Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

4- ALLAH YOLUNDA CİHAD ETMEYE TEŞVİK'İN FAZİLETİ HAKKINDA - Cihad - 5. Sayfa

4- ALLAH YOLUNDA CİHAD ETMEYE TEŞVİK'İN FAZİLETİ HAKKINDA.. 2


4- ALLAH YOLUNDA CİHAD ETMEYE TEŞVİK'İN FAZİLETİ HAKKINDA

 

Allahu teala şöyle buyuruyor:

“Müminleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allah "kahredici basıkısıyla" daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur." [1]

“Ey Peygamber müminleri savaşa karşı hazırlayıp teşvik et. Eğer içinizde sabereden yirmi (kişi) bulunur­sa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilir. Ve eğer içinizde yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur. [2]

’’Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? Allah'a ve O'nun Rasulune iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.’’ [3]

Allahu tealanın cihada ve yanındaki sevap ve ecirle ilgi­li teşvik edici ayetler(i) oldukça çoktur.

221- İbni Mace, İbni Ebi'd-Dünya, Bezzar ve İbni Hib-ban (tümü) Muhammecl b. Muhacir'den o da Dahhak el-Maafiri'den o da Süleyman b. Musa'dan o da Kureyb'ten, Usame b. Zeyd'den işitmiş. Zeyd, Rasulullah şöyle buyurdu:Cennete sıvanıp -çemrenip- hazırlanan yok mu? Muhakkak ki cennet vasıfla namaz, Kabe'nin Rabbine ye­mi olsun ki o, parlayan bir nur, sarsan bir koku, mamur bir köşk, müktabi bir nehir, olgun bir ürün (sebze-meve) güzel ve hoş bir zevce, çok ziynet, ebedi ve esenlik yur­dunda bir yer, yemyeşil (taze) meyve, yüce ve güzel yer­de güzel bir hayattır." Dediler ki:Evet ey Allah'ın Rasul! Biziz ona sıvanıp -çemrenip-hazırlanan."İnşaallah' deyin." Buyurdu. Oradaki topluluk "İnşaallah" deyince, Rasulullah'da (s.a.v.) cihaddan bahsedip ona teşvik etti.[4]

222- Muhammed b. Cahada'dan Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiş’’:İnsanlar hesabın (sorgunun) şiddetini (zorluğunu) yaşarken, cihadı emreden ve ona teşvik eden (ler) sevi­nerek cennete girer(ler)."

Bunu Şifa'us-Sudur'da zikretmiş bu ila murseldir. [5]

223- Yine orada Ali'den mevkuf olarak rivayet etmiş: "Kim kardeşini cihada teşvik ederse, onun ecrinin mis­li kadar buna da ecir vardır. Ayrıca onun bu husustaki her adımında bir senenin ibadeti kadar ecir vardır."Müellif -Allah onu affetsin- der ki:Allah'ın cihadı teşvik sünneti eskiden beri süre gel­miştir. Kur'an-i Kerim'de gizlenemeyecek kadar ayet var­dır. Sünnet-i Nebevi de bununla doludur. Bu kitap ta cümleten onu konu ediniyor. Sahebe, Tabiin, Tabai Tabiin ve se­lef imamları da Allah yolunda cihad etmeyi ve Allah'ın düşmanlarıyla savaşmayı teşvik etmekte geri durmadılar. On­lardan gelen haberler sayısızdır. Müslim'den gelen sana yeterdir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş: [6]

224- "Her kim bir hayra delalet ederse ona da hayrı yapanın ecri kadar ecir verilir. [7]

225- Şifa'us-Sudur ve başkaları şunu zikretmişler:

"Rasulullah (s.a.v.) Bedir günü insanların huzuruna çı­kıp, onları savaşa teşvik edip şöyle dedi:

“Nefsim elinde olana yemin olsun ki, bugün sabırla hesabini Allah'tan bekleyerek, arkasını dönmeden savaşan kişiyi Allah cennete koyar. "Beni Seleme'nin kardeşi Umayr b. Haman elinde hurma­lar onları yerken şöyle dedi:Ne güzel! ne güzel! Benimle cennete girmeye sadece bunların beni öldürmesi var! Bunun üzerine elindeki hurma­ları atıp  kılıcını aldı ve öldürülünceye kadar savaştı. Sava­şırken şöyle diyordu:Azıksız bir şekilde Allah'a (suratla) koşmak... Takva ve mead'ın azığı hariç... Ve cihad'ta Allah için sabır(da)... Azıkların tümü de yok olmaya mahkumdur.. Takva, iyilik ve reşad (evet) bunlar hariç... Umayr'ın bu kıssası Müslim ve başka yerlerdekinden bu şiir ve siyakla farklıdır.[8]

 226- İbni Ömer'den rivayet edilmiş: Rasulullah'ın oldu­ğu bir meclisteydim Atika b. el-Haris el-Ensari470 çıkageldi. Selam verip oturdu. Ardından:

Ya Rasulallah! Bedir günü insanları cihada teşvik eder­ken gördüm. Sana soramadım ve ben sana soruyorum ba­na kavrat (bellet) ey Allah'ın Râsulu!" Rasulullah (s.a v ) "Aklından geçenleri sor ey Atika!” buyurdu. Adam "Ey Allah'ın Rasulu! Allah yolunda kuşanan kimseye ne var?" Rasulullah (s.a.v.): [9]

Allahu Teala altın, gümüş, inci ve yakuttan olan cennetin kuşak kılıçlarından birini takar" buyurdu. "Bir mızrak tutana ne var ey Allah'ın Rasulü!" "Onun başında bir bayrak olur ve onunla kıyamet gü­nü tanınır." buyurdu.Allah yolunda bir ok atana ne vardır?"Mükemmel! Ne iyi! Sen çok hayırdan sordun. Şüp­hesiz Allah tek bir ok ile üç kişiyi cennete koyar; yapı­cısını, kuvvetlendiricisini ve Allah yolunda atıcısını. Ey Atika b. Haris! Kim Allah yolunda bir ok atarsa -düşma­na ulaşır veya ulaşmaz- ona bir köle azat etmeye bedel­dir."Allah yolunda bir zırh giyene ne vardır? Ey Allah'ın Ra­sulu!"Ona ateşten koruyacak bir koruyucu (ateşten kurtu­luş) var. "Kalkan tutana ne var?" Yer kürenin güneşinin sıcağından onu korur. O gün bir mil kadar insanlara yakınlaşır. Sıcağında on sekiz parça daha artma olmuş, insanlar amellerine göre tere boğulurlar. Mümin topuklarına kadar, kafir ise ağzına kadar tere boğulur."Ey Allah'ın Rasulu! Allah yolunda ata binip arkada bıraktıklarını güvende, önlerindekini korkutuyorsa, buna ne var?"Ne güzel! Ne iyi! Ey Atika b. Haris! Kim öndekilerini korkutmak, arkadakileri güvende bırakmak için at bağlarsa; cennet bekçileri onu eyerli yeşil atlarla karşı­larlar; Aygır (poğur)lar döllememiş, onları karınlar ta­şımamış, memelerden de emmemişler. Allahu teala cen­neti yarattığı gün onları da yaratmıştır. Renkleri; altın, gümüş, inci ve yakuttur. Cenetin besinlerinden yer, ne­hirlerinden içerler, terslemez, işimez ve yaşlanmazlar. Şöyle derler: Ey ademoğlu! Dünyada ölümlü atlara bin­din al sana ölümsüz atlar."Ey Allah'ın Rasulu! Cihad ehlinden biri için ne görüyor­sun?"Tabi. Cihad alanında tüm iyi amellerin yeri ancak bir kulun engin bir denize attığı bir tükürüğü gibidir.Onu attığında o ne artar, atmadığında da ondan bir şek eksilmez. Allah yolunda sabah-akşam; tekbir, hamd, zi­kir ve tevhid (kelimesi) ile çıkan bir kul yok ki, güneş ba­tışıyla tüm günahlarını götürmesin. Gazi (biri)nin hamdederek, teşbih ederek, tekbir getirerek ve tevhid keli­mesini getirerek geçeceği bir vadi olmasın ki oradaki ağaçlar kalkar ve otlar birbirlerine seslenerek, bu Allah yolunda cihad eden mücahidtir. Allah'ı zikrediyor. Bu vadiyi iyilikler doldurur. Öyleki iki tarafından taşıp akar.[10]Bunu Şifa'us-Sudur'da zikretmişMüellif -Allah onu affetsin- der ki:Atika, Hafız Ebu Musa el-İsbahani "Kitab'us-Sahabe" de zikretmiş ve onun içinde bu hadisi nakletmiş. Bu garip bir hadistir, isnadı da sabit değildir. Yine de en iyisini Allah bi­lir.

