Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 28. Sayfa - Cihad

25. KAFİRLERLE SAVAŞIRKEN ARKASINI VERİP KAÇMANIN GÜNAHININ ŞİDDETİ 2

Fasıl 3


25. KAFİRLERLE SAVAŞIRKEN ARKASINI VERİP KAÇMANIN GÜNAHININ ŞİDDETİ

 

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Toplu olarak kafirle karşılaştığı­nız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın). Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir ya­na çekilen ya da başka bir bölüğe katılmak için yer tu­tanın dışında- arkasını çevirirse, barınma yeri cehennem­dir. Ne kötü bir yatakdır o." [1]

Bil ki: Toplu olarak kafirlerle karşılaşıldığında kaçmak caiz olmadığı gibi, alimlerin ittifakiyle bu Allah indinde en büyük günahlardandır da. Bunun faili Allah'ın gazabına, ce­zasına ve azabına müstehaktır. Bunun hakkında teşhib ve on­dan sakındırma ve ikaz varid olmuştur. Onlardan bazıları şunlardır.

965- Sahihayn'de Ebu Hureyre'den (r.a.) Raslullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Yedi büyük günahtan sakınınız.?"

"Ey Allah'ın Rasulu bunlar nelerdir?" diye sorulduğun­da Raslullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah'a şirk koşmak, sihir, Allah'ın haram kıldığı (bir) nefsi öldürmek, yetimin malını yemek, faiz yemek karşılaşma gününde kaçmak, gafil ve namuslu/iffetli mümin (bayan)lara iftira atmaktır." [2]

966- Taberani El-Kebir'de Sevban'dan (r.a.) tahric etmiş. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Üç şey (hal) vardır ki onlarla (yapılan) hiçbir amel fayda vermez: Allah'a şirk koşmak, An-babya karşı (isyan) gelmek ve (müşriklerle) karşılaşma gününde kaçmak­tır. [3]

967- Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'den [4] o da babasından [5] ve (o da) dedesinden[6] rivayet etmiş: Rasulullah (s.a.v.) Yemen ehline bir yazı gönderdi. Onla Fa-raiz, sünnet ve diyetlerle ilgili açıklamalar vardı. Ayrıca on­da şu da zikredilmişti:                         ,

"Kıyamet günü Allah indinde en büyük günahlar­dan biri, Allah'a ortak koşmak, haksız yere mümin bir canı öldürmek. Allah yolunda (müşriklerle) karşılaşıldı­ğı günde kaçmak ve ana-babaya karşı gelmektir.[7]

İbni Hayyan Sahih'inde zikretmiş. [8]

968-  Ebu Hureyre'den (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim şirk koşmadan, gönlünün hoşnutluğuyla ve se­vabını O'ndan umarak malının zekatını vermiş olarak, işitmiş ve itaat etmiş olarak Allah'a (c.c.) varırsa ona cen­net var." Yahut: "Cennete girer. Beş şey de vardır ki onların keffareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, haksız ye­re bir canı öldürmek, mümine iftira atmak* karşılaşma gününde kaçmak, kefil olup yemin ederek haksız yere mal almaktır. [9]

969- Ubeyd b. Umayr el-Leysi'den [10] o da babasın­dan[11] rivayet etmiş. Der ki:

"Rasulullah (s.a.v.) veda haccında şöyle buyurdu:

"Allah'ın velileri; namaz kılanlardır ve Allah'ın üzer­lerine farz kıldığı beş namazı kılan, Ramazan orucunu tutup, orucuyla Allah'tan iyilik uman ve onun üzerinde bir olduğunu gören, zekatı gönül hoşnutluğuyla ve seva­bını Allah'tan bekleyerek veren ve Allah'ın yasakladığı büyük günahlardan sakınandır.

"Sahabeden bir adam:

"Ey Allah'ın Rasulu! Büyük günahlar kaç tanedir?" Ra­sulullah (s.a.v.):

"Dokuzdur. Bunların en büyüğü Allah'a şirk koş­maktır. Haksız yere bir mümini öldürmek, karşılaşma gününde kaçmak, iffetli bir kadına iftira atmak, sihir, ye­timin malını yemek, faiz yemek müslüman ana-babaya karşı gelmek, kıbleniz Beyt'ul-Haramı sağ veya ölü ola­rak mubah saymaktır. Bu büyük günahları işlemeden na­maz kılarak ve zekatını vererek ölen hiçbir şahıs yoktur ki, kapı kanatları altından olan cennetin ortasında Muhammed (s.a.v.) ile arkadaş olmasın." [12]

Taberani el-Kebir'de hasan bir isnad ile, İbni Ebi Hatem ve Hakim, "Abdulhamid hariç senedindeki tüm şahıslar sa-hihaynde muhteccdirler." rivayet etmişler. Ayrıca Ebu Da-vud ve Nesai muhtasar olarak rivayet etmişler. [13]

970- İbn'ul-Mübarek isnadıyla Ebu Hureyre'den (r.a.) ri­vayet etmiş. (Allah'a karşı) cüretlilerin cüretlisi düşmanla karşılaşıp arkasını dönüp kaçan kişidir. Korkakların en kor-kaklısı da düşmanla karşılaştığında onlara saldırandır. Al­lah'ın ondan dilediği kadar devam eder.

"Ey Ebu Hureyre bu nasıl olur? Kaçan Allah'a cüret ederek kaçar. Korkan ise Allah Azze ve Celle'den korkup da­yanmıştır." diye cevap verdi. [14]

 

Fasıl

 

Bilki: Cihad insana farz-ı kifaye olup safa hazır olursa o zaman ona farz-ı ayn olur ve kaçmak ona haram olur. Firar, kafirler iki misilden daha fazla olmadıkça haramdır. Eğer taktik icabı kaçarsa; bir yerde pusu kurup saldırmak, dar bir yerde olup savaşabileceği daha geniş bir alana düşmanı çekmek için ayrılması veya güneş yahut rüzgarın yönünden kaçınmak için ise caizdir. Yine aynı şekilde kendilerinden yardım istemeyeceği bir gruba katılması caizdir. îster bu grup az olsun ister çok. İster uzak olsun ister yakın sahih gö­rüşe göre farketmez.

Kim hastalığından veya benzeri bir durumdan dolayı aciz kalırsa, veya onunla beraber silahı kalmasa (tükenirse) eğer taşlan atamıyorsa hezimete uğrayabilir/kalabilir. An­cak taşlarla atabiliyorsa esah görüşe göre bu ona haram olur. Özrü vaki olup arkasını dönenlerin taktik icabı (tekrar savaşmak amacıyla) veya bir gruba katılarak gitmesi sünnet olur. Eğer atı olur ve yayan savaşmaya güç getiremiyorsa he­zimete uğrayabilir/kaçabilir. Eğer genel/galip zannına gö­re sebat ederse öldürülecekse esah görüşe göre kaçamaz. (Ci­hadı bırakıp gidemez.) Eğer kafirlerin sayısı müslümanlarınkinden iki misil daha fazlaysa hezimete uğraya(kaça)bilirler. Eğer onlar yaya müsıümanlar binekli iseler veya ter­si ise hezimet/kaçmak haramdır. Yine yüz savaşçının (yiği­din) ikiyüz bir kişiye yenilmesi esah görüşe göre sahih de­ğildir. Çünkü sebat etseler onlara mukavemat edebilirler. Sa­yı ancak birbirine yakınsa dikkate alınır.

