Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KUR'AN'A HAKARET EDİNCE BÖYLE Mİ OLDU - Moralite - 2. Sayfa

KUR'AN'A HAKARET EDİNCE BÖYLE Mİ OLDU?. 2

Takdim.. 2

İbret Alınacak Bir Olay. 2

Kuran-I Kerim'den Ayetler: 2

Din Temel Bir Esastır 4

Neden Hedefler Islama Yöneldi?. 8

Müslümanlıkta Taklidi Takvaolurmu?. 8

Hz. Peygamber (Sav.) İslamı Anlatmaya Her Müşkülâta Karşın Devam Ediyordu Ve Şöyle Hitapta Bulunmuştu. 13

İslamın Hızla Büyümesi 15

Hz. Muhammedin Harp Sonrası Medi-Neye Dönüşü. 16

Âyetlerin Hükmü! 17

Bile Bile İnat 19

Din Nasıl Tahrip Ediıiyori 20

Sonuç. 21

 

KUR'AN'A HAKARET EDİNCE BÖYLE Mİ OLDU?

 

Takdim

 

Çünkü vicdanlar mesut'tu ve ezeli bir huzur,

Kur'an sem teyit ediyor ya Muhammedi

Ey gönüller fatihi sadık emin Muhammedi

Mazlumun dostu, islimin sancaktan imanlı neslin temsilcisi Allah in sadık yarıl

Tarih buna aşikar sen hüzün Peygamberi.

Bismİİlahirrahmanirrahim;

Bazen hakkın ve adaletin içinde, zulüm tecelli eder. Bazende zulümün içinde adaletin tecelli ettiğini görürüz. "Şüphesiz o Kur'an elbette çok şerefli bir el­çinin (Allah'tan getirdiği) sözdür."

Kur'an islamı teyid etti, geçmiş saplan asır ve kavim­leri anlattı ayetlerle. Islamın nuru yandı ve hiç sönmedi. İmanlı nesillere geçti bu meşale elden ele, ilden ile do­laştı ve genişledi. Fahri aşikar herbir şey ortada, Dünya esrarlı bir alem hiç güven vermiyor imanlı insana!

Kur'an Kerim'in vecizdi Feyzine erdi müslüman. Sahabiler tek yürek oldular. Allah'a giden cihadın nur­lu yolunda milyonları deryalalr gibi coşturuyordu. İslamın miğman Hz. Muhammed coşkuyla doluydu. Her cümlesinde kurandaki hükümler vardı. Her vazi­fesinde coşuyordu mübarek sahabeler. Ya Rabbi ne tatlı vesileydi, İslama bu yüce nurlu insan. Her inanan ayetlerden ayn ayrı, coşuyordu kalplerdeki iman. Gün be gün büyüyordu islamı saran tehlike.

 

İbret Alınacak Bir Olay

 

ibretle okuyacağınız bu olay Hollanda'da gerçek­leşmiştir. Bir genç kız odasında müzik dinlemektey­ken, anneside sesli bir şekilde kısmasını söylemiş. Bu­nun üzerine genç kız annesine bağırarak kendisinin susmasını istemiş. Genç kız, annesinin onu dinleme­diğini ve Kuran-ı Kerim'i hala sesli bir şekilde okuma­ya devam ettiğini görünce hemen, insanlara rehber amacıyla indirilen kutsal kitabımızı annesinin elinden ahp yırtar. O an genç kız alev alıp yanmaya başlar. Söndürmek için üzerine battaniye atar annesi. Batta­niyesini kaldırdığında kapakta resmi görülen ibretli man­zarayla karşılaşır. Genç kız şu an Hollanda'da bir hastaha-nededir. Ailesi iğne yaptırıp öldürülmesini istiyor.

Bu olay dünya basınında sizinde tahmin edebilece­ğiniz nedenlerden dolayı pek yer almadı. Fakat insan­lar arasında çok konuşulmakta.... Olayıda bazı kaynak­lardan duyduğumuz kadarıyla size anlatmaya çalıştık.

 

Kuran-I Kerim'den Ayetler:

 

«Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.»[1]

«Biz, Kur'ân okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasında gizleyici bir örtü çekeriz. Ay­rıca onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur'an'da Rabbinin birliğiniyadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyet­te, gerisingeri dönüp giderler»[2]

«Biz Kuran 'dan öyle bir§ey indiriyoruz ki o, mü­minler için §ifa ve rahmettir, zalimlerin ise yalnızca zi­yanım artırır.»[3]

«Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, mu­hakkak ki onu, Allah korkusundan ba§ eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşün­sünler diye veriyoruz. »[4]

- Bu olav doğruysa neden basma yansımadı? Bu kızın bir ismi ve kimliği yok mu? Aile dindarsa, sonuç ve şekil ne olursa olsun inançlı müslüman, evladını öl­dürebilir mi hiç? Alev alev yanan bir insanda yanıkla il­gili hiç bir iz olmaz mıydı? Eğer üzerine atılan battani­ye sihirli değilse?

Lüzumlu gördüğümüz önemli bir husus daha: Bu olay dünya basınına yansımadiysa Özel neden­lerden dolayı niçin bu olayı internete yansıdı o zaman? Dikkatimizi çeken bir başka nokta ise bu hastaha-ne'nin adımı yok, yoksa bilerek mi belirtilmedi?

Ama bu olayda kaçınılmaz bir nokta daha dikkati­mizi çekiyor ve benim nezdimde bu olay iki sebebe dayanıyor. Birincisi bu olay bir müslümanın hassasiye­tinden doğmuş olabilir. Bunun sebebide birşeye daya­nır. Oda insanların Islama ve Kur'ân'a daha saygılı ol­maları için böyle bir hadise uydurmuş olması olasılığı mümkündür. Olay bu maksattan bile olsa bu hareket dine yapılan bir hakarettir. Çünkü Allah dininide ilâhi kitabı Kur'ânı'da korumaya ve kollamaya kafidir. Bu tür hadiselerede lüzum yoktur. Bu hadisenin en vahim şekli, dini bir bilim kurgu suretine çevirmeleridir. Halbuki, din sağlıklı bir hayat tarzı, bir ebedi sadet'tir.

Dinin, insanların hayatına ilk müdahalesi Allah'tan korkmak haya etmek ve ahlaki gereksinmelere uymak­tır aynı zamanda. Bilinmelidir ki, bu alemde kat'i ha­kikat, yine İslâm diniyle bulundu. Ümmete ışık tutan ilahi hitap Kur'ân-ı Kerim, insanın sağlıklı bir hayat tarzının tespiti için indirilmiştir. Çünkü Kur'ân sap­kınlığın felâketini doğruluğun tespiti ve mükafatın'da belgelerini taşır. Fakat Allah'ın bizlere sunmuş olduğu hayatın gündemini saptırmaya çalışanlara diyoruz ki, Allah dininide kitabım'da korumaya ve kollamaya ka­fidir. Ne yanlış kargaşalara sebep olacak abartılara, ne de dini ve Kur'ânı saptırmaya kimsenin hakkı yok!

Unutmayalım ki, insan oğlunu saptıran, sapanlar­dır. Çünkü kendisi saptığı için bir başkasmıda saptır­maya çalışır ve yalan riya haberler yayarak insanların aklını bozmak ister. Bu da mantıklı insanların davra­nış, biçimi değildir. Çünkü akıllı ve doğru insan bilir ki her yanlışta bir vebal var. Ama ne yazikki hiziplerin tek gayesi doğrulan saptırıp dinin temel esaslarını gü­me götürmektir. Halbuki insanlar Kur'ân'ın bilgisi ve gölgesinde olursa hayat ve ahiret ancak bir sadet olur.

İbret alınacak bir olay, Yazısı ve resme gelince yazılanlar, resim ve anlatılanlar, uydurma olabilmesi olasılığını doğurmakta! Bu planlan, birileri Al­lah'la insanları korkutmayı istediyse eğer pek muafak olmuş sayılmaz. Çünkü hadisenin içerisinde birçok soru işareti bırakmış görünüyor. Ama bu işin diğer gerçeği de daha çok İslâm inancının üzerinde diğer saptırılan dinler gibi oynanıyor ihtimali, olduğunu or­taya  koyuyor.   Çünkü  gayri  Müslim,   Cemiyetlerin Kur'ân ve Islâmiyeti çarpıtmaya çalıştığı ihtimalidir. Kutsal kitapların çarpıtılması ve özlerini kaybetmesi­nin en vahim örneği olan Tevrat'ın ve İncil gibi şimdi­de Kur'ân'm üzerinde çeşitli değişiklikler yapılarak in­sanlar ısrarla saptırılmaya çalışılıyor olasılığını daha zi­yade ortaya koyuyor. Çünkü yaşadığımız bu zamanın içerisinde özellikle Türkiyemizde çeşitli sapkın gruplar ve hizipler oluşmaktadır. Bunun içinde dikkatli olur­sak eğer bu grupların yapmak istediği rüşvayi haller ve planlar,  onların sapkmhklarıyla birlikte  tüm aleme yansıyacaktır. Toplum huzursuzluğuna sebep olan en büyük neden ve de etken insanların arasındaki, zıt fi­kirli olmalarının sebebi, dış güçlerin sapkın dürtü ve garazi baskılarıdır. Bu zavallı itikatsız nasipsizler İslâm kesimlerine nifak tohumu ekerek, tevhid dini İslâmı yozlaştırıp bununlada zihinleri bulandırmaya çalışıyor­lar. İşte bu durumda mana ve madde âleminde, dec-cali münencimlerle müslümanlann arasındaki, hak ve batıl, mücadelesini ortaya koyuyor.

Bu tür söylentileri ve internet kanalıyla verilen şa­şırtıcı haberleri ciddiye almadan önce olayı iyice tahlil etmek gerek.

Bu çeyrek ahir asrında ülkemizde Hristiyanların iman çalma girişimlerinin hücumuna karşın bizlerde nacizhane karşılığını vermeye çalışacağız. Çünkü Islâ-miyetin zuhuruyla birlikte Hristiyanlığın ve masonizi-min hortlanmasıda müslüman gençliğine yönelik ol­duğuna, Türkiyedeki sürekli misyonlaşmasıda bazı tehlikeleri beraberinde getirmiştir.

Bir başka hadisede:

— Falan yerde bir kadın ölmüş bir hafta sonra di-rilmiş! Kocasının rüyasına girmiş ve kocasına: "Gel beni çıkar buradan" demiş. Kocasıda müftülüğe gitmiş ve görmüş olduğu rüyayı müftülüğe aynen anlatmış ve müftüde bunda bir ibret var diyerek kadının mezarını açmışlarki, ne görsünler! Mezarın içinde yan yanmış bir vaziyette yatıyormuş kadın. Kocası kadını alıp eve getirmiş ve kadına nasıl yandığını, sormuş. Kadın ne­den ve nasıl yandığını kocasına söyledikten sonra dünyalık başka hiçbir şey konuşmuyormuş ve yalnız bir hafta sonra tekrar Öleceğini, söylemiş ve bir hafta son­ra da ölmüş. Hadisesi yazının başlarında da ifade et­miştik.

Dİğer bir hadise ise küçük kağıtlara daktilo yazı­sıyla yazılı olan başka bir hikaye de:

— Ben on üç yaşında amansız bir hastalığa yaka­lanan talihsiz bir kızım. Gece rüyamda Hz. Hüseyin'i gördüm. Bu kağıdı alıp tam 12 kişiye dağıtıp fotokopi çekin, Allah rızası için elden ele dağıtın. Eğer dağıtmaz veya buruşturup atarsanız üç gün içinde eviniz yanar diye yazılıdır. Bu yazılarda buluğ çağındaki çocuklara veriliyor. İşte burada, İslâm ile cahilİyetin arasındaki çatışmanın tek sebebi zalim despotların ve diktatörle­rin hiçbir zaman îslâmın başlı başına bir varlığa sahip olmasını ve gelişip yayılmasını istememeleridir. Ama biliyoruz ki, Allah'ın değişmez kanunu belli bir müd­dete kadar beklemektedir. Allah'ın kesin tayin etmiş olduğu ecel gibi hesap ve cezanmda yargısı kesin ve ka­tidir.

«Şüphesiz [kıyamet] saati mutlaka gelecektir. On­da asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.»(40,59)

«Sizi [ilk önce] bir topraktan, sonra bir meniden, sonra 'a/aka 'danyaratan; sonra bir bebek olarak [dün­yaya] çıkaran, sfa ıra yiğitlik çağınıza eresiniz, sonra da ihtiyarlar olasnnz diye yaşatan O'dur. içinizden kimi de [Yiğitlik ve ihtiyarlık çağından] daha önce öldürü­lür. [Allah bunları] düşünürsünüz diye yapmaktadır.» [40, 67]

Yüce yaradan jsm-i Ekberdir. Her şeye O'nun is­mi şerifiylen başladığımız gibi ve yine her bir şey onun bit demesiylen son bulur.

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. "(76/21)

"Allah 'u Teala irade ve emir buyurduğu her şeye galiptir. Fakat insanların bîr çoğu bunu bilemez­ler.(12/21)

Sayın okuyucularım benim bu eserde anlatmak is­tediğim, asillerinde duymak istemediği bazı gerçekler­dir. Burada yozlaşma çemberine sıkışanlar ve inatlarını aşamayanları karşımıza almak gibi bir istek ve gaye içe­risinde de değiliz. Sadece kulluğun Allah'ın istediği bi­çimde tahsis edilmesinin gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.

Peygamber efendimiz buyuruyorki,

"Gözümüz ağ/ar, kalbimiz mahzun olur. Fakat biz­den Allah rızasına aylan bir söz çıkmaz."

"(Hidayet, islam çağrısına kulak vermeyen) küüi-re sapanların durumu, bağırtı ve çağırtılardan başka bir şey duymayan (onu anlamayan hayvanların duru­mu gibidir, Onlar, (ruhen) sağır, dilsiz re kördürler. Bu sebeple onlar,(ilahi emirleri duysahrda) düşün-mezler(gereğiniyerine getirmezler.) " (2 /171)

1- De ki; O Allah, birdir.

2- Allah Sameddir(her varlık ona muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir, Baş vurup yardım isteni­lecek tek varlık O'dur.)

3- (O) doğurmamış ve doğrulmamiştır.

4- Hiç bir şey Ona denk (ve benzer) değildir. Al­lah (c.c) hakimiyetinde ve bütün sıfadannda birdir. Eşi, dengi ve benzeri yoktur. (112-lhlas)

Bu sure aynı zamanda Tevhid ilkesini'de ortaya koymaktadır. Ve aynı zamanda da Tevhid ilkesini ka­bul etmeyerek onu ortadan kaldırmaya çalışanlara Al­lah'ın ilahi bir hitabıdır.

Tevhid dini islam ne kadar münakaşaların içerisi­ne ısrarla çekilsede biliyoruz ki islam münakaşa götür­meyecek kadar açık ve nettir. Ve bu unsuru hiç kimse de değiştiremez.

"Benim neznimde hükümler değiştirilmez"[5]

Doğmak ve ya doğurulmak yalnız Allah'ın yaratmış olduğu canlılara mahsustur. Allah eveli ezeli ve ahiri­dir. Çünkü evrendeki tüm canlı ve cansız cisimler yok­ken Allah vardı. Doğan ve biten her canlı ve cansız yok olur, fakat Allah daima bakidir.

Şüphesiz hiç değişmeyen umumi kanunlar Allah'ın kanun ve hükümleridir. Kainat ve hayat bu kanunlara göre hukuk görür, halbuki dünyada var olan her zerre Allahu Tealanm kudreti ve sınırsız gücünü ispatlayan misallerle doludur. Yüce kitap Kur'an da bu sapmaz hakikatlann en büyük delilidir. Çünkü Kur'an-i Kerim her ferdin, her toplumun ve de her milletin karşılıklı muamelelerinde adil hukukun ölçüsünde bildirmiştir. Toplumların istek ve nevalarına göre yön vermemiştir.

"Onlar doğru yola karşılık sapıklığı, mağrifete kar­şılık azabı satın almış kimselerdir. Onlar, ateşe karşı ne kadar dayanıldı imişler!(2 /175)

"Bu (azap) şundandır; Allah, kitabı (kur'an-ı) hak olarak indirilmiştir. Bu böyle iken o kitap'la (ve hü­kümlerini kabulde) ihtilafa düşenler elbet (haktan) uzak bir ayrılık (bir azap)içindedirler. "(2 /176)

Yüce yaradan zatında ve sıfatlarında bir olduğu gi­bi mülkünde, dinin sahibi olmasında da birdir. Ve is­lam da, bütün emirler Allah'ın emrine uygunluk dahi­lindedir. Çünkü kulluk Allah'ı bilmek, birlemek, iteat ve itikatla gerçekleşir.

Evrenin içindeki canlılara baktığımız zaman Al­lah'ın eşsiz ve hiçbir benzerinin olmadığını mantıken çok kolay kavrayabiliriz.

