Muhtelif - 13. Sayfa - Cihad
10. ALLAH YOLUNDA İNFAKTA BULUNMAMA HAKKINDAKİ TERHİB
VE BUNUN HAKKINDA GELEN ŞİDDETLİ TEHDİT
10. ALLAH YOLUNDA İNFAKTA BULUNMAMA HAKKINDAKİ TERHİB
VE BUNUN HAKKINDA GELEN ŞİDDETLİ TEHDİT
Allah'u Teala şöyle buyuruyor:
"...Ve Allah yolunda infak edeniz. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız. İyilik ediniz. Şüphesiz Allah iyilik (ihsan) edenleri sever." [1]
374- Buhari, İbni Ebi Hatem ve başkaları bunun tefsirinde Huzeyfe'den şöyle rivayet etmişler:
"Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız."(Ayeti) Yani Allah yolundaki infakı terkederek (kendinizi tehlikeye atmayınız.) [2]
375- İbni Ebi Hatem der ki:
İbni Abbas, İkrime, Hasan, Mücahid, Ata, Said b. Cübeyr, Ebu Salih, Dahhak, Suddi, Mukatil b. Hayyan ve Katade'den aynısı rivayet edilmiş.[3]
Kurtubi tefsirinde şöyle der:
"Huzeyfe b. el-Yaman, İbni Abbas, Ata, İkrime, Mücahid ve insanların cumhuru şunu demişler: "Allah yolunda infak etmeyi fakirlik korkusuyla terkederek kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız. Adam:
"Yanımda infak edeceğim bir şey yok" der.[4]
Bu görüşü Buhari de söyler ki ondan başkası bunu zikretmemiş: Ebu Eyyub'un hadisi de -inşaallah- ilerde gelecektir.Allahu Teala şöyle buyuruyor:"
... Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele." [5]
"Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve)
"İşte bu kendiniz için yığıp-sakladıklarımzdır; yığıp sakladıklarını tadın (denilecek)."[6]
"Size ne oluyor ki Allah yolunda infak etmiyorsunuz?" [7]
Kurtubi der ki: "Ayetin manası şudur:
"Sizler Ölecek, mallarınızı geride bırakacak, o (mal) da Allah'a dönecek olmasına rağmen sizi Allah yolunda infak etmekten engelleyen şey nedir? Sözün özünde infak etmemek üzere bir azarlama vardır.
"Halbuki yer ve göklerin mirası Allah'ındır.” [8]
Yani bu ikisi içindekilerin yok olmasıyla mirasın hak sahiplerine döndüğü gibi Allah'a dönerler. [9]
376- Malik b. Evs b. Hasan'dan rivayet edilmiş. Der ki:
Ebu Zer Şam'dan döndü. Mescide girdi, ben de oradaydım. Bize selam verdi ve sonra gelip iki rekat namaz kıldı. Onlarda fazla durdu. Soma Tekasür suresini okudu. Etrafında insanlar toplanıp ona şöyle dediler:
"Ey Eba Zer Rasulullah'dan (s.a.v.) duyduğun (hadisler) den bize rivayet et. Dedi ki:
"Dostum Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini işittim:
"Devede sadaka var. İnekte sadaka var. Buğdayda sadaka var. Kim dinar veya (külçe) altım yahut gümüşü toplayıp/yığıp bir borçluya vermez ve Allah yolunda da infak etmezse onunla dağlanırlar."
Dedim ki:
"Ey Eba Zer Rasulullah'dan (s.a.v.) haber (rivayet) ettiğine dikkat et. Çünkü bu mallar gerçekten yayılmıştır.
"Dedi ki:
"Kareşim sen kimsin?" Ben de ona nesebimi söyleyince. O:
"Sen büyük nesebini öğrendin." "Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda infak etmeyenler.." Ayetini okuyor musun?”