İkinci görüşe göre hezimete uğramak caizdir. Çünkü va­sıflara itibar zordur. Onun için sayı dikkate alınır. İki görüş tersinde de caridir. Bizim yüz zayıfımızın onların cengaverlerinden yüz doksan dokuzundan kaçarsa; eğer sayıya itibar edersek hezimetleri caiz değildir, manayı itibare alırsak caizdir.

Ebu'l-Kasım er-Rafii der ki:

"Kafirlerin sayısı iki kattan daha fazla ise kaçmanın caiz oluşunda durmak/düşünmek la­zım. Eğer sebat ederlerse zafer elde edecekleri galip zanları ise, sebat etmeleri gerekir. Yok sebat edeceklerinde helak olacakları galip zanları ise o zaman kaçabilirler mi? Bunda iki görüş var:

Birincisi: Evet caizdir.

"Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız..." [15]

 İkincisi: Hayır (kaçamazlar). Şundan dolayı: [16]

971- Adamın biri Rasulullah'a (s.a.v.):

"Ey Allah'ın Rasulu! Müşriklere dalıp/saldırıp onlarla çarpışır ve öldürülürsem cennete mi (gideceğim)?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" deyince hemen onların safına dalıp/hücum edip öldürülünceye kadar çarpıştı.

İmam der ki: Eğer sebatta, kafirlere zarar verme olmadan salt helak söz konusu ise kaçmak lazımdır. Eğer sebatta onlara zarar verme söz konusu ise sabretmede iki görüş var:

Ebu Zekeriyya Ravza'da şöyle der:

"İmamın söylediği bu görüş hak olanıdır. İki görüşün en sahihi firarın/kaçmanın vacip değil müstehap oluşudur.,

[17]Müellif der ki:

Ahmed'in mezhebi, eğer düşman sayısı ik kattan daha fazla ise, müslümanlann galip zannına göre sebatlarında helak, ayrılmalarında kurtuluş varsa onlara evla olan onların ayrılmasıdır. Sebat etmeleri şehadete olan hırslarından dolayı caizdir. Muğni sahibi bu şekilde naklet­miş.[18] Onlardan bunun hilafına bir şeyi de nakletmemiş düşmana zarar vermeyi de şart koşmamış.

Yemin ederim (ki):

Yerinde kalıp, bu kalışı düşmana hiçbir şekilde etki etmiyorsa ve onda salt helak varsa -silah­sız düşman karşısında duran ama, sahil kenarında durup silahları geri tepecek güçleri olmayan düşmanın sayısı faz­la gemilerinden sahile mızrakları ulaşıyor ancak orada du­ran (bir iki) kişinin onlara bir şeyleri ulaşmıyorsa... buna rağ­men yerinde öldürülünceye kadar duruyorsa o bununla gü­naha girer. Ayrıca bu tehlike ayetinin hükmü altına girer. Bir önceki bapta Gazali'nin bu konudaki açıklaması geçmişti. Bu şekle kimsenin muhalif olduğunu zannetmiyorum. An­cak bu şekilde halis, bir niyetle şehadeti kasdetmeğe bir yö­neliş ve bunun için yiğitlik gösterdiği sabit olursa, ayrıca on­lara veya onlardan bir kısmına ulaşması imkanı olursa ok, ateş, taş v.b. şeyleri onlara atıp onlara zayiat verme veya öl­dürme ondan sadır ol/abilir)sa, işte bunda düşünmek la­zım. Onun hakkında efdal olan acaba sebat mı yoksa firar mı? Bir önceki bapta geçen deliller sebatın müstehaphğını açıklamakta ifade etmekte/dırlar. Yine de en iyi bilen Al­lah'tır.

Şeyh'ul-îslam Ebu'1-Hafs el-Belkini eş-Şafii'ye (r.a.) soruldu:

"Ribat niyetiyle sahile iki adam çıksa, kafirlerden sayı­ları onlardan kat kat fazla düşman onların karşısına çıksa, biri kaçmaya azmedip,

"Kalmamızda onlara zarar vermeksizin sadece helak var" dese, öbürü de:

"Zannımca helak da olsak yine de savaşalım" dese han­gisi isabet etmiş ve hangisi günahdan salimdir?

Şöyle cevap verdi: "Kaçmaya işaret eden isabet etmiş, iki­sine de günah yoktur. Yine de en iyi bilen Allah'tır.

"Rafii şöyle der: Bir müslüman İki müşrik ile karşılaşır­sa ve onu isterlerse o kaçabilir, ancak sebat daha efdaldır. Eğer o onları istese veya istemese, bundan sonra arkasını dö­nüp kaçabilir mi? İki görüş var. Esah görüşe göre "evet" ede­bilir. Çünkü cihadın farziyeti ve sebat ancak cemaatle olur.Müellif -Allah onu affetsin- der ki: [19]

972- İbni Abbas'dan (r.a.):

"Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa onlardan iki yüz kişiye galip gelir..." [20]

Ayeti hakkında sahih olarak geldiğiüzere:

"Bir kişi üç kişiden kaçarsa kaçmış olmaz, iki kişiden ka­çarsa kaçmış olur." Bunu İbn'ul-Mübarek Süfyanb. Uyey-ne'den, İbni Ebi Nucayh'tan o da îbni Abbas'tan rivayet et­miş. Bu senedin ricali sahihayn'de ihticac edilmiş kişilerdir. Yine de en iyi bilen Allah'tır.

Kurtubi tefsirinde şöyle der:

Bir müslüman ne kadar İki­den fazla kişiyle karşılaşırsa kaçabilir. Ancak sabretmesi, da­ha güzeldir. Üç bin kişilik Mute ordusu Rumlardan İkiyüz bin müsta'rab lahm ve cüzam kabilesinden de iki yüz bin kar­şısında durmuştur. Endülüs'ün fethinde vaki olduğu üzere Musa b. Nusayr'm mevlası Tarık hicri doksan üç senesinin Recep ayında bin yediyüz kişiyle Endülüs kralı Tarnak (Kurtubi'de lezrik diye geçer) ile karşılaşmıştır. Onun ordusu yetmişbin atlıdan oluşuyordu. Tarık ona saldırıp sabret­ti. Bunun üzerine Allah tağutu hezimete uğrattı ve fetih gerçekleşti.[21]

İbn'ul-Münzir.el-Evsat'ta şöyle der: Malik on kişiyle karşılaşan kişi tek başına mı savaşacak yahud ordusuna mı döneceği hususunda "Bu ona çoktur" der.

Abdusselam el-Maliki İbni Hacib'in Muhtasar'ının şer­hinde şöyle der:

"Mezheb maruf söz/görüş şudur. Düşmanın silah ve kuv­vetine bakmaksızın sayıca müslümanlarm sayısının iki mis­li olmalarıdır.

