Muhtelif - 25. Sayfa - Cihad
22. ALLAH YOLUNDA YARALANMANIN FAZİLETİ VE BAZI YARALANANLARIN ZİKRİ
22. ALLAH YOLUNDA YARALANMANIN FAZİLETİ VE BAZI
YARALANANLARIN ZİKRİ
859- Ebu Hureyre'den (r,a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Herhangi bir kimse Allah yolunda yara bere alırsa -Allah kendi yolunda yara alanı daha iyi bilir- kıyamet gününde yarası fışkırarak gelir. Renk kan rengi, koku misk kokusu. [1]
860- Başka bir lafızla:
"Müslümanın aldığı her yara Allah yolundadır. Sonra kıyamet gününde bu yara, vurulduğu günkü şeklinde olacak kan fışkıracak. Renk kan rengi, kokusu (ise) misk kokusu! [2]
İbnu Dakik el-İd, Umde'nin şerhinde şöyle der:
Kıyamet günü kanın fışkırması akması halinde gelmesinde iki şey var:
Birincisi: Onu yaralayan ona zulmeden şahitlik etmek,
İkincisi: Oradaki insanlara bu güzel koku ile beraber onun şerefini izhar etmektir.[3]
861- Muaz b. Cebel'den (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kim devenin sütü memelerine gelecek (veya iki sağma arası) kadar sürede Allah yakında öldürülmek isteyip savaşırda sonra ölür veya öldürülürse şehit ecrini alır. Kim Allah yolunda yaralanırsa ya da tökezlerse, kıyamet gününde zaferan renginden daha hoş kokan bir koku ile elir. Kimin Allah yolunda üzerinde bir çıban çıkarsa ona şehitlik damgası vurulur.[4]”
862- İbni Hibban sahihinde rivayet etmiş. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kim Allah yolunda bir yara alırsa, kıyamet gününde onun kokusu misk kokusu, rengi de zaferan renginde, üzerinde de şehitler mührü olduğu halde gelecek. Kim Allah'tan şehadeti dilerse, yatağında da ölürse Allah ona şehid ecrini verir.[5]”
863- Bu lafızla Abdurrezzak da rivayet etmiş.[6]
864- Ebu Umame'den (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;"
Allah'a iki damla ve iki izden daha sevimli bir damla ve iz yoktur. İki damlaya gelince, Allah korkusundan ağlayan göz yaşı ile Allah, yolunda akıtılan kan damlası. İki iz ise Allah yolunda savaşanın ayak izi ile, Allah'ın farzlarından herhangi birisini yerine getirmek için atılan adımın ayak izidir.[7]”
865 İbni Asakir de rivayet etmiş. Onun lafzı Rasulullah (s.a.v;) şöyle buyurdu:
"Allah yolunda akıtılan/düşen kan damlası ve gece karanlığında sadece Allah Azze ve cellenin gördüğü göz yaşı kadar Allah'a sevimli hiç bir damla düşmüş değildir. [8]
866- Yine kendi isnadıyla Cafer b. Süleyman'dan, bize Eban rivayet etti. Hasan şöyle dedi:
"İki damla ve iki yutkunma (vardır ki onlardan Ali daha sevimli bir damla ve yutkunma yoktur.) Allah'ın rızasını kazanmak için bir kulun hilm ile kızgınlığım yutanın ve yutması kadar Allah'a sevimli bir yutkunma ile acılı bir musibet karşısında sabreden Allah kulunun yutkunması kadar Allah'a sevimli bir yutkunma yoktur. Allah yolunda akıtılan bir damla ile sadece Allah'ın yerini bildiği gece karanlığında secde eden kulun göz yaşı damlası kadar Allah'a daha sevimli bir damla yoktur." Bu şekilde mevkuf olarak rivayet etmiş. [9]
