Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MEVDÛDÎ HAKKINDA KISA BİLGİ - Islamnizami - 2. Sayfa

MEVDÛDÎ HAKKINDA KISA BİLGİ

 

Pakistanlı büyük âlim, düşünür, mücahit Ebul-A'Iâ EI-Mevdûdî 25 Eylül 1903 senesinde ORANGABAD'da doğ­muştur. İlk eğitimini hususî olarak yapmıştır. Diğer eğitimi­ni yapmak için Liseye devam etmiştir. Bu eğiti­mini bitir­mezden evvel babasını kaybetmiştir. Bu yüz­den eğitimine biraz ara vermek mecburiyetinde kal­mıştır. Daha son­ra kendi gayreti, çalışması ve kabili­yeti sayesinde eği­­ti­mi­ne devam edip tamamlamıştır. Vefat etmiş olan büyük âlim o zamanki eğitimini med­rese öğretimine göre yap­mış­­­­tır. Bu eğitim müd­detince islâmiyetin en derin me­se­le­lerine varıncaya kadar öğ­renmiş ve bir hayli hocalık yap­mıştır.

İslâmiyeti öğrenmesine karşın katiyen Garp ilmini ih­mal etmiyerek onu da öğrenmiştir.

Pakistan'ın kurtuluşunda İkbâl ve Cinnah'la bera­ber çalışmış ve nihayet muvaffak olmuşlardır. Bu üç dâhinin kurtardıkları bu vatan parçasından ikisi ay­rılmış ve gerçek mânadaki kurtuluşuna Mevdudi 22 Eylül 1979 vefatına kadar devam etmiştir.

Başta Arapçayı, Farsçayı, urduca ve İngilizceyi bil­me­si sayesinde birçok eserler okumuştur.

Arapçayı öyle iyi biliyordu ki Arapça konuştuğu za­man bir araptan daha mahirane edebi bir lisanla konuşa­bilecek kuvvettedir. Mevdûdî aynı zamanda büyük bir hitabet ve cezbedici bir konuşma yeteneğine sahiptir.

Mevdûdî aynı zamanda büyük bir yazardır de, çeşitli gazete ve dergilerde yazı yazmakla yazrlığa başlamıştır. 1932 yılında «Tercüman-ül Kur'ân» isimli aylık dergiyi çı­karmıştır.

O zaman Pakistanlıların ayrılma mücadelesine karşı Hintliler Pakistan Müslümanlarının yaşamalarının ancak Hinduların fikir ve milliyeti altında mümkün olacağı fikrini ortaya atıp müdafaa ediyorlardı. İşte Aksiyoncu Mevdûdî buna karşı gelerek oradaki müslümanları uyaracak yazılar yazdı. Bu yazılarında şu noktaları belirtiyordu:

Bir Müslümanın batıl inançların gölgesi altında ya­şa­ya­mıyacağını ve bunun Müslümanlar için fena neti­celer doğuracağını anlatarak bu fikrinde israr etti.

İlk eserini genç yaşta verdi. İslâm'ın can noktası olan ci­had'la başladı. Zaten islâm'ın yayılması için şart olan esas budur. Bu eseri «İslâm'da Cihad» kitle halin­de­­ki da­ğınık olan kamuoyunu bir noktada topladı ve is­lâmı neş­­ret­mek için cihadın kudsiyyetini bütün açıklı­ğıyla izah etti. Neticede bu fikrî inkilâbın çıkışı esna­sın­da o za­man bu se­viyede ve islâmiyetin yeni bir görüşle sun­duğu hiçbir eser yok gibiydi.

Bu fikrî hareket her türlü toplum katmanında olumlu karşılanarak büyük kabul gördü. Umumî olarak gerek en­tellektüel tabakada olsun gerekse diğerlerinde olsun şu fi­kir hâkim olmuştu: İslâm inkilâbı, islâm fikri, is­lâm devleti, islâm nizamı ve islâmda cihad fikri. Bütün bunları şu şe­kilde izah etmişti: İslâm sa­dece ba­badan kalma bir örf ve âdet dini değildi; O bir ideoloji, O bir fikir, O bir nizam, O bir esastı O, in­sanlığı medeni­yetin zirvesine çıkarırken yarınını da garanti etmişti:

O, ahlâk, fazilet, insanlık kurtarıcısı idi.

İşte Mevdûdi bunlarla doluydu ve ancak bunları ko­nuşabilirdi.

Gerek gittiği yerlerde gerekse her yazdığı kitap ve der­gilerde daima büyük bir edebî kudretle yazar ve konuşur karşısındakini mutlaka ikna eder bir etkiye sa­hiptir.

