Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MÜSTEKBİRLERE KARŞI ÖZEL RABBANİ YAKLAŞIMLAR - Kuranogretisi - 24. Sayfa

MÜSTEKBİRLERE KARŞI ÖZEL RABBANİ YAKLAŞIMLAR.. 2

1. Yumuşak Sözle Ve Kur'an İle Öğüt Vermek. 2

2. Müşriklere Aldırış Etmeden, Emrolunduğunu Açıkça Söylemek. 2

3. Yalanlamakta Olan Nimet Sahiplerini Allah'a Bırakmak. 2

4. Yalanlayanlara İtaat Etmemek Ve Onlarla Uzlaşmamak. 3

5. Kafirlere Ve Suçlu-Günahkarlara Yardımcı Olmamak. 3

6. Onların Hevalarına Uymamak. 3

7. Sizin Allah'tan Başka Taptıklarınıza Kesinlikle Tapmama Tavrını Koymak. 4

8. Onlardan Ve Onların Allah'a Şirk Koştukları Şeylerden Korkmamak. 4

9. Müstekbirlere Yönelik Tebliği, Bütün İnsanlara Açık Yapmak. 5

10. Sahte İlahları İfşa Etmek. 6

11. Bilinmeyen Konularda Konuşmamak Ve Allah Bilir Demek. 6

12. Küfredenlerin Söz Ve Çabalarına Üzülmemek. 7

13. Müstekbirlerin Hileli Düzenlerinden Allah'a Sığınmak. 7

14. Allah'ın Hükmüne Sabretmek. 8

15. Sizin Yaptıklarınız Sizin, Benim Yaptıklarım Benimdir Diyerek Onlarla Tartışmamak  8

16. Va'dedilen Günlerine Kavuşuncaya Kadar Onları Bırakmak. 9

17. Onlardan Ve Onların Taptıklarından Ayrılmak. 9


MÜSTEKBİRLERE KARŞI ÖZEL RABBANİ YAKLAŞIMLAR

 

1. Yumuşak Sözle Ve Kur'an İle Öğüt Vermek

 

2-119. Şüphesiz biz seni hak (Kur'an) ile bir müjdeci ve bir uyana olarak gönderdik. Sen, cehennemliklerden   sorumlu değilsin.

6-92. İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekilerini uyarıp-korkutman için indirdiğimiz kutlu Kitab'tır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.

20-43. "İkiniz Fıravun'a gidin, çünkü o, azmış bulunmaktadır."

44. "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür, ya da içi titrer-korkar."

36-69. Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu) ona yakışmaz da. (Kendisine indirilen) O (Kitab), yalnızca bir öğüt ve apaçık olan bir Kur'an'dır.

70. (Kur'an,) Diri olanları uyarıp-korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).

50-45. Biz onların neler söylemekte olduklarını daha iyi biliriz ve sen onların üzerinde bir zorba da değilsin; şu halde, Benim kesin uyarımdan korkanlara Kur'an ile öğüt ver.[1]

 

2. Müşriklere Aldırış Etmeden, Emrolunduğunu Açıkça Söylemek

 

5-67. Ey Peygamber, Rabbinden sana in­dirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Allah hiç şüphesiz ki, kafir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez.

15-94. Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.

95. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.

16-36. Andolsun, biz her ümmete: "Al­lah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönder­dik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hi­dayet verdi, onlardan kimi de sapıklığı hak etti. Artık, yeryüzünde dolaşın da ya­lanlayanların uğradıkları sonucu görün.

41-53. Biz ayetlerimizi hem afakta, hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu ken­dilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde senin Rabbinin şahid olması yet­mez mi?

71-5. Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum."

6. "Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı."

7. "Doğrusu ben, Sen'in onları bağışlaman için davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler."

8. "Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim."

9. "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim."

72-22. De ki: "Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında da asla bir sığınak bulamam."

23. "(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gönderdikıerini tebliğ etmektir." Kim Allah'a ve O'nun Rasulüne isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için ce­hennem ateşi vardır.[2]

 

3. Yalanlamakta Olan Nimet Sahiplerini Allah'a Bırakmak

 

68-42. Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün artık güç yetiremezler.

