Muhtelif - 28. Sayfa - Cihad
25. KAFİRLERLE SAVAŞIRKEN ARKASINI VERİP KAÇMANIN GÜNAHININ ŞİDDETİ
25. KAFİRLERLE SAVAŞIRKEN ARKASINI VERİP KAÇMANIN GÜNAHININ
ŞİDDETİ
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Toplu olarak kafirle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın). Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da başka bir bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yatakdır o." [1]
Bil ki: Toplu olarak kafirlerle karşılaşıldığında kaçmak caiz olmadığı gibi, alimlerin ittifakiyle bu Allah indinde en büyük günahlardandır da. Bunun faili Allah'ın gazabına, cezasına ve azabına müstehaktır. Bunun hakkında teşhib ve ondan sakındırma ve ikaz varid olmuştur. Onlardan bazıları şunlardır.
965- Sahihayn'de Ebu Hureyre'den (r.a.) Raslullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Yedi büyük günahtan sakınınız.?"
"Ey Allah'ın Rasulu bunlar nelerdir?" diye sorulduğunda Raslullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Allah'a şirk koşmak, sihir, Allah'ın haram kıldığı (bir) nefsi öldürmek, yetimin malını yemek, faiz yemek karşılaşma gününde kaçmak, gafil ve namuslu/iffetli mümin (bayan)lara iftira atmaktır." [2]
966- Taberani El-Kebir'de Sevban'dan (r.a.) tahric etmiş. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Üç şey (hal) vardır ki onlarla (yapılan) hiçbir amel fayda vermez: Allah'a şirk koşmak, An-babya karşı (isyan) gelmek ve (müşriklerle) karşılaşma gününde kaçmaktır. [3]
967- Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'den [4] o da babasından [5] ve (o da) dedesinden[6] rivayet etmiş: Rasulullah (s.a.v.) Yemen ehline bir yazı gönderdi. Onla Fa-raiz, sünnet ve diyetlerle ilgili açıklamalar vardı. Ayrıca onda şu da zikredilmişti: ,
"Kıyamet günü Allah indinde en büyük günahlardan biri, Allah'a ortak koşmak, haksız yere mümin bir canı öldürmek. Allah yolunda (müşriklerle) karşılaşıldığı günde kaçmak ve ana-babaya karşı gelmektir.[7]
İbni Hayyan Sahih'inde zikretmiş. [8]
968- Ebu Hureyre'den (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kim şirk koşmadan, gönlünün hoşnutluğuyla ve sevabını O'ndan umarak malının zekatını vermiş olarak, işitmiş ve itaat etmiş olarak Allah'a (c.c.) varırsa ona cennet var." Yahut: "Cennete girer. Beş şey de vardır ki onların keffareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, haksız yere bir canı öldürmek, mümine iftira atmak* karşılaşma gününde kaçmak, kefil olup yemin ederek haksız yere mal almaktır. [9]
969- Ubeyd b. Umayr el-Leysi'den [10] o da babasından[11] rivayet etmiş. Der ki:
"Rasulullah (s.a.v.) veda haccında şöyle buyurdu:
"Allah'ın velileri; namaz kılanlardır ve Allah'ın üzerlerine farz kıldığı beş namazı kılan, Ramazan orucunu tutup, orucuyla Allah'tan iyilik uman ve onun üzerinde bir olduğunu gören, zekatı gönül hoşnutluğuyla ve sevabını Allah'tan bekleyerek veren ve Allah'ın yasakladığı büyük günahlardan sakınandır.
"Sahabeden bir adam:
"Ey Allah'ın Rasulu! Büyük günahlar kaç tanedir?" Rasulullah (s.a.v.):
"Dokuzdur. Bunların en büyüğü Allah'a şirk koşmaktır. Haksız yere bir mümini öldürmek, karşılaşma gününde kaçmak, iffetli bir kadına iftira atmak, sihir, yetimin malını yemek, faiz yemek müslüman ana-babaya karşı gelmek, kıbleniz Beyt'ul-Haramı sağ veya ölü olarak mubah saymaktır. Bu büyük günahları işlemeden namaz kılarak ve zekatını vererek ölen hiçbir şahıs yoktur ki, kapı kanatları altından olan cennetin ortasında Muhammed (s.a.v.) ile arkadaş olmasın." [12]
Taberani el-Kebir'de hasan bir isnad ile, İbni Ebi Hatem ve Hakim, "Abdulhamid hariç senedindeki tüm şahıslar sa-hihaynde muhteccdirler." rivayet etmişler. Ayrıca Ebu Da-vud ve Nesai muhtasar olarak rivayet etmişler. [13]
970- İbn'ul-Mübarek isnadıyla Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet etmiş. (Allah'a karşı) cüretlilerin cüretlisi düşmanla karşılaşıp arkasını dönüp kaçan kişidir. Korkakların en kor-kaklısı da düşmanla karşılaştığında onlara saldırandır. Allah'ın ondan dilediği kadar devam eder.
"Ey Ebu Hureyre bu nasıl olur? Kaçan Allah'a cüret ederek kaçar. Korkan ise Allah Azze ve Celle'den korkup dayanmıştır." diye cevap verdi. [14]
Fasıl
Bilki: Cihad insana farz-ı kifaye olup safa hazır olursa o zaman ona farz-ı ayn olur ve kaçmak ona haram olur. Firar, kafirler iki misilden daha fazla olmadıkça haramdır. Eğer taktik icabı kaçarsa; bir yerde pusu kurup saldırmak, dar bir yerde olup savaşabileceği daha geniş bir alana düşmanı çekmek için ayrılması veya güneş yahut rüzgarın yönünden kaçınmak için ise caizdir. Yine aynı şekilde kendilerinden yardım istemeyeceği bir gruba katılması caizdir. îster bu grup az olsun ister çok. İster uzak olsun ister yakın sahih görüşe göre farketmez.
Kim hastalığından veya benzeri bir durumdan dolayı aciz kalırsa, veya onunla beraber silahı kalmasa (tükenirse) eğer taşlan atamıyorsa hezimete uğrayabilir/kalabilir. Ancak taşlarla atabiliyorsa esah görüşe göre bu ona haram olur. Özrü vaki olup arkasını dönenlerin taktik icabı (tekrar savaşmak amacıyla) veya bir gruba katılarak gitmesi sünnet olur. Eğer atı olur ve yayan savaşmaya güç getiremiyorsa hezimete uğrayabilir/kaçabilir. Eğer genel/galip zannına göre sebat ederse öldürülecekse esah görüşe göre kaçamaz. (Cihadı bırakıp gidemez.) Eğer kafirlerin sayısı müslümanlarınkinden iki misil daha fazlaysa hezimete uğraya(kaça)bilirler. Eğer onlar yaya müsıümanlar binekli iseler veya tersi ise hezimet/kaçmak haramdır. Yine yüz savaşçının (yiğidin) ikiyüz bir kişiye yenilmesi esah görüşe göre sahih değildir. Çünkü sebat etseler onlara mukavemat edebilirler. Sayı ancak birbirine yakınsa dikkate alınır.