867- İbn'ul-Mübarek Misar'dan rivayet etmiş. Der ki:
Avn b. Abdullah'ın şunu anlattığını duydum:
"Kadısiyye günü, bağırsakları çıkmış bir adamı gördüm. Ona uğrayan (önünde geçen) bazı şahıslara "onları bana çekin umulur ki Allah yolunda bir iki mızrak daha yaklaşırım." Der ki:
Kendisine uğradığına gerçekten bir-iki mızrak yaklaşmıştı.[10]
868- Yine İbni Mübarek kendi isnadıyla Aişe'den (r.a.) rivayet etmiş. Der ki:
Ebubekir Uhud gününden bahsettiğinde derdi ki:
"O gün tümüyle Talha'nındi. Ben ilk dönemlerdendir. Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte (Rasulullah (s.a.v.) için/onu korumak için savaşan bir adamı gördüm. Benim elimden kaçtığına göre sen Talha ol...) bir de ne bakalım. Talha'nın vücudunda yaklaşık yetmiş küsur kılıç, mızrak ve ok darbeleri vardı. Eli kopmuştu. Onu tedavi ettik. Allah ondan razı olsun.[11]”
869- Kayış b. Ebi Hazım der ki:
Talha'nın elini felç olmuş olarak gördüm. Onunla Uhud günü Rasulullah'ı (s.a.v.)korumuştu. [12]
870- Birden fazla kişi onun şöyle dediğini rivayet etmişler:
"Uhud günü tüm vücudumdan yaralandım. Hatta zekerimden de."[13]
871- Hafız İbni Zehebi, Siyer'u A'lam'ın-Nübela'da Ali b. Yezid îbni Cedan'dan rivayet etmiş. Der ki: Zübeyr'i görenlerin bana anlattıklarına göre:
"(O gün darbeler neticesinde) göğsünde gözcükler oluşmuştu.[14]
872- Urve'den Zübeyr'de üç kılıç darbesi vardı. Biri boynundaydi. Parmaklarımı içine sokabilirdim. İki darbeyi Bedir günü, birisini Yermuk'te yemişti.[15]
873- Amr b. Sabit'ten o da babasından rivayet edilmiş. Rasulullah (s.a.v.) Cafer'i sordu. Adamın biri:
"Vurulduğunda ben onu gördüm. Bir dama onu (mızrakla) yaraladı. Bunun üzerine o da o dama mızrakla gitti ve ikisi de öldü.[16]
874- Enes b. Malik'den (r.a.) Yemame günü Ebu Düca-ne kendini bir bahçenin içine attı. Bacağı kırıldı. öldürülünceye kadar kırık bacağıyla savaştı.[17]
875- Muaz b. Amr b. Cumuh'tan Bedir günü Ebu Cehl'i kendi işim yaptım.[18] (Öldürmesine karar verdim). Fırsat bulduğumda ona hamle yaptım/saldırdım ve bir darbe vurdum ayağını ve baldırının yarısı kopardım. Onun oğlu İkrime muzlarımdan vurdu. Kolum koptu. Yanımda derime asılı kaldı. Bu beni onunla savaşmaktan uzaklaştırdı. Günüm boyunca savaştım. Kolumu da arkamdan sürüklüyordum. Beni daha fazla rahatsız etmeye başlayınca ayağımın altına alıp çektim ve attım. Bunun tümünü İbn'uz-Zehebi sahibinin tercemesinde zikretmiş[19]
876- Ebu'I-Muzaffer b. el-Cevzi "Mirat'uz-Zaman" adlı eserinde kendi isnadıyla Cafer b. Abdillah b. Eslem'den rivayet etmiş: Der ki: Yemame günü (savaş için) ilk çıkan Ebu Ukayl idi. Ona bir ok atıldı, kalbi ile omuzu arasına isabet etti. Onu çıkardı, onun sol tarafı güçten/kuvvetten düştü. Sığnağa Muin b. Adiyy'in Ensari çağırarak,
"Allah, Allah, hamle düşmanınız üzerinedir" sesini işitti. Abdullah b. Ömer der ki:
"Bunun Üzerine Ebu Ukayl ayağa kalktı.
"Ne istiyorsun?" dedim.
"Çağıran ismimi andı" dedi.
