2- CİHADI TERKEDEN İLE GAZA ETMEDEN ÖLENLER HAKKINDA VARİD OLAN CEZA - Cihad - 3. Sayfa
2- CİHADI TERKEDEN İLE GAZA ETMEDEN ÖLENLER HAKKINDA VARİD OLAN CEZA
Cihadı Terk Edenlerin İleri Sürdükleri Mazeretler
2- CİHADI TERKEDEN İLE
GAZA ETMEDEN ÖLENLER HAKKINDA VARİD OLAN CEZA
Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Eğer babalarınız çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Rasülünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” [1] Müellif-Allah onu affetsin- der ki:
"Bu ayeti şerifede cihadı, ondan yüzçevirerek mal ve ehlin olduğu şeylere sükunet edenler hakkında; tehdit, korkutma ve uyarı vardır. Ey akıl sahipleri ibret alın.
31. "Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler, ne oldu ki size Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yerinizde ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten cayıp dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine göre bu dünya hayatının yararı pek azdır. Eğer savaşa kuşanıp çıkma/sanız, o sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah her şey güç yetirendir. [2]
İmam Kurtubi şöyle diyor: Bu, cihadı terkedenlere bir azarlama, cihada çıkmaya hemen başlamayıp oturanlara bir itaptır.yerinizde ağırlaşıp kaldınız?. sözü, yani yerin nimetlerine veya yerinizde ikame etmek demektir. Devamla der ki:
Cihada çıkmaktan hoşnutsuzluğu izhar ederek üşenmek, ağırlaşmak herkese haramdır. Devamla: Eğer imam bir kavmi tayin eder ve onları cihada davet ederse, tayin ile beraber onların ağır davranmaları söz konusu olama?Onun tayiniyle tayin ettiği kişilere cihad farz-ı ayn olu Farz-ı ayn oluşu cihadın mekanından değil, imama itaatti dolayıdır. [3]
Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:
Allah'ın Rasulü'nün hilafına evlerinde (savaşa çık! maktan) geri kalanlar, (bu yüzden) sevinmekte ve Allafi yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi hoş görmeyerek, "sıcakta savaşa çıkmayın" demektedirler. (Ey Muhammedi Onlara) de ki:
"Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke bunu anlamış olsalardı. İrtikab ettiklerine ceza olmak üzere az gülüp çok ağlasınlar. Allah, seni onlardan bir gruba geri döndürüp karşılaştırır ve onlar da (savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, (onlara) de ki "Benimle birlikte hiçbir zaman (bir savaşa) çıkamayacak ve benimle birlikte asla bir düşmanla savaşamayacaksınız. Zira siz, baştan oturup kalmaya rıza göstermiştiniz O halde geride kalan (kadın, çocuk ve ihtiyar) larla birlikte oturun. (Ey Peygamber!) Münafıklardan ölen bir kimsenin namazını sakın kılma ve kabri başında da durma. Zira onlar Allah'ı ve Rasulü'nü inkar etmişler ve fasık olarak ölmüşlerdir.” [4] Allah sana rahmet etsin. Cihaddan geri kalıp oturanlar ve onda infak etmeyi kerih görenler hakkındaki bu şiddetli tehdide ve büyük, aşağılık, elem verici yükümlülüğe bak. Her ne kadar bu ayetler belli birtakım kavimler için nazil olmuşsa da, aynı şekilde kendileri gibi aynı fiili işleyen ve vacip olan cihaddan kendileri gibi geri kalanlara bir tehdit ve korkutmadır. La havle vela kuvvete illa billah.
32. İbn Ömer'den (r.a) Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilmiş Siz, iyne (veresiye) ile satın almaya başladığınızda! ineklerin kuyruklarına tutunduğunuzda, ziraate razı olduğunuzda ve cihadı terkettiğinizde; Allah üzerinize zilleti musallat kılar. Dininize dönmeyinceye kadar Allah, onu sizden söküp atmaz.[5]
Beyhaki der ki:
İyne ile alışveriş yapmak; adamın, "bunu şöyle şöyle al, ben de senden şöyle şöyle alırım demesidir"der. [6]
El-Haravi[7] iki garipte şöyle demektedir: El-İynetü, bir şahsın belli bir süreye kadar başka bir şahsa bir malı satması, daha sonra bu malı sattığı değerin altında aynı şahıstan (tekrar) satın almasıdır. Bu da mekruhtur.
Şayet iyne sahibinin yanında bir başkasından bir malı satın alır ve kabzettikten sonra belli bir süreye kadar iyne sahibine aldığının üstünde satarsa, bundan sonra da alıcı ilk satıcıya değerinin altında bir parayla satarsa bu da iynedir. Ancak bu ilkinden daha ehvendir. Kimilerine göre bu caizdir.
İyne denilmesinin sebebi mal sahibine paranın hasıl olmasındandır. Aynı hazır olan maldır. Müşteri onu satmak için satın alır ki akabinde kendisine bir yarar dokunsun.Kadılar kadısı Maverdi der ki:
"İyne denilmesinin sebebi paranın karla alınmasıdır" der. Ayn ise dirhem ve dinarlardır.Müellif der ki: Hadisin manası şudur: İnsanlar cihadı terkedip ziraat ve benzeri şeylere yöneldiklerinde, Allah da onların üzerine düşmanlarını musallat kılar. Çünkü onların ne hazırlıkları var ne de onların saldırılarına karşı bir amade olma var. Ayrıca onlar, içinde oldukları dünya nimetlerine rıza göstermişlerdir. Dolayısıyla hakir ve zelil olmaları haktır. Onlar üzerlerine vacip olan kafirlerle cihada, onlara karşı sert olmaya, dini ikame etmeye, İslam ve ehlinin yardımına, ilayı kelimetullaha, küfür ve ehlini zelil kılmaya dönmedikçe, ondan kurtulamazlar. Nebi'nin (s.a.v) "...dininize dönünceye dek" sözü, cihadı terketme ve ondan yüz çevirip dünyaya dalmanın dinden çıkma ve ondan ayrılma olduğuna delalet eder. Kendisi için apaçık ber günah olarak bu, kifayet eder.
33. Enes b. Malik'den (r.a) Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilir:
Kim Allah yolunda bir gaza ederse, Allah'a karşı olan tüm taatını da eda etmiştir.
"Dileyen iman eder ve dileyen küfreder. Şüphesiz zalimler için ateş hazırlamışızdı. [8]
Devamla denildi ki:
Ey Allah'ın Rasulü! Senden işittiğimiz bu hadisten sonra cihadı kim terkedip yerinde oturur?' O da dedi ki:
Allah'ın lanet ettiği, gazap ettiği ve onun için büyük bir azap hazırladığı kişiler terkeder. Âhır zamanda cihadı görmeyecek bir kavim gelecektir. Şüphesiz Rabbin kendi katında bir ahitte bulunmuş. Ahdini O bozmaz. O da şudur: Hangi kul bunu bu şekilde görerek ona varırsa alemlerde hiçbir kimseye azap etmediği bir şekilde onu azaplandıracaktır.
"İbn Asakir hadisin tümünü cihadı terketme konusunda şiddetli tehdit babında tahriç etmiştir.
34. Hadisin başını cihadın fazileti babında başka bir tarikle -denildi ki ey Allah'ın Rüsulünden sonuna kadarki bölümü hariç- rivayet etmiştir.[9]Ebu Bekr es-Sıddik'ten şöyle dediği nakledilmiş:
"Rasulullah'ın (s.a.v) vefatından bir yıl sonra insanlara hutbe vermek için -ağlamaktan boğulur haldeyken- ayağa kalkıp dedi ki:
Ey İnsanlar! Bir yıl önce bu ayda ve şu minber üzerinde Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle dediğini işittim:
Cihadı terkeden bir kavim yoktur ki Allah onu zelil kılmasın ve emri bil maruf ve nehyi anil münkeri terkeden bir kavim yoktur ki, Allah hepsini cezalandırmasın." Bunu Şifau's-Sudur'da zikretmiştir
36. Taberani aynı hadisi sahih bir isnad ile özetleyerek rivayet etmiş:
Şabi'den [10] şunu söylediğini tahriç etmiş: "Ebubekir'e biat edildikten sonra minbere çıkıp.ve hadisi zikreder. "Ve"Cihadı terkeden bir kavim yoktur ki, Allah onların tümünü azaplandırmasin. [11]
37. İbn Asakir isnadıyla Mücalid [12] o da şabi’den şunu söylediğini tahriç etmiş Ebubekir’e biat edildikten sonra minbere çıkıp…hadisi zikreder. ve onda cihadı terkeden bir kavim yoktur ki, Allah onları fakirlikle vurmasın" cümlesini de söyledi.
Eğer desen ki, insanları cihaddan yüzçevirdikleri halde içlerinde zengin olan çok insanı görürsün. Bunun sebebi nedir?