43. Gözleri “korkudan ve dehşetten düşük”, kendilerini zillet sarıp kuşatmış bir halde. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

44. Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

45. Ben, onlara süre tanıyorum. Hiç şüphesiz Ben'im düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.

73-8. Rabbinin ismini zikret ve her şey­den kendini çekerek yalnızca O'na yönel.

9. (Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yal­nızca) O'nu vekil tut.

10. Onların demele­rine karşı sabret ve onlardan güzellikle (güzel bir ayrılma tarzıyla) ayrıl.

11. Yalan­lamakta olan nimet (refah ve servet) sahiblerini sen Bana bırak ve onlara az bir süre tanı.

12. Çünkü bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır;

13. Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acıklı bir azab da vardır.

74-11. Kendisini tek olarak (ve yapayal­nız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak;

12. Ki Ben ona, “alabildiğine geniş kapsamlı bir mal (servet)” verdim,

13. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim),

14. Ve önüne sayısız imkan ve fırsatları döşeyip-serdim.

15. Sonra, daha da arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).

16. Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı “kesin bir inatçıdır”.

17. Onu alabildiğine sarp bir yokuşa sardırıp-süreceğim.[3]

 

4. Yalanlayanlara İtaat Etmemek Ve Onlarla Uzlaşmamak

 

25-52. Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver.                          

33-1. Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

33-48. Kafirlere ve münafıklara itaat etme eziyetlerine de aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

68-8. Şu halde yalanlayanlara itaat etme.

9. Onlar, senin kendilerine yaranıp-onlarla uzlaşmanı arzu ettiler; o zaman onlarda sana yaranıp-uzlaşacaklardı.

10. Dur­maksızın yemin edip durana, aşağılık olana itaat etme,

11. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),

12. Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,

13. Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;

14. Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,

15. Kendisine ayetleri­miz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.

76-24. Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabırgöster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme.

96-9. Engellemekte olanı gördün mü?

10. Namaz kıldığı zaman bir kulu.

11. Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,

12. Ya da takvayı emrettiyse.

13. Gördün mü? Ya yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.

14. O, Allah'ın görmekte olduğunu bilmi­yor mu?

15. Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun onu alnından tutup sürükleyeceğiz;

16. O ya­lancı, günahkar olan alnından.

17. O za­man da meclisini (yakın çevresini ve yan­daşlarını) çağırsın.

18. Biz de zebanileri çağıracağız.

19. Hayır; ona boyun eğme, (Rabbine) secde et ve yaklaş.[4]

 

5. Kafirlere Ve Suçlu-Günahkarlara Yardımcı Olmamak

 

4-107. Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphe­siz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.                                                        

5-2. Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid'i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlasın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayin ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şid­detli olandır.

28-15. (Musa,) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orada kavga et­mekte olan iki adam buldu; bu kendi ta­rafından, şu da düşmanlanndan. Derken tarafından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkça saptıncı bir düşmandır" dedi.

16. Dedi ki: "Rabbim, gerçek şu ki, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Hiç şüphe yok O, bağışlayandır, esirge­yendir.

17. Dedi ki: "Rabbim, bana verdi­ğin nimetler adına, artık suçlu-günahkarlara destekçi olmayacağım."

18. Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleye­rek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa ona dedi ki: "Sen gerçekten bir azgınsın."

28-86. Kitab'ın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin: (Bu,) SeninRabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse sakın kafirlere arka olma.

87. Sana indi­rildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetle­rinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma.[5]

 

6. Onların Hevalarına Uymamak

 

2-120. Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: "Kuşkusuz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) dosdoğru yolu­dur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.

2-145. Andolsun, sen kendilerine Kitab verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine de onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. (Hatta) Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine de uymaz. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, hiç kuşkusuz zalimlerden olursun.

5-49. Aralannda Allah'ın indirdiğiyle hük­met ve onların hevalarına uyma, Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmasınlar diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse bil ki,  Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu gerçekten fasıklardır.

6-56. De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum."

57. De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisinde acele ettiğiniz (azab) da yanımda değildir. Hüküm yalnızca Al­lah'ındır. O doğru haberi verir ve O ayırd edenlerin en hayırlısıdır."

6-148. Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne de atala­rımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar " De ki: "Sizin yanınızda, bize karşı çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak zan ve  tahminle yalan söylersiniz."

