Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

DÜNYA VE AHİRETE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR - Kuranogretisi - 34. Sayfa

DÜNYA VE AHİRETE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR.. 2

1. Dünyayı Sevmek Ve Sadece Dünyayı İstemek. 2

2. Mal, Mülk Ve Makam Sahibine Özenmek. 2

3. Mal Sevgisine Ve Cimriliğe Kapılmak. 2

4. İnsanların Mallarına Tecavüz Etmek. 3

5. Mal Ve İnsan Çokluğuna Güvenmek. 3

6. Dünyaya Ve Dünya Hayatına Aldanmak. 4

7. Ahiretten Gafil Olmak. 4

8. Dünyayı Ahirete Tercih Etmek. 5

9. Haşrı (Yeniden Dirilmeyi) İnkar Etmek. 5

10. Ahireti Ve Hesap Gününü İnkar Etmek. 6

11. Ölümden Korkmak Ve Ölümden Kaçmaya Çalışmak. 6

12. Ölümün Zor Ve Şiddetlisiyle Karşılaşmak. 7

13. İlahi Gerçeklerin Hak Olduğunu, Çok Geç Anlamak. 7

14. Cehennem Gerçeği Ve Cehenneme Müstehak Olmak. 8


DÜNYA VE AHİRETE KARŞI CAHİLİ YAKLAŞIMLAR

 

1. Dünyayı Sevmek Ve Sadece Dünyayı İstemek

 

2-212. İnkar edenlere dünya hayatı (süslendi) çekici kılındı. Onlar, iman eden­lerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup-sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

3-14. Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atla­ra, hayvanlara ve ekinlere duyulan arzulu tutku, insanlar için süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Varılacak yerin güzel olanı, Allah katında olandır.

10-7. Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden ha­bersiz olanlar;

8. İşte bunların ka­zanmakta olduklanndan dolayı barınma yerleri ateştir.

11-15. Kim dünya hayatını ve onun ziy­netini isterse, onlara orada amellerinin karşılığını tastamam öderiz ve onlar bun­da hiçbir eksikliğe de uğratılmazlar.

16. İşte onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendileri için ateşten başka bir şey yok­tur. Onların onda (dünyada) bütün işle­dikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler zaten batıldır.

14-3. Onlar, dünya hayatını ahirete karşı severler, Allah'ın yolundan engelleyip, onda çarpıklık ararlar. İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.

17-18. Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, dilediklerimize dilediği­miz kadarını onda (dünyada) çarçabuk veririz. Sonra da ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve (rahmetten) ko­vulmuş olarak gider.

28-57. Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hi­dayete uyacak olursak, yerimizden (yur­dumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız." Oysa Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp-toplandığı, emin bir Harem'de yerleştirmedik mi? Fakat on­ların çoğu bilmiyorlar.

58. Biz, yaşama biçimleriyle “refah içinde şımanp azmış” nice şehirleri yıkıma uğrattık. İşte mes­kenleri; çok az (bir zaman) dışında (ora­larda) kendilerinden sonra oturabilmiş değillerdir. (Onlara) Varis olanlar Biziz.

53-29. Şu halde, bizim zikrimizden yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını is­temeyen kimselerden sen de yüz çevir.

30. İşte onların ilimden erişebildikleri (gaye) budur. Hiç şüphesiz ki senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen Odur.

75-20. Hayır; siz çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorsunuz.

76-27. Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı sevmektedirler. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırak­maktadırlar.

79-37. Artık kim taşkınlık edip-azarsa,

38. Ve dünya hayatını seçerse,

39. Hiç şüp­hesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.[1]

 

2. Mal, Mülk Ve Makam Sahibine Özenmek

 

10-88. Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihti­şam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rab­bimiz, mallarını yerin dibine geçir ve on­ların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar, acıklı azabı görecekleri zamana ka­dar iman etmeyecekler."

28-79.  Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah   keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.

43-33. Eğer insanlar (küfürde birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'a küfredenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.

34. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar,

35. Ve (daha nice) çekici-süsler (verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, senin Rabbinin katında muttakiler içindir.[2]

 

3. Mal Sevgisine Ve Cimriliğe Kapılmak

 

3-180. Allah'ın bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasın­lar. Hayır; bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Al­lah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

4-37. Onlar, cimrilikte bulunurlar, insan­lara da cimriliği emrederler ve Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini  gizli  tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.

