Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yirminci Bölüm Yolda Düşünüyordu Şeyh Yasin - İslami Bilgiler - Piriintifada - 20. Sayfa

 

Yirminci Bölüm

 

Yolda düşünüyordu Şeyh Yasin. Ebu Şenneb'in şe-hadeti onu daha bir ihtiyarlatmıştı. Sabah evden çıkışı geldi gözünün önüne. Damadı Hani Ebu Ömereyn'in şehadetiy-le dul kalan kızının hüznünü hatırladı.

Evden ayrılmadan önce torunlarını severken Hani'nin çocuklarına ayrı bir sevgi, ayrı bir ilgi gösterdi. Bir köşede sessiz sedasız duran kızını yanma çağırdı. Teselli verip gön­lünü bir daha aldı. Bu davanın zor, fakat izzetli olduğun­dan, Hani gibi yiğit erlerin omuzlarında yükseldiğinden bahsetti.

Hani, damadıydı. Şenneb ise davadaşı, sırdaşı... Araba ilerlerken hep bunları düşündü. "Hani benim damadımsa" diye geçirdi içinden. "Ebu Şenneb benim elim, ayağım her şeyimdi. Tüm şehitler gibi Filistinlinin özgürlüğü için onlar da yapı taşlan oldular. Şefaatlerine bizi nail et Allah'ım!" Gözlerinden taşan iki damla yanaklarından süzüldü.

Bürosuna vardıktan sonra önüne konan haber özeti ra­porlarının başlıklarına göz attı:

* Bush: "Direniş grupları dağıtılmalı!"

* "Filistin Direnişine Ambargo!"

* "Kassam Füzeleriyle Saldırı!"

* "İsrail'den İNTİFADA Kelimesine Yasak!"

* "Siyonist Vahşet Dört Can Aldı!"

* "Filistin Yönetiminden Direnişçilere Operasyon!" Son başlık dikkatini çektiyse de ilk başlığa baktı. Emir

büyük yerden görünüyordu. Hâlâ kör, hâlâ basiretsiz olan Özerk Yönetim, "Denize düşen yılana sarılır" misali Ameri­ka'ya sarılıyordu. Birlik ve beraberliği direniş grupları ara­sından kaldırmak demek, Filistin davasının yok olması de­mekti. Öyleyse Arafat'a ne oluyordu? Hangi cesaretle "İsra­il'in saldırılarını durdurması halinde direniş gruplarına karşı önlem alacağını" söyleyebüiyordu. Hangi akılla işgal­ci İsrail ile hâlâ ateşkes yapılmasını isteyebiliyordu? Ah ba­siret! Ah feraset! dedi kendi kendine. Bu tehlikeli ve olma­yacak bir işti.

6 Eylül 2003 tarihli son haberin özetine baktı:             :

* "Abbas istifa etti!"

- Zaten olacağı buydu, diye söylendi.

Haber, Arafat ile güç mücadelesine girişen Mahmud Abbas'm meclis oturumunda hem içerden, hem de Ameri­ka ve İsrail'den kaynaklanan engeller nedeniyle istifa ettiği­ni yazmıştı.

Duvardaki saate baktı. Zaman yaklaşıyordu. Toplantısı vardı ve zamanında orada olmalıydı. Korumalarıyla bera­ber randevu yerine ulaştığında vakit geç değildi. Toplantı-dakiler, İsmail Haniye gibi HAMAS'ın önde gelen liderle­riydiler.

Gazze'de buluşma yeri olarak seçilen büronun çevre­sinde olağanüstü bir durum, bir izlenim görünmüyordu, içerideki toplantı harıl harıl devam ettiği esnada tüm uğur-suzluğuyla pencereden F-16 savaş uçaklarının sesleri du­yuldu. Büyük bir sarsıntı bir patlama sesi, herkesi yerlere serdi. Adeta deprem olmuş gibiydi. Sallanan binanın yan duvarı çöktü.

Olaydan bir müddet sonra Abdi eve koşmuştu. Oğlunu gören Halime Hatun'un da az önce haberlerden öğrendikle­ri karşısında yüreği pır pır ediyordu. Endişe dolu gözlerle Abdi'ye baktı:

- Baban, dedi endişe dolu bir yüzle.

Annesinin olaydan haberdar olan bakışları karşısında:

-  Telaşlanma anne! dedi. Babam da diğerleri de sağ, önemli bir şey yok.

- Elhamdülillah ya Rabbi! Sözleri döküldü dudakların­dan. Yüzüne renk geldi annesinin. Biraz daha rahatlayan bir merakla sordu.

- Nasıl olmuş?

- Babamın toplantıda olduğu binaya işgalci yönetimin F- 16 uçakları füze fırlatmışlar. Ama yan binaya isabet et­miş. Babam elinden yaralanırken binada bulunanlardan, aralarında çocukların da bulunduğu 15 kişi çeşitli yerlerin­den yaralanmışlar. Allah'a şükür kayıp yok.

- Allah'a şükürler olsun! Ya baban? Baban nerede oğ­lum?

- Ben de merak edersin diye Mahmud Zahar amcadan

izin alıp geldim.                                                          ;;-.;

- İyi ettin oğlum! Allah onu ve bu davaya gönül veren­leri korusun.

Bir gün sonraydı. Binlerce Filistinli Şeyh Yasin'e geçmiş olsuna gelmişti. Meydanı dolduran insanlar PÎR- İ İNTİFA-DA'yı görmek, sesini duymak istiyordu.

"Kahrolsun İsrail!"

"Yaşasın HAMAS!"

"Yoluna kanımız, canımız fedadır!"

"İslami direniş engellenemez!"

"Ey Kudüs! Bu can sana kurbandır!"

Sloganlar sloganları takip ediyordu. Kalabalık ne ayrı­lıyor, ne de susuyordu. Gittikçe artan Şeyh Yasin'in âşıkları­nı, ancak Şeyh Yasin durdurabilirdi.

Tekerlekli sandalyesiyle yüksekçe bir yere çıkarılan Şeyh Yasin'in sesinin duyulması Önce büyük bir uğultuya ve tekbirlere neden oldu. Sonra büyük bir sessizlik çöktü meydana. Uzunca konuştu.

