Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

AMELLERE KARŞI RABBANİ YAKLAŞIMLAR - Kuranogretisi - 40. Sayfa

AMELLERE KARŞI RABBANİ YAKLAŞIMLAR.. 2

1. İman Edip, Salih Amellerde Bulunmak. 2

2. Her Amelde Allah'ın Rızasını Gözetmek. 2

3. Şer Gördüğümüzde Hayır, Hayır Gördüğümüzde Şer Olabilir 3

4. Güçlükle Beraber Kolaylık Olduğunu Bilerek Kolaya Talip Olmak. 4

5. Konuşmayla İlgili Emir Ve Nehiyleri Dikkate Almak. 4

6. "İnşaallah Yapacağım Demek. 5

7. Bilmeden Hata Yapmak. 5

8. Söylediğine Aykırı Düşmemek. 6

9. Yemin Üzerine. 6

10. Ahde Vefa Göstermek. 7

11. Hayra Çağırmak Ve Hayırlarda Yarışmak. 8

12. Hak Ve Batıl Üzerine. 9

13. İlahi Takdir Ve Kader Üzerine. 9

14. Gayb Ve Gaybı Bilmek Üzerine. 11

15. Rızk Üzerine. 12

16. Namaz Gerçeği Ve Namazı Dosdoğru Kılmak. 14

17. İnfak Gerçeği Ve Gereği Gibi İnfak Vermek. 16

18. Sabrın Hakikati Ve Sabretmek. 18

19. Hicret Ve Allah İçin Hicret Etmek. 19

20. Allah İçin Şehid Olmak. 20

21. Şefaat Ve Kimlerin Şefaatçi Olabileceği 21


AMELLERE KARŞI RABBANİ YAKLAŞIMLAR

 

1. İman Edip, Salih Amellerde Bulunmak

 

2-62. Şüphesiz iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiler(den her kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder, salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.

4-95. Müminlerden, özrü olmaksızın oturanlar ile,  Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler elbetteki eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Hepsine (bütün mü'minle) güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

96. (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir).  Allah,  bağışlayandır, esirgeyendir.

6-158. Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi söylüyorlar? Oysa Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye (o günkü) imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."

19-76. Allah, hidayeti kabul edenlerin hidayetini arttırır. Sürekli olan salih dav­ranışlar, Rabbinin katında sevap bakı­mından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.

21-94. Artık kim, bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabasına (kar­şılık olarak nankörlük) küfran yoktur. Şüphesiz biz, onun (amellerini) yazıcıla­rıyız.

25-70. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

28-67. Ancak kim tevbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmasını umabilir.

29-5. Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa hiç şüphesiz Allah'ın (tespit ettiği) süresi yaklaşarak-gelmektedir. O, işitendir, bi­lendir.

6. Kim cihad ederse, yalnızca ken­di nefsi için cihad etmiş olur. Hiç şüphe yok ki Allah, alemlerden müstağnidir. 7. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz hiç şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve hiç şüphesiz onlara yap­makta olduklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.

34-37. Bizim katımızda sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evladlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafat vardır ve onlar yüksek köşklerin­de güven (ve huzur) içindedirler.

42-25. Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlemekte oldukla­rınızı bilen O'dur.

26. O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve on­lara kendi fazlından arttırır. Kafirlere ge­lince; onlar için şiddetli bir azab vardır.

47-2. İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e Rablerinden hak olarak indirilen (Kur'an)a iman edenlerin, (Allah) günahlarını örtüp-bağışlamış ve hallerini düzeltip-ıslah etmiştir.

49-15. Mü'min olanlar, ancak o kim­selerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapıl­madan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte on'lar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.

61-10. Ey iman edenler, sizi acıklı bir azabdan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?

11. Allah'a ve Resulüne iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yo­lunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.

65-11. İman edip salih amellerde bulu­nanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir peygamber de (gönderdik). Kim iman edip salih amellerde bulunursa, (Allah) onu içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah ona gerçekten güzel bir rızık ver­miştir.

67-2. O, amel bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

95-4. Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

5. Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.

6. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.

103-1. Asra andolsun;

2. Gerçekten in­san, hüsrandadır.

3. Ancak iman edip sa­lih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.[1]

 

2. Her Amelde Allah'ın Rızasını Gözetmek

 

2-127. İbrahim, İsmail'le birlikte Evin  (Ka'be'nin) sütunlarını yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı;) "Rabbimiz bizden (bunu)  kabul et, şüphe yok, Sen işiten ve bilensin”.

2-207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Al­lah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.

3-14. Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel at­lara, hayvanlara ve ekinlere duyulan ar­zulu tutku, insanlar için süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaı dır. Varılacak yerin güzel olanı, Allah katında olandır.

15. De ki: "Size bundan daha hayırlı olanı bildireyim mi? Korkup-sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'tan da bir rıza vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir."

4-114. Onların gizlice söyleşmelerinin çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da in­sanların arasını düzeltmeyi emredenlerin -ki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.

6-162. De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alem­lerin Rabbi olan Allah içindir." 163. "O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim."

9-62. Sizi hoşnut kılmak için Allah'a ye­min ederler; oysa gerçekten mü'min ise­ler, hoşnut kılınmaya Allah ve Resulü daha layıktır.

16-96. Sizin yanınızda olan tükenir, Al­lah'ın katında olan ise kalıcıdır. Sab­redenlerin karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak biz vereceğiz.

97. Er­kek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüp­hesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güze­liyle muhakkak veririz.

18-28. Sen de sabah akşam O'nun rızası­nı isteyerek Râblerine dua edenlerle bir­likte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kay­dırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi “istek ve tutkularına (hevasına)” uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat erme.

76-8. Onlar,  (kendileri de) sevmelerine rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

9. "Biz size ancak Allah'ın yüzü, (rızası) için yedirmekteyiz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür."

10. "Çünkü biz, oldukça asık suratlı, zorlu bir günde Rabbimizden korkmaktayız."

11. Artık Allah da, onları böyle bir günün azabından korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.

12. Ve onları sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.

89-27. Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,

28. Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön,

92-19. Onun yanında, bir kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur;

20. Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir).[2]

 

3. Şer Gördüğümüzde Hayır, Hayır Gördüğümüzde Şer Olabilir

 

2-216. Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı   (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin  için  hayırdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir serdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

3-178. O küfre sapanlar, kendilerine tanı­dığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. On­lar için aşağılatıcı bir azab vardır.

3-180. Allah'ın bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı    olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

4-71. Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük ya da topluca çıkın.

72. Şüphesiz sizden ağır davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.

18-79. "Gemi, denizde çalışan birkaç yok­sulundu, onu kusurlu yapmak istedim, (Çünkü) onların ilerisinde, her (sağlam) gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

80. "Erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Çocu­ğun onları azgınlık ve inkara sürükleme­sinden (onlar adına) korktuk."'

81. "Rablerinin onlara, temizlikçe daha hayırlı ve daha merhametli birini vermesini diledik."

82. "Duvar ise, şehirde iki yetim oğlana ait idi, altında (ise) onlara ait bir define vardı, babaları da salih biriydi. Rabbin di­ledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak kendi de­finelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirisini kendiliğimden (kendi görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabredemediğin şeylerin içyüzü (hakikati) budur."

24-11. Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır.

12. Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkça uy­durulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi?

13. Ona karşı dört şahidle gelmeleri gerekmez miydi? Şahidleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.[3]

 

4. Güçlükle Beraber Kolaylık Olduğunu Bilerek Kolaya Talip Olmak

 

2-185. O Ramazan ayı ki, insanlar için hi­dayet olan, doğru yolu (beyan eden) ve hak ile batılı apaçık belgelerle birbirinden ayıran Kuran onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu (orucu) tutsun. Kim de hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun), Allah size kolaylık diler, size zorluk dilemez. (Bu,) Sayıyı (kolay) tamamlamanız ve sizi doğru yola (hi­dayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüce tanımanız içindir. Umulur ki şükreder­siniz.

