On Altıncı Bölüm - Piriintifada - 16. Sayfa
On Altıncı Bölüm
İşgalci İsrail'in, Filistin'in dört bir tarafında artan baskıları, baskınları, evleri talanları, yakıp yıkmaları boy boy dünya ekranlarına taşınıyordu. Her gün ya birkaç ço-' cuk, ya birkaç kadın, ya birkaç genç ya da birkaç ihtiyar mutlaka ulu orta öldürülüyordu. Özerk Yönetimin ise kılı kıpırdamıyordu. Siyaset diliyle cılız bir kınama en sert açık-Iamasıydı. Korkusu; Filistin'in temsiliyet noktasında uluslararası destekten tecride uğraması, bu hakkın elinden alin-masıydı.
Rantisi'ye reva görülen hücre işkencesi gibi, halkın seslendirdiği doğrulara ise Özerk Yönetimin tepkisi sertti. Tıpkı işgalci yönetim gibi, illegaliteden legaliteye dönüşün metamorfozunu oturtmaya çalışan korku karışımı bir hırs krizine tutulmuştu. Fakat halkın yaşananları değerlendiren ve sonuçlar çıkaran duyarlılığını unutmuşa benziyordu. Bir Öfke seli gizli gizli kaynıyor, gittikçe hareketleniyordu.
O sırada işgalci İsrail'de yapılan seçimler neticesinde iktidara gelen asker kökenli Ehud Barak, kamuoyuna selefi Netanyahu gibi kendisini barış yanlısı olarak lanse etti. Seçim vaatleri arasında Filistin sorununa nihai bir çözüm de
vardı. Bu vaat Özerk Yönetimi daha bir şımarttı.
Yaser Arafat 93'teki barış anlaşmasından bu yana işgalci İsrail tarafından birçok defa aldatılmış olmasına karşın, gerçekleri göremiyordu. Hile ve oyunlarla adı özdeşleşmiş bir kavmin sözlerine inanmanın tarihsel neticelerini idrak edemeyen Arafat, bir kez daha beklentiye girdi.
O gün 2000 yılı Şubat'inin ikinci yansıydı. Hücre işkencesi çektiği Özerk Yönetimin zindanından azat olan Rantisi, evde gözü yaşlı ihtiyar annesini ve hanımını, gönülleri ve yürekleri buruk bir şekilde buldu. Bir sebebi olmalıydı. Serbestti artık. Neden ağlasmlardi? Ama bu gözyaşları sevinç gözyaşlarına benzemiyordu. Yine de bir dava adamının olgunluğunu sergilemekten geri durmadı:
- Neler oluyor? dedi hanımına. Biri bana açıklamayacak mı?
Gözleri yaşlı ve hayatın çilesini beraber omuzladığı hanımı anlattı.
- Sen bugün eve yetişmeden Siyonist işgalci askerler oğlumuz Muhammed'i tutukladı.
Tekrar gözyaşlarına boğuldu. İhtiyar annesi ve hanımını teselli ederken, yüreğindeki acının daha da arttığını hissetti. Annesinin dudaklarından için için beddualar dökülüyordu işgalci askerlere.
Serbest oluşuyla beraber gelen ziyaretçilerden yana o da teselli buldu. Şeyh Yasin, Ebu Şenneb, İsmail Haniyye, Mahmud Zahar, Salah Şahade, Muhammed Deif ve halkın ziyaretleriyle gönlü sevinçler yaşadı. "Bu yol..." diye düşündü. "Uğruna eşin, aşın, işin feda edilmesi göze alman
kutsal bir yoldur. Filistin'in, Kudüs'ün azatlığının yoludur. En büyük mükâfatın verileceği, o büyük vaadin yoludur. Sabredecek ve direneceğiz. Ayaklarımızı sabit, bileğimizi kavi kıl, yüreğimizi aşkla doldur Ya Rabbi!"