9-75. Onlardan kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diyerek Allah'a söz vermişti.

76. (Ancak Allah) Onlara kendi bol ihsanından ve­rince, onda cimrilik yaptılar ve yüz çevir­diler; onlar böyle sırt dönenlerdir.

17-100. De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik olsaydınız, bu durumda (bile) tükenir endişesiyle gerçekten (cim­rilik edip elinizde) tutardınız. İnsan pek cimridir.

47-38. İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağırılıyorsunuz da buna rağmen sizden kimi (yine) cimrilik ediyor. Halbuki kim cimrilik ederse, o ancak ken­di nefsine cimrilik etmektedir. Allah ise, aniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır; fakir olanlar sizlersiniz. Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize sizden başka bir kavmi      getirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar.

70-18. (Durmaksızın mal ve servet) Topla­yıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı.

19. Gerçek şu ki, insan, “bencil ve haris” ola­rak yaratıldı.

89-17. Hayır (ihanette bulunan sizsiniz), (çünkü) siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.

18. Yoksula yedirmek için birbi­rinizi teşvik etmiyorsunuz.

19. Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz.

20. Malı da “bir yığma tutkusu ve hırsıyla” seviyorsunuz.

100-6. Hiç şüphesiz insan, Rabbine karşı nankördür.

7. Ve gerçekten, kendisi de buna şahiddir.

8. Muhakkak o, mal sev­gisinden dolayı (bencil ve cimri tutumun­da) çok katıdır.[3]

 

4. İnsanların Mallarına Tecavüz Etmek

 

2-188. Mallannızı haksızlıkla aranızda yemeyin ve kendiniz de biliyorken insanların mallarından bir bölümünü günaha girerek yemeniz için onları hakimlere (rüşvet olarak) aktarmayın.

4-160. Yahudilerin zalimlikleri ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nede­niyle kendilerine (önceleri) helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.

161. Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallannı haksız yere yeme­leri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azab hazırladık.

7-85. Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik Şuayb onlara;) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gel­miştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların eşyasını (hakları olan mallarını) değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düze­ne (islaha) konulmasından sonra yeryü­zünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır"

9-34. Ey İman edenler, gerçek şu ki, (yahudi) bilginlerinden ve (hıristiyan) rahiblerinden çoğu, insanların mallannı haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara, acıklı bir azabı müjdele.

35. O gün bunlann (sakladıkları altın ve gümüşün) üzerleri cehennem ateşiyle kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağ­lanacak (ve onlara:) "İşte bu, kendileriniz için yığıp-sakladıklarınızdır; artık yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecektir).            

83-1. Eksik ölçüp-tartanların vay haline,      

2. Ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar.

3. Onlar ise ölç­tüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler.

4. Yoksa onlar, (tekrar) diriltileceklerini sanmıyorlar mı?

5. Büyük bir günde.

6. İnsanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı günde.[4]

 

5. Mal Ve İnsan Çokluğuna Güvenmek

 

18-34. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı.  Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm."

35. Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece)  bağına girdi (ve) "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi.       

36. "Kıyamet-saatinin kopacağını da san­mıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."

23-54. Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi şaşkınca sapıklıkları içinde bırakıver.

55. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla,  

56. Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.

28-76. Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, onun anahtarlarını (taşımak bile) birlikte davranan güçlü bir topluluğa ağır ge­liyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımarma, çünkü Allah şımaranları sev­mez."

77. "Allah'ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah, bozgunculuk çıkaranları sevmez.

34-34. Biz hangi ülkeye bir uyarıcı- korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın “refah içinde şımaran önde   gelenleri:” Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderil­diğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdi.

35. Ve: "Biz mallar ve evladlar bakımından daha çoğunluktayız ve biz azaba uğratı­lacak da değiliz" de demişlerdir.

72-24. Sonunda onlar, kendilerine va'dedileni gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmış ve sayıca kim daha azmış artık öğrenmiş olacaklardır?"

84-13. Çünkü o, (dünyada) kendi yakın­ları arasında sevinçliydi.

14. Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini san­mıştı.

102-1. (Mal, mülk ve taraftarda) Çoklukla övünmek sizi (tutkuyla) oyaladı.

2. "Öyle ki, kabirleri ziyaret edişinize kadar.