5-6. Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar elle­rinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da bi­riniz ayakyolundan (hacet yetinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin de (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükreder­siniz.

18-10. O gençler, mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl)."                  

18-88. "Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan da kolay olanını söyleyeceğiz."

20-25. Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."

26. "Bana işimi kolaylaştır."                       

65-7. Geniş imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre yapsın. Rızkı kendisine kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah hiçbir nefse,  ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı yaratır.

87-6. Sana okutacağız, sen de un­utmayacaksın.

7. Ancak Allah'ın dilediği başka. Çünkü O, açıkta olanı da bilir, saklı olanı da.

8. Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız.

92-5. Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,

6. Ve en güzel olanı doğrularsa,

7. Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.

8. Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse,

9. Ve en güzel olanı da yalan sayarsa,

10. Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

94-1. Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?

2. Ve yükünü indirmedik mi?  

3. Ki o, senin belini bükmüştü;

4. Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?

5. Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık da vardır.

6. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık da vardır.

7. Şu halde (işini bitirip) boş kaldığın zaman, tekrar (başka bir işle) yorulmaya-devam et.

8. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.[4]

 

5. Konuşmayla İlgili Emir Ve Nehiyleri Dikkate Almak

 

4-114. Onların “gizlice söyleşmelerinin” çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da in­sanların arasını düzeltmeyi emredenlerin ki başka; Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.

4-140. O, size Kitab'ta: "Allah'ın ayet­lerine küfredildiğini ve onlarla alay edil­diğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların da, ka­firlerin de tümünü cehennemde toplaya­cak olandır.

4-148. Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah her şeyi işitendir, bilendir.

149. Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah (da sizi) affedicidir, (her şeye) kadirdir.

14-24. Görmedin mi, Allah nasıl bir örnek verdi? Güzel bir sözü; kökü sabit, dallan ise gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).

25. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alıp-düşünsünler diye Allah insanlara (böyle) örnekler verir. 26. Kötü (murdar) bir sözün örneği ise, kötü bir ağaç gibidir ki: Onun kökü yerden ko­parılmış, kararı (yerinde durma imkanı) kalmamıştır.

24-14. Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azab dokunurdu.

15. O durum­da siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu da kolay sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir suç)tur .

16. Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?

17. Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibi­sine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.

25-71. Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.

72. Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.

31-19. "Yürüyüşünde orta bir yol tut, se­sinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü seslerin en çirkin olanı, gerçekten eşekle­rin sesidir."

33-70. Ey iman edenler Allah'dan korkup -sakının ve sözü doğru olarak söyleyin.

41-33. Allah'a çağıran, salih amelde bu­lunan ve "Gerçekten ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?"

58-7. Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yapmakta olduklarını kıyamet günü ken­dirine haber verecektir. Hiç şüphe yok, Allah her şeyi bilendir.

58-9. Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, günah, düşmanlık ve peygambere karşı is­yanı fısıldaşıp-konuşmayın; iyiliği ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının.

10. Şüphesiz gizli toplantıların (kulis) fısıldaşmaları, iman etmekte olanları üzüntüye düşürmek için ancak şeytandandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o (şeytan), onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde müminler, yalnızca Allah'a tevekkül et­sinler.[5]

 

6. "İnşaallah Yapacağım Demek

 

18-23. Hiçbir şey hakkında: "Ben yarın mutlaka yapacağım" deme.

24. Ancak: "İnşaallah  (Allah dilerse)" (yapacağım) de. Unuttuğun zaman ise Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.

28-26. O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tutuver; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir."

27. (Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, se­kiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana ni­kahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a ta­mamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de İnşaallah salih olanlardan bulacaksın."

68-17. Gerçek şu ki, biz o bahçe sa­hihlerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi)  mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

18. (Bu konuda) Hiçbir is­tisna da yapmıyorlardı.

19. Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbinden gelen bir bela onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.  

20.  Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.[6]

 

7. Bilmeden Hata Yapmak

 

2-286. Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. Herkesin kazandığı lehine, yaptığı (kötülük aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttukları­mızdan ya da yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükle­me. Ey Rabbimiz, güç yetiremiyeceğimiz şeyi bize yükleme, bizi affet, bizi bağışla,   bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı da bize yardım et.

9-115. Allah, bir topluluğu hidayete erdirdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya   kadar, onları sapıklığa terk edecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.                                     

16-119. Sonra gerçekten senin Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bu­nun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar (la beraberdir). Şüphe yok, senin Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir.

33-5. Onları (evlad edindiklerinizi) babala­rına nisbet ederek çağırın; Allah katında bu daha adildir. Eğer babalarını bilmiyor­sanız, artık onlar dinde sizin kardeşleriniz ve dostlannizdır. Hata olarak yaptıkları­nızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt göze­terek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

48-24. Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yapmakta olduklarını­zı hakkıyla görmekte olandır.

25. Ki onlar küfrettiler, sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hedi­yeleri (kurbanları) yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, bilmeyerek ezip de bu yüzden size bir vebal gelecek olmasaydı (Allah savaşı önlemez­di) Allah dilediğine rahmet etmesi için (böyle yapmıştır). Eğer (onlar diğerle­rinden) ayrılmış olsalardı, içlerinden küfretmekte olanları elbetteki acıklı bir azab ile azablandırırdık.[7]

 

8. Söylediğine Aykırı Düşmemek

 

2-44. Kitab’ı okuduğunuz halde başkalarına iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Yine de akletmiyor musunuz?

11-88. Dedi ki: "Ey kavmim, eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa, buna ne dersiniz?  Ben, size yasakladığım şeylerde (aksini yaparak) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnız­ca ıslah etmektir. Benim başarım, ancak Allah iledir. Sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yönelirim."

61-2. Ey iman edenler yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?  

3. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından (büyü­dükçe) büyüdü.[8]

 

9. Yemin Üzerine

 

2-224. Bir de iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için (bozmanız gereken) yeminlerinize Allah'ı siper (engel) kılmayın. Allah işitendir, bi­lendir.

225. Allah sizi, yeminlerin izdeki kasıtsız olarak (bilmeyerek veya yanılarak) söylediğiniz boş sözler (lağv)'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat sizi kalplerinizin ka­zandıklarından (azmettiklerinden) dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yu­muşak davranandır.

226. Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde keffaretle) dönerlerse, şüphesiz Al­lah bağışlayandır, esirgeyendir.

3-77. Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar, işte onlar; ahirette onlar için hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetlemez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acıklı bir azab vardır.

5-89. Allah sizi, sehven ve kasıtsız olarak söylediğiniz yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Ancak bilerek (kalben ve lisanen bağlanarak) yaptığınız yemin­lerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere yedir­diklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi azat etmektir.(Bunlara imkan) bulamayan (için) üç gün oruç (vardır). Ye­min ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerini­zin keffareti budur. Yeminlerinizi koruyu­nuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.

7-20. Şeytan, kendilerinden “örtülüp giz­lenen çirkin yerlerini” açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."

21. Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenler­denim" diye yemin etti.

9-62. Sizi hoşnut kılmak Allah'a ye­min ederler; oysa gerçekten mü'min ise­ler, hoşnut kılınmaya Allah ve Resulü daha layıktır.

9-96. Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile Allah, fasıklar topluluğundan asla hoşnut olmaz.

9-107. Zarar vermek, küfretmek, mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve Resulüne karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya), Allah onların mutlaka yalancı olduk­larına şahidlik etmektedir.

16-91. Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ah­dini yerine getirin ve Allah'ı kefil getirerek pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphe yok, Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

92. Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk) unsuru yaparak, ipini kuv­vetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Hakkında ih­tilafa düştüğünüz şeyi, kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.

93. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı; an­cak dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yapmakta olduklarınızdan mu­hakkak sorulacaksınız.

94. Yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk) un­suru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötü azabı tadarsınız. (Ayrıca ahirette de) Size pek büyük bir azab olur.

95. Allah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, (ahde sadakatin) Allah katında olan (karşılığı) sizin için daha hayırlıdır.