Cevap olarak: Zenginlik şudur
38. Sahih bir hadiste olduğu[13] gibi zenginlik, meta çokluğundan olan zenginlik değildir. Asıl zenginlik kalp zenginliğidir. Fakirlik kalp fakirliğidir, insanlardan gördüğümüz ise, onlar cihad ve ganimetten yüz çevirip, mubah ve başka yollarla kazanma yollarına yönelince; Allah, onlara kalp fakirliğini, aşırı hırsı, cimriliği musallat kıldı. Vacip olan bir çok hakkı menettiler. Gümrük vergisi gibi bir çok harama el attılar. Onların yanında azıcık dünya malı değerlidir. Hırs ve tamahkarlık onları zelil kılmış. Azı hariç, rızıklarının kendi taraflarından geldiğini görenlere zilletin hakim olduğunu, onun gitmesinin korkusundan dolayı tamahkarlığı onu köleleştirmiştir. Eğer zengin olsaydı hakikatte hür olacaktı. Her ne kadar servet sahibi de olsa aslında o fakirdir. Görünüşte aziz de görünse, aslında zillet kalbini bürümüş ve onda iskan etmiş. Kılıcından dolayı rızıklanan kimselerde bunlardan hiçbir şeyi göremezsin. Çünkü rızkı, ganimetten o da kılıç ile alınmadır. Allah'tan başka hiç kimsenin minneti yoktur. Ganimet büsbütün helal olduğuna göre onda hiçbir şüphe yoktur ve kalbin aydınlanmasında cimrilik ve hırs karanlıklarını ağartan birinci sebeptir. Ganimet sahibi eli itibariyle fakir de olsa aslında o zengin kalplidir. Onun zahirdeki elbisesi fakir ve miskin de olsa, onun batın şiarı -Allah'ın vasıflandırdığı gibi- izzet ve yüceliktir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı şiddetlidirler. [14]
Şüpheden kazanç sağlayan tamahkarlığın kendisini yaratılmışlara zelil kılan kimseye gelince, o her ne kadar zahirde aziz görünse de onun kalbi zilletin değişik nevileriyle doludur. Zahirde her ne kadar topladığı ile zengin de oll sa, o batında hırs ve tamahkarlıkla fakirdir. Bu düşük ahlaki, miras bırakacak kadar aşağılık kazançların babası olur "Allah dilediğini doğru yola hidayet eder." [15]
39.Şifau's-Sudur'un sahibi der ki: Ali'nin (r.a) bir söj zünde şöyle söylediği rivayet edilir:Allah için cihad, Cennetin kapılarından bir kapıdır. Allah yolunda cihad etmeyi terkedenlere Allah; zillet elbise! sini giydirir. Belayı büründürür, aşağılanmasını kolaylaştırır, zilletle nişanlanır ve ona karşı adaletten men edilir.[16]
40. Aynı şekilde yine aynı kitapta Zeyd b. Eslem'den [17] o da babasından [18] o da
Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle dediğini rivayet eder:
"Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve yeşil kalacak! tır. İnsanların üzerine bir zaman gelir ki, onlardan bazı kurralar;
"bu zaman cihad zamanı değildir" derleri Sizden kim bu zamana yetişirse o dönem ne güzel cihad dönemidir.
"Dediler ki:
Ey Allah'ın Rasulü! Onlardan biri mi bunu söyleyecek? Buyurduki:
Evet Allah'ın meleklerin ve tüm insanların lanetlediği kişi?
41. Yine aynı yerde Ebi Ömer el-Karaşi'den Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediğini nakleder:
Şüphesiz günahlar, alacaklının borçluyu hapsettiği gibi o da sahibini Allah yolunda cihad etmekten alıkoyar"
42. Ebu Hureyre'den (r.a) Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilir:
Cihaddan bir eser olmadan Allah'a kavuşan, gedikli olarak Allah'a kavuşur. [19]
Hadisi Tirmizi, İbn Mace, Hakim rivayet etmiş. Hepsi de İsmail b. Rafi'den [20] ki zayıftır o da Ebu Salih'ten [21] rivayet etmişler. Hakim "bu büyük bir hadistir. Ancak İsmail ile ihticac etmemişler" der. Beğavi de Mişkat kitabında zikretmiştir.
43. Yine ondan Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilir:
Kim cihad etmeden veya cihad etmeyi içinden geçirmeden ölürse o nifaktan bir tür üzere ölmüştür. [22]
Müslim rivayet etmiş.
44. Ebu Davud ve İbn Mace sahih bir isnad ile Ebu Umame'den[23] Nebi'nin (s.a.v) şöyle dediğini rivayet etmişler:Kim gaza etmez veya savaşçıyı teçhiz etmez veyahut ehlinden hayırla bir savaşçıyı geri bırakmazsa, Kıyamet Kim gaza etmez veya savaşcıyı techiz etmez veyahut ehlinden hayırla bir savaşcıyı geri bırakmazsa kıyamet günü gelmeden önce Allah şiddetli musibetleri üzerine getirir. [24]
45. Abdurrezzak Saidb. Abdulaziz'den [25] der ki:
Makhul'den şöyle dediğini işittim:
Rasulullah (s.a.v) şöyle de –mistir; Hiçbir ev ehli yoktur ki, onlardan bir savaşçı çıkmaz veya savaşçıyı teçhiz etmez veyahut öyle birini ehlinde bırakmazlarsa, Allah ölümden önce onların başına musibet getirmiş olmasın.[26] Bu mürseldir.Faide: Kurtubi diyor ki:
(Cihad hususunda) herkes ihmalkar davranırsa tek bir kişi ne yapabilir? diye sorulursa şöyle denilir:
Bir esire kastederek onu fidye karşılığında salıverir. Eğer o bir kişiyi fidye ile alırsa, cemaatte yapamadığını birey olarak daha çok yapmış olur. Çünkü, eğer zenginler esirlerin fidyelerini aralarında bölüştürürlerse, her biri ancak bir dirhemden az bir şey öder. Gücü varsa savaşır. Yoksa bir savaşçıyı teçhiz eder.[27]
Cihadı Terk Edenlerin İleri Sürdükleri Mazeretler
Ey kendisine farz kılınan cihattan yüz çeviren, tevfik kanunlarından sapan! Bil ki, sen muhakkak uzaklaşma ile karşı karşıyasın... Allah'a yemin olsun ki, murada nail olmakla mesut olmaktan mahrum oldun. Savaştan kaçmanın,kahramanların savaşlarında bulunmayışının, Allah yolunda! mal ve can ile cimri davranmanın sebebini keşke bilseydim.Bunun sebebi; uzun yaşama arzusu, ecelin saldırma korkusu, mal ve ehilden bir mahbubun; çoluk-çocuk ve hizmetçiden, kardeşten, yakından, kerim olan bir dosttan, sıcak bir arkadaştan, salın amelleri çoğaltma arzusundan, güzelliği ve çekiciliği olan bir zevcenin sevgisinden, korucu komşundan yüksek mevkilerden, ihtişamlı köşklerden, huzurlu bir gölgeden, şık giyimden veya afiyetli bir yiyecekten başka birf şey midir? Seni cihaddan alıkoyan bunlardan başka bir şeyi değildir. Rabbinden seni uzaklaştıran da bundan başka bir şey değildir. Ey benim kardeşim, bunlar senden südur edecek güzel şeyler değildir. Allah'ın (c.c.) şu sözünü duymuyor musun?:Ey iman edenler, ne oldu ki size Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman yerinizde ağırlaşıp kaldınız. Ahiretten cayıp dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine göre bu dünya hayatının yararı pek azdır.[28] yazacağım kesin hüccetlere kulak ver. Sana sunulan apaçık burhanları dinle! Ki bilesin, seni cihattan alıkoyan sadece mahrumiyet, gecikmendeki sebep de sadece nefis ve şeytandır. Senin uzun yaşama umuduna sükunet etmen, ecelin hücum etmesinden korkman, gelmesi kesin olan ölümden kaçman, yürünmesi gerekli olan yolda yürü-! mekten korkmana gelince, Allah'a yemin olsun ki cihatta
geçmek öne geçenlerin ömrünü kısaltmayacağı gibi, cihattan geri kalmak da geri kalanların ömrünü arttırmaz.Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.[29] Oysa Allah kendi eceli gelmiş olan hiçbir kimseye kesinlikle ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.[30] Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürüleceksiniz."
[31]Ölümün sarhoşluğu var, ey günahkar! Canın çıkmasının korkusu çok büyüktür, ama farkında değilsiniz. Kabrin öyle bir azabı var ki, ondan ancak salihler kurtulur. Ve orada sorgulayıcı iki meleğin sorgusu vardır.Allah iman edenleri dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri şaşırtıp saptırır. Allah dilediğini yapar? [32]
Bu büyük tehlikeden sonra, kişi ya saittir, ebedi nimetlerin içine gider veya şakidir, Cehennemin azabına gider. Şehide gelince; o, tüm bunlardan emindir. Bu helak edici şeylerden korkmaz. [33]
46- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Şehid öldürülmenin acısını ancak bir cimcik kadar hisseder.[34]
Şehidin öldürülmeden duyduğu, ancak sizin çimdiklenmekten duyduğunuz kadardır.[35]
Ey benim kardeşim! Bu fırsatı değerlendirmekten seni alı koyan nedir? Sonra bu fırsatı değerlendirirsen kabirdeki azaptan kurtulur, Allah indindeki en güzel ve en iyi sonucu kazanır, sorgulama sınavı ile ondan sonraki korku ve dehşetten emin olursun.
