Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

NEFSE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR - Kuranogretisi - 16. Sayfa

NEFSE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR.. 2

1. Kendisini Müstağni Görmek. 2

2. Hakka Rağmen, Nefsin Hoşnutluğunu Gözetmek. 2

3. Başkalarını Suçlayarak, Nefsi Temize Çıkarmak. 2

4. Hayrı Kendinden, Şerri Allah'tan Bilmek. 2

5. Nefse Zulmetmek. 3

6. Zanna Uymak. 3

7. Uzun Emele Kapılmak. 4

8. Hakkı Unutmak Ve Gaflet İçinde Olmak. 4

9. Heva Ve Hevese Uymak. 4

10. Kıskançlık Ve Hased İçinde Olmak. 5

11. Gösterişe Ve Riyakarlığa Kapılmak. 5

12. Bildikleriyle Övünmek. 6

13. Büyüklenmek. 6

14. Nefsi, İlahlaştırmaya Çalışmak. 7


NEFSE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR

 

1. Kendisini Müstağni Görmek

 

11-42. (Gemi) içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalga(lar) arasında akıp-gitmekteyken;  Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna: "Ey oğlum, (sen de) bizimle bir­likte bin ve kafirlerle beraber olma." diye seslendi.

43. (Oğlu) Dedi ki: "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım." (Nuh) Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka (sığınıla­cak) hiçbir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulan­lardan oldu.

92-8. Kim de cimrilik eder, kendini müs­tağni görürse,

9. Ve en güzel olanı da ya­lan sayarsa,

10. Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

96-6. Hayır! Gerçekten insan azar.

7. Kendini müstağni (muhtaç olmayan bir bağımsız olarak) gördüğünden.[1]

 

2. Hakka Rağmen, Nefsin Hoşnutluğunu Gözetmek

 

2-87. Andolsun, biz Musa'ya kitab verdik ve ardından peşpeşe peygamberler gön­derdik. Meryemoğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhul-Kudüs'le teyid ettik Demek, size ne zaman bir peygam­ber nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?

5-70. Andolsun, Biz İsrail oğullarından ke­sin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman nefisleri­nin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir pey­gamber geldiyse, bir bölümünü yalan­ladılar, bir bölümünü de öldürdüler.

9-81. Allah'ın Resulüne muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek:"Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.

20-95. (Musa) Dedi ki: “Ya senin amacın nedir ey Samiri?”  

96. Dedi ki: Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."[2]

 

3. Başkalarını Suçlayarak, Nefsi Temize Çıkarmak

 

4-49. Kendi nefislerini (övgüyle) arındıranlan görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini arındırır. Onlar, “bir hurma çekirdeğindeki ince iplik kadar” bile haksızlığa uğratıl­mazlar.

15-39. Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun ki ben de yeryüzünde onlara (dünya tutkularını ve isyanı) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."

34-31. Küfretmekte olanlar dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız,'ne de ondan önceki (indirile)ne." Sen o zul­metmekte olanları, Rableri huzurunda tu­tuklanmış olarak bir görsen; sözü (suçla­maları) birbirlerine karşı evirip-çevirir (birbirlerine yöneltirler. Za'fa uğratılan (mustaz'af)lar, büyüklük taslayanlara der­ler ki: "Eğer sizler olmasaydınız, ger­çekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk."

32. Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (mustaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet gelmiş bulunduktan sonra, sizi biz mi on­dan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu-günahkarlardınız."

48-11. Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki;  Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizimiçin mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, kimin Allah'a karşı herhangi bir şeyle (bunu engellemeye) gücü yetebilir? Hayır, Allah yapmakta olduklarınızı haber alandır."

53-32. Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanlarından ve çirkince-utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karınlarında cenin halinde bulunduğunuz zaman, sizi en iyi bilendir. Öyleyse kendinizi te­mize çıkarıp durmayın. O, sakınıp-korunanı daha iyi bilendir.[3]

 

4. Hayrı Kendinden, Şerri Allah'tan Bilmek

 

4-79. Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir pey­gamber olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter.

6-148. Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne de atala­rımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize karşı çıka­rabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak zan ve tahminle yalan söylersiniz."

7-16. Dedi ki: "Madem öyle, beni azgınlığa uğratmana karşılık,  ben de onlardı saptırmak) için mutlaka Sen'in dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."

39-49. İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki" Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir de­neme)dir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.