24-6. Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahidleri olmayanlara gelince, onlardan da her birinin şahidliği, -kendisinin doğru söyleyenlerden olduğunu Allah adına dört (kere yemin) ile şahidlik etmektir.

7. Beşinci (yemini) ise,  eğer yalan söyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerine olması(nı       etmesi)dir.

8. Kadının da (şöyle demesi)  kendisinden cezayı uzaklaştırır;onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna dört kere Allah adına (yeminle) şahidlik etmesi,

9. Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söyleyen­lerden ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerine olması(nı kabul etmesi)dir.

10. Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sa­hibi olmasaydı (ne yapardınız)?

33-4. Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerini­zi de sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

58-14. Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinmekte olanları görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Kendileri de (gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin etmektedirler.

15. Allah, onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır. Doğrusu onların yapmakta oldukları ne kötüdür.

16.  Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır.

17. Onlara ne malları, ne çocukları, Allah'a karşı kendilerine yarar sağlayamaz. Onlar ateşin halkıdır, içinde ebedi olarak kalıcıdırlar.

18. Allah'ın onların hepsini dirilteceği gün, (onlar) sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üze­rine olduklarını sanacaklardır. İyi bilin ki onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.

66-1. Ey peygamber, eşlerinin hoşnutlu­ğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıl­dıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

2. Allah, (böylesi) yeminlerinizin (kefaretle) çözülmesini size farz kıldı. Allah sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O bi­lendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

68-10. Durmaksızın yemin edip durana, aşağılık olana itaat etme.[9]

 

10. Ahde Vefa Göstermek

 

2-40. Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi anın ve ahdime bağlı kalın ki Ben de ahdinize bağlı kalayım. Ve yalnız Ben'den korkun.

3-75. Kitab ehlinden öylesi vardır ki, ona kantar emanet bıraksan onu sana öder; onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar, emanet bıraksan, sen onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur." demiş olmaların­dandır. Oysa onlar kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemekte­dirler.

76. Hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da muttaki olan­ları sever.

77. Allah'ın ahdini ve yemin­lerini az bir değere karşılık satanlar, işte onlar; ahirette onlar için hiçbir pay yok­tur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetlemez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acıklı bir azab vardır.

13-20. Onlar Allah'ın ahdini yerine getirir­ler ve verdikleri kesin sözü (misakı) boz­mazlar.

21. Ve onlar Allah'ın ulaştırılma­sını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden içleri saygı ile titrer ve sorgulamanın kötü olanından korkarlar.

16-91. Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ah­dini yerine getirin ve Allah'ı kefil getirerek pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphe yok, Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

16-95. Allah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, (ahde sadakatin) Allah katında olan (karşılığı) si­zin için daha hayırlıdır.

96. Sizin yanı­nızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak Biz vereceğiz.

17-34. Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması dışında- yeti­min malına yaklaşmayın. Ahde vefa edin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.

33-23. Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki, Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi de beklemektedir. Onlar, hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

24. Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olun) sadıkları sadakatlerinden dolayı mükafatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Hiç şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

48-10. Şüphesiz, sana biat edenler ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, on­ların,, ellerinin üzerindedir. Şu halde kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi nefsi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Al­lah'a karşı verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.

70-32. (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde riayet eden­lerdir.

33. Şahidliklerinde de dosdoğru davrananlardır.

34. Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.

35. İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.[10]

 

11. Hayra Çağırmak Ve Hayırlarda Yarışmak

 

2-148. Herkesin (kendine mahsus) yönel­diği bir yön vardır. Öyleyse (ey mü'minler siz de) hayırlarda birbirinizle yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.

3-104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği (ma'rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

3-110. Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; ma'ruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz, Kitab Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.

3-133. Rabbinizden olan mağfirete ve eni, göklerle yer kadar olan cennete (kavuş hayırlarda) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.                                             

5-48. (Ey Muhammed,) Sana da, önceki kitab (lar)daki (hakkı) tasdik edici ve ko­ruyucu olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp on­ların heva (istek ve tutku)larına uyma. Siz­den her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) size verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştü­ğünüz şeyleri size haber verecektir.

9-112. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyi­liği emredip kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen mü'minleri müjdele.                                        

21-89. Zekeriyya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın."

90. Onun çağrısına da cevap verdik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, uma­rak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.

23-57. Gerçekten, Rablerine olan haş­yetlerinden dolayı saygıyla korkanlar.

58. Rablerinin ayetlerine iman edenler,

59. Rablerine ortak koşmayanlar,  

60. Ve, Rablerine dönecekler diye, vermekte ol­duklarını kalpleri ürpererek verenler;

61. İşte onlar hayırlarda yarışanlar ve hayır için öne geçenlerdir.

35-31. Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak sana Kitab'dan vahyettiğimiz ger­çeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, el­bette haber alandır, görendir.

32. Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır-öne geçer. İşte bu, büyük fazlın ta kendisidir.

33. Adn cennetleri (onlarındır), oraya gi­rerler, orada altından bileziklerle ve in­cilerle süslenirler. Ve orada   onların elbiseleri de ipektir.

34. Derler ki: "Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun; şüphe siz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."

35. "Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgun­luk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."

56-10. Yarışıp öne geçenler de, öne geç­miş öncülerdir.

11. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarrep) olanlardır.

74-35. Gerçekten o, büyük biridir.

36. Beşer (insan) için bir uyarıp-korkutmadır;

37. Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.

83-22. Gerçek şu ki, ebrar (iyi) olanlar, el­bette nimetler içindedirler.

23. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.

24. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanıyıverirsin.

25. Onlara mühürlü, halis bir içkiden sunulur.

26. Ki onun sonu (son kokusu) misktir. Şu halde yarışmak isteyenler bunun için yarışsınlar.[11]

 

12. Hak Ve Batıl Üzerine

 

2-41. Yanınızda olanı doğrulayıcı olarak indirdiğime iman edin, onu inkar eden­lerin ilki siz olmayın ve ayetlerimi az bir değer karşılığında değişmeyin. Yalnız Ben'den korkun.

42. Hakkı batıla karıştı­rıp da bile bile hakkı gizlemeyin.

2-53. Ve hidayete gelesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran (Furkan) Kitab'ı ver­miştik.

2-185. O Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet olan, doğru yolu (beyan eden) ve hak ile batılı apaçık belgelerle birbirinden ayıran Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu (orucu) tutsun. Kim de hasta ya da yol­culukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah size kolaylık diler, size zorluk dilemez. Sayıyı (ko­lay) tamamlamanız ve sizi doğru yola (hi­dayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüce tanımanız içindir. Umulur ki şükreder­siniz.

3-71. Ey Kitab ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve siz de bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?

10-32. İşte (O) Allah, sizin gerçek Rabbinizdir. Artık, haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde (haktan sapıklığa) nasıl çevriliyorsunuz?

13-17. (Allah) Gökten bir su indirdi de vadiler(de), kendi miktarlarınca sel oldu. Sel de (suyun) üstüne çıkan    bir köpük yüklendi. Bir ziynet veya değerli bir eşya yapmak için ateşte erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. (Boş ve batıl olun) Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yerde kalır. İşte Allah böyle örnekler verir.

17-8. De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu; Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."

18-56. Biz peygamberleri, müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmak dışında (başka bir amaçla) göndermemekteyiz. Küfre-sapanlar ise hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele etmektedirler. Onlar Ben'im ayetlerimi ve uyarılıp-korkutuldukları (azabı) alay-konusu edindiler.

21-18. Hayır,  Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız da (batılın) beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o yok olup gitmiştir. (Allah'a) Yakıştırdığınız (isnad etti­ğiniz) sıfatlardan dolayı vay halinize.

22-62. İşte böyle: çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışında kendilerine tapılmakta olanlar ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.

34-48. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim hakkı (yerli) yerine koyar. O (Allah) gaybleri hakkıyla bilendir."