İbni Asakir Musa b. Ubeyde tarikiyle... Malik'ten tahric etmiş. Bu isnad her ne kadar hakkında konuşulmuşsa da bu hadis başka bir çok tarikle gelen aynı anlamlı hadislerden o da sahihtir. [10]
377- Ahmed Taberani kişileri (ricali) sahih iki sened ile Abdullah b. Samit'ten rivayet etmişler: Der ki:
Ben Ebu Zer ile birlikte idim. Beraberinde bir cariye ile birlikte çıktı. Cariye onun ihtiyaçlarını gideriyordu. Onun yedi parası arttı. Cariyeye bununla fulus (dirhemin altıda biri değerindeki altın ve gümüş dışındaki bir para birimi) almasını istedi. Der ki: "Ona şöyle dedim:
"Onu ilerde olabilecek veya sana gelecek bir misafir için kaldırsan." Dedi ki:
"Dostum Rasulullah (s.a.v.) bana şunu söyledi:
"Hangi altın ve gümüşte cimrilik edilirse, Allah yolunda verilinceye kadar sahibi üzerine bir kordur.[11]Bu Ahmed'in lafzıdır.” [12]
378- Teberani'nin diğer bir tarikteki lafzı şudur. Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:
"Kim altın ve gümüşte cimrilik eder ve Allah yolunda harcamazsa, kıyamet günü (bunlar) onun için kor (ateş) olur ve bununla dağlanır.” [13]
Abdurrezzak, Said b. Abdülaziz'den rivayet etmiş, der ki: Mekhul'un şöyle dediğini işittim: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Hiçbir ev ehli-halkı yoktur ki; onlardan gaza edici çıkmaz, yahut onu teçhiz etmez veya onun çoluk çocuğuna halef kalıp onlara bakmazsa ölümden önce Allah onlara ansızın bir musibet vermesin."
Bu mürseldir. Onu Osman b. Said ed-Dİmeşki rivayet etmiş. [14]
379- Said b. Abdulaziz'den o da Mekhul'den o da Ebu Hureyre'den senediyle îbni Asakir ve başkaları rivayet etmiştir. [15]
380- Taberani Vasile b. Eska'dan rivayet etmiş lafzı şudur: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Herhangi bir ev halkı, onlardan (birileri) gaza etmez, gaza eden biri(leri)ni; ip, iğne veya onlara muadil parayla teçhiz etmez ve onun ehlinde hayırla halef kalmazsa kıyamet günü gelmeden Allah onlara ansızın bir felaket vermesin göndermesin”.[16]
Ebu Davud, İbni Mace Kasım'ın tarikiyle Ebu Umame'den rivayet etmişler: O da Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet etmiş:
"Kim gaza etmez, gaza eden biri(leri)ni teçhiz etmez veyahut hayırlara gaza eden ehline halef olmazsa kıyamet günü gelmeden Allah onun başına ansızın bir felaket getirir.” [17]
381- Eşlem b İmran'dan rivayet edilmiş. Der ki:
Abdurrahman b. Halid b. Velid'in komutası altında İstanbul şehrini fethetmek için yola çıktı, (nihayet oraya vardık). Bizanslılar şehrin duvarını arkalarına almışlardı, (içimizden) bir adam tek başına düşmana hamle yapınca insanlar:
"Yavaş ol, yavaş ol! La ilahe illallah! Adam kendisini tehlikeye atıyor" dediler. Bunun üzerine Ebu Eyyub müdahale edip şöyle dedi:
"Bu ayet, biz Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Allah, peygamberine yardım edip İslam'ı galip kılınca, dedik ki: "Artık işlerimizin başına dönüp, yola koyarız. " Bunun üzerine Allah:
"Ve Allah yolunda nifak edin. Kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın!"
Ayeti inzal buyurdu. "Ellerimizle kendimizi tehlikeye atmak" demek, cihadı bırakıp sadece işlerimizi yoluna koymak demektir. Onun için Ebu Eyyub, Allah yolunda devamlı savaştı ve nihayet İstanbul şehrinde şehid düşüp orada defnedildi.