İkincisi ise: Onların silah ve kuvvet bakımından onların iki misli olmasıdır. Bu İbn'ul-Macişun'un [22] görüşü, Malik'ten gelen bir rivayet ve îbni Habib'in tercihidir. Ancak birinci görüş Kur'an'm zahirine daha bir yakındır. Lahmi[23]birbirlerinin konumlarını bilmediklerinde sayıyı kale alacakları hususunda ihtilaf ettiklerini bilmiyorum.

İbni Yunus es-Sakli el-Camiu li Mesailil-Müdevvene'de der ki:

Malik şöyle demiş:

"(Savaşta) ayrılmak açık bir korku veya sultandan bir za­yıflık hasıl olması halleri dışında caiz değildir. İki, üç ve­ya daha fazla katta savaşmak için sebat edebilirler. Eğer se­bat etmeleri halinde öldürüleceklerini biliyorlarsa/kestiriyorlarsa, yolunu bulsalar onlardan yüz çevirip ayrılmaları da­ha fazla hoşuma gidiyor. Eğer bir yolunu .bulamazlarsa öldürülünceye kadar savaşmaları lazım."İbni Rüşd Mukaddimat'ında, Kurtubi ve başkaları şöy­le demişler:

"İbn'ul-Kasım der ki: Düşmanları onların katlarından fazlaysa kaçabilirler. Tabiiki eğer sayıları oniki binin altındaysa. Eğer bu sayıyı geçiyorlarsa kaçmak onlara helal de­ğildir. Her ne kadar müşriklerin sayısı kat olarak onlardan fazla ise de (farketmez). [24]

973- Rasulullah'ın (s.a.v.) şu hadisinden dolayı: "

On iki bin azlığından dolayı mağlup olmaz. [25]

İlim ehlinin çoğu bu sayıyı ayetin umumundan ve bu hadisten dolayı tahsis etmişler. Der ki:

Maiik'ten mezhebinden buna delalet eden görüş rivayet edilmiş. Abid olan Umari'nin ona:

"Hükümleri değiştirip tebdil edenlerle cihad etmeyi (mücahedeyi) terkedebilir miyim?" diye sorduğunda,

Eğer beraberinde on ikibin kişi varsa bunun için bir yolun olmaz" cevap vermiş.[26]

Bu hadisi Ebu Davud ve Beyhaki Sünelilerinde rivayet etmiş. [27]

974-  Bu hadisi benzer şekilde Eksem b. Cun'den [28] (r.a.) o da Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet edilmiş. Bunu Ebu Ya'la ve Beyhaki rivayet etmiş. Ancak isnadında isim­lendirilmeyen biri var.

Bil ki: Beraberlik iki kısımdır.

Birincisi genel beraberlik, ki bu ihate ve ilim beraberli­ğidir.

"Nerde olursa olunuz, O sizinle beraberdir."  [29]

Ayetinde ve:"

Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutla­ka O'dur: beşin altıncısı da mutlaka O'dur..." [30]

Ayetinde olduğu gibi.

İkincisi özeldir: Bu yardım, maunet, teyid ve yeterli olma beraberliğidir. Şu ayetler bunu ifade ediyorlar.

"Arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma Allah bi­zimle beraberdir..."  [31]

"En üstün olan sizsiniz ve Allah sizinle beraberdir." [32]

Bu beraberlik halisane ubudiyyete bağlıdır. Kim Allah'a hakkıyla ibadet ederse, ona galip gelecek yoktur. Çünkü onunla beraber Allah vardır. O onun yardımcısı ve destekleyicisidir

İşte böyle; çünkü Allah, müminlerin velisidir; kafir­lerin ise, velisi yoktur...”  [33]

Ne zaman ki mücahid ubudiyyet sıfatlarından birini bo­zarsa veya iman elbisesinden birinden soyutlanırsa veya muhaliflerin elbiselerinden giyerse, o zaman onunla düşma­nı arasında bir ağ olur ki sıfatlarından bir şeyi ona giydirir. Onların içinden onun içine karanlık bir çizgi uzanır. Bu münasebetten dolayı, onda onların korku, zillethar ve hakir dünyaya meyil ve hayatta kalmaya temahtan dolayı kaçma­ya yeltenmek gibi aşağılık sıfatlar onda da etki eder. Onla­rı muhalif olmanın büyüklük ve küçüklğüne göre etkisi de­ğişir.

Huneyn kıssasını düşünmez misin?! Hani müslüman-lardan bazıları:

"Bugün az oluşumuzdan dolayı mağlup olmayız" de­mişler. Onlar o gün onkibin idi. Çokluklarıyla övünmeleri ve Ondan yardım dilememeleri için Allah onları hezimete uğrattı. Çünkü bu iki sıfat düşmanın sıfatlarındandir. Kendileri bunu taşıdıklarında, bu onların kalbinde korku yaratti ki buda kaçmayı kaçınılmaz kıldı. Bunun üzerine Allahu Teala:

"Andolsun, Allah bir çok yerlerde ve Huneyn günün­de size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunu/sizi böbürlendirip-gururlandırmışti, fakaf size bir şey de sağlaya­mamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra arkanıza dönüp, gerisin geri gitmiştiniz." [34]

"İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden ge­ri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şey­tan onların ayağını kaydırmak istemişti..." [35]

Efendimiz Muhammed (s.a.v.) yüce makamına yakışır ge­reklilikte bir ismet ile bundan masum olduğundan ve yine ay­nı şekilde bazı müslümanlannda kendilerini bundan koru­duklarından Allah da Rasulu ve kendilerini koruyan mümin­lere yardımını/sekinetini indirdi. Düşman onlara bir yol bulamadı. Allah da onları muzaffer kılıp düşmanı hezime­te uğrattı. İnşaallah bu Huneyn savaşında (daha) ayrıntılı ge­lecektir.Zikrettiğimizi şu ayetler de destekliyor:

"Ey iman edenler, kafirlerden size en yakın olanlarala savaşın; sizde bir güç ve cayrıdıcılık görsünler..." [36]

Hemen ardından:

"Bilin ki Allah muttaki olanlarla beraberdir."  [37]

Ki akıl sahipleri bu siyak ve namızmdan anlasınlar ki, yardım ve teyid beraberliği muttakilere özgün (has)dür.

"Muhakkak ki Allah muttaki olanlar ve muhsin olan­larla beraberdir." [38]

"Onlara üzülme ve kurdukları oyun ve komplolardan dolayı da bir sıkıntıya girme..."  [39]

975- Rasulullah (s.a.v.) İbni Abbas'a şöyle demiş:

"Allah'ı koru o da seni korur. Allah'ı koru o zamanonu yanında (Önünde) bulursun.[40] Hadisi. [41]

976- Başka bir hadiste:

"Ümmetim ğulul (ganimete hıyanet) etmedikçe kimse onlara galip gelmez." [42]

977- Ebu Zer Habib b. Mesleme'ye: Düşman size kuzu sütünü sağma fırsatım veriyor mu? Evet. Sütü bol üç kuzu­yu da... Ebu Zer şöyle dedi:

"Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki siz ganimete hıyanet (ğulul) ettiniz.

