Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

4- DEĞERLENDİRME - Teokrasi - 31. Sayfa

 

4- DEĞERLENDİRME

108. Tevrat'ta teokrasinin delili diye gösterilen söz Hz. Süleyman'a ait­tir. Elimizdeki Tevrat'a göre Hz. Süleyman Allah'ın elçisi değil, bir kraldır[1]. Ama Kur'an Hz. Süleyman'ı Allah'ın elçisi sayar.

Tevrat'ta Hz. Süleyman'a ait olduğu bildirilen ifade şöyledir: "Ey oğlum Rab'den ve melik'ten kork. İhtilalcilere karışma[2]." Kral'dan korkmak, onun zulmüne karşı ko­runmak için olabilir. Çünkü bu, haksızlığa bir çeşit karşı koymadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kâfir ve münafıklara karşı korunma ile ilgili benzer bir ifade vardır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Eğer sabırlı olur ve korunur­sa­nız onların hileleri size bir zarar ver­mez."  (Al-i İmran 3/120) Korunma ihtiyacı korkudan doğar. Bu se­beple ayette, "korunma" diye ter­cüme ettiğimiz ittikâ () kelimesi korku diye de tercüme edilmiştir.

"İhtilalcilere karışma" ifadesi de "bozgunculara karşıma" şeklinde yorumlanırsa Hz. Süleyman'a ait olduğu ifade edilen bu söz, teok­rasinin delili  olmaktan çıkar.

109. İncil'deki metinlere gelince; Pavlos'un ve Petrus'un mektup­la­rının İncil diye gösterilmesini Kur'an kabul edemez. Çünkü Kur'an'a göre İncil Allah'ın kitabı, Hz. İsa da elçisidir[3]. Petrus ile Pavlos ise birer hırıstiyandır. Petrus Hz. İsa'nın havarilerinden­dir[4]. Pavlos ise Kur'an'ın tanımladığı anlamda bir havari değildir ama hırıstiyanlar onu ha­varilerden sa­yarlarr[5]. Hz. İsa'nın havarileri, Kur'an'a göre Hz. Muhammed'in sahabileri gibi­dir[6].

110. Tevrat, İncil ve Kur'an, Allah'ın sözlerini içeren kitaplardır. Bunlarda in­san sözü olmaz. Ama elimizdeki Tevrat ve İncil'e insan sözü karışmıştır. Bunun en açık delili Pavlos ve Petrus'un mektup­larıdır. Kur'an'da Allah'ın sözleri dı­şında tek bir söz yoktur. Hz. Muhammed'in sözleri Kur'an'ın dı­şındadır ve hadis adını alır. Havariler ise Hz. Ali ve Hz. Ebubekr gibidir. Ali ve Ebubekr'in sözlerine sahabi sözü denir. Hz. Peygamber'in sözleri Kur'an sevi­yesinde kabul edilemez. Sahabinin sözü de peygamber sözü seviyesinda olamaz. Dolayısiyle Petrus ve Pavlos'un mektupları İncil'in bir parçası sayı­lamaz. Bunlar birer insan sö­züdür.

İncil'de Hz. İsa çarmıha gerilip defnedildikten üç gün sonra kab­rinden çıktığı, Galile'de 11 havari­sine görünerek şöyle dediği yazılı­dır:

"Gökte ve yeryüzünde bütün ik­tidar bana verilmiştir. Şimdi gidin, bütün ulusları öğrenci yapın. Onları Babam, Ben ve Kutsal Ruh adına vaftiz edin. Sizlere bu­yurduğum her şeyi tutmalarını on­lara öğretin. İşte dünyanın sonuna kadar ben her an sizlerle berabe­rim[7]."

 Bu sözler kilisenin, güçlü ol­duğu zaman devletler üze­rinde hakimiyet kurmasına yol açmıştır.

Aynı İncil'in bir başka ifadesine göre Hz. İsa dünyaya ha­kimiyet kurmak için değil, hizmet etmek ve hayatını vermek için gelmiştir[8]. Bu, bir önceki ifadeyle çelişmektedir.

Kur'an Hz. İsa'nın vefatından sonra dünya ile ilişkisinin ke­sildi­ğini ve olup bitenlerden ha­berdar olmadığını bildirir.

"Allah, (ahirette şöyle ) diyecek­tir. "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" O da şöyle cevap vere­cektir: "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz sen onu bilirsin; sen, benim içimde olanı bi­lirsin; ben senin içinde olanı bil­mem; doğrusu görül­meyeni bilen ancak sensin"

"Ben onlara sadece Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kul­luk edin diye bana emrettiğini söyledim. İçlerinde bu­lunduğum sü­rece on­ları gö­zeti­yordum. Beni vefat etti­rince artık onlar üze­rine gö­zetle­yici yalnız sen oldun. Sen her şeyi gö­rüp gözetirsin.” (Mâide 5/116-117)

Nasıl ki Hz. Muhammed'in söz­leri Kur'an ayeti değilse Hz. İsa'nın sözleri de İncil ayeti değildir. Hele Hz. İsa'nın vefatından sonra söy­lediği iddia edilen sözler onun sözü bile olamaz. Teokrasi bu sözler üzerine kurulduğuna göre gerçek İncil'in Kur'an gibi teokra­siyi kabul etmediği ortaya çıkar.