"Hadisi Ebu Davud, Tirmizi (ve sahih görmüş) Nesai, İbni Hibban (sahihinde) ve Hakim ("Buhari ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir" der.) rivayet etmiş. Bu lafız Ebu Davud'a aittir.[18]
Başka rivayetler de:
"Ellerle tehlikeye atmak" Allah yolunda infak (nafaka) etmeyi terketmektir" geçmektedir.
İbni Münzir infak etmeyi terketme hakkında sert/şiddetli tehdit" babı diye bir başlık koymuş. [19]
382- İbni Ebi Şeybe ve Beyhaki İbni Abbas'tan, "...ve Allah yolunda infak ediniz..." Ayetinin tefsiriyle ilgli şunu rivayet etmişler:
"Sizden biriniz ya bir şey bulamıyorsam demesin. Eğer sadece okun demir ucunu dahi bulsa onunla katkıda bulunsun ve kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız. [20]
383- Birçoğu değerli zat Kasım b. Muhaymara'dan (ki tabiidir) şunu rivayet etmiş: Tehlike(ye atılmak): Allah yolunda harcamayı (infak) terketmektir. [21]
Fasıl:
Allah yolunda kendine, bineğine, kendi dışındaki gazi (savaşçıların silah, binek ve azıklarında para tedarikinde yahut ihtiyaç duydukları herhangi bir şeyi; kutunda ve gazası boyunca ailesine, nafakasını vb. infak etmek; en büyük itaatlardan/ibadetlerden, en büyük kurubat (Allah'a yakınlaştırıcı şeyler) tan ve en değerli sadakalardandır. Şeytan Allah yolundaki nifak, engellemek için gösterdiği cehd ve çabayı hiçbir nifak çeşidini engellemek için cehd ve çaba göstermez. Çünkü o (şeytan) bundaki büyük ecri ve çok sevabı, onu çıkararak varılacak yüce dereceleri, ondan cimri davranmakla da büyük günahın olduğunu çok iyi biliyor. Ona bu hususta nefsin haris ve cimriliği, onu adet edinmeme ve ondaki sayısız fazileti bilmeme/cehalet/de yardım etmekte ve desteklemektedir. Özellikle bizim şu zamanımızdaki cihadın işaretleri/izi kaybolmuş, şekli silinmiş ve ülkemizde varlığı yokolmuştur. (La havle) vela kuvvete illa billah: Allah yolunda bir şey infak etmeğe ancak güçlü ve aziz olan Allah'ın ve melun düşmana karşı yardımıyla yol buluruz. Çünkü o fakirlikle korkutur ve kötülüğü emreder, en doğru söyleyen şöyle buyuruyor:"
Her neyi infak ederseniz, o (Allah) yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlisıdır." [22]
Kişi Allah yolunda cihada çıkartan şeytana gücü yetebilir. Ancak gücü yettiği halde infak etmede ona güç yetiremeyebilir. Çünkü şeytan ona şunları fısıldıyor:
"Cihadtan döndüğünde kendin için mal bulamazsın. Ayrıca savaşta yara alabilir, hastalanır veya malın talan edilebilir. Bu takdirde beraberinde bir şey olmadan fakir olarak ve dayanacağın bir şey olmadan dönersin. O zaman dönünceye kadar malını bırak ve imkanı dahilinde infak (edeceğin)! (yanında) bollaştır. Bu ve benzeri bir çok sözü söyler, bu vesveseye ancak dünyaya dönme iştiyaki, Allah yolunda ölme endişesi ve Allah yolunda canı vermekte cimri oluşundan içinde riyakarlık olup bunun farkında olmayan kişiler kulak verir. Çünkü eğer şehadeti istemede kararlı alebinde de sadık ise dönme işini tefekkür etmez ve içinden hiçbir zaman dönüşü geçirmez. Bunun içindir ki selef-i salih kalplerini kaplayan şehadet sevgisi ve Allah'a kavuşma iştiyaki, Allah yolunda öldürülmeyle büyük kurtuluşu ümit etme dolayısıyla kendilerinin dönmeyeceklerine dair kanaatlarında düşmanla karşılaştıklarında kılıçlarının kınım kırarlardı.