Hafız İbni Kesir tarihinde şunu nakleder: Bazı müslümanlar sultan zahir Baybıru zamanında gaza ettiler. Şahlanmak ve düşmana hücum etmek atının özelliği idi. Günün birin­de yine ondan bunu istedi ancak geride kaldı. Düşmana doğru gitmek için her ne kadar onu vurduysada o hep geri­de durdu/kaldı. Bu durum onun çok tuhafına gitti. Gece ol­duğunda rüyasında atını gördü. Ona yaptığını ayıplıyor ve neden ilerlemediğini soruyordu. Ona at şöyle dedi:

"Nasıl düşmana hücum edeceğim, halbuki sen böğürtle­ni sahte bir para ile almışsın. Sabah olduğunda yemciye gitti. Yemci ona:

"Dün bana verdiğin dirhem iyi değildir" dedi ve ona ia­de etti.Hikaye edilir ki, müslümanlar kafirlerin kalelerinden birini muhasara ederken onun fethi gecikti. Komutanları onlara:

"Bakınız bidatlardan ne irtikap ettiniz veya sünnetlerden neyi terkettiniz ki bu kalenin fethi bize zor geldi? Araştır­dıklarında misvakı ihmal ettiklerini gördüler. Misvakı kul­landılar, Allah da ona kaleyi fethetmeyi nasip etti.

Bir sünneti terketmedeki bu büyük etkiye/tesire bir bak. Buna haramları irtikap etme, haramları işleme, giyim-kuşam ve yemede harama el uzatmayı sen kıyas et. Şeytanın onla­rın ayaklarını kaydırıp onları kaçma ve isyana nasıl düşür­düğünü artık öğrendin/bil.Ey Mücahidi Geride kalmanın (yahut Allah'ın emirleri­ne karşı gelmenin) kalbine etki edip, himmetini zayıf kılıp azmine ve niyetine galebe çalmasından sakın. İçini, karşı gel­me (isyan) ve geride kalma kirinden temizle. Onun vesve­se dolu delhizlerinde tevekkül ve yakın mesabesini yak. Herhalukarda ölümün geleceğini, dağların zirveleri bunu en­gellemeyeceği gibi erkeklerin ustalığı/mahirliği de bunu defetmediğni bilen biri olarak atıl.

Her nerede olursanız olun. Ölüm sizi bulur. Yüksek­çe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile." [43]

Kim ölümüyle ölerek kaderini geçerse bunun dışında bir şeye yol bulması imkansızdır.

"Deki: Evlerinizde olsaydınızda üzerlerine öldürü­lmesi yazılmış olanlar yine devrilecekleri yerlere gider­lerdi..."

Kendinle düşmanın sıfatları ve fiilleri arasına takvadan engelleyici/koruyucu bir örtü atın.

"Azmettikten sonra Allah'a tevekkül et. Şüphesiz killah tevekkül edenleri sever." [44]

"Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır."                                             [45]

Ey ömrümün artmasına/uzamasına hırsından ki ömür kaçmakla uzar ne de sebat etmekle kısalır -hücum etmekten dolayı da ecelden- ki bu da ne bir saniye öne gelir ne de bir saniye gecikir- korkusundan dolayı kaçan muhakkak ki sen bu kaçmanla isyan etmiş (karşı gelmiş). Cabbarın gazabına uğramışsın. Müslümanlar ve kafirler arasında zillet ve ar li­basını giymişsin. Esir edilip, dininde fitneye uğrayıp ahire-ti kaybetmekten. Yahut sana değişik işkencelere uğrayıp aşa­ğılık bir şekilde öldürülmekten korkmuyor musun? Her akıl sahibi yanında şu su götürme? Bir gerçek ki, ölümü, onun vakti yaklaştığında karşılamak, ona sırtını vermekten daha hayırlıdır. Mutenebbi'nin sözü ne güzeldir.

Olmadığı zaman ölümden bir kaçış.

Acizliktendir korkudan ölmen

Yezid b. Hakem b. Ebi As'ında şu sözü var:

Ne padişah gibi yaşa, şerefli de öl.

Eilnde kılıcınla ile birlikte ölürsen mazursun.

Başkasının da:

Mızraklar üzerine (gitmekten) atımın acziyeti haram­dır.

Onun boynu ve gerdanlığı kanlı olur.

Haramdır mızraklarımıza arkasını döneni vurmak.

Onun göğsü kırılır göğüslerde.

Şunu söyleyen ne güzel söylemiştir.

Eksiklik değildir keskin kılıçlarla öldürülmek,

Olmadıkça hali izzet ve övünmekten.

Öyle insanlarız ki ölümü ar bilmeyiz

Bu (ölüm) kılıç, mızrak (ve oklar) arasında oldukça.

Şu sözler de bazı yiğitlere aittir:

Ona söylüyorum, hani eması/hani uçmuştu.

Kahramanlardan. Yazıklar olsun hayret etme(dönme)

Çünkü sen birgün istersen,

Sana iati ecelden, güç getiremezsin.

O zarflan ölüm meydanında güzel bir sabırla sabretmek lazım

Ölümsüzlüğü ermek imkansızdır

Beka izzet giysisi değildir,

Zillet ve korku kardeşlerinden dürülür

Ölüm yolu, her canlının yoludur,

Ona yeryüzü ehline çağıran çağırıyor.

Sağlam iken ölmeyen yaşlanır ve bıkar

Ölümden onu inkıtaa teslim eder.

Kişinin ölümü hayatından daha hayırlı olur,

Eğer o sayılırsa düşük metadan.

Behlul b. Bişr yiğit ve cengaverlerden biriydi. [46]

Şu beşitle sık sık tekrar ederdi:

Kim ölümüyle karşılaşmaktan hoşlanmaz.

Halbuki ölümü, ben baldan daha çok arzuluyorum.

Coşarak ilerlemek (saldırmak (ecelimi) hızlandırmaya­cağı gibi,

Sakınmak da beni ecelimden kurtarmaz.

Bir bıçağın sapında şunların yazılı olduğu görülmüş.

Savaş/harp onunla karşılaşırsan senden gevşeme olma­sın, geri kalma.

Her kim kaçarsa, kurtulamaz kaderden.

Başkaları da:

Şayet nzıklar takdir edilmiş dağıtılmış ise,

Kişinin rızkta az hırslı olması daha güzeldir

Şayet mal, terkedilmesi üzere toplanıyorsa,

Kişinin onu terketmesi, cimrilik sayılmaz.

Şayet dünya nefis/değerli addediliyorsa,

Allah'ın sevabının değeri daha yüce daha üstündür,

Bedenler ölüm için yaratılmışsa,

Kişinin Allah için kılıçla ölmesi (öldürülmesi)/daha gü­zelidir.