49. De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkara­bilir, ne de geri getirebilir."

41-41. Şüphesiz, kendilerine zikir gelince ona (karşı) küfre sapanlar (ateşin içinde bırakılırlar); oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitab'dır,

42. Batıl, ona önün­den de ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.

42-24. Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan düzüp-uydurdu mu diyorlar? Allah dilerse, senin de kalbim mühürler. Allah batılı yok edip-ortadan kaldırır ve kendi keli meleriyle hakkı hak olarak pekiştirir (yerleştirir). Çünkü O, sinelerin özünde olanı bilendir.       

47-2. İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e Rablerinden hak olarak indirilen (Kur'an)a iman edenlerin, (Allah) günahlarını örtüp-bağışlamış ve hallerini düzeltip-ıslah etmiştir.

3. Bunun sebebi, küfredenlerin batıla uymaları ve iman edenlerin de Rablerinden olan hakka uymuş olmalarıdır. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle açıklar.

53-2. Sahibiniz (olan peygamber) şaşırıp- sapmadı ve batıla da inanmadı.[12]

 

13. İlahi Takdir Ve Kader Üzerine

 

3-165. İki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: "Bu nereden" de­diniz? De ki: "O, sizin kendinizdendir." Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

166. İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın iz­niyle idi. (Bu İlahi takdir, Allah'ın) mü'minleri ayırdetmesi;

167. Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunun" denildiğinde, "Biz savaşmayı bil­seydik elbette sizi izlerdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttukla­rını en iyi bilendir.

6-59. Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onu bilmez.  O, karada ve denizde olanların tümünü bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir Kitab'tadır.

60. Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün “ne işlediğinizi, ne kazandığınızı” bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra 'en son dönüşü­nüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir.

6-66. Senin kavmin, o (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim."

67. Her bir haber için “ka­rarlaştırılmış bir zaman (müstakar)” vardır. Siz de bileceksiniz.

8-15. Ey iman edenler, toplu olarak ka­firlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın). 16. Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında-arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o.

17. Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman da sen at­madın, ama Allah attı. Mü'minleri ken­dinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Hiç şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.

8-42. Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar da uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşer­diniz; ancak Allah, (mukadder) olacak işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Ta ki helak olan, açık bir delil(i gördük)ten son­ra helak olsun; diri kalanlar da yine bu açık delil(i gördük)den sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitici ve bilicidir.

43. Hani Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, si nelerin Özünde saklı duranı bilendir.

44. Karşı karşıya geldiğinizde, Allah, “mu­kadder olan işi gerçekleştirmek” için, on­ları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.

9-50. Sana iyilik dokunursa, bu onları fe­nalaştırır, sana bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.

51. De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."

15-4. Biz kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitab olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.  

5. Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.

20-36. (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."

37. "Andolsun, Biz sana bir defa daha lutufta bulunmuştuk."

38. "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"

39. "Onu sandığın içine koy onu suya bırak, böylece su onu sa­hile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır." Gözümün önünde yetiştirilmen için, ken­dimden sana bir sevgi yönelttim.

40. "Hani kız kardeşin gezinip: "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi.” Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurt­armış ve seni “esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik”'. Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."

25-2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur çocuk edinmemiştir. Ona mülkünde ortak yoktur,  her şeyi yaratmış,  ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir,

27-74. Ve şüphesiz senin Rabbin, onların sinelerinin gizli tutmakta olduklarını da açığa vurduklarını da kesin olarak bilmektedir.

75. Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir Kitab'ta  (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.

33-38. Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde de olan Allah'ın sünnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.

34-18. Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir et­tik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik).

19. Onlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arası­nı aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır) dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece Biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve onları dar­madağın edip dağıttık. Hiç şüphe yok bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır,

35-11. Allah, sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir Kitab'da (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.                                                                  

36-38. Güneş de, kendisi için (tesbit edil­miş) olan bir müstakarra doğru akıp-gitmektedir. Bu, aziz ve alim olan (Allah)ın takdiridir.

39. Ay için de bir takım menziller (yörüngeler)  takdir ettik;  sonunda o, eski bir hurma dalı gibi (hilal) olur da geri döner.

40. Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzü geçmesi. Her biri (belli) bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.

41-9. De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratana (karşı) küfre sapıyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alem­lerin Rabbidir."

10. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve onda isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.

11. Sonra, kendisi duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. 

12. Böylelikle onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir gökte kendi emrini vahyetti. Biz dünya  göğünü de kandillerle süsleyip- donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir.           

54-11. Biz de “bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.

12. Yeri de  “coşkun kaynaklar”  halinde fışkırttık, derken su, takdir edilmiş bir işe doğru (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.

13. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;

14. Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisine ve getirdiklerine karşı) Küfredilip-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere.

54-49. Hiç şüphesiz, Biz her şeyi bir ka­der ile yarattık.

50. Bizim emrimiz, bir göz çarpması gibi yalnızca “bir keredir”.

51. Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?

52. Onların işlemiş oldukları her şey Kitab'larda (yazılı)dır.

53. Küçük, büyük her şey satır satır (yazılı)dır.

56-60. Sizin aranızda ölümü takdir eden­ler Biziz ve Biz, önüne geçilecek olanlar değiliz;

57-22. Yeryüzünde olan ve sizin nefisle­rinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, Kitab'ta (yazılmış) olmasın. Şüphesiz Allah'a göre pek kolaydır.

23. Böylece elinizden çıkana karşı üzülmeyesiniz ve size (Allah'ın) verdikleri ile de şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürle­neni sevmez.

64-11. Allah'ın izni olmaksızın hiçbir mu­sibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Al­lah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.

71-2. O da dedi ki: "Ey kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı-korkutucuyum."

3. "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup-sakının ve O'na itaat edin."

4. "Sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar erteler. Elbette Allah'ın takdir ettiği ecel geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydı­nız."

87-1. Rabbinin yüce olan ismini tesbih et.

2. Ki O (her şeyi) yarattı, “bir düzen içinde biçim verdi”,

3. Takdir etti, böylece yol gösterdi

4. “Yemyeşil-otlağı' çıkardı.

5. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu.[13]

 

14. Gayb Ve Gaybı Bilmek Üzerine

 

3-44. Bunlar gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.

3-179. Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırdedinceye kadar, mü'minleri bu­lunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak da değildir. Ama Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve Resulüne iman edin. Eğer iman eder ve korkup-sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.

5-116. Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara Allah'ı bırakarak, beni ve annemi iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" Dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakış­maz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçek­ten,    görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."

6-50. De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyo­rum ve ben size bir meleğim de demiyo­rum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misi­niz?"

6-59. Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse onu bilmez. O, karada ve denizde olanların tümünü bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir Kitab'tadır.

7-187. Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz." O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir. Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak in­sanların çoğu bilmezler."

188. De ki: "Al­lah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhak­kak hayırdan yaptıklarımı arttırmak ister­dim ve bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, iman edecek bir topluluk için, bir uyarıp korkutucu ve bir müjde vericiden başkası değilim."

11-30. "Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz?

31. "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Me­lek olduğumu söylemiyorum ve gözleri­nizin aşağılık (olarak) gördüklerine, Allah kesin olarak onlara bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini söyler­sem) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir."

11-45. Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Sen'in va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."

46. Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ai­lenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.  

47. Dedi ki: Rabbim,  bilgim olmayan şeyi Sen'den istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayan­lardan olurum."

48. "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kafir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Biz'den acıklı bir azab dokunacaktır."

49. Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. Şu halde sabret, Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiblerinindir.

12-36. Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Onlardan biri: "Ben (rüyamda) kendimi -şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü de: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekte idi" dedi. Bunun yoru­mundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."

37. Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gele­cek olsa ben onun ne olduğunu size daha gelmeden önce haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir toplu­luğun dinini terk ettim."

12-102. Bu, sana (ey Muhammed) vah­yettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf’un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.

16-77. Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatinin emri de yalnızca bir göz çarpması gibidir veya o daha yakındır. Şüphe yok, Allah her şeye güç yetirendir.

19-60. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.

61. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rah­man (o\an Allah, onu) kendi kullarına gaybtan va'detmiştir. Şüphe yok, O'nun va'di yerine gelecektir.

19-77. Ayetlerimiz inkar edip: "Elbette bana mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?