-  Kardeşlerim! Hiç kimse HAMAS liderliğini ortadan kaldırıp, kaybettiremez. Siyonist düşmanlar saldırıyor, hiç­bir sınır tanımıyor. Hiçbir kuralla kendini sınırlandırmıyor. Evmiş, çocukmuş, kadınmış ayırt etmiyor. Evet, F- 16'ları-mız, Apaçi helikopterlerimiz yok. Uzun menzilli füzeleri­miz de yok. Ama savaşmaya ve şehid olmaya hazır insanla­rımız var. İşte düşmanı sarsan ve onu can evinden vuran budur. Biz halkımıza söz veriyoruz ve herkese ilan ediyo­ruz ki; direniş ve cihad bizim tercihimizdir. Zafere giden yol şahadetle, kanla bezenmiştir. Biz Allah'a söz verdik, şimdi

size söz veriyoruz; asla teslim olmayacağız. Yol istediği ka­dar uzun olsun. Biz bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Sonunda zafer müminlerindir. Çünkü Allah bize zafer ve yeryüzünde egemenlik vaad etmiştir. Allah istediğini yap­maya kadirdir. Direneceğiz kardeşlerim. Düşmana asla unutamayacağı bir ders vereceğiz. Biz bir ölür, bin diriliriz düsturuyla yeşeren bu kutlu sevdanın tek hakikati var kardeşlerim: İnnehu le cihad, nasrun ev istişhad. (Bu öyle bir cihaddır ki ya zafer ya şahadetle biter.)

O gece de bir önceki gece gibi yatamadı Şeyh Yasin. Fi­listin'in mazlumiyetine yanan yüreği onu son zamanlarda hiç uyutmuyordu. Yaşanan zulmü ve dostlardan ayrıldığım düşündükçe geceleri ibadete sığmıyor, ruhunu gözyaşlarıy­la için için arındırıyordu. Kalbiyle Allah'a yakın olduğunu hissettiği anlarda bir serinlik esiyordu yüreğinde. Gecenin ihyası, tilaveti, kıraati gönül âleminde bir kıyam, bir direniş yeşertiyordu perçin perçin.

Fakat ümmetin halini, duyarsızlığını düşündükçe nefe­si daralıyor, göğsü sıkışıyor, üzüntülere gark oluyordu. Ne­den dünya Müslümanları duyarsız kalıyordu Filistin dava­sına. Neden suskun, aciz ve yaşayan birer ölü olmuşlardı? Neden şerefli direnişçiler terörist ilan edilirken, Siyonist ka­tiller görmezden geliniyordu?

İlahi buyruğu hatırladı: "Size ne oluyor ki 'Rabbimiz! Bizi bu zalim kavimden kurtar! Bize katından bir sahip, bir yardımcı gönder!' diye feryat eden kadın, çocuk ve mustazaflar adına Allah yolunda savaşmıyorsunuz?"

Yüreği yangın yeriydi Şeyh Yasin'in. Gündüz kaleme

aldırdığı duayı hatırladı. Tüm benliğiyle, tüm içtenliğiyle ve tüm samimiyetiyle gözlerine hücum eden yürek acısını Rabbine arz etmek için dudakları araıandı:

- Allah'ım! Sana şikâyette bulunuyorum... Sana şikâ­yette bulunuyorum... Sana şikâyette bulunuyorum. Gücü­mün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum... Sen mustazafların Rabbi-sin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun?

Şeyh Yasin'e yapılan saldırıya misilleme olarak ertesi gün yine muhtelif eylemler düzenlendi. Gazze'de düzenle­nen bir eylemde bir İsrail askeri araç tamamen tahrip edilir­ken, bir işgalci asker de öldürüldü.

Yine Şeyh Yasin'e yapılan eylem, günlerce süren protes­tolara sebep oldu. Birçok kamu kurum ve kuruluşları bildi­riler dağıtıyor, ilanlarla, yürüyüşlerle eylemi ve İsrail'i kını­yordu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrenci meclisi tarafından da Şeyh Yasin'e destek yürüyüşü düzenlendi. Binlerce öğrenci­nin katıldığı bu yürüyüşte öğrencilere hitaben Şeyh Yasin bir konuşma yaptı. Filistin halkının özgürlüğü için verilen mücadeleyi hiçbir şeyin etkilemeyeceğini, bağımsızlık mü­cadelesinin süreceğini vurguladı.

Avrupa Birliğinin o sıralarda HAMAS'a mali destek sağladığı iddiasıyla bazı kuruluşların hesaplarını dondur­ması konusuna da değinerek:

-  Bu dedi. Avrupa birliği'nin genel politikasının ihlal edilmesi ve tümüyle Amerika'nın safında yer almasıdır. Çünkü Avrupa Birliği daha önce tarafsız kararlar alıyordu.

Ama bu sefer tamamen Siyonist düşmanın tarafını tutmuş­tur. İşgale ve gaspa karşı canlarını savunan bizler mi terö­ristiz?!...

İsrail işgal yönetiminin azgınlaşmiş saldırıları dur du­rak bilmiyor sürekli artıyordu. Köşeye sıkışmış kedi misali pençelerini gösterip, Ölçüsüz ve kuralsız saldırı ve baskınla­rına devam ediyordu.

10 Eylül 2003 günüydü. Abdi birazdan evden ayrıla­caktı. Ancak farklı bir halet- i ruhiyeye, bir neşeye sahipti. Şeyh Yasin'in gözünden kaçmayan bu durum, Halime Ha­tunun da dikkati çekmişti.

Her günkü ayrılışından farklıydı bu. Kapı kapanınca ihtiyar yüreğine tuhaf bir his yayıldı. Şefkatine yordu Şeyh Yasin...

Abdi, Mahmud Zahar'ın evine gitmişti. Zaman zaman ona korumalık yapıyor, ondan siyasi ve didaktik dersler alı­yordu. Zahar, uluslararası basma HAMAS'm açıklamalarını yapan, demeçlerini veren ve dolayısıyla tanınan bir isimdi.

O gün Şeyh Yasin hazirandaki suikastten yaralı olarak kurtulan Dr. Rantisi'yi karşısında aniden görünce hem şa­şırmış, hem de bir şeyler olduğunu sezmişti. Birbirlerini kı­saca sordular. Şeyh Yasin'in olanlardan henüz haberdar ol­madığını anlayan Rantisi yutkunarak;

- Efendim, dedi. Buraya bir haber vermeye geldim.