Firar/kaçma, -annen seni kaybetsin- ölüm sofralarından bir sofradır. Kaçınılmasında korkulmayacak şeye hırstır. Nice hayat/yaşama vardır ki, sebebi ölüme atılmadır, nice ölümler de vardır ki sebebi tulul-hayattır. Savaşçının bir ka­leye, ecelini geciktirmekten başka sığınacağı bir helak (ka­lesi) yoktur.Kim Allah yolunda ölmek için çaba gösterirse, güzel ameli ile birlikte ona hayatı bahşeder. Kaçan nefsini (düş­mana) teslim etmiş, savaşan ise müdafaa etmiştir. Ecel bit­tiğinde ise kaçınılmaz olan ölüm gelir. Ey kaçan kişi, o an­da ölüm sana yetişip ateş ehlinden olmaktan korkmuyor musun? Yine sen arkanı verip kaçarken sana bir ok isabet edip helak yurduna seni göndermesinden de korkmuyor

musun? [47]

978- Rasulullah'ın (s.a.v.) duasından şu da vardı:

"Ve yolunda arkamı dönerek ölmekten de sana sığı­nırım. [48]

Ebu'l-Kasım el-Kuşayri Risalesinde Mansur b. Halef el-Mağribi'den rivayet etmiş. Der ki:

İki adam zamanın birinde ibadet ve itaatte dost oldular. Sonra biri yolculuğa çı­kıp arkadaşından ayrıldı. Bir müddet sonra ondan haber olmaz oldu. Bu sonuncusu Rumlarla yapılan savaşta gazada iken, müslümanların karşısına silahlara bürünmüş bir adam çıkıp mübarezeye çağırdı. Müslümanların yiğitlerinden bi­ri çıktı, onu Rum olan adam öldürdü. Sonra ikincisi çıktı, onu da öldürdü. Sonra üçüncüsü çıktı onu da öldürdü.

Bu Sufi şahıs çıktı ve birbirlerini kovaladılar. Rum olan şahıs yüzünü açtı. Birde baktıki yıllarca ibadet ve itaatte ar­kadaş edindiği şahıstır. Bu ona,

"Ne haber? (Ne iş)?" diye sordu.

"Kendisinin irtidat edip onlara karıştığı, çocuklarının olduğu ve malının toplandığım/çoğaldığını söyledi. Dediki:

Hani bir çok rivayetle Kur'an okuyordun. O:

"Ondan tek bir harfi hatırlamıyorum" dedi. Sofi:

"Bunu yapma ve dön" dedi. O:

"Bunu yapamam. Benim onlarda evladım iyalım ve ma­lım var.. En iyisi sen dön. Yoksa şu şahıslara yaptığımı sanada yaparım" dedi. Sufi olan:

"Sen müslümanlardan, üç kişiyi öldürdün, dönüşünde bir kibirlenme/böbürlenme/zorlanma olmaz. Sen ayrıl ben sa­na mühlet vereyim" dedi. Bunun üzerine adam döndü. Su­fi onu takip ederek onu mızrakla vurdu ve onu öldürdü. Adam (yaptığı) tüm bu çabalar ve tüm bu sıkıntılardan son­ra dünya ve ahirette hüsrana uğrayarak Hristiyanlık dini üzere öldürüldü. İşte apaçık ziyan/zarar budur. Buna benzer hikayeler çoktur. [49]

Esir olarak onların ülkelerine girip, fitneye uğrayarak di­ninden dönen şahısların hikayeleri sayılamayacak çoktur. Der ki: Rumların toprağına bir seriyyede girdik. İçimizde bir genç vardı; içimizde ondan daha fazla Kur'an okuyan, on­dan daha fakih, ondan daha çok farz kılan yoktu. Gündüz­leri saim (oruçlu) geceleri kaimdi. Bir kalenin önünden geçiyorduk. Bunun üstünde durma emrini almamıştık. Kale­nin yakınında durdu.ve (bineğinden) indi. Onun ihtiyaç gi­dermek istediğni sandık. Hristiy ani ardan bir kadına bakıp ona aşık olmuştu. Rumca ona:

"Sana nasıl ulaşılır?" dedi. Kadın:

"Hristiyan olursun o zaman kapı sana açılır ve ben de se­nin olurum" dedi. Der ki: O da onu yaptı ve kaleye girdi. Bü­yük bir keder içinde gazamızı bitirdik. Bizden herbiri onu öz çocuğu gibi sayıyordu. İkinci bir kez yine bir seriyyede çıktık. Onun önünden geçtik. O da Hristiy ani arla birlikte bi­ze bakıyordu. Bizler:

"Ey filan! Kur'an'ın ne yaptı? İlmin ne etti? Namazın ve orucun ne yaptılar?" dedik. O:

"Biliniz ki kesinlikle şu ayet hariç Kur'an'ın tümünü unuttum:

"Kafirler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsay­dık, diye arzu ederler. Onları bırak; yesinler, eğlensin­ler ve boş ümit onları oyalaya dursun, yakında bilecek­ler." [50]

Müellif der ki: Allahu Teala kimi esirleri fitneden koru­yup dinini de ona muhafaza etmiş. [51]

979- Bunlardan bir tanesi, İbni Esir'in "Esed'ül-Gabe fi Marifet'is-Sahabe" adlı eserinde kendi isnadıyla İbni Abbas'dan (r.a.) rivayet ettiği (kıssa)dır. Der ki: Rumlar Rasulullah'ın (s.a,v.) sahabesinden (arkadaşlarından) Abdullah b. Huzafe'yi esir aldı. Ona taği (Rum kralı) şöyle dedi:

"Hristiyan ol, yoksa seni bakırdan bir çukura atacağım" "Yapmıyorum/olmuyorum" dedi. Bakırdan bir kab getirip, içine yağ doldurdu ve kaynattı. Müslüman esirlerden biri­ni çağırıp, ona hristiy anlığı teklif etti. Ama o reddetti. Bu­nun üzerine onu çukura/kaba attı, onun kemikleriyle kızar­dı/eridi. Bunun üzerine, Abdullah'a,

"Hristiyan ol, yoksa seni(de) onun içine atarım" dedi.

"Ben onu yapmam" dedi. Bakır kazana götürülüp içine atılmasını emretti. Bunun üzerine Abdullah ağladı.

"Korkup ağladı" dediler.

"Onu geri getirin" dedi. Onlar da geri getirdiler. Ve şöy­le dedi:

"Bana yapacağından korktuğum zulüm reva görülen sa­dece bir cana sahibim. İsterdim ki üzerimdeki kıllar sayısın­ca canım olsun, sen de bana musallat olup bana bunu yapasın.

Der ki: Bunun üzerine ona çok şaşırdı ve onu salıvermek istedi. Ona:

"Başımı öp seni salıvereyim" dedi.

"Yapmam" dedi.

"Hristiyan ol, sana kızımı, evlendireyim mülkümü senin­le paylaşacağım" deyince, o yine:

"Yapmam" dedi.

"Başımı öp, seni ve seninle beraber müslümanlardan seksen kişiyi salıvereyim" teklifini yapınca,

"Buna evet" dedi. Onun başını öptü. O da onu ve onun­la beraber seksen kişiyi salıverdi. Ömer b. Hattab'a geldiklerinde, Ömer (r.a.) ona gidip başını öptü. [52]

980- Başkasının rivayetinde ise: Ömer şöyle dedi:

"Huzafe'yi öpmek her müslümanın üzerinde bir haktır. ilk önce ben başlıyorum deyip başını öptü. Rasulullah (s.a.v.) Abdullah'a espri yaparak,

"Sen bir kafirin başını öptün" diyorlardı. O da: "Evet. Allah o Öpme ile müslümanlardan seksen kişiyi sa­lıverdi."