"Yara ne demek! Ben Ensar'damın ve ben ona bir kuşak kadar dahi olsa icabet ediyorum" dedi. Bağlanıp silahını aldı ve şöyle söylendi:
"Ey Ensar! Huneyn günü bir hamle/yap alım/olsun, İbni Ömer der ki:
"Aralarında kılıçlar gelip-gittiler (çarpıştılar). Onun yaralı kolu omuzdan (vurulup) kesildi."Ebu Ukayl!" dedim. Yavaş bir dile:
"Lebbeyk" diye cevap verdi."Helak (yok) olma kimin/kimde?" dedi."Allah düşmanları öldürüldü" dedim. Bunun üzerine parmaklarını göğe kaldırıp Allah'a hamdetti ve vefat etti. İbni Ömer der ki: Bunu Ömer'e haber verdim. O şöyle dedi:,
"Allah ona rahmet etsin o şehadeti devamlı istiyordu ve ona nail oldu." [20]
877- İbni Mübarek, İbrahim b. Hanzala'dan o da babasından rivayet etmiş ki, Ebu Huzeyfe'nin mevlasi Salim'e bayrağı/sancağı alması hususunda ona:
"Kendi içinden bir şeyden korkuyorsan o zaman (sen bırak) başkası onu alsın" denildi. Bunun üzerine:
"O zaman ne kötü Kur'an hamili olurum" sağı (gelen darbelerle) koptu, bayrağı sol eline aldı. Solu da (gelen darbelerle) koptu, bayrağı sol eline aldı. Solu da (gelen darbeler neticesinde) koptu, bayrağı sarılarak şu ayetleri okuyordu:
"Muhammed sadece bir rasuldur. Ondan öncede (bir çok) rasul gelip geçti..." [21]
"Nice nebi vardır ki beraber kendine rabbe adanmış olanla birlikte savaşmıştır..." [22]
Yere yıkılınca arkadaşlarına:
"Ebu Huzeyfe ne yaptı?" diye sordu. Onlar:
"Öldürüldü." dedi.
"Filan ne yaptı?" bir adamın ismini söyledi. Ona:
"O da öldürüldü" denilmesi üzerine,
"O zaman beni ikisinin arasına koyunuz/defnediniz." Dedi [23].
878- Yezid b. Seken [24] (r.a.) rivayet eder ki, Rasulullah'ı (s.a.v.) Uhud'da onun terafında savaş kızıştığında/şiddetlendiğinde ve ona kadar geldiğinde, o gün Rasulullah (s.a.v.) iki zırh giymişti. Düşmanda ona iyi yaklaşmıştı. Musab öldürülünceye kadar insanları ondan uzaklaştırdı. Ebu Ducane de aşırı derecede yara alıncaya kadar savaştı. Rasulullah'ın (s.a.v.) yüzü isabet aldı azı dişleri düştü. Dudağı yaralandı, yanağı da isabet aldı. Bu durumda şöyle buyurdu:
"Adamlardan nefsini bize satacak kim var?" Ensar'dan beş delikanlı fırladı. Onlar içinde Ziyad b. Seken de vardı. Hepsi öldürüldü. Onların sonuncusu Ziyad idi. Dayanıncaya kadar savaştı. Sonra müslümanlardan bir grup onun yardımına gidip düşmanı uzaklaştırdılar. Rasulullah (s.a.v.) ona:
"Bana yaklaş" dedi. Yaralar onu hareket edemez kılmıştı. Rasulullah (s.a.v.) ayaklarını ona yastık yaptı. Onlar üzerinde can verdi." [25]
879- Said b. Mansur Sunen'inde, Süfyan'dan, o da İbni Ebi Nucayh'tan rivayet etmiş. Der ki: Talha, Rasulullah'ı (s.a.v.) eliyle korudu. Parmaklan isabet aldı."Güzel" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Allah'ın adıyla" deseydi insanlar ona baka baka cennete girerdi. [26] Bu hadis muaddeldir, ricali sahihin ricalidir. [27]
880- İbni Mübarek, Muhammed b. Sa'd'dan Abdullah b. Abdirrahman b. Ebi Sa'sa'a şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sa'd b. Rabi'in [28] ne yaptığına kim bakacak?"