Yüzündeki üzüntü gözlerinden okunuyordu. Olabile­cek her türlü gelişmeye hazırdı Şeyh Yasin. Bu dava yıllar­dır kendisine bu gerçeği öğretmişti.

- Nasıl bir haber Rantisi?

- Bugün... Bugün Mahmud Zahar'm evine saldın dü­zenlendi.

- Saldırı mı?

- Evet efendim! Fakat Zahar başından ve sırtından hafif yaralı olarak kurtuldu.

Gülümsedi Şeyh Yasin;

- Allah'a hamdolsun. İyi ya! dedi. Zahar kurtulmuşsa ne diye üzgünsün hâlâ?

Ansızın aklına Abdi geldi. Beyninde şimşekler çaktı. Aniden:

-Yoksa Abdi!...

Dr. Rantisi başını önüne eğdi. Yasin içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti... Boğazı düğümlendi. Yutkunmakta zorluk çekiyordu. Kısa bir suskunluktan sonra: "înna lillahi ve inna ileyhi raciun" ayeti döküldü dudaklarından.

İhtiyar yüreğini nice acılara alıştıran Şeyh Yasin, buna da alıştırdı. Kalbine gömdü acısını... İçine, yüreğine akıttı gözyaşlarını... Bir müddet sonra bir babanın merhameti, bir baba kalbinin şefkati yansıdı dudaklarına...

- Abdi! Sevgili oğlum! Üzgündü. Rantisi'ye baktı:

- Nasıl oldu? dedi titrek sesiyle.

- İsrail işgal gücü, dedi Rantisi. Bugün F-16 uçaklarıyla Zahar'm evini tıpkı Şehid Salah Şehade'nin evini bombala­dıkları gibi füze bombardımanına tuttu. Zahar yaralı kurtu­lurken 24 yaşındaki oğlu Halid, bir koruması ve Abdi şeha-det makamına ulaştılar. 20 kişi de yaralandı. Şehidler, Zahar

ve yaralılar hastaneye kaldırıldı. Hastane halkın akınına uğ­radı. Ben de size geldim.

- Allah razı olsun!

-  Ayrıca kalkmadan söyleyeyim ki Muhammed Deif i gördüm efendim. Akşam...

Şeyh Yasin söylenecekleri anlamıştı:

- Yaşanan gelişmelerle ilgili açıklamaları yaparsınız, di­yerek Rantisi'nin sözünü kesti. Ben de annesine Abdi'nin şehadetini haber vereyim.

Dr. Rantisi gittikten sonra Şeyh Yasin Halime Hatuna, yani bir anneye oğlunun şehadetini nasıl haber vereceğini düşünüyordu. Fakat hanımına güveniyordu, ilk önce sarsıl-sa da toparlanarak Allah'ın takdirine teslim olacaktı. Yıllar­dır beraber yaşadığı hanımını biliyordu.

Nitekim gözyaşlarına boğulan, Halime Hatun'un anne yüreği oldu. Bu ölüm, her ölümden öteydi. Bir oğuldu ölen; bir can, bir kandı.

Şeyh Yasin'in teselli veren sözlerine ilaveten okuduğu ilahi müjde su serpmişti yüreklere: "Allah yolunda öldürü­lenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Rable-ri yanında rızıklara mahzar olmaktadırlar. Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hal­de arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulun­madığı müjdesinin sevincini vermektedirler. Onlar, Al­lah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın müminlerin ec­rini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler."

Sonunda basiret galebe çaldı. Filistin için şehid veren

her aile gibi Yasin ailesi de bir şehid sahibiydi. Şu kamplar, şu Filistin toprakları her gün, her saat bir şehid vermiyor muydu? Şehitsiz bir ev zor bulunurdu. Bahtiyar saydılar kendilerini. Bahtiyardı Yasin ailesi.

Olayın akabinde Kudüs'te ve Tel- Aviv yakınlarında yapılan istişhadi eylemlerde 16 ölü, 80 yaralı haberleri tele­vizyonlara yansıdı. Hem de çoğu işgal askeriydi.

"... Bu eylemler, İsrail işgal kuvvetlerinin cinayetlerine 'Misilleme'dir. Bu eylemlerle Siyonist saldırılara karşılık verilmiş oldu."

"Misilleme" kelimesini özellikle kullanmıştı Dr. Ranti-si. Zira dünya basını İsrail'in cinayetlerini "misilleme" ola­rak tanımlarken, direniş gruplarının eylemlerini "terör" olarak nitelendiriyordu. Bu çelişki yahut bilinçli tavra dik­kat çekmek gerektiği için, Rantisi misilleme kelimesini özel­likle vurgulamıştı bu basm demecinde.

11 Eylül sonrası Amerika'dan aldığı cesaretle özgürlük savaşı için direnen Filistinli liderleri yok etme politikası gü­den İsrail, Dr. Rantisi, İsmail Ebu Şenneb, Şeyh Yasin ve Mahmud Zahar gibi direnişin önde gelen liderlerine su­ikastlar düzenliyordu. Diğer direniş gruplarının da bu cina­yetlerden nasibini alması, işgal yönetiminin paniğe kapıldı­ğının göstergesiydi.

HAM AS'm öncü şahsiyetleri bunu sezdikleri için Şeyh Ahmed Yasin'i daha iyi korumak adına güvenlik önlemleri­ni arttırmışlardı. Şeyh Yasin'in programım, kaldığı yerleri, evine gidiş zamanlarını herkese duyurmuyor, onu gözler­den uzak tutuyorlardı. Hatta gazetecilerle buluşturmuyor,

mülakat verdirmiyorlardı.

Bu kısa süren önlem, suikasttan 20 gün sonra bozuldu. O günün özel bir anlamı olması dolayısıyla, Şeyh Yasin Fi­listin Enformasyon Merkeziyle bir röportaj yaptı. Bu röpor­tajın Özel olması, o günün hem Aksa İntifadasmm başlama­sının dördüncü yıl dönümüne, hem Mecsid- i Aksa'nm Se-lahaddin- i Eyyubi tarafından kurtarılmasının yıl dönümü­ne, hem de İsra mucizesine rastlama siydi.