Şehitler Rabbleri katında diridirler ve rızıklandıılıyorlar. Allah'ın kendi fazlından kendilerine verdiği ile sevinirler ve kendilerinden sonra gelenlere müjdelemek isterler [36]Ruhları yeşil kuşların içinde İliyyin Cennetlerinde dolaşırlar.[37]
Bu şerefli ölüm ile, acı dolu şu ölüm arasında ne kadar çok fark var.
Eğer cihaddan beni alıkoyan; ehlim, malım, çoluk-çocığumdur diyorsan, şüphesiz Allah (c.c.) gizlenemeyecek derecede apaçık bir şekilde şöyle buyurmaktadır:Bizim katımızda sizi bize yaklaştıracak ne malları'nız, ne de evlatlarınızdır" [38]
Kadınlara, oğullara kantar kantar yığılmış altın ve: gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının metaldir. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olacaktır." [39]
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun (eğlence türünden) tutkulu bir oyalama bir süs, kendi aranızda bir övünme, mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi. Onun bitirdiği ekincilerin hoşuna gitmiştir. Sonra kuruyuverir bir de bakarsın ki, sapsarı kesilmiş sonra o bir çer çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir."[40]
Bu konuda ayetler çok, deliller çok açık ve aydınlatıcıdır. [41]
47- Hadiste şöyle buyruluyor:Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin bir kanadı kadar değeri olsaydı, bir kafiri onda tek bir su ile sulamazdı. [42]
48- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur. Cennette, birinizin kamçısının yeri kadar yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Allah yolunda bir gecelemek veya bir sabahlamak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir bayanın örtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. [43] Bu büyük mülk ve saltanattan ehlin seni nasıl alıkoyuyor? Ki bunlar, çok geçmeden ölecekler. Değişik eller onları parçalar, afet ve musibetler onlan bölük pörçük eder. Onlardan sadır olan cimrilik, verimsizlik, düşmanlık ve kötü ahlak senden olan şansların kaybolmasıyla sana karşı olan kinleri... Malın az olduğu bir zamanda senden ayrılışları... Durumların değişmesiyle sana karşı olan sevgilerinin değişmesi... Bundan daha büyüğü Allah'a dönüşte senden kaçmaları, sorgulama yerinde zerre rniskalleri seni hesaba çekmeleridir. Öyle ki, her biri kurtulmak için tüm günah ve ağır yüklerini sana yüklemek isterler. Peki gidici ve zeval bulucu olan (malın) seni nasıl alıkoyuyor? Onun kaybıyla arkadaşlar kaçar, çoluk çocuk dağılır. Sana o kadar sokulan dostun seni terkeder. Sonra Kıyamet günü nereden kazandın ve nereye infak ettin diye ondan sorulursun. O günde sorgu ne kadar zordur. O gün, evet o gün; çocuklar yaşlanır, korku büyük olur. îzdiham çok olur. Çekişme şiddetli olur. Her emziren emzirdiğini terkedip kaçar. Her gebe karnmdakini bırakır. [44]Mücrimler simalarından tanınır. Kahkül ve ayaklarından tutulur? [45]
O günde zenginler az ve pek az olandan, hakir ve şerefli de eksik ve tam olandan sorgulanacaklar. Fakirler zenginlerden beşyüz sene evvel Cennete girecekler. Onlar orada yerler içerler ve Darus-Selam'da refah içinde olurlar. Ve sen ey zengin, malından dolayı sen bunlardan yoksunsun.
O mal, az olduğunda gam ve zahmetini arttırır, çok olduğunda da seni zengin ve azgın kılar. Eğer ölür ve arkanda bırakırsan seni aşağılar. Önünde de onun üzerinde sorgulanacağın bir yer var. O günü bilir misin? Farzet ki dünya ve içindekiler senin olsun. Onun çekiciliğine ve aldatıcıhğma meyletsen dahi, onun sonu fani olma ve senin de ondan mutlaka ayrılman söz konusu olmayacak mı? [46]
49- Hadiste Nebi'nin (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilir:
Dünya'nın tümünü içindekilerle beraber sana göstereyim mi?
"Evet ey Allah'ın Rasulü" dedim. Bunun üzerine elimden tutup Medine'nin vadilerinden bir vadiye getirdi. Bir de ne göreyim? Orada insanların kafa taslarının, pisliklerinin, çürümüş kemiklerin külünün, (hayvanların) kemiklerinin bulunduğu bir çöplük var.Ey Ebu Hureyre" dedi. "Bu kafalar sizin hırslı olduğunuz gibi hırslıydılar. Sizin umduklarınızı umuyorlardı. Sonra onlar bugün derişiz kemikler olarak düşmüşler. Bu pislikler yediklerinin çeşitleridir. Kazandıkları yerden kazandılar ve onu midelerine indirdiler. İnsanlar da ondan uzak durmaya başladılar. Bu yanmış, ufalmış, çürümüş küller onların elbiseleriydi. Sonra onları rüzgar savurup duruyor. Bu kemikler üzerlerine ülkeleri gezdikleri bineklerinin kemikleridir. Buna rağmen dünyanın üstünde ağlayan ağlasın. [47]
Der ki; "Bizi daha ayrılmadan şiddetli bir ağlama tuttu.
"Eğer keremli çocuğunu ve ona karşı şefkatli ve merhametli babanın şefkatini hatırlıyorsan, Allah (c.c.) şüphesiz şöyle diyor:
Şüphesiz sizin mallarınız ve çocuklarınız birer fitnedir. Allah'ın indinde ise büyük ecir vardır." [48]
Allah'a yemin olsun ki O, çocuğa karşı anasından babasından, kardeş ve amcalarından daha şefkatli ve merhametlidir. Nasılda olmasın? Onlardan önce O, iç organların karanlıklarında rahmetinin memelerinden terbiye eden, anaların rahimlerinde ve babaların sülbunda kalbi O'nun lütuf ve rahmetinin elinde olandır. O zaman senin şefkatin neredeydi? Ona karşı titreyişin, yakınlığın ve uzaklığın neredeydi? Ve o nasıl seni nimetler diyarından ve Kerim olan Rabbinin yakınlığından nasıl seni alıkoyabiliyor?
Eğer o küçük bir çocuk ise, sen onunla gamlanırsın, büyük ise,onunla üzüntü duyarsın, sağlıklı ise, üzerine titrersin, hasta ise kalbin onun zayıflığı ile muzdarip olur. Terbiye edersen, zar ve taatinden çıkar, nasihatte bulunursan, sinirlenir ve kin tutar. Çoğu çocukta olan mutad isyan bir tarafa. Önün alırsan seni korkutur. Müsamaha edersen seni cimrileştirir Zühdedersen seni rağbet ettirir. Onunla büyük bir fitneye uğ ramışsın. Halbuki bunu minnet sayıyorsun. Bela onunla umumi olmuştur. Halbuki sen onu nimet sayıyorsun. Gamım la sevinmeni istiyorsun, ferahlığının hüznünle olmasını! zararınla kazanmasını, mizanının hafifliği karşısında dirhemlerinin çoğalmasını istiyorsun. Onun sebebiyle sana güyetiremeyeceğin şeylere yükleniyorsun. Onun için her darlığa girersin. Ey adam onu hatırından atıp, seni ve onu yaratana bırak. Kendinden sonra onun rızkında seni ve onun rızıklandırana tevekkül et. Mülk ve melekütte onun tedbirini Allah'a teslim ettin, fakat ölümünden sonra çocuğunun tedbirini O'na vermiyorsun. Onun tedbirinde az veya çok bir payın var mıdır?
Göklerin yerin ve aralarında olanların mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadir. [49]
Allah'a yemin olsun ki ne kendine, ne de ona bir yarar veya zarar sağlamaya gücün yetmez. Hayat ve dirilmeye de yetmez. Onun ömründe azıcık bir uzatmaya gücün yetmeyeceği gibi, rızkında bir çekirdek kadar artırmaya gücün yetmez.
Halbuki ölüm aniden seni avlar, kabirde yıkılır, ameline esir olursun. Aziz olan senin çocuğun senden sonra yetim olur. Varislerin malını bölüştürür. Evladu yalin darmadağınık olur. Ve keşke şehitlerle beraber olsaydım da büyük ibr kurtuluş ile kurtuluşa erseydim dersin. Sana şöyle denilir:Heyhat! Geçen geçmiştir. Hasretler büyük olmuş. Takdim ettiğin iyilik ve günahlarınla başbaşa kaldın."
İçinde bulunduğun aldatıcı durumdan seni ikaz eden aziz ve gafur olan Allah'ın sözünü işitmiyor musun?