Rantisi'nin yüreği bu duygularla atarken; Amerika, Özerk Yönetim ile İsrail arasında arabuluculuk görevini yürütüyordu. Fakat Amerika'nın tavrı kekliğe karşı kartalın şahinle iş birliğine benziyordu. Neticede 2000 yılının sonlarına kadar bir türlü istenilen nihai barış antlaşması gerçekleşmedi. Arafat bir daha oyuna getirilmişti. Onca yıllık oyalanma, onca yıllık kandırılmışlık, onca yıllık zulüm halkı çileden çıkarmış, tansiyonu yükseltmişti. İçten içe kanayan bir yara gibiydi Filistin. Yarım asrı bulan kutsal bir direniş pes etmiyor, inatla direniyordu.
Bu sıralarda İsrail'de de önemli gelişmeler yaşanıyordu. Şubat 2001'de yapılacak genel seçimlerde Ehud Ba-rak'm başkanlığındaki İşçi Partisi ve Ariel Şaron başkanlığındaki Likud partisi arasında kıyasıya bir yarış sürüyordu. Aşırı sağcı kesimin oylarını almak için Şaron"t>irçok şey düşünüyordu.
Bu maksatla Mescid- i Aksa'yı ziyaret etmeyi tasarladı. Böylelikle hem sağcı Yahudi seçmenlere mesaj verecek, hem de Filistinlileri önemsemediğini göstererek oylarını alacaktı. Henüz seçilmeden attığı küstah adımlar, seçildikten sonra atacağı adımların habercisiydi.
Fakat hesaba katmadığı bir gelişme yaşandı. Müslümanların ilk kıbleleri olan Mescid- i Aksa'ya 28 Eylül 2000 tarihinde yaptığı bu provokatif ziyaret, Filistinlileri tahrik etmeye yetti. Bir kıvılcım bekleyen sinelerdeki kitlesel Öfke-f! nin tutuşması gecikmedi. Büyük bir infial gerçekleşti. Çev-] resi mübarek kılman Mescid- i Aksa'dan/Kudüs'ten yayılan ve kısa sürede Filistin'in tüm kentlerinde tutuşan İKİNCİ İNTİFADA ateşi boy gösterdi. AKSA İNTİFADASI diye bilinen bu direniş, kutsal ve mübarek bir mekândan ra-hiyalar saçtı Filistin'e.
87'den bu yana İşgalci İsrail'e karşı sinelerde büyüyen öfke seli sokaklara, caddelere, kamplara, şehirlere dalga dalga yayıldı. Yüreklerdeki öfke dudaklarda sloganlara dönüştü. Yetmedi ellere, sapanlara taş, silahlara kurşun olup İsrail'in işgalci askerleri üzerine yağdı. Fedakârlık oldu; candan, yardan, serden vazgeçiş oldu. Bomba bomba patladı üzerlerine. Ardı ardına düzenlenen istişhadi eylemler aş, iş ve eş imtihanını eylem eylem patlatıyordu işgalcilerin böğründe.
Nitekim Şaron da oyununu iyi oynayıp sağcı kesimin oylarıyla başbakan oldu. Bu durum, tansiyonu iyice yükseltecek yeni bir şiddetin habercisiydi.
Ramallah'taki Özerk Yönetimin acil bir toplantısında konuşuluyordu:
- Bu daha farklı bir gelişme beyler! diyordu öfkeli ses. Farkında değil misiniz? Filistin'in siyasi önderliği artık sadece kâğıt üzerinde bizde kaldı görünüyor. Halkın gönlünde ve dillerde ihtiyar bir meflucun adı dolaşıyor. HAMAS rengini sokaklara vermiş.
- Doğru! dedi ikinci ses. Direnişin gidişatında bu aşamadan sonra biz dışlanmış gibiyiz. Adeta halk, önderlerini çıkarır oldu.
Çöken sessizlikten sonra bir soru ortaya atıldı.
- Teşhis bu! Yani söyledikleriniz. Ama çözüm nedir beyler? Samimi ve açık yüreklilikle konuşalım.
- Efendim! Gelinen noktada önderlik temsiliyetimizin devam edebilmesi için, halka yakın olan önderler gibi bir söylem geliştirmeliyiz. Aksi halde önderliği, sokakları dolduranlar kendi bağırlarından, gözlerimizin içine baka baka çıkaracaklardır.
Elini çenesine dayayan Arafat düşünüyordu:
- Doğru, dedi içinden. Söylenenler doğru. Lakin Amerika'nın tepkisi nasıl olur, nasıl davranır? Bilemeyiz, Neticede liderlikten olmak da var. İnce düşünmeli!