Bu röportajda Şeyh Yasin, Filistin direniş hareketi hak­kında Filistin halkına, Arap milletine ve İslam ümmetine ümit ve güven aşılayan mesajlar verdi:

"...Bugün mübarek Aksa intifadasının üçüncü yılını geride bıraktık. Acıların fedakârlıkların, kan ve şahadetin, yaralama ve tutuklamaların yoğurduğu intifadanın dör­düncü yılına giriyoruz...

(...)

Diyorum ki, bizim halkımız Siyonist düşmandan daha güçlüdür... İnşaallah intifada; halkımız zafere ulaşıncaya, düşman teslim oluncaya, halkımızın haklarını, topraklarını, vatanını ve kutsallarını geri verinceye kadar sürecektir...

(...)

Şunu bilin ki, istişhadi eylemlerin Siyonist düşman üzerindeki etkisi çok büyüktür. İstişhadi eylemler Siyonist rejimi sarsmakta, temellerini çatlatmaktadır. Siyonist düş­man güvensizdir. Rahat yüzü görmüyor. Ekonomisi ve sa­hip olduğu her şey çöküyor. Cinnet geçirip şuursuzca sal­dırması bu yüzdendir.

(...)

Düşman sivil halkımıza ve kutsal değerlerimize saldır­mayı yasadışı etnik sürgünleri ve suikast girişimlerini dur­durmayı kabul ederse, biz de onların sivillerine yönelik sal­dırılarımızı durdurabiliriz...                                           

(...)

İntifadanm durdurulmasını, direnişin sona erdirilmesi­ni ve silah bırakılmasını öngören projeler Amerikan projele­ridir. Amerika bu projelerini bazen yeni bir bakan veya ye­ni bir başbakan aracılığıyla ya da başka bir yöntemle dayat­maktadır.

(...)

Bir toprak, bir vatan ve kendi toprağı üzerinde özgür bir halk istiyoruz. Topraklarından sürülen beş milyon Filis­tinli mültecinin evlerine geri dönmelerini istiyoruz. Bu ger­çekleşirse, ancak o zaman direnişi durdurmaktan söz edile­bilir...

(...)

Biz niçin silaha sarıldık? Neden direniyoruz? Niçin intifada oldu?... Filistin özgürlüğüne kavuşuncaya ve bu topraklar üzerinde Filistin devleti kuruluncaya kadar sa­vaşmaya devam edeceğiz.

(...)                                                                                                                                                                                       

HAMAS liderliği sokaklardan ve halkın arasından çe­kilmeyecektir. Bugün sizinle buluşmamız, ortadan kaybol­madığımızın ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun daima meydanda olacağımızın delilidir...

...Ben çok zaman ortaya çıkarım. Mecme'ul-Islam Mes-cid'inin cemaati buna şahittir. Bu gün ise, İsra ve Miraç do-

layısıyla, Kudüs'ün haçlılardan kurtarılışının yıl dönümü münasebetiyle bir açıklama yapmak üzere karşınıza çıkmış bulunuyorum. İslam Ümmetine, Filistin halkının yanında yer alması için çağrıda bulunuyorum...

(...)

HAMAS hareketi kitleleri harekete geçirecek güce sa­hiptir. Varlığını sürdürme gücü de vardır. HAMAS liderliği de hiçbir korku ve endişe duymadan uygun gördükleri za­manda halkın karşısına çıkacak güce ve cesarete sahiptir. Çünkü şehadet onlar için bir amaçtır, bir fırsattır. Onlar ölümden korkmazlar.

(...) HAMAS bütün tarihi boyunca, bire ikiyle karşılık verecek, düşmana işlediği cinayetleri pahalıya mal edecek, ağır bedeller ödetecek güçte olduğunu kanıtlamıştır. Son eylemlerde HAMAS'ın çok hızlı karşılık verme, misilleme­de bulunma gücüne sahip olduğunu gördünüz.

(...)

Terörist devlet çok kere uluslararası kamuoyu önünde sıkıştırıldı. Ama hiç bir uyarıyı dikkat almadı. Dünyaya, Birleşmiş Milletlere ve Güvenlik Konseyine saygısı yok. Ev­lere, kadınlara, çocuklara ve yaşlılara saldırdığı zaman Gü­venlik Konseyinde aleyhine bir karar alındığında, Amerika onu koruyor. Dünyada bundan daha büyük bir baskı olabi­lir mi? Ama dünyanın sessizliği bir mezarın sessizliğini an­dırıyor. Terörist devlet her gün evleri yıkıyor, ırkçı, duvar­lar örüyor, tüm uluslararası kararlara rağmen Filistin top­raklarını gasp ediyor. Bu yüzden Siyonist devletin, baskıla­ra, anlaşma önerilerine aldırdığı yok. Filistin yönetiminin

veya Filistinli herhangi bir örgütün diyalog teklifine pek önem vermez. Üstelik bunları, Filistinli otorite ve örgütler için bir hezimet olarak değerlendirir. Ama biz yenilmeyece­ğiz ve inşaallah zafere ulaşacağız...

(...)

Bush, İslam'a ve Müslümanlara karşı ilk savaşı açtığı zaman, "Bu bir Haçlı Seferidir" demişti. Bugün de bunun İslam'a karşı bir savaş olduğunu ilan ediyor. Ama 'Terör ve terör doğuran ideolojiler1 adı altında yürütüyor bu savaşı... Bush'un şunu anlaması lazım, inanç sahipleri tehditlerden korkmazlar. Hele İslam, Bush'un düzeninden de, devletin­den de çok güçlüdür. Zafer İslamm'dır. Gelecekte de zafer İslam'ın olacaktır...

(...)

Siyonist düşman geçmişte kendisinin Önerdiği ateşkes süreci boyunca saldırılarına devam etti. Yıkım faaliyetlerine ara vermedi. Katliamlarını birbiri ardınca gerçekleştirdi. Bir an dahi durmadı...

(...)