"Sizin ilahınız bir ilah (Allah)'tır. Ondan başka hiç bir ilah yoktur. O Rahman'dır. (dünyada bütün yara­tıkları esirgeyendir.) RAHİM'DİR. (ahirette yalnız müminlere rahmet edendir. "(2 ' 163)

 

Din Temel Bir Esastır

 

Din adalet ölçüsünü adil adaletin, hukuk sistemi­ni insanı değerini ortaya koyan olmasa olmaz kutsal hayati bir sistemdir. Çünkü dinsiz inanç, inançsız din amelsiz iman olmaz. Dinin tahrip edilmesi müslüman-lığın parçalanması, sonucunu doğurur.

"Andolsunki insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fitlediğini biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (50/16)

Hadise bu vakkaya'da uygun düşmektedir.

Adı konmamış bir yığın sapkınlık.

Bu olay daha çok müslümanlarm şahsına yönelik çirkin bir hadisedir.

Oysa müslümanın evrensel yapısı, sapkın cemiyet­lerin günümüz dünyasında hiristiyanlığın geldikleri nokta ve bilinçsiz insanların bu tuzağa düşmesi.

Hıristiyan misyonerlerin yaydıkları ve dağıttıkları risalelerde öne sürülen fikir felsefesi; hıristiyanlığın is­lam dininden daha aydın ve faziletli, olduğunu söyleyerek incillerin arasındaMöviz koyup toy olan gençle­rin imanını çalma savaşının içerisine girmişler.

Papaz George Sale'nin 1850 senesinde basılan Kur'an tercümesinde diyorki;

"Hicretten evvel, Medine'de kendisinden müslü-man çıkmayan hiç bir hane kalmamıştı.1' Yani Medi­ne'de her eve islamiyet girmişti. Buradaki kastı; insanlar zorla müslüman oldular, demektir.Ve devam ediyor.

"İslamiyet diğer memleketlere ancak baskı ve kılıç kuvvetiyle yayıldı.

Diye çirkin iddalarda bulunmuştur. Halbuki kalp­lere tesir eden Hz.Muhammed'in nuru ve Kur'an'ın ayetleri vede emsali olmayan hikmeti mana ve ifadele­riydi. Halbuki, islamiyetin kılıç zoru ile yayılmadığınm sayılmayacak kadar çok misalleri vardır.

(Yahudi ve Hristiyanlar, Müslümanlara)1' Yahudi ve Hristiyan olun ki doğru yolu bulaşınız." dediler. (Onlara Allahı birliyicİ olarak Ibirahİmin dinine uya­rız. O, Ebu Zer-i Gıfari; kardeşi Uneys ve mübarek anneleri Ummü Zer-i Gafari'nin daveti üzerine Gıfar kabilesinin yarısı müslüman oldular.

Bi'setin onuncu senesinde Mekke'den Habeşista-na Eshab-ı hicret edenler 83'ü erkek ve 18'i kadın olmak üzere 101 kişiydi bunların dışında bir çok saha­bede mekke'de kalmış ve islamı yaşayıp diğer insanla-rada anlatıyorlardı. Ve bu arada Nacar'ın hıristiyanla-nndan yirmi kişi de müslüman oldular ve bunların üzerinde kılıç kuvveti de yoktu.

D'mad-ı Ezdi, Bi'setin onuncu yılından önce iman etmiştir. Tufeyl Ibni Amr (r.a)'de hicretten önce an­nesi babası ve bütün kabilesi ile beraber müslüman ol­muştu. Ve medine'de Beni Sehl kabilesi Mus'ab bin Umerin (r.a)da hicretten önce müslüman olmuştu. Medine'de Amr bin Sabitten gerisi, hicretten önce iman etmişlerdi. Sadece, Amr(r.a) Uhud gazasından sonra iman etti. Islamın nurlu akışı karanlık olan cahi-liye devrine ışık tutmu§ insanlar akın akın islamın da­vetine katılıyor, ve islam diniyle şerefleniyorlardı. Bu arada Necd ve yemen taraflarındaki köylerde oturan bedeviler dahi hiçbir baskıya maruz kalmadan müslü­man olmuşlardı.

"Evmüminler, onlara devinki; biz Allah'a ve bize indirilen (kuran-ı Keıim)e ibrahim'e, ismail'e, Ish-ak'a, Yakuba torunlarına indirilene; Musa ve isa'ya verilenlere, diğer peygamberlere t erilen (kitap ve say­falara iman ettik. Biz onlardan hiç birini diğerlerinden  (inanç yönünden) ayırt etmeyiz. Biz ancak Allah'a tes­lim olan (müslümanlanz) (2/36)

Hicretten sonra, Bureydet-ül-Eslemi(r.a) yetmiş kişi ile beraber gelip müslüman olmuşlardı. Habeş pa­dişahı olan necaşi dinar da hicretten önce imana ?eldi. Bedir gazası olmadan önce Allah'u Teala'mn Elçisi islamm temsilcisinin hikmet dolu nasihatlarını dinle­yerek gafletin karanlık perdesini yırtıp ilahi din is­lam'la şereflenmiştî. Ve bu nurlu akış, içerisinde iman edenlerin sayısı günbe gün çoğalarak bu sayılar medi-ne civarında bir kaçbine ulaşmıştır. Fakat İncilde Hz. İsa'nın davetine icabetin valnız 202 kişiden oluştuğunu bildirmiştir. Birde onlara göre Hz. İsa şayet yahu­diler tarafından idam edilmemiş olsaydı. DünyaMaki tüm kavimler ona kul ve ümmet olacaktı. Fakat FIz. İsa yahudiler tarafından idam edildikten sonrada çok bü­yük mucizelerin zuhur etmesiyle birlikte Hz. İsa'ya ta­bi olanların sayısı 500'e ulaşabilmişti. Hz. Isa öldürül­dü inancına sahip hıristiyanlar İsa hem tanrıdır, hem peygamberdir dediler. Bu vahim zan ve sapkın inanca karşı, Akıl ve mantıkda diyorki; madem İsa tanrı sıfa­tına sahip idi ise onun sonsuz bir güce ve kuvvetede sahip olması lazım gelmez miydi? Allah yoktan var edendir. Peki var eden kudretine sahip bir ilah neden var ettiği kullarmdan yani (yahudilerden)kaçtı. Hz. İsa İlah olmuş olsaydı kendisini öldürmek isteyen yahudi-leri helak etmeye kadir olmazmıydı?

"(Yahudiler Hz. isa'yı öldürmek için)lıile düşün­düler Allah "da hilelerini kendilerine çevirdi. Allah hi­le yapanların karşılığını en iyi verendir. (3/54)

O vakit Allah buyurmuştu ki; "Ey Isa (korkma) şüphesiz id seni, ancak ben vefaat ettireceğim. Seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerin içinden de seni (kurtarıp) arındıracağım ve sana (ancak Allah 'm bir peygamberi olarak) uyanları kıyamet gününe ka­dar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönü-şünüz ancak banadır, (o vakit) itilaf ettiğiniz şeyler hakkında aranızda ben hüküm edeceğim. "(3/55)

Yaradan mı güçlüdür, Yaradılan mı? Yaradanm gücü sınırsızdır. Yaradılan yaradanm verdiği güçle an­cak hayat bulur. Hz. İsa Sûmma haşa ilah olmuş olsay­dı, yahudiler onu kovalayabilirmiydi ? Ve ya oğul tanrı öldürülünce baba tanrı neden yahudilerden intikam almadı. Hıristiyan inancında Hz. İsa öldü, tekrar diril­di? Yahudilerin öldürdüğü Hz. İsa nasıl dirildi ve onu kim diriltti? Ölü iken dirilme kuddretine sahip olan bir ilahi güç diri iken nasıl öldürüldü? Hz. İsa kabirde ve ölü iken hayat buna rağmen nasıl ahenk buluyordu. Hayatının ve mevcudatının son bulması lazım gelmez-miydi? Yahudilerle birlikte! Şimdi bura da hıristiyan-lar diyecek ki, baba tanrı vardı. Fakat peder büyük tanrının kimseyi idare etmediğini ve ancak alem ve içindeki beşeri yöneten oğul tanrının olduğunu iddia etmekte, o zaman oğul tanrı kabirdeyken bu hayat na­sıl can bulup nzıklamyordu?

Hz. isa'nın hem ilah, hem insan olduğu beyan edi­lir ve kilise inancına göre de yahudiler İsa'nın yalnız insan suretini katletmişlerdir ve bedeni kabire gömül-dükten sonra, ruhu bedeniyetten ayrılıp cehenneme inmiş ve Ademi, Nuh'u ve diğer salihleri oradan çıkar­mıştır. Çünkü Adem (yasak olan ağacın) meyvesini tanrıdan izinsiz yediği için cehenneme koyulmuştu de­niliyor.

"Muhakkak ki, Allah katında İsa'nın(babasız dünya­ya gelişindeki) durumu, Ademin durumu gibidir Onu topraktan yarattı. Sonra "ol" dedi. O da oluverdi.

"(Bu) gerçek, Rabb'inden (gelmekte)'dir. Artık şüphecilerden olma.

"Sana (İsa'nın, Allah'ın kulu ve Rasulü olduğu hakkındaki) ilim geldikten sonra artık seninle kim tar­tışırsa, de ki; "Gelin (biz ve siz) oğullarımızı ve oğul­larınızı, Kaduılarımızı ve kadınlarınızı ve kendi taraf­tarları- mızı çağıralım, sonra lanetlenelim; Allah 'm la­netini yalancılar üzerine diyelim. " (3/60; 61)

Fakat hıristiyanlar Allah'u teala'mn lanetleşme emri üzerine necran hıristiyanları korkup buna yanaş­mamışlardı. İslam inancında Hz. İsa kuldur ve Allah'ın elçisi ve Rasulüdür. Kutsal kitap incilinde habercisidir. Yahudiler onu katletmediler yüce yaradan onun sure­tinde bir yahudiyi onlara yakalattı ve onlar da onun katlettiler. Hıristiyanlar ve yahudiler Hz. Muhammedi ve Kur'anı yalanladılar. Ama müslümanlar bunun ak­sine Hz. Musa, İsa'ya inanıp iman ettiler. Çünkü müs­lümanlar özü bozulmayan kutsal kitap Kur'anı Azzi» müşşana inanıp ve o yüce Kur'ân'a bağlı kaldılar.

"Yahudiler ve hıristiyanlar; "Biz Allah 'in oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. Deki; "Öyleyseniçin (Allah) size günahlarınız yüzünden azap ediyor? Bilakis sizde Onun yarattığından bir insansınız. O, kullarının (ni­yet ve ameline göre) dilediğini bağıllar, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanla­rın mülkü (ve hükümranlığı) Allah'ındır. Dönüş de ancak Onadır." (S/18)

Hıristiyanlar islamiyet! sadece kılıç zoruyla, harble yayılmıştır, diye zannederler. Bu kafalarında sabitlcn-miş bir fikirdir.

"Biz hıristiyanız" diyenlerden sağlam söz almıştık; Onlarda uyarıldıkları şeylerden bir nasıp almayı unut­tular, (ahiretlerini ve yaşantılarım bozdular.) Biz de aralarına kıyamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bırakarak saldık. Allah onların (birbirine ve baş­kalarına) yaptıklarım kendilerine haber verecek (hesap soracaktır.) (S/14)

"işte (İsa hakkında) bu (anlattıklarımız) elbette en doğru haberdir. AUahtan başka hiçbir ilah yoktur. Allah el­bette mutlaka galip, hüküm ve hikmet sahihidir. (3-62)

"Şüpheyok ki, Allah katında [hak] din İslam'dır. Ancak kitap verilen [yahııdi ve Hristiyanjlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrı­lığa düştüler. Kim Allah 'm ayetlerine karşı küfre sapar­sa, şüphesiz ki Allah, hesabı çok çabuk görendir. [3/19]

İslam genel anlamda Allah'a ve o'ndan gelenlere iman edip kayıtsız teslim olmaktır, islâm'dan Önceki dinlerde İslâm; bir mâna içinde olsalarda hepsinin aslı değişikliğe uğramıştı. Bunun için AUahu Teala'nın gön­derdiği en son din tevhid dinini tüm aleme göndermiş­tir. Fakat Yahudi ve Hristiyanlar islâm dinini reddedip kendilerini ve sistemlerini ilâhla ştınp Allah'ın gönder­diğini kabul etmediler.

"Meryem oğlu Mesih [Isa] rasûlden başkası değil­dir. Ondan önce resuller de gelip geçmiştir Onun anası da [her haliyle] dosdoğrudur, ikisi de [diğer in­sanlar gibi] yemek yerlerdi. Bak, âyederi onlara nasıl açıklıyoruz. Sonra da bak [âyederdeki hakikat/ardan nasıl geri çevriliyorlar?" [5/75]

Yahudi ve hıristiyanlar, Allah'a oğulluk isnad ede­rek büyük bir cürüm, şirk ve küfre düştüler. Yahudiler dinlerini milli, hıristiyanlar ise iseviliği üçlü ilah kabul etmişlerdir. Buna bağlı olarak Hz. ibrahim'in HANİF dinini tüm değer ve Özelliklerini kaybetmiş şekilde an­lamışlardır. Ama islam dini tevhid ilkesini beyan kıldı. Ve müslümanlar o ahir saadetine sarılırken yahudi ve hıristiyanlarda kin ve hasetlerinden ziherlenerek iman etme verine inatlarına venik düştüler malesef. Bu se-fer hıristiyanlar islam kesimini hedef alarak özellikle Türkiyemizde hizipler oluşturup islamm özünden ha­bersiz nefsi serkeşe teslim olmuş genç neslimize Vak­ti                             

laşarak sinsi ve kurnaz planlarla hıristiyan dinini arıla­maya çalışmaktalar. Konuyla ilgili Allah peygamberi olan Hz. Muhammed'i şu ayetlerle uyarmaktadır;

"Sen onların milletlerine (dinlerine) uymadıkça ne yahudi ne de hıristiyanlar senden asla lıoşnud ol­mazlar. (Resulüm) onlara deki; "Allah'm sana arzu ve ilimden (Kur'an 'dan) sonra eğer onların arzu ve he­veslerine uyarsan, artık senin için Allah 'tanyana ne bir dost ne de bir yardıma vardır, (2/120)

"Kim artık (son din) isîamdan başka, (ilah ve ya beşeri) hır din ararsa asla ondan kabul edilmeyecek ve ahirette hüsrana uğrayacaklardır "(3/8S)

"De ki; "Ey Ehl-i kitap! artık islamm gerçekleri gösteren bir din olduğunu göstermeye yeltenerek (İs­lam sizi geri bırakır diyerek) mü'minleri Allah yolun­dan çeurmeye çalışıyorsunuz/ sillafı yaptıklarınızdan habersiz değildir. "(3/99)

İslam dinin ve inancın karşıtları hep sinsice uydu­ruk planlarla müslümanlara yaklaşarak islam dininin gericiliğinden, bahsedip ve hatta bu resimde de gö­ründüğü gibi islam inancım bir bilim kurgu suretinde bile yansıtmaya çalışılmıştır. Fakat Kur'an'm keşfi ve takibiyle islami araştırırsak eğer, islam dininin ne ka­dar evrensel ve bilimsel olduğunu görür ve de anlamış oluruz. Çünkü temel nizam ve esasların tamamını bil­diren, hem yasal hukukun hem ibadetlerin hemde sos­yal hayatın tüm prensip ve esaslarım ifade eden evren­sel ilahi bir dindir. Fakat Allah'ın dinini beyenmeyen-ler. İstek ve hevalanna göre din edinenlerde büyük bir şirk ve sapkınlığın içerisinde olanlardır.

"Ehl-i kitap'tan bir grup (diğerlerine) dediki; "iman edenlere indirilen (Kur'an-ı kerim)e gündüzün başında (görünüşte) inanın, günün sonunda (bir baha­ne ile) inkar edin. Olur ki (mü'minler şüpheye düşer) onlarda dönerler. (3 / 72)

Haybmer yahudilerinden 12 kişilik kendi deyimle­rine göre bilgin bu küçük gurup müminleri şaşırtmak için önce inan görün, sonra inkar edin demişlerdi.

Yüce yaradan onların bu sinsi planlarından haber­dar olup mü'minleri bu ayeti kerimelerle uyardı.

"Sizin dininize tabi olanlardan başkasına da inan­mayın" (derler) (Rasulüm) de ki; "Şüphesiz (bilinki) doğru yol, Allah'ın yolu (İsîam)dır.