149. De ki:"En  “üstün ve apaçık” delil Allah'ındır. Eğer O dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip-iletirdi."  

150. De ki"Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin." Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıktan) Rablerine denk tutmaktadırlar.

13-37. İşte böylece biz onu  (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı dost, ne de bir koruyucu vardır.                                                              

17-73. Onlar neredeyse, sana vahyettiğimızden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o, zaman da seni dost edineceklerdi. 

74. Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, sen onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.

75. Bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) taddınrdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.

45-18. Sonra seni de bu emirden bir şeriat üzerinde kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma.

19. Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeye karşı kesin olarak seni bağımsız kılamazlar. Hiç şüphesiz zalimler birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.[6]

 

7. Sizin Allah'tan Başka Taptıklarınıza Kesinlikle Tapmama Tavrını Koymak

 

6-56. De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulma­mışlardan olurum."

39-11. De ki: "Ben, dini yalnızca Allah'a halis kılarak O'na ibadet etmekle emrolundum."

12. "Ve ben müslümanların ilki olmakla da emrolundum."

13. De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkmakta­yım."

14. De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim."

15. "Siz de O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın ta kendisidir."

40-66. De ki: "Bana apaçık belgeler gelinçe, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve alemlerin Rabbine teslim olmakla em­rolundum."

109-1. De ki; "Ey kafirler."

2. "Ben sizin taptıklarınıza tapmam."

3. "Benim taptığıma da siz tapacak değilsiniz. 

4.  Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.'  

5.  "Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz."

6. "Sizin dininiz size, benim dinim bana."[7]

 

8. Onlardan Ve Onların Allah'a Şirk Koştukları Şeylerden Korkmamak

 

6-80.   Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah   konusunda çekişip-tartışmaya mı giriyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt  alıp-düşünmeyecek misiniz?"

81. "Hem siz, O'nun kendileri hakkında hiçbir ispatlayıcı delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorken, ben sizin şirk koştuklarınızdan nasıl korkarım?  Şu halde “güvenlik içinde olmak bakımından” iki taraftan hangisi daha hak sahibidir?  Eğer bilebilirseniz?"  

82.   İman edenler ve imanlarına zulüm katmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hida­yete ermişlerdir.

6-135. De ki: "Ey kavmim, bütün yapa­bileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu kimindir, bilip-öğreneceksiniz. Gerçek şu ki zalimler kurtuluşa ermiyeceklerdir."

7-194. Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru sözlüler iseniz, hemen onları çağırın da size icabet et­sinler.

195. Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacaktan elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koşmakta olduklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın."

196. Hiç şüphesiz, benim ve­lim Kitab'ı indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.

197. O'ndan başka taptıklarınız ise ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.

10-71. Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlat­malarım eğer size ağır geliyorsa, ben şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da bu işiniz size dert (veya gizli kahır) olmasın, sonra hakkım­daki hükmünüzü bana mühlet vermeden uygulayın.

11-53. "Ey Hud" dediler. "Sen bize apaçık ur bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz. Sana iman edecek de değiliz."

54. "Biz “Bazı ilahlanmız seni çok kötü çarp­mıştır” (demekten) başka bir şey söyleme­yiz." (dediler). De ki: "Allah'ı şahid tu­tarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım;"

55. "O'nun dışındaki (taptıkları­nızdan da uzağım). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre de tanımayın."

56. "Ben ger­çekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği debe­lenmekte olan bir şey (canlı) yoktur. Mu­hakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir (dosdoğru yolda olanı koru­maktadır)."

11-91. "Ey Şuayb" dediler. “Senin söyle­diklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamı­yoruz”. Doğrusu biz seni içimizde zayıf da görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten biz seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin."      

92. Dedi ki: "Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanızda-unutuluvermiş (önem­siz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır." 93. "Ey kavmim, bütün ya­pabileceğinizi yapın; kuşku yok, ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azab gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gözetleyip durun, ben de sizlerle bir­likte gözetleyeceğim."

11-120. Sana peygamberlerin haberlerin­den -kalbini mutmainleştirecek, sağlam­laştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda da sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.