Seleften bazılarından şu nakledilmiştir. Mücahid olarak çıktılar. İki topluluk görüp saf tuttuğunda, şeytan ona gelip ona hanımını; güzelliğini hatırlatıp, zevcesini onun kalbine sevdirip firakını ona kerih gösterir. Ona hayatının refahını ve malının çokluğunu hatırlatır. Ona (o kadar sokulup) soyar ki; nerede ise karşılaşmaktan korkar ve kaçmayı düşünür. İşte bu durumda metin ve güçlü olandan ilahi yardım gelir ve şöyle der:
"Ey nefis! Eğer kaçarsan; zevcem boşanmış, köle ve cariyelerim azat ve malımın tümü de fakir ve miskinlere sadakadır." Acaba fakirlik içinde ve zevcenin firakında bir hayat hoşuna gider mi? Bunun üzerine nefsi ona şu cevabı verdi:"
O zaman dönmek istemem. O:
"Öyleyse ilerle (gel)" der.
Sana şu vesveseyi de verebilir:
"Sen öldürülürsün. O takdirde senden sonra çocukların fakir, ehlin de muhtaç kalır. O zaman malım onlara bırak ve onu infak etme. Onların seni kaybetmeleri musibet olarak yeter." Bu vesveseyi Allah'a güveni olmayan, Allah'ın kulların rızıklarma kefil olduğuna ve işlerinin müdebbiri olduğuna kalbinde şek ve şüphe taşıyan kimse rıza gösterir. Yoksa kim kendisinin rızkın eli üzere çoluk-çocuğuna ulaşmasında Allah ile onlar arasında (sadece) bir aracı olduğuna şahitlik ederse, Hatem'ul-Azam [23]' dan nakledildiği gibi ne hayatta nede mematta onlar nzkıyla ilgilenmez.Hatem yolculuğa çıkmak ister. Hanımına:
"Sana ve çocuklarına ne kadar yeterli olur. Ki onu seferden önce sana hazırlıyayım." Hanımı:
"Ey Hatem Allah'a yemin olsunki seni rezzak addetmedim, bilakis yiyici-yiyen addettim. Dilediğin yere git" [24]
384- Geçmişlerin efdalı ve bu ümmetin eşrefi efendimiz Ebubekir'den rivayet edilmiş: Rasulullah'a (s.a.v.) tüm malını getirdi. Rasulullah (s.a.v.):
"Ehline ne bıraktın?" deyince o şöyle dedi:"Allah ve Rasulunu (bıraktım) [25]
385- Aynı şekilde O'nun kızı Ümmü'l-Mü'minin Aişe de yapardı. Muaviye'den kendisine gelen yüzbini dağıtmış geri ondan bir dirhem bile kalmamıştı. Hizmetçisi: "Bize bir dirhem bıraksaydm onunla et alırdık" demesi üzerine O:
"Bana hatirlatsaydın onu yapardım" demiş.[26]
386- Said b. Abdulaziz der ki:
"Muaviye Aişe'nin borcunu onsekiz bin dinarla giderdi." Bunu Hafız İbni Zehebi tarihinde zikretmemiş. Onun hattı ile olan aslından naklettim.[27]
Selefin infak etmek ve (malı) biriktirmemekle ilgili haberleri çoktur. Bu babı uzatacağından bazılarıyla yetiniyoruz: [28]
387- Rasulullah (s.a.v.) yarın için bir şey saklamıyordu. Bunu İbni Hibban sahihinde Enes'in hadisinden rivayet etmiş. [29]
388- Taberani Es-Sağir ve Evsafta kendi isnadıyla İbni Mesud'dan rivayet etmiş.Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Allah kullarından iki kulu mal ve çoluk çocukla zengin etti. Birisine şöyle dedi:
"Ey filanın oğlu filan. O:"Lebbeyk Rabbi ve sadeyk" (Emrine amadım, buyur!) der. Allah: "Senin mal ve çocuğunu çoğaltmadım mı?" der. Adam:
"Evet ya Rabbi çoğalttın." diye cevap verir. Allah:
"Sana verdiğimle ne yaptın?" diye sorunca. Adam:"Fakirlik korkusuyla çocuklarıma bıraktım" der. Allah:
"Ama sen, eğer ilim bilmiş olsaydın az güler çok ağlardın. Onların üzerine korktuğun (fakirlik de) başlarına gelmiştir.