İkinci intifada Cenin'de, Kudüs'te, el- Halil'de, Gaz-ze'de öfke öfke büyürken, elden ele dağıtılan bildiriler ve mescid mescid vaazlarla yönlenen bir azimle güç ve kuvvet buluyordu.
Yebna'daki Bilal ibni Rebah Camii'nin kürsüsünden bir ses dalgalanıyordu:
- Kardeşlerim! Bu gün mübarek Ramazan ayının son cuması... Yani bu gün "Kudüs Günü!..." 67'den beri esaret altında ağlayan mazlum Kudüsümüz daha ne kadar inleyecek bu zulüm tufanının altında? İlk kıble olan bu kutsal mabedimiz, daha ne kadar işgalci Yahudi'nin silahlan gölgesinde inleyecek?
"Her türlü eksiklikten münezzeh bulunan (Allah), kulunu (Muhammed aleyhisselatü veselamı) geceleyin
Mescid- İ Haram'dan alıp, kendisine birtakım ayetler gösterelim diye, etrafını mübarek kıldığımız Mescid- i Ak-sa'ya götürdü. Şüphesiz ki o, işitendir, görendir"16 diye
buyuran Kur"an, bize bir hakikati yani Mescid- i Aksa'nın çevresinin kutsallığını müjdeliyor.
Bu kutsallık işgalci İsrail'in istilasına uğradığı gün, çiğnendi. Peygamberlerini katleden bu uğursuz siyonist kavim, Aksa intifadasıyla bunun bedelini ağır bir şekilde ödüyor.
Tarihte nice Ömer ibnu Hattablar, nice Selahaddin Ey-yubiler bu mücadelenin mirasını omuzladılar da Allah'ın yardımıyla galib geldiler. Bu muttaki ve mümin direnişçiler gibi direnip sahip çıkalım Kudüs'ümüze. İsra Mirac'a mekân, Resullüllah aleyhisselatü vesalamm övgüsüne mazhar olan bu mescid; bağrından, kutsal ve mübarek kılman çevresinden bir intifada doğurdu. "Beni kurtarın Yahudi'nin çizmesinden" dercesine...
Ey Allah'ın salih kulları! Yolunda mücadele edenlere hidayet kapılarını göstermeyi vaad eden Yüce Allah'ın dinine yardım günüdür bu gün. İzzet ve şerefi kuşanma günüdür... Şehadet günü, şehit olma günüdür. "
O günkü Cuma namazı sonrası yollar, caddeler tekbirlerle inledi Refah'm Yabna semtinde. Her Cuma camiler bir öfke seline medar olacak ateşleme görevi görüyordu.
İşgalcinin korkulu rüyasıydı cuma namazları. Bir direniş, bir diriliş günüydü cumalar. Kudüs'ten Gazze'ye, El-Halü'den Cenin'e...
Coşkun bir kitlenin gönlü Aksa için öfkeyle atarken,
gözler yaşanılan zulme karşı kin doluydu. Sokağa taşan kitlenin hışmına uğrayan, o sıralarda oradan geçen işgalci bir askeri birlik oldu. Tank eşliğinde birkaç askeri cemseyle geçen konvoy, taş yağmuruna tutuldu.
Aniden ortalık kurşun seslerine boğuldu. Halkın üzerine acımasızca kurşunlar yağıyordu. O esnada iki genç belirdi önlerde. Nereden çıktılar, nasıl çıktılar, anlaşılmadı. Askeri konvoyun ortasına dalan gençlerden sonra ortalıkta arta kalan bir yığın tank ve askeri cemse enkazı ve etrafa saçılmış işgalcilerin parçalarıydı.
İki gün sonraydı yine. Bir başka şehadet operasyonu, bir başka eylem ses verdi işgalcilerin yüreğinde. Daha sonra bir başkası, derken bir başka yerde bir başkası daha... Yerleşimci Yahudilerden Tel- Aviv'de rahat rahat yaşayan Yahudilere kadar bir korku sindi iliklere bir ürkeklik...
Toplantı üstüne toplandı yapıyordu çiçeği burnunda Başbakan Şaron.