Ensardan bir adam,"Ben ey Allah'ın Rasulu!" dedi. Der ki:
"Yaralılar arasında Sad'ı bulmak için dolaşmaya başladı. Son nefeslerini verirken onu buldu. Ve ona şöyle dedi:
"Ya Sa'd Rasulullah (s.a.v.) sağ mı, ölü mü dive bakmamı emretti." Sa'd dedi ki:
"Ben ölülerdenim. Ve ona deki. Sa'd sana şöyle diyor:
"Allah ümmetinden nebisine vereceği en hayırlı mükafatı bizden de sana versin. Kavmine de selamımı ilet ve onlara şöyle söyle: "Sa'd size diyor ki:
"Sizden birinizin gözü açık/sağ olduğu müddetçe nebinize bir şey olursa, Allah yanında (öne süreceğiniz) hiçbir mazaretiniz olmaz. [29]
Bu murseldir. Kıssa Uhud günü meydana gelmiş. Meğazi sahipleri ve başkaları bunu rivayet etmiş. [30]
881- Beyhaki Delail'de muttasıl bir senedle Harice b. Zeyd b. Sabit, o da babasından rivayet etmiş. Der ki:
Uhud günü, Nebi (s.a.v.) beni Sa'd b. Rabii bulmamı isteyip, bana şöyle dedi:"
"Şayet onu görürsen ona selam söyle ve ona deki: Rasulullah (s.a.v.) sana:"Kendini nasıl buluyorsun" diyor.
"Yaralılar arasında dolaşmaya başladım. Onu son nefeslerinde/son hayat dakikalarında buldum. Onda yetmiş darbe vardı. Ona (Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediklerini) anlattım, o şöyle dedi:
"Selam Rasulullah'a (da) olsun ve sana da. Ona söyle:
"Ey Allah'ın Rasulu ben cennetin kokusunu buluyorum /hissediyorum. Kavmin ensara da söyle: Görecek bir gözünüz olduğu halde Rasulullah'a (s.a.v.) bi şey olursa, Allah indinde bir özrünüz olmaz. Ve ruhunu teslim etti.[31]
882- Yine İbni Mübarek Misar'dan rivayet etmiş. Der ki: Sa'd'uı bana anlattığına göre Cisr günü -yani Ebu Ubeyd'in günü- iki kolu ve iki bacağı kesilmiş, yerde karnı üzerine sürünüp şunu okuyordu:
"(Onlar) Allah'ın nimet ettiği nebiler, siddikler, şehitler ve salihlerle beraber olun..."
[32]Ona uğrayan/önünde geçen bazıları sen kimsin? diye sorunca o:
"Ensar'dan adamım" dedi.
[33]Müellif -Allah onu affetsin- der ki:
Zikredilen Cisr günü, imtihan ve arınma günü idi. Allah müslümanlardan bir gruba şehadetle ikramda bulundu. Konunun/kıssanın özeti şudur:
"Ebu Ubeyd b. Mesud (r.a.) beraberinde müslümanlarla sarp bir bölgeye geldiler. Behman Cazeviyye [34] ona şöyle bir haber gönderdi. Ya bize doğru siz geçersiniz o zaman geçmenize izin vereceğiz. Ya da bize siz izin verin size (doğru) gelelim. Ebu Ubeyd ölüme karşı bizim kadar cüretli olamazlar. Bilakis biz onlara (doğru) gideriz. Kaçışın, kovmanın (nerdeyse) imkansız derecede dar olan bir yoldan geçtiler. Orada savaştılar. Ebu Ubeyd altı veya onbir arasındaydı. Gün sonunda kılıçlarla musafaha etmeye başladılar. Atlar, fillere karşı ilerlemiyorlardı Ebu Ubeyd bunu görünce, atından inip yaya yürüdü, müslümanlarda böyle yaptı. Sonra onlara şöyle dedi:
"Filleri kasdediniz (hedefiniz onlar olsun). O da beyaz file geldi. Daha önce böyle birini görmemişti. Onun (karın altındaki) kemerine asılıp kopardı/kesti. Diğerleride öyle yaptı. Yükü indirilmeyen ve üzerindeki öldürülmeyen tek bir fil kalmadı. Müşriklerden altı bin Öldürüldü. Sonra Ebu Ubeyd filin hortumuna vurup kesti.Fil onun üzerine düşüp onu öldürdü. İnsanlar onun filin altında kaldığını görünce nefisleri zayıflık gösterdi. Sonra fille savaşıp ondan uzaklaştırdılar. Onu kendilerine doğru çekip götürdüler. Fars ehli onları takip etti. Sancağı müsîümanlardan yedi kişi kaldı. Tümü de öldürüldü. Abdullah b. Yezid köprüye geldiklerinde kılıçlarda onları karalıyordu/onları izliyordu. Bunun üzerine fırata atladılar. Onlardan dört bin kişi civarında ya öldürüldü veya boğuldu. İki bini de kaçtı. Yinede en iyi bilen Allah'tır.