Ey insanlar! Rabbinizden korkup sakının ve öyle bir günün azabından korkun ki, (o gün) hiçbir baba çocuğu için bir karşılık veremez ve hiçbir çocuk da babası için bir karşılık verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıci(lar) da sizi Allah ile aldatmasın."[50] Çocuğun eğer saidlerden ise, cennetler sizi bir araya getirir. Eğer şakilerden ise, o zaman sana şimdiden Cennet ve ateş ehli ile iyiler ve kötüler bir araya gelmesin. Umulur ki Allah sana şehadeti nasib kılar da, ona şefaat edersin. Ondan ayrılışın onun kurtuluşunun vesilesi olur. O zaman onu azabtan kurtaracak şeye haris olur ve onda çaba göster. Çünkü yarın:
"Kişi o gün kendi kardeşinden, annesinden babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün onlardan herbirisinin kendine yetecek bir işi vardır. [51]
Şüphesiz bu apaçık bir beyanın ta kendisidir.
Allah dilediğini dosdoğru yola iletir." [52]
Eğer bana ağır gelen kardeş ve yakından, dost ve ahbaptan ayrılmadır diyorsan, o.zaman sanki sen -tüm yaratıkların başına kıyamet kopmuş- kıyamettesin.
O gün dostlar, muttakiler hariç birbirlerine düşmandırlar." [53]
Eğer dostluk Allah için ise, şüphesiz ebedi nimetler içine iliyyun sizi bir araya getirir. Eğer dostluk Allah için değilse, o zaman arkadaş arkadaşla haşrolunmadan ayrılık olsun. Çünkü, kişi ahirette arzusuna ortak olduğundan dolayı sevdiği ile beraber haşrolunur. Eğer o muttakilerden ise, kardeşine yardımı dokunur. Eğer bedbahtlardan ise, ona zarar verir. Dost ve yakınların bu dünyadaki cefası yüz çevirmesi, vefasızlığı, mutsuz kılmaları, saf niyetli olmamaları, senin yanında değişmeleri, üzerine renk atmaları, sana kötülükleri, senden ayrı durmaları, kalplerinin gizledikleri illet ve hastalıklar bir yana, eğer zorluğa girersen senden vazgeçerler. Ayağın kayarsa kendilerini senden uzak tutarlar. Bolluğun kardeşleri, darlığın düşmanlarıdır.
Dostlukları zenginlikle paraleldir. Ahbaplıkları meşakkatlerle doludur. Malın azalırsa seni usandırırlar, halin yerinde olursa o zaman kardeşin nasıl da kardeş olur. Eğer bu beyanda şüphe edersen, imtihan esnasında yakin olarak açığa çıkarlar. Eğer temiz bir insanla kardeş olmayı başarmışsan veya vefakar bir insan ile dost olmuşsan, o zaman yarın, doğru sözlülerin en doğru sözlü olanının dediği gibi
"Onların göğüslerinde kinden ne varsa tümünü sıyırıp çektik. Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar." [54]
Ey adam! Ne dost ne de yakın seni cihattan alıkoymasın. Belki güneş batmadan ayrılırsınız. O zaman da büyük sevabı kaçırmış, en yakın dostun senden ayrılmış, derecelerden arzu ettiğinden mahrum olursun. Pişman olursun, ancak pişmanlık sana bir şey kazandırmaz. [55]
50- Hadiste Cebrail Nebi'ye (s.a.v):
Ey Muhammed Şüphesiz Allah sana şöyle şöyle buyuruyor:
'Dilediğin kadar yaşa, sonunda mutlaka öleceksin. Dilediğini sev, ama muhakkak ondan ayrılacaksın. Hangi ameli yaparsan yap, muhakkak onunla cezalandırılacaksın.
[56]Bu az kelimelerin kapsadığı ölüm, sevilenlerden ayrılma amellere göre cezaya bir bak! Ve bu inzardan uzak dur. Çünkü o bir inzardir.Şüphesiz bunda görenler için ibret var. [57]
Eğer, beni engelleyen makamın, yüksek mevkim, izzetimdir diyorsan, makamın sana ulaşıncaya kadar onu seven kaç kişinin ondan ayrıldığını onun gölgesi, seni gölgelendirinceye kadar ona imrenen kaç kişinin üzerinden geçtiğini keşke bir bilseydin. Onlardan ayrıldığı gibi senden de ayrılacaktır. Sanki şimdi onu yaşıyorsun.
Ve görünen o ki onun gelip çalmasıyla, kalbin hasetle dolu, göğsünde hüzünle mamur olarak dostlarından ayrılıyorsun. Makam ve mevki olarak içinde bulunduğun ortam devam etmedi. Başarı sebepleri diye talep ettiklerinle kurtuluşa ermedin. Talep ettiklerine ulaşamadın. Halbuki kişiyi? ateşten çıkaracak, dünya sultanlarının en büyüğü kadar ve onun on misli kadarı ile beraber Cennete girecek olanlarla! beraber Cennete girmek için başka sebepler var. Daha önce geçmiş nebi, sıddik, şehit ve salihlerle beraberi olmaya ne dersin? Makam ve mevkideki güçlük ve zorluk, kötü sonuç, kazanacağın çok düşman ve çok hasetçi, bunların! gizledikleri kin ve nefret, malının elden gitmesiyle sana yapacakları sövmeler, gelecek olanın gelmemesiyle ah vah etmen, bununla hizmetçi ve ihtişamının çoğunun gideceği daha önce ayakların öpmekten gurur duyan kişilerin senden yüz çevireceği. evet tüm bunlar sana sır değildir. [58]
51- Şöyle rivayet olunmuş: Kerim olan melek, yüce Rab'dan bir yazıyla gelir. Onda Hay ve ölümsüz olandan Hay ve ölmeyecek olan insana. Ey Kulum ben bir şeye ol derim, o da oluverir. Seni de bir şeye ol dediğinde oluverir şeklinde kıldım.[59]
52- Hadiste: Cennet ehlinden derecesi düşük olan, başında on beş bin hizmetçisi olandır. Birinizin başındaki en küçük inci, doğu ile batı arasını aydınlatabilir." [60]
53- Tirmizi ve İbn Hıbban Sahihlerinde şunu rivayet etmişler:
Cennet ehlinden en düşüğünün seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi var. Ona inci, yakut ve Zeber-ced'den bir köşk yapılır ki, büyüklüğü Cabiye (Dımeşk'in beldelerinden bir belde) ile San'a arası kadardır. Ve aziz ve gaffar olan Allah'a kulak ver.Melekler ona her bir kapıdan girip şöyle derler: Sabrettiğinize karşılık selam size, dünya yurdunun sonu ne güzel." [61]
Allah'a yemin olsun ki bu gözlerin onunla aydınlanacağı şeydir. Böylece çalışanlar da bunun benzeri için çalışmalıdır. [62]
Eğer ayrılması bana zor gelen köşküm ve onun gölgesi, sağlam yapısı, yüksek yeri, ondaki ihtaşamın ve hizmetçilerim, sevincim ve nimetlerimdir diyorsan, acaba o, toprak taş ve çamurdan sıva, demir ve keresteden, hurma çubuklarından başka bir şey midir? Süpürülmezse çöple dolar. Kandil yakılmasa kapkaranlık olur. Binaya bakılmasa yıkılması erken olur. Ona bakım yaparsan neticesi yine yıkımdır. Çok geçmeden toprak gibi olur. Sakinleri dağılır, hizmetçiler oradan gider. İzi silinir, haberi kaybolur, şekli silinir ismi unutulur. [63]
54- Rivayet olunmuş ki: Allah (c.c.) Adem'i (a.s) yeryüzüne indirdiğinde ona şöyle demiş:
Yıkılması için bina yap. Halbuki o yok olmak için doğmuş. [64]
55- Haberde: "Allah'ın bir meleği vardır ki, her gün ölüme yaklaşınız ve yıkılması için bina yapınız.