981- "Zehr'ul-Kemam [53] kitabının sahibi kitabın on üçüncü bölümünde şöyle der:

"Ömer b. Hattab (r.a.) müslümanlardan bir ordu hazırla­yıp Şam'a gönderdi. Onların kalelerinden birini şu sıkı bir şekilde muhasara ettiler. Müslümanlardan iki kardeş vardı; Allah onlara düşmana karşı bir cüret ve kuvvet vermişti. Bu kalenin kralı kendi altındaki yöneticilerine ve cangaverlerine, eğer şu iki şahıs halledilse, öldürülse, sizler onların dı­şındaki müslümanların hakkından gelirsiniz dedi.

Durmadan onlara tuzak kurup, onlara hile yaptılar. Taki birini esir alıp ötekisini öldürdüler. Esiri krallarına götür­düler. Ona bakınca,

"Bu öldürülse büyük musibet olur, müslümanlara dönse büyük bir dahi olur. Onun Hristiyanlığa girmesini öyle ar­zulardım. O zaman ona şu şu malımı verirdim. Çünkü hristiyanlık onunla büyük bir yardım ve kuvvet/destek alırdı." dedi. Patriklerinden biri:

"Ey kral(ım)! Onu dininden fitneye sokacağım. Araplar aşırı derecede kadınlara düşkündürler. Benim akıllara dur­gunluk verecek üstün derecede güzel bir kızım var. Onu gö­rürse onunla fitneye girer" dedi. Bunun üzerine:

"O zaman onu al" dedi.

Onu evine götürdü. Kızı güzelliğine güzellik katacak derecede süslediier, taki taktılar. Ona yemek, tatlı ve içki ge­tirdiler. Kızını, efendisine hizmet eden biri olarak önüne bı­rakıp kapıları üzerlerine kapattılar. Onları başbaşa bırakıp gittiler. Genç başına gelen fitneyi hissettiğinde Allah'ı sağınıp gözünü kırptı. Rabbi Azze ve Celle'nin ibadeti ve Kur'an okumayla meşgul oldu. güzel bir sese üstün bir nağ­meye sahipti. O (kızın) kalbi, ona meyletti, onu çok aşırı de­recede sevdi. Onun bu sevgisi onu yemek yemekten içmek­ten ve uykudan etti. Her ikisi bu hal üzere yedi gün kaldı­lar. Öyleki (kız) artık onun dinine girmek istedi.

Sabrı taşıp göğsü daraldığında kendini onu önüne atıp şöylededi:

"Seni dininle yeminle ettiriyorum, sözümü dinle!" O

"Nedir sözün?" dedi. Kız:

"İslamı bana arzet/anlat" dedi. O da ona İslam'ı anlattı. Müslüman oldu ve temizlendi. Nasıl namaz kılacağını öğretti. Kız bunu yapınca şöyle dedi:

"Ey kardeşim. İslam'a girmemin sebebi sensin ve sana yakın olmak içindir." Bunun üzerine adam:

"İslam iki şahid olmadan, mehir ve veli olmadan nikahı meneder. Ben ne iki şahid buluyorum ne de diğer şeylerden bir şey. Eğer buradan çıkmamıza fırsat olursa arzuladığına ulaşmayı ümit ederim. (Kız) çağırarak onlara:

"Şüphesiz ki bu müslüman yumuşadı ve kalbi bana kay­dı. Dinime girmesi için onu davet ettim" dedi. Adam da:

"Bu kardeşimin öldürüldüğü bir yerde bana uygun düş­mez. Bundan çıkıp kalbimin teselli bulması lazım. O zaman benden istediğinize evet derim. (Kız da) beni onunla şu, köye çıkarmanızda bir beis yoktur. Onu sizin ve kralınız için arzuladığnıız amaç için garanti ederim" dedi.

Der ki: Babası krala gidip anlattı. Kral buna çok aşırı se­vindi. Kızın onunla köye gitmesine müsaade etti. İkisi kö­ye varınca gündüzlerini orada geçirdiler. Gece olunca yol­cuğa başlayıp geceleri boyunca yürüdüler. Sabah yaklaşın­ca yoldan sapıp (bineklerinden) indiler ve namaz kıldılar. Onlar bu haldeyken silah şakırtıları ve gem çıngındamaları ve at tırnaklarının seslerini duydular. Adam ona:

"Ey filan* Şunlar Hristiyan adamlardır, bizi yakaladılar. Atımız gece boyu çalışmaktan yorulmuş" dedi. O (bayan):"Yazıklar olsun! Korkup telaşlandın mı?"

"Evet" deyince. O:

"Bana bahsettiğin ilahının gücü nerde ve yardım, isteyen­lere yardımetmesi nerde kaldı. Gel ona yalvarıp dua edelim. Umulur ki o yardımıyla bize yardım eder, lütfuyla bize yetişir" dedi. O bayana:

"Vallahi ne güzel söyledin" dedi.

Allah'a yalvarıp yakarmaya başladılar. O dua edip yük­sek sesle ağlayıp kızda duasına amin dediği sıralarda atların kendilerine yaklaştığını hissettiler. Tam bu sırada şehid kardeşinin sesini duydu. Şöyle diyordu:

"Ey kardeşim korkma ve üzülme. Gönderilenler Allah'ın gönderdiği elçilerdir. Şu meleklerde, Allah'ın sizin nikahı­nızda şahitlik etmek için gönderdiği elçilerdir. Ve muhak­kak ki Allahu Tebareke ve Teala meleklere karşı sizinle iftihar ediyor. Size Said şehidlerin ecri vermiş. Yeri size yay­mış. Muhakkak ki sen sabah Medine dağlarında olursun. Ömer b. Hattab ile bir araya geldiğinde benden ona selam söyleve ona de ki:

"Allah sana islam(dan dolayı) mükafat versin. Muhakkak ki nasihat ettin ve çaba gösterdin" dedi. Der ki: Sonra me­lekler kendisine ve zevcesine seslerini yükselterek selam ver­diler.

Der ki: At elinde olduğ uhalde çok adım atmadan Ömer b. Hattab ile karşılaştılar. Şu Ömer'in adetindendi. Sabah na­mazım kıldığında: Uykudakinin uyanması, abdestsizin abdestini alması ve uzakta olanın gelmesi için ilk rekatı uza­tırdı, okumayı bitirmeden mescid tıklım tıklım olurdu. İkin­ci rekatı ise hafif kılardı. Bu günde ise hafif bir namaz kı­lıp selam verdi. Arkadaşlarına şöyle dedi:

"Haydi gidip damet ve gelin karşılayalım." Arkadaşları buna çok şaşırdı. Ve ondan birşey anlamadılar.