İkinci görüşe göre hezimete uğramak caizdir. Çünkü vasıflara itibar zordur. Onun için sayı dikkate alınır. İki görüş tersinde de caridir. Bizim yüz zayıfımızın onların cengaverlerinden yüz doksan dokuzundan kaçarsa; eğer sayıya itibar edersek hezimetleri caiz değildir, manayı itibare alırsak caizdir.
Ebu'l-Kasım er-Rafii der ki:
"Kafirlerin sayısı iki kattan daha fazla ise kaçmanın caiz oluşunda durmak/düşünmek lazım. Eğer sebat ederlerse zafer elde edecekleri galip zanları ise, sebat etmeleri gerekir. Yok sebat edeceklerinde helak olacakları galip zanları ise o zaman kaçabilirler mi? Bunda iki görüş var:
Birincisi: Evet caizdir.
"Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız..." [15]
İkincisi: Hayır (kaçamazlar). Şundan dolayı: [16]
971- Adamın biri Rasulullah'a (s.a.v.):
"Ey Allah'ın Rasulu! Müşriklere dalıp/saldırıp onlarla çarpışır ve öldürülürsem cennete mi (gideceğim)?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Evet" deyince hemen onların safına dalıp/hücum edip öldürülünceye kadar çarpıştı.
İmam der ki: Eğer sebatta, kafirlere zarar verme olmadan salt helak söz konusu ise kaçmak lazımdır. Eğer sebatta onlara zarar verme söz konusu ise sabretmede iki görüş var:
Ebu Zekeriyya Ravza'da şöyle der:
"İmamın söylediği bu görüş hak olanıdır. İki görüşün en sahihi firarın/kaçmanın vacip değil müstehap oluşudur.,
[17]Müellif der ki:
Ahmed'in mezhebi, eğer düşman sayısı ik kattan daha fazla ise, müslümanlann galip zannına göre sebatlarında helak, ayrılmalarında kurtuluş varsa onlara evla olan onların ayrılmasıdır. Sebat etmeleri şehadete olan hırslarından dolayı caizdir. Muğni sahibi bu şekilde nakletmiş.[18] Onlardan bunun hilafına bir şeyi de nakletmemiş düşmana zarar vermeyi de şart koşmamış.
Yemin ederim (ki):
Yerinde kalıp, bu kalışı düşmana hiçbir şekilde etki etmiyorsa ve onda salt helak varsa -silahsız düşman karşısında duran ama, sahil kenarında durup silahları geri tepecek güçleri olmayan düşmanın sayısı fazla gemilerinden sahile mızrakları ulaşıyor ancak orada duran (bir iki) kişinin onlara bir şeyleri ulaşmıyorsa... buna rağmen yerinde öldürülünceye kadar duruyorsa o bununla günaha girer. Ayrıca bu tehlike ayetinin hükmü altına girer. Bir önceki bapta Gazali'nin bu konudaki açıklaması geçmişti. Bu şekle kimsenin muhalif olduğunu zannetmiyorum. Ancak bu şekilde halis, bir niyetle şehadeti kasdetmeğe bir yöneliş ve bunun için yiğitlik gösterdiği sabit olursa, ayrıca onlara veya onlardan bir kısmına ulaşması imkanı olursa ok, ateş, taş v.b. şeyleri onlara atıp onlara zayiat verme veya öldürme ondan sadır ol/abilir)sa, işte bunda düşünmek lazım. Onun hakkında efdal olan acaba sebat mı yoksa firar mı? Bir önceki bapta geçen deliller sebatın müstehaphğını açıklamakta ifade etmekte/dırlar. Yine de en iyi bilen Allah'tır.
Şeyh'ul-îslam Ebu'1-Hafs el-Belkini eş-Şafii'ye (r.a.) soruldu:
"Ribat niyetiyle sahile iki adam çıksa, kafirlerden sayıları onlardan kat kat fazla düşman onların karşısına çıksa, biri kaçmaya azmedip,
"Kalmamızda onlara zarar vermeksizin sadece helak var" dese, öbürü de:
"Zannımca helak da olsak yine de savaşalım" dese hangisi isabet etmiş ve hangisi günahdan salimdir?
Şöyle cevap verdi: "Kaçmaya işaret eden isabet etmiş, ikisine de günah yoktur. Yine de en iyi bilen Allah'tır.
"Rafii şöyle der: Bir müslüman İki müşrik ile karşılaşırsa ve onu isterlerse o kaçabilir, ancak sebat daha efdaldır. Eğer o onları istese veya istemese, bundan sonra arkasını dönüp kaçabilir mi? İki görüş var. Esah görüşe göre "evet" edebilir. Çünkü cihadın farziyeti ve sebat ancak cemaatle olur.Müellif -Allah onu affetsin- der ki: [19]
972- İbni Abbas'dan (r.a.):
"Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa onlardan iki yüz kişiye galip gelir..." [20]
Ayeti hakkında sahih olarak geldiğiüzere:
"Bir kişi üç kişiden kaçarsa kaçmış olmaz, iki kişiden kaçarsa kaçmış olur." Bunu İbn'ul-Mübarek Süfyanb. Uyey-ne'den, İbni Ebi Nucayh'tan o da îbni Abbas'tan rivayet etmiş. Bu senedin ricali sahihayn'de ihticac edilmiş kişilerdir. Yine de en iyi bilen Allah'tır.
Kurtubi tefsirinde şöyle der:
Bir müslüman ne kadar İkiden fazla kişiyle karşılaşırsa kaçabilir. Ancak sabretmesi, daha güzeldir. Üç bin kişilik Mute ordusu Rumlardan İkiyüz bin müsta'rab lahm ve cüzam kabilesinden de iki yüz bin karşısında durmuştur. Endülüs'ün fethinde vaki olduğu üzere Musa b. Nusayr'm mevlası Tarık hicri doksan üç senesinin Recep ayında bin yediyüz kişiyle Endülüs kralı Tarnak (Kurtubi'de lezrik diye geçer) ile karşılaşmıştır. Onun ordusu yetmişbin atlıdan oluşuyordu. Tarık ona saldırıp sabretti. Bunun üzerine Allah tağutu hezimete uğrattı ve fetih gerçekleşti.[21]
İbn'ul-Münzir.el-Evsat'ta şöyle der: Malik on kişiyle karşılaşan kişi tek başına mı savaşacak yahud ordusuna mı döneceği hususunda "Bu ona çoktur" der.