104-2. Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. 

3. Gerçekten malın kendisini ebedi kılacağını sanmaktadır.[5]

 

6. Dünyaya Ve Dünya Hayatına Aldanmak

 

3-185. Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa kim ermiştir. Dünya hayatı ise, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

6-70. Dinlerini bir oyun ve eğlence (ko­nusu) edinenleri ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bırak. Onunla (Kur'an'la) öğüt ver ki, bir nefis kendi kazandıklarıyla helake düşmeye görsün; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne de bir şefaatçisi vardır; her türlü fid­yeyi verse de kabul olunmaz, İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlar­dır; küfre saptıklarından dolayı onlar için kaynar bir içki ve acıklı bir azab vardır.

6-130. Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar:"Kendi aleyhimize şehadet ederiz" derler. Dünya  hayatı  onları  aldattı  ve gerçekten kafir olduklarına dair nefisleri aleyhine şehadet ettiler.

7-51. Onlar, dinlerini bir oyun ve eğlence(konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onlan aldatmıştı. Onlar, bizim ayetlerimizi  “yok sayarak tanımadıkları” ve bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları gibi, Biz de bugün onları unutacağız."

35-5. Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vadi haktır; öyle ise dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile aldatmasın.                                                 

45-34. Denildi ki: "Bu gününüzle karşılaş­mayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."

35. "Bu­nun nedeni de şudur: Çünkü siz Allah'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı." Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne de (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.

57-20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, (eğlenceli) bir oyalanma, bir süs, kendi aranızda bir övünme (konusu), mal ve çocuklarda bir “çoğalma-tutkusudur”. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna git­miştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; bir de Allah'dan bir mağfiret ve nza vardır. Dünya hayatı, bir aldanış metaından başka bir şey değildir.[6]

 

7. Ahiretten Gafil Olmak

 

19-39. İş(in) hükme bağlanıp-biteceği, kahır dolu hasret günüyle onlan uyarıp-korkut; onlar bir gaflet içindedirler ve on­lar inanmıyorlar.

21-97. Gerçek olan vaad yaklaştığı zaman, küfre sapanların gözleri o vakit yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hatta bizler zulme sapmıştık" (diyecekler).

30-7. Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olan­lardır.

45-32. "Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati de ney­miş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan(ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, ke­sin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.

33. Onların yapmakta olduk­ları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve kendisini alay konusu edindikleri de onları sarıp-kuşattı.

34. Denildi ki: "Bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardım­cı yoktur."

50-20. Sur'a üfürülmüştür.  İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.  

21.   (Artık) Herbir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. 

22. "Andolsun, sen bundan bir gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Ar­tık bugün görüş-gücün oldukça keskindir.

60-13. Ey iman edenler,  Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dostve müttefik) edinmeyin; ki onlar, kafir olanların mezar halkından umud kes­meleri gibi ahiretten umud kesmişlerdir.

74-53. Hayır; hiç şüphesiz ki onlar ahiret­ten korkmuyorlar.[7]

 

8. Dünyayı Ahirete Tercih Etmek

 

2-85. Sonra (yine) siz, birbirinizi öldü­rüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor, günah ve düşmanlıkla aleyh­lerinde ittifaklar kuruyor ve size esir ola­rak geldiklerinde de onlarla fidyeleşiyorsunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümü­ne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabm en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

86. İşte bunlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım da edilmez.

2-200. (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliyye döneminde)  atalarınızı andığınız gibi hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: Rabbimiz, bize dünyada ver derler; onların ahirette nasibi yoktur.

14-3. Onlar, dünya hayatını ahirete karşı severler, Allah'ın yolundan engelleyip, onda çarpıklık ararlar. İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.

16-106. Kim imanından sonra Allah'a (karşı) küfre-sapıp da, -kalbi imanla tat­min bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- küfre göğüs açarsa, işte onların üstüne Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır.

107. Bu onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve Allah'ın küfre sapan bir topluluğu hidayete ulaştırmaması nede­niyledir.

108. Onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kim­selerdir. Gafil olanlar da onların ta kendi­leridir.

109. Hiç şüphe yok, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır.

75-20. Hayır; siz çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorsunuz.

21. Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz.[8]

 

9. Haşrı (Yeniden Dirilmeyi) İnkar Etmek

 

6-29. Onlar dediler ki: "Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltileçekler değiliz."