Öbür adama: "Ya filanın oğlu filan!" Lebbeyk Rab-bi ve Sadeyk" (Ey Rabbim buyur! Emrine amadeyim.) der. Allah:
"Senin malını ve çocuğun çoğaltmadım mı?" Adam:
"Evet ya Rab" Allah:"O zaman ne yaptın onlara?" deyince. Adam: "Yolunda infak ettim. Çocuğum için kendimden sonra senin fazlın (keremin, zenginliğin) a güvendim." der.Allah:
"İlmi buseydin çok güler az ağlardın" der. Senin güvendiğin ve tutunduğun şey de çocuklarının başına gelmiştir.[30]
Bu kıssa Emir'ul-Mü'minin Ömer b. Abdulaziz'inkinede benzerlik arzediyor: Ona ölüm yaklaşınca onbir kişi olan çocuklarım çağırıp toplar. Geride bıraktığı (malını) da hazırlamalarını ister. Hanımına lazım olanı verdikten sonra geri kalanı çocuklarına taksim edecek. Her oğula bir dinar düştü. Müslime b. Abdulmelik:
"Ya Emir'el-Mü'minin onların işini bana versene? Onlar eğer salih iseler, şüphesiz Allah salihleri veli edinir. Yok eğer değillerse ben de Allah'a isyanda onlara yardım etmem" dedi. Onun ölümünden sonra bir oğlu yüz üstüne yüz atlıyı Allah yolunda hazırladı. Müslime ise o öldüğünde her bir çocuğuna on bir dinar bıraktı. [31]
389- Bezzar hasen bir isnad ile İbni Abbas'tan Ebu Zer'den rivayet etmiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Ya Eba Zer, benim Uhud kadar altın ve gümüşüm olsa ve onu Allah yolunda infak edersem, öldüğüm günde ondan bir kirat (araplarda bir ölçü) bırakmamdan daha sevimlidir." Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulu bir kantar mı?"
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ya Eba Zer! Ben aza gidiyorum sen ise çok (olan)a gidiyorsun. Ahireti istiyorum sen dünyayı kirat (şeklinde) istiyorsun."
Bana bunu üç kez tekrar etti. [32] Bu manada Ebu Zer'den sahih ve diğer kitaplarda bir çok imam rivayette bulunmuş.
390- Sahih'i Müslim'de Ebu Zer'den şöyle rivayet edilmiş:
Rasulullah'a (s.a.v.) vardım. O Ka'be'nin gölgesinde oturuyordu. Beni görünce şöyle buyurdu:
"Ka'be'nin rabbine yemin olsun ki, zarar edenler kendileridir."