Bu tavrmızm sebebi ise, size verilen (kitah)m ben­zerini sizden başka birine verilmesinden ve ya (Muhammed'e inananların) Rabb'inizin huzurunda size karşı (üstün gelecek) delil getirmelerinden dolayı-dır."(3/73)

"Ey iman edenler, eğer kitap verilen (hıristiyan ve yah udilerden) her hangi bir gruba uyarsanız, (onların islam'a yakın hayat sistemlerini benimserseniz, ivi bi­linki onlar imanınızdan (koparıp, birbirinize hasım ya­par) sonra sizi kafirliğe döndürürler. (3 /100)

"Onlar; "Allah çocuk edindi." dediler. Haşa o bundan uzaktır."[6]

İbni Abbas ( r.a)'dan Hz. Peygamber (s.a.v); Allah; Adem oğlu beni yalanladı, Halbuki bu kendisine yakış­maz. Bana uygun olmayan söz söyledi, halbuki bu da kendisine yakışmaz. Beni yalanlaması benim kendisini öldükten sonra eski haline tekrar getirmeyeceğimi söy­lemesidir. Bana uygun olmayan söz söylemesi ise be­nim çocuğum olduğunu söylemesidir. Halbuki ben çocuk ve hanım edinmekten uzağım buyurdu demiştir. İnkann poyrazı kasırgalara dönüşür. Ve inancın te­melini sarsar ve en ufak bir sarsmtıdada harabeye çevi­rir. İslamdan önceki ümmetler, peygamberlerin getir­miş oldukları dinleri bozup ahlaki değerleri ortadan kaldırmışlardı. Hindistamn Nevdet-ül-ulema meclisi­nin reisi, ve aynı zamanda tahip profesörü sibli Nu-ma-ni El-faruk kitabının farisi tercümesini 182. sayfasında şöyle anlatıyor. Rum Kayseri Herakliyus'un büyük or­talarını perişan eden islam askerlerinin başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah, zafer kazandığı her şehirde adamlannı bağırtarak, Rumlara halife Ömer'in emrine uyarak bu şehiri'de aldık. Hepiniz hicretinizde, işinizde ve ibadetlerinizde serbeztsiniz.Malmızca, canıma, ırzı-nızca kimseye dokunmayacaksınız. Islamiyetin adaleti sizin içinde avnen tatbik edilerek, her hakkınız aynen gelen düşmana karşı, müslümanları koruduğunuz gibi, sizden de senede bir kere cizye (vergi) vermenizi istiyo­ruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allah-u Teala emretmektedir." dedi. (cizye miktarı, fa­kirlerden Kırk, orta hallilerden seksen, zenginlerden yüzatmış gram gümüş ve ya bu değerde mal, yahut ta­hıldır. Kadınlardan, çocuklardan, hastalardan, yoksul­lardan, ihtiyarlardan ve din adamlarından cizye alınma­dı.) Humus Rumları cizyelerini seve seve getirip, Beyt-ül-mal emini hıristiyanlar, müslümanlarm bu adil şev-katini görünce, yıllarca Rum Despot imparatorlarından çekmiş oldukları işkence ve zulmü unutmaya çalıştılar. Ve hiç bir baskı yaşamaksızın bunların çoğu gönül rıza­sıyla seve seve islam dinine geçip müslüman oldular. Ve hatta Rum ordularına karşı casusluk bile yaparak islam ordularına yardımcı oldular. İşte bu delillerde hakikat-lara karşı yapılan çirkin saldırı ve iftiralardır. Bu çirkin­likleri ispatlayan feridun beyin meemu'a-i münşeatüs -salatin kitabı 1. cilt, 30. sayfasında yazılıdır.

"Bu yazı Abdullah oğlu Muhammed'in (s.a.v)bütün hıristiyanlara verdiği sözü bildirmek için yazılmıştır. Şöyleki, İnsanları Allah'u Teala'nın azabı ile korkutmuş, insanlar üzerindeki emaneti muhafaza edici yapmıştır.

İşte bu Muhammed (s.a.v) bu yazıyı müslüman ol­mayan bütün kimselere verdiği ahdi, sözü ispat etmek için kaleme alınmıştır.

"Her kimkİ, bu sözün aksine hareket ederse, ister sultan, ister başkası olsun, Cenab-ı Hakka isyan, O'ııun dini ile alay etmiş sayılır ve Cenab-ı hakkın lanetine la­yık olur. Eğer hıristiyan bir rahip, papaz veya bir seyyah, turist bir dağda, bir derede veya çöllük bir yerde veya bir yeşillikte veya alçak yerlerde veya kum içinde ibadet için pehriz yapıyorsa, kendim, dostlarını, arkadaşlarım ve bütün milletimle beraber, onlardan her türlü teklif­leri kaldırırım. Onlar, benim himayem, korumam altın­dadır. Ben onları, başka hıristiyanlara yaptığımız sözleş­melere dayanarak, ödemeye borçlu oldukları bütün ver­gilerden affettim. Cizye, haraç vermesinler veya kalple­ri razı olduğu kadar versinler. Onlara cebretmeyin, zor kullanmayın.

Onların dini reislerini makamlarından indirmeyin. Onları, ibadet ettikleri yerden çıkartmayın. Bunlardan seyahat edenlere mani olmayın. Bunların manastırlarını (kiliselerinin) hiçbir tarafını yıkmayın. Bunların kilisele­rinden mal alınıp, müslüman mescidleriııde kullanılma­sın. Her kim buna rivayet etmezse, Allah'ın ve Resu-lü'nün kelamını dinlememiş ve günaha girmiş olur.

Ticaret yapmayan ve ancak ibadet ile megul olan kimselerden, her yerden, ne olursa olsunlar, "cizye" ve "garamet" gibi vergileri almayın.

Denizde ve karada, doğuda ve batıda, onların borçlarını ben saklarım.

Onlar benim himayem altındadır. Ben onlara "eman" (teminat) verdim.

Dağlarda yaşayıp ibadet ile meşgul olanların ekin­lerinden haraç almayın. Ekinlerinden Beyt-ül-mal (Devlet Hazinesi) için hisse çıkartmayın.

Çünkü, bunların ziraati, sırf nafakalarını temin et­mek için yapılmakta olup kâr için değildir. Cihad için adam lazım olursa, onlara baş vurmayın. Cizye (gelir vergisi) almak gerekirse, ne kadar zengin olurlarsa ol­sunlar, ne kadar mallan ve mülkleri bulunursa bulun­sun, yılda on iki dirhemden daha fazla vergi almayın.

Onlara zahmet, meşakat teklif olunmaz. Kendile­riyle bir müzakere yapmak icab ederse, ancak merha­met, İyilik ve şefkat İle hareket edilecektir. Onları dai­ma merhamet ve şefkat kanatlan altında himaye ediniz!

Nerede olursa olsun, bir müslüman erkekle evli olan hıristiyan kadınlara, fena muamele etmeyiniz! Onların kedi kiliselerine gidip, kendi dinlerine göre ibadet etmelerine mani olmayınız! her kim ki, Allahü Teala'nın bu emrine itaat etmez ve bunun zıddına hareket ederse, Cenab-ı Hakkın ve peygamberinin (S.A.V.) emirlerine isyan etmiş sayılacaktır. Bunlara kilise tamirlerinde yardımcı olunacaktır. Bu ahidname (sözleşme) kıyamet gününe kadar devam edecek, dün­ya sonuna kadar değişmeden kalacak ve hiç bir kimse, bunun aksine bir harekette bulunmayacaktır.

Bu ahidname hicretin ikinci senesi, muharrem avının üçüncü günü Medine'de Mescid-i saadette Ali'ye (R.A.) yazdınlmıştır. Altındaki imzalar:

Dinlerini tahrip edenler bu sefer de tevhid dini is-lamı hedef almıştır. Bunun içinde İslam kıtalarında faaliyet göstererek her geçen gün islam ı ortadan kaldı­racağız mantığı içerisinde yoğun bir faaliyet sürdür­mekteler, işte bu islam a karşı öfke yudumlayıp nifak kusan toplumlar, Tevrat ve İncil de yaptıkları gibi yü­ce kitap Kuran-ı azimi şanın içerisindeki hakikatleri parçalamak gerçekleri karanlığa terk etmek, inanç ve imanın temelini sarsmak için büyük bir gayrede faali­yetlerini sürdürmekteler. Bu cürümü işleyen zihniyet­ler kendilerine gelen dini ve kutsal kitabıda tahrip et­mişlerdi. Onlar yalnız kendi ırk ve ideolojisini savu­nup, kendi ırklarını üstün, özel görüp diğer ırklarada vahşet politikası uygulayarak insanlık suçu işlemiş ve-de halende işlemekteler. Bunun en bariz örneği Filis­tin Bosna hersek soykırım vahşeti, Çeçenistan Azer-beycan ve vahşetin bir örneğide Iraktır. Acaba Türki­ye'de bu sinsi planların içinde yer alırını düşüncesi içi­ne girmeyede gerek yok inanın ki bu kaçınılmaz bir hücum olacaktır.

Fakat milli nazarlarla baktığımız da hemen akıl ve idrakin yoksulluğunu fark edebiliriz. İşte bunun için­de bizim bu durumda daha hassasiyetle üzerinde dur­mamız gereken konu bu nakilci fırsatçılara aman ver­mememiz lazım gelir. Çünkü öteden beri var olan sap­kın inançlar sistemli bir şekilde çalışıp islam dinini hedef belirlemişlerdir. Bu da gösteriyorki, dinsiz imanın olmadığı için iman şuurununda dinsiz oluşmadığını ^örmekteyiz.

 

Neden Hedefler Islama Yöneldi?

 

Buradan yola çıkarak bazı gerçeklerin altım çizebi­liriz. Sapkın kavim ve cemaatler, sapkın inanç itibarıy­la müslüman unsurlarmdan oldukça rahatsız olarak is­lam kesiminin büyümesine ve gelişmesine izin ver­mezler, bunun içinde islam toplumunun içine sızarak nifak toğumlarım ekmişlerdir. Öncelikle iktidar me­kanizmasının yönetimini ele geçirerek dinin temel esaslanna hükmedilmiştİr. Dini gereksinimlerine sınır ve yasak koyarak islamı içten çökertmeye çalışıyorlar. İşte bunun içinde ya sapkın bir innanç sistemiyle veya hırsından kudurarak cani bir saldırıyla müslüman ke­simle zarar veriyorlar. Onların korku ve endişeleri ise her geçen gün kalplerin Allah'a yönelmesi iman rüzga­rının batı dünyasında da filizlenip yeşermesi, batı ve batı zihniyetine sahip olanların korku ve endişelerini alevlendirmiştir, "ya bu islam ve islam rüzgarının esin-tisi kasırgaya dönüşüp herkes müslüman olursa!" kor­kusuyla karşı karşıya kalmışlardır. Çünkü islamın sıcak davetine icabet eden batıl inanç'tan sıyrılan ecnebiler, sapkın inanca sahip toplumların korkularım doğrula­mıştır. Bu ifade-i celilede bunun en güzel bir ispat ve kanıtıdır.

"Ey Rabbimizl biz, (Rahbinize iman edin) diyeni duyduk ve hemen iman ettik. "[7]

"Her peygamberi kendi milletinin diliyle gönder­dik ki onlara apaçık anllatsm. "[8]

"Sizden Önce geçenlerin Nuh, Ad ve Semûd kav­minin ve onlardan sonra [ismi ve sayılarını] ancak Al­lah'ın bildiği kimselerin haberleri size gelmedi mi? Peygamberleri, onlara mucizeler getirdi de onlar elleri­ni [öfkelerinden ısırmak için] ağızlarına koydular ve: "Biz, sizin bize tebliğ için gönderilmiş olduğunuz şeyi inkâr ettik ve biz. [Sizin] kendisine çağırdığınız şeyden de derin şüphe ve endişe içindeyiz." dediler" [14/9]

Bu ve buna benzer gelişmelerde islam kesimine karşı açılan amansız savaşı ve tahuti güçlerin islam devletlerinin üzerindeki baskı ve hücumları daha fazla hız kazanmıştır. Çünkü islam ülkesi Türkiyemiz'de bi­le dinin üzerinde oynanan vede dindarların dini öz­gürlüklerine karsı getirilen gavn meşru hukukun islemesi, dinin ana rükünlerini yasaklanması müslümanla-rın ne kadar haksızlığa uğratıldığına şahit olmaktayız.

Dinin iktidarla karşı karşıya getirilmesi dinimizin vacibelerini ve ibadetin islam ölçüsünün koymuş oldu­ğu kılık, kıyafet, sekili iman esasları ve hukuktaki yar­gının layiklik karşıtıymış gibi gösterilmesi!

Akılcı düşünce, sapkın düşünce, tartışma, kapışma!

Zorba iktidar! Sabıkalı kavramlar aşina baskılar ve hakkaniyete olan haksızlıklar!

Mazlumun ezilmesi, zorbanın haklı gibi görünmesi.

Peki dünya hayatını nefsi ve hissi sapkın hayata tercih etmek ve yahut zoraki kabul ettirmek imanın esasına zıt düşmezini? Allah'ın koymuş olduğu emir ve yasaklarla çatışmaz mı?

"Allah inananları, dünya hayâtında ve ahirette sağ­lam bir söz üzerinde tutar, zalimleride saptırır. Allah dilediğini yapar. "[9]

 

Müslümanlıkta Taklidi Takvaolurmu?

 

Müslümanlıkta taklidi takva olmaz, müslümanlık-ta tahkiki takva olmalı.

Çünkü taklit takva insana zarar ve kayıptan başka hiçbir fayda sağlamaz. Ama tahkik takva nihayetsiz ebedi bir sadettir. Hem dünyevi hem de ahiri bir rüt­bedir.

Yüce yaradam unutanlar onun emir ve yasaklarına karşı habersiznıiş gibi yaşayanlar dini terimlerini ha­yatlarına karıştırmayanlar günah deryasında olacaklar ve hayat onlara huzur sunmayacaktır.

" Allah doğru olmayı emreder. "[10]

Allah'ın emir ve yasaklarının dışında yaşayanlar fe­ci sonlarla tarihe gömüldüler. Ahir asrın ümmeti de is-lamın habercisi ve Kur'an'ın elçisi Hz. Muhanımed'e de tabi olanlar da ilahi nur iman ile şereflendiler.

Allah onları sever, onlarda Allah'ı severler. (5/54)

Bu ifadeyi celilede de ziklredildiği şekilde, insan yeterki doğruyu istesin. Allah (c.c) iyiyi ve hayırı isteyene hayır verir ve onu rızasına da dahil eder. Yeterki kul doğru yolda olmayı seçsin.

"Onlara elbette yollarımızı gösteririz.! (29769)

Bizler nefes alıp verdiğimiz sürece Allah'a hem sı­ğınacağız hemde ondan sakınacağız. Adap ve itiat içe­risinde peygamberimiz Hz. Muhammed'in yolun da hayat sürmeliyiz.

"Gözünüzü açıp kendinize gelin halis din yahliz Allah'ındır. (39/3)

"Allah sizi kendisinden sakınmaya çağırır. " (3/28)

İnsan ve insanlığın hürmet edip onu korumak uğ­runa hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan müslümanlar Hz. Muhamnıedin bize bıraktığı kutsal emanet, yüce Kur'anın beyanını neşretmeye çalışırken diğer yanda da sapkın zihniyetlerin acımasız hücumuyla karşı kar­şıya kalmıştır. Halbuki Alemlere rahmet olarak gönde­rilen ahir zaman asrın son peygamberi Hz. Muham-med (s.a.v) toplumlar arasında hiç bir zaman, renk ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığı İslama hayra ve adale­te davet etmiştir.

"Öğüt ver, Öğüt müminlere fayda verir."[11] "Ey dili ile ikrar edipte kalbine iman girmeyenler!'1

"Ey insanlar! Ben size sımsıkı sarıldığınız müddet­çe sapıtmayacağınız bir §ey bıraktım. Oda Allah 'm ki­tabıdır. (Kuran-ı Kerimedir.) onunla amel ediniz."

"Bu sökerimi, burada bulunan ve bulunamayanı­nıza ulaşürsm. Benden sonra peygamber gelmeyecek­tir. Sizden sonra da ümmet gelmeyecektir. Dedi ve daha sonra ellerini kaldırarak şöyle buyurdu.

(Allah 'a inandık, bize indirilene de inandık..." de­yiniz.[12]

Hiç şüphesiz, insanı her vahşi canlı mahlukattan ayıran insani değerler ve dini inançtır. Çünkü din ve inanç sayesinde insan, yaşantısıyla davranış biçimiyle haysiyet ve şeref ölçüsünde yaşayış biçimiyle ancak gü­zel sureti kazanmıştır.

Medeniyetin zirvesine ulaşan islam alemini birbi­rine bağlayan yegane bağ inançtır. İşte böylece islam toplumların münasebetinde ki o asil müşterek bağ Kur'an ve Allah'ın elçisi ve güzel ahlakın emsalsiz ör­neği peygamberimizdir.

Allah buyuruyorki "1- Elif, Lam Ra, Bu öyle bir kitaptırki, insanları Rabbinin izniyle karanlıklardan ay­dınlığa ve güçlü, hamda Iayik olan Allahm yoluna çı­karman için onu sana indirdik.