Hafız Şems'ud b. Zehebi "Tarih'ul-İslam" da İbni Cevzi'nin torunu Ebu'l-Muzaffer'den hikaye etmiştir. Kendisinin altıyüzyedi senesinde Dımaşk camisinde oturup insan­ları cihada teşvik ettiğini söyler. Ebu'I Muzaffer; İnsanlar Zeynelabidin'in Meşhed'inden Natifiyin babına kadar dol­muştu. Otuzbin'tahmin ediliyordu. Öyle bir gündü ki ben­zeri ne Dımeşk'te ne de başka yerde görülmüştü. Tevbe edenlerin (kestikleri) saçtan benim yanımda oldukça ço­ğalmıştı. Ben de Ebu Kudame'nin, saçlarım kesen bir kadın­la olan hikayesini anlattım. Kadın (Ebu Kudeme'ye):Onu Allah yolunda atının bağını (ipini) yap (kıl)." de­mişti. Ben de yanımda biriken saçtan mücahitlerin atlan için bukağı yaptım. Omuzların üstünde getirilmesini istedim. Bunlar üçyüz bukağı idi. İnsanlar bunu görünce feryad edip; bir o kadarını daha kestiler; kıyamet koptu. Kesve (kafileler Dımeşk'ten Mısır'a giderken konakladıkları yer/köy) ye vardık, bizimle beraber toprak gibi insanlar vardı. Sadece Zemleke köyünden tam teçhizat üçyüz kişi var­dı. Bunların da dışında çok insan çıktı. Bizler "Fik" denilen yere geldik. O zaman Ferenklerden korkulacak zamandı. Nablus'a geldi. Büyük sultan da çıktı. Bizimle karşılaşıp çok sevindi. Nablus camisinde oturup saçları getirdim. Sultan Muazzam bunları alıp yüzüne sürüp (götürüp) ağladı. Biz­ler de Frenklerin ülkesine gittik; kimi yerleri tahrib ettik, ki­mi yerleri yerle bir ettik, bir grubu esir ettik, bir grubu öldürdük ve sağ-salim ülkemize döndük.Müellif: "(Şemseddin.'in) işaret ettiği Ebu Kudame'nin hikayesi ilerde -inşaallah- gelecektir. [11]

227- İbn'uz-Zehebi el-Hafız şair olan sahr (bayandu)'ın kızkardeşi Hansa binti Amr'dan nakletmiştir. Onun güzel bir ağırlaması ve sohbeti vardı. Kendisi dört oğluyla beraber Kadisiye savaşmda bulunur. Burmadan fasih (edip) bir dille on­ları savaşa teşvik edip, cenneti hatırlatıyordu. O gün oğul­ları güzel bir sınama gerçekleştirdiler ve şehid oldular. Ömer bu bayana onların da erzağını (payını) verirdi. Bunu Tecridu "Esma'is-Sahabeti" kitabında zikretmiştir. Yine orada "Ondan daha şair bir kadının olmadığına icma ettiler" der. [12] Bu babı Ümmi İbrahim elHaşimiyye -ki meşhur bir hi­kayedir hikayesinde bitirelim. Bu hikayeyi bir cemaat (grup) nakletmiş. Onlardan biride Ebu Cafer Ahmed b. Ca­fer b. Lebban'dır. Bu kıssayı kitabı "Tenbihu Zevi'-Akdar Ala Mesalik'il-Ebrar" da zikretmiştir. Der ki:Rivayet edildi ki; Basra'da abide kadınlar vardır. Onlar­dan bir tanesi de Ümmü İbrahim el-Haşimiyye idi. Düşman müslümanların sınırlarından birine saldırdılar. İnsanlar ci­hada icabet edip koştular. Abdulvahid b. Zeyd el-Basri in­sanlara hitap etmek için kalktı. Onlan cihada teşvik etti. Ümmü ibrahim de meclisinde bulunanlardandı. Abdulvahid konuşmasını uzattı. Sonra Hurilerden bahsedip, onlar hak­kında söylenenleri zikretti. Onların vasıflan ile ilgili şu şi­iri söyledi