Buna karşın karşısındakinin makûl fikirlerini kim söylerse söylesin kabul ederdi. Kendi fikirlerini bu şekilde yay­maya muvaffak oldu. Daima müdafaa ettiği fikir bütün cepheleriyle islâmiyetti. İslâm'ın iktisadiya­tını uzun uzun bütün cepheleriyle izah eden çok meş­hur ve her dile çevrilmiş bir eseri mevcuttur.

Bu çalışması, yazması ve her tarafta sevilmesi, fi­kir­le­rinin yayılmasına çok yardım ederek büyük kitle tarafın­dan daima olumlu karşılayıp desteklenmeye baş­ladı. Bu desteklenme her türlü İnsanlardan oluyordu. Bilhassa tah­­silli kimseler arasında bir mürşid diye tanı­nıyordu.

1941 senesinde çeşitli vilâyetlerden gelen ilim adamlarının isteğine uyarak bir parti kurdular. Bunun ismi «Ce­maat-i İslâmî» idi. Bu partinin genel başkanlı­ğına oybirliğiyle Mevlâna Eb'ûl-A'lâ El-Mevdûdî geti­rildi. Bu du­rum ne­­ticede bir beyanname ile kamuoyuna açıklandı. Bu be­yannamede partinin gayesi şu şekilde izah ediliyordu.

«İnsanlığın bütün cephesi olan fazilet, eğitim, iktisad, si­yasî sistem, cemiyet, kanun ve adalet, savaş ve barış, milliyet ve uluslar arası konularla Allah'ın Peygamberi­miz­­­­le itaatini emrettiği prensipleri bütün esaslarıyla kur­maktır.»

İşte parti yukarıdan beri değindiğimiz İslâm'a bağlı ola­raktan hareket edecek ve öylece kalacaktı. Bu parti bu­nun üzerine kurulmuştu.

Bu esaslar ışığında bu partinin üyeleri çeşitli dil­lerde broşürler yayınlıyarak islâmî hakikatleri insanlık için izah et­meye başladılar. Bunlar hem konferanslar vererek yayılıyor hem de geri tarafta mevcut bulunan kadrosuyla o konuşmalar ve teyit edilen eserler derhal 6 - 7 dile tercü­me edilerek kısa zamanda her tarafa da­ğılabiliyordu. Bu durumdan sonra bu parti gittikçe kabul görüyor, beğeniliyor ve fikirde olduğu gibi hare­kete geçebilecek bir vaziyet alıyordu.

Bu izah ediliş, bu çırpınma, bu çalışma İslâm için­di ve dolayısıyla insanlık içindi.

Mevlâna Mevdûdî: Pakistan müslümanlarının bu du­rumu karşısında yine aktif olarak vazgeçmiyerek fikrî ha­rekete geçti. Bu durum böyle devam etmemeliydi. Ar­tık bu hükümetin islâmî sistemle idare edilmesi lâ­zım geldiğini izah ederek bu fikri müdafaa etti.

Mevdûdî: Bilhassa şu fikir üzerinde kamuoyunu aydınlatabiliyordu:

Müslümanların kendisini temsil eden hükümeti ve devlet adamlarını daima denetlemeleri fikrinin mecbu­ri­ye­tinden ve öneminden bahsediyordu.

Pakistan Meclisine aşağıda sıralıyacağımız dört hu­susu kabul etmeleri için teklif yaparak bunun destek­len­mesi hususunda seyahate çıktı. Ve bu mühim hu­susu ka­muoyuna izah ederek olumlu sonuçlar alarak geri döndü.

Nasıl olumlu netice almazdı ki halkın içinden ge­len fakat bir türlü söylenemeyen, ifade edilemeyen duygularını huzurlarında en açık bir şekilde izah edi­yordu.

Aşağıda sıralıyacağımız dört madde şunlardır:

1)  Pakistan devletinin hükümranlığı Allah-û Teâla'­nın inayetine sığındığından Pakistan hükümeti emir bu­yurulan işlerin yarılması için sadece bir tem­silciden ibarettir.

2)  Pakistan'da İslâm şeriatı aykırı olması imkânsız temel kaidedir.

3)  Mevcûd veya ilerde izah edilecek tüm kanun­­­lar İs­­lâm şeriatını mahiyeti veya ruhu itibarıyla ze­­delediği tak­­dirde hüküm ve kanunlar iptal edilmiş ka­bul edil­ecek­tir.

4) Pakistan hükümetinin kuvveti şartlar ve tatbi­katlar ne olursa olsun islâm şeriatının hududlarına te­cavüz ede­mez.

