Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MÜSTEKBİRLERE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR - Kuranogretisi - 23. Sayfa

MÜSTEKBİRLERE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR.. 2

1. Kafir Ve Müstekbirleri Dost Kabul Etmek. 2

2. Müstekbirlerin Propagandalarına Aldanmak, Çağrılarına İcabet Etmek. 2

3. Onların Vaadini Hak Bilmek, Onlara Güvenmek. 3

4. Kafir Ve Müstekbirlerin Doğru Yolda Olduklarını Zannetmek. 3

5. Müstekbirlerden Korkmak. 3

6. Müstekbirlere Uymak Ve Onlara İtaat Etmek. 4

7. Kafir Ve Sapık Atalara Uymak. 4

8. Bel'amlara İnanmak. 5

9. Müstekbirleri Allah'a Eş Koşmak. 5


MÜSTEKBİRLERE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR

 

1. Kafir Ve Müstekbirleri Dost Kabul Etmek

 

4-138.Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır.

139. On­lar, mü’minleri bırakıp kafirleri dostlar (ve­liler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz “bütün kuvvet ve onur” Allah'ındır.

5-80. Onlardan çoğunun küfre sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır.

81. Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fa­kat onlardan çoğu fasik olanlardır.

25-28. "Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim."

29. "Çünkü o, gerçekten bana gelmiş bulunduktan sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı “yapayalnız ve yardımsız” bırakandır."

58-14. Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinmekte olanları görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Kendileride (gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin etmektedirler.

15. Allah, onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır. Doğrusu onların yapmakta oldukları ne kötüdür.

60-1. Ey iman edenler, benim de düşma­nım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsu­nuz; oysa onlar haktan size gelene küfretmişlerdir. Rabbiniz olan Allah'a inanma­nızdan dolayı  peygamberi  de,  sizi de (yurtlarınızdan)  sürüp-çıkarıyorlar. Eğer siz Ben'im yolumda cihad etmek ve Ben'im rızamı aramak amacıyla çıkmış­sanız, onlara karşı hala nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlemekte olduklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, artık o, yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur.

60-8. Allah, sizinle din konusunda savaşmayanlara, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.

9. Allah, ancak din konusunda sizinle sava­şanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalim olanların ta kendileridir.[1]

 

2. Müstekbirlerin Propagandalarına Aldanmak, Çağrılarına İcabet Etmek

 

23-23. Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de korkup-sakın mayacak mısınız?" 

24.  Bunun üzerine,  kavminden küfre sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden   başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz."

25. "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değil­dir, onu belli bir süre gözetleyin."

23-32. Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir peygamber gönderdik.

33. Kendi kav­minden, küfredip de ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine dünya hayatın­da refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir." .

34. "Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğra­yanlar olursunuz."

35. "O, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"

36. "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat!."

37. "O (gerçek hayat), bizim yalnızca (yaşamakta olduğu­muz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler deği­liz."

38. "O ise, yalnızca bir adam (insan) dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz."

39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyük­tendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

28-40. Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutuverip suya attık. Böylelikle zulmeden­lerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

41. Biz, onları ateşe çağıran önderler kıl­dık; kıyamet günü hiçbir yardım gör­mezler.

34-7. Küfre sapanlar dediler ki; "Size, dar­madağın olup dağıldığınızda, gerçekten si­zin yeni bir yaratılışta (dirileceğinizi) size haber veren bir adamı gösterelim mi?"

8. "Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.

34-31. Küfretmekte olanlar dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne de ondan önceki (indirile)ne." Sen o zulmetmekte olanları, Rableri huzurunda tutuklanmış olarak bir görsen; sözü (suçla­maları) birbirlerine   karşı evirip-çevirir (birbirlerine yöneltirler. Za'fa uğratılan (mustaz'af)lar, büyüklük taslayanlara der­ler ki: "Eğer sizler olmasaydınız gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk."  

32. Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (mustaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet gelmiş bulunduktan sonra,  sizi  biz mi ondan alıkoyduk? Hayır,  siz  (zaten)  suçlu-günahkarlardınız."

33. Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Al­lah'ı   inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz." dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını içleri­ne atarlar. Biz de küfredenlerin boyunları­na halkalar takarız. Onlar, yapüklanndan başka bir şeyin mi cezasını çekerler?

40-11. Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?"

12. "Sizin (durumunuz) böyledir. Çünkü Bir olan Allah'a çağırıl­dığı (veya dua edildiği ) zaman inkar et­tiniz. O'na şirk koşulduğunda da inanıp-onayladınız. Artık hüküm, yüce, büyük olan Allah'ındır."[2]

 

3. Onların Vaadini Hak Bilmek, Onlara Güvenmek

 

26-41. Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize gerçekten bir ücret var, değil mi?"   dediler.  

42. Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın (larım) kılınanlardan da olacaksınız."

36-74. Yardım görürler umuduyla, onlar Allah'tan başka ilahlar edindiler.

75. Onların (o ilahların) kendilerine yardım et­meye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.[3]

 

4. Kafir Ve Müstekbirlerin Doğru Yolda Olduklarını Zannetmek

 

4-51. Kendilerine Kitab'tan bir pay veri­lenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer küfredenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğ­ru bir yoldadır" diyorlar.

52. İşte bunlarAllah'ın kendilerini lanetlediğidir. Allah'ın kendisini lanetlediğine hiçbir yardımcı bulamazsın.

6-71. De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten   sonra, şeytanların ayartıp-iğdiş  ederek  yerde şaşkınca  bıraktıkları,  arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel"   diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk;"

7-30. Bir kısmma hidayet verdi, bir kısmı da sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymakta­dırlar.

Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), (doğru) yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.[4]

 

 

5. Müstekbirlerden Korkmak

 

4-77. Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çe­kin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş   üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli  değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz “bir hurma çekirdeğindeki ince bir iplik kadar” bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.

10-83. Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Fi­ravun ve önde gelen   çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla iman eden olmadı. Çünkü Firavun, ger­çekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve ölçüyü taşıranlardandı.

16-51. Allah dedi ki: "İki ilah edinmeyin; O, ancak tek bir ilahtır, öyleyse Ben'den, yalnızca Ben'den korkun."

52. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, İtaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böy­leyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?

29-10. İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allaha iman ettik der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman,  insanların (ken­disine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Al­lah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden “bir yardım ve zafer” gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik"  demektedirler. Oysa Allah, alemlerin si­nelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?

41-29. Küfretmekte olanlar dediler ki: "Rabbimiz cinlerden ve İnsanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, onları ayak­larımızın altına alalım, (onlar) en aşağı­larda bulunanlardan olsunlar."[5]

 

6. Müstekbirlere Uymak Ve Onlara İtaat Etmek

 

6-121. Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin. Çünkü bu bir fısk'tır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.

11-59. İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler, O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.

11-97. Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Fıravun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya götürücü (irşad edici)  değildi.  

98. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir.

14-21. Onların tümü-toplanıp Allah'ın hu­zuruna (kıyamette) çıktılar da zayıflar büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: "Şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden Allah'ın azabın­dan herhangi bir şeyi önleyebiliyor mu­sunuz?" Dediler ki: "Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu  gösterirdik. Şimdi bizler yakınsak da, sabretsek de bize göre farketmez, bizim için kaçacak hiçbir yer yoktur."

33-66. Yüzlerinin ateşte evrilip-çevrileceği gün "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat et­seydik ve peygambere itaat etseydik." derler.

67. Ve dediler ki: "Rabbimiz, ger­çekten biz, efendilerimize ve büyükleri­mize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular."

68. "Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve onlara büyük bir lanet ile lanet et."

40-47. Ateşin içinde, karşılıklı delillerle tartışırlarken zayıf olanlar; büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: "Gerçekten biz, size uymuş (teb'anız) olan kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, biz­den uzaklaştırabilir misiniz?"

48. Büyükle­nen (müstekbir)ler derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçek şu ki (artık) Al­lah kulları arasında hüküm verdi."

47-25. Hiç şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri  (küfre) irtidat eden (dönen) leri, şeytan kışkırtmış ve onları uzun emellerle aldat­mıştır.

26. Böyledir; çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara dediler ki: "Size bazı işlerde itaat edeceğiz." Oysa Allah, onların saklamakta olduklarım (sır olarak konuştuklarını) biliyor.

27. Öyleyse melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?

28. İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıla­dılar; bundan dolayı (Allah,) onların amel­lerini boşa çıkardı.[6]

 

7. Kafir Ve Sapık Atalara Uymak

 

2-170. Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya ataları aklı ermez ve doğru yolu da bulmamış idiyse­ler?

5-104. Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin" denildiğinde, "Atalan­mızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?.

7-28. Onlar, “çirkin bir hayasızlık” işledik­lerinde: "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah da bunu bize emretti" der­ler. De ki: "Şüphesiz Allah, “çirkince hayasızlıkları” emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"

7-172. Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid ol­duk" demişlerdi. (Bunun nedeni,) Kıyamet günü: "Biz handan habersizdik" deme­meniz içindir.

173. Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.

10-78.  Onlar: "Siz ikiniz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan  (bizleri) çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.

21-52. Hani babasına ve kavmine demişti: Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?