121. İman et­meyenlere de ki: "Yapabileceğinizi yapın; kuşkusuz biz de yapacağız."

122. "Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip durmaktayız."

40-26. Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyimde o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesad çıkaracağından korkuyorum."

27. Musa dedi ki: "Gerçekten ben, hesap gü­nüne iman etmeyen her mütekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım."

77-39. Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.[8]

 

9. Müstekbirlere Yönelik Tebliği, Bütün İnsanlara Açık Yapmak

 

20-56. Andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o yalanladı ve ayak diretti.

57. Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"

58. "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir “buluşma zamanı ve yeri” tespit et, bizim de, senin de ona karşı olamayacağımız açık-geniş bir yer olsun” dedi.

59. (Musa) Dedi ki: Buluşma zamanımız, (ülkenin) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun),"

26-38. Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.

39. Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz?" dendi.[9]

 

10. Sahte İlahları İfşa Etmek

 

7-194. Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru sözlüler iseniz, hemen onları çağırın da size icabet et­sinler.

195. Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koşmakta olduklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın."

21-62. Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlanmıza sen mi yaptın?"

63. "Hayır" dedi."Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruve­rin."

64. Bunun üzerine kendi vicdan­larına başvurdular da: "Gerçek şu ki, siz, zalim olanlar sizlersiniz" dediler.

65. Son­ra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."

66. Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zaran dokunmayan şeylere mi tapmaktasınız?"

67. "Yuh size ve Al­lah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akletmiyecek misiniz?"

35-40. De ki: "Allah'ın dışında tapmakta olduğunuz ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin, yeryüzünde neyi ya­ratmışlardır? Ya da onların göklerde mi bir ortaklığı var?" Yoksa Biz onlara birKitab vermişiz de, ondan apaçık bir belge (bir delil)  üzerinde mi bulunuyorlar?   Hayır, zulmetmekte olanlar, birbirlerine aldatmadan başkasını va'detmiyorlar.                        

37-85. Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"

86. "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"

87. "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" 

88. Sonra yıldızlara bir göz attı.

89. "Ben, doğrusu hastayım" dedi.

90. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.      

91. Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.

92. "Size ne oluyor ki konuşmuyorsu­nuz?"

93. Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.  

94. Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.  

95. Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

96. "Oysa sizi de, yap­makta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."

46-4. De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka tapmakta olduklarınız; yeryüzünde neyi yaratmışlar bana göste­rin? Yoksa onların göklerde mi bir or­taklığı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir Kitab ya da bir ilim kalıntısı varsa bana getirin."

5. Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendi­sine icabet etmeyecek olan şeylere tap­makta olandan daha sapık kimdir? Oysa onJar,  bunların tapmalarından habersizdirler.

6. İnsanlar (bir araya getirilip) haşrolunduğu zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve onların (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar.[10]

 

11. Bilinmeyen Konularda Konuşmamak Ve Allah Bilir Demek

 

2-168. Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yeyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.  Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.

169. O,  size yalnızca kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.

7-33. De ki: "Rabbim, açık ya da gizli çirkin-hayasızlıkları, günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan “isyan ve saldırıyı”, kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

18-22. (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü de kö­pekleridir." Ve: "Beş'tiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinme­yene (gayba) taş atmaktır. "Yedi'dirler, onların sekizincisi de köpekleridir" diye­cekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında da kimse bilemez." Öyleyse onlar konu­sunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.

20-49. (Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"

50. Dedi ki: "Bi­zim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."

51. (Fi­ravun) Dedi ki: "Öyleyse, önceki nesillerin durumu nedir?"

52. Dedi ki: "Bunun bil­gisi Rabbimin katında bir Kitab'tadır. Be­nim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."

79-42. "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet saatini soruyorlar.   

43. Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki?

44. En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi) Rabbine aittir.

45. Sen, yalnızca ondan “içi titreyerek korkmakta” olan­lar için bir uyarıp-korkutansın.[11]

 

12. Küfredenlerin Söz Ve Çabalarına Üzülmemek

 

3-175. İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur.  Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den   korkun.

176. Küfürde “büyük çaba harcayanlar” seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbirşeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azab vardır. 

177. Onlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. Onlar, Allah a hiçbir şeyle zarar veremezler. Onlar için acıklı bir azab vardır.                     

