Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KİTÂBU’L-İSTİKRÂZ - Camiulhadis - 18. Sayfa

KİTÂBU’L-İSTİKRÂZ. 2

BORÇLANMA BÖLÜMÜ.. 2

Bâb: Zenginin Borcunu Vermeyip Oyalaması Zulümdür 2

Bâb: Kişi Malını Bir Müfliste Satılırken Görürse. 2


KİTÂBU’L-İSTİKRÂZ

 

BORÇLANMA BÖLÜMÜ

 

Bâb: Zenginin Borcunu Vermeyip Oyalaması Zulümdür

 

251- Müsedded bize anlatarak dedi ki: Abdüîa'lâ bize Ma'mer'den, o Hemmâm b. Münebbih'ten, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: Zengin bir kişinin borcunu uzatması zulümdür.[1]

 

Şerh

 

Zengin bir kişinin borcunu uzatması zulümdür" ifade­sinde geçen 'matal' kelimesi, savsaklamak ve oyalamak gibi anlamlara gelir.

 

Hüküm

 

Borç alma (=istikrâz) muamelesi, altın ve gümüş gibi yalnız misli ile bi­linen tartılır şeylerde, ölçeğe bağlı buğday ve arpa gibi şeylerde ve taneleri arasında kıymet değiştirecek derecede fark bulunmayan yumurta, ceviz gibi sayıya bağlı şeylerde olur.

Altın, gümüş veya banknot gibi şeyler üzerinde vadesi geldiğinde aynı geri verilmez şartıyla verilen borca Karz-ı Hascn denir ki sosyal yardım aşmayı desteklediği için çok faydalı bir davranıştır. Vadesi geldiğinde her hangi bir fazlalık talep edilmesi durumunda faiz olur ve kesin surette haram­dır.

Borç alan kimse, borcunu geri öderken hediye niteliğinde gönlünden ko­pan bir fazlalık verirse bunda bir sakınca olmaz. Hüküm bakımından helal­dir.

Borçlanmayla ilgili olarak gündeme gelen faiz, çok büyük bir sosyal hastalıktır. Faiz, varolan bir değer üzerinden hiçbir emek sarfetmeksizin para kazanma esasına dayandığı için ekonomik canlılığı bitirdiği gibi sosyal yar­dımlaşma ruhunu da öldürür. Faizin mantığında bulunan, borç alan kimsenin bunun üzerinden para kazanması ise, genel geçer bir sonuç olmayıp aksi daha fazla görülen bir durumdur. Yani borçlanan bir çok kimse, şu veya bu şekilde borcunu zar zor ödeyebilmekte, hatta çoğu zaman rehin ve ipotek verdiği varlığından mahrum kalabilmektedir.

 

Ders

 

En güzeli ayağını yorganına göre uzatarak borç alma durumuna düşme­mektir. Borç huzur ve rahatı kaçırdığı gibi hürriyeti kısıtlar. İnsanı doğru düşünemez hâle getirir ve yanlış adımlar atmasına, ailesi ve çevresine karşı kırıcı olmasına yol açar. Yine de mecbur kalınması hâlinde borcun ödenme­sinde titiz davranmalı, borcunu ödeme imkânı olduğunda hemen geri ödeme­lidir. Siyer kaynaklarında gördüğümüz üzere Allah Resûlü'nün (sav) borca batmış bazı kimselerin cenaze namazlarını kılmadığı unutulmamalıdır.

 

Bâb: Kişi Malını Bir Müfliste Satılırken Görürse

 

252- Ahmed b. Yûnus bize anlatarak dedi ki: Züheyr bize Yahya b. Saîd'den, o Ebû Bekir b. Muhammed'den, o Ömer b. Abdülaziz'den, o Ebû Bekir b. Abdirrahman'dan, o Ebû Hüreyre'den şunu nakletti:

Allah Resulü (sav) buyurdu ki (Ya da Allah Resûlü'nü (sav) şöyle buyururken işittim, dedi): Her kim kendi malını iflas etmiş bir adamın veya insanın yanında görürse, onun üstünde diğerlerinden daha fazla hak sahibidir.[2]

 

Şerh

 

Züheyr" b. Muâviye el-Cu'fî'dir. Hadisin senedinde yer alan dört tabiî de kadılık görevinde bulunmuş zâtlardır.

Her kim kendi malını görürse" ifadesinden hareketle bir mal sahibinin o mal üzerinde öncelikli hak sahibi olabilmesi için, malın hiç değişmemiş bir hâlde aynısı olması şart koşulmuştur. Mal üzerinde bir değişme, örneğin eksilme veya niteliklerinden birinde farklılaşma olmuşsa bütün alacaklılar o mal üzerinde eşit derecede hak sahibi olurlar. bir adamın veya insanın yanında" ifadesinde, râviden kaynaklanan bir tereddüt söz konusudur. Hadisin farklı bir rivayetinden satı­cının mal bedelinin bir kısmını iflas eden kişiden tahsil etmiş olması hâlinde alacaklıların mal üzerinde eşit hakka sahip olacakları hükmü çıkmaktadır."İflas etmiş" veya iflas ettiği açığa çıkmış biri.

onun üstünde diğerlerinden daha fazla hak sahibi­dir" ifadesinde geçen diğerlerinin kapsamına; borçlu, vâris herkes girer. Ulemânın cumhuru bu görüştedir. Sadece Hanefîler, hadisin usûle muhalif bir haber-i vâhid olmasından hareketle şöyle bir yorum getirmişlerdir: Bir mal, satın alındıktan sonra müşterinin mülkiyetine girer. Satıcının o malı geri alma hakkının oluşması, müşterinin mülkiyet hakkını ihlâli anlamına gelir. Bu yüzden onlar! hadiste geçen malın niteliğinin satış konusu bir mal olmayıp emanet, borç veya buluntu hükmünde olduğu yorumunu yapmışlar­dır. Onlara göre eğer böyle olmasaydı iflas hukukuyla sınırlandırılmaz ve malın ilk sahibi öncelik hakkına sahip kılınamazdı.

Ulemâ müşterinin iflası ile ölümü arasında ayrım yapmış ve ölüm hâlin­de kişinin zimmeti tamamen ortadana kalktığı için alacaklıların her hangi bir tahdit olmaksızın eşit olacakları hükmüne varmışlardır.

 

Hüküm

 

Hanefî mezhebine göre bir mal, satın alındıktan sonra müşterinin mülki­yetine girer. Satıcının o malı geri alma hakkının oluşması, müşterinin mülki­yet hakkını ihlâli anlamına gelir. Bu yüzden ilgili hadiste geçen malın niteli­ğinin satış konusu bir mal olmayıp emanet, borç veya buluntu niteliğinde olduğu yorumunu yapmışlardır. Onlara göre eğer böyle olmasaydı iflas hu­kukuyla sınırlandırılmaz ve malın ilk sahibi öncelik hakkına sahip kılına­mazdı. Buna göre Hanefîler, ticari mallar bakımından böyle bir Önceliği ka­bul etmemektedirler.

 



[1] Bkz. 243 no.luhadis-i şerif.

[2] Buhârî, istikrâz/2227; Müslim, musâkât/2913-2916; Tirmizî, buyû/1183; Nesâî, bu-yû/4597-4598; Ebû Dâvud, buyû/3054-3056; İbn Mâce, ahkâm/2349-2352; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-müksirîn/6827, 7068, 7085, 7194, 8210, 8634, 8952, 8979, 9667, 9747, 9931, 10375; Mâlik, buyu/1184; Dârimî, buyû/2477.