"Onunla insanları karanlıktan aydınlığa çıkarsın diye Allah'a giden yolun rehberi ve hakikatin belge ve suretini taşıyan bir ummandır. Kur-an islam karşıtı olan zihniyetler kurduğu tuzakların ve karartıların hiç­bir emniyetinin olmadığım islamın günbe gün artması kanıtlanmıştırki, kurnazca tuzaklara tökezleyip, kendi­leri düşmüşlerdir. Çünkü Allah'a İman, hayatı aydınla­tan bir nurdur. Bunun içinde müslümanlar ne putlara nede sapkın zihniyetli' diktatörlere kanıp boyun eyme-cektir. Çünkü Mümin güçlüdür ve müslümamn gücü­de iman gücüdür."

"(Bu Kur'an) Rahman ve Rahim katından indiril­miştir. (41/2)

"Bilecek (ve anlayacak kabiliyette ) bir toplum için hem müjde verici ve uyarıcı hemde Arapça bir Kur'an olarak ayetleri açıklanmış bir kitaptır.

 (Fakat) yinede onların çoğu (Kur'an'dan) yüz çe­virmiştir; onlar (hakikati) işitmezler." (41,3-4)

"Biz sana (bu) kitab'ı her şey için bir açıklama, bir doğru yol rehberi, bir rahmet ve müslumanlara bir müjde olarak indirdik. "(16,89)

"Allah dileseydi sizin (hepinizi) bir tek ümmet ya­pardı. Fakat o, dilediğini (niyet ve amelleri gereği ola­rak) sapıklıkta bırakır, dilediği kimseyide doğru yola iletir ve sizyaptıklarmız (günahlardan) mutlaka sorgu­lanacaksınız. " (16,93)

Bu koca kainatta hayat sahnesinde vücut bulanlar, Allah'ın kullarına lütfettiği bu inayet ve üzerlerine saç­tığı rahmet ve nimetlere karşılık Allah'ı bilmek, şirk ve küfürden uzaklaşmak zorundadır. Fakat sapkın cemi­yetler Allah'ın istemediği esaslardan başka temellere dayandırarak bu ilahi esasların dışında insanları yaşa­maya zorlayarak sapkınlık vebasını zoraki bulaştırma gay­reti içerisine girmişlerdir. Ama Bilmezlerki, Allah onlara iddia ettikleri sapkın idda ve kazanmak istedikleri sap­kınlığa fırsat vermez. Er veya geç Afet ve helak ile onla­rı da cezalandıracaktır. Çünkü dinin sahibi Allah'tır.

Geçmiş asırları incelediğimiz zaman tarihin Örnek toplumu olarak hemen islamı görürüz, "iyi bilinki, ha­lis din, yanlız Allah'mdır.”[13]

"BizbuKuran-ı vahyetmeklekıssaların (geçmişmil­letlere ait haberlerin) en güzelini sana anlatacağız, halbu­ki sen, ondan (bunları) bilmeyenlerden içlin. "(12/3)

"Bir Kur'an olsaydı ki onunla dağlar yürü tülse ve ya onunla yer yarılıp sular fışkırsa ve onunla ölüler konuşturulsaydı. (iman etmeyen yine iman etmezdi.) Ama (Kur'an bunlar için inmemiştir.) Bütün işler Al­lah'a aittir, iman edenler, (kafirler hakkında) daha bîl-medilermi ki, eğer Allah isteseydi, bütün insanları doğru yola iletirdi. (Allah'ın emirlerinden yüz çevirip) küfüre sapanlara gelince, ya yaptıkları işler yüzünden onlara şidettli bir felaket gelip duracak veya Allah 'm (tayin ettiği) va 'digelinceye kadar (o felaket), yurtları­nın, evlerinin yakınma inip duracaktır, şüphesizki, Al­lah vadinden dönmez. "(13/31)

İşte bu celileyi kerimelerden de anlıyoruz ki Al­lah'ın dinine, dinin elçisi peygamberine ve de yüce ki­tap Kur'an'm hükümlerine karşı cephe alan küfür ve şirkin efendileri her ne kadar Allah'ın dinine saldırı planları  düzenleselerde  yüce  yaradanm galibiyetiyle mahf olacaklardır.

"O kulları üzerinde mutlaka galiptir. Size (bütün amellerinizi yazıp gözetmeye) bekçi (melekler) gönde­rir. Nihayet birbirinize ölüm gelince elçilerimiz (vazi­felerinde) kusur etmeksizin onun canını alır. "(6-61)

Allah'ın kitabı yüce Kur'an bizlere geçmiş kavimle­ri belgelemektedir. Çünkü islamı öncesinde yaşayan kavimlerede yüce yaradan onlarada uyarıcı elçi gönder­mişti. Onlarda peygamber ve getirmiş oldukları dinleri yalanlamış ve isyan etmişlerdi. Allah'ın hakimiyetini ka­bul etmemiş ve inatları iman etmelerine enpcl olmuştu.

"O (Kur'an), gerçek olduğu halde, kavmin onu ya­lanladı. De ki: "Ben, sizin üzerinize (bir uyarıcıyım, azaptan kurtaracak) vekil değilim. (6/66)

"Kuranda ki haberin, kararlaşmış, gerçekleşecek bir zamanı vardır. Artık yakında Öğreneceksiniz." (6/67)

Bu ayeti kerimelerden de anlıyoruz ki Allah kulu­nu başıboş yaratmamıştır. Doğruyu ve cezayı işaret eden ayetlere ve peygamber vasıtasıyla tüm insan top­luluğunu uyarmaktadır. Fakat Allah'ı ve peygamberlerin emirlerini bırakıp sapkınlık ve taşkınlığa düşenler, için.

"Allah'a kar§ı bir yalan uyduran ve ya o 'nun ayet­lerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Muhakkak ki, zalimler muratlarına ermezler. (6,21)

Allah'a hesap vereceğine inanmayan akıl fakirleri hayatı yanlız bundan ibaret sayanlar. Ölüm onları an­sızın yakaladığı zaman onlar ancak içinde bulundukla­rı gafletten uyanırlar. Ve eyvah demeyle birlikte ecele teslim olur. ikinci bir hayat kabirde eyvanlar devam eder. Ve kıyametin kopuşunda da dehşetler içerisinde yine can bulurlar, işte o, zaman

"Artık onların "(sen) Rabbimiz Allah 'a yemin ede-rizki, biz ortak koşanlardan değildik" demelerinden başka çareleri kalmadı."

"Bak kendilerine karşı nasıl yalan söylediler/ (Al­lah 'a karşılık) uydurmuş oldukları şeylerde kendilerin­den ayrılıp kayboldu. "(6/24)

"Onlardan seni Kur'an okurken kasıtlı dinleyenler vardır. "(6/25)

"İslam dininin sureti ve belgelerini taşıyan Kur'anı azimüşşan islam dinine zıt ne kadar görüş ve eleştiri varsa onların hepsine cevaplar vermiştir. Allah'ı bil­mek, birlemek insanında kendisini tanımlaması de­mektir. Çünkü Allah'ı bilmek ve birlemek sapkınlığa, şeytan ve serlere karşı bir korunmadır.

Bilinmelidir ki, ancak ve ancak inançla iman olu­şur. Çünkü iman Allah ile kul arasındaki temel bir un­surdur. İnançsız imanın olmadığı gibi imansız hayatta ziyan ve bedbathlıktan başka bir mana ifade etmez. Ama ne acıdır ki, her asrm deccali bir yaşantısı vardı. Bunuda yüce kitabımız Kur'an biz ahir asrma beyan etmiştir. Fakat içinde yaşadığımız bu asırda metarya-list, masonizm yaygın ve faal olduğu bu zamanda da Dünya ve madde hayatına yönelik taşkınlıklara şahit olmaktayız. Bunun içinde emr-i ilahiye ve rızayı ilahi-ye'ye itaat edenlere karşı hücum ve saldırı her asırda olduğu gibi bu asırda'da iman edenlerle, inat edenle­rin kavgası sürüp gitmektedir. Halbuki, iman edenle­rin tek isteği rızayı haktır. İşte bu sırrı anlamayanlara karşı yüce yaradan buyuruyorki;

"(Onlara da) Hatırlatılan (ikaz ve öğütleri) unutu­lunca, onlara her şeyin (her imkanın) kapılarını açtık.

Nihayet her şeyin kendilerine verilen (bol) şeylerle şı-inarıp günaha daldıkları sırada, ansızın onları yakalıyı verdik'de birden bire ümitsiz kahverdiler. ''(6/44)

"Rabbilcrinin huzuruna toplanacaklardan korkan­ları onunla (Kur'an'la) uyar. Çünkü onlar için Al­lah 'tan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur.

Olaki Allah'ın emrine uygun yaşarlar günahlardan korunurlar. "(6/51)

Ebu Musa (r.a) anlatıyor: peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "cchennemdekiler ve Allah'ın dilediği müslü-manlar cehennemde toplanınca, kafirler müslümanlara;

—"Sizler müsülüman deoilmivdiniz?ı'derler. Onlar;

—"Müslümandık!" Diye cevap verirler.  Kafirler;

—"Peki islam size fayda vermedidemi burada bi-zîm yanımizdasmız?" diye sorarlar. Müslümanlar;

—"Bir takım günahlarımız vardı. Bu sebeple ce­henneme atıldık." Diye cevap verirler.

Allah onların bu konuşmalarını işitir ve cehen­nemdeki müslümanların çıkarılmasını emreder. Onlar cehennemden çıkarılırlar. Kafirler bunu görünce;

—"Keşke bizde müslüman olsaydık da onlar, gibi bizde buradan çıksaydık! derler. Ebu Musa devamlı peygamber (s.a.v.) 'in şu ayetleri okuduğunu rivayet eder.

"Kovulmuş şeytandan Allah 'a sığınırım: Elif Lam Raf Bunlar kitabın ve apaçık Kur'an ayetleridir. İnkar edenler müslüman olmayı o gün ne kadar arzu eder­lerdi."[14]

'"Onlar, hem (insanları) Kur'andan men ederler hem 'de kendileri ondan uzak dururlar! Böylece ancak kendilerini mahvederler de hala düşünmezler. (6/26)

RASULULLAH (s.a.v.)'ın Medine'deki ilk hitabe­si: Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avi(r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.v.)

Medinedeki ilk hitabesini yaparken ayağa kalktı, Allah'a hamd etti ve onu şanına layık sözlerle övdük­ten sonra şöyle buyurdu. "Ey insanlar! kendinize ahi-ret için bir şeyler hazırlayın. Kesin olarak biliyorsunuz ki, Allah sizden birinin ruhunu alır, koyunlarını ço-bansız bırakır. Daha sonra'da ona, hiçbir tercümana ve aracıya muhtaç bırakmadan

"Sana benim elçim gelip emirlerimi tebliğ etmedi-mi? Sana servet vermedimi? Hemde bol bol vermedimi? Ahiret için kendine ne hazırladın?" der. Bunun üzerine o sağma, soluna bakar hiç bir şey göremez. Kim kendisini, yanm hurma ile de olsa cehennemden kur-tannaya muktedirse kurtarsın. Onuda bulamazsa tath dilli olsun. Çünkü bunlarla yapılan iyilik/ere on mislin--den yediyiiz misline kadar mükafat verilir.[15]

(EyMulıammed,) işte bu sana. okuduğumuz (olay ve hü­kümler), ayetlerden ve hikmetdolu Kur'an'dandir. " (3,58)

"Ey ehl-i kitap, siz (gerçeği) gördüğünüz halde ni­çin Allah 'm ayetlerini inkar ediyorsunuz? "(3/70)

Peygamberler ve onlara tabi olanlar yeryüzündeki toplulukları daima İslaha çalıştılar ve bir yığın inanma­yan kafir ve müşrikleri din ve iman mücadelesi içinde çarpışıp islam dininin temelini dünyanın dört bir ya­nma yaymayı başardılar. Aslında onlarda eksik olan inanç ve imanın eksikliği değildi. Sadece onlar inatçı ve zındık mütekebbirlerdi. Çünkü onların karşılarına ne kadar ispat ve delillerle çıkıldrysa da onlar vinede inat ettiler.

"Şüphe yokki Rabbin onları toplayacaktır. Ger­çekten O, Hakimdir, Alimdir. "[16]

Hiç kimse Allah'ın kahredici gücünü ve hükümdar­lığım göz ardı etmesin ve böyle bozuk bir şuurun içinde olan kimseler de kurtuluş hasıl olmaz. Yüce yaradan bu­yuruyor ki, "-Bugün artık o (küfre sapan/inkar) edene burada, hiçbir yakın' (akraba ve dost yoktur. "(69/35)

Allah'ın dini hurafelerlen meydana gelen yalancı bir din değildir. Allahm dini ve kitabını yalanlayıp sap­tırmaya çalışan toplumlar, dine ve Kuran'a karşı çıktık­ları gibi dine sahip çıkanlarada karşı çıkarak onlan din­den men etmeve çalışmıştır. İşte bu garazi ve şeytanî dürtülerin  tesirinde  olanların   akıbetlerinin   hakkın-dan'da yüce yaradan kelamı (Kur'anda buyuruyorki)

— Artık gördüklerinize ve görmediklerinize ye­min ederim ki, (69,3'8,39)

"Şüphesiz o (Kur 'an) elbe tte çok şerefli bir elçinin (Allah 'tan getirdiği) sözdür. "(69,41)

"Doğrusu biz içinizde (bunu) yalanlayanlar oldu­ğunu elbette biliyoruz."

"Muhakkak ki o (Kur'an) inkarcılara elbet bir has­ret bir iç yarası (doğuracak)tır. (69,49,50)

"Doğrusu onlar, onu uzak görürler." "Biz ise, onu yakın görüyoruz." "O gün gök, erimiş maden gibi olacak," "(Yerlerinden atılan) dağlar, renkli yün gibi olacak hiçbir yakım (akraba ve dost birbirinin, halini sorma­yacak. "(70,6-7-8-9-10)

"Burada zikredilen ayeti kelimelerdeki yüce yara-danm zikrettiği,  "Bu gün artık o (küfre sapan, inkar edene burada, ki bahsi kıyametin kopuşuyla bağlaya­cak olan hesap günüdür. Ama Allah 'm vahtaniyetine inanan ve iman edenler içinde, müjdeieyici ayetlerlen inanan kullarmada "Gerçek inananlar, ancak o kimse-lerdirki, Allah m adı anıldığı zaman, (bu) onlann iman (nurlarını) artırır (kuvvedendirir) ve her i§inde ancak Rabh 'lerine güvenirler. "(S, 2)

"Ey adem oğullan, içinizden size ayetlerimi anlatan bir peygamber gelince, kim Allah'm emrine uyar, kar§ı da ıramalardan sakınır ve kendini düzeltirse, onlara hiç bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. " (7,35)

İnandım iman ettim demek yetermi sadece?

İnandım iman ettim demekle müslüman olunur. Fakat islamda müslüman olması gerektiği gibi olmalı­dır. Çünkü müslüman şahsiyetini ancak itikat, iteat, takva ve ibatle bütünleştiği zaman şuurlu bir şahsiyet ortaya çıkar. Çünkü din ahlakın anlayış ve hukukunda ana merkezidir. Dinin olmadığı yerde ahlak, sağlıklı davranış biçimi ve adalet olmaz. Ama bir kısım insan­ların fıtratında en iyi, daha iyi, daha güzeli için en gü­zeli çok daha çok çalışıp dururlar hiç ölmeyecekmiş gibi. İşte bunlarda inanmış ve iman edenlerden, Al­lah'ın hesabından ve gazabından habersizlermiş gibi hayat sürerler ve her şeyi bildikleri halde, bilmezmiş gibi hayat yaşarlar. "Duymadık, görmedik mazeretini kendilerini kurtaracak zanederler."

"Bilmiyordum" dedikleri hakikat ve gerçekleri göz ardı ederkende onlar bütün gayretini dünya menfati için sarfederek Ahiretlerini de heba ederler. Bunun içinde çoğu insanlar, Allah'a inanır ve Onu inkar et­mezler. Fakat islamı da eksik yaşarlar.

"O (akıllarını puth§tırıp bencilyasayan)lar, haya­tımız bu dünyadakinden ibarettir. Biz bir daha dirile­cek değiliz." derler. (6, 29)

"O (küfre sapanlar, ahirete karşılık dünya hayatını severler, (insanları) Allah nı yolundan ahkoyarlar ve onu eğri (ilerlemeye engel tutucu) göstermek isterler. l§te onlar (haktan) uzak bir sapkınlık içindendir. "(14,3)

Seddad bin Evs'dan (r.a) rivayet etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştu.