30. Rablerinin karşısında durdurulduklannda onları bir görsen: (Allah) "Bu, gerçek değil mi?" dedi. Onlar:        "Evet, Rabbimiz hakkı için (gerçek) dediler. (Allah) "Öyleyse küfrede geldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.

17-49. Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla di­riltileceğiz?"

17-97. Allah, kimi hidayete ulaştırırsa, işte o, hidayet bulmuştur, kimi de saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, biz onlan yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz.  Onların barınma yerleri ce­hennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.

98. Bu şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz? deme­lerine karşılık cezalarıdır.

23-82. Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek misiz?

83. "Andolsun, bu (vaad), bize de bizden önceki atalarımıza da va'dolunmuştu; bu (tehdit), geçmişlerin uydurma-masallarından başka bir şey değildir."

27-67. Küfre sapanlar dedi ki: "Biz ve ata­larımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız." "Andolsun, bu (dirilme ve azap tehdidi) bize ve daha önce atalarımıza da va'dolunmuştur. Bu, geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir."

36-78. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki:   Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"

37-16. Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz vakit mi biz tekrar diriltileceğiz?"

17. "(Ve) Önceki atalarımız da mı?"

44-35. "(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."

36. "Eğer (bu söyle­diklerinizde) doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."

50-2. Kafirler kendi aralarından bir uyarıcı-korkutucunun gelmesine şaştılar da "Bu şaşılacak bir şeydir" dediler. 3. "Biz öldü­ğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu oldukça uzak bir dönüş (iddiasıdır)."

4. Doğrusu Biz, yerin (toprağın) onlardan ne eksiltti­ğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir Kitab vardır.

64-7. Küfre sapmış bulunanlar, kendilerinin kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki; "Hayır, Rabbim adına andolsun, siz, diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır."[9]

 

10. Ahireti Ve Hesap Gününü İnkar Etmek

 

4-38. Ve onlar, mallarını insanlara gös­teriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar.  Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.

39. Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu?  Allah, onları iyi bilendir.

7-44. Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Biz Rabbimizin va'dettiğini gerçek olarak bulduk; siz de Rabbinizin va'dettiğini gerçek olarak buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslene­cektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."

45. "Ki onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve onlar ahireti tanımayanlardır."

7-147. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta oldukları (kötü) amellerle cezalandırılırlar.

16-22. Sizin ilahınız tek bir İlahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlar­dır.

30-7. Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olan­lardır.

8. Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmış­tır. Gerçekten insanlardan çoğu, Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler.

45-24. Dediler ki: "(Yaşayacağımız hayat,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, (kimimiz) ölüyoruz, (kimimiz) yaşıyoruz. Bizi “kesintisi olmayan zaman” (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğrat­mıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; onlar, yalnızca zannedi­yorlar.

51-12. Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?   Diye sorarlar

13. O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler.  

14. "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele iste­yip durduğunuz şeydir."

78-27. Doğrusu onlar, hesaba çekilecekle­rini ummuyorlardı.

28. Bizim ayetlerimizide yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlar­dı.

29. Oysa Biz, her şeyi yazıp saymışızdır.

83-10. O gün, yalanlamakta olanların vay haline.

11. Ki onlar, din gününü yalanlamaktadırlar.

12. Oysa onu, “sınır tanımaz, saldırgan,” oldukça günahkar olandan başkası yalanlamaz.

 

11. Ölümden Korkmak Ve Ölümden Kaçmaya Çalışmak

 

3-156. Ey iman edenler, siz (İlahi takdir?) inkar edip de, yeryüzünde gezip dolaşır­larken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu (bu kanaati) onların kalplerinde kahırlı bir özlem olarak kıldı. Oysa dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyle görendir.

3-168. Onlar, kendileri oturup da kardeş-

Seri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi"   diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse.

26-128. "Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip, oyalanıp eğleniyor musunuz?"

129. "Ölümsüz kılınmak umuduyla sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?

33-16. De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az  (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız.

62-6. De ki: "Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, haydi ölümü temenni edin; eğer iddianızda sadık iseniz (bunu çekinmeden yapın).  

7. Oysa onlar, ellerinin takdim ettikleri (günahlar) dolayısıyla bunu hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, zalimleri bilendir.  