Ateşkes isteyen, önce düşmanın saldırılarını, katliamla­rını; evleri yıkmalarını, tutuklama kampanyalarım, yeni yerleşim birimleri kurmalarını, ırkçı duvarlar örmelerini durdursun. Bu saydıklarımın tümü her gün Filistin toprak­larında gerçekleşiyor. Bunları durdurun; o zaman gelin sal­dırıları durdurmaktan, ateşkes ilan etmekten söz edelim.

(...)

Burada bütün içtenliğimle bir kez daha halkımızın bir­liğinin gerekliliğini vurguluyorum. Bütün iç problemleri, iç

çatışmaları bir kenara bırakmamız bir zorunluluktur.

(...)

Filistin halkı olarak bizim hedefimiz hükümetler değil­dir. Hedefimiz Filistin topraklarım ve Filistin insanını öz­gürleştirmektir. Bizi bu hedeflere ulaştıracak araçları araş­tırmamız gerekir. Şayet hükümet Filistin topraklarını ve Fi­listin insanlarım özgürleştirmeye bir araç olacaksa hoş gel­di, sefalar getirdi. Yok, eğer bizi teslim olmaya zorlayacak-sa, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Siyonist düşma­na karşı teslim bayrağını çekmeyi reddediyoruz. O zaman böyle bir hükümetin anlamı olmaz. Bu yüzden biz herhan­gi bir hükümette yer almıyoruz...

(...)

(Özerk Yönetimin) Başbakan ve Meclis Başkanı, Ramal-lah'tan Nablus'a, Gazze'den Batı Yakasına gitmek istediği zaman bunu Siyonist düşmana bildirmek zorundadır. Bu hükümet; iradesine, özgürleştirme ve bağımsızlığına sahip değilse, kendine ait bir gücü yoksa bu hükümet Filistin hal­kı için ne yapabilir? Bu yüzden biz bu hükümete ortak ol­mayız...

(...)

Biz çok açık bir şey söyledik. Halkımız; canını, ümme­tini, vatanını savunmak için silah taşıyor. Topraklarımız öz­gürleşmeden, kutsal değerlerimiz kurtarılmadan hiç kimse silahı bizden alamaz... Bize dayatılan yol, sonumuz demek­tir. Halkımız buna teslim olmayacaktır.

(...)

Biz ateşkesten söz eden herkesten öncelikle Siyonist re-

jirnin saldırılarını, cinayetlerini durdurmalarını, Siyonist re­jimin bu sözlere bağlı kalacağına söz verdiğini ilan etmele­rini bekliyoruz. O zaman bu yeni koşullar muvacehesinde durumu değerlendiririz...

(...)

Hizbullah, Filistinli ve Arap tutsaklardan mümkün olan en fazla sayıyı kurtarmak hususunda bizimle yardım­laşmaya, hazırdır...

(...)

Gazze, Siyonist rejimin elini kolunu sallayarak, girebi­leceği serbest bölge değildir. Siyonist devlet, Gazze'ye gire­cek olursa, ağır bir bedel ödeyecektir. Gazze'de uzun süre kalıp, istikrar göremeyeceği gibi, kendi içinde de istikrar bulamaz. Gazze'yi tüm Filistin halkı, tüm Filistinli gruplar hatta Filistin polis gücü savunacaktır. Çünkü Gazze herke­sindir. HAMAS'm ya da başka bir grubun değil. Gazze in­şaatları Filistin halkının mülküdür...

Sözlerimi bir kez daha yineliyorum. Tehditler, sadece bizim gücümüzü arttırıyor. Biz, şehid olmak için mücadele veriyoruz. Üzerinde bomba taşıyan, kendini patlatan kimse şehadet istemektedir. Biz şehadetin talipleriyiz. Yaşamın peşinde değiliz. Dünya için de mücadele etmiyoruz. Biz ahiret için savaşıyoruz. Bu yüzden tehditler bize zarar ver­mez. Bizim sadece gücümüzü arttırır, bizi zayıflatmaz. Biz şehid olmayı istiyoruz. Alçakça sürdürülen bir hayatı iste­miyoruz. "                                                                 ?;

Gecenin ilerleyen saatleriydi. Halime Hatun usulca ya­tağından doğruldu. Kapıyı aralayıp kocasının çalışma oda­sına baktı. Kapının altından süzülen ışık huzmesi Şeyh Ya-sin'in hâlâ yatmadığını gösteriyordu.

Son zamanlarda Şeyh Yasin'in Rabbiyle rabıtası daha fazlalaşmıştı. Özellikle gecelerini ihya etmesi daha bir art­mıştı. Çok az yatıyor, çok az yiyordu. Üç aylar boyunca sü­regelen halet- i ruhiyesi Ramazan'm şu son günlerinde da­ha farklı bir hâle bürünmüştü.

Yarın, Cumaydı. Ramazan'm son Cuma'sı... Yani Ku­düs günü! Dinmeyen yaraydı Kudüs. Bir sevda, bir aşk, bir yürek yarası... Yüreği kaynıyordu. Kudüs için, yüreği atı­yordu. Kudüs'ü düşünüyordu. Esir ve boynu bükük Ak­sa'yi.

İçinden bütün Arap âlemine, İslam ümmetine seslen­mek geliyordu: "Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir. Ku­düs ve Aksa'yı kurtarıncaya kadar Filistin halkının yanında yer almamız gerektiğini size hatırlatıyorum. Çağrımızı tek­rar tekrar her müslümana, her lidere, her öndere ve her kra­la yöneltiyoruz. Her erkeğe, her kadına... Kudüs elden gidi­yor. Kudüs tehlikededir. Kudüs'ü geri almak, kurtarmak için bütün güçlerimizi birleştirmemiz kaçınılmazdır. Ümme­tin geleceği ve onuru için Filistin halkının yanında yer al­mak, her Müslüman erkek ve kadına farzdır. Kudüs îsra ve Mirac'm gerçekleştiği yerdir. Müslümanların ilk kıblesidir."

Sabah namazı sonrası adeti üzere biraz Kufan okudu ve istirahat için odasına çekildi. Sabah ilk işi torunlarını sev­mek oldu. Onları, annelerini sorup gönüllerini aldı. Abdul-

gani'yle evden ayrıldı. Beraberinde gönüllü korumaları da vardı.