- Beyler! dedi masanın etrafını saran yeni kabinesine. İTüm bu gelişmelerin altında tek bir isim yatmaktadır; Şeyh |Ahmed Yasin! Yani HAMAS!... İstihbaratımız her sokakta,
her şehirde, her sloganda, her eylemde onun adını görüyor. JAdı dillerde yetmiyormuşçasına gönüllerde de... 87'de 1. İntifadaki rolünü unutmamak gerek. Bu defa buna fırsat verme niyetinde değilim. Varlığını bizimle mücadeleye adayan o adama kendimi tanıtacak ve kim olduğumu göstereceğim. Hem ona hem de tüm dünyaya...
- Efendim! dedi savunma bakanı. Bugüne kadar şehirlerimizden uzak olan eylemler, artık sivil halka da yansıdı.
Topyekün bir savaşla karşı karşıyayız. Halkımız korku ve panik içinde. Kalabalık caddelerimizde, alış veriş merkezlerimizde, otobüs duraklarımızda, bar ve pavyonlarımızda, eğlence mekânlarımızda, turizm merkezlerimizde her an yaşanacak bir intihar eyleminin korkusunu yaşayan halkımız bir çıkmazda. Buna bir çözüm bulmamamız halinde hükümet olarak halk nazarında itibar kaybederiz.
- Çok doğru, dedi aşırı sağcı Turizm Bakam. Ortam çok gergin, halkımız da tedirgin... Turizmimiz oldukça geriledi. Geçen yıllara nazaran güvenlik ve asayişin olmaması sebebiyle turist sayısında aşın bir düşüş yaşıyoruz. Ekonomimiz darbe alabilir. Çözüme yönelik önerim şu: Şüpheli görülen Araplara vahşi hayvanları uyutmak iç'n kullanılan oklardan atıp vurmak gerek. Ancak bu şet ilde tehlikeyi bertaraf edebiliriz.
Toplantıdaki bakanlardan kimi güldü, kimi onayladı içinden. Fakat görünen oydu ki, bir karara varılmıştı. Şa-ron'un gözleri parlak parlaktı. Hedefinin şekli zihninde canlandı: Şeyh Ahmed Yasin!
2001 Yılı Aralık ayının 15'iydi. Dört ay önce yaşanan 11 Eylül saldırıları Amerika'yı azdırmıştı. Amerika, terörle mücadele adı altında dünyanın birçok bölgesine yığınaklar 'yapıyor, müslümanlara saldırılar düzenliyordu.
Bu saldırıların sonuncusunu tefekkür eden Şeyh Yasin, yoğun iş temposu altında çalışıyordu. Bürosundan ayrılmadan önce son tembihlerini de yaptı.
- Dün gelen maddi yardımlar belirttiğim adresteki dul
ve yetimlere acilen ulaştırılsa iyi olur. Yiyecek ve içecek sıkıntısı çekiyorlarmış. Kimseleri de yokmuş zavallıların. Sahip çıkmazsak hesabını yarın nasıl veririz mahşerde?
- Anlaşıldı efendim. Bugün akşama kalmaz yetiştiririz inşaallah.
Şeyh Yasin oğlu Abdi'ye baktı:
- Haydi, oğlum çıkalım, dedi. Namaz'a yetişelim. Bismillah...
Az sonra sokaktaydılar. Karşılaştıkları kimselerle se-lamlaşa selamlaşa camiye vardılar. Vakit namazlarını cemaatle kılmaya özen gösteriyordu Şeyh Yasin.
İsrail ordusu, kapalı kapılar ardında alman kararlan uygulamak için geniş çaplı bir saldırı harekâtı yaptı. Gaye; halkı korkutmak, sindirmek ve HAMAS'ı etkisiz kılmaktı.
Gazze'nin her yeri gelişi güzel talan edildi. Füzeler ve kurşunlar duvarlarda yaşanan zulmü belgeledi. Zulmün sesi avaz avaz mazlumların üzerinde gürledi. Tanklar, uçaklar, helikopterler eşliğinde baştan ayağa silahlı, tam donanımlı askerler etrafa korku saçıyordu.
