı, figa­nı, işgal askerlerinin önüne geleni devirip yıktığını görüyor, temkinli davranıyordu. Cami cemaatinin dağılmasından sonra Şeyh Yasin, oğlu ve birkaç kişi kalmıştı.

Tam bu sırada kulakları sağır eden bir patlama sesi du­yuldu. Cami isabet almıştı. Füzeler peş peşe atılmış, cami­nin bir tarafını çökertmişti.                                           

Abdi:

- Aman Allah'ım! diye haykırdı. Babasını bir solukta di-

sarıya çıkardı.

Uzaklaştıklarında daha da güvendeydiler. Babasına baktı. Tebessümü yine yüzündeydi.

- Oğlum! dedi Şeyh Yasin. Takdirden kaçılmaz. Rabbi-min dilediğinden gayrisi da gerçekleşmez. Yine de tedbirin ve cesaretin güzeldi.

Bu suikastten kurtulan Şeyh Yasin, işgalci Siyonistin açık bir hedefiydi. Nitekim ertesi gün bazı ziyaretçileri bu durumu açıkça dile getirdi.

- işgalci yönetim sizi tamamen ortadan kaldırmayı po­litika edinmiş efendim, dedi Rantisi. Daha dikkatli olmakta fayda var.

Köşede sessizce duran Salah Şehade'yi süzdü, Şeyh Ya­sin. Göz göze geldiler:

- Efendim, dedi Şehade. Sizi ciddi bir anlamda koruma­mız gerek. Gönüllü fedailerimiz çok. İzin verirseniz...         :

- Doğru söylüyor, dedi Muhammed Deif. Kesinlikte ko­rumamız lazım.

Kendisi için endişelenen bu fedakâr insanlara tebes­sümle baktı. Uzun bir sohbetten sonra Şeyh Yasin, Ranti-si'ye işaret etti.

- Artık gitme zamanı geldi, dedi. Randevumuza ancak yetişiriz.

Hemen ayrıldılar. Çıkmadan önce Şeyh Yasin dikkatli olmaları için Şehade ve Deif e tavsiyelerde bulundu. Ziya­retlerinden memnun olduğunu belirtip dualar etti.

Birazdan yoldaydılar. Tozu dumana katarcasma ilerle­yen otomobilde Şeyh Yasin, Rantisi ve şoför vardı.

Hava açık ve berraktı. Gazze'den başka bir bölgeye gi­deceklerdi.

-  Efendim! dedi Rantisi. Ortalık gergin; başka bir za­man gitseydik.

Otomobilin camından tabiatı seyreden Şeyh Yasin ce­vap verdi:

- Dost ziyareti ilahi rızayı gerektiren bir haslettir Ranti­si. Her adım, her çaba sevaba yöneliktir. Nereye kadar erte­leyeceğiz? Mücadele hayatını kendi hayatımızdan üstün tutmalıyız. Olduğu gibi kabullenip alışmalıyız.

- Anlıyorum efendim, haklısınız. Fakat size bir şey ol­masını istemem.

O anda otomobilin camından ilerideki virajda bir şeye gözü ilişen Şeyh Yasin, yaklaşınca:

- Arabayı durdurun, dedi.

Yavaşça duran otomobilin biraz ötesindeki manzara hiç de iç açıcı değildi: Devrilen bir otomobil ve etrafa saçılmış eşyalar... Bir trafik kazasıydı gördükleri.

- Çabuk, inip yardım edin.

Hızla fırlayan Rantisi ve şoför devrilen arabadan bir adamı çıkardılar. Arabadaki oğlu da kurtulunca adam rahat bir nefes aldı. Rantisi bir şey fark etti. Daha fazla yardıma tereddütlü bir tavırla hemen Şeyh Yasin"in yanma döndü:

- Efendim, dedi. Hafif bir kaza geçirmişler. Fakat...      ; Rantisi'nin garip tavrım gören Şeyh Yasin merakla:        :

- Fakat ne? Dedi.

- Fakat... diye yutkundu Rantisi. Adam bir Yahudi...   i-Rantisi'nin tereddütünü anlayan Şeyh Yasin;              ,'

- Şu anda, dedi. Yardıma ihtiyaçları var. Kim oldukları önemli değil. Hastaneye kaldırılmaları gerek.