Abdusselam el-Maliki İbni Hacib'in Muhtasar'ının şerhinde şöyle der:
"Mezheb maruf söz/görüş şudur. Düşmanın silah ve kuvvetine bakmaksızın sayıca müslümanlarm sayısının iki misli olmalarıdır.
İkincisi ise: Onların silah ve kuvvet bakımından onların iki misli olmasıdır. Bu İbn'ul-Macişun'un [22] görüşü, Malik'ten gelen bir rivayet ve îbni Habib'in tercihidir. Ancak birinci görüş Kur'an'm zahirine daha bir yakındır. Lahmi[23]birbirlerinin konumlarını bilmediklerinde sayıyı kale alacakları hususunda ihtilaf ettiklerini bilmiyorum.
İbni Yunus es-Sakli el-Camiu li Mesailil-Müdevvene'de der ki:
Malik şöyle demiş:
"(Savaşta) ayrılmak açık bir korku veya sultandan bir zayıflık hasıl olması halleri dışında caiz değildir. İki, üç veya daha fazla katta savaşmak için sebat edebilirler. Eğer sebat etmeleri halinde öldürüleceklerini biliyorlarsa/kestiriyorlarsa, yolunu bulsalar onlardan yüz çevirip ayrılmaları daha fazla hoşuma gidiyor. Eğer bir yolunu .bulamazlarsa öldürülünceye kadar savaşmaları lazım."İbni Rüşd Mukaddimat'ında, Kurtubi ve başkaları şöyle demişler:
"İbn'ul-Kasım der ki: Düşmanları onların katlarından fazlaysa kaçabilirler. Tabiiki eğer sayıları oniki binin altındaysa. Eğer bu sayıyı geçiyorlarsa kaçmak onlara helal değildir. Her ne kadar müşriklerin sayısı kat olarak onlardan fazla ise de (farketmez). [24]
973- Rasulullah'ın (s.a.v.) şu hadisinden dolayı: "
On iki bin azlığından dolayı mağlup olmaz. [25]
İlim ehlinin çoğu bu sayıyı ayetin umumundan ve bu hadisten dolayı tahsis etmişler. Der ki:
Maiik'ten mezhebinden buna delalet eden görüş rivayet edilmiş. Abid olan Umari'nin ona:
"Hükümleri değiştirip tebdil edenlerle cihad etmeyi (mücahedeyi) terkedebilir miyim?" diye sorduğunda,
Eğer beraberinde on ikibin kişi varsa bunun için bir yolun olmaz" cevap vermiş.[26]
Bu hadisi Ebu Davud ve Beyhaki Sünelilerinde rivayet etmiş. [27]
974- Bu hadisi benzer şekilde Eksem b. Cun'den [28] (r.a.) o da Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet edilmiş. Bunu Ebu Ya'la ve Beyhaki rivayet etmiş. Ancak isnadında isimlendirilmeyen biri var.
Bil ki: Beraberlik iki kısımdır.
Birincisi genel beraberlik, ki bu ihate ve ilim beraberliğidir.
"Nerde olursa olunuz, O sizinle beraberdir." [29]
Ayetinde ve:"
Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur: beşin altıncısı da mutlaka O'dur..." [30]
Ayetinde olduğu gibi.
İkincisi özeldir: Bu yardım, maunet, teyid ve yeterli olma beraberliğidir. Şu ayetler bunu ifade ediyorlar.
"Arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma Allah bizimle beraberdir..." [31]
"En üstün olan sizsiniz ve Allah sizinle beraberdir." [32]
Bu beraberlik halisane ubudiyyete bağlıdır. Kim Allah'a hakkıyla ibadet ederse, ona galip gelecek yoktur. Çünkü onunla beraber Allah vardır. O onun yardımcısı ve destekleyicisidir
İşte böyle; çünkü Allah, müminlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur...” [33]
Ne zaman ki mücahid ubudiyyet sıfatlarından birini bozarsa veya iman elbisesinden birinden soyutlanırsa veya muhaliflerin elbiselerinden giyerse, o zaman onunla düşmanı arasında bir ağ olur ki sıfatlarından bir şeyi ona giydirir. Onların içinden onun içine karanlık bir çizgi uzanır. Bu münasebetten dolayı, onda onların korku, zillethar ve hakir dünyaya meyil ve hayatta kalmaya temahtan dolayı kaçmaya yeltenmek gibi aşağılık sıfatlar onda da etki eder. Onları muhalif olmanın büyüklük ve küçüklğüne göre etkisi değişir.
Huneyn kıssasını düşünmez misin?! Hani müslüman-lardan bazıları:
"Bugün az oluşumuzdan dolayı mağlup olmayız" demişler. Onlar o gün onkibin idi. Çokluklarıyla övünmeleri ve Ondan yardım dilememeleri için Allah onları hezimete uğrattı. Çünkü bu iki sıfat düşmanın sıfatlarındandir. Kendileri bunu taşıdıklarında, bu onların kalbinde korku yaratti ki buda kaçmayı kaçınılmaz kıldı. Bunun üzerine Allahu Teala:
"Andolsun, Allah bir çok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunu/sizi böbürlendirip-gururlandırmışti, fakaf size bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra arkanıza dönüp, gerisin geri gitmiştiniz." [34]
"İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti..." [35]
Efendimiz Muhammed (s.a.v.) yüce makamına yakışır gereklilikte bir ismet ile bundan masum olduğundan ve yine aynı şekilde bazı müslümanlannda kendilerini bundan koruduklarından Allah da Rasulu ve kendilerini koruyan müminlere yardımını/sekinetini indirdi. Düşman onlara bir yol bulamadı. Allah da onları muzaffer kılıp düşmanı hezimete uğrattı. İnşaallah bu Huneyn savaşında (daha) ayrıntılı gelecektir.Zikrettiğimizi şu ayetler de destekliyor:
"Ey iman edenler, kafirlerden size en yakın olanlarala savaşın; sizde bir güç ve cayrıdıcılık görsünler..." [36]
Hemen ardından:
"Bilin ki Allah muttaki olanlarla beraberdir." [37]
Ki akıl sahipleri bu siyak ve namızmdan anlasınlar ki, yardım ve teyid beraberliği muttakilere özgün (has)dür.
"Muhakkak ki Allah muttaki olanlar ve muhsin olanlarla beraberdir." [38]
"Onlara üzülme ve kurdukları oyun ve komplolardan dolayı da bir sıkıntıya girme..." [39]
975- Rasulullah (s.a.v.) İbni Abbas'a şöyle demiş:
"Allah'ı koru o da seni korur. Allah'ı koru o zamanonu yanında (Önünde) bulursun.[40] Hadisi. [41]
976- Başka bir hadiste:
"Ümmetim ğulul (ganimete hıyanet) etmedikçe kimse onlara galip gelmez." [42]
977- Ebu Zer Habib b. Mesleme'ye: Düşman size kuzu sütünü sağma fırsatım veriyor mu? Evet. Sütü bol üç kuzuyu da... Ebu Zer şöyle dedi:
"Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki siz ganimete hıyanet (ğulul) ettiniz.