Camideki cemaat, dışarıdaki hengâmeyi, feryadı, figanı, işgal askerlerinin önüne geleni devirip yıktığını görüyor, temkinli davranıyordu. Cami cemaatinin dağılmasından sonra Şeyh Yasin, oğlu ve birkaç kişi kalmıştı.
Tam bu sırada kulakları sağır eden bir patlama sesi duyuldu. Cami isabet almıştı. Füzeler peş peşe atılmış, caminin bir tarafını çökertmişti.
Abdi:
- Aman Allah'ım! diye haykırdı. Babasını bir solukta di-
sarıya çıkardı.
Uzaklaştıklarında daha da güvendeydiler. Babasına baktı. Tebessümü yine yüzündeydi.
- Oğlum! dedi Şeyh Yasin. Takdirden kaçılmaz. Rabbi-min dilediğinden gayrisi da gerçekleşmez. Yine de tedbirin ve cesaretin güzeldi.
Bu suikastten kurtulan Şeyh Yasin, işgalci Siyonistin açık bir hedefiydi. Nitekim ertesi gün bazı ziyaretçileri bu durumu açıkça dile getirdi.
- işgalci yönetim sizi tamamen ortadan kaldırmayı politika edinmiş efendim, dedi Rantisi. Daha dikkatli olmakta fayda var.
Köşede sessizce duran Salah Şehade'yi süzdü, Şeyh Yasin. Göz göze geldiler:
- Efendim, dedi Şehade. Sizi ciddi bir anlamda korumamız gerek. Gönüllü fedailerimiz çok. İzin verirseniz... :
- Doğru söylüyor, dedi Muhammed Deif. Kesinlikte korumamız lazım.
Kendisi için endişelenen bu fedakâr insanlara tebessümle baktı. Uzun bir sohbetten sonra Şeyh Yasin, Ranti-si'ye işaret etti.
- Artık gitme zamanı geldi, dedi. Randevumuza ancak yetişiriz.
Hemen ayrıldılar. Çıkmadan önce Şeyh Yasin dikkatli olmaları için Şehade ve Deif e tavsiyelerde bulundu. Ziyaretlerinden memnun olduğunu belirtip dualar etti.
Birazdan yoldaydılar. Tozu dumana katarcasma ilerleyen otomobilde Şeyh Yasin, Rantisi ve şoför vardı.
Hava açık ve berraktı. Gazze'den başka bir bölgeye gideceklerdi.
- Efendim! dedi Rantisi. Ortalık gergin; başka bir zaman gitseydik.
Otomobilin camından tabiatı seyreden Şeyh Yasin cevap verdi:
- Dost ziyareti ilahi rızayı gerektiren bir haslettir Rantisi. Her adım, her çaba sevaba yöneliktir. Nereye kadar erteleyeceğiz? Mücadele hayatını kendi hayatımızdan üstün tutmalıyız. Olduğu gibi kabullenip alışmalıyız.
- Anlıyorum efendim, haklısınız. Fakat size bir şey olmasını istemem.
O anda otomobilin camından ilerideki virajda bir şeye gözü ilişen Şeyh Yasin, yaklaşınca:
- Arabayı durdurun, dedi.
Yavaşça duran otomobilin biraz ötesindeki manzara hiç de iç açıcı değildi: Devrilen bir otomobil ve etrafa saçılmış eşyalar... Bir trafik kazasıydı gördükleri.
- Çabuk, inip yardım edin.
Hızla fırlayan Rantisi ve şoför devrilen arabadan bir adamı çıkardılar. Arabadaki oğlu da kurtulunca adam rahat bir nefes aldı. Rantisi bir şey fark etti. Daha fazla yardıma tereddütlü bir tavırla hemen Şeyh Yasin"in yanma döndü:
- Efendim, dedi. Hafif bir kaza geçirmişler. Fakat... ; Rantisi'nin garip tavrım gören Şeyh Yasin merakla: :
- Fakat ne? Dedi.
- Fakat... diye yutkundu Rantisi. Adam bir Yahudi... i-Rantisi'nin tereddütünü anlayan Şeyh Yasin; ,'
- Şu anda, dedi. Yardıma ihtiyaçları var. Kim oldukları önemli değil. Hastaneye kaldırılmaları gerek.