Ey Mağrur adam! Kısa bir süre sonra yok olacak köşkünü yüksek, aydınlık, nehirleri akan, dalları, sevinci sürekli olan bir yurtla değiştir. [65]
56- Onun yapısını sorarsan kerpiçleri var ki gümüştendir. Kerpiçleri var ki altındandır. Orada yorgunluk yoktur. Meşakkat yoktur. Toprağını sorarsan o misk kokuludur.! Taşlarını sorarsan inci ve değerli taşlardır. [66]
57- Onun nehirlerini soruyorsan onda sütten nehirler, baldan nehirler ve kevser nehirleri vardır. [67]
58- Onun köşklerini sorarsan, orada yüksekliği yetmiş mil olan incilerden yapılmış köşkler, yeşil yakuttan göz kamaştırıcı köşkler veya kırmızı yakuttan yapılmış çok yüksek köşkler vardır. Orada her köşede mümin için hizmetçiler vardır. Bahçesinin çok geniş oluşundan onlar birbirlerini göremez. [68] Onun yaygısından sorarsan, onun astan ağır işlenmiş atlastandır. Acaba (astarları buysa) üstleri nasıldır? O yüksekçedir. Her bir döşek arası kırk yıldır onların üzerinde ne uyku gelir ne uyuklama olur. Onların üstünde onlar karşılıklı bağdaş kurup otururlar.Kimi kimine dönüp sorarlar. [69] Onun yiyeceğinden sorarsan, onun sofraları konulmuş, yemeği daimi, kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan meyveler;
"Arzulayip seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri. [70]Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar."[71]
59- Cennetin ehli kazai hacet yapmazlar. Tükürmezler ve sümkürmezler. Yiyecekleri derilerinden misk kokusu, rengi de inci renginde süzülüp akar. Bir de bakarsın ki, karın önceki halini almış.[72] Onun hizmetçilerinden sorarsan onlar; "Çevrelerinde gençlikleri ve dinçlikleri ebedi kılınmış civanlar dolaşır durur. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.Her nereye bakarsan bir nimet ve büyük bir mülk görürsün."Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara [73]tertemiz bir şarap içirmiştir.
"Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba harcamanız şükre değer görülmüştür." [74]
Özetle, sana anlattıklarımın tümü, haberlerde Kur'an ve hadiste gelenlerdir. Yoksa Cennette, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin hatırına gelmediği şeyler de vardır.[75]
Onların bu büyük nimet ve yüce makamdaki kalmalarından soracak olursan, orada onlar ebediyyen kalıcılardır. Orada diridir, ölmezler. Gençtirler, yaşlanmazlar. Sıhhatlidirler, hastalanmazlar. Sevinçlidirler, üzülmezler. Razıdırlar, kızıp Öfkelenmezler. Nimetin kesintisinden ve kovulmaktan emindirler.[76] Ayrıca onlar güvenli bir makamda olup,
"Oradaki duaları, Allahım, sen ne yücesin'dir ve oradaki dirlik temennileri "selam"dır. Dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd Alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
Ve sen, bu büyük, ensiz-bucaksız mülk ile, kısa ömürlü ve düşük değerli köşkünün kıyasını aklınla yap. Ve şehadetle ondan ayrıldığında nelere mazhar olacağına bir bak. Ama şu bir gerçektir ki, içinde bulunduğun makam şüphesiz aldatıcıdır.
(Bunu her şeyden) haberi olan Allah gibi sana hiç kimse haber veremez."
[77] Gecikmeden amacım; amelimin ıslahı içindir diyorsan, bu da aldanmaktan ve uzun uzun emel peşinde koşmaktandır. Allah'a yemin olsun ki, makdur ecelde gecikme olmuş değildir.
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Öyleyse
dünya hayatı sîzi aldatmasın ve aldatıcılar da, sizi Allah ile (Allah'ın adını
kullanarak) aldatmasın."[78] Allah'a
yemin olsun ki, bu, şeytanın tuzaklarından başka bir şey değildir. Bu Allah'ın
velilerinin ve salihlerinin amaçlarından değildir. Eğer söylediğinde doğru
isen, sahabe ve tabiin bu amaca daha evla kişiler değil midir? Eğer onlar
ecelin tayinine meyletseydiler, Allah uğrunda korkunç halleri yaşamaz, müşrik
ve kafirlerle cihad etmez, şehir kasaba ve ülkeleri kuşatmazlardı. Ey şaşkın
adam! Kulakların
"Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." [79]Allah'ın şu sözünü tefekkür etmez misin?Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. [80]
60- Hadiste:Bir adamın, Allah yolundaki safında bir defa durması ehlinin evinde yetmiş yıl yapacağı ibadetten daha efdaldır. [81]
Ey mağrur! Şüphe yok ki mücahidin uykusu, gece kıyamından ve yıllarını orucundan daha efdaldır. Bunun geniş açıklaması gelecektir. Yardım istenen Allah'tır.Farzet ki; sen söylediğin şeylerde doğru söylüyorsun. Senin amelin kabul ve red arasında dolaşıp durmuyor mu? Önünde korkulacak dehşetli ve korkunç bir durum yok mu? Acaba önünde dehşet dolu haşir günü yok mu? Ve Allah'a yemin olsun ki eğer amel etmişsen bu amelin seni kurtaracağını veya alçaltacağını bilemezsin
Allah gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir [82]
"Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz Allah'a varıp toplanacaksınız." [83]
Eğer eşimden ve onun güzelliğinden, ona yakın olmakla olan ünsiyetle onunla buluşmakta hasıl olan sevinçten ayrılmak doğrusu bana güzel gelmiyor diyorsan. Farzet ki eşin kadınların en güzeli, asrının en güzel kadını olsun. Onun başlangıcı değersiz bir nutfeden sonu da kokuşmuş tiksindirici cesetten başka bir şey midir? O, bu iki nokta arasında da pislik taşır. Hayzı, ömrünün yarısından seni engeller. Sana karşı isyanı itaatinden daha fazladır. Sürme çekmezse gözleri bulanık olur. Süslenmezse çirkinliği ortaya çıkar. Taranmazsa saçı dağınık kalır. Yağlanmazsa parlaklığı söner. Koku sürünmezse pis kokar. Temizlenmezse pis kokar. Hastalıkları çok, bıkkınlığı seridir. Büyüdüğünde adeti kesilir. Yaşlandığında zayıf düşer. Ona karşı iyi davranırsın ancak, kızgınlığında o bunu inkar eder. [84]
61- Nebi'nin (s.a.v) dediği gibi:
"Zaman boyu kadınlardan birisine iyilik edersen ve o senden bir şey görürse "senden hiç iyilik görmedim der. [85] Ondan en kötü şeyi istersin. Onun ayrılmasından ve cefasından niz çevirmesinden korkarsın. Onun sevgisi sana çalışmayı, yorulmayı, şiddetli, meşakkati ve bitkinliği yükler. Seni helat edici yollara düşürür. En düşük arzusunda helak olmanı ister:. Muradına ermek için seni sever. Bu geçtiğinde senden yüzçevirir, senden ayrılır. Senden başkasının talep etmeye başlar. Seni bıktırır ve sana karşı buğzunu izhar eder. Lisanı hal ile her ne kadar sözlü olarak söylemiyorsa da şöyle der.
Benimle oranı kesme ve (dolayısıyla) (bana) infak et veya benden ayrıl ve boşa. Kısacası ancak eğrilik üzere ondan yararlanabilirsin. Beraberliğin ancak zorluk ve sıkıntı ile olur. Allah aşkına bak bu işe! Bunun sevgisi nimetler ve sevinçler diyarında nurdan yaratılmış, civaneler ve hurilere beraber villalar (köşklerin) gölgesinde yaşayanlara ulaşmaktan nasıl da seni engelliyor. Allah'a yemin olsun ki, şehdin kanı kurumadan onlarla karşılaşır. Gözleri onların nurınu görmek mutluluğuna erişir. Bunlar; hur-i ayndır. (Göz kamaştırıcı derecede) güzeldirler. Tertemiz bakiredirler. Sanki onlar yakuttur. Senden önce onlara ne bir insan ne de bir cin dokunmuş. Konuşmaları yumuşak ve na-zikçedir. Soyları mutedil ve güzeldir. Saçları tek renktir. (Simsiyah sapsarı vs.) Değerleri büyüktür. Gözleri zayıf bakışlıdır. Güzellikleri göz kamaştırıcıdır. Cemalleri parıldıyor. Nazlıdırlar, (görünüşte) Gözleri sürmelidirler. Şeklu şemali güzeldir. Konuşması tatlıdır. Yaratılışı hayrette bırakır. Ahlakı güzeldir. Takıları güzel ve değerlidir. Giysileri zarif ve hoştur. Sevgisi çoktur. Bıkkınlığı söz konusu değildir. Gözlerini sana mahsur kılmış, senden başkasına bakmaz. Arzu ettiğin kadar sana sevgiyle bağlanmış. Tırnağı görünse ay(ın) nuru yoktur. Bilezikleri geceleyin görünse kainatta karanlık kalmaz. Eldeki bilezik yerleri görürse tüm insanları tutsak kılar. Yer ve gök arasında (o) çıkarsa ikisinin arasını (güzel) kokuyla doldurur. Şayet denizlere tükürürse (en) tatlı su (lar) gibi olur. Ona baktıkça senin gözünde onun güzelliği artar. Onunla oturdukça güzelliğinin üstüne güzellik gelir.
Bunları duyup onlara kavuşmak için çaba sarfetmeyip yerinde oturmak akıllı bir insana uygun düşer mi? Şunu bil ki, zevcenden ayrılmak seni takip ediyor ve olması da gerekir. Sanki (o) olmuş bile. înşallah Cennet ikinizi buluşturur. Eğer o salihelerden ise orada onunla buluşmak ne güzeldir.