Hafız İbni Kesir tarihinde şunu nakleder: Bazı müslümanlar sultan zahir Baybıru zamanında gaza ettiler. Şahlanmak ve düşmana hücum etmek atının özelliği idi. Günün birinde yine ondan bunu istedi ancak geride kaldı. Düşmana doğru gitmek için her ne kadar onu vurduysada o hep geride durdu/kaldı. Bu durum onun çok tuhafına gitti. Gece olduğunda rüyasında atını gördü. Ona yaptığını ayıplıyor ve neden ilerlemediğini soruyordu. Ona at şöyle dedi:
"Nasıl düşmana hücum edeceğim, halbuki sen böğürtleni sahte bir para ile almışsın. Sabah olduğunda yemciye gitti. Yemci ona:
"Dün bana verdiğin dirhem iyi değildir" dedi ve ona iade etti.Hikaye edilir ki, müslümanlar kafirlerin kalelerinden birini muhasara ederken onun fethi gecikti. Komutanları onlara:
"Bakınız bidatlardan ne irtikap ettiniz veya sünnetlerden neyi terkettiniz ki bu kalenin fethi bize zor geldi? Araştırdıklarında misvakı ihmal ettiklerini gördüler. Misvakı kullandılar, Allah da ona kaleyi fethetmeyi nasip etti.
Bir sünneti terketmedeki bu büyük etkiye/tesire bir bak. Buna haramları irtikap etme, haramları işleme, giyim-kuşam ve yemede harama el uzatmayı sen kıyas et. Şeytanın onların ayaklarını kaydırıp onları kaçma ve isyana nasıl düşürdüğünü artık öğrendin/bil.Ey Mücahidi Geride kalmanın (yahut Allah'ın emirlerine karşı gelmenin) kalbine etki edip, himmetini zayıf kılıp azmine ve niyetine galebe çalmasından sakın. İçini, karşı gelme (isyan) ve geride kalma kirinden temizle. Onun vesvese dolu delhizlerinde tevekkül ve yakın mesabesini yak. Herhalukarda ölümün geleceğini, dağların zirveleri bunu engellemeyeceği gibi erkeklerin ustalığı/mahirliği de bunu defetmediğni bilen biri olarak atıl.
Her nerede olursanız olun. Ölüm sizi bulur. Yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile." [43]
Kim ölümüyle ölerek kaderini geçerse bunun dışında bir şeye yol bulması imkansızdır.
"Deki: Evlerinizde olsaydınızda üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine devrilecekleri yerlere giderlerdi..."
Kendinle düşmanın sıfatları ve fiilleri arasına takvadan engelleyici/koruyucu bir örtü atın.
"Azmettikten sonra Allah'a tevekkül et. Şüphesiz killah tevekkül edenleri sever." [44]
"Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır." [45]
Ey ömrümün artmasına/uzamasına hırsından ki ömür kaçmakla uzar ne de sebat etmekle kısalır -hücum etmekten dolayı da ecelden- ki bu da ne bir saniye öne gelir ne de bir saniye gecikir- korkusundan dolayı kaçan muhakkak ki sen bu kaçmanla isyan etmiş (karşı gelmiş). Cabbarın gazabına uğramışsın. Müslümanlar ve kafirler arasında zillet ve ar libasını giymişsin. Esir edilip, dininde fitneye uğrayıp ahire-ti kaybetmekten. Yahut sana değişik işkencelere uğrayıp aşağılık bir şekilde öldürülmekten korkmuyor musun? Her akıl sahibi yanında şu su götürme? Bir gerçek ki, ölümü, onun vakti yaklaştığında karşılamak, ona sırtını vermekten daha hayırlıdır. Mutenebbi'nin sözü ne güzeldir.
Olmadığı zaman ölümden bir kaçış.
Acizliktendir korkudan ölmen
Yezid b. Hakem b. Ebi As'ında şu sözü var:
Ne padişah gibi yaşa, şerefli de öl.
Eilnde kılıcınla ile birlikte ölürsen mazursun.
Başkasının da:
Mızraklar üzerine (gitmekten) atımın acziyeti haramdır.
Onun boynu ve gerdanlığı kanlı olur.
Haramdır mızraklarımıza arkasını döneni vurmak.
Onun göğsü kırılır göğüslerde.
Şunu söyleyen ne güzel söylemiştir.
Eksiklik değildir keskin kılıçlarla öldürülmek,
Olmadıkça hali izzet ve övünmekten.
Öyle insanlarız ki ölümü ar bilmeyiz
Bu (ölüm) kılıç, mızrak (ve oklar) arasında oldukça.
Şu sözler de bazı yiğitlere aittir:
Ona söylüyorum, hani eması/hani uçmuştu.
Kahramanlardan. Yazıklar olsun hayret etme(dönme)
Çünkü sen birgün istersen,
Sana iati ecelden, güç getiremezsin.
O zarflan ölüm meydanında güzel bir sabırla sabretmek lazım
Ölümsüzlüğü ermek imkansızdır
Beka izzet giysisi değildir,
Zillet ve korku kardeşlerinden dürülür
Ölüm yolu, her canlının yoludur,
Ona yeryüzü ehline çağıran çağırıyor.
Sağlam iken ölmeyen yaşlanır ve bıkar
Ölümden onu inkıtaa teslim eder.
Kişinin ölümü hayatından daha hayırlı olur,
Eğer o sayılırsa düşük metadan.
Behlul b. Bişr yiğit ve cengaverlerden biriydi. [46]
Şu beşitle sık sık tekrar ederdi:
Kim ölümüyle karşılaşmaktan hoşlanmaz.
Halbuki ölümü, ben baldan daha çok arzuluyorum.
Coşarak ilerlemek (saldırmak (ecelimi) hızlandırmayacağı gibi,
Sakınmak da beni ecelimden kurtarmaz.
Bir bıçağın sapında şunların yazılı olduğu görülmüş.
Savaş/harp onunla karşılaşırsan senden gevşeme olmasın, geri kalma.
Her kim kaçarsa, kurtulamaz kaderden.
Başkaları da:
Şayet nzıklar takdir edilmiş dağıtılmış ise,
Kişinin rızkta az hırslı olması daha güzeldir
Şayet mal, terkedilmesi üzere toplanıyorsa,
Kişinin onu terketmesi, cimrilik sayılmaz.
Şayet dünya nefis/değerli addediliyorsa,
Allah'ın sevabının değeri daha yüce daha üstündür,
Bedenler ölüm için yaratılmışsa,
Kişinin Allah için kılıçla ölmesi (öldürülmesi)/daha güzelidir.