111. Hırıstiyanlar nasıl Petrus ve Pavlos'un mektuplarına daya­narak bir teokratik sistem kurmuşlarsa şiilerin imamiye kolu da kendi büyüklerine ait sözlere dayanarak teokratik sisteme benzer bir sis­temin savunucuları olmuşlardır.

Şiiler imamlarının ve müctehid­lerinin sözlerine Allah'ın sözü de­mezler. Ama bir çoğu onları Allah'ın sözü gibi bağlayıcı sayar. Onların şu ifadelerine bakalım:

"İctihad şartlarını kendisinde toplamış müctehit, gaybet (imamın gözlerden uzak bulunması) za­ma­nında İmam aley­hisselam'ın naibi­dir, mutlak olarak hâkim ve reisdir; hüküm vermekte, halka hükme­tekte İmamın salahiyetine sahiptir. Onun hükmünü kabul et­memek İmam'ın hükmünü kabul et­memek­tir; İmam'ın hükmünü kabil etme­mek ise Allah'ın hük­münü ka­bul etmemektir ki, bu, sâdık-i âl-i Muhammed'den ri­vayet edilen hadise göre Allah'a şirk koşmakla birdir[9]."

Sâdık-i âl-i Muhammed, Hz. Muhammed'in soyundan, ge­len doğru kişi demektir. Bu kişi Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin dahi olsa onların sözleri bize delil olamaz. Bu, Petrus ve Pavlos'un sözlerine verilen değere çok benzemektedir.

Ehl-i sünnet, müctehid imamlar­dan hiç birine kutsallık tanımaz ve hiç birinin sözünü bağlayıcı say­maz.

Ma'n bin İsa el-Kazzaz demiştir ki, İmam Malik'ten şunu işittim; “Ben sa­dece bir insanım, hata yap­tığım da olur doğruyu bulduğum da. Görüşüm üzerinde düşünün, Kitap ve Sünnet'e uygun olanını alın, Kitap ve Sünnet'e uy­gun ol­ma­yanını da bıra­kın[10].”

İmam Malik sık sık şöyle derdi: “Bizimkisi zandan ibarettir. Kesin bir kanaate va­ramayız.[11]”

Ebû Yusuf ve Hasan bin Ziyad, Ebû Hanife'nin şöyle dedi­ğini nak­letmişlerdir. “Bizim şu ilmimiz bir görüş­tür. O, gücü­müze göre vardı­ğımız en güzel görüştür. Kim bun­dan daha gü­zelini geti­rirse ka­bul ede­riz[12].”



[1]- Bkz.  Emsal-i Süleyman, I/1, Kitab-ı Mukaddes, Ahd-i atîk s.751.

[2]-  Emsal-i Süleyman, XXIV/21, Kitab-ı Mukaddes, Ahd-i atîk s.775.

[3]- ... Meryem oğlu İsa'ya, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik. (Maide 5/46)          

[4]- Bak. Büyük Laroussse Ansiklopedisi, Petrus ve Paulus maddeleri. İst. 1986.

[5]- Pavlos Hz. İsay'ı görmemiştir. Elimizdeki İncil'de Pavlos'un asıl adının Saul olduğu, (A'mâl-i rusul 13/9) azılı bir hırıstiyan düşmanı iken, Şam yolunda ansızın gökten parlayan bir nurun çevresini sardığı, Hz. İsa'nın ona seslendiği(A'mâl-i rusul 9/3-6), sonra onun Hz. İsa'ya inandığı ve vaftiz edildiği ((A'mâl-i rusul 9/18 vd.)  ifade edilmektedir. Buna göre Pavlos, Kur'an'ın tanımladığı havarilerden değildir.

[6]-  "Ey inananlar! Allah'ın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsa, Havarilere: "Allah'a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?" deyince, Havariler: "Allah'ın dininin yardımcıları biziz" demişlerdi. İsrailoğullarının bir takımı böylece inanmış, bir takımı da inkar etmişti; ama biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler." (Saff 61/14)

[7]-  Metin sadeleştirilmiştir. Elimizdeki nüshadaki ifedeler şöyledir. " Ve onbir şakirdler Galil'e İsa'nın onlara emr etdigi dağa vardılar. ve Onu görünce ona secde kıldılar. Lakin bazısı şüphe etdiler. Ve İsa yanlarına gelüb anlara hitaben dedi ki, semada ve zeminde bütün hükumet bana verildi. İmdi gidiniz, cümle milletleri şakird ediniz. Onları Peder ve Ben ve Ruh'ul-Kudüs ismine vaftiz ediniz. Ve size emrettiğim şeylerin cümlesini hıfz etmeyi anlara talim ediniz ve işte dünyanın nihayetine degin ben her vakt sizin ile beraberim." (Matta 16-20, Kitab-ı Mukaddes, Ahd-i cedîd, s. 43.)

[8]- "Nitekim İbn'ül-insan (yani İsa), kendine hizmet olunmak içün değil, ancak hizmet etmek ve canını çok kimseler bedeline fidye vermek içün geldi, dedi." (Matta 20/28)

[9]- Şia İnançları, s. 24.

[10]- İbnu'l-Kayyım el-Cevziyye, Ebû Abdillah Muhammed b. Ebîbekr (öl. 701 h.) İ'lâm'ul-muvakkıîn, c. I, Beyrut, 1987/ 1407, s. 75.

[11]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 76.

[12]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 76.