Bil ki: Allah yolunda yaralanan, başka bir şekilde yaralanın çektiği acıyı çekmez. Sahih hadiste varid olduğu üzere Allah yolunda öldürülen sadece/ancak bir sivrisineğin sokması kadar ölüm acısını hisseder. [35] Bu Öldürülenin haliyse, onun altında olan yaralının hali nasıl olur. (O zaman daha hafif olur). Bunu ancak denemeyen/tecrübe edemeyen inkar eder.
Yukarıda geçen yaralıların kıssalarıda bunu teyid etmektedir. Ayrıca akılda bunu uzak/imkansız görmüyor. Şu bir gerçek ki, buğz ve heyecanın hiddeti, hükmettiğinde ve şiddetlendiğinde/alevlendiğinde, insan kendi içinde bundan önce geçirmediği/bulamadığı, kuvveti, sabrı, katlanmayı, zora aldırış etmemeyi ve elemi hissetmemeyi bulur. Hata bazan kavgalarda kimilerinin başları, yüzleri yarılır, etkili yâra alırlar, ancak içinde bulundukları durumdan çıktıktan sonra farkederler. Bu halleriyle ancak karşıdakini ölümden olan hoşnutsuzluğu ve başına gelmemesi için var gücüyle defederler. Bunların durumu bu iken, peki gazabi/bıığzu Allah için şiddetlenen, Allah için kendiliğinden çıkan, Allah indinden şehadeti temenni eden, kendisine isabet edeni Allah'tan bir fazilet addeden, iman nurunun gücüyle Allah'ın kendi yolunda şehid düşen ve yaralanlar için hazırladığını üyük fazileti, soyut bir bilgi değilse hakiki bir görme ile gören kişinin durumu nasıldır? [36]
883- Uhud günü savaşında Enes b. Nadr'ın dediği gib. "Cennetin kokusu ne güzel: Muhakkak ki Uhud'un yanında onun kokusunu buluyorum. Sonra müşriklerin içine dalıp öldürülünceye kadar savaştı. [37]
Bu konuda başka bir kıssada Feth'il-Musili'nin eşin aittir. Kendisinin ayağı kayıp düşmüş ve tırnağı fırlamışt: Buna rağmen gülüyordu. Ona:
"Tırnağını kaybettin ve gülüyorsun" denilince O:
"Ecri helaveti benden elemin acılığını giderdi" diye cevap verdi.
Bundan da daha ilginci İbni Şebib el-Harrani'nin Ca-mi'ul-Funu adlı eserinde Hişam b. İbni Kelbi'den rivayet ettiği kıssadır:
"Hayyaş b. Kays el-Kuşayri Yermuk'e katılınca kafirlerden bir çok kişi öldürdü. O gün ayağı kopmuştu, fakat koptuğunu hissetmiyordu/farkında değildi. Savaş bittiğinde onu bağlamaya başladı. Suvvar b. Evfa'nın hakkında şiir soylediği kişi odur:
Ve bizde îbni İtab var, ayağını bağlar..
Ve biri olana Hacib (b. Zürare'y)i ulaştıran bizdendir..
Bil ki: Huriler şehadet makamına yakın oluşu nedeniyle yarası derin/ağır olan kimseye de görünürler. İmam, Arif ve efendim Abdullah el-Yafii'nin bazılarından naklettiği, bu baptandır. Der ki:
Rumların/Bizansların memleketindeydim. Bize bir adam arkadaşlık etti. Ancak onu gördük ki ne yiyor ne de içiyor. Ona dedim ki:
"On bir gündür bir şey yiyip içtiğini görmüyorum. Dediki:
Sizden ayrılma zamanım geldiğinde size anlatırım.