Firar/kaçma, -annen seni kaybetsin- ölüm sofralarından bir sofradır. Kaçınılmasında korkulmayacak şeye hırstır. Nice hayat/yaşama vardır ki, sebebi ölüme atılmadır, nice ölümler de vardır ki sebebi tulul-hayattır. Savaşçının bir kaleye, ecelini geciktirmekten başka sığınacağı bir helak (kalesi) yoktur.Kim Allah yolunda ölmek için çaba gösterirse, güzel ameli ile birlikte ona hayatı bahşeder. Kaçan nefsini (düşmana) teslim etmiş, savaşan ise müdafaa etmiştir. Ecel bittiğinde ise kaçınılmaz olan ölüm gelir. Ey kaçan kişi, o anda ölüm sana yetişip ateş ehlinden olmaktan korkmuyor musun? Yine sen arkanı verip kaçarken sana bir ok isabet edip helak yurduna seni göndermesinden de korkmuyor
musun? [47]
978- Rasulullah'ın (s.a.v.) duasından şu da vardı:
"Ve yolunda arkamı dönerek ölmekten de sana sığınırım. [48]
Ebu'l-Kasım el-Kuşayri Risalesinde Mansur b. Halef el-Mağribi'den rivayet etmiş. Der ki:
İki adam zamanın birinde ibadet ve itaatte dost oldular. Sonra biri yolculuğa çıkıp arkadaşından ayrıldı. Bir müddet sonra ondan haber olmaz oldu. Bu sonuncusu Rumlarla yapılan savaşta gazada iken, müslümanların karşısına silahlara bürünmüş bir adam çıkıp mübarezeye çağırdı. Müslümanların yiğitlerinden biri çıktı, onu Rum olan adam öldürdü. Sonra ikincisi çıktı, onu da öldürdü. Sonra üçüncüsü çıktı onu da öldürdü.
Bu Sufi şahıs çıktı ve birbirlerini kovaladılar. Rum olan şahıs yüzünü açtı. Birde baktıki yıllarca ibadet ve itaatte arkadaş edindiği şahıstır. Bu ona,
"Ne haber? (Ne iş)?" diye sordu.
"Kendisinin irtidat edip onlara karıştığı, çocuklarının olduğu ve malının toplandığım/çoğaldığını söyledi. Dediki:
Hani bir çok rivayetle Kur'an okuyordun. O:
"Ondan tek bir harfi hatırlamıyorum" dedi. Sofi:
"Bunu yapma ve dön" dedi. O:
"Bunu yapamam. Benim onlarda evladım iyalım ve malım var.. En iyisi sen dön. Yoksa şu şahıslara yaptığımı sanada yaparım" dedi. Sufi olan:
"Sen müslümanlardan, üç kişiyi öldürdün, dönüşünde bir kibirlenme/böbürlenme/zorlanma olmaz. Sen ayrıl ben sana mühlet vereyim" dedi. Bunun üzerine adam döndü. Sufi onu takip ederek onu mızrakla vurdu ve onu öldürdü. Adam (yaptığı) tüm bu çabalar ve tüm bu sıkıntılardan sonra dünya ve ahirette hüsrana uğrayarak Hristiyanlık dini üzere öldürüldü. İşte apaçık ziyan/zarar budur. Buna benzer hikayeler çoktur. [49]
Esir olarak onların ülkelerine girip, fitneye uğrayarak dininden dönen şahısların hikayeleri sayılamayacak çoktur. Der ki: Rumların toprağına bir seriyyede girdik. İçimizde bir genç vardı; içimizde ondan daha fazla Kur'an okuyan, ondan daha fakih, ondan daha çok farz kılan yoktu. Gündüzleri saim (oruçlu) geceleri kaimdi. Bir kalenin önünden geçiyorduk. Bunun üstünde durma emrini almamıştık. Kalenin yakınında durdu.ve (bineğinden) indi. Onun ihtiyaç gidermek istediğni sandık. Hristiy ani ardan bir kadına bakıp ona aşık olmuştu. Rumca ona:
"Sana nasıl ulaşılır?" dedi. Kadın:
"Hristiyan olursun o zaman kapı sana açılır ve ben de senin olurum" dedi. Der ki: O da onu yaptı ve kaleye girdi. Büyük bir keder içinde gazamızı bitirdik. Bizden herbiri onu öz çocuğu gibi sayıyordu. İkinci bir kez yine bir seriyyede çıktık. Onun önünden geçtik. O da Hristiy ani arla birlikte bize bakıyordu. Bizler:
"Ey filan! Kur'an'ın ne yaptı? İlmin ne etti? Namazın ve orucun ne yaptılar?" dedik. O:
"Biliniz ki kesinlikle şu ayet hariç Kur'an'ın tümünü unuttum:
"Kafirler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler. Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun, yakında bilecekler." [50]
Müellif der ki: Allahu Teala kimi esirleri fitneden koruyup dinini de ona muhafaza etmiş. [51]
979- Bunlardan bir tanesi, İbni Esir'in "Esed'ül-Gabe fi Marifet'is-Sahabe" adlı eserinde kendi isnadıyla İbni Abbas'dan (r.a.) rivayet ettiği (kıssa)dır. Der ki: Rumlar Rasulullah'ın (s.a,v.) sahabesinden (arkadaşlarından) Abdullah b. Huzafe'yi esir aldı. Ona taği (Rum kralı) şöyle dedi:
"Hristiyan ol, yoksa seni bakırdan bir çukura atacağım" "Yapmıyorum/olmuyorum" dedi. Bakırdan bir kab getirip, içine yağ doldurdu ve kaynattı. Müslüman esirlerden birini çağırıp, ona hristiy anlığı teklif etti. Ama o reddetti. Bunun üzerine onu çukura/kaba attı, onun kemikleriyle kızardı/eridi. Bunun üzerine, Abdullah'a,
"Hristiyan ol, yoksa seni(de) onun içine atarım" dedi.
"Ben onu yapmam" dedi. Bakır kazana götürülüp içine atılmasını emretti. Bunun üzerine Abdullah ağladı.
"Korkup ağladı" dediler.
"Onu geri getirin" dedi. Onlar da geri getirdiler. Ve şöyle dedi:
"Bana yapacağından korktuğum zulüm reva görülen sadece bir cana sahibim. İsterdim ki üzerimdeki kıllar sayısınca canım olsun, sen de bana musallat olup bana bunu yapasın.
Der ki: Bunun üzerine ona çok şaşırdı ve onu salıvermek istedi. Ona:
"Başımı öp seni salıvereyim" dedi.
"Yapmam" dedi.
"Hristiyan ol, sana kızımı, evlendireyim mülkümü seninle paylaşacağım" deyince, o yine:
"Yapmam" dedi.