Güzellik sahibi ve sevinçli genç-taze kızlar...

Vasıfçi onlarda dilediği kadar bulur vasfı..

Tüm güzel şeylerden yaratılmışlar,Yoktur onlarda keşke (Keşke söyle olsaydı söylenmez on­lar hakkında)

Allah süslemiştir yüzlerini onların,

Onda vardır hertürlü vasıf;

Gözlerin sürmesi naz (şive) dan,

Yanaklarının kokusu misktir onların,

Güzel ve nazlıdır, yanları üzerine akar;

Meleğin letafeti ve sevincin incisidir,

Acaba katibi işitir mi onu,

Bardakları dolaştırdığı zaman,

Öyle bahçelerin kadehleri ki, nergizleri,

Rüzgar ona estikçe, koku yayar,

O doğru bir sevgiyle

Dolup-taşan bir kalple çağırır onu

Ey sevgili! onun dışında hiç kimseyi istemem

Olma sakın şunun gibi!..

İhtiyacının nihayetine gelir, fakat asi olur.

Hayır! Gaflette olan beni kendine iste(ye)mez,

Beni ancak kendine ısrar eden (devamlı çalışan) ister. Der ki:

"İnsanlar dalgalanmaya başladı. Meclis çalkalan­dı. Ummü İbrahim insanların ortasından sıçrayıp Abdulva-hid'e şöylededi:

Ey Ebu Ubeydi Benim oğlum İbrahim'i Basra eşrafının onu kızları için istediklerini, benim ise onu onlardan esirge­diğimi biliyor musun? (veya biliyorsun). Ancak Allah'a yemin olsun ki bu kız hoşuma gitti. Onu oğluma gelin ka­bul ettim. Onun güzellik ve cemalinden biraz daha bah­set." Abdulvahid hurilerin vasıflarını şiir şeklinde sıralama­ya başladı:

Onun yüzünün nurundan nur doğar

O da halis miskten hoşkokudandır

Ayakkabısıyla çakıllara bassa

Yağmur yağmaksızın yerler (ot) biter.

Kemerini bağlamasını dilersen, bağlar

Yeşil yapraklı reyhan dalı gibidir o

.Bal gibi tükürüğünden denize atarsa,

Yerdeki insanlara deniz gibi şu olur.

Göz ucuyla bakışı yanaklarını yaralar gibi

İnsanlar daha fazla çalkalandı. Ümmü İbrahim tekrar sıçrayıp ayağa kalkarak:Ya Eba Ubeyd! Allah'a yemin olsun ki bu kız hoşuma gitti. Onu oğluma gelin almaya razı oldum. Sen onu evlen­dirip on bin dinar olarak da mehrini alabilir misin? O da bu gazada seninle bareber çıksın. Umulur ki Allah ona şehadeti nasip eder, kıyamette bana ve babasına şefaat eder." Ab­dulvahid ona:Yemin olsun ki eğer bunu yaparsan sen çocuğun ve çocuğunun babası büyük bir kurtuluş ile kurtulaşa erersiniz" Sonra çocuğunu,Ey İbrahim" diye çağırdı. İnsanların ortasından sıçrayan İbrahim,Buyur anacığım emrindeyim" dedi.Oğulcuğum! Yolunda canını (ruhunu) verip günahlar­dan sakınarak bu kıza zevce olarak razı oluyor musun?"Anacığım evet vallahi Hem de nasıl bir rıza ile razı ol­dum." Annesi:Allah'ım bu oğlumu şu cariye ile senin yo unda canını vermek ve günahlara dönmeyi bırakmak üzere evlendir­dim, sen şahit ol. Ey merhametlilerin merhametlisi bunu ben­den kabul et."