"Aziz ve celil olan Allah 'm benimle gönderdiği bi­dayet ve ilim yağmura benzer bu yağmur bir toprağa dü§erki, onun bir kısmı güzeldir. Suyu kabul eder. ot ve birçokçe§it de çimen yetişir. Bir kısımda çoraktır. Suyu muhafaza eder,üzerinde tutar. Allah onunla da insanlara fayda verir.  Ondan hem kendileri içerler, hemde hayvanlarını sularlar ve otlatırlar. Yine o yağ­mur, öyle bir yere düserh' bu toprak düz ve kaypaktır; ne suyu üstünde tutar nede ot bitirir. Allah 'uı dinini tam anlayıp'da benimle gönderdiği hidayeti kabul et­meyen kimse işte böyledir.[17]

"Onlar ateşin kargısında durdurulunca "keşke biz (dünyaya) geri döndürülsek, Rabbimizin ayetlerini ya­lanlamaz ve inananlardan oluruz. " dediklerini birgörsen;"(6,27)

Kur'an insanları uyardığı gibi aynı zamanda'da Al­lah'ın bizlere sunduğu bir ilim hazinesidir. Çünkü is-lamın ortaya koyduğu bütün emir ve nehivelerden ön­ce, islamııı elçisi Hz. Muhammecl (s.a.v) ilk emir "oku" demesiyle birlikte batılın kılıcı olan Kur'an'in fazileti ve ilmi ile şereflenmiştir alem.

Küleyb b. Ziyad anlatıyor: Ali b. Ebu Talip elimden tutarak beni çöle doğru götürdü. Çölde bir yerde otur­duk. Biraz dinlendikten sonra bana şunları söyledi:

"-Küleyb b. Ziyad! kalpler birer kaptır. En iyi kap'da içimdekini dışarıya sızdırmayandır. Sana söyle­yeceklerimi İyi dinle; insanlar üç gruptur:

Birinci grup kudretli alimlerdir, ikinci grup İlim öğrenerek kurtuluş yoluna gidenlerdir. Üçüncü grup ise kör kütük cahil kalabalıklardır. Bunlar rüzgar nere­den eserse oraya dönerler. İlim nuruyla aydınlanmış kimselerdir.

İlim seni korur, malı ise sen korursun. İlim amel edildikçe artar. Mal ise harcandıkça eksilir. Alimi sevmek herkesin boynunun borcudur. İlim alime hayatın­da itibar kazandırır, ölümünden sonra da anılmasına ve­sile olur. Malın sağladığı itibar malla birlikte kaybolur. Nice zenginler vardırki hayatta iken ölürler. Alim­ler ise dünya durdukça hayattadırlar. Kendileri göçüp gitseler bile, eserleri ve isimleri gönüllerde yaşar. Ah! Ah! Eliyle göğsünü işaret ederek - şuradaki ilmi kendi» lerine nakledebileceğim layık kimseleri bulabilsem. Bulmasına buldum ama emin kimseler değil. Onlar di­ni anlamaları için kendilerine verilen ilmi dünya men­faatine kullanıyor. Allah'ın hücettlerini, kitabın aleyhi­ne, nimetlerini de kullarının aleyhine kullanıyorlar.

Bazıları da ehl-i hakkın tavsiyelerine uymuyorlar. Hak ve hakikatin nasıl dirilteceğimde bilmiyorlar. Daha başlar başlamaz şüpheye düşüyorlar. Bu iki gruptada hayır yok, bir kısmı da yuları arzu ve iştahla­rının eline teslim ediyor. Diğer bir kısmı da mal top­layıp biriktirmeye düşkün.

Bunlar din davetçileri olamazlar. Merada otlayan hayvanara çok benzerler. Böylece alimlerin Ölümüyle ilimde Ölür. Allah'ım böyle olmasın. Varlığını ispat eden delillerin apaçık ayetlerin boş şeyler olduğu iddia edilmemesi için yeryüzü alimsiz kalmasın. Bunların sayılan çok azdır. Ama Allah katındaki değerleri çok bü­yüktür. Allah dini bunlara müdafa ettirir. Bunlarda kendilerindeki emaneti layık olanlara devrederler. Bu şuuru onların gönüllerine yerleştirirler. Dünya zevk ve sefasına dalanlaların böbürlendikleri yerlerde onlar mülayim davranırlar. Cahillerin İltifat etmedikleri il­mi, dost kabul ederler. İlmin verdiği aşkla bedenleriy­le dünyada yaşarlar. Ruhları mana alemindedir. İşte yeryüzünde Allalun Halifeleri ve islamm davetçileri bunlardır, Ahh! Keşke böylelerini görebilsem! kendim ve senin için Allah'dan mağrifet dilerim. İstersen

Said b. Abdurrahman El cemhi'den nakloJunu-nurki, peygamberimiz Hz. Muhammed,  (s.a.v) Avf

yurdundaki ilk Cuma hutbesinde §öyle buyurmuştu.[18]

Hamd Allah'a mahsustur. Ona hamdeder ondan yardım isterim, onu inkar etmem. Onu inkar edene düş­man ölürüm. Her bakımdan tek ortağı olmayan Al­lah'dan başka ilah olmadığına Muhammed'in Allah'ın ku-lu ve Rasulü olduğuna şahadet ederim. Allah Rasulü'nü elçilerinin arkasının kesildiği, ilmin azlığı, insanları dela­lete düştüğü aradan uzun zaman geçtiği kıyametin ve ecelin yaklaştığı bir zamanda hidayete nurla ve Öğütle gonde-rilmiştir. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse doğru yo­la girmiş olur. Kimde Allah'a ve Rasulüne asi olursa azmış kusur işlemiş ve doğru yoldan tamamen sapmış olur. si­ze, Allah'a isyandan kaçınmanızı tavsiye ederim. Müslü-manın müslümana yapacağı en hayırlı tavsiye, birbirlerini ahiret için hazırlamaya teşvik etmeleri ve birbirlerine, Al­lah'a karşı asi olmaktan sakınmayı emretmeleridir.

Allah'ın haram kıldığı şeylere yaklaşmayın. Bu söyle­diklerimden daha güzel bir nasihat ve öğüt yoktur. Rab-Ierinden korkarak ve sakınarak bunları yerine getirenle­rin takvası ahiretteki arzularına ulaşmak ta en iyi yardım­cıdır. Kim Allah'la arasında olan hususlarda gizli ve açık dürüst hareket ederse ve bunu sadece Allah rızasını gö­zeterek yaparsa, bu onun için dünyada bîr şeref ve ölümden sonra en çok muhtaç olacağı bir azıktır.

Böyle yapmayanlar, ahirette amellerini görmek bi­le istemeyeceklerdir. Allah sizi kendisine asi olmaktan sakındırır. Allah kullarına karşı çok merhametlidir. Sözünde Sadık olan vaadini yerine getiren Allah hiç bir sözünden ve vaadinden dönmez" diye buyurmaktadır.

"Böylelerine, Allah 'tan kork denildi mi, kibir ve gururlan kabanr,   Onlan günah işlemeye sürükler.

Bö'ylelerinin haldanndan cehennem gelir. Cehennem ne kötü bir yerdir! Yine öyle insanlar vanhrki, Allah rı­zası için kendilerini feda ederler. Allah da böyle kulla­rına karşı çok merhametlidir." (285)

"Ey iman edenler, Allah'ın ve Rasulü'nün huzurun­da (sözde ve işte) öne geçmeyin. Allah'a saygılı olun, emirlerine uygun yaşayın; Çünkü Allah herşeyi hakkıyla işitendir, bilendir." Ayeti kerimesinde ilahi hitap tüm insanlaradır. Çünkü yüce yaratan her ümmete bir ha­berci peygamberi göndermişti.

"Bu Kur'an Allah 'tan (indirilmiş olup) başkası ta­rafından uydurulmuş değildir. Fakat o, Önceki (ilahi kitapların da (aslını) tastık eder ve (levh-İ mahfuzda yazılmış) kitabı açıklar. Onda asla şüphe yoktur, alem­lerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (10,37)

''Yoksa: "onu (peygamber kendimi uydurdu" di­yorlar? De ki "Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, hay­di onun benzeri bir sure getirin ve Allalıtaıı başka gü­cünüzün yettiği kimseleri de yardımınıza) çağı-nn."(W,38)

"Hayır (o inkarcılar) ilmini kalamadıkları ve hakikatı, yorum kendilerine gelmemiş olan §eyiyalanla­dılar. Onlardan öncekiler de böylece (peygamberleri­ni) yalanlamalardı, işte bak zalimlerin sonu nice oldu?

(10,39)

Alemin içindeki her cisim Allah'ın kudretini yüce ligini eşsiz oluşunu ortaya koyar. Çünkü Kur'an daki her ayet her canlının ve her cismin izahını, doğruluğu­nu ortaya koymuştur. Bunun içinde islam ve Kur'an münakaşa götürmeyecek kadar net ve açıktır.

"Gece ile gündüzün değişmesinde, Allah 'm gökten bir rızık (sebebi) indirip, onunla, ölümünden sonra yere can vermesinde, akıl erip anlayan bir ka\im İçin nice işaret (ve ibret)ler \rardır. "

"Bunlar, hakkıyla okuyup anlattığımız Allah'ın ayetleri (delilleredir. Artık onlar, Allah 'm (kelamı ve delili olan) ayetlerimden sonra, hangi söze inanırlar/"(45,5-6)

 

Hz. Peygamber (Sav.) İslâmı Anlatmaya Her Müşkülâta Karşın Devam Ediyordu Ve Şöyle Hitapta Bulunmuştu

 

Gizli, aşikar, dünya ve ahirete ait işlerde Allah'a muhalefetten sakınınız. Kim Allah'a muhalefetten sa­kınırsa Allah onun hatalarını af eder ve ona büyük mü­kafatlar verir. Allah'a isyandan sakınan büyük bir ka­zanç sağlamış olur.

Takva kişiye Allah'm gazabından cezasından ve ho-şuntusuzluğundan korur. Takva yüzleri ağartır. Allah'ı razı eder ve kişinin derecesini yükseltir. Fırsatı kaçır­mayın ve Allah'a karşı vazifelerinizi İhmal etmeyiniz.

Allah size kitabını (Kur'anı) öğretti, inananları ve inkar edenleri tespit için doğru yolu gösterdi. Allah'm size ihsanda bulunduğu gibi sizde iyilik yapın, düş­manlarına düşman olun, Allah yolunda hakkı ile cihad edin. Allah insanlar arasından sizi seçti ve size müslü-man ismini verdi. Artık bundan sonra mahvolan hak­siz yere mahvolmamış, bahtiyar olanda sebepsiz yere bahtiyar olmamış olur. Allah'ın yardımı olmadan hiç bir şey yapılmaz. Öyleyse Allah'ı çok zikrediniz, gele­cek için çalışınız.

Allah'la münasebetlerinde dikkatli olan kimseleri, Allah diğer insanlarla olan münasebetlerinde korur. Bu Allah'ın insanlar hakkında dilediği hükmü verebil­mesi ve insanların ise Allah'ın hükmüne bir müdaha­lede bulunmamaları sebebiyledir, Allah insanlar üze­rinde dilediği gibi hükümrandır. İnsanlar Allah'ın işİ-ne karışamazlar. Allah büyüktür ve yüce olan Allah'ın yardımı olmadan hiç bir kuvvet işe yaramaz.

"Kimi salih bir amel (sevaph bir iş) işlerse kendi (fayda) smadır. Kim de kötülük ederse, kendi aleyhi­nedir. Nihayet (hepiniz) ancak Rabbinize döndürüle­ceksiniz." (45,15)

Urve b. Zübeyr anlatıyor;

— Ebu Talib'in vefatım fırsat bilip Rasulullah'a yapılan eziyetler daha da şiddetlenmişti. Bunun üzeri­ne Rasulallah Taife gitti. Kendisine yardım edecekle­rini ve himaye edeceklerini umuyordu. Abd-u Yaleyl b. Amr, Hubeyb b. Amr ve Mes'ud Amr adındaki sa-kifin ileri gelenlerinden üç kardeşi bularak, onlara kendini takdim etti. Onlardan birisi;

"-Allah'a yemin ederim! Bundan sonra hiçbir za­man hakkında konuşmayacağım. Eğer sen peygamber-sen, çok şerefli ve itibarlı sayılırsın, seninle konuşsam veya konuşmasam ne fark eder? dedi. Öteki de;

"Allah senden başka peygamber gönderecek kim­se bulamadımı?" diye alay etti. Daha sonra, Peygam­berin kendilerine söylediklerini sakif kabilesine yaydı­lar. Halk toplanarak Rasulullah'la alay etmeye, onun geçeceği yolun iki tarafına saflar halinde oturarak elle­rine aldıkları taşları adım başı onun üzerine yağdırma­ya başladılar. Bu şekilde onu alaya alıyorlar, onunla eğ­leniyorlardı. Rasulallah, ayaklarından kanlar akarak onların arasından kurtulunca bağlardan birine, gitti. Bağ kütüklerinden birinin gölgesine gelerek acı ve ız-dırap içinde kütüğün dibine oturdu. Ayaklarından kanlar akıyordu. Rebia'nm oğulları Utbe ile Şeybe de bağda idiler. Rasulullah onlan görünce Allah'a ve Ra-sulü'ne düşmanlıklarım bildiğinden yanlarına gitmek istemedi. Onlar Ninova ahalisinden bir Hıristiyan olan köleleri Addas'ı bir kaç salkım üzümle Rasulullaha gönderdiler. Addas, Rasulullah'ın yanma geldi ve üzümleri onun önüne koydu.

Rasulullah;

"Bismillah" diyerek yemeye bağlayınca, Addas hayret etti. Rasulullah, ona;

"Nerelisin Addas?" Diye sordu. Addas; "Ninova-hyim."dedi.

Rasulullah;

"Salih İnsan Yunus b. Metta'nın şehrinden mi?" dedi.

Addas, hayretle;

— "Yunus b. Mettayı nereden tanıyorsun.?"de-yİnce Rasulullah ona Yunus b. Metta hakkında bildik­lerini anlattı. Rasulullah (s.a.v) hiç kimseyi küçülse-nıez, herkese Allah'ın dinini tebliğ ederdi. Addas:

"Ya Rasulullah! bana Yunus b. Metta'dan bah­set! "diye yalvardı. Rasulullah kendisine Yunus b. Met­ta hakkında vahiyle bildirilmiş olan şeyleri anlatınca Addas, Rasulullah"ın ayaklarına kapandı ve onun kan­lar içindeki ayaklarını Öpmeye başladı. Utbe ile karde­şi Şeybe, kölelerinin yaptığını görünce dikkat kesildi­ler. Addas geri dönünce, ona;

— "Nedir bu halin? Muhammed'in ayaklarına ka­panarak Öptün. Halbuki bizim hiç birimize böyle yap­tığını görmedik.'1 dediler. Addas;

— "O, çok iyi bir insandır. Bana, Allah'ın bize göndermiş olduğu Yunus b. Metta adındaki peygamber hak­kında bildiğim şeylerden bahsetti. Ve kendisinin Allah'ın Rasulü olduğunu söyledi." deyince onlar gülüşerek;

— "Senidinden döndürmesin! O hilebazın, alda-tıcınuı biridir."dediler. Bu hadiseden sonra Rasulul­lah (s.a.v) Mekke'ye Döndü.[19]

"Allab'un!sana zayuüığundan^çaresizliğimden, in­sanlarla ba§a çıkamamamdan şikayetçiyim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! sen zayıûann Rabbisin. Sen benimde Rabbimsin. Beni kime bırakıyorsun? Ba­na yüz ekşiten yabancılara mı? Yoksa benim işime kar­şı başıboş bu-aküğuı düşmana mı? Bana senin gazabm-dan başka herşey vız gelir. Senin sıbat ve aByet ver­men, benim için en ferahlatıcı şeydir. Gazabına uğra­maktan, senin karanlıkları aydınlatan dünya ve abiret işlerini düzenleyen zatının nuruna sığınuım, Gaye, se­nin nzandır.   Tehlikelerden korunmak ve başarıya ulaşmak ancak senin kuvvet ve yardnmnladır."[20]

İbni ishak rivayetinde Rebia'nın oğullan Utbe ve Şeybe Peygamberi ve ona yapılanları görünce merhamete geldiler ve Addas adındaki kölelerini çağırarak, ona;

"Bu üzümden bir salkım al, Şu tabağa koy sonra o adama götür yesin!" dediler.

Addas onların söylediklerini yaptı. Üzüm götürüp Rasulullah'm önüne koyduktan sonra; "Buyur." dedi. Rasulullah, Ona; — "Sen hangi memlekettensin Addas? Hangi di­ne mensupsun ?"diye sordu. Addas;

Hıristiyamm. Ben ninovahyım." dedi. Hz. Peygamber;

— Salilı insan Yunus b, Metta'mn köyünden mi?" buyurdu. Addas;

— "Yunus b. Metta'yı nereden tanıyorsun?"diye sordu. Hz. peygamber:

O benim kardeşimdir, peygamberdi. Bende pey­gamberim." diye buyurdu.