- Peki efendim.

Başından kanlar süzülen adama ve oğluna ilk müdaha­leyi yapıp sonra araçlarına aldılar. Onları en yakın hastane­ye yetiştirmek için aceleyle gaza bastılar. Bir ara yaralı adam Şeyh Yasin'i pür dikkatle süzdü.

Yaralı haliyle:

- Siz, dedi. Siz O'sunuz; Şeyh Ahmed Yasin! Şeyh Yasin, sadece tebessüm etti.

- Neden bana yardım ediyorsunuz? dedi adam.

-  Sizin, dedi Şeyh Yasin. Şu anda yardıma ihtiyacınız var. Lütfen telaş etmeyin.

Adam şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Nihayet en yakın hastaneye vardılar. Adam oğluyla beraber araba­dan indikten sonra dönüp içini dökercesine konuştu:

- Ben olsaydım size yardım eder miydim, bilemiyorum. Fakat İsrail tanrısının yerine İsrail devletini koyan siyasal Siyonizmden yana olmadığımı bilmenizi isterim. Bu iyiliği­nizi de unutmayacağım. Herşey için teşekkürler.

Tekrar yola çıktıklarında Rantisi, Şeyh Yasin'in yüzüne bakıyordu. "Düşmanına dahi ihtiyacı anında yardımını esirgemeyen bu ihtiyar, ne kâmil bir şahsiyet!" diye geçirdi içinden.

Sanki içini okurmuşçasma Şeyh Yasin aniden konuştu:

- Yahudi de olsa muhtaç durumdaki bir kimseye yar­dımdan uzak durmamalıyız Rantisi. Bizim mücadelemiz haklarımızı gasp eden ve bize karşı silah kullananlarladır.

- Efendim! Biliyoruz ki her Yahudi, askerliğinden sonra da zaman zaman silah altına girer ve orduda gönüllü olarak savaşır. Bu Yahudi inancının vecibesidir. Nitekim birçokları da mali destek sağlıyor, işgalci İsrail devletine. Yani kadı-nı-erkeğiyle tüm Yahudiler bizimle savaştalar.

Seyir halindeki arabanın camından uzaklara bakarken:

- Bu doğru bir tespit, dedi Şeyh Yasin. Mücadelemizde-ki esaslı ve geçerli bir dayanak... Lakin yine de yardıma ih­tiyacı olana yardım etmek mü'mince bir tavırdır. Bize yakı­şan, onlar gibi zulüm etmek değil, merhamet ve hakkani­yetle olaylara yaklaşmaktır. Bu olayda da bu gerekiyordu. Fakat mücadele yöntemi bizi şahadet eylemlerine mecbur bırakmışsa, bu; düşmanımızın kadın, çocuk ayrımı yapma­yan saldırılarına karşı caydırıcı bir direniş yolu olduğu için-dir. Zira kendimizi savunacak başka silahımız kalmadı Ran-.. tisi! Buna rağmen saldırılarına karşılık misliyle mukabele görmeleri onları düşündürmüyorsa, bu onların bileceği bir  iştir. Bizim mücadelemiz gasp edilen haklarımız adına Filis-: tin için, Kudüs için, halkımızın özgürlüğü içindir.

"Aslında" dedi, Rantisi içinden. "Bu büyük insanın merhametini hak etmiyor işgalciler."

• Rantisi ve Şeyh Yasin'in ayrılmasından sonra;

- Şeyhimizi resmen hedef alan bu suikast eyleminden sonra, dedi Salah Şahade. Daha dikkatli olmalıyız

Gülümsedi Muhammed Deif:

-  Evet, dedi. Köşeye sıkışan kedi pençelerini gösterir-

232

metımet ali gönlll

- Ama o pençeleri sökeceğiz inşaallah. Bağrında bom­balar patladığında direniş nasıl olurmuş görecekler.

- Her şey hazırlandı değil mi?

- Merak etme her şey hazır. Sadece uygun zaman ve ze­mini bekliyoruz. İzzeddin Kassam Tugaylarının gönüllü fe­daileri yeşil kuşun kursağını Özlediler. İşgalci İsrail, ölümü boynundaki bir gerdanlık gibi görenlere ne yapabilir ki?