Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

On Sekizinci Bölüm - Piriintifada - 18. Sayfa

 

On Sekizinci Bölüm

 

Benim bütün Müslüman gençlere nasihatim en başta İslam ahlakıyla ardaklanmalarıdır. Doğruluk ve güve­nilirlik, ahde vefa, sevgi, kararlılık, çalışma ve amelde ihlâs, Müslümanlarla yardımlaşmak ve onların dertleriyle dert­lenmek, Allah yolunda cihad ve Allah- u Teala celle celalu-hunun kelamının en yüce olması için başkalarıyla yardım­laşmak da İslam ahlakının gereklerindendir. Müslümanlara ilme önem vermelerini tavsiye ediyorum. İlim, gelecekte bi­zim düşmanlarımıza karşı zafer elde etmekte kullanacağı­mız silahımız olacaktır. Cehaletle zafer elde edemeyiz. Dini, dünyayı ve ahireti kuşatacak bir ilimle ancak zafer elde ede­biliriz."

- Zaman ayırıp bizimle röportaj yaptığınız için çok te­şekkür ederim efendim, dedi yılların televizyon muhabiri.

- Rica ederim. Umarım faydalı olmuştur.

Tecrübeli televizyoncu bir yandan kabloları toplarken bir yandan da son derece mütevazı olan ve karşısındakine kıymet veren bu ihtiyarı düşünüyordu. Direnişin lideri ko­numunda olan bu adam hiç büyüklenmemiş, sorularına son derece mütevazı bir şekilde cevap vermişti.

Şeyh Yasin, yoğun çalışma temposu sonucu o gün eve

dönerken aklı, son zamanlarda gündemde olan konular­daydı. Uygun tahliller ve çözümleri tefekkür ederken göz­leri ansızın karşısındaki bir duvara takıldı. Heyecanla:

- Dur! dedi oğluna.

Abdi aniden durdu. Babasının bakışlarının odaklandığı noktaya baktı. Karşıdaki evin duvarındaki bir posterdi bak­tığı...

- Beni oraya yaklaştır!

Tekerlekli sandalyesini postere yaklaştırdı Abdi. Şeyh Yasin, uzun uzun postere baktı. Bir ara:

- Şehade, dedi seslenircesine... Bizi bırakıp da gittin ha!

Gözleri yaşarmıştı. İhtiyar yüreği bir özlemin hasretiy­le tutuşmuştu. Bir dostun ardından sicim sicim akıtılan göz­yaşları vardı Şeyh Yasin'in göz pınarlarında.

Abdi de etkilenmişti. Nedense babasının Salah Şeha-de'ye sevgisi farklıydı. Şehade'nin ardından onu hatırlatan her şey Şeyh Yasin'i hüzne boğuyordu.

Babasının işaretiyle tekrar yola çıktılar. Abdi eve kadar hiç konuşmayan babasının evin girişinde halet- i ruhiyesi-nin değiştiğine şahit oldu. Kendini toparlayıp neşeli ve ke­yifli görünmeye çalıştı. Salona geçtiklerinde Şeyh Yasin, kü­çük torunlarıyla oynamaya başladı. Abdi ise diğer odada olan annesinin yanma gitti. Halime Hatun oğluyla ayaküs­tü biraz konuştuktan sonra mutfağa yöneldi.

Küçük torunlarının cıvıltıları içinde yemek yerken bir şey, Şeyh Yasin'in gözünden kaçmadı. Gelini Ümmü Hü-sam, keyifsiz görünüyordu. Her zamanki neşeli ve mütebes-sim yüzü, bu akşam somurtkandı. Toplanan sofradaki hare-dur

ketlerinden çocuklarla ilişkisine kadar bir durgunluk vardı gelininin üzerinde. Bir sorunu olduğu kanaatine vardı.

Sofra toplanıp çay içildikten sonraydı. Ortalık sakin ol­duğu bir anda, Şeyh Yasin çalışma odasına geçmek istedi:

- Ümmü Hüsam! diye seslendi. Gelininin kendisine baktığını görünce.

- Kızım beni çalışma odasına götürür müsün? Ümmü Hüsam, hiçbir şey demeden sessizce kalktı.

Şeyh Yasin'in tekerlekli sandalyesini iteleyip çalışma odası­na götürdü. Masanın önüne varınca bıraktı. Tam çıkacaktı ki:

- Ümmü Hüsam! dedi Şeyh Yasin. Kızım! Biraz otur da şöyle baba- kız biraz konuşalım. Olmaz mı?

Şaşırmıştı Ümmü Hüsam.