78. O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın katında(n) bir ahid mi aldı?

79. Asla; demekte oldu­ğunu yazacağız ve onun için" azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.

27-65. De ki: "Göklerde ve yerde, gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler."

31-34. Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katodadır. (Allah) Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilemez. Hiç şüphe yok Allah bilendir, haberdar olan­dır.

34-14. Böylece onun (Süleyman'ın) ölü­müne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara asasını yemekte olan bir ağaç kur­dundan başka haber veren olmadı. Artık o, yere-yıkılıp düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılama bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.

68-47. Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?

72-25. De ki: "Bilmiyorum, size va'dedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mî koymuştur?"   

26. O, gaybı bilendir. Kendi gaybına kimseyi muttali (vakıf) kılmaz.  

27. Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.

28. Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) Onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir.

81-22. Sizin sahibiniz bir deli değildir.

23. Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.

24. O, gayb(e ait verdiği haberlerden)den dolayı suçlanamaz.[14]

 

15. Rızk Üzerine

 

2-126. Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları   ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah) "Küfredeni  de az bir süre yararlandırır, sonra onu  ateşin azabına uğratırım; o ne kötü bir  dönüştür" demişti.

2-172. Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na küllük ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.

2-268. Şeytan, sizi fakirlik e korkutuyor ve size çirkin-hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan   (fazl) va'dediyor.  Allah rahmetiyle geniş olandır, bilendir.  

3-37. Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya'yı da  ona sorumlu kıldı. Zekeriyya ne zaman mihraba girdiyse, (onun) yanında bir yiyecek bul­du: "Meryem, bu sana nerden?" deyince, (Meryem) "Bu, Allah kalındandır. Şüphe­siz Allah, dilediğine hesapsız rızık veren­dir" dedi,

6-151. De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz. Çirkince kötülüklerin açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte (Allah) bunlarla size tav­siye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz,"

7-32. De ki: "Allah'ın kullan için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya haya­tında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.

11-6. Yeryüzünde debelenen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı ancak Allah'a aittir. (Allah) Onun karar (yerleşik) yerini de, geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir Kitab'tadır.

13-26. Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır. Onlar ise dünya haya­tıyla sevinip-şımardılar. Oysaki ahiretin yanında dünya hayatı, (geçici ve çok az) bir meta'dan başkası değildir.

14-32. Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve izniyle deniz­de yüzüp-gitmeleri için gemileri emrinize verendir. Irmakları da sizin için emre amade kılandır.

15-19. Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bi­tirdik.

20. Ve orada sizler için ve ken­disine rızık vericiler olmadığınız kimseler (canlılar) için geçimlikler kıldık.

16-71. Allah rızıkta kiminizi kiminize üs­tün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını elleri­nin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?

16-112. Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böy­lece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini (giydirip, acısını) tattırdı.

113. Andolsun, onlara kendi içle­rinden bir peygamber gelmişti fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.

114. Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olarak yiyin; eğer O'na kulluk etmekteyseniz Al­lah'ın nimetine şükredin.

17-30. Şüphesiz senin Rabbin, rızkı di­lediğine genişletir-yayar ve daraltır. Ger­çekten O, kullarından haberi olandır, görendir.

31. Yoksulluk endişesiyle çocuk­larınızı öldürmeyin; onlara da, sizlere de Biz rızık veririz. Onları öldürmek, hiç şüp­hesiz büyük bir hata (suç ve günah) dır.

20-132. Ehline namazı emret ve onda ka­rarlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık vermekteyiz. Sonuç da tak­vanındır.

29-17. "Siz yalnızca Allah'tan başka bir takım putlara tapmakta ve birtakım yalanlar uydurmaktasınız. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka tapmakta olduklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."

29-60. Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir.

61. Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz "Al­lah" diyecekler. Şu halde nasıl da çevrili­yorlar?

62. Allah, kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir, onu kısar da. Hiç şüphe yok Allah, her şeyi bilendir.

30-37. Onlar görmüyorlar mı ki, Allah, di­lediğine rızkı yayıp-genişletir ve kısar da. Hiç şüphe yok bunda, iman etmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

34-34. Biz hangi ülkeye bir uyancı-korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın “refah içinde şımaran önde gelenleri:” "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderil­diğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdi.

35. Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve biz azaba uğratıla­cak da değiliz" de demişlerdir.

36. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak in­sanların çoğu bilmiyorlar."

37. Bizim katımızda sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evladlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven (ve huzur) içindedirler.

38. (Zanlarınca Bizi) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamakta olanlar, işte onlar da azabın içinde hazır bulundurulmuşlardır.

39. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından dilediği kimseye rızkı genişletir ve daraltır. Her neyi infak ederseniz, Allah onun yerine (daha hayırlısını) verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

41-10. Orada (yerde) onun üstünde sarsıl­maz dağlar var etti onda bereketler yarattı ve onda, isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.                                                                

42-27. Eğer Allah, kullan için rızkı geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği      miktar ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.

51-56. Ben, cinleri de, insanları da, yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.      

57. Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve Ben, onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.

58. Hiç şüphesiz,  rızık veren, O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.                                                  

65-2. Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları ma'ruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da ma­ruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden ada­let sahibi iki kişiyi de şahid yapın. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine ge­tirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe inananlara öğüt verilir. Kim Al­lah'tan korkup sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;

3. Ve onu hesaba kat­madığı bir yönden de rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. El­bette Allah kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah her şey için bir ölçü kılmıştır.            

65-7. Geniş imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre yapsın. Rızkı kendisine kısıtlı tutulan da artık Allah in kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah hiçbir nefse, ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı yaratır.

67-20. Rahman'a karşı size yardım ede­cek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca (kendilerini aldatan boş) bir gurur içindedirler.

21. Eğer O, rızkınızı tutup-kesecek olsa, sizin rızkınızı verecek olan kimdir? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direnmektedirler.

89-15. Fakat insan ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir keremde bulunsa, onu nimetlere   koysa; "Rabbim bana ikram buyurdu" der.

16. Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa, hemen "Rabbim bana ihanette bulundu" der. 

17. Hayır (ihanette bulunan sizsiniz), (çünkü) siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.  

18. Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.[15]

 

16. Namaz Gerçeği Ve Namazı Dosdoğru Kılmak

 

2-45. Sabır ve namazla yardım dileyin. Gerçi bu, içi saygıyla ürperenlerin dışında kalanlar için ağır (zor) bir iştir.

2-238. Namazı ve orta namazını (titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza)  durun.

2-39. Eğer korkarsanız, yaya veya binekte güvenliğe girdiğinizde ise yine Allah'ı size bilmediklerinizi nasıl öğrettiyse öyle anın.

4-43. Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüb iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışla­yandır, esirgeyendir,

4-101. Yeryüzünde adım attığınızda (yol­culuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.

102. İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, on­lardan bir grup seninle birlikte dursun ve silahlarını da (yanlarına) alsın;  böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup da gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da “korunma araçlarını” ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapa­bilmek için, sizin silahlarınızdan ve em­tianız (erzak ve mühimmatınız) dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, si­lahlarınızı bırakmanızda size bir sorum­luluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz. Allah, kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.

103. Namazı bitir­diğinizde, ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allah'ı zikredin. Artık “güvenliğe kavuşursanız” namazı gerektiği gibi kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde va­kitleri belirlenmiş bir farzdır.

4-142. Gerçek şu ki, münafıklar (kendile­rince) Allah'ı aldatmaya kalkışırlar. Oysa O, onları (kendi aldanışlarına terk ederek) aldatandır. Onlar namaza kalktıkları za­man,  isteksizce  (üşene üşene) kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.

143. (İki) Arada bocalayıp dururlar. Ne onlardan, ne de bunlardan (olurlar). Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.

5-6. Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar el­lerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıka­yın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yelinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin de (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükreder­siniz.

5-55. Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah, O'nun Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.

6-162. De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemle­rin Rabbi olan Allah içindir."

9-11. Eğer onlar tevbe edip namazı kılar­larsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerin izdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.