Yine eğer o salihelerden ise onunla buluşman (visal) için ondan mutlaka ayrılman gereken sadece ölüm vaktidir. Omı ahirette, niteliklerini sadece Allah'ın bildiği en güzel hur-i aynlardan bulursun. Onda tiksindiğinin ondan gittiğini, onda (ki) kötü hasletlerin yok olduğunu, ahlakının güzelleştiğini, yaratılışının kemale erdiğini, sürmeli ve güzel gözlü parıldayan güzellikte, bakire, tahire, hayız ve nifazdan temizlenmiş olduğunu, necasetten (artık) uzak olduğunu, eğriliğinin gittiğini, sevgisinin arttığını, nurunun arttığını, bu dünyada olduğu gibi, orada da güzellik ve nurda huri aynlara üstün kıldığını görürsün...
(o zaman) bu gün Allah (rızası) için ondan ayrıl (ki) Allah onun karşılığını versin. Eğer Cennet ehlinden ise mutlaka senin olur ve ey adam bu ebedi mekandan bu alemin hiçbir süslü aldatmacası seni oyalamasın. Allah'a yemin olsun ki, bu dünya, karar yeri, toplanma ve kaynaşma yeri değildir.
Bu öyle yer ki, bu gün güldürürse, yarın seni ağlatır. Seni sevindirirse akabinde seni aşağılar. Şayet nimetlerin tümü onda toplansa, intikamı (ceza, öcü) seri olur. Bolluk olursa (zamanla) kıtlığa dönüşür. (Nimetleri, mal-mülkü) toplanmişsa yine darmadağın olur. Bir araya toplasa bölük-pörçük olur. Eksilir-?, se ona sıkıntı verir. Zengin olursa zorluk çeker. Bu daha da| artarsa onu helak eder. Yaşlatırsa helak eder. Aydınlarisa ar; kasını döner. Duru olursa zulmeder. Yapıları çoğalırsa, kapıcıları (dilencileri) da çoğalır. Onunla iyi buluşmuşken ayrılık gelir. Yakınlığı uzak, sevgilisi kovulmuş görüntüsü serap, tatlılığı azaptır. Üzüntü, keder, tasa, sıkıntı, gam, ayrılık ve firak, şaki ve şikak (zorluk ve meşakkat) hastalık ve dert, meşakkat ve yorgunluk diyarıdır. Çokluğu az, azizi zelil, zengini fakir büyüğü hakirdir. Afetle doludur.
Esef, vah vahları çoktur. Saflığı azdır. Vefasızdır. Sözlerine güven olmadığı gibi, vaatlarmı ifa etmez. Sevgilisi yorgun, aşığı şaşkın, ona güvenen mahcuptur. Muhakkak ki o (dünya) ayıplarını örtmüş, musibetlerini gizlemiş, felaketlerini gizlemiştir. Hurafeleriyle aldatmış, rüşvetiyle aldatmıştır. Tuzaklarını kurmuş, ağlarını örmüş, düşüklüğünü mubah kılmış, kılıcını çekmiş, güzel yönlerini gösterip, çirkin yerlerini örtmüştür. Ve ey adamlar! Buluşma, buluşma diye sesleniyor. Onunla buluşma, ona kavuşmayı dileyen, onun ağına düşmüş, onun kötü durumu ona görünmüş, cezası büyük olmuştur.
Şerri ile ilgili cehaletinden onun esaretine düşmüş, tuzağı (onun) basma gelmiş, dünya halini görmediğinden pişmanlıktan ellerini ısırır. Gözyaşından sonra kan ağlar. Kötü sonuca kadar dilediğini ona vermiş, kaçmak için çaba gösterir, ancak kaçması imkansız... Hey adam! Nefsini helaktan önce ikaz et. Ayrılmak zorlaşmadan önce nefsini onun esaretinden kurtar. Tevfik ve saadet ayaklan üzere kalk... Umulur ki Allah fazliyle sana şehadeti nasip eder... Bu sevaptan hiçbir sebep ona hiçbir sebep seni geride bırakmasın... Akıllı kişi, büyük azim için paçalarını sıvayandır. İsabetli görüşlü de cihadta nasibi olandır. Tembelliğe saplanan ayaklan kaymış, pişmanlığın fayda vermeyeceği zamanda pişman olur. En yüksek Cennet odalarında şehitleri gördüğünde de, aşırı gittiğinden ve her şeyin elden gitmesinden dişlerini gıcırdatır”.Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip iletir. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir." [86]
[1] Tevbe: 9/24. Müellif.
[2] Tevbe: 9/38-39.
[3] El-Camiu Li Ahkamil Kuran: 8/140-142
[4] Tevbe: 9/81-84.
[5] Ebu Davud Buyu: 56, Ebu Davud "Haber Cafer'indir. Lafız da ona aittir" der. 3/740.
El-Munziri der ki: Onun senedinde İshak b. Useyd Ebu Abdirrahman el-Horasani -ki Mısır'a gelip yerleşmiştir- var. Onun hadisleriyle ihticac yapılmaz. Senette yine Ata el-Horasani de var. Onun hakkında söylenen bazı şeyler var. Muhtasara Sünen-i Ebu Davud: 5/102-103.Ebu Davud'un "Haber Cafer'indir. Lafız da ona aittir" sözü, onun eda etmedeki aşırı titizliğine delalet eder ve hadis ilmi açısından onun büyük ehemmiyeti vardır. Şöyle ki:
Onun şeyhi Cafer b. Musafir'in bazen hataları olur. O takdirde onun hadislerine bakar.İmam Ahmed Müsned'inde, Ata b. Ebi Rabah, o da İbn Ömer'den olan tarikiyle rivayet etmiş. Şeyh Ahmed Muhammed Şakir "isnadı sahihtir" demiş. 7/33. Rakamı 4825 ve Şehr b. Havşib o da İbn Ömer'den olan tarikiyle aynısını 5007 rakamla rivayet etmiştir. Ahmed Muhammed Şakir "isnadı sahihtir" demiş.
Ebu Naim Hılye'de Ata o da İbn Ömer'den olan tarik ile rivayet etmiş: 1/313-314;
Beyhaki Süneni Kübra'da müellifin lafzıyla Ebu Davud tarikiyle rivayet etmiş. Kitabu'1-Buyu, Babu ma Varade fi Kerahiyeti't-Tebayui El-Ayne: 5/316.
[6] Şuabul İman: 2/92.
[7] Ahmed b. Muhammed b. Abdurrahman Ebu Ubeyd El-Haravi'dir. Edip olan Haravi aynı zamanda Kuran ve Hadis garipleri kitaplarının sahibidir. 401 senesinde vefat etmiş. Yakutun Mu'cemu'1-Udeba'sı: 4/360-361.
[8] Kehf: 18/29.
[9] Hadis 116 numara ile gelecek.
[10] Amr b. Şurahil Eş Sabi Ebu Amr'dır. Güvenilir meşhur fakir ve fazıldır. Üçüncü asırdandır. Yüzden sonra vefat etmiş. Takribut Tehfe-zibs. 161.
[11] Münavi derki: Onda Taberani'nin şeyhi Ali b. Said er-Razi var. Darekutni: "O bazı şeylerde münferit kalmıştır" der. El-Camiul Ezher el-Hadisin Nebiyyil Enver: 1/225. Zehebi Ali b. Said b. Beşir er-Razi Hafız hadisler için dolaşan ve gezgin biridir der.
Darekutni: Bazı şeylerde münferit kalmış. Taberani, Hasan b. Raşık ve başka insanlar ondan rivayet etmiş. İbn Yunus "Kavrar ve hıfzederdi"der.Mizanul İtidal: 3/131.
Hafız dedi ki: İbn Yunus onun hakkında konuşmuşlar der. Ben derim ki onun hakkında konuşmaları, onun sultanların yanına girip çıkmasın dan dolayıdır. Mesleme b. Kasım ise Balebek diye tanınır. Güvenilir ve hadiste alimdi. Birden fazla kişi bana ondan rivayet ettiler. Dedi ki: -Yani İbn Adiy- Ahmed b. Nasr'ın şöyle dediğini işittim: Onu Ebu Abdillah b. Ebi Hayseme'den sordum. Bunun üzerine; onun benzerlerine akranlarına sorma zamanına kadar yaşadım dedi.
İbn Yunus tarihinde şöyle diyor: Onun hakkında konuştular. O güçlü muhaddislerdendi. Sultana arkadaşlık eder, bazı zanaatlara idarecilik! ederdi. Lisanul Mizan: 4/231-232.
Derim ki: Darekutni'nin bazı şeylerde münferit kalmıştır sözü, hıfz ve hadis çokluğu ile meşhur olan aslında güvenilir olan bir şahıs hakkında cerh olmaz. Hıfzda üstünlük ve çok hadis rivayet etmek münferit olma yeridir. Çünkü o başkasının hıfzetmediğini hıfzeder.Onun sultanların yanına girmesi ile ilgili sözlerine gelince, bu onun).. adaletine etki etmez. Çünkü seleften bir çoğu nasihat ve irşad için sultanların yanma girip çıkardı. O zaman ki alimlerin konumları, zamanımizdakilerin aksine idi. Buradan hareketle onun güvenilir olduğunu terfi cih ediyorum. Allah en iyi bilendir.