Ben gelip oturmaya karar kılmadan kalktım ve:
"Ya Rasulallah! Anam babam sana feda olsun bunlar kimlerdir?" Rasulullah (s.a.v.):
"Onlar malları çok olanlardır. Önüne, arkasına, sağına ve soluna işaretle, ancak şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar hariç. Ama onlar da azdır.[33]
391- Ahmed'de bunu Ebu Hureyre hadisinden rivayet et [34] miş. [35]
392- İbni Hibban İbni Mesud'un hadisinden rivayet etmiş. Bu tür hadisler gerçekten çoktur. Burası onların (uzun uzadıya anlatılacak) yeri değildir.[36]
Kim Allah yolunda ifak etmede, Allah'ın vadine güvenir, Allah'a tevekkülü sağlamlaştırır ve Allah'ın harcadığının karşılığını vereceğine kesin olarak inanırsa; efendimiz Ebubekir'in yapığı gibi malının tümünü ifak etmesi ona zarar vermez. Allah indinde büyüklük olarak ne güzel bir fiildir. Onun ecri ve sevabı ne kadar çok ve değerlidir. Ona ancak büyük pay sahipleri nail olur. Ancak kimin tevekkülü zayıf, yakini güçsüz ise, çoluk-çocuğuna biraz mal bıraksın. Nitekim Kab b. Malik'in:
"Malımı Allah ve Rasulune sadaka vermek benim tevbemdendir." demesi üzerine Rasulullah (s;a.v.) ona bunu tavsiye ederek şöyle buyurmuş: [37]
393- "Malından bir kısmını kendine kaldır. Bu senin için daha hayırlıdır.[38]
394- Yine aynı şekilde Sa'de'de şöyle demiştir:
"Varislerini zengin bırakman, onları fakir bırakıp insanlara avuç açıp (bir şey) istemelerinden daha hayırlıdır.[39] Şöyle sorarsan:
"Acaba bu Nebi'nin (s.a.v.) onlarda tevekkülün zayıflığını gördüğüne mi delalet ediyor?" Deriz ki:
"Vacip olan bu tür şeylerin sahabede düşünülmemesidir. Onlar (Allah onlardan razı olsun) bundan münezzehtir. Göninen şu ki Rasulullah'ın (s.a.v.) o ikisine bunu emretmesi, tevekkülü zayıf kişilerin onları örnek edinmeleri içindir. Çünkü tevekkülü zayıf olan kişiler zayıflıkları haliyle güçlü olanların fiillerini takip ederlerse infak ederlerse, ondan sonra pişman olmaları korkusu/endişesi var ki bu durumda ecirleri ya eksilir veya kaybolur. Rasulullah'ın (s.a.v.) sahabesi yıldızlar gibidir. Kime tabi olursanız hidayeti bulursunuz. Tevekkül ve yakinde zaafı olan, zikredilene uyarak malının bir kısmını infak eder bir kısmını (kendine) kaldırır. Tevekkülü güçlü olan da büyük sıddik ve diğer sahabenin yaptığı gibi dilediği gibi infak etsin.Ancak gücü yettiği halde infakı tümüyle terketmek işte bu -geçtiği gibi kendi elleriyle kendi nefsini tehlikeye atmaktır. Bunda hiçbir surrette ruhsat yoktur.
"Allah hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip iletir [40]:
[1] Bakara: 2/195
[2] Feth'ul-Bari H. no: 4516 8/185. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/289
[3] Tefsir'u ibni Hatem K 128/A.
[4] Kurtubi: 2/362.
[5] Tevbe: 9/34.
[6] Tevbe: 9/35.
[7] Hadid: 57/10.
[8] Hadid: 57/10.
[9] Kurtubi Tefsir: 17/239. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/289-290
[10] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/290-291
[11] Ahmed Müsned: 5/156; Zühd s: 146-147.
[12] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/291
[13] Heysemi Taberani el-Kebir'de rivayet etmiş. Ahmed te benzerini rivayet etmiş. Ricali sahihtir, Mecma'uz-Zevaid: 3/125.
[14] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/291-292
[15] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/292
[16] Heysemi: Taberani el-Evsat'ta rivayet etmiş. Onda Suveyd b. Abdülaziz var ki, o zayıftır. Mecma'uz-Zevaid: 5/284.
[17] Daha önce 44 nolu rakamla tahrici geçti.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/292
[18] Sunen'i Ebu Davud Kitab'ul-Cihad: 3/27;
Tirmizi Sünen Ebvabu Tefsir'il-Kur'an,Tefsiru Suret'ül-Bakara: 4/280"Bu hadis hasen ve gariptir." der. .Mevarid'uz-Zaman s: 401;
El-Müstedrek: 2/275 ve "Şeyheyn'in şartlarına göre sahihtir" der.