9-54. Onların nifaklarının kabul edilmesini engelleyen şey, (onların) Allah'ı ve Resulünü tanımamaları, namaza ancak isteksizce (üşene üşene) gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken (istemeye istemeye) infak etmeleridir.

10-87. Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik; "Mısır'da kavminiz için evler hazırla­yın, evlerinizi namaz kılınan yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele."

11-87. Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mal­larımız konusunda dilediğimiz gibi dav­ranmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."

11-114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir.  Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.

14-39. "Hamd, Allah'a aittir ki; O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz benim Rabbim, gerçekten duayı işitendir."

40. "Rabbimbeni namazında) sürekli olan kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur."

17-78. Güneşin kaymasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti Kur'an'ınI (namazını) da; çünkü fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, İşte o, şahidli olunandır.

79. Gecenin bir kısmında kalk,  sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.

17-110. De ki; "(İster) “Allah” diye çağırın,  (ister) “Rahman” diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, onda çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.                                   

19-30. (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Al­lah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı."

31. "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve ze­katı vasiyet (emr) etti."

19-59. Sonra onların arkasından öyle kuşaklar türedi ki, namaz (kılma duyarlılığını) kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının ce­zasıyla karşılaşacaklardır.

20-11. Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."  

12. "Gerçekten Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."  

13. "Ben seni seçmiş bulunmaktayım; bundan böyle vahyolunanı dinle."

14. "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."

23-1. Mü'minler gerçekten felah bulmuş tur;

2. Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır,

23-8. (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.

9. Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.

10. İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin ni­metlerine) varis olacak onlardır.

24-35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bu­lunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait ol­mayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah in­sanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir.

36. (Bu nur) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zik­redilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler.

37. (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne de alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten “tutkuya kaptırıp alıkoymaz”; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetden  allak bullak olacağı) günden korkarlar.

29-45. Sana Kitab'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkince utanmazlıklardan ve kötülükler­den vazgeçirir. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür. Allah, yapmakta olduklarınızı bilmektedir.

62-9. Ey iman edenler, cum'a günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

10. Artık namazı kılınca, yer­yüzünde dağılırı, Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı çokça zikredin; umulur ki  felaha (kurtuluşa) kavuşmuş olursunuz.

70-22. Ancak namaz kılanlar hariç;

23. Ki onlar, namazlarında süreklidirler.

70-34. Namazlarını  (titizlikle)  ko­ruyanlardır.

107-4. İşte (şu) namaz kılanların vay haline,

5. Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,

6. Onlar gösteriş yapmaktadırlar.[16]

 

17. İnfak Gerçeği Ve Gereği Gibi İnfak Vermek

 

2-3. Ki onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.                 

2-177. Gerçek iyilik, yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz değildir. Asıl iyilik (o kimsenin iyiliğidir ki), Allah'a, ahiret gününe,  meleklere,  kitaba ve pey­gamberlere iman eder. (Mal) sevgisine rağmen, malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa), isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) verir. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verir ve ahidleştiği zaman ahidini (verdiği, sözü) yerine getirir, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreder. İşte sadık (doğru) olanlar bunlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

2-195. Allah yolunda infak edin ve ken­dinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.

2-215. Sana neyi infak edeceklerini so­rarlar. De ki: Hayır olarak infak edeceği­niz şey anne-babaya, yakınlara, yetimlere yoksullara ve yol oğluna (yolda kalmışa)dır. Hayır, olarak her ne yaparsanız, Allah onu kuşkusuz bilir.

2-219. Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük bir günah, hem de insanlar için (görünürde) bazı yararlar vardır. Ama günahları (gerçek zararları), yararlarından daha büyüktür." (Bir de) Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz.

2-261. Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tane gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah ihsanı bol olandır, bilendir.

262. Mallarını Allah yolunda infak edip de son­ra infak ettikleri şeyi başa kakmayan ve (alanları) incitmeyenlerin ecirleri Rableri katındadır. Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet ge­len bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.

264. Ey iman edenler, Al­lah'a ve ahiret gününe inanmayıp,  in­sanlara karşı gösteriş olsun diye malını, infak eden kimse gibi başa kakarak ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Söyleşinin durumu, üzerinde (biraz) toprak bulunan bir kayanın du­rumuna benzer; ona sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeyi (elde tut­maya) güç yetiremezler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.

265. Yalnız­ca Allah'ın rızasını istemek ve kalplerin-deki imanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağanak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağanak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.

266. Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde ken­disinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun, (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki düşünürsünüz.

267. Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanın­dan ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız adi şeyleri vermeye kal­kışmayın. Biliniz ki Allah, hiçbir şeye ih­tiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.

268. Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin-hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ih­san (fazl) va'dediyor. Allah rahmetiyle geniş olandır, bilendir.

2-270. Nafakadan her ne infak eder veya adaktan her ne adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

271. Sadakaları açıkta verirseniz, o ne iyi; fakat gizleyip de fakirlere ve­rirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Al­lah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

272. Onların hidayete ermesi, se­nin üzerinde (kesin bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete eriştirir. Hayır olarak her ne infak eder­seniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecek­tir.

273. (Sadakalar) Kendilerini Allah yo­lunda adayan fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı cahil olan (kişi), onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerin­den tanırsın. Yüzsüzlük ederek insan­lardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

274. Onlar ki mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır, onlar için korku yok­tur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

3-92. Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe (hayır ve taata) erişe­mezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphe­siz Allah onu bilir.

3-133. Rabbinizden olan mağfirete ve eni, göklerle yer kadar olan cennete (kavuş­mak için hayırlarda) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.

134. Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan-bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyi­lik yapanları sever.

4-37. Onlar, cimrilikte bulunurlar, in­sanlara da cimriliği emrederler ve Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini  gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışadır.

38. Ve onlar, mallarını in­sanlara gösteriş olsun diye infak ederler. Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar.         Şeytan, kime arkadaş olursa,  artık ne kötü bir arkadaştır o.

39. Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.

9-53. De ki: "İsteyerek ya da istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edil­meyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."

54. Onların infaklarının kabul edilmesini engelleyen şey, (onların) Allah'ı ve Resulünü tanımamaları, namaza   ancak isteksizce (üşene üşene) gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken (istemeye istemeye) infak etmeleridir.

9-91. Allah'a ve Resulüne sadık kaldıkları sürece; zayıflara, hastalara ve (savaş için) infak edecek bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik eden­lerin aleyhine (onların kınanmasına) bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esir­geyendir.

92. Kendilerini bindirip sevk etmen için sana her gelişlerinde onlara; "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.

9-98. Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme (angarya) sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü fe­laket onları sarıversin. Allah işitendir, bi­lendir.

99. Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve peygamberin dua ve bağışlama dualarına vesile sayar. Haberiniz olsun ki, bu onlar için gerçekten bir yakınlaşmadır. Allah onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağış­layandır, esirgeyendir.

9-121. Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yapmakta oldukla­rının daha güzeliyle onlara karşılık ver­mesi için, onlar adına yazılmıştır.

13-18. Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla bir­likte bir katı daha onların olsa (azaptan kurtulmak için) bunu mutlaka fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehen­nemdir, ne kötü bir yataktır o!

14-31. İman etmiş kullarıma söyle: "Alış­verişin ve dostluğun olmadığı o gün gel­mezden evvel, namazlarını dosdoğru kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdik­lerimizden gizli ve açık infak etsinler."

16-75. Allah- hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafı­mızdan kendisine güzel bir rızık  verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

23-59. Rablerine ortak koşmayanlar,

60. Ve Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler;

61. İşte onlar, hayırlarda yarışanlar ve hayır için öne geçenlerdir.   

34-39. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından dilediği kimseye rızkı genişle­tir ve daraltır. Her neyi infak ederseniz, Allah onun yerine (daha hayırlısını) verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

35-29. Gerçekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, dosdoğru namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.

36-46. Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çeviricidirler.

47. Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman da, o küfre sapanlar iman      

edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseye biz mi ye diyecekmişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz."