"Başımı öp, seni ve seninle beraber müslümanlardan seksen kişiyi salıvereyim" teklifini yapınca,
"Buna evet" dedi. Onun başını öptü. O da onu ve onunla beraber seksen kişiyi salıverdi. Ömer b. Hattab'a geldiklerinde, Ömer (r.a.) ona gidip başını öptü. [52]
980- Başkasının rivayetinde ise: Ömer şöyle dedi:
"Huzafe'yi öpmek her müslümanın üzerinde bir haktır. ilk önce ben başlıyorum deyip başını öptü. Rasulullah (s.a.v.) Abdullah'a espri yaparak,
"Sen bir kafirin başını öptün" diyorlardı. O da: "Evet. Allah o Öpme ile müslümanlardan seksen kişiyi salıverdi."
981- "Zehr'ul-Kemam [53] kitabının sahibi kitabın on üçüncü bölümünde şöyle der:
"Ömer b. Hattab (r.a.) müslümanlardan bir ordu hazırlayıp Şam'a gönderdi. Onların kalelerinden birini şu sıkı bir şekilde muhasara ettiler. Müslümanlardan iki kardeş vardı; Allah onlara düşmana karşı bir cüret ve kuvvet vermişti. Bu kalenin kralı kendi altındaki yöneticilerine ve cangaverlerine, eğer şu iki şahıs halledilse, öldürülse, sizler onların dışındaki müslümanların hakkından gelirsiniz dedi.
Durmadan onlara tuzak kurup, onlara hile yaptılar. Taki birini esir alıp ötekisini öldürdüler. Esiri krallarına götürdüler. Ona bakınca,
"Bu öldürülse büyük musibet olur, müslümanlara dönse büyük bir dahi olur. Onun Hristiyanlığa girmesini öyle arzulardım. O zaman ona şu şu malımı verirdim. Çünkü hristiyanlık onunla büyük bir yardım ve kuvvet/destek alırdı." dedi. Patriklerinden biri:
"Ey kral(ım)! Onu dininden fitneye sokacağım. Araplar aşırı derecede kadınlara düşkündürler. Benim akıllara durgunluk verecek üstün derecede güzel bir kızım var. Onu görürse onunla fitneye girer" dedi. Bunun üzerine:
"O zaman onu al" dedi.
Onu evine götürdü. Kızı güzelliğine güzellik katacak derecede süslediier, taki taktılar. Ona yemek, tatlı ve içki getirdiler. Kızını, efendisine hizmet eden biri olarak önüne bırakıp kapıları üzerlerine kapattılar. Onları başbaşa bırakıp gittiler. Genç başına gelen fitneyi hissettiğinde Allah'ı sağınıp gözünü kırptı. Rabbi Azze ve Celle'nin ibadeti ve Kur'an okumayla meşgul oldu. güzel bir sese üstün bir nağmeye sahipti. O (kızın) kalbi, ona meyletti, onu çok aşırı derecede sevdi. Onun bu sevgisi onu yemek yemekten içmekten ve uykudan etti. Her ikisi bu hal üzere yedi gün kaldılar. Öyleki (kız) artık onun dinine girmek istedi.
Sabrı taşıp göğsü daraldığında kendini onu önüne atıp şöylededi:
"Seni dininle yeminle ettiriyorum, sözümü dinle!" O
"Nedir sözün?" dedi. Kız:
"İslamı bana arzet/anlat" dedi. O da ona İslam'ı anlattı. Müslüman oldu ve temizlendi. Nasıl namaz kılacağını öğretti. Kız bunu yapınca şöyle dedi:
"Ey kardeşim. İslam'a girmemin sebebi sensin ve sana yakın olmak içindir." Bunun üzerine adam:
"İslam iki şahid olmadan, mehir ve veli olmadan nikahı meneder. Ben ne iki şahid buluyorum ne de diğer şeylerden bir şey. Eğer buradan çıkmamıza fırsat olursa arzuladığına ulaşmayı ümit ederim. (Kız) çağırarak onlara:
"Şüphesiz ki bu müslüman yumuşadı ve kalbi bana kaydı. Dinime girmesi için onu davet ettim" dedi. Adam da:
"Bu kardeşimin öldürüldüğü bir yerde bana uygun düşmez. Bundan çıkıp kalbimin teselli bulması lazım. O zaman benden istediğinize evet derim. (Kız da) beni onunla şu, köye çıkarmanızda bir beis yoktur. Onu sizin ve kralınız için arzuladığnıız amaç için garanti ederim" dedi.
Der ki: Babası krala gidip anlattı. Kral buna çok aşırı sevindi. Kızın onunla köye gitmesine müsaade etti. İkisi köye varınca gündüzlerini orada geçirdiler. Gece olunca yolcuğa başlayıp geceleri boyunca yürüdüler. Sabah yaklaşınca yoldan sapıp (bineklerinden) indiler ve namaz kıldılar. Onlar bu haldeyken silah şakırtıları ve gem çıngındamaları ve at tırnaklarının seslerini duydular. Adam ona:
"Ey filan* Şunlar Hristiyan adamlardır, bizi yakaladılar. Atımız gece boyu çalışmaktan yorulmuş" dedi. O (bayan):"Yazıklar olsun! Korkup telaşlandın mı?"
"Evet" deyince. O:
"Bana bahsettiğin ilahının gücü nerde ve yardım, isteyenlere yardımetmesi nerde kaldı. Gel ona yalvarıp dua edelim. Umulur ki o yardımıyla bize yardım eder, lütfuyla bize yetişir" dedi. O bayana:
"Vallahi ne güzel söyledin" dedi.
Allah'a yalvarıp yakarmaya başladılar. O dua edip yüksek sesle ağlayıp kızda duasına amin dediği sıralarda atların kendilerine yaklaştığını hissettiler. Tam bu sırada şehid kardeşinin sesini duydu. Şöyle diyordu:
"Ey kardeşim korkma ve üzülme. Gönderilenler Allah'ın gönderdiği elçilerdir. Şu meleklerde, Allah'ın sizin nikahınızda şahitlik etmek için gönderdiği elçilerdir. Ve muhakkak ki Allahu Tebareke ve Teala meleklere karşı sizinle iftihar ediyor. Size Said şehidlerin ecri vermiş. Yeri size yaymış. Muhakkak ki sen sabah Medine dağlarında olursun. Ömer b. Hattab ile bir araya geldiğinde benden ona selam söyleve ona de ki:
"Allah sana islam(dan dolayı) mükafat versin. Muhakkak ki nasihat ettin ve çaba gösterdin" dedi. Der ki: Sonra melekler kendisine ve zevcesine seslerini yükselterek selam verdiler.