Müellifin,
hasen bir senet ile sözü gülzel bir tercihtir. Hadise 32 noda geçenler şahitlik
etmektedir. Dolayısıy|
[12] İbn Said b. Umeyr el-Hemdani Ebu Amr el-Kufi'dir. Güçlü biri değildir. Sonlara doğru değişmiştir. Altıncı asrın küçüklerindendir. 44yılında vefat etti. Takribut Tehzib s.328.
[13] Buharı sahihinde Ebu Hureyre'den o da Nebi'den (s.a.v) şöyle dediğini rivayet eder:
Zenginlik mal çokluğundan olan zenginlik değildir. Asıl zenginlik nefis zenginliğidir." Buhari Rikak: 15.
[14] Maide: 5/54.
[15] Bakara: 2/213.
[16] Hadisi, ilk bölümü itibariyle Ubade b. Samit ve Ebu Umame'den (r.a) ve 179-181 rakamla gelecek olan hadis. Hadisin ikinci bölümü itibarıyle de geçen 32 ve 36 numaralı hadisler teyid etmektedir.
[17] Ömer'in kölesi olan Zeyd b. Eşlem el-Adavi Ebu Abdilla veya Ebu Usame el-Medeni'dir. Alim ve sikadır. Otuz altı senesinde vefat etmiş. Takribu't-Tehzib s.111-112.
[18] Ömer'in mevlasi Eslem el-Adavi Muhadram ve sikadır. Seksenden sonra vefat etmiş. Kimileri de altmıştan sonra 114 yaşındayke vefat etmiş demişler. Takribut Tehzib s.31.
[19] Tirmizi Cihadın Fazileti: 25. "Hadis garibtir" demiş. İbn Mace Cihad: 2/923. Hakim Cihad: 5. Zehebi İsmail zayıftır demiş.
[20] İsmail b. Rafi b. Avim el-Ensari el-Medeni'dir. Basra'ya gelmiştir. Künyesi Ebu Rafi'dir. Ancak hıfzı zayıftır. Elli dolaylarında vefat etmiş. Takribut Tehzib 33.
[21] Zekvan Ebu Salih es-Semman ez-Zeyyat el-Medeni'dir. Sikadır. Üçüncü asırdandır, Yüzbir senesinde vefat etmiş. Takrîbut Tehzib s.137.
[22] Müslim İmaret: 47.
[23] Suday b. Aclan Ebu Umame el-Bahili'dir. Meşhur bir sahabidir. Şam'a yerleşmiş. Seksen altı senesinde vefat
etmiştir. Takribut Tehzib s. 152.
[24] Ebu Davud Cihad: 18, İbn Mace Cihad: Her ikisi de Kasım b. Abdurrahman tarikiyle rivayet etmişler. Münzir: "Kasım hakkında konuşulmuş" der.
Muhtasaru Süneni Ebu Davud: 3/366. Hafız Takrip'te "sadıktır, ancak hadisleri rivayet ederken çok irsalde bulunur" demiş. s.379.
Derim ki;.onun hakkında konuşanların ikna edici bir delil öne sürdüklerini görmedim. Onun hakkında konuşanların başında İmam Ahmed geliyor. İmam Ahmed'den sonra gelip onun hakkında konuşanlar, sadece onu taklit etmişler. İbn Ebi Hatem er-Razi der ki: Ali b. Ebu Tahir bana gönderdiği yazısında: Bana Ebu Bekir b. el-Esrem dedi ki: Abu Abdullah Ahmed b. Hanbel Kasım b. Sami'den, o da Ebu Umame'den, o da Nebi'den (s.a.v) "Debbağın temizleyici olduğu" konusunda bir hadis zikretmiş. Ancak bunu hoş karşılamamış ve el-Kasım'a yüklenmiştir. Devamla Ali b. Yezid ondan çok tuhaf şeyler rivayet etmiş. İkisi hakkında da konuşulmuş ve "bunu sadece el-Kasım tarafından görüyorum" der. El Carhu ve't-Tadil: 7/113.
Ancak bu sözler ona tesir etmez. Eğer Ali b. Yezid ondan tuhaf şeyleri rivayet etmişse Kasım'in ne günahı var? Ali'yi hiç kimse sika saymamış, hatta Darekutni, Nesai ve diğerleri onun metruk olduğunu söylemişler. Bundan hareketle yüklenme onun (Ali'nin) üzerinedir. Kasım'ın üzerine değil. Ahmed'in "bunu sadece el-Kasım tarafından görüyorum" sözü onun zannıdır. Dolayısıyla başkasının yakinini kaldırmaz. Yahya b. Muin zayıflığın Ali b. Yezid tarafından olduğunu beyan etmiş. Hafız'ın Tehzibi: 7/396. Yahya b. Muin onu sika görmüş. Tarihu Yahya b. Muin: 2/481. Tirmizi sikadır demiş. Mizanul İtidal: 3/373.
Onun çok irsalde bulunduğuna gelince, bunlar; Ali, İbn Mesud ve Aişe'dendir. Ebu Umame'den değil. Burdan hareketle derim ki, hadis hasendir.
[25] Said b. Abdulaziz et-Tanuhi ed-Dımeşki'dir. Sika ve imamdın! ömrünün son yıllarında karıştırmıştır. Yedinci asırdandır. Altmış yedi senesinde, bazılarına göre ondan sonra yetmiş küsur yaşındayken vefa etmiş. Takribu't-Tehzib s. 124.
[26] Abdurrezzak Musannaf: 5/172.
[27] El-Camiu li Ahkamil Kuran: 8/152. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/102-112
[28] Tevbe: 9/381Sana.
[29] Araf: 7/34.
[30] Münafikun: 63/11.
[31] Ankebut: 29/57
[32] İbrahim: 14/27
[33] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/113-114
[34] Tirmizi Ebu Hureyre hadisinden şu lafızla rivayet etmiştir:
[35] Tirmizi Ebvabu Fazailil Cihad: 25. Bu hadis hasen, garib ve sahih demistir. Nesai de benzerini rivayet etmiş Cihad: 35. İbn Mace Tirmizi'nin lafzıyla rivayet etmiş. Cihad: 16. İmam Ahmed 7940 numara ile rivayet etmiş. İsnadı sahihtir demiş. Darimi Sünen'inde rivayet etmiş, Cihad: 2/205.
İbn Hıbban Mevarid'uz-Zaman, Kitabııl Cihad, Babu ma ; cae fi'ş-Şehadeti s.386.
İbn Naim Hılye'de rivayet etmiş. 8/264-265. Beyhaki Sünen-i Kübra'da benzerini rivayet etmiş. Kitabu's -Siyer Ba-bu fazlı'ş-Şehadeti fi sebilillah azze ve celle: 9/164. Beğavi Şerhü Sünne'de rivayet etmiş: 10/3656.
[36] Al-i İmran: 3/170.
[37] Müslim'in 1887 no ile, 3/1502 İbn Mesut'tan rivayetle.
[38] Sebe: 34/37.
[39] Al-i İmran: 3/14.
[40] Hadid: 57/20.
[41] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/114-116
[42] O da başka vecihle gelmesinden dolayı metnin sahih olmasıdır. Onun rivayet ettiği veçhiyle de senet zayıftır. Bu da kriterci araştırmacıların "Tirmizi'nin yanında garip hadis eğer sahihlik ve hasen ile beraberlik ederse, ondan kasıt zayıflık değildir" sözlerine aykırıdır. Aynı şekilde bazı çağdaş muhaddislerin Tirmizi'nin bu vecihle sahih garibtir sözü, vechi olmayanlar içindir. Çünkü hadisle Abdulhamid b. Süleyman var ki, zayıflığında neredeyse müttefiktirler. Bu tür hatalardan Tirmizi'nin müsamahalı olduğu neticesi doğmuş. Halbuki Tirmizi hüküm vermede müsamahalı davrananlardan değil aksine son derece titizdir sözüne de muhaliftir.
Tirmizi Sehl b. Sad'den rivayet etmiş. Rasulullah (s.a.v) şöyle demiştir: "Allah katında dünya..." hadisi.Devamla bu hadis bu veçhiyle sahih ve garibtir demiş. Ebvabu'z-Zühd: 11. Senette Abdulhamid b. Süleyman var ki onu zayıf görmüşler. İbn Mace'de de bunun şahidi var. Kitabu'z-Zühd: 3. Onda Zekeriyya b. Manzur var. Onu zayıf görmüşler hatta bazıları "hadislerini kendisi yazar" demişler.