47-38. İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda İnfak etmeye çağırılıyorsunuz da buna rağmen sizden kimi (yine) cimrilik ediyor. Halbuki kim cimrilik ederse, o ancak ken­di nefsine cimrilik etmektedir. Allah ise, aniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fa­kir olanlar sizlersiniz. Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize sizden başka bir kavmi getirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar.

57-7. Allah'a ve Resulüne iman edin. Size (miras veya kazanç yoluyla) tasarruf yet­kisi verdiği şeylerden infak edin. İman edip de infakta bulunanlar için, büyük bir ecir vardır.

57-10. Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve ye­rin mirası Allah'ındır. Fetihden önce infak eden ve savaşanlar (diğerleriyle) bir ol­maz. İşte onlar, sonradan infak eden ve savaşanlardan derece olarak daha büyük­tür. Allah, yapmakta olduklarınızdan ha­berdardır.

63-9. Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız, sizi Allah'ı anmaktan alıkoy­masın. Kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

10. Sizden birinize ölüm gelip de; "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirse, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.  

11. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.

70-23. Ki onlar, namazlarında süreklidirler.

24. Ve onların mallarında belirli bir hak vardır.

25. Yoksul ve yoksun olan(lar)için.

76-8. Onlar, (kendileri de)  sevmelerine rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler-

9. "Biz size ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yedirmekteyiz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür." 10. "Çünkü biz, oldukça asık suratlı, zorlu bir günde Rabbimizden korkmaktayız."[17]

 

18. Sabrın Hakikati Ve Sabretmek

 

2-153. Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin.  Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

2-155. Andolsun, biz sizi biraz korku, bi­raz açlık ve biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edece­ğiz. Sabır gösterenleri müjdele.

156. On­lara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki; "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."

157. İşte Rablerinden bağışlama ve rahmet bunların üzerinedir. Ve hidayete erenler de bunlardır.                         

2-177. Gerçek iyilik, yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz değildir. Asıl iyilik (o kimsenin iyiliğidir ki), Allah'a, ahiret gününe,  meleklere,  kitaba ve peygamberlere iman eder. (Mal) sevgisine rağmen, malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa), isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) verir. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verir ve ahidleştiği zaman ahidini (verdiği sözü) yerine getirir, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreder. İşte sadık (doğru) olanlar bunlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

2-250. Onlar, Calut ve askerlerine karşı meydana  (savaşa) çıktıklarında; "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler toplulu­ğuna karşı bize yardım et" dediler.

3-142. Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırdetmeden ve sabre­denleri de belirtip-ayırdetmeden  cennete gireceğinizi mi sandınız?*

3-186. Andolsun ki, mallarınız ve can­larınız hususunda imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette birçok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, İşte bu azmedilmesi gereken iş (emir)lerdendir.             

3-200. Ey iman edenler, sabredin ve (düşman karşısında) sabırlı olun, (sınırlar­da) nöbetleşin. Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa varırsınız.

6-34. Andolsun senden önce de peygamberler yalanlandı; onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah'ın sözlerini (va'dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi.

7-123. Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak ama­cıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." 124. "Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve he­pinizi idam edeceğim."

125. (Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler.

126. "Sen sadece Rabbimizin ayetleri geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. "Ey Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslümanlar olarak öldür."

127. Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kav­mini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onların üzerinde kahredicileriz."

128. Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki yeryüzü Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mi­rasçı kılar. En güzel sonuç muttakilerindir" dedi.

8-46. Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.

8-65. Ey Peygamber, müminleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.

66. Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafif­letti ve sizde bir za'f olduğunu da bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabre­denlerle beraberdir.

10-109. Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

12-17. Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin (veya   eşyamız) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yedi. Ama biz doğruyu söyleyenler olsak bile sen bize inanacak değilsin.  

18. Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. (Yakup) "Hayır" dedi. Nefsiniz,                                  sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır."

13-22. Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ve ahiret mutluluğu) onlar içindir.

23. Onlar, cennetlerine girerler. Babalarından, eşle­rinden ve soylarından “salih davranışlarda” bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)

24. "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel"

16-126. Eğer ceza verecekseniz, size ve­rilenin misliyle ceza verin ve eğer sabre­derseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

127. Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı da sıkıntıya düşme.

18-28. Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kay­dırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi “istek ve tutkularına (hevasına)” uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.

31-17. "Ey oğlum, dosdoğru namazı kıl, ma'ruf olanı emret, münker olandan sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.

32-23. Andolsun, Biz Musa'ya Kitab vermiştik; böylece sen ona kavuşmakta kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.

24. Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar Bizim  ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.

39-10. (Tarafımdan) De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkup-sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için iyilik vardır. Allah'ın arz'ı da geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir."

42-32. Denizde yüksek dağlar gibi sey­retmekte olan gemiler O'nun ayetlerin dendir.

33. Eğer dileyecek olsa, rüzgarı durdurur, böylece onlar da onun üzerinde kalakalırlar. Hiç şüphe yok, bunda çok sabreden, çokça şükreden kimse için gerçekten ayetler vardır.

42-41. Kim de zulme uğradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur. 42. Yol ancak, insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere “tecavüz ve haksızlıkta bulunanların” aleyhinedir. İşte bunlar için acıklı bir azab vardır.

43. Kim de sabreder ve bağışlarsa, hiç şüphesiz ki bu, azme değer işlerdendir.

45-14. İman etmekte olanlara de ki: "Al­lah'ın (vadettiği) günlerinin geleceğini ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar. Çünkü Allah, her kavmi kazandıklarıyla cezalan­dıracaktır."

46-35. Artık sen sabret; peygamberlerden azim sahihlerinin sabrettikleri gibi, onlar için de acele etme. Onlar vadolundukları şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki ken­dileri gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışlardır. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?

52-48. Artık sen, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözleri­mizin önündesin. Ve her kalkışında da Rabbini hamd ile tesbih et,

73-10. Onların demelerine karşı sabret ve onlardan güzellikle (güzel bir ayrılma tar­zıyla) ayrıl.

74-7. Rabbin için sabret.

8. Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman,

9. İşte o gün, oldukça zorlu bir gündür.

90-17. Sonra iman edenlerden, birbirle­rine sabrı tavsiye edenlerden, birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmak.

18. işte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).

103-1. Asra andolsun;

2. Gerçekten insan, hüsrandadır.

3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.[18]

 

19. Hicret Ve Allah İçin Hicret Etmek

 

2-218. Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Al­lah bağışlayandır, esirgeyendir.

4-97. Melekler, kendi kendilerine zul­medenlerin hayatına son verecekleri za­man derler ki: "Neyde idiniz?" Onlar:' "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (mustaz'aflar) idik" derler. (Melekler de): "Onda hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?

98. Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan mustaz'aflar olup hiçbir çare­ye güç yetiremiyenler ve bir yol (çıkış) da bulamıyanlar başka.

99. Umulur ki Allah bunları affeder. Allah affedicidir, bağışla­yıcıdır.

100. Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resulüne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri, hiç şüphesiz ki Allah'a aittir. Allah, bağış­layıcıdır, esirgeyicidir.

8-72. Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret eden­leri) barındıranlar ve yardım edenler, İşte bunlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenler ise, onlar hicret edinc­eye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle ve­layetiniz yoktur. Ama din konusunda siz­den yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında antlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yapmakta oldukla­rınızı görendir.

9-20. İman edip de hicret edenler ve Al­lah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. İşte “kurtuluşa ve mutluluğa” erenler bunlardır.

21. Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, içinde ebedi (sürekli) nimetler bulunan cennetleri müjdeler. 

22. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Hiç şüphesiz Al­lah, büyük mükafat katında olandır.

16-41. Zulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise elbette daha büyüktür. Bilmiş olsalardı.

42. Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

16-110. Sonra gerçekten senin Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip sabredenlerin (destekçisidir). Hiç şüphesiz ki senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışla­yandır, esirgeyendir.

18-16. (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptık­larından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağ­lara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde size bir fayda ve kolaylık sağlasın."