- Peki efendim.
Başından kanlar süzülen adama ve oğluna ilk müdahaleyi yapıp sonra araçlarına aldılar. Onları en yakın hastaneye yetiştirmek için aceleyle gaza bastılar. Bir ara yaralı adam Şeyh Yasin'i pür dikkatle süzdü.
Yaralı haliyle:
- Siz, dedi. Siz O'sunuz; Şeyh Ahmed Yasin! Şeyh Yasin, sadece tebessüm etti.
- Neden bana yardım ediyorsunuz? dedi adam.
- Sizin, dedi Şeyh Yasin. Şu anda yardıma ihtiyacınız var. Lütfen telaş etmeyin.
Adam şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Nihayet en yakın hastaneye vardılar. Adam oğluyla beraber arabadan indikten sonra dönüp içini dökercesine konuştu:
- Ben olsaydım size yardım eder miydim, bilemiyorum. Fakat İsrail tanrısının yerine İsrail devletini koyan siyasal Siyonizmden yana olmadığımı bilmenizi isterim. Bu iyiliğinizi de unutmayacağım. Herşey için teşekkürler.
Tekrar yola çıktıklarında Rantisi, Şeyh Yasin'in yüzüne bakıyordu. "Düşmanına dahi ihtiyacı anında yardımını esirgemeyen bu ihtiyar, ne kâmil bir şahsiyet!" diye geçirdi içinden.
Sanki içini okurmuşçasma Şeyh Yasin aniden konuştu:
- Yahudi de olsa muhtaç durumdaki bir kimseye yardımdan uzak durmamalıyız Rantisi. Bizim mücadelemiz haklarımızı gasp eden ve bize karşı silah kullananlarladır.
- Efendim! Biliyoruz ki her Yahudi, askerliğinden sonra da zaman zaman silah altına girer ve orduda gönüllü olarak savaşır. Bu Yahudi inancının vecibesidir. Nitekim birçokları da mali destek sağlıyor, işgalci İsrail devletine. Yani kadı-nı-erkeğiyle tüm Yahudiler bizimle savaştalar.
Seyir halindeki arabanın camından uzaklara bakarken:
- Bu doğru bir tespit, dedi Şeyh Yasin. Mücadelemizde-ki esaslı ve geçerli bir dayanak... Lakin yine de yardıma ihtiyacı olana yardım etmek mü'mince bir tavırdır. Bize yakışan, onlar gibi zulüm etmek değil, merhamet ve hakkaniyetle olaylara yaklaşmaktır. Bu olayda da bu gerekiyordu. Fakat mücadele yöntemi bizi şahadet eylemlerine mecbur bırakmışsa, bu; düşmanımızın kadın, çocuk ayrımı yapmayan saldırılarına karşı caydırıcı bir direniş yolu olduğu için-dir. Zira kendimizi savunacak başka silahımız kalmadı Ran-.. tisi! Buna rağmen saldırılarına karşılık misliyle mukabele görmeleri onları düşündürmüyorsa, bu onların bileceği bir iştir. Bizim mücadelemiz gasp edilen haklarımız adına Filis-: tin için, Kudüs için, halkımızın özgürlüğü içindir.
"Aslında" dedi, Rantisi içinden. "Bu büyük insanın merhametini hak etmiyor işgalciler."
• Rantisi ve Şeyh Yasin'in ayrılmasından sonra;
- Şeyhimizi resmen hedef alan bu suikast eyleminden sonra, dedi Salah Şahade. Daha dikkatli olmalıyız
Gülümsedi Muhammed Deif:
- Evet, dedi. Köşeye sıkışan kedi pençelerini gösterir-
232
metımet ali gönlll
- Ama o pençeleri sökeceğiz inşaallah. Bağrında bombalar patladığında direniş nasıl olurmuş görecekler.
- Her şey hazırlandı değil mi?
- Merak etme her şey hazır. Sadece uygun zaman ve zemini bekliyoruz. İzzeddin Kassam Tugaylarının gönüllü fedaileri yeşil kuşun kursağını Özlediler. İşgalci İsrail, ölümü boynundaki bir gerdanlık gibi görenlere ne yapabilir ki?
İslami Okul Okulların En Önemlisi