41-51. İnsana nimet verdiğimiz zaman, (şükürden) yüz çevirir ve yan çizer. Ona (hoşlanmadığı) bir şey dokunduğu zaman ise, geniş (kapsamlı ve uzun) bir dua sa­hibidir.

42-30. Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazanmakta olduğu dolayısıyledir. (Halbuki Allah, yaptıklarınızın) Çoğunu da affetmektedir.

43-20. Dediler ki: "Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik. Onların bundan yana hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca “zan ve tahminle yalan söylemektedirler”.[4]

 

5. Nefse Zulmetmek

 

2-57. Bulutla sizi gölgelendirdik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Verdiğimiz rızıkların iyilerinden,   güzellerinden yiyin" dedik. Onlar bize değil ancak kendi nefislerine zulmettiler.

2-231. Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat sınırları çiğnemeniz için zararlarına olmak üzere, onları tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allan'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olsun diye indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah her şeyi bilendir.

7-160. Biz onları (İsrail oğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak oniki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su is­tediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; Böylece her bir insan-topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik) "Size nzık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyin." Onlar bize zulmet­medi, ancak kendi nefislerine zulmediyor­lardı.

9-70. Onlara, kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kav­minin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara peygamberleri apaçık belgeler getirmiş­lerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediliyor değildi ama onlar kendi nefislerine zulmetmektelerdi.

11-101. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böy­lece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, “helak ve kayıplarını” arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

16-118. Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

35-32. Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtik­lerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yol­dadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır-öne geçer. İşte bu, büyük fazlın ta kendisidir.

65-1. Ey peygamber kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendikle­rinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'tan korkup sakının. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık bir “çirkince hayasızlık” gösterme durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırını çiğnerse,      gerçekten o, kendi nefsine zulmetmiş demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah,  bunun arkasından bir iş (bir durum) mey­dana getirir.[5]

 

6. Zanna Uymak

 

2-78. Onlardan bir bölümü de ümmidir.  Kitabı bilmezler; (bildikleri ise) bir sürü asılsız şeylerden başka değil;   bunlar yalnızca zannederler.

6-116. Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak “zan ve tahminle” yalan söylerler.

10-36. Onların çoğunluğu zandan başka­sına uymaz. Zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işle mekte olduklarını bilendir.                                           

10-66. Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyar­lar ve onlar ancak “zan ve tahminde bulu­narak yalan söylemektedirler”.

17-36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

38-27. Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasinda bulunan şeyleri batıl olarak ya­ratmadık. Bu, küfredenlerin   zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan) dolayı vay o küfretmekte olanlara.

41-22. "Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinizde şahidlik eder diye sakınıp-korunmuyordunuz. Aksine, yapmakta olduklarınızın birçoğunu Al­lah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz."

23. "İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınız, sizi bir yıkıma uğrat­tı, böylelikle hüsrana uğrayanlar olarak sabahladınız."

45-24. Dediler ki: "(Yaşayacağımız hayat,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, (kimimiz) ölüyoruz,  (kimimiz) yaşıyoruz. Bizi 'kesintisi  olmayan zaman' (dehrin akışın)dan  başkası  yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; onlar yalnızca zan­nediyorlar.

53-27. Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.

28. Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zan­na uymaktadırlar. Oysa zan, haktan yana hiçbir şeyle yarar sağlamaz.[6]

 

7. Uzun Emele Kapılmak

 

15-2. O küfredenler, rnüslüman olmayı nice kereler dileyeceklerdir.

3. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (uzun) emel oyalayadursun. İlerde bilecek­lerdir.

18-35. Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve) Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum"  dedi.

47-25. Hiç şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) irtidat eden (dönen) leri, şeytan kışkırtmış ve onları uzun emellerle aldatmıştır.

75-13. İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.[7]

 

8. Hakkı Unutmak Ve Gaflet İçinde Olmak

 

2-44. Kitab'ı okuduğunuz halde başkala­rına iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Yine de akletmiyor musunuz?       

6-44. Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılannı açtık. Öyle ki kendilerine verilen şeylerle 'sevince kapılıp şımarınca' onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar, umutları suya düşenler oldular.

7-205. Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle kendi kendine ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.

9-67. Münafık erkekler ve münafık kadın­lar, bazısı bazısındadır; kötülüğü em­rederler, iyilikten alıkoyarlar ve ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.

18-57. Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle-hatırlatıldığı zaman, onlara sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amel­lerimi unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik) kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bula­mazlar.

19-39. İş(in) hükme bağlanıp-biteceği, kahır dolu hasret günüyle onları uyarıp-korkut; onlar bir gaflet içindedirler ve on­lar inanmıyorlar.