22-58. Allah yolunda hicret edip de öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Hiç şüphesiz ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. 

59. (Allah) Onları, gerçekten hoşnut kalacakları bir yere girdirecektir. Şüphesiz Allah, bilendir, halimdir.

29-25. (İbrahim) Dedi ki: ''Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edin­diniz. Sonra kıyamet günü, bir kısmınız bir kısmınızı inkar edip-tanımayacak ve bir kısmınız bir kısmınıza lanet edeceksi­niz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız da yoktur."

26. Bunun üzeri­ne Lut ona iman etti ye dedi ki: "Gerçek­ten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olan­dır, hüküm ve hikmet sahibidir."

29-56. Ey iman etmekte olan kullarım, hiç şüphesiz Benim arzım (yeryüzü) geniş­tir; o halde yalnızca Bana ibadet edin,

39-10. (Tarafımdan) De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkup-sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için iyilik vardır. Allah'ın arzı da geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir."

59-8. (Bundan başka bu mallar,) Hicret eden fakirleredir. Ki onlar Allah'dan bir fazl (lutuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve onun Resulüne yardım ederlerken yurt­larından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte sadık olanlar bunlardır.[19]

 

20. Allah İçin Şehid Olmak

 

2-153. Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah,  sabredenlerle beraberdir. 

154. Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.

155. Andolsun,  sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden ek­siltmekle imtihan edeceğiz. Sabır göste­renleri müjdele.

156. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki; "Biz Allah'a ait (kullar)iz ve şüphesiz O'na dönücüleriz."

157. İşte Rablerinden bağışlama ve rah­met bunların üzerinedir. Ve hidayete erenler de bunlardır.

3-156. Ey İman edenler, siz (İlahi takdiri) inkar edip de, yeryüzünde gezip dolaşırlarken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu (bu kanaati) onların kalplerinde kahırlı bir özlem olarak kıldı. Oysa dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

157. Andolsun, eğer Allah yolunda öldü­rülür ya da ölürseniz, sizin İçin Allah'ın bir bağışlama ve rahmeti, onların (dünyada kalıp) toplayacakları bütün şeylerden daha hayırlıdır.

158. Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz Allah'a (va­rıp, O'nun huzurundu) toplanacaksınız.

3-168. Onlar, kendileri oturup da kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ötümü kendinizden savın öyleyse."

169. Allah yolunda öldü­rülenleri sakın “ölüler” sanmayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

170. Allah'ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Arkalarından (gelecek ve) henüz onlara ulaşmayanlara müjdeler vermektedirler ki; onlara (şehidlere) hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. 171. Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı ve gerçekten Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeye­ceğini müjdelemektedirler.

3-195. Rableri de (dualarına icabet ederek) buyurdu: "Şüphesiz Ben, erkek ol­sun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın ismi boşa çıkarmam. Ki hep birbirinizdensiniz, işte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkanlanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin kötü­lüklerini mutlaka örteceğim ve onları, alt­larından ırmaklar akan cennetlere so­kacağım. (Bu mükafat,) Allah katından bir karşılıktır. Allah, karşılığın en güzeli kendi katında olandır."

4-74. Öyleyse, dünya hayatına karşı ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda   savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.

9-111. Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti ver­mek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O’nun üzerine hak olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ah­dine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte “büyük kurtuluş ve mutluluk” budur.

36-20. Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, bu elçilere uyunuz" dedi.

21. "Sizden ücret iste­meyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir."

22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz."

23. "Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki. Rahman (olan Allah), bana bir zarar di­leyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kur­tarabilirler."

24. "Şüphesiz ben, o du­rumda apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum." 

25. "Halbuki ben, Rabbinize iman ettim; O halde beni işitin (dinleyin)."

26. Ona "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilselerdi" dedi.

27. "Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını."[20]

 

21. Şefaat Ve Kimlerin Şefaatçi Olabileceği

 

2-47. Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir zamanlar) alemlere üstün kıldığımı anın.

48. Hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden bir şefaatin kabul edilmeye­ceği ve hiç kimseden bir fidye alınmaya­cağı ve yardım görülmeyeceği günden korkun.

2-122. Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi (bir zaman) alemlere üs­tün kıldığımı anın.

123. Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemiyeceği, hiç kimseden bir kurtuluş karşılığı (fidye) alınmayacağı ve hiç kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeye­ceği bir günden korkun.

2-254. Ey iman edenler, kendisinde hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler, zalimlerin ta kendileridir.

255. Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Di­ridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tut­maz. Göklerde de, yerde de ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Di­lediği kadarının dışında, (hiç kimse) O'nun ilminden hiçbir şey kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.

6-51. Rablerine (götürülüp) toplanacak­larından korkanları onunla (Kur'an'la) uyarıp-korkut; onların O'ndan başka ne velileri vardır, ne şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar.

6-70. Dinlerini bir oyun ve eğlence (ko­nusu) edinenleri ve dünya hayatının ken­dilerini aldattığı kimseleri bırak. Onunla (Kur'an'la) öğüt ver ki, bir nefis kendi kazandıklarıyla helake düşmeye görsün; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne de bir şefaatçisi vardır; her türlü fid­yeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için kaynar bir içki ve acıklı bir azab vardır.

6-94. Andolsun, sizi İlk defa yarattığımız gibi (bugün de) “teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)” Bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçi­nizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağ­lar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaş­mıştır.

10-3. Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra da arşı is­tiva eden, işleri de evirip-çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

10-18. Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek, yararları da dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir"  derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk katmakta olduklarınızdan uzak ve yücedir."                                                   

20-108. O gün, kendisinden sapma im­kanı olmayan çağırıcıya uyacaklar. Rah­man (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

109. O gün, Rahman (olan Allah)ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

21-26. "Rahman (olan Allah) çocuk edin­di" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır.

27. Onlar sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar O'nun emriyle yapıp-etmektedirler.   

28. O, önlerindekini de, arkalarındakini de bil­mektedir; onlar, (İlahi) rızaya ulaşandan başkasına şefaat de etmezler. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olan­lardır.

26-97. "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"  

98."Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk."

99. "Bizi suçlu- günahkarlardan başka saptıran da olmadı."

100. "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"

101. "Ne de candan-yakın bir dost."      

32-4. Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra da arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardım­cınız ve şefaatçi olanınız yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?

34-22. De ki: "Allah'ın dışında (tamı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiç bir şeye) güçleri yetmez; onların bu iki­sinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur.

23. O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilin­ce (birbirlerine:) "Rabbimiz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yüce olandır, çok büyük olandır.

36-22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz." 

23. "Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, onlar beni kurtarabilirler."

24. "Şüphesiz ben, o durumda apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum."

39-43. Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki:  "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"  

44. De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur, Sonra da O'na döndürülecek­siniz."

40-17. Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir,

18. Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyarıp-korkut; o zaman onlar, -kahırlarını yutkunup dururlarken- yürekler gırtlaklara dayanmıştır. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne de sözü dinlene­cek bir şefaatçi yoktur.

43-85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Al­lah) ne yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve siz O'na döndü­rüleceksiniz.

86. O'nun dışında tapmakta oldukları şefaatte bulunmaya malik değil­dirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

53-25. İşte, son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır.

26. Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın di­leyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.

74-43. Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik"  dediler. 

44.  "Yoksula da yedir­mezdik."

45. "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalıp giderdik."

46. "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk."

47. "Sonunda yakın (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.  

48. Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağla­maz.[21]

 



[1] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 746-749

[2] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 749-751

[3] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 751-753

[4] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 753-754

[5] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 755-757

[6] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 757-758

[7] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 758-759

[8] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 759

[9] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 760-763

[10] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 763-765

[11] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 765-767

[12] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 768-770

[13] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 770-775

[14] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 776-780

[15] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 780-785

[16] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 785-790

[17] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 790-797

[18] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 797-803

[19] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 803-805

[20] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 805-808

[21] Mehmed Alagaş, Temel Konularda Kur’an Öğretisi, İnsan Dergisi Yayınları: 808-812