[19] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/292-293
[20] Es-Sunen'ul-Kübra: 9/45. Ancak bunu İbni Ebi Şeybc'nin el-Musannaf'mda bulamadım. İbni Cerir Tefsir: 3/585-587. (2/195 tefsirinde tahric etmiş.).
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/293
[21] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/294
[22] Sebe: 34/39
[23] Ebu Abdurrahman Hatem b. Alvan'dır. Hatem b. Yusuf ei-Asam da denilmiştir. Horasan'ın büyük şeyhlerindendir. İki yüz otuz yedi de vefat etmiş. Risalet'ul-Kuşeyriyye: 1/99-100
[24] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/294-296
[25] Darimi Zeyd b. Eşlem, o da babasından o da Ömer'in şöyle dediğini işittiğini rivayet eder:
"Rasulullah (s.a.v.) bize sadaka vermemezi emretti. Bu yanımda malın (bol) Olduğu bir zamana denk geldi.
""Hiçbir gün geçmedim ama bugün Ebubekir'i geçeceğim" dedim. Ve malımın yarısını getirdim. Rasulullah (s.a.v.);
"Çoluk-çocuğuna ne bıraktın?" Buyurdu.
Ben:"Onun kadarını bıraktım" dedim. Ebubekir yanındaki malın tümünü getirdi. Rasulullah (s.a.v.):
"Ey Ebubekir çoluk-çocuğuna ne bıraktın?" Buyurdu.
Ebubekir:"Onlara Allah'ı ve Rasulunu bıraktım" dedi. Bunun üzerine ben:
"Kesinlikle seninle yarışmayacağım" dedim.Sünen'ud-Darimi Kitab'uz-Zekat Babu'r-Raculu yetesaddaku bi Ce-mi'imalihi:1/391-392.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/296
[26] Hakim Müstedrek: 4/13. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/297
[27] Zehebi "Bu rivayet munkatidir" demiş.
Siyer'u A'lam'un-Nubela: 2/186,
[28] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/297
[29] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/297
[30] El-Mucemu's-Sağir: 1/215-216. Senedinde Yusuf b. Sefer Ebu'1-Feyd var. Darekutni onu metruklardan saymış. Bakınız: Ed-Duafau ve'1-Mutruk'in s: 402.
[31] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/297-299
[32] Heysemi: "İsnadı hasendir" der. Mecma'uz-Zevaid Kitab'uz-Zuhd Bab'l-înfaki ve'1-İmsak: 10/239. Ancak bunu Keşf uİ-Estar'da bulamadım.
[33] Hadis multafakun aleyh'tir.
Müslim H. no: 990; Zekat: 2/680. Hadisin tamamı şöyledir:
"Zekatı vermeyen hiçbir deve sığır ve koyun yoktur ki kıyamet gününde bu hayvanlar olduklarından daha İri ve daha semiz gelerek onu boyunlarıyla süsmesin, tırnaklarıyla ezmesinler. Mezkur hayvanların sonu geçip bittikçe öndekileri tekrar üzerine iade edilecek. Bu hal ta insanlar arasında hüküm bitinceye kadar devam edecektir."Buyurdu.
Buhari H. no: 6638, İman, Rikak; Ahmed Müsned"5/152, 358,169.
[34] Ahmed Müsned: 2/428.
[35] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/300
[36] Mevarid'uz-Zaman Zekat s: 206, 207.
[37] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/300
[38] Muttafakun aleyh. Feth'ul-Bari: 8/44; Müslim Tevbe: 2769.
[39] Feth'ul-Bari: 3/164, 5/363, 7/269, 12/14; Müslim Vasiyyet: Î628.
[40] Ahzab: 33/4. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/300-301
İslami Okul Okulların En Önemlisi