21-1. İnsanların sorgulanması yakınlaştı, kendileri ise bir gaflet içinde yüz çevir­mektedirler.

21-97. Gerçek olan vaad yaklaştığı za­man, küfre sapanların gözleri o vakit yu­valarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hatta bizler zulme sapmıştık" (diyecekler).

30-7. Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olan­lardır.

36-78. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"

45-34. Denildi ki: "Bu gününüzle karşılaş­mayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."

58-6. Allah, onların hepsini dirilteceği gün, onlara neler yapmakta olduklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıkla­rıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unut­muşlardır. Allah, her şeye şahid olandır.

59-19. Ve kendileri Allah'ı unutmuş, böy­lece O da onlara kendi nefislerini unuttur­muş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir.

90-7. Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

8. Biz ona iki göz vermedik mi?[8]

 

9. Heva Ve Hevese Uymak

 

25-43. Kendi istek ve tutkularını (hevasını)  ilah edineni gordun mur Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

44. Yoksa sen,  onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar ancak hayvan­lar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha da şaşkın (ve aşağı) dırlar.

28-49. De ki: "Eğer doğruysanız, bu du­rumda Allah katında bu ikisinden (Musa ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir Kitab getirin de, ben de ona uymuş olayım."     

50. Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymakta­dırlar. Oysa Allah'dan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Hiç şüphe yok Allah, zulmetmek­te olan bir kavime hidayet vermez.

30-29. Hayır, zulmetmekte olanlar, hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır. Allah'ın (hidayet etmeyerek) saptırdığını, kim hidayete erdirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.

45-23. Şimdi sen kendi hevasını ilah edin­en ve Allah'ın bir ilim üzerine kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine damga vurduğu ve gözü üzerine bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?

47-14. Şimdi Rabbinden apaçık bir belge fitüzerinde bulunan kimse, kötü ameli ken­disine 'süslü ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir?

47-16. Onlardan kimileri gelip seni dinler. Fakat senin yanından çıkıp-gittikleri za­man, kendilerine ilim verilenlere "O biraz önce ne söyledi?" derler. İşte onlar; Al­lah'ın kalplerini mühürlediği ve kendi he­va (istek ve tutku)larına uyan kimselerdir.

54-2. Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Kesintisiz bir büyüdür" derler.

3. Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular. Halbuki her iş bir gayeye (kendi amacına uygun bir sonuca) varacaktır.[9]

 

10. Kıskançlık Ve Hased İçinde Olmak

 

2-90. Allah'ın kullarından dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini “kıskanarak ve hakka başkaldırarak” Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab vardır.

2-109. Kitab ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre döndürmek arzusunu duydular. Allah'ın emri gelince­ye kadar onları bırakın ve (onlara) iliş­meyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

2-213. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucular olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerin­de, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralannda hüküm ver­mek üzere hak Kitab'lar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten son­ra, birbirlerine karşı olan azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden anlaşmazlığa dü­şenler, o, (kendilerine Kitab) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeklere kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltip-iletir.

3-19. Allah katında din, hiç şüphesiz ki İslam'dır. Kendilerine Kitab verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki “kıskançlık ve hakka baş kaldırma” yüzünden aynlığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerine küfrederse, gerçektenAllah, hesabı pek çabuk görendir.

4-54. Yoksa onlar, Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitab'ı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.

4-128. Eğer bir kadın, kocasının zulüm ile eziyet etmesinden veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile ar­alarını bulup düzeltmekte ikisi için de sakınca yoktur. Banş daha hayırlıdır. Ne­fisler ise, “kıskançlığa ve bencil tutkulara” hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik ya­par ve sakınırsanız, şüphesiz Allah, yap­makta olduklarınızdan haberi olandır.

113-5. Ve hased ettiği zaman, hasedçinin şerrinden. [10]                                                               

 

11. Gösterişe Ve Riyakarlığa Kapılmak

 

4-38. Ve onlar, mallarını insanlara göste­riş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır.

4-142. Gerçek şu ki, münafıklar (kendile­rince) Allah'ı aldatmaya kalkışırlar. Oysa O, onları (kendi aldanışlarına terk ederek) aldatandır. Onlar namaza kalktıkları za­man, isteksizce (üşene üşene) kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.

8-47. Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatandır.