-  Şey!... dedi. Sessizce arkasındaki sandalyeye ilişip oturdu. Şeyh Yasin durgun olan gelinini süzdü. Şefkat ve merhametle baktı.

- Ümmü Hüsam! Nasılsın kızım? Sesi ölgün ve kısıktı.

- iyiyim baba.

- Bir sorunun mu var kızım? Dikkatimi çekti. Akşam­dan bu yana suskun ve durgunsun.

Konuşmuyordu Ümmü Hüsam. Hâlâ sessizdi.

-  Ben, dedi Şeyh Yasin. Gelinlerimle kaymbaba- gelin ilişkisinden çok, baba- kız ilişkileri içinde olmaktan yana­yım. Bu eve gelin geldiğinden beri seni de kızlarımdan ayrı tutmadım. Bir arkadaş gibi her türlü sorununuzda yardım­cı olmayı istedim. Sevinçlerinizi paylaşarak çoğaltıp, üzün-

tülerinizi de paylaşarak azaltalım. Ne diyorsun kizim?    :

Birden gözyaşları boşaldı Ümmü Hüsam'm. Sessizce hüngür hüngür ağlıyordu. Şeyh Yasin gelinin rahatlaması için müdahale etmedi. Zira ağlamak bir tür ruhi rahatlama­yı da beraberinde getiriyordu.

Bir müddet gelinini seyretti. Gelin geldiği ilk günleri hatırladı. Çekingen, ürkek bir ceylan gibiydi. Yabancı bir evde yabancı insanlar arasında yaşamak, önceleri her genç kıza zor gelirdi. Zaman en iyi çözümdü. Diğer gelinlerine ve kızlarına davrandığı gibi, Ümmü Hüsam'a da sevgiyle davrandı. Güven verdi. Kızı gibi bir yaklaşım sergiledi. Genç kadın yavaş yavaş bu yeni ortama uyum sağlamış, buranın kopmaz bir parçası olmuştu. Torununun doğu­muyla bu sevgi aileyi daha da yalhnlaştırmiş, mutluluğa boğmuştu.

Ümmü Hüsam, kendine gelmişti. Şeyh Yasin'in kendi­sini izlediğini anlayınca utandı. Bir an duygularının etkisin­de kalmıştı. "Keşke ağlamasaydım" diye nedamet geçirdi içinden,

-         Kızım!                                                                                                

-         Şeyh Yasin kendisine sesleniyordu. Toparlandı.       

-          - Efendim baba!

Şeyh Yasin, sorunun kaynağını anlamıştı. Bu ağlamalar, bu çaresizlik her şeyi anlatıyordu aslında. Gelinini daha faz­la üzmek istemedi.

- Sorun Abdulgani mi? Kısık bir sesle:

- Evet! dedi Ümmü Hüsam.

Aralarında geçen meseleyi olduğu gibi anlattı. Ağlama­sı onu rahatlatmış olsa da, kocasıyla arasında geçen sorunu anlattıkça daha bir rahatladı, hafifledi.

Gelinin konuştuklarını sabırla ve tebessümle dinleyen Şeyh Yasin:

- Kendini üzme kızım dedi. Haksız olan oğlum bile ol­sa buna kayıtsız kalamayacağımı biliyorsun; değil mi?

Beyaz başörtüsüyle "Evet" manasında başını sallayan Ümmü Hüsam, Şeyh Yasin'i onaylıyordu. Şeyh Yasin, genç kadının gönlünü almak gerektiğim düşündü. Onu teselli et­mek, ona güven vermek gerekiyordu.

- Ümmü Hüsam, sevgili kızım! Sen hiç merak etme. Ben en kısa zamanda Abdulgani'yle konuşup onu ikaz ederim, tamam mı? Gelinimi üzmek neymiş, anlar o zaman. Şayet bir daha seni üzerse hiç çekinmeden bana gel! Anlaştık mı kızım?

Rahatlamıştı Ümmü Hüsam. Kendine güveni gelmiş, üzüntüsü geçmemişti.

- Sizi de rahatsız ettim, dedi.

- O nasıl söz kızım? Sizin derdiniz benim derdim, se­vinciniz benim sevincimdir. Haydi kızım! Kendini üzme, Abdulgani'ye de bundan bahsetme.

- Peki baba.