O ve arkadaşı ikisiyle karşılayıp toplanında Ömer'e:

"San kim bunu bildirdi?" dediler. Şöyle dedi:

"Rüyada Rasulullah'ı (s.a.v.) gördüm. Bu genç ve eşinin başına gelen tüm olayları bana haber verdi." Sonra Ömer bir velime yemeğini vreip kız ak dini yaptı ve (zifafa) girdi. O ölmüden çocuklarla rızıklandırıldılar. Tümü salih ve iyilik insanlardı.

Müellif der ki: [54]

982- Daha önce Bilal ve arkadaşları çok ağır işkencele­re maruz kaldılar. Yinede dinlerinden dönmediler. [55]

983- Yine aynı şekilde Hubeybll çarmıha gerilmiş yine­de dininden dönmemiş. [56]

Faide: Rumlar Afrika kadısı Abdurrahman b. Ziyad b. Enumi seri aldı. Bir grup (müslüman)ı öldürdükten sonra onuda öldürmek için getirdiler. Der ki:

Dudaklarım Allah! Allah! Rabbimdir. Ona hiçbir ortak koşmam, ondan başka­sını veli edinmem diyerek (hafiften) dudaklarımı kıpırdatı­yordum. Azgın kral bunu gördü.

"Arap sanmasını [57] getirin" dedi.

"Allah! Allah' Benim Rabbimdir. Ona hiçbir şeyi ortak koşmam mı dedin" diye sordu. Ben:

"Evet" deyince,"Nerden öğrendin?" dedi. Ben:

"Nebimiz bize bunu emretti" dedim. Bunun üzerine:

"Bizede İsa İncil'de bıraktı." dedi. Bunu Hafız İbn'uz-Zehebi Siyer'un-Nübela da zikret­miş. [58]

Baksana! Eğer öldürülmez ve esir edilmezde sapa sağlam dönersen dahi ölüm kaçınılmazdır. Hayat, eceli bille, nefes­leri sınırlıdır. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybıda, müşahede edilebileni de bilen (Allah) e döndürülecek­siniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir."  [59]

Kendisinden kaçtığın Ölümden ölm sekeratından rahat­lama olmasaydı bunda sebatı gerektirecek bir durum olmazdı. Şunu söyleyen ne güzel söylemiş:

Şüphesiz ki bizler, ölüm nefislerimize tatlı gelir,Bazende acı bırakır, onu (bizler) tadarız. [60]

984- İbni Ebi Şeybe kendi isnadıyla Cabir b. AbdilIah'tan (r.a.) rivayet etmiş. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Beni İsrail'den bahsediniz. Çünkü onlarda çok acaip şeyler vardır. Sonra (kendileri) bize bahsetti(ler): Dedi ki: Onlardan bir grup çıkıp kendilerine ait bir kabristana geldiler ve şöyle dediler:"

İki rekat namaz kılar ve Allah'a dua edersek, bizlere bazı ölüler çikp bize ölümden bahsetler... Der ki: Onlar bunu yaptılar. Onlar halde çıkıverdi. Şöyle dedi:

"Baksanıza neden beni istediniz?" (Bana neden kas-dettiniz?) Yemin olsun ki yüz yıldan beri ölmüşüm şim­diye dek ölümün harereti benden gitmiş (sükûn bul­muş) değildir. Allah'a dua edinizde beni halime iade et­sin. [61]

985- Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edil­miş:

"Şayet ölümün kıllarından birinin acısı yer ve gök eh­line bırakılsa(ydi) hepsi ölür(dü). [62]

986- Ali (r.a.) savaş teşvik eder ve şöyle derdi:

"Öldürülmezseniz, ölürsünüz. Nefsim elinde olana yeminolsun ki, kılıçla (vurulan) bin darbe yataktaki ölümden da­ha hafif/koyadır." [63]

987- Hafız Ebu Nuaym kendi isnadıyla Mekhul'den, Vasile'den (r.a.) o da Rasulullah'dan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiş:

"Nefsim elinde olana yemin olsun ki, ölüm meleğinin muayenesi (gözlemesi, gözetmesi) bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.[64]

988- Rivayete edildiğine göre: Allahu Teala, yaratık­ların canlarını aldıktan sonra kendisini kendi canını almasıyle görevlendirdiğinde şöyle der:

İzzetine yemin olsun ki, Sekret'ul-Mevtin (ölüm sarhoş­luğunun) ne olduğunu (şimdi) öğrendiğimi daha önce bilsey­dim (kesinlikle) hiçbir mümin canı almazdım.

"Tezkire'de Kurtubi şöyle der: [65]

989- Rivayet edildiğine göre ölüm kılıç darbesinden ve testere ile bölünmekten daha şiddetlidir.[66]

de zikretmiş, Allahu Teala İbrahim'e:

Ölümü nasıl buldun?" demiş. O:

"Yaş günün içine batırılan sonrada çekilen kızgın şişler gibiydi" dedi. Allah (c.c):

"Biz muhakkak ki onu sana kolaşlaştırmış hafiflet­miş/tik. [67]

990- Mehasibi Riaye [68]

991- Rivayete dildiğine göre, Yuşe Musa'yı (a.s. rüyasında görmüş ve ona:"

Ölümü nasıl buldun?" diye sormuş. O:

kurtuluştan, yüz çeviren hangi gözürle önüne çıkacaktır... Allah'ım! Ey elinde kalplerin gemleri/ipleri olan! Onun sebatında sana yalvarıyoruz... Eyg aybleri bilen kasdının tas­hihinde niyetiin halis olmasında sana itimad ediyoruz. Sana fakir ellerimizi uzatıp bize razı olacağın şehadeti bize nasip et... Yolunda ayaklarımızı sabit kıl. Hareketde sükun da sanadır. Her hayırda ihtiyaç sanadır ve sen her şeye kadir­sin. [69]

 



[1] Enfal: 8/15-16.

[2] Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Hudud, Babu Remy'il-Muhsanatı: 12/181, H. no: 6857; Müslim Kitab'ul-İman, Babu beyan'iI-Kebairi ve ekberuha: 1/92, H. no: 89. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/561

[3] Heysemi, "onda Yezid b. Rabia var, ki o gerçekten (çok) za­yıftır." Mecma'uz-Zevaid, Kitab'ul-İman, Babtı fi'l-Kebair: 1/104.

 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/561-562

[4] Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm el-Ensari en-Necca-ri el-Medeni el-Kadi'dir. İsmi ve künyesi birdir. Beşinci nesilden sika ve abidtîr. Sene yüzyirmide vefat etti. Takrib'ut-Tehzib: s. 396.

[5] Muhammed b. Amr b. Hazm, el-Ensari Ebu Abdümelik'tir. Amr b. As ve babasından rivayet etmiş. Ondan da Ebubekir b. Muham­med b. Amr b. Hazm el-Carh'u ve't-Ta'dil: 8/29.

[6] Amr b. Hazm b. Zeyd b. Levzan el-Ensari 'dir. Meşhur bir sahabi. Hendek ve sonrasına katılmış. Nebi'nin (s.a.v.) Necran üzerinde­ki temsilcisi (amil) idi. Elliden sonra vefat etti. Takrib'ut-Tehzib s: 258.