Addas Rasulullaha sarılarak başım, ellerini ayakla­rını öpmeye bağladı.

Rebia'nın oğullarından biri, diğerine;

—  "Kölene bak! senin planlarını alt üst etti." di­yordu. Addas geri gelince ona;

—  "Sana yazıklar olsun Addas! Sana ne oldu da o adamın başını ellerini ve ayaklarını Öpüyordun?"dediler.

Addas;

—  "Efendim! Yer yüzünde bu adamdan daha iyi hiç kimse yoktur. Bana ancak bir peygamberin bilece­ği şeylerden bahsetti." dedi. Onlar;

—  "Yazıklar olsun sana Addas! Sakın seni dinin­den döndürmesin! Senin dinin onunkinden daha iyidir."dediler ve onu kınadılar.[21]

Süleyman Et-Teymi Addas'm Rasulullah'a

—  "Senin Allah 'in kulu ve Rasulu olduğuna iman ediyorum." dediğini nakletmiştir.[22]

Hz. Aişe, Ebu Bekir(r.a)in;

"Rasulullah'la beraber mağraya tırmanırken bir görseydin; Rasulullahm ayaklarından kanlar akmaktay­dı. Benim ise sert taşlara dönüşmüştü." Dediğini an­lattıktan sonra, Rasulullah'm yalın ayak gezmeye alışık olmadığını"      ilave etti.

Rasulullah kendisine yapılmakta olan onca eziyete aldırmaksızın, Allahın ona göndermiş olduğu hak din Islami yaymaya devnı ediyordu. Çünkü yüce yaradan ahir asrın ümmeti içerisinde onu seçmiş ve elçi olarak Hz. Muhammedi tayin etmişti ve ona buyurmuştu. "Ey (örtüsüne ) bürünen(Rasul)!" "Kalk, (insanlan)uyar." "Rabbini tekbir et (büyükle)" "Elbiseni (kendini ve seni çevreyeleni) arındır." "Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et," "iyiliği, (karşılığında) daha çoğunu umarak yapma." "Rabbin için (her şeye) katlan." "O sura (ikinci defa )üfrüldüğü zaman," "işte o gün zor bir gündür."

"Kafirlere kolay değildir." 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10 "Tekbâ§ına (hiç bir seysiz, çıplak)yarattığın adamıda ba­na bırak! Hem ona alabildiğine çok mal verdini, hem de (kendisi ile ) hazır bulunan oğullar (verdim), kendisine (bu nimetleri) dö§dikçe dö§edim. (74. sure 11-12-13-14)

İnatçı ve inkarcı hakkında'da Allah buyuruyorki, "onu (o, güç yetirmeyeceği) sakar'a (cehenneme ) sokacağım." "Sen biliyormusun sakar nedir?"

"O, ne geride bir şey bırakır nede (tekrar yakmak­tan) vazgeçer. "(26-27-28/74 sure)

Hz. Enes (r.a) anlatıyor;

Uhud savaşında peygamberin yan dişleri kırılmış ve başı yarılmıştı. O hem yüzündeki kanları siliyor, hemde "-kendilerini Allah'a davet eden peygamberle­rini yaralayan ve onun dişlerini kıran nasıl iflah olur." buyuruyordu.  Bunun üzerine;

"Senin elinde emirden başka birşey yok. Allah ya onların tevbelerini kabul eder, yahut nefislerine zul­mettikleri için onları azaba uğratır.

Ayeti nazil oldu. Her zulme rağmen'de Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın tebliğ ettiği islam dinini açıktan açığa yaymaya devam etmişti.[23]

"Ey insanlar, üzerimizdeki Allah'ın nimetini hatır­layın. Gökten ve yerden size nzık veren Allah'tan baş­ka bir yaratıcı varmı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.

O halde nasıl (olup da imandan) çevriliyor (başka varlıklara tapıyor)sunuz?"(35/3)

"(Rasıılum), seni yalanlıyorlarsa (buna üzülme), muhakkak ki senden önceki peygamberler de yalanlan­dı. Sonunda, bütün isleri Allah'a döndürülecektir.(3S,4)

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu.

"Allah yolunda hiç kimseye, bana yapılan eziyet yapılmamış ve hiç kimse benim kadar bashya mağruz kalmamıştır. Öyle bir otuz gim otuz gece geçirdimki, ne benim nede yanımda bulunan Bilal (r.a)in yiyecek bir şeyimiz vardı. Bilal'ın yanhz omuzlarım örten bir gömleği mevcuttu,[24]

Ukayİ b. Ebi Talib(r.a) anlatıyor; Kureyş'in ileri ge­lenleri Ebu Talib'e gelerek;"Ey Ebu Talib, yeğenin top­lantı yerlerimize ve meclislerimize gelip bize üzücü şey­ler söylüyor. Onundan vazgeçirsen iyi olur." dediler.

Bunun üzerine peygamberimizi (s.a.v.) evindeki odasından çağırdım. Benimle beraber yürüyordu. Fa­kat yorgunluktan doğru dürüst yürüyemediği için, be­nim yardım etmemi istiyordu. Ebu Talib'in yanma va­rınca. Ebu Talip, ona;

— "Yeğenim! sana bağlılığımı biliyorsun. Kavmin geldi, senin kâbelerine ve meclislerine giderek onlan üzen şeyler söylediğini idda ediyorlar. Bu işten vazgeçsen iyi olur.1' dedi. Peygamber, gözlerini semaya kaldırarak;

—  "Allah'a yemin ederim ki, üzerime verilen bu vazifeyi bırakabilmem, herhangi birinizin güneşten bir ateş parçası koparmasından daha zordur."buyurdu.

Bunun üzerine Ebu Talip Kureyşlilere;

— "And olsun, yeğenim hiç bir zaman yalan söy­lememiştir. Aklınızı başınıza alın, dönün-gidin!"

Konuşarak hem onların ümmetlerini kırdı, hemde onlan tehdit etti.[25]

Diğer bir rivayettede Beyhaki; naklediyor;"-Amca! gü­neş sağ elime, ayda sol elime konsa bu işten vaz geçmem, ya Allah, bu dini hakim kılar yahutta canımı veririnı."bu-vurdu. Ve sanra gözyaşlarını tutamayarak ağladı. Dönüp gitmek üzere iken Rasulullah'ın bu halini gören amcası ona:

— "Yeğenim benimf'dedi. Ona satılarak işine devam et Neyi istersen onu yap. AHah'ayemin ederimki, hiçbir

şeyden dolayı kimseye teslim etmiyeceğim." dedi.[26]

"Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise, zengindir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur) ve övülmeye Jayık ancak O'dur. "(35/15)

"Biz ona (peygamber'e ) şiir Öğretmedik, (bu) ona yakışmazda onun getirdiği bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dan başkası değildir."(36/69)

'Bu da kalbi ve ruhu diri olan kimselere uyan ve kafirlere, inkar edenlere (Allah'ın azap)sözünün hak olması içindir. "(36/70)

Yüce yaradan Rasulüne bir şeriat dini göndermiş­tir. O, yüce peygambere tabî olan ümmet ise o hak Din şeriatı canları pahasına yaymış ve en ulvi bir şekil­de temsil etmişlerdi.  Peygamberimiz Hz.  Muham-med (s.a.v.) birlikte Allah'ın dini Islanıı tüm aleme yaydılar. İslam dini mücadeleyle, acıyla ve binbir ezi­yetler içerisinde doğan bir güneş gibi yayılmış batılın ve karanlık alemine ışık tutmuştur.

Yüce yaradan is/anım elçisine   buyıırduki,  "(Re­sulüm) o halde sen güzel bir sabırla katlan " (70/5)

Kıyamet günü Allah o inkarcı zalimlere diyecek ki,

"(Ey insanlar) size (emirleri tebliğ eden ve kıya­met giinü de) üzerinize şahit olan bir peygamber gön­derdik. Nitekim liravun'a da bir peygamber gönder-miğtik. (73,15)

Firavun ise o Rasuîe karsı geldi. (Allah yerine kendi emirlerini geçerli kıldı.) Biz de onu en ağır bir yakalayışla yakalayıp alıverdik. "(73/16)

 

İslamın Hızla Büyümesi

 

İşlarnın doğusuyla birlikte İman edenlerin kalpleri nübüvvet iksiriyle dolu olan Ashabın Allah ve Elçisi yü­ce peygamberi İçin göze alamayacakları fedakarlık yo­ktu. Onlar her meşakkate karşı mütehammil gösterir. Ve İslamın ancak fedakarlıklarla yayılacağını biliyorlar­dı. Ve bu şuurunda onlara getirdiği zafer ve islamın her geçen gün büyümesi tüm aleme yayılması onlar için en büyük kazançtı. Bunun içinde onlar her şeyden feragat ediyorlardı.

"Müminlerin öyle yeğtderi vardıki, onlar Allah 'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları sehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağı­nı yerine getirirdi. Kimisi de sehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler. "(33/23)

-"Onlar benim yolumda eziyete uğradılar, §ava§tılar ve sehid oldular. "(3,195)

Ey Rahhimiz, biz; Rabb 'inize inanın diye çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Ey Rabbimiz, bize peygamber vasıtasıyla vadettiğin (sevabı)ver, bizi kıyamet günüde rezil etme elbette sen asla sözünden dönmezsin, "(3/193 -194)

"Nihayet Rableri (onların dualarını kabul ettiğine dairjerkek ve kadın (hayır için) çalışan hiçbir kimse-nin amelini boşa çıkarmayacağım, sizler, hep birbiri-nizdensiniz. işte (dini için) hicret edenler, yurdann-dan çıkanlar, benim yolumda eziyete uğrayanlar, sava­şanlar ve öldürülenler vaiya, mudaka onların günahla­rını Örteceğim ve and olstınki, onları altından ırmaklar akan cennedere koyacağım. Bu mükafat Allah tarafın-dadır. Mükafatın (en)güzeîide (elbette) Allah katmda-dır. (3/195)

 

Hz. Muhammedin Harp Sonrası Medi-Neye Dönüşü

 

Peygamberimiz (s.a.v) harp sonrası Medine'ye ha­reket etti. Harre mevkiğinde konakladı. Ve yüce yara-dana şöyle niyazda bulundu.

— Allah'ım! senin açıp yaydığını dürecek, senin durduğunu de açıp yayacak hiçbir kuvvet yoktur.

Senin delâlette bıraktığını, hidayete erdirecek yok, senin vermediğini kimse veremez ve senin verdiğini de kimse engelleyemez.

Allah'ım! Rahmet ve bereketini, fazl ve keremini bize aç, yay üzerimize Allah'ım. Bana yoksul olduğum günde senden nimet, korkulu olan günde de emniyet dilerim!

Allah'ım imanı sevdir bize! kalbimizi imanla süsle! küfür, isyan ve tuğyandan nefret ettir. Bizi din ve dün­yamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle!

Allah'ım! Bizleri, müslüman olarak yaşat! Müslü­man olarak öldür! Bizi salihler ve iyiler zümresine kat ki, onlar ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenler ve ne de dinlerinden dönenlerdir.

Allah'ım!senin peygamberiniyalanlayan, senin yo­lundan yüz çeviren, peygamberinle savaşan kafirlerin cezalarım ver! Onlara hak ve gerçek olan azabı in­dir."[27]

"(Ey Rasul) Allah 'ı zalimlerin yaptığı şeylerden km habersiz zannetme. Ancak (Allah) onları, içinde gözlerin  (dehşetten)  belireceği bir güne  erteliyor. (14,42)

"(O gün onların) baslarını göğe dikerek, göz/eri kendilerine dönüp bakmayacak şekilde koşacaklar. Ar­tık onların kalpleri de (kafalarıda dehşetten dolayı bomboştur.) "(14/43)

Her kavime gönderilen peygamberler, insanları Allah'a kul olmaya çağırmıştır. Çünkü insanlar kendi­lerini firavun ve nemrutlaştırıp haşa Rab yerine koya­rak Allah'ın dinini red edip yaşamadıkları gibi kurallar koyarak insanlarıda kendi  dinlerini yaşamalarından men ediyorlardı.

"Göklerde ve yerde olan şeyler ancak O'nundur. Dinde ancak O'nundur. Öyle iken siz Allah'tan başka­sından mı korkuyor (da O'nun emirlerine uygun yaşa­mıyorsun uz?"(16/52)

Menbit'ül -Ezdi anlatıyor; RasuluUah (s.a.v) cahi-liyet devrinde insanlara "- Ey insanlar! Allah'tan başka ilah yoktur, deyin; kurtuluşa erersiniz." Şeklinde hitab ederken gördüm onlardan bazısı onun yüzüne tükürü­yor, bazısıda ona toprak atıyor, bazısıda küfür ediyor­du. Bu durum öğleye kadar devam etti. Sonra su dolu büyük bir bardakla genç bir kız geldi. RasuluUah, elini yüzünü yıkadı ve;

"-Yavrucuğum! babana bir suikast yapılacağından ve onun zelil olacağından korkma."buyurdu.

"Bu kimdir?diye sorduğumda;"

"RasuluUah (s.a.v)uı kızı Zeynep'tir, "dediler.[28]

Urve (r.a) den naklolunur.

"Bir keresinde, peygamber (s.a.v) kabe'nin bir kö­şesinde namaz kılıyordu. Ukbe b. Ebi Muyayt, Onun yanma geldi ve elbisesini boynuna dolayarak boğazını şiddetle sıkmaya başladı. Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a) geldi, onu omuzlarından çekerek peygamber'den uzaklaştırdı.

— "Rabbim Allah 'tır! dediği için bir âdâmı öldii-rürmüsünüz? Halbuki o, size Rabbiniz taraûndan en açık debileri getirdi, "dedi.[29]

— Abdullah b. Mes'ud anlatıyor; Bir gün Resulul-lah kabe'de iken Ebu Cehil b. Hişam, Rebia'nın oğulla­rı şeybe ve Utbe, Ukbe b. Ebi Muayt, Umeyye b. Halef de kâbe'devdiler. Bunlardan başka iki kişi daha vardı.

Hepsi yedi kişiydiler. Resulullah(s.a.v) namaz kılı­yordu. Secdeye vardı ve uzun zaman secdede kaldı. Ebu Cehil;

— "Hangimiz filan oğullarının kestiği yere gidip hayvanın karnından çıkan pislikleri getirecek onu, Muhammed'in üstüne dökeceğiz!" dedi. Kureyşlilerin en sapığı olan Ukbe b. Ebi Muayt gitti. Pisliği getirdi ve Rasulullahın üzerine döktü. Rasulullah hala secde­de idi. Ben ayağa kalktım.

Rasulullah'a gitmeme hiç bir mani olmadığı halde, bir şey diyemiyordum. Rasulullah'ın kızı Fatma olayı duyunca hemen geldi. Babasının omuzundaki pislikle­ri attı. Sonra kureyşlilere döndü. Onlara ağır sözler söyledi. Kureyşlilerse ona hiçbir karışılık vermiyorlar­dı. Rasulullah'da her zamanki gibi basını secdeden kaldırdı. Namazını eda edince, üç kere;

:— "Allah'ım Kureyş'i sana havale ediyorum. Ut-beyi, Ukbeyi, Ebu Cehilİ ve Şeybe'yi de sana havale ediyorum."diyerek beddua etti. Sonra Kâbe den çıktı. Yolda, elinde kırbacı bulunan Ebu'l Bahtiri ona rastla­dı. Peygamberi üzgün görünce;

— "Sana ne oldu?" diye sordu. Hz. peygamber;

— "Beni bırak!"dedi. Ebu'l - Bahtiri;

— "Allah'da biliyor ya ne olduğunu bana anlat­madığın müdetçe seni bırakmam. Mutlaka sana bir şey olmuştur!"dedi.

Hz. peygamber, onun kendisini bırakmayacağım anlayınca olayı ona anlatarak;   .

— "Ebu cehilin emriyle üzerime hayvanın karnın­dan çıkan pislikler atıldı." dedi.

Ebul-Bahtiri Kabe'ye gelip içeri girdi. Ebu'l bah­tiri Ebu Cehü'e dönerek;1'-Ya Ebu Cehil! Muhammed'e pislik atılması için emri veren sen misin?" diye sordu. Ebu cehil;

— "Evet,"diye cevap verdi.