8. Deki:"Sizin kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm, şüphesiz sizi bulacaktır. Sonra gaybı (görünmeyen   olanı) da,  görüneni  de  bilen  (Allah'a) döndürüleceksiniz; O da size yapmakta olduklarınızı haber verecektir."[10]

 

12. Ölümün Zor Ve Şiddetlisiyle Karşılaşmak

 

3-91. Şüphesiz küfredip kafir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını olsa -bunu fidye olarak verse de- bunların hiçbirisin­den kesin olarak kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azab vardır ve onların yar­dımcıları yoktur.

4-97. Melekler, kendi kendilerine zulmedenlenn hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Neyde idiniz?"  Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (mustaz'aflar) idik" derler. (Melekler de): "Onda hicret etmeniz için  Allah'ın  arzı  geniş  değil miydi?" derler. İşte onların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?                   

6-93. Allah'a karşı yalan yere iftira düzen­den veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken bana da: "Vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün “şiddetli sarsıntıları” sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu   yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyük-lenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dedik­lerinde) bir görsen.

7-37.  Allah'a karşı yalan yere iftira düzenden ya da ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Onlara Kitab'tan kendi nasipleri erişecektir. Nihayet kendileri­ne gönderdiğimiz elçilerimiz gelip, canlarını alırken "Allah'tan başka tapmakta olduklarınız nerede?" dediklerinde, "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp kayboldular" derler.

Bunlar, kafirler olduklarına kendi aleyhle­rinde şahitlik ederler.

8-49. Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (müslümanları) dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hik­met sahibidir.

50. Melekler, o küfreden­lerin yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Yakıcı azabı tadın" diyerek canlarını alırken onları bir görseydin.

51. Bu, ellerinizin önceden takdim etmesi ve Allah’ıngerçekten kullara zulmedici olmaması dolayısıyladır.

45-21. Yoksa kötülüklere batıp-yara alan­lar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri de bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.

47-25. Hiç şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) irtidat eden (dönen) leri, şeytan kışkırtmış ve onları uzun emellerle aldatmıştır.

26. Böyledir; çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara dediler ki: "Size bazı işlerde itaat edeceğiz." Oysa Allah,  onların saklamakta olduklarını (sır olarak konuştuklarını) biliyor.

27. Öyleyse melekler, onların yüzlerine ve arkalanna vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?[11]

 

13. İlahi Gerçeklerin Hak Olduğunu, Çok Geç Anlamak

 

6-27. Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki:   Keşke (dünyaya bir daha daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık."

10-54. Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahib olsa bunu (azabtan kurtulmak için) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı gördükleri vakit, içten içe pişmanlık duyarlar. Onlann aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulmedilmez.

10-90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçir­dik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi.

91. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve fesat çıkaranlardandın.

13-18. Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla bir­likte bir katı daha onların olsa (azaptan kurtulmak için) bunu mutlaka fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir.   Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!.

23-99. Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: "Rabbim, beni geri çevirin."

100. "Umulur ki, geride bıraktı­ğım (dünya)da salih amellerde bulunu­rum." Asla! Gerçekten bu onun söylediği (boş ve batıl) bir sözdür. Onların gerisindeise diriltilip-kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.

32-12. Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başlan öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları za­manı) bir görsen.

33-66. Yüzlerinin ateşte evrilip-çevrileceği gün "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve peygambere itaat etseydik."derler.

34-51. Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir.

52."Biz O'na iman ettik" derler; ancak uzak bir yerden (ahiretten imana) ulaşmak, onlar için nasıl mümkün olur?

39-47. Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azabdan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Ne var ki, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Al­lah'tan kendileri için açığa çıkmıştır.

40-84. Onlar bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman dediler ki: "Bir olan Al­lah'a iman ettik ve O'na şirk koşmakta olduklarımız şeyleri de inkar ettik."  

85. Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah'ın kullan arasında sürüp-gitmekte olan sünnetidir. İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır.

69-25. Kitab'ı sol eline verilen ise der ki; "Bana kitabım keşke verilmeseydi."

26. "Hesabımı da hiç bilmeseydim."

27. "Keş­ke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi."

28. "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

29. "Güç ve kudretim de benden yok olup git­ti."