Bundan sonra ayrılan Ümmü İbrahim o bin dinar ile gel­di.Ya Ebu Ubeyd! Bu kızın mehridir, onunla çeyizini yap ve Allah yolundaki gazileri onunla donat" deyip ayrıldı. Oğluna iyi bir at ve güzel bir silah aldı. Abdulvahid çıkın­ca, İbrahim de koşarak çıktı etrafında kurralar da  “Şüphesiz Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." [13]. Ayetini okuyorlardı.Ümmü İbrahim çocuğundan ayrılmak istediğinde ona kefen ve güzel koku verip "Ey oğulcuğum! Düşmanla kar­şılaşacağın zaman bu kefeni giy ve bu kokuyu sür. Sakın Allah kendi yolunda seni taksiratlı görmesin" dedi. Bundan sonra onu kucaklayıp bağrına bastı ver:Allah bizleri sadece kıyamet günü Arasat'ta O'nun önünde bir araya getirsin" dedi.

Abdulvahid der ki:

Düşman ülkesine geldiğimizde, orduda savaş ilan edil­diğinde ve insanlarda savaşmak için hareket ettiklerinde, İb­rahim öndeydi ve savaşıyordu. Birçok insan öldürdü. Son­ra onun üzerine toplanıp onu öldürdüler.Devamla:

"Basra'ya dönmek istediğimizde arkadaşları­ma "Ümmü İbrahim'e ben güzel bir şekilde taziyesini yap­madan çocuğunun durumunu söylemeyin. Belki sabredemez ki bu durumda ecri gider" dedi. Basra'ya ulaştığımızda insanlar bizi karşılamak için çık­tılar. Ümmü İbrahim de çıkanlar arasındaydı. Beni görün-ce:Ya Eba Ubeyd! Hediyen kabul edildi mi? ki tebrik edeyim. Yoksa bana geri mi çevrildi? ki bu durumda tahammül sabredeyim?" dedi. Dedim ki ona:Allah'a yemin olsun hediyen kabul edildi. Şüphe yok ki İbrahim dirilerle birlikte diridir ve rizıklanıyor." Bunun üzerine secdeye kapanarakZannımı hüsrana uğratmayan ve kurbanımı benden ka­bul buyuran Allah'a hamdolsun" deyip ayrıldı.Ertesi gün Abdulvahid'in mescidine gelip,Esselamu aleyke ya Eba Ubeyd! Sana müjde!" Ebu UbeydHayır'da müjde vermeye devam ediyorsun" dedi.Dün gece oğlun İbrahim'i güzel bir bahçede gördüm. Üzerinde yeşil bir kubbe vardı. İnciden bir yatak üzerindey­di. Kafasında bir taç vardı ve şöyle diyordu:Anacığım sana müjdeler olsun, mehir kabul olundu ve gelin zifafa girdi." [14]

 



[1] Nisa: 4/84.   

[2] ."Enfal: 8/65.     

[3] Saf: 61/10-11.   

[4] İbni Mace Sünen Kitab'uz-Zuhd Babu Sıfat'il-Cenneti: 2/1448; Mevarid'uz-Zaman s: 651. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/210-211

[5] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/211

[6] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/211

[7] Müslim İmare: 38. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/211

[8] Dahî önce 195 no ile geçmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/211-212

[9] Cihad konusunda uzun bir hadiste ismi,geçiyor ancak sabit olmamış Tecrid'u-Esma'is-Sahabe: 1/372.

[10] Hafız "isnadında cehalet var. Makhul da Abdullah ile karşılaş­mamış" demiş el-İsabe: 2/457.

[11] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/212-215

[12] Tecrid'u-Esmai's-Sahabeti: 2/263.Senedinde İbni Zabbela ile maruf Muhammed b. Hasan el-Mahzuni var. Bu metruk kişilerden biridir. El-İsabe: 4/288

[13] Tevbe: 9/111.   

[14] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/215-219