Bunun üzerine Meclis Mevlâna Mevdûdî'nin fikrini ka­­­­bul etti. Cemaatı İslâmiye gittikçe kuvvet­leni­yor büyük bir zafer kazanıyordu. Bu kevvetlenme muhalif­leri, iktidar has­talarını şahsî menfaatlerini düşünenleri şaşırtıyordu, bundan fazlaca endişelenmeye başladı­lar. Netice her yer­­­­­­­­de olduğu gibi orada da iftira kam­panyası başladı. Mü­­­temadiyen bu cemaatin aley­hine çalışmaya koyuldular.

Bunun üzerine Mevdûdî'yi ve bir kaç yakın arkada­şını tutukladılar. Sene 1949. Halk bu tutuklamalar üze­rine şiddetli karşı koymaya başladı. Bu büyük ve gittikçe büyüyen halk ayaklanması zorbalara korku verdi.

Acele olarak Meclis toplandı, halkın isteğini kabul ede­rek Mevlâna Mevdûdî'yi serbest bıraktı.

1950 yılında Mevdûdi'nin Meclise sunduğu dört mad­delik kanunu reddettiler. Bunun yerine Meclis bir islâm dışı kanun hazırlıyarak Meclise sundu.

Bunun üzerine Mevdûdî halkı bu yeni hazırlanan tasarı halindeki kanunlar için uyardı. Buna karşılık hü­kümet halkın şiddetli baskısı karşısında bu kanundan vazgeçti. Bundan dolayı hükümet müşkül durumda kaldı. Ne yapıp yapıp bunları aldatacaktı.

Neticede şöyle bir kanun çıkartarak halkı bu islâmî partiden uzaklaştırmak istedi. Daha islâmî olan, bir kanun hazırlayarak durumu sonra kendi lehine çevir­mek istediğini anlamayan halk bir müddet için teskin oldu.

Bunun üzerine 1951 yıllında iki taraftan ilim adam­ları toplanarak birlikte Anayasanın 22 maddelik ön pren­sip­lerini hazırladılar. Mevdûdî'nin bu kanunun hazırlan­ma­sın­da rolü büyüktür. 1951 senesinde Cemaatı İslâmî'ye ya­­pılan seçime iştirak etti ve tahminedilenden fazla millet­­vekilliği aldı.

Bu cemaatin seçim görüşü islâmî idi ve şöyleydi:

■) Birinin seçilmesine kararı, en çok halk verebilir.

■) O kimsenin de cemiyet ve şahsî hayatında tam bir müslüman olması şarttır.

■) Aynı zamanda İslâm zihniyeti ile modern dâvalara intibak etmesini bilmelidir.

■) Seçime iştirak eden cebinden bir kuruş dahi har­ca­mıyacaktır. Buna karşılık halk seçim masrafını vere­cek­tir.

■) Bu partinin üyelerinin yine mebus seçiminde ol­du­ğu gibi hususî ve cemiyet hayatları islâmiyete uygun olması şart koşulacaktır.

Daha sonra Mevdûdî ve 53 arkadaşı ilkönce idam hükmüyle mahkûm edilip halkın isyanı sonucunda hüküm 14 seneye indirilmiş yine halkın baskısı karşısında hükü­met bunları tahliye etmek mecburiyetinde kaldı.

Zaten hükümet ne yapabilirdi halk istemedikten sonra...

Netice 1962 den sonra kapatılan bu partinin kurucu­suna bir suikast yapılmış ve zalim kurşun partinin bir fer­dinin kendisini partinin kurucusu Mevdûdî'ye siper et­me­siyle kurtulmuştur. Bir seneyi aşkın bir zamandan fazla hapiste kalan partinin ileri gelenleri tahliye edil­mişlerdir.

Mevdûdî'ye hiçbir şey olmadan yine faaliyetine de­vam etmiştir. Hak rızası için kendisini feda eden mü'­mi­ne Hak rahmet eylesin.

Bu partinin kapatılması ve bu suikast Pakistan'da yak­­laşan seçimlerin ne kadar büyük rol oynadığı mey­dan­dadır.

Bu cemaatin ayrıca binlerce genci okutacak du­rumu vardır ve halen okumaktadırlar.

Pakistan hükümeti Cemaat-i İslâmi Partisini halen ka­patmış durumdadır.

Mevlâna Mevdûdî'nin birçok eserleri vardır. Bun­lar­dan bazıları ve daha doğrusu çoğu Türkçeye çevrilmiş bu­lunmaktadır. Bundan böyle bu dahînin bir çok eserleri tercüme edilecektir.

Tarih boyunca bütün dahîler böyle eziyet çekip hak­kı müdafaa etti. Zaten vazifeleri bu değil miydi. 22 Eylül 1979 vefat etmiş olan Mevdûdî için Cenab-ı Hak'tan bol rah­met niyaz ederken mukaddes dâvasının gerçekleşme­­si için duacı olmalıyız.