[7] Mevarid'uz-Zaman'da bulamadım.

[8] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/562

[9] El-Müsned 2/362.

 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/562

[10] Ubeyd b. Umayr b. Katade el-Leysi, Ebu Asım el-Mekki'dir. Rasulullah (s.a.v.) döneminde doğmuş, başkası onu tabiin büyüklerinden addetmiştir. Herkesin sika gördüğü bir zattır.İbni Ömer'den önce vefat etmiş.E-Takribıs

[11] Umayr b. Katade b. Sa'd el-Leysi'dîr. Sahabedir. Mekke fet­hinde müslüman olmuş. Et-Takrib: s. 266.

[12] El-Müstedrek: 1/59; Ebu Davud, Sünen Kitab'ul-visaye, Babu macaefi't-teşhidi fi ekli mal'i-I-yetimi: 3/295;Nesai Zikr'ul-Kebair: 7/80; El-Mu'cem'ul-Kebir: 17/47-48; Heysemi, "Ricali güvenilirdirler" Mecma'uz-Zevaid: 1/48.

[13] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/563

[14] Kitab'ul-Cihad: 1/82. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/564

[15] Bakara: 2/195.     

[16] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/564-565

[17] Nevevi Ravdat'ul-Talibin: 10/249.

[18] El-Muğni: 8/485-486.

[19] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/565-567

[20] Enfal: 8/6566.

[21] El-Camiu li Ahkam'il-Kur'an: 7/381.

[22] Ebu Mervan Abdülmalik b. Abdilaziz b. el-Macişun, fakih ve Medine müftüsüydü. İlim ve hadis evinden (ailesinden) dir. Şeceret'un-Nur'uz-Zekiyye: s. 56.

[23] Ebu'l-Hasan Ail b. Muhammed er-Rabii lahmi el-Kayravani. İmam, hafız, alim, amil ve zamanında fakihlerin reisi idi. Ona (insanları) kasdederlerdi. Dörtyüz yetmiş sekizde vefat etti. Şeceret'un-Nur'uz-Zekiyye: s. 117.

[24] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/567-569

[25] Ebu Davud Sünen, Kitab'ul-Cihad: 3/82; Sünen'ul-Kübra: 9/156; Tirmizi Siyer: 3/56-57. "Hadis hasen ve gariptir'1; Darimi Sünen Siyer: 2/215; Hakim Müstedrek: 2/101.

[26] El-Camiu li Ahkam'il-Kur'an: 7/382; Mukaddimat: 1/264.

[27] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/569

[28] Sahabedir. El-İsabe: 1/61.

[29] Hadid: 57/4.

[30] Mücadele: 58/61.

[31] Tevbe: 9/40.

[32] Muhammed: 47/35.

[33] Muhammed: 47/11.

[34]  Tevbe: 9/25.

[35] Al-İmran: 3/155.

[36] Tevbe: 9/123.

[37] Tevbe: 9/361.

[38] Nahl: 16/128.

[39] Nahl: 16/127. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/569-571

[40] Tirmizi senediyle İbni Abbas'tan rivayet etmiş. Derki: Bir gün Rasulullah'ın-(s.a.v.) arkasındaydım. Şöyle buyurdu:

"Ey çocuk! Sana bazı kelimeleri Öğreteceğim. Allah'ı koru ki Allah da seni korusun. Allah'ı koru Onu yanında bulursun. Birşey istesen Allah'tan iste. Yardım istemek istediğinde yardımı Allah'tan iste. Şunu iyi bilki ümmeet sana bir yarar/fayda vermek için toplansa, Allah'ın sana yazdığından başkasını fayda veremezler. Yine sa­na zarar vermek için toplansalar, Allah'ın sana yazdığından başka­sını zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı sahifeler kurudu/dürüldü." Ebu İsa (r.a.) Bu hadis hasan ve sahihtir. Ebvabu sıfat'ıl-Kıyameti: 4/76; Ahmed Müsned: 1/293; 1/303, 307.

[41] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572

[42] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572

[43] Nisa: 4/78.

[44] Al-i İmran: 3/159.

[45] Hac: 22/40.

[46] Behlul b. Bişr eş-Şeybani, Musul'lu lakabı Küsare'dir. Kırk kişiyle Irak valisi Halid'in üzerine yüz on dokuz senesinde gitti. Halid onlara seksenbin kişilik bir ordu gönderdi. Ancak Halid'in ordusu hezime­te uğradı. Sultan Hişam b. Abdülmelik ile savaşmak üzere Şam'a doğru yola devam ettiler. Onlara karşı Irak, Cezire ve Şam'dan bir ordu hazır­ladı. Aralarında savaş çıktı. Behlul onlardan çok sayıda kişi öldürdü. Son­ra kendiside öldürüldü. Bakınız: İbni Esirel-Kamil: 5/209-211.

[47] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572-576

[48] Nesai Ebu Musa'nın hadisinden değilde Ebu'1-Yusr ve Ebu'l-Esved es-Sulmi'nin hadisinden rivayet etmiş. El-Mücteba, Kitab'ul İstiaze: 8/282-283.

[49] Risalet'ul-Kuşeyriyye: 1/350-352.

[50] Hicr: 15/2-3.

[51] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/576-578

[52] Bakınız: Esed'ul-Ğabe: 3/212-213. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/578-579

[53] O Ebu Ali Ömer b. İbrahim el-Ensari el-Evsi el-Maliki'dir.

Keşf uz-Zunün: 2/961.

[54] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/579-583

[55] Hakim Abdullah b. Mesud'un hadisinden rivayet etmiş ve, "İs­nadı sahihtir" der. Zehebi de muvafakat etmiş. El-Mustedrek: 3/284.

İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/583

[56] Buhari Ebu Hureyre'nin (r,a.) hadisinden rivayet etmiş. Hubeyb (r.a.) şöyle diyordu:

"Müslüman olarak öldürüldükten sonra aldırış etmem. "Allah için ölümün hangi yön/taraf üzerine olacağına" Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Meğazi: 7/308-309, H. no: 3989.

[57] Arapların başkanı demek. Şammas biat alan kafasının ortası traşlı hristiyanların üst başlarındahdır. El-Kamus: 2/224.

[58] Bakara: 2/224.

[59] Cum'a: 62/8.

[60] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/583-584.

[61] Bunu İbni Ebi Şeybe'nin Musannef inde bulamadım. İmam Ahmed Zühd'teRabi' b. Sa'd tarikiyle rivayet etmiş, s: 16-!7.

Zehebi, "Rabi' b. Sa'd neredeyse tanımıyor" Mizan'ul-İtidal: 2/40. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/584.

[62] İthaf us-Sade el-Muttakin'de: İbni Ebi'd-Dünya Kitab'ul- Mevt'te rivayet etmiş: 10/261. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/584.

[63] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.

[64] Hilyet'ul-Evliya: 5/186. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585

[65] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.

[66] Et-Tezkire: s. 30.

[67] Kitab'ur-Riaye li Hukukillah: s. 602. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.

[68] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.

[69] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585-586.