Bunu duyan Ebu'I Balıtiri kırbacını kaldırdı ve Ebu CehiFin başına indirdi. Bu olay üzerine oradaki­ler birbirine girdiler. Ebu Cehil;

—  "Yazıklar olsun size! Muhammed'de aramıza dü§manhk sokup, kendisi arkadaşlarının kurtulmasını istiyordu zatenl" diye bağırıyordu.[30]

Bir gün Ebu Cehil, Safa'da Rasulullah'ın Önüne çı­kıp ona eziyet etmişti

Av meraklısı olan Hamza(r.a)da o gim avdaydı, ve avdan döndüğünde, Ebu cehiFin RasuluIIah'a yaptıkla­rını görmüş olan karısı, Hamza(r.a)ya anlattı. Ham-za(r.a) bunları duyunca çok hiddetlenmiş ve evine gir­meden, omzunda yayı ile birlikte Kabe'ye gitti. Ve ona hiçbir şey söylemeden yayıyla Ebu cehîl'in başına vu­rarak onu yaraladı. Orada bulunan kureşliler kalkarak 1 lanıza 'yi Ebu cehil'e bir şey yapmasın diye tuttular. Hz. Hamza;

— "Muhammcd (s.a.v)'in dini benim dinimdir. Onun Allah'ın Rasulu olduğuna inanıyorum. Yemin ederim ki, bu inancımdan hiçbir zaman dönmem ve yeğenime ilişen beni karşısında bulur" diyerek kureyş-lileri tehdit etti.

Hamza (r.a) Islamı kabul edince Rasulullah ve müslümanlar çok büyük kuvvet kazanmış oldular. Böylece, müslümanlann bazı düsündük/en gerçek/es­ti. Kureşliler, Hamza 'nm Rasulullah V koruyacağmı an­ladılar ve bundan endişelenmeye başladılar.[31]

Hamza (r.a) anlatıyor; Bir gün kâbe'deydim. Ebu cehil (Allah'm laneti üstüne olsun) geldi ve;

"-Yeminle söylüyorum, Muhammedi secde eder­ken görsem boynuna basacağım ."dedi. Hemen Rasu­luIIah'a gittim ve Ebu Cehilin söylediklerini ilettim. Rasulullah, çok kızgın vaziyette evden çıktı.

 

Âyetlerin Hükmü!

 

Hz. Aişe [r.a.] anlatıyor:

«Resûlullah [s.a.v.] şu ayeti okudu.

«Sana kitabı indiren O'dur. O'nda bir kıyım mu-hakem âyederdir ki bunlar kitabın temelidir. Diğer bir kısmıda Müteşabihlerdİr. [İhtimali manalar ifade eder.] İşte kalplerinde eğrilik olanlar sırf aramak ve onun yorumuna yeltenmek için kitabın müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun yorumunu Allah'tan başkası bilmez. İlimde yüksek dereceye ulaşanlar ise: «Biz ona inandık, hepsi Rabbimizin karındadır.» der­ler. [Akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.] [3, 7] Sonrada Resûlullah [s.a.v.] şöyle buyurdu. «Kur'ân'ın müteşabih olanlarının peşine düşenleri görsen işte onlar Allah'ın bu âyette isimlendirdiği kimselerdir ki onlardan sakınıp kaçınız.» [Muhkem; Anlam ve ifadesi açık olan, helâl ve haram bildiren âyederdir. Müteşabih ise birden daha çok anlama ge­lebilen âyetlerdir.

[Allah'ın Resulü Hz. Muhammed [s.a.v.] Kur'ân-ı yaşama Örneğini öncelikle kendi hayatına tatbik etmiş­tir   ve   peygamberin   güzel   ahlakı   ve   yaşantısıda Kur'ân'm ahlakına uygundu. Fakat Allah'ın emirlerim gereksiz eören ve diğer insanları hidayetten uzaklaştı-ranlarda vardır. Çünkü [Allah'tan uzaklaşan ve ondan gelen hükümleri hiçe sayıp küfıire sapan insanlar, geç­miş kavimlerde de çıkmıştı ve onlar şerli hayat biçimi­ni seçmişlerdi.  Kur'ân'm vazifesine temas etmeyen müşriklerin uğradıkları afet ve felaketleri Kur'ânda gördük ve bu afetlerde yalnız geçmiş kavimler için de­ğildir. Allah'ın gazabı tüm günahkarlar içindir ve Al­lah'ın tespit ettiği zaman eksiksiz tecelli eder ve işte o zaman azgınlara karşı Allah'ın tahin ettiği hüküm te­celli eder ve yüce yaradanm değişmeyen nizamı gere­ğince zalim despotları yok eder ve işte o zaman onları hakir görüp ezdiği zayıflara geçer onların saltanatına yetişen İslâm nesli Kur'ân'm ahlak ve kültürünü dün­yanın dört bir yanma yaymaktadır ve İslâm'ın temel anahtarı "Lâ ilahe illallah"m hakimiyeti de dış güçle­rin korku ve endişelerini artırmıştır.

«Kur'ân 'ı ancak hak olarak inzal eyledik, o da hak ve hakikat olarak indi. Seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.»[32]

Kur'ân'm muhtevasını belirten hadiseler insan op-luna kafi derecede yetmiştir.

«Biz [Şımaran ve güçsüz halka] zulmeden nice memleketi kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka ka­vimler meydana getirdik. [21, 11]

«[Ey Resulüm] O küfüre sapanlar, seni gördükleri zaman, seni alaya almaktan başka birşey yapmazlar; si­zin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?» [derler] Hal­buki onlar, Rahman [olan Allah]uı zikrini kitabını in­kâr edenlerin ta kendileridir.» [21,36]

Allah İslâm diniyle Hz. Peygambere bir şeriat gön­dermiştir. İslâm ümmetide o şeriat üzerinedir.

«Bu [Kur'ân], insanlara hem kurtuluş yollarını gösteren kalp gözleri, hem de kesin inanan bir toplum için doğru yol rehberi ve rahmettir.» [45,20]

Kur'ân-ı Kerim, yaşayan her seviyedeki insana ve her çağın özelliğine hitap eden ilahi bir nizamdır. Ba­zıları onu saptırmaya çalışsada onun getirmiş olduğu erişilmez nizam ve sistem devam edip gidecektir.

İslâm dini insanm hayatına tesiride ancak Kur'ân'la olur. Bu itibarla müslümanlar, hem ahlaki münâsebetIerinde bir takip içerisinde olurlar hemde hukuki açı­dan ölçülü olurlar. Çünkü o yüce bir rehberin aracılı­ğıyla bütün insanlığa tebliğ için gönderilmiştir.

«[I§tc bekledikleri apaçık delil] Allah tarafından gönderilen, içinde payidar kalacak yazılar [hüküm ve bilgiler] bulunduran [batıldan] arınmış sayfalan oku­yan [son] bir Rasûl'dür [ki o da gelmiştir]» [98,2-3]

Kıır'ân'la bütün batıl dinlerin hükmü kalkmıştır. Kur'ân bütün akıl sahiplerinin kıyamete kadar uyması ve hükümlerini hayata, tatbik etmesi için inmiştir.

«Bu [Kur'ân] insanlara bir tebliğ bir de onunla [insanların] uyarılmaları, [Allah m] ancak bir tek ilâh olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin de düşünüp öğüt almaları içindir.» [14,52]

Kur'ân inmeden Önce insanlar cehalet ve küfür karanlığında yaşıyorlardı. Dünyaya ışık tutan Kur'ân inince deccali güçler de büsbütün kudıınıp ayaklandı­lar. Kur'ân'ın getirdiği islâm'a tabi olanlar ona sahip çıkarken küfüre sapanlarda batılı savundular.

«Ehl-i Kitap'tan bir çoğu, [Kur'ân'm gelmesiyle] gerçek kendilerine apaçık belli olduktan sonra içlerindeki hasetten dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre döndürmeyi arzu ederler. [Ey müslümanlar, savaş, ciz­ye vb. şeylerde] Allah'ın emri gelinceye kadar [şimdi­lik onları] affedin ve hoşgörün. Muhakkak ki Allah, her şeye kadirdir.» [2, 109]

Bir sel gibi akıp giden bu mahşer aleminden ve ondan önce var olan hayatın belgeleri bu kati gerçeğe inananlar ve küfürü seçip inat edenler. Bu esrarengiz azabın ne zaman geleceğini soranlara: Yüce yaradan buyuruyor ki:

«[Resulüm] «O [kıyamet ve azap] gerçek midir? diye sana sorarlar. De ki: «Evet, Rabb 'in hakkı için el­bette o gerçektir. Siz [Allah'ı bundan] âciz bırakıp kurtulanlar değilsiniz.» [W, 53]

Allah'ın insan oğluna iki dünya hayatı arasındaki sürecinde kulluğun, doğru hayat biçimini bildiren, uyaran bir kitap ve insanlar arasından seçtiği elçilerde göndermiştir. Allah insanı ne başıboş ne de sahipsiz koymamıştır. Kur'ân'ı Kerim'in tercümesini okurken Allah'u Teala'nın insanlara merhamet, şevkat ve af uyarılarım görürüz. Demek ki insanlara fenalık yapan yine insan oğlunun kendisinden başkası değildir.

"İslâm dinini yanlış tanıtan dış misyonlar islâm âle­mini zarara uğratmada, ne kadar başarılı olmuştur" so­rusunu şu birkaç kısa mektupla yanıtlayalım, inşallah.

Hristiyan din adamlarının islâm dinini bir vahşet dini olarak göstermek, kitabımız Kur'ân'ıda tamamen bir hurafe ve uydurmadan ibaret olduğunu iddia ede-., rek bu kötü cürümlerle Hristiyan nesline müslüman-lann ve İslâm dininin bir vahşet dini olduğunu anlata­rak Hristiyanlan Islama karşı kışkırtmışlardır. 1897'de yazılmış olan Letter From Constantinopolis  istan­bul'dan Mektuplar eserinde  müslümanlar hakkında şöyle yazıyor: "Bayan Georgina Max Müller'in -Bize Müslümanların vahşi, hele Türklerin büsbütün gaddar olduğu Öğretilmişti. Onun için, Hariciye Bakanlığında memur olan oğlumun istanbul'a tâyin edildiği haberi­ni alınca, ne kadar korktuğumu, ne kadar üzüldüğümü tarif edemem. Hâlbuki, hayatımın en güzel günleri İs­tanbul'da geçti.

Oğlum İstanbul'a gelince, eşim prof. Müller'le birlikte onu ziyarete karar verdik. Zevcem bilhassa ta­rihi hâdiseler üzerinde tedkik fetüdjler yapan ve dün­yaca meşhur bir kimse idi. O, benim kadar Türkler­den korkmuyordu ve bu tarihi yerlerde bazı araştırmalar yapmak istiyordu. Ben, endişe ile seyahate hazırla­nıyordum. Acaba bu vahşi müslümanlar (!) bize nasıl muamele edeceklerdi?

Nihayet İstanbul'a geldik. İstanbul'un latif manza­rası, üzerimizde çok hoş bir tehsir bıraktı. Fakat, asıl bizi şaşırtan, kendileri ile temas ettiğimiz müslüman­lar oldu. Bunlar son derece nâzik, son derece kibar son derece medeni insanlardı. İstanbul'un kalabalık sokaklarından geçerken, yahut bir camiyi ziyaret eder­ken, veyahut tenhâ yerlerde terk edilmiş. Bizans eser­lerini gezerken, herhangi bir korku veya tehlike dü­şüncesi aklımızdan geçmedi ve bütün tesadüf ettikle­rimiz, bize son derece dost davrandılar. Dâima sıcak­lık gösterdiler.  Başka bir dinden olmamız, onların üzerinde hiçbir zaman, fena bir tesir yapmadı. Bunla­rı gördükçe, bize yanlış bilgi ve terbiye verenlere ne kadar kızıyordum.

Bize öğretilenlerin tam aksine, onlar îsâ aleyhisse-lamdan nefret etmiyorlar aksine o'na da, peygamber olarak inanıyorlardı.

Bizim âyinlerimize müdâhale etmiyor, ibadetleri­mizle alay etmiyorlardı. Bize, bir insan olarak hürmet ediyorlar, bizim müslümanları şeytana uymuş Allahsızlar oalrak görmemize mukabil, onlar dinimize karşı, en ufak bir fena kelime bile kullanmıyorlardı.

Bize öğretilen «Müslümanlık ile Medeniyet bir arada bulunmaz!» idi.

Türkler, âdetlerine ve Müslümanlığın güzel ahlakı­na  son  derece sâdıktır.  Günlük hayatlarını  tanzim ederlerken,  dâima bunlara riâyet ederler.  Türkler, bence iyi müslüinanlardır. İran'da Arabistan'da tanı­dığım muslü inanlarla kıyâs ettiğim zaman, Türklerin çok daha hakiki müslüman olduklarım gördüm. Türk­lerin nasıl kalpten gelen bir samimiyet ile müslüman-lık vazifelerini ifâ ettiklerini görmek, isnana büyük bir zevk veriyor ve insanı onlara daha çok yaklaştırıyor. Onlara karşı muhabbet ve hürmet hâsıl oluyor, insan­ların her zaman diz çöküp secdeye kapandığını veya el­lerini elleri semâya uzatarak dua ettiğim görebilirsiniz. Fakat, bütün bunlar gösteriş için yapılmaz. îmanı hâ­lis olan Müslüman, kısa süren ibâdet vazisini tamam­ladıktan sonra, tekrar işinin başına dönüyor ve gor-düm ki, müslüman, Kur'ân-i Kerimde yazılı olan ah­lak esâslarına tam bağlıdır.

Hristiyanlar  ve   Yahudiler  Hz.   Peygamberi   ve Kur'ân-ı  valanladılar.   Ama   hiç   düşünmediler  ki, Kur'an uydurma bir kitap olsaydı, Hz. Musa'yı ve Hz. İsa'yı, Tevrat ve İncil'in hak olduğunu doğrular mıydı? Yüce kitap Kur'ân hiç bir Peygamberi yalanlamıyor, Allah tarafından gönderilen kutsal kitapları ve sahife-leri doğruluyor. Kur'ân'ı Kerim'de baştan sona kadar hiçbir vahşet planı ve insanlara zulme rastlanılmaz. Ama Hristiyan din adamları, kendi kutsi kitaplarında, böyle vahşet emri bulunan kitapları hakkındaki izahla­rı nedir acaba? İncil bu vahşet emirlerle indi deyip Al­lah'a mı iftira atıyorlar yoksa?

Müslüman ırkının basma gelen felâketler, İslama söylenen çirkin yakıştırma ve yapılan hücumlar, ne ka­dar bazı kılıflarla örtülmeye çahşılsada öncelikle ingiliz siyasetinden doğar bütün kötülükler. Çünkü tarih sü­recinden bakıldığı zaman ilk önce işgaller ve İslâm kö­kenine yapılan soykırımları göze çarpar ve daha sonra­da diğer kökenleride tetikleyerek hucüma geçmişler­dir ve islâm dini hakkında akla ve mantığa uygun ol­mayan iddialarda bulunmuşlardır. Halbuki, kitabımız Kur'ân-ı kerimde zulüm tamamen yasak ve haram kı­lınmıştır. Fakat Tevrat, İncil'de zulüm, vahşeti emre­den bir çok baplar vardır.

Hristiyanlar her yere Hristiyanlığı yaymak için çeşitli kitaplar, misyonerlerin aracılığıyla gönderdikleri İslâm ülkelerinde, sapkın inançlarını sürdürmekteler. Halbuki müslümanlann halifesi Hz. Ömer (R. A.) İlya[33] ahâlisine verdiği emân mektubunun tercümesinde:

"İşte bu mektup, müslümanların emiri Abdullah Ömer'in (R. A.) Ilya ahâlisine verdiği emân (teminat) mektubudur ki, onların varlıkları hayadan kiliseleri, çocukları hastalan, sağlam olanları ve diğer bütün mil­letler için yazılmıştır. Şöyle ki:

Müslümanlar, onların kiliselerine zorla girmeye­cek kiliseleri yakıp yıkmayacak, kiliselerin herhangi bir yerini tahrip etmeyecek, mallarından bir habbe (tane­cik) bile olmayacak, dinlerini ve ibadet tarzlarını de­ğiştirmeleri ve İslâm dinine girmeleri için kendilerine karşı hiçbir zorluk kullanılmayacak.  Hiçbir müslu-mandan en ufak bir zarar bile görmeyecektir. Eğer kendiliklerinden memleketten çıkıp gitmek isterlerse, varacakları yere kadar canlan malları ve ırzları üzerine emân verilecektir. Eğer burada kalmak isterlerse, ta­mamen teminat altında olacaklar. Yalnız İlya ahalisinin verdiği cizyeyi (gelir vergisini) vereceklerdir. Eğer Ilya halkından bazılan Rum halkı ile birlikte, aile ve malla­rı ile beraber çıkıp gitmek isterlerse ve kiliselerini ve ibadet yerlerini boşaltırlarsa, kiliseleri ve varacaklan yere kadar, canlan, yol masraftan ve mallan üzerine eman verilecektir. Yerli olmayanları, ister burada otursunlar, isterlerse gitsinler, ekin biçme zamanına kadar, onlardan hiçbir vergi alınmayacaktır.

Allahü azîmüşşâmn ve Resûlullah'm (S.A.V.) emirleri ve bütün İslâm halifelerinin ve umûm Müslü­manlann verdiği sözler, işte bu mektupta yazılı olduğu gibidir."