Masanın üzerindeki haber özetlerine bakmadan Önce saate baktı. Açılmasını istediği el- Ceel televizyonunu sanki bir şey beklermiş gibi seyre daldı. Az sonraki haberde spi­kerin sesi Şeyh Yasin'i dikkatle dinlemeye yöneltti.

- Sayın seyirciler! Son zamanlarda kutsal mabedimiz Mescid- i Aksa'ya yönelik planlı yıkım ve saldırılar karşı­sında İslami Direniş Hareketi HAMAS'ın işgalci rejime kar­şı yaptığı açıklamayı yayınlıyoruz: "İşgal devletinin kazıla­rı sonucu Mescid- i Aksa'mızm bazı duvarlarının yıkılması, onu ortadan kaldırmaya yönelik ciddi tehlike çanlarının çaldığına işarettir. Biz Siyonistlerin bu cinayetlerini şiddetle kınarken, Filistin direnişinin kendilerine bunun cevabının gayet sert olacağını da hatırlatırız. Bu vesileyle tüm dünya Müslümanlar mı Mescid- i Aksa'ya sahip çıkmaya ve Siyo­nistlerin haince oyunlarına karşı dikkatli ve duyarlı olmaya çağırıyoruz. Zira Mescid- i Aksa'yı yıkmayı hedef alan giri­şimler sadece biz Filistinliler açısından değil, tüm dünya Müslümanları açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Siyonistlerin İslami bir mabedi ortadan kaldırmayı, Müslü­manların ortak değerlerini yok etmeyi planladıkları aşikâr­dır. Bu menfur çaba karşısında tüm Müslümanların gereken duyarlılığı göstermeleri gerekmektedir. "

Şeyh Yasin haber bittikten sonra memnun memnun önündeki haber özetlerine göz atmaya başladı.

* "Ahmet Kureya, Arafat tarafından Acil Kabine Baş­kanı ilan edildi. "

Anlaşılan Mahmud Abbas'tan sonra Ahmed Kureya, Özerk Yönetimin müstakbel başkanıydı. "Hayırlısı" dedi içinden. "Inşaallah basiretle davranır."

* İşgal ordusunun Refah saldırısı: "50 tank, dozer ve helikopterlerin kullanıldığı bu baskında işgal ordusu; arka­sında biri kafasından vurulmuş iki çocuk dahil sekiz ölü, 42 yaralı ve yıkılmış 120 ev ile hasar verilmiş 100 hane bıraka­rak çekildi."

Şeyh Yasin, yüreğinde bir kere daha bir sızı hissetti. Si­yonist düşman kundaktaki bebeklere kadar bu masum hal­kı katliama tabi tutuyordu. Gözü dönmüş, cani Şaron, kana doymak bilmiyordu. Gözlerini kapadı: Küçük çocuğun can­sız bedeni tüm masumiyetiyle yürek sızlatıyordu. Küçük ço­cuklar bu diyarda küçük kurşunlarla vurulmuyordu. Zira büyük adamlar füzelerle, tonlarca bombalarla vurulurken bu coğrafyada bebekler dahi kundakta büyük mermilerle ta­ranıyordu. En ucuz şey ölümdü. Ama en şereflisi de...

Düşüncelerinden sıyrılıp gözlerini açtı. Güzel yüzlü, güzel sözlü bir adamın adını gördü önündeki raporda:

* Halid Meş'al: "Amerika ve İsrail yeni ateşkes iste­miyor." "Filistin İslami Direniş Hareketi HAMAS'ın Siyasi Birim Başkanı Halid Meş'al, Siyonist düşmanın ve Ameri­ka'nın yeni bir ateşkes istemediğini ifade etti. Halid Meş'al el- Arabiye televizyonuna yaptığı açıklamada, ateşkes ko­nusunda gündeme getirilen hususların gerçekçi olmadığını, Amerika'nın Irak'ta düştüğü bataklıkla ve gerçekleştirilme­si beklenen seçimlerle ilgilendiğini dile getirdi. "

"Halid doğru söylüyor" dedi içinden. Önceki ateşkesi

de bozan taraf Siyonist işgal gücüydü. Uluslararası baskı yeni bir ateşkes için yoğundu. Ama samimiyet yoktu. "Sal­dırganlık durmadan ateşkes olmaz."

Bu haberin ardındaki haber adeıa beklediği haberdi: * HAMAS: "Siviller hedef olmasın" Filistin îslami Di­reniş Hareketi HAMAS'm Gazze'deki ileri gelenlerinden Prof. Dr. Abdulaziz Rantisi, Özerk Yönetimin Başbakanı Ahmet Kuraya ile görüşmesinden önce yaptığı açıklamada, işgal devleti saldırılarını sürdürdükçe kendilerinin de dire­nişe devam edeceklerini, ancak sivillerin hedef alınmaması önerisinde bulunacaklarını söyledi. Rantisi: "Eğer düşman bu Önerimizi kabul ederse, sivillerin hedef alınmaması prensibine hassasiyetle uyarız. Aksi takdirde direniş kap­samlı bir şekilde devam eder." dedi.

"Aferin" dedi içinden Rantisi'ye. Tam da görüştükleri gibi konuşmuş, tavır takınmıştı. Halbuki şehadet eylem­lerini "terör" olarak nitelendirenler Siyonist işgal ordusu­nun çocukları dahi kurşuna dizmesi karşısında suspus oluyor, bahane sıralıyorlardı. Bu caydırıcı yönteme mecburdu direniş. Siyonist yönetim Filistinlilere/halkı­mıza saldırırken kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapıyor mu ki şehadet eylemleri bundan dolayı kınansın. "O sivil insan­ların hepsi askere gidiyor ve işgalin devamı için vergi ödü­yor. Sivillerin hedef alınmaması teklifimizi buna rağmen Si­yonist yönetim reddediyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

İsmail Haniyye: "Kahire görüşmelerinin amacı ateş-

kes değildir": Filistinli gruplar, ateşkes konusunu görüş­mek üzere Mısır'ın başkenti Kahire'de toplandı. İsmail Ha-niyye kahire görüşmeleriyle ilgili açıklamasında bu görüş­melerin tek amacının İsrail ile ateşkese varılması olmadığı­nı, görüşmelerin gündeminde ateşkes konusunun da bu­lunduğunu ancak amacının bu konuyu ele almak olmadığı­nı, daha geniş kapsamlı konular ve amaçlar için toplantı dü­zenlendiğini dile getirdi. Haniyye ayrıca işgal güçlerinin kabul etmesi durumunda sivilleri çatışma çemberinin ve hedeflerinin dışında tutmak istediklerini, bu konuda bir so­nuca ulaşılmasının işgal güçlerinin tutumuna bağlı olduğu­nu dile getirdi. "

*  İsrail sivillere saldırmama teklifini kabul etmedi. "İsrail, Filistin'deki direniş gruplarının sivillerin çatışma alanının ve saldırı hedeflerinin dışında tutulması teklifini yine reddetti. Daha önce de İslami Direniş Hareketi bu yön­de birçok kez teklif iletmiş ancak İsrail'in savunmasız sivil insanlara saldırı konusunda ısrarlı tutumu sebebiyle uygu­lamaya konulmamıştı."