Hakim bu tarikiyle rivayet etmiş ve "bu isnadı sahih bir hadistir" demiş. Arkasında Zehebi "Zekeriyya'yı zayıf görmüşler" demiştir. EI-Müstedrek: 4/306.Abdullah b. Mübarek de rivayet etmiş. İsmail b. Ayaş bize haber verdi. O da, Osman b. Ubeydullah b. Rafi bana hadisi rivayet ederek dedi ki, Rasulullah'ın (s.a.v) ashabından bazıları Rasulullah'ın (s.a.v) şöyle dediğini rivayet etmişler:
Eğer dünya sivrisineğin bir kanadı kadar değerli olsaydı..." Ki-tabuz-Zühd. Buhari Tarihul Kebir'de Osman b. Ubeydullah'ın İsmail b. Ayyaş'ın şeyhi olduğunu zikreder. Ancak onun hakkında herhangi bir cerhte bulunmaz. Sadece Ebi Rafi'in İbn Rafii'den bedel olduğunu zikreder. 6/232-235.İbn Ebi Hatem de onu zikreder o da cerhde bulunmaz. El Cerhu ve't-Tadil: 6/156. Osman denilen bu zat Medenidir. İsmail b. Ayyaş ise Şam'hlar hariç onu zayıf görmüşler. Ancak istishad için uygundur.Ebu Naim'de Abdullah b. Ayyaş'ın hadisinden tahriç ederek bu hadis garibdir der. Hılyetul Evliya: 3/304, 8/290.Hatib Tarihul Bağdad'da adamları sika olan bir senet ile İbn Ömer'in hadisinden tahriç etmiş. Malik'in ifadesinden çok daha garibdir der. Ebi Mus'ab'tan Ebi Cafer b. Ebi Avn'den başka kimsenin rivayet ettiğini bilmiyorum. Ondan da Ali b. İsa El Malini rivayet etmiş bu sikadır. Tarihu Bağdad: 4/92. Beyhaki Şuabul İman'da tahriç etmiş.Hadis tüm talikleriyle sahih li gayrini derecesine yükselir. Bununla Tirmizi'nin bu veçhiyle hadis garibtir sözünden muradını da anlıyoruz. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/116
[43] Buhari Enes'in hadisinde benzerini rivayet etmiş. Cİhad: 6. Sehl b. Sadi's-Said'in hadisinden rivayet etmiş.
[44] Hac: 22/2.
[45] Rahman: 55/41.
[46] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/117-118
[47] İmam Gazali İhya'da zikretmiş. Hafız el-İraki "onun aslını bulamadım" der. İthafu's-Sade el Muttakin. İhya'nın şerhiyle beraber dünyanın zemmi: 8/74. :
[48] Teğabun: 64/15.
[49] Maide: 5/18.
[50] Lokman: 31/33.
[51] Abese: 80/34-37.
[52] Bakara: 2/213.
[53] Zuhruf: 43/67.
[54] Hicr: 15/47.
[55] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/118-122
[56] Beyhaki, Şuabu'l-İman'da Ebu Davud et-Tayalisi tarikiyle Cabir'den (r.a) şu lafızla rivayet etmiş:
Ey Muhammedi! Dilediğin kadar yaşa, ama sonunda ölürsün. Dilediğini sev, ama mutlaka ondan ayrılacaksın. Hangi ameli yaparsan yap, sonunda onunla karşılaşırsın"
Bunu Ehl-i Beyt hadîsinden de rivayet etmiş, 3/373.
Senette Hasan b. Ebi Cafer var. Hafız Takrib'te "ibadeti ve faziletinin yanında hadisleri zayıftır" der. Beyhaki Zafir b. Süleyman tarikiyle Muhammed b. Uyeyne, o da Ebu Hazim'den, o da Sad b. Sad es-Saidi'den şunu rivayet eder: Cibril Nebi'ye gelerek şöyle dedi: Ey Muhammed!. Hadisin sonunda şunu ziyade etmiş: "Bil ki, müminin şerefi;'gece kıyamı, izzeti de insanlardan müstağni olmasıdır."
Devamla bunu Ebu Zera er-Razi İsa b. Sabih'tan, o da Zafir b. Süleyman'dan, o da Muhammed b. Uyeyne'den, o da Ebi Hazım'den Murre Ebi Amr'den dedi ki ve Murre Sehl b. Sad'den rivayet etti der. Şuabul İman: 3/373.Bu tarikle Hakim Müstedrek'te rivayet etmiş ve bu hadisin isnadı sahihtir. Ancak şeyheyn rivayet etmemiş. Ancak Muhammed b. Hamid o da Zafir'den, o da Ebu Zera'dan şüpheli bir şeyhten olan hadisten biliniyor. Bu rivayet ise Sehl b. Sad'dendir. Ve içinde şüphe yoktur. Zehebi de ona muvafakat etmiş. 4/325.Ben derim ki hadisle mevzu bahis Zafir b. Süleyman, o da Muhammed b. Uyeyne'den olan silsiledir. Hafız takribte Zafir b. Süleyman doğru ve çok evhamlıdır der.
[57] Al-imran:3/13.
[58] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/122-123
[59] Bunu tahriç edeni görmedim. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/123
[60] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/124.
[61] Rad: 13/23-24.
[62] Saffat: 37/61.
[63] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/124.
[64] Sahavi der ki, Beyhaki Şiab'ta Ebu Hureyre'nin hadisinden merfu olarak rivayet etmiş. O Ahmed ve Nesai'nin yanında da var. İbn Hıbban sonrasında şeyhimiz onu sahih görmüş. Bkz. Makasidul Hasene s.332.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/124
[65] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/125
[66] Bu Tirmizi'nin Ebu Hureyre'den (r.a) rivayet ettiği uzun hadise İşaret ediyor.
Onda:Yaratıklar neden yaratılmış ey Allah'ın Rasulü" dedi. O da:Sudan" dedi. Dedim ki:Cennetin binası nasıl?"Dedi ki:
“Bir kerpici gümüşten, biri altından harcı misktir. Taşları inci ve yakuttan, tarağı da zaferandır.
Devamla der ki: Bu hadisin senedi güçlü değildir. Yanımda da muttasıl değildir. Bu hadisi başka bir isnat ile yine Ebu Hureyre'den rivayet etmiş. Tirmizi Sıfatil Cennet: 2. İmam Ahmed bunun dışında başka -iyi sayılabilecek- bir isnat ile rivayet etmiş.
El-Müsned 2/304-305-362. Darimi Ahmed'İn tarikinin aynsıyla rivayet etmiş. Kitabur Rikak, Babu fi binail Cenneti. 2/333. Mevarid'ul-Zeman Kitabu Sıfatil Cenneti Babu fima fil Cenneti minel hayrati. s. 651.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/125
[67] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/125
[68] Abdullah b. Kays'tan gelen ve muttafakun aleyh olan hadise işaret ediyor. Rasulullah (s.a.v) şöyle demiştir:
"Şüphesiz Cennette kovuk incilerden yapılmış çadırlar vardır ki eni altmış mildir. Her bir köşesinde birbirini
görmeyen sakinler vardır. Mümin onları dolaşır."
Buhari Tefsir: Babu Hurun Maksuratun Fil Hıyam: 8/624, Müslim Cennet: 9.
[69] Tur: 52/25
[70] Vakıa: 56/20-2
[71] Mutaffifin: 83/25-26).[71]
[72] Ebu Hureyre'den gelen ve muttafakun aleyh olan hadise işaret ediyor. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Cennete ilk girecek olanlar, yüzleri Bedir gecesindeki ay gibidir. Orada tükürmez ve sümkürmezler, kazayı hacette bulunmazlar. Orada kapları altından, tarakları gümüşten ve altından buhurdanlıkları. ve terleri de misktir."
Buhari'nin rivayet ettiği lafız budur. Buhari Bedi'l Halk: 8, Ahadisî'İ-Enbiyai: 1, Müslim-Cenneti ve's-Sıfat: 6.
[73] Yunus: 10/10.
[74] İnsan: 76/19-22.
[75] Ebu Hureyre'nin hadisinden muttafakun aleyh olarak gelen hadisten alıntıdır. Buhari Bedii Halk: 8, Tefsir: 238, Tevhid: Allahu Teala
"Onlar Allah'ın kelamını değiştirmek isterler." 13/465. Müslim Cennet: 1.
[76] Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisten iktibastır.Müslim Cennet: 8.
[77] Fatır: 35/14.
[78] Fatır: 35/5.
[79] Tevbe: 9/41.
[80] Nisa: 4/95.
[81] Tirmizi Ebu Hureyre hadisinden rivayet etmiş. Tirmizi Fada-i'1-Cihad: 17. Bu hadis hasendir. İsnadı sahihtir der. Beyhaki Sünen'ül-Kübra, Kitabu's-Siyer. Babu Fadli'l-Cihad: 9/160-161. Hakim Müstedrek'te rivayet etmiş ve bu hadis Müslim'in şartlarına göre sahihtir. Zehebi de muvafakat etmiş der. 2/68.
[82] Neml: 27/25.
[83] Al-i İmran: 3/158.
[84] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/128-129
[85] Buhari Ibn Abbas'tan (r.a) rivayet etmiş.Buharı İman: 20, Kusuf: 9, Nikah: 89, Müslim Kusuf: 3.
[86] Al-i İmran: 3/173.
İslami Okul Okulların En Önemlisi