70-11. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak ver­mek ister;

12. Kendi eşini ve kardeşini,

13. Ve onu barındıran aşiretini (soyunun hepsini) de

14. Yeryüzünde bulunanaların tümünü  (verse de); sonra kurtulsa.  

15. Hayır; (böyle fidyeler kabul edilmez.) Doğ­rusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir.[12]

 

14. Cehennem Gerçeği Ve Cehenneme Müstehak Olmak

 

9-34. Ey iman edenler, gerçek şu ki, (yahudi)  bilginlerinden ve (Hıristiyan) 'rahiblerinden çoğu, insanların   mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara, acıklı bir azabı müjdele.

35. O gün bunların (sak­ladıkları altın ve gümüşün) üzerleri ce­hennem ateşiyle kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağ­lanacak (ve onlara:) "İşte bu, kendileriniz için yığıp-sakladıklarınızdır; artık  yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecektir).                        

14-15. (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.

16. (Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecekür.

17. Yutkunmaya çabalayacak

ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak.

15-43.  "Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."

44.  Onun yedi kapısı vardır; onlardan herbirkapı için bir grup ayrılmıştır.

20-74. "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne de dirilebilir."

21-97. Gerçek olan vaad yaklaştığı zaman, küfre sapanların gözleri o vakit yuyalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, bizbundan tam bir gaflet içindeydik, hatta bizler zulme sapmıştık" (diyecekler). 

98. Gerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız.

99. Eğer onlar (gerçek)ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.

100. Orada kendileri için, inim inim inle­meler vardır. Onlar orada (kendi azablarının dehşeti içinde, başkalarının inleme feryatlarını) işitmezler de.

32-20. Fasık olanlar içinse, artık onların da barınma yeri ateştir. Oradan (her) çık­mak istediklerinde, oraya geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlamakta olduğunuz (yok dediğiniz) ateşin azabını tadın" denir.

35-36. İnkar edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır.  Ne onların ölüvermeleri için hüküm verilir,  ne de kendilerine onun azabından ha­fifletilir. İşte Biz, her nankörü böyle cezalandırırız.

37. İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığı­mızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orada (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür ver­medik mi? Size uyarıp-korkutan da gel­mişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

38-55. Bu böyle (ama); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir akıbet vardır.

56. Cehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o.

57. İşte bu, kaynar su ve irindir; (Artık) onu tatsınlar.

58. Ve bunlara benzer daha baş­kaları (olan çeşit çeşit azablar) da vardır.

39-71. Küfredenler cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya gel­dikleri zaman, onun kapılan açıldı ve on­lara (cehennemin) bekçileri dedi ki; "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyarıp-kor­kutan peygamberler gelmedi mi?" Onlar: "Evet" derler, lakin azab kelimesi ka­firlerin üzerine hak olmuştur.

72. Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehenne­min kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür."

40-49. Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azabtan bir günü (olsun) bize ha­fifletsin."

50. (Bekçiler:) "Size kendi pey­gamberleriniz apaçık belgelerle gelmedi mi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bek­çiler:) "Şu halde siz (kendiniz) dua edin" dediler; Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir,

40-60. Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; ce­henneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.

41-27. Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli bir azab taddıracağız ve onlan amellerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.

28. Bu, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak, onlar için orada (ateşte) ebedilik yurdu vardır.

42-44. Allah kimi saptırırsa, artık bundan sonra onun hiçbir velisi yoktur. Azabı gördükleri zaman, o zalimleri bir görsen; “Geri dönmeye bir yol var mı?” Derler.

45. Onları, ateşe sunulurlarken zilletten başları bükülmüş, etrafa göz ucuyla gizlice (sezdirmeden) bakarlarken görürsün. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayan­lar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem de yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Kesin­likle bilin ki o zalimler, sürekli bir azab içindedirler.

46. Onların Allah'dan başka kendilerine yardım edecek velileri de yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun hiç yolu yoktur.

43-74. Şüphesiz suçlu-günahkarlar cehen­nem azabı içinde ebedi kalacak olanlardır.

75. Onlardan (azab) hafifletilmeyecek ve onlar orada umudlarını kaybetmiş kim­selerdir.

76. Biz onlara zulmetmedik; an­cak onların kendileri zalimlerdir.  

77. (Cehennem bekçisine:) "Ey malik, Rabbin bizim işimizi bitirsin" diye haykır"Gerçek şu ki siz, (bu durumda)

kalacak olanlarsınız" dedi.

