Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

a- İran benzeri İslam cumhuriyeti - Teokrasi - 27. Sayfa

a- İran benzeri İslam cumhuri­yeti

96. İran'a hakim olan mezhep şiiliktir. Bu mezhep dev­let başka­nının kim olacağı hususunda çıkan ihtilaftan doğ­muştur. Onlara göre imam, yani devlet başkanı Hz. Peygamber tarafından tayin edil­miş olmalı ve bütün günah­lar­dan arındırıl­mış bulunmalıdır. İlk şiiler bu şahsın Hz. Ali olduğu ko­nusunda itti­fak etmişlerdir. Onlara göre devlet başkanlığı siyasi değil dinî bir makamdır. Onların imamlık, yani dev­let başkanlığı konusun­daki bazı görüşleri şöyledir:

"İmamlık ancak Allah'tan nass (açık bir emir) ile, yahut o imam­dan önceki imamın onun imame­tini be­yaniyle tahakkuk eder. İnsanların seçmesiyle, istemesiyle olmaz. İnsanlar di­lediklerini imam ola­rak tayin, yahud dilediklerini azil hak­kına sahip değillerdir.[1]"

Şia'nın konu ile ilgili inançları şöyledir:

"İmamın da peygamber gibi içte, dışta, görünürde, gizli­likte, bütün kötü ve pis şeylerden, doğumun­dan vefatına dek masun (korunmuş) olduğuna inanıyoruz. İmam, imametten önce, sonra, soy boy şe­refi bakımından en yüce ve temiz kişi olup her türlü kötülükten, suçtan, yanılmadan, yanlış iş gör­meden, unutmadan ve her türlü aşağılık şeylerden masundur[2]."

97. İran'daki şiilerin, İmamın sıfat­ları ve bilgisi ile ilgili inançları şöyledir:

"İmamın peygamber gibi, yiğitlik, kerem, temizlik, gerçeklik, adalet, tedbir, hikmet ve bütün üstünlükler ve iyi huylar bakımın­dan halkın en seçkini olması gerekir ve buna inan­maktayız...

İmamın ilahî hükümlere, ilahî maarife, bütün bilgilere sahip ol­ması, peygamber, yahut kendisin­den önceki İmam vasıtayla­dır. Yepyeni bir şey hakkında da imam, Allahu Talâ'nın ona ih­san ettiği kudsi kuvvetle, ilham yoluyla ge­reği gibi hükmeder, o şeyi kün­hüyle anlar, bilir. Bir şeye yöne­lirse, onu bilmek dilerse, o şey hakkında, ancak gerçeği bilir, ya­nılmaz, şüpheye düşmez, bu hu­susta aklî delillere, yahut belle­ten­lerin belletmesine ihti­yacı yok­tur. Bilgisi iktiza edince daha da derin­leşir. Daha da zi­yadeleşir..." 

"... İmamlardan hiçbiri bir mual­lime gitmemiş, bir mürebbi­den bir şey öğrenmemiştir... Hiç biri bir hocadan ders gör­memiş, hiç biri bir mektebe, bir medreseye git­memiştir. Böyle olduğu halde kendilerine bir şey sorulunca ona derhal en doğru cevabı ver­mede­ler. Dillerine bilmiyorum sözü gel­mediği gibi cevap ver­mek için dü­şünmeleri yahut cevabı bir müddet sonraya tehir et­meleri de vaki değildir...[3]"

98. Şiilerin imamlara itaat konu­sunda inançları şöyledir:

"Onların buyrukları Allah'ın buy­ruklarıdır. Yasakları O'nun ya­sak­la­rıdır. Onlara itaat Allah'a itaattır. Onlara isyan, Allah'a is­yandır. Onları seven Allah'ı sever. Onlara düşman olan Allah'a da düşman olur. Onların emirlerini reddetmek caiz değildir[4]."

Bu görüşler teokrasi ile bağda­şır. Ehl-i sünnetin bunları kabul et­mesi mümkün değildir. Şia'nın imamlar için söylediklerinin ço­ğunu ehl-i sünnet pey­gamberler için dahi söylemez. Çünkü Kur'an'a göre Hz. Muhammed tıpkı bizim gibi bir insandır. Bizden farkı, Allah'ın Elçisi olmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, sizin tanrını­zın bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin."  (Kehf 18/110)

99. Sünniler devlet başkanlığını si­yasi bir makam sayarlar. Bu se­beple devletle­rini, İslam adıyla değil, Abbâsî, Selçuklu ve Osmanlı gibi adlarla kur­muşlardır. Dört ha­life döneminde devlete ad bile konmamış­tır. Sünniler, devlet baş­kanını sıradan bir insan sayar, ona olağanüstü kişilik vermezler. O da herkes gibi yanılabilir ve yanlış kararlara varabilir­.

Bir gün Halife Ömer min­berden şöyle seslen­mişti: “Ey in­san­lar, ona salat ve selam olsun Muhammed'in gö­rüşü doğru idi. Çünkü Allah ona gerçeği gösteri­yordu. Bizim gö­rüşü­müz ise sa­dece zan ve so­rumlu­luk al­tına gir­mekten iba­ret­tir.”

Halife Ebûbekir bir ko­nuda Allah’ın kita­bında ve Hz. Muhammed’in sün­ne­tinde bir şey bulamazsa kendi görüşüne göre icti­had eder ve şöyle derdi: “Bu benim gö­rüşümdür. Doğruysa Allah’tan, yanlışsa bendendir. Allah’ın beni bağışlama­sını di­le­rim.”

Halife Ömer bir ki­şiyle karşılaş­mış ve ne var ne yok, diye sor­muştu. O da Ali ve Zeyd şöyle bir hüküm verdiler de­mişti. Bunun üzerine Ömer; “Eğer ben olsaydım şu şekilde hükme­derdim.” dedi. Adam dedi ki;

“Senin hükmet­mene ne engel var, yetki senin elindedir.”  Ömer şöyle cevap verdi:

“Senin me­seleni Allah’ın Kita­bına ya da Allah'ın Elçisinin hük­müne dayan­dır­saydım bunu ya­pardım. Ama mese­leni gö­rüşe da­yandı­rıyorum, görüş belirtme hakkı or­taktır. Benim gö­rü­şüm Ali’nin ve Zeyd’in görüşünü değersiz hale getir­mez[5].”  

 



[1]- Muhammed Rıza'l-Muzaffer, Akâaid'ül-İmâmiyye, Şia İnançları (Türkçeye çeviren Abdülbaki GÖLPINARLI) İstanbul 1978, s. 50.

[2]- Şia İnançları, s. 51.

[3]- Şia İnançları, s. 52-53.

[4]- Şia İnançları, s. 54.

[5]- İbnu'l-Kayyım el- Cevziyye, I'lâmu'l-Muvakkıîn, Beyrut l407/1987 c. I, s. 54.