Der ki: At elinde olduğ uhalde çok adım atmadan Ömer b. Hattab ile karşılaştılar. Şu Ömer'in adetindendi. Sabah namazım kıldığında: Uykudakinin uyanması, abdestsizin abdestini alması ve uzakta olanın gelmesi için ilk rekatı uzatırdı, okumayı bitirmeden mescid tıklım tıklım olurdu. İkinci rekatı ise hafif kılardı. Bu günde ise hafif bir namaz kılıp selam verdi. Arkadaşlarına şöyle dedi:
"Haydi gidip damet ve gelin karşılayalım." Arkadaşları buna çok şaşırdı. Ve ondan birşey anlamadılar.
O ve arkadaşı ikisiyle karşılayıp toplanında Ömer'e:
"San kim bunu bildirdi?" dediler. Şöyle dedi:
"Rüyada Rasulullah'ı (s.a.v.) gördüm. Bu genç ve eşinin başına gelen tüm olayları bana haber verdi." Sonra Ömer bir velime yemeğini vreip kız ak dini yaptı ve (zifafa) girdi. O ölmüden çocuklarla rızıklandırıldılar. Tümü salih ve iyilik insanlardı.
Müellif der ki: [54]
982- Daha önce Bilal ve arkadaşları çok ağır işkencelere maruz kaldılar. Yinede dinlerinden dönmediler. [55]
983- Yine aynı şekilde Hubeybll çarmıha gerilmiş yinede dininden dönmemiş. [56]
Faide: Rumlar Afrika kadısı Abdurrahman b. Ziyad b. Enumi seri aldı. Bir grup (müslüman)ı öldürdükten sonra onuda öldürmek için getirdiler. Der ki:
Dudaklarım Allah! Allah! Rabbimdir. Ona hiçbir ortak koşmam, ondan başkasını veli edinmem diyerek (hafiften) dudaklarımı kıpırdatıyordum. Azgın kral bunu gördü.
"Arap sanmasını [57] getirin" dedi.
"Allah! Allah' Benim Rabbimdir. Ona hiçbir şeyi ortak koşmam mı dedin" diye sordu. Ben:
"Evet" deyince,"Nerden öğrendin?" dedi. Ben:
"Nebimiz bize bunu emretti" dedim. Bunun üzerine:
"Bizede İsa İncil'de bıraktı." dedi. Bunu Hafız İbn'uz-Zehebi Siyer'un-Nübela da zikretmiş. [58]
Baksana! Eğer öldürülmez ve esir edilmezde sapa sağlam dönersen dahi ölüm kaçınılmazdır. Hayat, eceli bille, nefesleri sınırlıdır. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybıda, müşahede edilebileni de bilen (Allah) e döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." [59]
Kendisinden kaçtığın Ölümden ölm sekeratından rahatlama olmasaydı bunda sebatı gerektirecek bir durum olmazdı. Şunu söyleyen ne güzel söylemiş:
Şüphesiz ki bizler, ölüm nefislerimize tatlı gelir,Bazende acı bırakır, onu (bizler) tadarız. [60]
984- İbni Ebi Şeybe kendi isnadıyla Cabir b. AbdilIah'tan (r.a.) rivayet etmiş. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Beni İsrail'den bahsediniz. Çünkü onlarda çok acaip şeyler vardır. Sonra (kendileri) bize bahsetti(ler): Dedi ki: Onlardan bir grup çıkıp kendilerine ait bir kabristana geldiler ve şöyle dediler:"
İki rekat namaz kılar ve Allah'a dua edersek, bizlere bazı ölüler çikp bize ölümden bahsetler... Der ki: Onlar bunu yaptılar. Onlar halde çıkıverdi. Şöyle dedi:
"Baksanıza neden beni istediniz?" (Bana neden kas-dettiniz?) Yemin olsun ki yüz yıldan beri ölmüşüm şimdiye dek ölümün harereti benden gitmiş (sükûn bulmuş) değildir. Allah'a dua edinizde beni halime iade etsin. [61]
985- Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiş:
"Şayet ölümün kıllarından birinin acısı yer ve gök ehline bırakılsa(ydi) hepsi ölür(dü). [62]
986- Ali (r.a.) savaş teşvik eder ve şöyle derdi:
"Öldürülmezseniz, ölürsünüz. Nefsim elinde olana yeminolsun ki, kılıçla (vurulan) bin darbe yataktaki ölümden daha hafif/koyadır." [63]
987- Hafız Ebu Nuaym kendi isnadıyla Mekhul'den, Vasile'den (r.a.) o da Rasulullah'dan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiş:
"Nefsim elinde olana yemin olsun ki, ölüm meleğinin muayenesi (gözlemesi, gözetmesi) bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.[64]
988- Rivayete edildiğine göre: Allahu Teala, yaratıkların canlarını aldıktan sonra kendisini kendi canını almasıyle görevlendirdiğinde şöyle der:
İzzetine yemin olsun ki, Sekret'ul-Mevtin (ölüm sarhoşluğunun) ne olduğunu (şimdi) öğrendiğimi daha önce bilseydim (kesinlikle) hiçbir mümin canı almazdım.
"Tezkire'de Kurtubi şöyle der: [65]
989- Rivayet edildiğine göre ölüm kılıç darbesinden ve testere ile bölünmekten daha şiddetlidir.[66]
de zikretmiş, Allahu Teala İbrahim'e:
Ölümü nasıl buldun?" demiş. O:
"Yaş günün içine batırılan sonrada çekilen kızgın şişler gibiydi" dedi. Allah (c.c):
"Biz muhakkak ki onu sana kolaşlaştırmış hafifletmiş/tik. [67]
990- Mehasibi Riaye [68]
991- Rivayete dildiğine göre, Yuşe Musa'yı (a.s. rüyasında görmüş ve ona:"
Ölümü nasıl buldun?" diye sormuş. O:
kurtuluştan, yüz çeviren hangi gözürle önüne çıkacaktır... Allah'ım! Ey elinde kalplerin gemleri/ipleri olan! Onun sebatında sana yalvarıyoruz... Eyg aybleri bilen kasdının tashihinde niyetiin halis olmasında sana itimad ediyoruz. Sana fakir ellerimizi uzatıp bize razı olacağın şehadeti bize nasip et... Yolunda ayaklarımızı sabit kıl. Hareketde sükun da sanadır. Her hayırda ihtiyaç sanadır ve sen her şeye kadirsin. [69]
[1] Enfal: 8/15-16.
[2] Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Hudud, Babu Remy'il-Muhsanatı: 12/181, H. no: 6857; Müslim Kitab'ul-İman, Babu beyan'iI-Kebairi ve ekberuha: 1/92, H. no: 89. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/561
[3] Heysemi, "onda Yezid b. Rabia var, ki o gerçekten (çok) zayıftır." Mecma'uz-Zevaid, Kitab'ul-İman, Babtı fi'l-Kebair: 1/104.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/561-562
[4] Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm el-Ensari en-Necca-ri el-Medeni el-Kadi'dir. İsmi ve künyesi birdir. Beşinci nesilden sika ve abidtîr. Sene yüzyirmide vefat etti. Takrib'ut-Tehzib: s. 396.