Ayrılma zamanı geldiğinde ona:
"Bize söz verdiğini haber ver dedim" O şöyle dedi:
"Dört yüz kişiyle gaza ettik. Düşman üzerimize geldi. Arkadaşlarım öldürüldü. Ben de yaralandım ve yaralılar arasındaydım. Gün batınımda yukardan güzel bir koku hissettim. Gözümü açtım, ne göreyim. Üzerlerinde giysileri olan Huriler, benzerlerini görmedim. Ellerinde kaseler, ölülerin ağızlarına boşaltıyorlardı. Onlar bana gelinceye kadar gözleri kapattım. Bana ulaştıklarında biri şöyle dedi:
"Şunun boğazına boşaltalım da ve semanın kapıları kapanmadan acele edelim. Yoksa yeryüzünde kalırız." Ötekisi şöyle dedi:
"Onda daha hayır kalıntısı var, ona su vereyim mi?" Öbürü ona:
"Üzerine bir şey yok kardeşim" dedi. O da boğazıma boşalttı. O içeceği içtiğimden beri yemeğe ve içmeye ihtiyaç uymadım.
[38]Müellif der ki: Yirmi sekizinci bapta bu tür hikayeler inşaallah gelecektir. [39]
884- İbni Asakir kendi isnadıyla Kuheyl'ul Ezdi (r.a.) ki sohbedi (sahabe) vardır. [40] Rivayet etmiş. Der ki:
Uhud günü insanların başına musibet gelmişti. Onlarda aşın derecede yara vardı. Bir adam Nebi'ye (s.a.v.) gelip şöyle dedi:
"İnsanlarda çok yara var." Şöyle buyurdu:
"Git ve yol üstünde dur: Önünde geçen her bir yaralıya şöyle söyle: Allah'ın adıyla, keskin, demir ve sivri (taşı) tan, hayy ve hamid olanın şifası (olsun) Allah'ım şifa ver, Çünkü senden başka şifa veren yoktur.
"Kuhehl der ki: (Onların) yaraları iltihap tutmaz ve kanamazdı. [41]
Faide:
Tecrübe edildiği üzere yakılmış kağıt son derece derin ve kanayan yaraları kapatır. Yine tecrübe ile sabittir ki çakmak taşı da öğtülüp kanayan yaranın üstüne bırakılırsa iyileştirir. Yağ ile tuz ateşte ısıtılıp yumuşak bir şekilde yaranın üstüne bırakılırsa acısını dindirir ve koparak olup su olmasını engeller. Bu da tecrübe ile sabittir. Tüm bunları Îbn'us-Süveydi:
"Tezkire'tinde zikretmiştir.Yine de en iyi bilen Allah'tır. [42]
[1] Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Cihad, Babu men yecrehu fi sebilillah: 6/20, H. no: 2803; Kitab'uz-Zebaihi ve's-Saydi: 9/660, H. no: 5533; Müslim Kitab'ul-îmareti Babu Fadl'il-Cihad: 3/1496, H. no: 1876.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/497
[2] Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Vudui, Babu Mayekau min en-Necasati fi’s-Semani ve'l-Mai: İ/344, H. no: 237;
Müslim Kitab'ul-İmareti, Babu Fadl-ıl-Cihad: 3/1495-96, H. no: 1876.
[3] İhkam'ul-Ahkam, Şerhu Umdet'ul-Ahkam: 4/515. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/497
[4] Ebu Davud Sünen Kitab'ul-Cihad, Babu fimen sealelahu eş-Şehadete: 3/46.
Senedi de hasendir. Tirmizi Sünen Ebvabu Fedail'il-Cihad, Babu macae fimen seel'eş-Şehadete: 3/102; Nesai Sünen Kitab'ul-Cihad, Sevabu men katele fi sebilillah: 6/25-26;
İbni Mace Sünen, Kitab'ul-Cihad Bab'ul-Kitali fisebilillah: 2/933-934.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/497-498
[5] Mevarid'uz-Zaman, Kitab'ul-Cİhad, Babu fi men curiha fisebilillah s: 389. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/498
[6] Musannef, Kitab'ul-Cihad, Babu Fad-lıl Cihad: 5/255.