Ya Rabbi! dedi Şeyh Yasin. "Bu azgın kavmin helakim yakın eyle. "

* İsrailli pilotların isyanı: "İsrailli vicdani retçi 27 pilot geçen hafta Filistin'in sivil yerleşim alanlarına yönelik sal­dırılara katılmayacaklarını, işgalin devam etmesinin İsra­il'in güvenliğini tehdit ettiğini ve ahlaki değerlere aykırı ol­duğunu açıklamışlardı. 200 öğretim görevlisi de pilotlara destek veren bir beyanata imza attı. 27 İsrail pilotundan bir sözcü: 'Bir tonluk bir bombanın büyük bir yıkıma neden

olacağını bilmek için dahi olmaya gerek yok. Birileri bu bombaları kullanma kararını, onların birçok binayı yıkaca­ğını bilmesine rağmen alıyor. Birileri masum insanları öl­dürmeye karar veriyor. Bu, bizi terörist haline getiriyor/ de­di."

"Yahudi de olsa" diye düşündü Şeyh Yasin. "Bu kural­sız savaşta vicdanının sesine kulak verenler, bu zulmü anla­yabiliyor. Allah hidayet versin."          '                           :

Aksa intifadasmdan sonra hava saldırıları sonucu bir­çok cinayet işlenmiş, birçok sivil katledilmişti. Anlaşılan o saldırılarda kullanılan helikopter ve uçakların pilotları dahi bu vahşete isyan etmişlerdi.

Aslında uzun süredir işgalci rejimin askerlerinin ope­rasyonlarda cesaret verici haplar adı altında uyuşturucu haplar aldıklarını duymuştu. Firari askerlerin sayısının da son dönemlerde arttığı basına yansımıştı. Her an öldürülme korkusu yaşayan işgalci askerler psikolojik sorunlar yaşı­yor, korku travmalarına giriyordu.

* İsrail'in yeni hedefleri direnişçilerin eşleri: "Bütün saldırganlığa rağmen Filistin direnişine geri adım attırama-yan İsrail, direnişçilerin eşlerini hedef seçmeye başladı. Di­renişçileri teslim olmaya zorlamak için hanımlarını tutuklu­yor ve onlar vasıtasıyla şantaj yapıyor."

Şeyh Yasin hüznün doruğundaydı. Yıllardır yaşanan bir olguydu bu. Remle hapishanesinde gözleri önünde oğlu Abdi ve ziyaretçilerine yapılanları hatırladı. Derin bir nefes aldı. Karanlığın en koyu olduğu an, sabahın yakınlığına işa­ret değil miydi?

DUfl

• Şaron'un barışı: "İsrail Başbakanı Ariel Şaron, Filistin topraklarındaki bazı yerleşim birimlerinin tek yanlı olarak boşaltılmasını öngören Ortadoğu Vizyonunu açıkladı. Her-zilya'da yapılan güvenlik konferansmdaki konuşmasında Filistinlilerle uzlaşmayı öngören planını Yol Haritasına da­yandırdı. "

Gülümsedi Şeyh Yasin. Planın aslını biliyordu. Gaz-ze'den çekilip yerleşimci Yahudileri başka yere nakletmek ve Batı Şeria'da göstermelik üç- dört yeri de boşaltıp geri kalan Filistin topraklarına el koymak...

Bu şeytanca bir plandı. Yeni bir toprak işgali, yeni bir kurnazlıktı. Ancak Şaron'a yakışırdı. Zaten bu plana hiç kimsenin katkısı ve onayı yoktu. Ne Özerk Yönetimin, ne de direniş gruplarının... Adeta kendi kendine gelin- güvey olmuştu Şaron. "Yine de" dedi kendi kendine. "Siyonist düşmanın Gazze'den çekilmeyi dile getirmesi Filistin Dire­nişinin zaferine işarettir. "

• İşgalci ordunun muhtelif eylemleri:

• Tulkarim'de iki gencin öldürülmesi.

• Gazze'de 63 yaşındaki bir yaşlının yıkılan bina altın­da ölmesi.

• Batı Şeria'da 9 yaşındaki bir çocuğun ve üç Filistinli­nin öldürülmesi.

• Refah'ta üç, Gazze'de beş ayrı hava saldırısında 14 ki­şinin şehadeti.

•  Son saldırılar yüzünden 2700'ü çocuk ve öğrenci ol­mak üzere 6000 sakat."

Uzayıp gidiyordu cinayetler çetelesi. Filistin halkı her gün üzerlerine doğan güneşi, nice şehitlerle uğurluyordu.

• Muhtelif eylemlerimiz:

• Refah'ta işgalci bir askerin yaralanması.

• Gazze'de üç CIA elamanının Öldürülmesi.

• Gazze'deki Netzarim Yahudi Yerleşim Yerinde üç Si­yonist'in öldürülmesi.

• Gazze'nin doğusunda seyir halindeki işgalci ordunun bir tankının imhası.                                                       ^

• Mısır sınırındaki bir İsrail askeri gözetleme kulesirrn havaya uçurulması.

• Refah'ta seyir halindeki işgalci ordunun başka bir tan­kının imhası.

Özellikle askeri araçların imhasının işgalci orduya ne kadar ağır geldiğini tahmin ediyordu Şeyh Yasin. Zira o araçlar, milyonlarca dolar demekti. Ekonomisi gittikçe açık veren, sanayi işçileri sokaklarda protesto gösterileri yapan bir gidişat sergiliyordu İsrail. İçten içe kanayan, içten içe patlamaya yönelen bir gidişat...

