4- DEĞERLENDİRME - Teokrasi - 31. Sayfa
4- DEĞERLENDİRME
108. Tevrat'ta teokrasinin delili diye gösterilen söz Hz. Süleyman'a aittir. Elimizdeki Tevrat'a göre Hz. Süleyman Allah'ın elçisi değil, bir kraldır[1]. Ama Kur'an Hz. Süleyman'ı Allah'ın elçisi sayar.
Tevrat'ta Hz. Süleyman'a ait olduğu bildirilen ifade şöyledir: "Ey oğlum Rab'den ve melik'ten kork. İhtilalcilere karışma[2]." Kral'dan korkmak, onun zulmüne karşı korunmak için olabilir. Çünkü bu, haksızlığa bir çeşit karşı koymadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kâfir ve münafıklara karşı korunma ile ilgili benzer bir ifade vardır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Eğer sabırlı olur ve korunursanız onların
hileleri size bir zarar vermez." (Al-i İmran 3/120) Korunma ihtiyacı korkudan
doğar. Bu sebeple ayette, "korunma" diye tercüme ettiğimiz ittikâ (
) kelimesi korku diye de tercüme edilmiştir.
"İhtilalcilere karışma" ifadesi de "bozgunculara karşıma" şeklinde yorumlanırsa Hz. Süleyman'a ait olduğu ifade edilen bu söz, teokrasinin delili olmaktan çıkar.
109. İncil'deki metinlere gelince; Pavlos'un ve Petrus'un mektuplarının İncil diye gösterilmesini Kur'an kabul edemez. Çünkü Kur'an'a göre İncil Allah'ın kitabı, Hz. İsa da elçisidir[3]. Petrus ile Pavlos ise birer hırıstiyandır. Petrus Hz. İsa'nın havarilerindendir[4]. Pavlos ise Kur'an'ın tanımladığı anlamda bir havari değildir ama hırıstiyanlar onu havarilerden sayarlarr[5]. Hz. İsa'nın havarileri, Kur'an'a göre Hz. Muhammed'in sahabileri gibidir[6].
110. Tevrat, İncil ve Kur'an, Allah'ın sözlerini içeren kitaplardır. Bunlarda insan sözü olmaz. Ama elimizdeki Tevrat ve İncil'e insan sözü karışmıştır. Bunun en açık delili Pavlos ve Petrus'un mektuplarıdır. Kur'an'da Allah'ın sözleri dışında tek bir söz yoktur. Hz. Muhammed'in sözleri Kur'an'ın dışındadır ve hadis adını alır. Havariler ise Hz. Ali ve Hz. Ebubekr gibidir. Ali ve Ebubekr'in sözlerine sahabi sözü denir. Hz. Peygamber'in sözleri Kur'an seviyesinde kabul edilemez. Sahabinin sözü de peygamber sözü seviyesinda olamaz. Dolayısiyle Petrus ve Pavlos'un mektupları İncil'in bir parçası sayılamaz. Bunlar birer insan sözüdür.
İncil'de Hz. İsa çarmıha gerilip defnedildikten üç gün sonra kabrinden çıktığı, Galile'de 11 havarisine görünerek şöyle dediği yazılıdır:
"Gökte ve yeryüzünde bütün iktidar bana verilmiştir. Şimdi gidin, bütün ulusları öğrenci yapın. Onları Babam, Ben ve Kutsal Ruh adına vaftiz edin. Sizlere buyurduğum her şeyi tutmalarını onlara öğretin. İşte dünyanın sonuna kadar ben her an sizlerle beraberim[7]."
Bu sözler kilisenin, güçlü olduğu zaman devletler üzerinde hakimiyet kurmasına yol açmıştır.
Aynı İncil'in bir başka ifadesine göre Hz. İsa dünyaya hakimiyet kurmak için değil, hizmet etmek ve hayatını vermek için gelmiştir[8]. Bu, bir önceki ifadeyle çelişmektedir.
Kur'an Hz. İsa'nın vefatından sonra dünya ile ilişkisinin kesildiğini ve olup bitenlerden haberdar olmadığını bildirir.
"Allah, (ahirette şöyle ) diyecektir. "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" O da şöyle cevap verecektir: "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz sen onu bilirsin; sen, benim içimde olanı bilirsin; ben senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak sensin"
"Ben onlara
Nasıl ki Hz. Muhammed'in sözleri Kur'an ayeti değilse Hz. İsa'nın sözleri de İncil ayeti değildir. Hele Hz. İsa'nın vefatından sonra söylediği iddia edilen sözler onun sözü bile olamaz. Teokrasi bu sözler üzerine kurulduğuna göre gerçek İncil'in Kur'an gibi teokrasiyi kabul etmediği ortaya çıkar.