Usulca kalkan Ümmü Hüsam, sessizce kapıdan kaybol­du. Ardından bakakalan Şeyh Yasin, gülümsüyordu. Kadın tabiatı narin ve nazikti. Kırılmaya gelmeyecek kadar zarif bir ruh sahibi olan kadınlar şefkat ve ilgiye muhtaç bir fıt­ratta yaratılmışlardı. Eşlerinin bu yönüne dikkat etmek, er-

keklerin gözden kaçırdığı ilk noktaydı. Biraz ilgi, biraz sev­giyle bir mutluluk tablosu inşa edebilecekken, bu gaflet ne­yin nesiydi? "Ey Allah'ım!" dedi içinden. "Vedud isminin hatırına bizden sevgini esirgeme!"

-         Selamun aleykum

-         Aniden irkildi Şeyh Yasin. Yanıbaşmda hanımı Halime'yi tebessüm eden yüzüyle görünce rahatladı.           

- Ah! Sen miydin? dedi.

- İçeri girdiğimi fark etmedin mi.

- Hayır hatun, fark etmedim, dalmışım. "

-  Az önce, dedi Halime Hatun. Ümmü Hüsam'ın se­vinçle odadan çıktığını gördüm. Yine baba- kız ne konuşu­yordunuz?

Sevgiyle baktı hanımına.

- Sanki, dedi. İnce bir sitem var sözlerinde.

- Evet, doğru! Gelinlerin, damatların, kızların, oğulları^ hepsi sana ayrı sevgi besliyorlar.

- Allah hepsinden razı olsun hatun. Hepsinin yeri gön­lümde ayrı ayrıdır. Tıpkı senin yerin gibi!...

Halime Hatun al al oldu. Yaşlanmıştı, ama hâlâ haya­sından bir şey kaybetmeyen bir olgunluk akıyordu yüzün­den. Böylesi iltifatlara alışık değildi.

-  Aslında konuyu açman iyi oldu, dedi Şeyh Yasin. Uzun zamandır ben de seninle bu konuda konuşmak isti­yordum. Otur da şöyle baş başa rahatça konuşalım.

Hemen koltuğa ilişti Halime Hatun. Kocasıyla sohbet­lere bayılır, bu tür fırsatları tepmezdi. O sırada küçük torun­larından biri içeri girince Halime Hatun onu dizine oturttu.

Çocuk, eliyle bir ninesinin beyaz başörtüsünü, bir elbisesini çekiştiriyor, gülüyordu.

  - Eee... Hatun! Seninle baş başa konuşup dertleşmeyeli çok oldu galiba. Seni ihmal ettim...

- Hayır!

 Bu tek kelimelik ani bir tepkiydi. Ansızın ve gayri ihtiyari dökülmüştü Halime Hatunun dudaklarından.

- Hayır! dedi tekrar usulca. Ben hiç şikâyetçi değilim.

Asla beni ihmal ettiğini düşünmedim.

  Memnun memnun tebessüm etti Şeyh Yasin.

- Seni bilmez miyim hatun? Hayatından şikâyet etmeyen, kanaat zırhına bürünensin. Adın gibi yumuşak huylusun. Allah senden razı olsun. Fakat yine de sormak isterim:

   Hayatından memnun musun hatun?

  - Hamdolsun! Dediğim gibi hayatımdan hiç şikâyetim

yok. Kocam, çocuklarım ve torunlarımla beraberim. Rab-

bimden daha ne isteyebilirim ki?

  - Peki hatun, peki? Ya kızların, oğulların, damatların,

gelinlerinle aran nasıl? Bir sorun yaşıyor musun? Ne düşü­nüyorlar hakkımızda?

- Nasıl yani?

- Hani onları ihmal ettiğimizi; ilgi, alaka göstermediği­mizi düşünebilirler.

- Yok öyle bir şey, dedi. Başta Abdi olmak üzere üç oğ-l    lun ve Meryem olmak üzere sekiz evli kızın; damatların, ge-l    Ünlerin hepsi Allah'ın bize hayırlı birer ihsanıdır. Oğullan-i    mızın ve kızlarımızın sevgisini bir kenara bırakalım. Da-i    matlarımız özellikle seni bir baba, bir hoca, bir mürşid ola-

rak görüyorlar. Tıpkı Filistin halkı gibi... Hele Meryem sık sık kendileriyle sohbet etmene, dertleşmene, hüzünlerini ve mutluluklarını paylaşmana ne memnundur bir bilsen! Ko­calarıyla aralarının nasıl olduğunu sorman kızlarımızı ve gelinlerimizi çok daha memnun ediyor.