7-92. Şuayb'ı yalanlamakta olanlar, sanki orada “hiç refah içinde yaşamamış” gibi oldular; Şuayb'ı yalanlamakta olanlar, asıl büyük hüsrana uğrayanlardan oldular.

93. O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, küfre sapan bir topluluğa karşınasıl üzülebilirim?"

10-62. Haberiniz olsun; Allah'ın velileri için korku yoktur ve onlar mahzun olacak değildirler.

63. Onlar iman edenler ve (Al­lah'tan) korkup-sakınanlardır.

64. Müjde, dünya hayatında ve ahîrette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. 

65.Onların söylemeleri seni üzmesin. Şüphesiz “izzet ve gücün” tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.

16-127. Sabret; senin sabrın ancak Allah (ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapıl­ma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı da sıkıntıya düşme.

27-70. Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sıkıntı içinde olma.

50-39. Öyleyse sen, onların demelerinekarşılık sabret ve Rabbini güneşin doğu­şundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.[12]

 

13. Müstekbirlerin Hileli Düzenlerinden Allah'a Sığınmak

 

3-54. Onlar ise bir düzen kurdular. Allahda (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.

3-120. Size bir iyilik dokununca onları ta­salandırır, size bir kötülük isabet edince ise onunla sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların “hileli düzenleri” size hiçbir şeyle zarar veremez. Allah hiç şüphesiz, onların yapmakta olduklarını kuşatandır.

6-123. Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenier kursunlar diye- oranın suçlu günahkarları   kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.

8-30. Hani o küfre sapanlar, seni tutuk­lamak ya da öldürmek veya seni sürgün etmek amacıyla, sana tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.

12-33. (Yusuf) dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şey­den bana daha sevimlidir. Onların kur­dukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onîara (korkarım ki) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum."

34. Böylece Rabbi, onun duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.

13-42. Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin ve karşılık vermelerin) tümü Al­lah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, küfre sapanlar pek yakında bileceklerdir.

14-46. Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış (bambaşka bir) düzen vardır.

16-26. Onlardan öncekiler, hileli-düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) on­ların kurdukları yapıların temellerine gel­di, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.

16-127. Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapıl­ma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı da sıkıntıya düşme.

128. Şüphe yok Allah, korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.

21-68. Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapa­caksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."

69. Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."

70. Ona bir düzen (tuzak) kurmak iste­diler, fakat biz onları hüsrana uğrayanlar kıldık.

71. Onu ve Lut'u kurtarıp, içinde alemler için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.

27-48. Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.

49. Kendi ara­larında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."

50. Onlar, hileli bir düzen kurdu, Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.

51. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak. Biz onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.

52. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Hiç şüphe yok, bil­mekte olan bir kavim için bunda bir ayet vardır.

53. İman edenleri ve korkup-sakınanları da kurtardık.

40-41. "Ey Kavmim, nedir bu (karşılaş­tığım) hal? Ben sizi kurtuluşa çağırmak­tayken, siz beni ateşe çağırmaktasınız."

42. "Siz beni Allah'a (karşı) küfre sap­maya ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırmaktasınız, ben ise sizi O aziz ve çok bağışlayan (Allah')a çağırıyorum."

43. "İmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta olduğu­nuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunabilme (hak ve yetki)si yok­tur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Al­lah'adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkı olanlardır."

44. "İşte size söylemekte olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pekiyi görendir."

45. Sonunda Allah, onların kurdukları hileli düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi.

44-20. "Ve doğrusu ben, sizin beni taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah’)a sığındım."

 52-42. Yoksa hileli bir düzenmi kurmak istiyorlar? Fakat o küfretmekte olanlar, kendileri hileli-düzene düşecek olanlardır.       

86-15.  Doğrusu onlar,  hileli bir düzen planlayıp-kuruyorlar;   

16. Ben de bir düzen kurup hazırlamaktayım.  

17. Sen şimdi küfretmekte olanlara bir mühlet ver, kendilerine az bir süre tanı.[13]

 

14. Allah'ın Hükmüne Sabretmek

 

6-34. Andolsun senden önce de peygam­berler yalanlandı; onlara yardımımız ge­linceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah'ın söz­lerini (va'dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi.