İmzalar: Müslümanlann halifesi Örner bin Hattâb. Şahitler: Hâlid bin Vetid-Abdurrahman bin Avf

Amr Ibnil'As-Muâviye bin Ebi Süfyân Islâmın Ön­deri Hz. Muhammed (s.a.v.) «kim, kendisinin ortağı olmayan tek olan Allah'tan başka ilahın olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna; Isâ'nm Allah 'm kulu ve Resulü olduğuna ve Meryem 'e kendi­sinden gönderdiği bir ruhu olduğuna cennetin gerçek olduğuna cehennemin gerçek olduğuna şahitlik eder­se, Allah o kimseyi yaptığı ameline göre cennete koyar" buyurmuştur.[34]

 

Bile Bile İnat

 

Yahudiler Medineli Arapları yakında kendilerine gele­cek bir peygamberle korkuturlardı. Beklenen «O peygam­ber» Araplardan çılanca ilk inkar eden Yahudilerin kendi­leri oldu. Araplar Yahudilere «Muhammed sizin haber ve­rip beklediğiniz peygamberdir» dediler ve onlar daha ön­ce söyledikleri sözleri inkar ettiler. Bunlara karşılık Muaz b. Cebel ve Bisr b. Bera b. Ma'rur onlara dedi ki:

«Ey Yahudiler, Allah'tan korkun ve Müslüman olun. Siz değilmiydiniz bizi gelecek peygamberle teh­dit edenler. Biz o zaman şirk koşardık. Onun gönderüeceğini bize siz haber verdiniz. Onun özelliklerini bize siz bildirdiniz» Nadiroğullarmdan Sellam b. Misken dedi ki: «Bildiğimiz kimse bize gelmedi. O, daha önce size anlattığımız kimse değildir.» Allah bu­yurdu ki, «Yanlarındakini doğrulamak üzere Allah katından kendilerine bir kitap geldiğinde, daha önce inkar edenlere karşı yardım isteyip dururlarken, ta­nıyıp bildikleri kendilerine gelince onu İnkar ettiler. Allah kafirlere lanet etsin.» [2, 89]

Halbuki Yahudiler Hz. Muhammed'in hak ve bek­lenen peygamber olduğunu biliyorlardı. Nadiroğullan, hisarlarında konuk olan peygamberce suikast yapmaya karar verdiklerinde, orada bulunan kabile hahamı Sel-lam b. Mişkem şöyfe dedi. «Bunu yapmayınız. Vallahi düşündükleriniz ona haber verilir.»[35]

Yahudi resİlerinden Huyey b. Ahtab'm kızı ve pey­gamberimizin eşi Safîyye, babasıyla amcası arasında geçen bir konuşmaya şahid olmuştu.

«Ebu yasin Bu, geleceği beldenen «O peygamber» midir?

Huyey; Evet, vallahi odur. Ebu Yasir: Bunun «O peygamber» olduğundan emin misin? Huyey: Elbette!

Ebu Yasir: O halde ona karşı kalbinde taşıdığın duygu nedir?

Huyey: Vallahi ben hayatta oldukça, ona hep düş-man olacağım.[36]

«Kendilerine kitap verdiklerimiz onu oğullarını ta­nıdıkları gibi tanırlar. Ama yinede onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler.» [2/457]

«Ey ehl-i kitab niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bi­le bile hakkı gizliyorsunuz. Anlattı yüce yaradan in­sanoğluna 700 küsur ayetlerle evrendeki tüm hakikati. Kur'ân'ı kerim insanların en derin ihtiyaçlarına kati delildir. Çünkü ilmin ve kanunların menbar esası Kur'ân'dır. insanı yücelten inanç ve iman gücüdür.

Safiyete ulaştıran ve ihlaslı kılan, Allah'a teslimiyet ve yaradana tevekküldür.

«Ehl-ikitaptan birçoğu, [Kur'ân'nmgelmesiyle]ger­çek kendilerine apaçık belli olduktan sonra, iç/erindeki ha­setten dolayı imanınızdan sonra siziküfiire döndürmeyi ar­zu ederler.» [2, 109]

«Elbette Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasma ağır gelmektedir.» [2/143]

«Ey insanlar bi misâl verilmektedir. Şimdi dinle­yin: Şüphesiz ki sizin Allah 'ı bırakıp ta taptıklarınız bir araya gelseler bir sinek bile yaratamazlar. Ama sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar, isteyende âciz, istenen de âciz.» [15/73]

Hz. Enes'den; Bir gün Muaz İbn-i Cebel Peygam­ber [s.a.v.]'in huzuruna girince, peygamber:

«Geceyi nasıl geçirdin ya Muaz» diye sordu. Muaz: «Allah Teala'ya inanmış olarak, diye cevap verdi. Peygam­ber ya Muaz senin sözünün manası nedir?» deyince; Muaz

«Ey Allah'ın Resulü, her sabah akşama çıkamayacağı­mı, herakşam'da sabaha çıkamayacağum; her attığım adı­mım hayatımın son adımı okluğunu kabul ediyorum. San­ki daima, peygamberi ve taptıkları putlarla bitikte hesap görülmeye çağrılan diz çökmüş ümmetleri görüyor ve sanki cehennemliklerin cezasını cennetliklerin de mükafatları­nı aldıklarını görür gibi oluyorum.» dedi. Bu söz üzerine peygamberimizi «Tamam sen bu haline devam et»[37]

Ibn-i Ömer anlatıyor:

«Peygamber [s.a.v.J'in yanında oturuyordum. O sırada ensardan Harmele b. Zeyd Beni Harise'den birisi- Pey­gamber, [s.a.vj'in huzuruna gelerek, kargısına oturdu ve:

« Ey Allah'ın Resulü, -eliyle dilini göstererek iman burada;- kalbini göstererek- Nifak da buradadır. Mü­nafık, Allah'ı çok az hatırlar.» dedi. Peygamberimiz karşılık vermeyince, Harmele bu sözünü tekrar etti. Bunun üzerine ResûluIIah [s.a.v.] Harmele'nin dilinin ucundan tutarak:

«Allah'ım ona doğru söyleyen bir dil. Şükr eden bir kalp ver. Ona, beni ve beni sevenleri sevmesini na-sib et. İşlerini hayra tebdil et.» buyurdu, Harmele:

«Ey Allah'ın Resulü, benim münafık kardeşlerim var. Ben onların reisiyim. Onları sana göndereyim mi?» dedi. Peygamberimiz;

«Kim bize senin gibi gelirse sana af dilediğimiz gi­bi ona da af dileriz. Münaûkhkda ısrar edemde Allah 'a havale ederiz.» buyurdu.[38]

 

Din Nasıl Tahrip Ediıiyori

 

Masonluğun dini çökertme faaliyeti, Hıristiyanların önce Masonlarda çekinmesi ve daha sonra dini içten çökertmeye onlarında bu gayri meşru faaliyetlere katıl­maları takip etmiştir ve Hıristiyanlarla birlikte birçok mezhep de masonluğa dahil olmuştur.

Masonizmin ve Hristiyaniyetin ana hedeflerinde mutlaka gerçekleşecek dedikleri şey önce "Din"leri yok etmek vardır. Çünkü kendilerinin tüm "ırkların üstü" iddia ettikleri masonik zihniyetini diğer ırklarada kabul ettirme gayreti içerisindeler. Bunların hedeflerinde ön­celikle müslüman kesimi var. Çünkü onlarda biliyorlar ki, en zoru bu sapkınlığı müslümanlara kabul ettirmek­tir. Bunun içinde öncelikle çok güçlü hedeflerle islâm kıtalarına yönelmişlerdir. Bu fikir ve zanlanmizm ne ka­dar doğru ve ne derece yalnış oluşunuda birkaç küçük belgelerle ispatlayabiliriz.

Medreseler, minareler yıkılmadıkça, yani skolastik düşünceler, dogmatik inanışlar ortadan kalkmadıkça, fikirlerdeki esaret, vicdandaki ızdırapta kalkmayacaktır.

Ülkü Muh: 1952-53 seneleri çalışma Rehberi Ra­poru, Süha Selçuk Basım evi.

"Gayet iyi anlaşılacağı gibi Masonluk gizli bir cemi­yet değil kapalı bir cemiyettir. Bu gizlilik, bu kapalılık, bütün insanların, bütün masonik sembolleri anlayacak­ları seviyeye ulaşmalarına kadar sürecek ve ancak insan­lık bu mertebeye ulaştıkları gün masonluğa da ihtiyaç kalmayacaktır."[39]

Buradaki maksat ve mana şu şekildir. "Kominist yönetim kurulduğu zaman, masonluğa ve faaliyetlerine de ihtiyaç kalmayacaktır.

"Artık Allah'ı bir maksad, bir gaye olarak kabul ede­meyiz! Biz bir ideal tesis ettik ki, o da Allah değil Beşeri­yettir!"

[Meşrik-i Azam içtimai zabıtları, yıl 1923, S. 17] "Bundan böyle kızlar, tahsilleri ve bekârlarhklan müddetince, [rnüslüman Boşnak ve Çerkezler için de geçerli olmak üzere] asla tesettür etmeyeceklerdir yani [örtünmeyecekler][40]

Masonizmin Evrim Teorisini değiştirebilirler mi? kartlı yaratıklar farklı ve değişik yapılara sahiptirler. Fa-a.t güçleri ancak her zaman sınırlıdır. O yüzden Evrim peorisini değiştinnek asla mümkün olmaz. Ancak evrim okken onu vareden Evrimi tanzim eder ve değiştirebîlir. Her ne kadar Evrimciler organik [aminoasidlerin] tesadüfen oluşumuna delil olarak Millar deneyini gos-terselerde bu delilleri Kur'ân-ı Kerim geçersiz kılmıştır.

"O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarat­tı. Sonra [iradesiyle] göğe yöneîip onlan yedi [kat] gök olarak bir sistem üzere] düzenledi. O her şeyi hakkıyla bilendir" [2/29]

"Gökleri ve yeri hak [ve hikmetle] ile yaratan odur. "Ol" dediği gün [herşey o anda] oluverir. O'nun sözü haktır" [6/73]

Masonluk Tanrı kavramını, evrenin ve insanların yaratıcısı ve yöneticisi, total buyrultu [irade] olarak de­ğil, yüksek ülkü, evrimin son aşaması, çalışma ve enerji şeklinde benimser."

[Selami Işındağ, Masonluktan esinlemeler, mason derneği, s. 1, İst. 1977, sy. 97]

"Eğer yeryüzündeki [insanların] çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka­sına uymazlar ve onlar, ancak yalan söylerler." [6/116]

Toplumumuzda, İslâm medeniyetinden kalma ve onu tekrar o medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvet­ler mevcuttur. Bunun mevcudiyetini kabul etmekten korkmamak lâzımdır. Ama ONU EZECEK TEDBİR­LERİ düşünmek ve tatbik etmek zaruridir.[41]

"Onlara dünya hayatının misâlini de şöyle anlat: Tıpkı o, semadan indirdiğimiz su ile yeryüzü bitkileri­nin birbirine karışması sulanıp güzelleşmesi ama sonun­da o bitkilerin kuruyup rüzgarları savuracağı çöp kırın­tısı haline gelivermesi gibidir. Allah, herşeyin üstünde bir kudret sahibidir. [18, 45]

"Okul ve resmi dairelerdeki cami ve mescitlerin tü­münü kapatacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın... Sosyalist hükümetimizin ilk sahasında mınarelerdeki tüm hoparlörleri sökeceğimizi şimdiden açıklamakta yarar buluyorum."[42]

"Bugün batı dünyasının büyük kısmında masonluk Muzaffer olmuştur. Kenidisine yöneltilen insafsız ten­kitlere rağmen ideallerini cemiyete mal etmiş bir hürri­yet, müsemaha ve eşitlik ortamını yaratmaya başlamış­tır. Daha geri olan ülkelerde de bu hedeflere doğru iler­lemektedir ve mutlaka Muzaffer olacaktır.[43]

"Ahlâk kaidelerine gelince: Bu kaideleri yalnız din disiplini altında benimsemek için İnsanın duygusuz ve cahil olması icap eder."[44]

Hz. Aişe [r.a.] Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurduğu­nu rivayet ediyor: "Lanet ettiğim altı çeşit kimse vardır ki, onlara Allah ve gelmiş geçmiş bütün peygamberler lanet etmiştir. Bunlar:

1- Allah'ın kitabına ilave yapan,

2- Kaderi tasdik etmeyen,

3- Allah'ın alçalttıklarmı yükseltmek ve yücelttikle­rini de alçaltmak için zulnı ve diktatörlükle insanların başına musallat olan,

4.- Mekke haremi dahilinde yasak olan şeyleri yapan.

5- Ehl-i Beytime zulmeden ve

6- Benim sünnetimi terkedenlerdir."[45] 

Bu koskoca kainatta tüm halklar ve ırklar için yer olduğunu izah etmeye çalışsakta inat edenlere kabul et­tiremedik ne yazık ki. Çünkü onların benimsediği tek gerçek evrimi dindarlardan arındırmak fikri sabitleşmiştir.

«Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; Onlan karanlıklardan aydınlığa çıkarır.»[2/257]

 

Sonuç

 

Bazı gruplar Islama karşı eylem içerisindedirler. Bu eylemci mensuplarından hak din islâmı kabul ettirmek mümkün değil görünür. Halbuki doğru yolda olanlar gibi kötü yolda olanlar içinde doğruluk mümkün.

İtikatsızlık ve sapkınlık vücuda görünüp tiksindi­ren bir cilt hastalığı gibidir. Öldürmez belki ama inşa­mda çok çirkin gösterir.

Ey insan oğlu ne yaparsan yap ve kim olursan ol, ne kazanırsan kazan unutmaki sonunda her şey senin­le birlikte Allah'a döndürülecektir.

Yararlanılan kaynaklar:

Hadislerle Müslümanlık 1. cilt Sayfa 258'den 268'e

Feyzıı'l-Furkan Kur'ân Meali

 



[1] Araf, 204

[2] Isrâ, 45, 46

[3] Isrâ, 82

[4] Hasr, 21

[5] Kaf/29

[6] Bakara 116 s 1714,623

[7] Al-i imran, 193

[8] İbrahim Suresi, 4.âyet

[9] İbrahim suresi 27

[10] 11/12 Hud

[11] Zariyat,55

[12] Bezzar; Ridaye 5,202; mavcrieli ; ibn

[13] 3, zümre

[14] Taberam; Hicr,1,2

[15] Beyhaki,

[16] Hicr,25

[17] müslim,fezail, 15, müsned, = 399

[18] Hil-ye, 1/79, Kenz'ul-ummal S/231, Cami Beyan'il ilm 2/111

[19] İbli-u Cerir 2/11 5; Bidaye3/213: Tefsir-Ü kurtubi 18 /98

[20] Taberi: 2/230

[21] İbn-i îshalçEI- Bidaye 3/135

[22] İsabc; 2/466 10 - Kenz'ul - unımal; 8/329

[23] Buharı; Tirmizi; Müslim

[24] Miisned-i Ahnıed b. Hanbeli; El Bidaye; 3/47, Tirmizi ter-gibi 5,159 Ibn-i macei Hilye

[25] Taberani mecmeu,zevaidi ; 6el-Bidaye; 3/42

[26] Beyhaki; El-Bidaye; 3/42 75

[27] Ahmed İbıı-i Hanbel, Müsned,C.3,s,424

[28] Taberani; memeıı'z - zevaid;6/21 83

[29] Buhari; el - bidaye; 3/46

[30] Bera; Taberani; Mecmeuz - zevaid; 6 / 1 8; Deiaiî'ün-Nîi-biivve S /90; El-Bida ye; 3 /44

[31] Taberani; mecmeuz-zevaid; 9 / 267.

[32] Isrâ, 105

[33] Hristiyanlar îlyas aleyhisselama İlya derier. Kudüs şehrinede İl­ya diyorlar

[34] Ubâde [r.a.]'dan SAHİH-İ BUHÂRİ, 2, C, 1430, S. 497

[35] MM. Gadban, el-Meuhecu'l HarekTli S. Sirati'nNebevhye, S. 331

[36] İbnHaşim, Sira, 2/140

[37] Hilye, 1,242

[38] Hılye; Kenz'ül Ummal, 2/250: Taberâni; AJımed b.   Siiyey-man; İsâbe, 1/320

[39] Mimar Sinan sayı:  7, 5, 15

[40] ICTIHAD Dergisi sayı; 55 (21 Şu­bat Sayfa: 1226

[41] Bilgi'den Bilgi Locası Naşriyatı, no: 1, Kürtüncü Matbaası, Anka­ra, sf: 74-77

[42] Yalçın küçük-yeni Gündem-3-9 Mayıs 1987, S. 31

[43] Türk Mason Dergisi sayfa: 3036

[44] Türk Mason Dergisi-Ekim 1 961- S. 44, Sf: 23S8

[45] Kütüb-İ Sitte'den sayfa 667. Tirmizi, kader:17