78. "Andolsun, Biz size hakkı getirdik, fakat sizin birçoğunuz hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdendiniz".

44-43. Doğrusu, o zakkum ağacı;

44. Ol­dukça günahkar olanın yemeğidir.

45. Pota(daki madenler) gibi, karınlarda kaynar-durur;

46. Kaynar-kızgın suyun (sıvının) kaynaması gibi.

47. "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyip"

48. "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"

49. "(Azabı) Tad; çünkü sen,  (kendince) oldukça üstün, oldukça onurluydun."  

50. "Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapılmakta olduğunuz şeydir."

50-30. O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazla var mı"? Diyecek.

52-13. Cehennem ateşine itilerek-sürüklenecekleri gün;

14. "İşte sizin yalanlamakta olduğunuz ateş budur!" (denilecek).  

15. "Bu da bir büyü mü, yoksa görmüyor musunuz?"

16. "Girin ona; artık ister sabredip-dayanın, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yapmakta olduklarınızla cezalandırılıyorsunuz."                      

56-51. Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,

52. Hiç şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.

53. Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız,

54.  Onun üzerine de alabildiğince kaynar sudan içeceksiniz. 

55. Üstelik “içtikçe susayan hasta develerin” içişi gibi içeceksiniz.

56. İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.                                               

67-6. Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir o.

7. İçine atılıp-bırakıldıkları zaman, onun kaynayıp-feveran ederken çıkardığı korkunç homurtusunu işitirler.

8. Neredeyse öfkesinin-şiddetinden patlayacak. Herbir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı-korkutucu gelmedi mi?

9. Onlar: Evet. Bize gerçekten bir uyarıcı-korkutucu geldi. Fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz             yalnızca büyük bir şaşkınlık (ve sapıklık)  içindesiniz, dedik." derler.

10. Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık, ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."

11. Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetin­den) uzaklık olsun.

69-30. (Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayıverin."

31. "Sonra onu çılgın alevlerin içine atın."

32. Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin."

70-14. Yeryüzünde bulunanaların tümünü (verse de) sonra kurtulsa.  

15.   Hayır; (böyle fidyeler kabul edilmez.) Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir.

16. Başın derisini kavurup-soyar.

17. Yüz çevirip arkasını döneni çağırıp-durur.(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üst üste) yığmakta olanı.

74-26. Onu ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.

27. Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?

28. Ne alıkoyar, ne bıra­kır.

29. Beşere delicesine susamıştır.

30. Onun üzerinde ondokuz vardır.

31. Biz o ateşin koruyucularını meleklerden baş­kasını kılmadık. Ve onların sayısını da küfretmekte olanlar için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine Kitab verilenler kesin bir bilgiyle inansın,  iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine Kitab verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: “Allah' bu örnekle neyi” anlatmak istedi?" İşte Allah dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini de böyle hidayete iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için sadece bir öğüttür.

77-29. Kendisini yalanlamakta olduğunuz (azab)a gidin.

30. Üç kola ayrılmış (çatal­lı) gölgeye gidin.

31. (Bu, sizi) ne gölgelendirir, ne de (yakıcı) alevden korur.

32. Gerçekten o (ateş), herbiri bir saray gibi kıvılcım saçar.

33. Herbiri, sanki sarı sarı develer gibidir.

34. O gün, yalanla­makta olanların vay haline.

78-21. Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.

22. Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.

23. Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.

24. Orada ne serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.           

25. Kaynar sudan ve irinden başka.

26.  (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak,

88-1. Ğaşiye'nin (dehşeti her yanı kuşatacak,  kaplayacak olan kıyametin) haberi sana geldi mi?

2. O gün, öyle yüzler vardır ki, “zillet içinde aşağılanmıştır”.

3. Çalışmış, boşuna yorulmuştur.

4. Kızgın bir ateşe yollanırlar.

5. Kaynar bir kaynaktan içirilirler.

6. Onlar için (kuru) dari dikeninden başka bir yiyecek yoktur.

7. Ne doyurup-semirtir, ne de açlıktan ko­rur.[13]

 



[1] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 601-602

[2] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları:603

[3] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 603-605

[4] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 605-606

[5] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 606-607

[6] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 608-609

[7] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 609-610

[8] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 610-611

[9] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 612-613

[10] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 615-616

[11] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 616-618

[12] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 618-620

[13] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 620-626