- Bunun farkındayım, dedi Şeyh Yasin. Yüce Allah bize sekiz kız vermekle lütufta bulundu. Zira onların terbiyesi ve saliha birer evlat olması, bizim için ahiret yatırımıdır. Al­lah'ın Resulü aleyhissalatü vesselam bunu birçok hadis- i şeriflerinde müjdelemiştir. Belki kız çocuklarına karşı şefkat ve merhametimin, sevgimin çok olması biraz da bundan ol­sa gerek.

Halime Hatun nicedir bir konudan bahsetme ihtiyacı hissediyordu. Şeyh Yasin'in soluklanmasını fırsat bilerek konuştu.

-  Bize karşı hep şefkat ve merhametle dolusun. Ama kendine karşı hiç de böyle davranmıyorsun.

Şeyh Yasin hanımına baktı. Sözün nereye varacağını tahmin ediyordu. Yine de sormadan edemedi.

- Ne demek istiyorsun hatun?

- Demek istediğim şu ki, her zamanki gibi bugün de bü­ronda hep çalışıp yorulmuşsun. Televizyona röportaj ver­meler, randevu sahipleriyle görüşmeler, araştırmalar tüm bunların üzerine rahatsızlığın... Eve geldiğinde bize hiç bu yorgunluklarını belli etmiyorsun. Torunların başta olmak üzere bizle, konu-komşu herkesle ilgileniyorsun. Yoğun mesai harcıyorsun. Son zamanlarda gece yarılarına kadar süren yoğun çalışmalarına ve sabah namazlarına dek gece

ibadetlerine şahit oluyorum. Gece- gündüz hasta vücudan nasıl dayanıyor, şaşırıyorum! Hiç olmazsa sıhhatine dikkat et. Sen sorunlarımızı nasıl paylaşıyorsan, ben de senin için bir şeyler yapmak istiyorum.

Hiç şaşırmadı Şeyh Yasin. Bu endişeyi ancak hanımı ta­şıyabilirdi.

- Ey Hatunum! dedi. Böyle söylemekle beni çok sevin­dirdin. Eve geldiğimde güler yüz, rahatlık ve huzur bul-mamdaki katkın, benim için tüm bu söylediklerinin kayna­ğıdır. Fakat unutma ki Filistin ve Kudüs özgürlüğe kavuş-mayana kadar bize rahat ve huzur yok. Zira yarın mahşer­de Allah katında ona arz edebileceğimiz hiçbir bahane sahi-

',.... bı değiliz.

Gecenin ilerleyen saatlerinde tatlı bir sohbetin devam ettiği Sabra'nm bu küçük gecekondusu, mutlu bir gece da­ha geçirmişti.

Sabah aynı tempo ve aynı yoğunluk tekrar yaşanmak üzereydi. Ofisine gitmek üzere hazırlanan Şeyh Yasin âdeti üzere küçük torunlarını görmeden evden çıkmadı. Cıvıl cı­vıl koşuşturmaları, bağırıp çağırmaları kulaklarında kuş seslerini andırıyordu.

Az sonra Abdi göründü. Babasına doğru yaklaşırken Şeyh Yasin'in gözü gelini Ümmü Hüsam'a takıldı. Hatırla­mış gibi sesini biraz daha yükselterek:

- Abdulgani nerede?

- İçerde baba, dedi Abdi. Çağırayım mı?

- İyi olur oğlum. Sen bugün başka işlerinle uğraş. Beni büroya Abdulgani götürsün.

Göz ucuyla gelinini süzdü. Mutlu mutlu bakıyordu. Bi­razdan gelen Abdulgani'yle babası, yola çıkmışlardı. Hem yürüyor, hem de konuşuyorlardı.

Şeyh Yasin bir ara:

- Oğlum, dedi

- Efendim baba.

- Ümmü Hüsam'ı soracaktım. Onu keyifsiz gördüm. Abdulgani'den hiç ses çıkmadı. Tekerlekli sandalyeyi

sürmedeki hızının düşüşünden Şeyh Yasin, Abdulgani'nin etkilendiğini anladı.

- Doğrusu oğlum, dedi. Her karı- koca arasında böyle şeylerin olmasını doğal karşılasam da sana yakıştırama­dım...

Devam eden sözler Abdulgani için nasihat dolu tatlı-sert bir azarlamaydı. Babası konuştukça Abdulgani küçülü­yor, utancından adeta eriyordu.

Nihayet büroya doğru yaklaştıklarında sohbet ve nasi­hat, tavsiyelerle sona erdi. Gerektiğinde oğlunu dahi ikaz­dan çekinmeyecek kadar haklıdan yana olan Şeyh Yasin'i her günkü gibi ofisinde yoğun bir tempo bekliyordu.