9-8. Nasıl olabilir ki! Eğer size karşı galip gelirlerse, size karşı ne “akrabalık bağlarını”, ne de “sözleşme hükümlerini” gözetip-tanırlar. Sizi ağızlanyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fıska sapanlardır.

107-4. İşte (şu) namaz kılanların vay ha­line,

5. Ki onlar, namazlannda yanılgıda­dırlar,

6. Onlar gösteriş yapmaktadırlar.[11]

 

12. Bildikleriyle Övünmek

 

3-75. Kitap ehlinden öylesi vardırki, ona bir kantar emanet bıraksan onu sana öder; onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgi­sizler) konusunda üzerinizde bir yol (so­rumluluk) yoktur." demiş olmalarındandır. Oysa onlar kendileri de bildikleri halde Al­lah'a karşı yalan söylemektedirler.

28-76. Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgın-laştı. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki onun anahtarlarını (taşımak bile) birlikte davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu.  Hani kavmi   ona  demişti ki: "Şımarma, çünkü Allah şımaranları sev­mez."

77. "Allah'ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu ara, dünyadan dakendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah, bozgunculuk çıkaranları sevmez.                              

78. Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyle bana verilmiştir." Bilmez mi ki o gerçekten Allah,    kendisinden önceki kuşaklardan kuvvet bakımından ondan daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan nice kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarların kendile­rinden günahları sorulmaz.

39-49. İnsana bir zarar dokunduğu za­man, Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.

40-83. Peygamberleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler. Alay konusu edindikleri şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi. [12]                                       

 

13. Büyüklenmek

 

2-206. Ona:"Allah'tan kork" denildiği za­man, büyüklük gururu onu (daha çok)günah işlemeye sevk eder. Böylesine ce­hennem yeter; ne kötü bir yataktır o.

7-12. (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten engelleyen neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."

13. (Allah:) "Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşen­lerdensin."

15-32. Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyorda, secde edenlerle birlikte olmadın?"

33. Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekil­lenmiş bir balçıktan yarattığın beşere sec­de etmek için var değilim."

16-22. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlar­dır.

25-21. Bize kavuşmayı ummayanlar, de­diler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyük­lüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla başkaldırdılar.

27-14. Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

28-38. Firavun dedi ki; “Ey önde gelenler” sizin için benden başka bir ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yakarak bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım, çünkü gerçekten ben onu ya­lancılardan (biri) sanıyorum."

39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyük­lendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40-60. Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; ce­henneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.

40-75. İşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarıp-azmanız ve taşkınlık yaparak böbürlenmeniz dolaysıyladır. 76. İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin konak­lama yeri ne kötüdür.

43-51. Firavun, kendi kavmi içinde bağır­dı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altında akmakta olan ırmaklar benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?"

52. "Yoksa ben, kendisi aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (söz ve meramını) anlatamayacak durumda    bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?"

53. "(Eğer doğru söylüyorsa) üzerine altından bilezikler atılmalı,  ya da kendisiyle be­raber yardımcı melekler gelmeli değil miy­di?"

54. Böylelikle kendi -kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.

46-11. Küfretmekte olanlar, iman etmek­te olanlar için dediler ki: "Eğer O (Kur'an veya iman) hayırlı bir şey olsaydı, ona bizden önce ulaşamazlardı." Oysa onlar­ onunla hidayete ermediklerinden: "Bu oldukça eski bir uydurmadır" diyecekler.

46-20. Küfredenler ateşe sunulacakları gün (onlara şöyle denir:) "Siz dünya haya­tınızda bütün güzel şeylerinizi harcayıp-bitirdiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdürdü­nüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulun­manızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız."

71-7. "Doğrusu ben, Sen'in onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar par­maklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler."[13]

 

14. Nefsi, İlahlaştırmaya Çalışmak

 

9-31. Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini Rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yok­tur. O, bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

25-43. Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

26-29. (Firavun) Dedi ki: "Andolsun, be­nim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."

28-38. Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, izin için benden başka bir ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yakarak bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım.” Çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."

5-23. Şimdi sen kendi hevasını ilah edi­nen ve Allah'ın bir ilim üzerine kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine damga vurduğu ve gözü üzerine bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?

79-23. Sonunda (yardımcı güçlerini) top­ladı, seslendi;

24. Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."[14]

 



[1] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 354-355

[2] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 355-356

[3] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 356-357

[4] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 357-358

[5] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 358-360

[6] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 360-361

[7] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 361-362

[8] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 362-364

[9] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları:364-365

[10] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 365-366

[11] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 367

[12] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 367-368

[13] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 369-371

[14] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 371-372