[7] Tirmizi Sünen, Ebvab'ul-Cihad: 3/109 ve "Hadis hasen ve gariptir" demiş. Derim ki: İsnadı hasendir.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/498
[8] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/498
[9] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/498-499
[10] Kitab'ul-Cihad: 2/132. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/499
[11] Der ki ayrıca şunlar da rivayet etmişler; Vakidi Meğazi: 1/246;
İbni Hibban Mevarid'uz-Zeman: 546; Hakim Müstedrek: 3/266. Şeyhyen'in şartlarına göre sahihtir. Zehebi(de) sükut etmiş. Ebu Nuaym el-Hulliyye: 8/174; Bezzar Zevaid Keşf ul-Estar: 2/324.
Not: 868'in tahrici Sehven ondan önce yazıldı. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/499
[12] Siyer A'lam'un-Nübela: 1/26; Feth'ul-Bari: 7/82. 359.
[13] Siyer'u A'lam'un-Nübela: 1/39
[14] a.g.e: 1/152.
[15] a.g.e: 1/52.
[16] a.g.e: 1/211.
[17] a.g.e: 1/244.
[18] a.g.e.: 1/250-251.
[19] Hafız'ın İbni İshak'tan naklettiğine göre, Ebu Cehil'i öldüren Muaz b. Afra'dir ve devamla "iki rivayeti uzlaştırmak da mümkündür. İkisi de vurmuş olabilir" der. Ancak bundan daha sahihi sahihayn'daki Abdurrahman b. Avf'ın hadisindeki kıssadır ki, Ebu Cehli vuranlar Muaz ve Mivaz adında Afra'nın iki çocuğudur. El-İsabe: 3/429.
Derim ki, Sahihayn'daki Enes'in hadisindendir. Abdurrahman'ın hadisinden değildir.
[20] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/501-502
[21] Al-i İmran: 3/144.
[22] Al-i İmran: 3/146.
[23] Kitab'ul-Cihad: 1/123. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/502
[24] Yezid b. Seken el-Ensari el-Medeni'dir. Buhari sahabeden addetmiş. El-İstiab ala hamiş'il-İsabe: 3/659.
[25] Kitab'ul-Cihad: 1/104-105. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/502-503
[26] Kitab'us-Sunen: 2/3/331. Derim ki, Nesai Ebu'z-Zübeyr'den o da Cabir'den rivayet etmiş. EI-Mücteba: 6/29-30. Hafız Feth'de rivayet etmiş ve onda sükut etmiş. 7/361.
[27] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/503
[28] Sa'd b. Rabi. Ensardan, nakiblerden biriydi. Uhud'da şehit oldu. İsabe: 2/26-27.
[29] Kitab'ul-Cihad: 1/108-109; Hakim Müstedrek: 3/201. Zehebi, "murseldir" demiş. Ancak mursel yönünü bilmiyorum. Çünkü Abdurrahman sahabe ve bedri'dir. Ancak eğer Abdullah babasından duymamışsa o başka. Ancak zahir onu, ondan duyduğudur.
[30] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/503-504
[31] Hakim (de) rivayet etmiş ve "hadisin senedi sahihtir" demiş. Zehebi de ona muvafakat etmiş. Müstedrek: 3/201. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/504
[32] Nisa: 4/69.
[33] İbni Mübarek Cihad: 2/133.
[34] Rüstem'in tayin ettiği komutandır. Kadisiyye'de onu Ka'ka b. Amret-Temimi öldürdü. El-Kamil: 2/438, 473-474.
[35] 63 no ile geçmişti.
[36] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/505-507
[37] Müslim Kitab'ul-İmare, Babu Sübut 'ul- Cenneti H'ş-Şehidi: 3/1512, H. no: 1903.
[38] Ravd'ur-Reyyahin fi hikayet'is-Salihin s: 361..
[39] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/507-508
[40] Müslim Kitab'ul-İmare, Babu men katele kafiren sümme sedede: 3/1505.
[41] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/508
[42] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/509
İslami Okul Okulların En Önemlisi