Amerika senatosu ve uluslararası Yahudi sermayenin dış yardımlarıyla, açılan gedikler daha ne zamana kadar ka­patılacaktı; kim bilir?

2004 yılının ilk aylarıydı. İşgal, tüm hızıyla devam ederken, şanlı direniş de tüm gücüyle buna karşı koyuyor­du. İzzetli bir tavır, onurlu bir kıyam ateşi olan intifada; mazlumların ümidi, gönüllerin sevinciydi.

Şeyh Yasin televizyondan haberleri seyrediyordu. De­taylarını kaçırdığı haberi merak ettiyse de son haber dikkat çekiciydi, işgalci rejimin Savunma Bakanı Şaul Mofaz'm yardımcısı ekrandan direniş karşısındaki acziyetlerini itiraf eden tehditler savuruyordu. Şeyh Yasin'in gizlenmesini tav­siye ediyor, ona karşı suikast girişimlerinin süreceğine dair kin kusuyordu.

O anda bürosunun kapısı açıldı. İçeri giren Rantisi se­lam verdi.

-  Aleykumusselam ve rehmetullah, dedi Şeyh Yasin. Hoş geldin.

- Hoş bulduk efendim.

Açık olan televizyonun sesine kulak kabartan Ranti-si'nin yüz hatları değişti. Habere tepkisi yüzünden okunu­yordu. Şeyh Yasin'e baktı. Mütebessim bir çehreden başka bir şey yoktu karşısında.

- Efendim! Neler söylüyor bu? diye televizyonu işaret etti.

- İstersen kapat, dedi. Şeyh Yasin. Zaten önemli bir ha­ber kalmadı.

''-Ama efendim...

- Rantisi! Bu tehditler düşmanın acziyetine işarettir. De­mektir ki direnişle, zafer yakındır. Biz korkmuyoruz düş­manın tehditlerinden. Bilakis imanımız artıyor bu tehditler karşısında. Onların bizi kendisiyle tehdit ettiği şey, bizim uğruna savaştığımız şehadet değil mi?

Pencerden dışarı bakarak ilahi bir hakikati mırıldandı.

Şeyh Yasin: "Onlar öyle kimselerdir ki. İnsanlar kendile­rine gelerek. 'Düşmanlarınız sizin için büyük bir ordu topladı. Artık onlardan korkun!' dediklerinde; bu onların yalnızca imanlarını artırır ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' derler."18

"Bu tevekkül, bu teslimiyet! İşte güç kaynağımız" diye düşündü Rantisi. Kitleleri eyleme geçiren bu sözlerin sahi­bi felçliydi.

Ama halkına kıyam ve direniş ruhu aşılayan yine bu PîR-İ İNTİFADA'ydı. Bir meşale, bir sembol, bir Öncüydü. Gücünü sadece Rabbinden alan, sadece ona dayanan bir ih­tiyar...

- Efendim, dedi Rantisi. Müjdeli bir haber için uğradım.

- Hizbullah'm zaferini mi müjdeleyeceksin? Rantisi Önce şaşırdı; durdu ve:

-  Doğru ya! Haberleri seyretmiş olmalısınız, dedi gü­lümseyen simasıyla;

- Evet, dedi Şeyh Yasin. Yine de müjdene karşılık bir he­diye vermek istiyorum.

-Ama...

- Hayır hayır! Bilmiş olsam dahi böylesi güzel bir haber için elbet müjde verilir. Köşedeki çekmeceyi açıp içindekini almanı istiyorum.

Rantisi çekmeceyi açtığında özel bir kurucuk gördü. Alıp Şeyh Yasin'e uzatırken;

- Bu mu efendim, dedi.

- Evet! dedi Şeyh Yasin. Açsana!

Meraklı bakışlarla kutucuğu açarken içinde çok güzel ve kaliteli bir dolma kalem gördü.

- Bu! Bu bir dolma kalem, dedi gülen bir yüzle.

- Müjdene karşılık hediyem olsun.

- Allah razı olsun efendim.

-  Eh! Artık müjdeli haberinin kaçırdığım detaylarını dinleyebilirim.

- Aslında fazlaca söyleyecek bir şey yok. Hizbullah elin­de üç yıldır esir tuttuğu bir Albayı ve üç İsrail askerini, 435 Filistinli esir ve 59 Hizbullah mücahidinin cesedine karşılık değiştirdi. Tabi ki bu mücadelede Hizbullah'm bizimle de iletişim halinde olmasının birçok faydalan oldu. Bunun so­nucunda da birçok Filistinli tutsak, İsrail zindanlarından azat oldu.

- Allah'a hamd olsun. Sen de çok girip çıktın o zindan­lara. Oradaki zulmü ve sınırsız işkenceyi yaşayan biri ola­rak onların azatlığı kadar hiçbir şey beni sevindiremez.

Duvardaki saate baktı Şeyh Yasin. Namaz vakti yaklaş­mak üzereydi.

- Namaza gitmeden şu söyleyeceklerimin Siyonist düş­manının Savunma Bakanlığına bir cevap olarak basma ve­rilmesini istiyorum, yazar mısın?

Şeyh Yasin fazla uzun olmayan bir açıklamada bulu­nurken; Rantisi, kendisine hediye edilen yeni dolmakale-miyle not tutuyordu.

Ertesi gün basında İşgalci hükümetin gizlenmesi yoksa öldürüleceği tehdidine karşılık, Şeyh Yasin'in şu demeci ya-

ymlandi:

"Siyonist işgalin pençesinde Filistin'in kurtarılması için şehid olmaya hazırım. Şahadetim Siyonist düşman ile savaşın sonu değil, başlangıcı olacaktır. Bizler gizlen­meyiz. Ne ölümden korkarız, ne toplardan ne de uçaklar­dan. Asıl zayıf, cılız ve surların arkasına gizlenmesi gereken onlardır. Arkasına gizlenmek için koruyucu duvar inşa edenler de onlar... Ancak ben, bu duvarın onları kurtarma­yacağım, aksine kabirleri olacağım yineliyorum."