10-109. Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hük­medenlerin en hayırlısıdır.

11-49. Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu halde sabret, Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiblerinindir.

30-60. Öyleyse sen sabret; hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar da sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.

40-55. Şu halde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.

40-77. Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'dettiğimiz   (azab)ın bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz.  Nihayet onlar Bize döndürüle­cekler.

46-35. Artık sen sabret; peygamberlerden azim sahiblerinin sabrettikleri gibi, onlar için de acele etme. Onlar vadolundukları (azabı) gördükleri gün, sanki kendileri gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışlardır. (Bu,) Bir  tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?

52-48. Artık sen, Rabbinin hükmüne sab­ret;  çünkü gerçekten sen, bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında da Rabbini hamd ile tesbih et,

68-48. Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret; ve balkı sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

70-2. Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek kimse yoktur.

3. (Bu azab) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır. 

4. Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, süresi ellibin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.

5. Şu halde, güzel bir sabır (gösreerek) sabret.

6. Çünkü gerekten onlar, bunu gerçekten uzak görmektedirler.

7. Biz ise, onu pek yakın görmekteyiz.[14]

 

15. Sizin Yaptıklarınız Sizin, Benim Yaptıklarım Benimdir Diyerek Onlarla Tartışmamak

 

2-139. De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyor­sunuz?   Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir. Biz, “katışıksız ola­rak” O'na bağlanmış (muhlis) olanlarız."

10-41. Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki:  "Benim yaptıklarım benim, sizin de yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."

11-35. Onlar: "Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan uzağım."

28-54. İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyle ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

55. “Boş ve yararsız sözü” işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettikierimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahiller (ile tartışmak) is­temeyiz" derler.[15]

 

16. Va'dedilen Günlerine Kavuşuncaya Kadar Onları Bırakmak

 

15-3. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (uzun) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.

4. Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitab olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.

5. Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.

23-54. Artık sen onları, belli bir sureye kadar kendi şaşkınca sapıklıkları içinde bırakıver.

55. Onlar sanıyorlar mı ki, ken­dilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla,

56. Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım, ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.

43-83. Artık sen onları bırak; onlara va'dedilen kendi günlerine kavuşuncaya kadar oynayadursunlar.

52-45. Artık (dayanılmaz azabla) çarpıla­cakları kendi günlerine kavuşuncaya ka­dar (onları kendi haline) bırak. 46. O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne de kendileri yardım görecekler. 47. Hiç şüphe yok ki zulmetmekte olanlara, bundan önce de bir azab vardır; ancak onların çoğu bil­miyorlar.

70-42. Şu halde sen kendilerine va'de­dilen (azab) gününe kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar oyalansınlar.[16]

 

17. Onlardan Ve Onların Taptıklarından Ayrılmak

 

6-106. Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden de yüzçevir.

107. Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazdı. Biz seni onlar üzerinde bir gözetleyici kılmadık ve sen onlar üzerinde bir vekil de değilsin.

18-14. Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve sebatı) rabdetmiştik;  (Onlar) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir; üah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun gerçeğin dışına çıkmış (saçmalamış) olu­ruz."

15. "Şunlar, bizim kavmimizdir; Ondan başkasını ilahlar edindiler, onlara karşı apaçık olan ispatlayıcı bir delil ge­tirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Al­lah'a karşı yalan düzüp-uydurandan daha zalim kimdir?"

16. (İçlerinden biri demişti ki:) "Mademki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işi­nizde size bir fayda ve kolaylık sağlasın."

19-47. (İbrahim:) "Selam üzerinde olsun, senin için Rabbinden bağışlanma dileyeceğim, çünkü O, bana pek lutufkardır" dedi.  

48. "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."

49. Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u armağan ettik ve herbirini peygamber kıldık.

50. Onlara rahmetimizden armağan bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.[17]

 



[1] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 471-472

[2] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 472-473

[3] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 473-474

[4] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 474-475

[5] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 475-477

[6] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 477-479

[7] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 479-480

[8] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 480-482

[9] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 482-483

[10] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 483-485

[11] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 485-486

[12] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 486-487

[13] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 487-490

[14] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 490-491

[15] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 492

[16] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 492-493

[17] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 493-494