111. Hırıstiyanlar nasıl Petrus ve Pavlos'un mektuplarına dayanarak bir teokratik sistem kurmuşlarsa şiilerin imamiye kolu da kendi büyüklerine ait sözlere dayanarak teokratik sisteme benzer bir sistemin savunucuları olmuşlardır.
Şiiler imamlarının ve müctehidlerinin sözlerine Allah'ın sözü demezler. Ama bir çoğu onları Allah'ın sözü gibi bağlayıcı sayar. Onların şu ifadelerine bakalım:
"İctihad şartlarını kendisinde toplamış müctehit, gaybet (imamın gözlerden uzak bulunması) zamanında İmam aleyhisselam'ın naibidir, mutlak olarak hâkim ve reisdir; hüküm vermekte, halka hükmetekte İmamın salahiyetine sahiptir. Onun hükmünü kabul etmemek İmam'ın hükmünü kabul etmemektir; İmam'ın hükmünü kabil etmemek ise Allah'ın hükmünü kabul etmemektir ki, bu, sâdık-i âl-i Muhammed'den rivayet edilen hadise göre Allah'a şirk koşmakla birdir[9]."
Sâdık-i âl-i Muhammed, Hz. Muhammed'in soyundan, gelen doğru kişi demektir. Bu kişi Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin dahi olsa onların sözleri bize delil olamaz. Bu, Petrus ve Pavlos'un sözlerine verilen değere çok benzemektedir.
Ehl-i sünnet, müctehid imamlardan hiç birine kutsallık tanımaz ve hiç birinin sözünü bağlayıcı saymaz.
Ma'n bin İsa el-Kazzaz demiştir ki, İmam Malik'ten şunu işittim; “Ben sadece bir insanım, hata yaptığım da olur doğruyu bulduğum da. Görüşüm üzerinde düşünün, Kitap ve Sünnet'e uygun olanını alın, Kitap ve Sünnet'e uygun olmayanını da bırakın[10].”
İmam Malik sık sık şöyle derdi: “Bizimkisi zandan ibarettir. Kesin bir kanaate varamayız.[11]”
Ebû Yusuf ve Hasan bin Ziyad, Ebû Hanife'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir. “Bizim şu ilmimiz bir görüştür. O, gücümüze göre vardığımız en güzel görüştür. Kim bundan daha güzelini getirirse kabul ederiz[12].”
[1]- Bkz. Emsal-i Süleyman, I/1, Kitab-ı Mukaddes, Ahd-i atîk s.751.
[2]- Emsal-i Süleyman, XXIV/21, Kitab-ı Mukaddes, Ahd-i atîk s.775.
[3]- ... Meryem oğlu İsa'ya, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik. (Maide 5/46)
[4]- Bak. Büyük Laroussse Ansiklopedisi, Petrus ve Paulus maddeleri. İst. 1986.
[5]- Pavlos Hz. İsay'ı görmemiştir. Elimizdeki İncil'de Pavlos'un asıl adının Saul olduğu, (A'mâl-i rusul 13/9) azılı bir hırıstiyan düşmanı iken, Şam yolunda ansızın gökten parlayan bir nurun çevresini sardığı, Hz. İsa'nın ona seslendiği(A'mâl-i rusul 9/3-6), sonra onun Hz. İsa'ya inandığı ve vaftiz edildiği ((A'mâl-i rusul 9/18 vd.) ifade edilmektedir. Buna göre Pavlos, Kur'an'ın tanımladığı havarilerden değildir.
[6]- "Ey inananlar! Allah'ın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsa, Havarilere: "Allah'a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?" deyince, Havariler: "Allah'ın dininin yardımcıları biziz" demişlerdi. İsrailoğullarının bir takımı böylece inanmış, bir takımı da inkar etmişti; ama biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler." (Saff 61/14)
[7]- Metin
[8]- "Nitekim İbn'ül-insan (yani İsa), kendine hizmet olunmak içün değil, ancak hizmet etmek ve canını çok kimseler bedeline fidye vermek içün geldi, dedi." (Matta 20/28)
[9]- Şia İnançları, s. 24.
[10]- İbnu'l-Kayyım el-Cevziyye, Ebû Abdillah Muhammed b. Ebîbekr (öl. 701 h.) İ'lâm'ul-muvakkıîn, c. I, Beyrut, 1987/ 1407, s. 75.
[11]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 76.
[12]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 76.
İslami Okul Okulların En Önemlisi