53. "Biz atalarımızı bunlara tapıyor olarak bulduk" dediler.

54. Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içinde­siniz."

26-70. Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

71. Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eği­liyoruz."

72. Dedi ki: "Çağırdığınız zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"

73. "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"

74. "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."

37-69. Çünkü onlar, atalarını da sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

70. Kendileri de onların izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.

43-21. Yoksa" Biz, bundan önce ken­dilerine bir Kitab verdik de şimdi ona (o kitaba) mı tutunuyorlar?

22. Hayır; dediler ki: "Gerçek şu ki biz, atalanmızı bir ümmet (bir din) üzerinde bulduk ve biz de onların bu  izleri  (yolları) üstünde gidiyoruz."

23. İşte böyle; senden önce de (herhangi) bir memlekete bir peygamber göndenniş olmayalım, mutlaka onun “refah içinde şımarıp azan önde gelenleri” (şöyle) demişlerdir: "Gerçek şu ki,   biz, atalarımızı bir ümmet (bir din) üzerinde "bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine uymuşlanz."

24. (O peygamberlerden her biri de şöyle) Demiştir: "Ben size, atalarınızi üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsamda mı?" On­lar da demişlerdir ki: "Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye (karşı) kafir olanlarız."

53-23. Bu (putlar ise), sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili “'ispatlayıcı hiçbir delil” indirmemiştir. Onlar,  yalnızca zanna ve nefislerinin arzusuna uyarlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından bir hidayet rehberi (bir yol gösterici) gelmiştir. [7]                  

 

8. Bel'amlara İnanmak

 

31-33. Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba çocuğu için karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilici değildir. Hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürük­lemesin ve aldatıcı(lar)da sizi Allah ile al­datmasın.

35-5. Ey insanlar hiç şüphesiz Allah'ın haktır; öyle ise dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar)da, sizi Allah ile (Allah'ın adını ve affını kullanarak) al­datmasın.

37-27. Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:

28. "Gerçekten sizler bize sağdan gelerek (suret-i haktan görü­nerek) yanaşıyordunuz."    derler.    

29. (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mümin olanlar değildiniz."

30. "Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır, siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."

31. "Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Hiç tartışmasız (bu azabı) tadıcılarız."

32."Evet, biz sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."

33. Artık o gün onlar azapda ortaktırlar.

72-4. "Doğrusu şu; Bizim düşük akıllı-beyinsizlerimiz “Allah'a karşı, gerçek dışı bir sürü saçma şeyler” söylemişler."

5. "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemiyeceklerini sanmıştık."[8]

 

9. Müstekbirleri Allah'a Eş Koşmak

 

2-165. İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını “eş ve ortak” tutanlar vardır ki, onlar (bu eş ve ortakları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgisi ise daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğ­rayacakları zaman, hiç tartışmasız bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Al­lah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.

166. Öyle ki (o gün) kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur.   

167. (O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak, onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır  (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını kahırlı-özlemlerie göste­recektir. Ve onlar ateşten de çıkacak değillerdir.

7-194. Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru sözlüler iseniz, hemen onları çağırın da size icabet et­sinler.

26-91. Cehennem de azgınlar için ser­gilenmiştir.

92. Ve onlara: “Tapmakta olduklarınız nerede?” denilmiştir;

93. "Al­lah'ın dışında olan (ilah)lar size yardım­ları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?

94. Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmişlerdir.

95. Ve iblis'in bütün orduları da.

96. Ora­da birbirleriyle çekişip-tartışarak derler ki:

97. "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"

98. "Çünkü sizi  (yalana olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk."

99. "Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran da olma­dı."

100. "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"

101. "Ne de candan-yakın bir dost."

102. "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."

28-62. (Allah,) onlara sesleneceği gün: "Benim ortaklarım olarak öne sürdükleriniz nerede?" der.

63. Üzerine (azab) sözü hak olanlar derler ki. "Rabbimiz, işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp-saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Aslında onlar bize tapıyor da değillerdi.

64. Denir ki: "Ortaklarıma çağırın." Böylelikle onları çağırırlar ama kendilerine cevap vermez­ler ve azabı görürler. Hidayet bulmuş ol­salardı ne olurdu.

79-20. (Musa) Ona büyük mucizeyi gös­terdi.

21. Fakat o yalanladı ve isyan etti.

22. Sonra da (karşıt olarak) çaba harcayıp sırtını döndü.

23. Sonunda (yardımcı güç­lerini) topladı, seslendi;

24. Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."[9]

 



[1] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 459-460

[2] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 460-462

[3] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 462-463

[4] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 463

[5] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 464-465

[6] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 465-466

[7] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 466-468

[8] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 469

[9] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 470-471