[5] Muhammed b. Amr b. Hazm, el-Ensari Ebu Abdümelik'tir. Amr b. As ve babasından rivayet etmiş. Ondan da Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm el-Carh'u ve't-Ta'dil: 8/29.
[6] Amr b. Hazm b. Zeyd b. Levzan el-Ensari 'dir. Meşhur bir sahabi. Hendek ve sonrasına katılmış. Nebi'nin (s.a.v.) Necran üzerindeki temsilcisi (amil) idi. Elliden sonra vefat etti. Takrib'ut-Tehzib s: 258.
[7] Mevarid'uz-Zaman'da bulamadım.
[8] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/562
[9] El-Müsned 2/362.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/562
[10] Ubeyd b. Umayr b. Katade el-Leysi, Ebu Asım el-Mekki'dir. Rasulullah (s.a.v.) döneminde doğmuş, başkası onu tabiin büyüklerinden addetmiştir. Herkesin sika gördüğü bir zattır.İbni Ömer'den önce vefat etmiş.E-Takribıs
[11] Umayr b. Katade b. Sa'd el-Leysi'dîr. Sahabedir. Mekke fethinde müslüman olmuş. Et-Takrib: s. 266.
[12] El-Müstedrek: 1/59; Ebu Davud, Sünen Kitab'ul-visaye, Babu macaefi't-teşhidi fi ekli mal'i-I-yetimi: 3/295;Nesai Zikr'ul-Kebair: 7/80; El-Mu'cem'ul-Kebir: 17/47-48; Heysemi, "Ricali güvenilirdirler" Mecma'uz-Zevaid: 1/48.
[13] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/563
[14] Kitab'ul-Cihad: 1/82. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/564
[15] Bakara: 2/195.
[16] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/564-565
[17] Nevevi Ravdat'ul-Talibin: 10/249.
[18] El-Muğni: 8/485-486.
[19] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/565-567
[20] Enfal: 8/6566.
[21] El-Camiu li Ahkam'il-Kur'an: 7/381.
[22] Ebu Mervan Abdülmalik b. Abdilaziz b. el-Macişun, fakih ve Medine müftüsüydü. İlim ve hadis evinden (ailesinden) dir. Şeceret'un-Nur'uz-Zekiyye: s. 56.
[23] Ebu'l-Hasan Ail b. Muhammed er-Rabii lahmi el-Kayravani. İmam, hafız, alim, amil ve zamanında fakihlerin reisi idi. Ona (insanları) kasdederlerdi. Dörtyüz yetmiş sekizde vefat etti. Şeceret'un-Nur'uz-Zekiyye: s. 117.
[24] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/567-569
[25] Ebu Davud Sünen, Kitab'ul-Cihad: 3/82; Sünen'ul-Kübra: 9/156; Tirmizi Siyer: 3/56-57. "Hadis hasen ve gariptir'1; Darimi Sünen Siyer: 2/215; Hakim Müstedrek: 2/101.
[26] El-Camiu li Ahkam'il-Kur'an: 7/382; Mukaddimat: 1/264.
[27] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/569
[28] Sahabedir. El-İsabe: 1/61.
[29] Hadid: 57/4.
[30] Mücadele: 58/61.
[31] Tevbe: 9/40.
[32] Muhammed: 47/35.
[33] Muhammed: 47/11.
[34] Tevbe: 9/25.
[35] Al-İmran: 3/155.
[36] Tevbe: 9/123.
[37] Tevbe: 9/361.
[38] Nahl: 16/128.
[39] Nahl: 16/127. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/569-571
[40] Tirmizi senediyle İbni Abbas'tan rivayet etmiş. Derki: Bir gün Rasulullah'ın-(s.a.v.) arkasındaydım. Şöyle buyurdu:
"Ey çocuk! Sana bazı kelimeleri Öğreteceğim. Allah'ı koru ki Allah da seni korusun. Allah'ı koru Onu yanında bulursun. Birşey istesen Allah'tan iste. Yardım istemek istediğinde yardımı Allah'tan iste. Şunu iyi bilki ümmeet sana bir yarar/fayda vermek için toplansa, Allah'ın sana yazdığından başkasını fayda veremezler. Yine sana zarar vermek için toplansalar, Allah'ın sana yazdığından başkasını zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı sahifeler kurudu/dürüldü." Ebu İsa (r.a.) Bu hadis hasan ve sahihtir. Ebvabu sıfat'ıl-Kıyameti: 4/76; Ahmed Müsned: 1/293; 1/303, 307.
[41] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572
[42] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572
[43] Nisa: 4/78.
[44] Al-i İmran: 3/159.
[45] Hac: 22/40.
[46] Behlul b. Bişr eş-Şeybani, Musul'lu lakabı Küsare'dir. Kırk kişiyle Irak valisi Halid'in üzerine yüz on dokuz senesinde gitti. Halid onlara seksenbin kişilik bir ordu gönderdi. Ancak Halid'in ordusu hezimete uğradı. Sultan Hişam b. Abdülmelik ile savaşmak üzere Şam'a doğru yola devam ettiler. Onlara karşı Irak, Cezire ve Şam'dan bir ordu hazırladı. Aralarında savaş çıktı. Behlul onlardan çok sayıda kişi öldürdü. Sonra kendiside öldürüldü. Bakınız: İbni Esirel-Kamil: 5/209-211.
[47] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/572-576
[48] Nesai Ebu Musa'nın hadisinden değilde Ebu'1-Yusr ve Ebu'l-Esved es-Sulmi'nin hadisinden rivayet etmiş. El-Mücteba, Kitab'ul İstiaze: 8/282-283.
[49] Risalet'ul-Kuşeyriyye: 1/350-352.
[50] Hicr: 15/2-3.
[51] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/576-578
[52] Bakınız: Esed'ul-Ğabe: 3/212-213. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/578-579
[53] O Ebu Ali Ömer b. İbrahim el-Ensari el-Evsi el-Maliki'dir.
Keşf uz-Zunün: 2/961.
[54] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/579-583
[55] Hakim Abdullah b. Mesud'un hadisinden rivayet etmiş ve, "İsnadı sahihtir" der. Zehebi de muvafakat etmiş. El-Mustedrek: 3/284.
İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/583
[56] Buhari Ebu Hureyre'nin (r,a.) hadisinden rivayet etmiş. Hubeyb (r.a.) şöyle diyordu:
"Müslüman olarak öldürüldükten sonra aldırış etmem. "Allah için ölümün hangi yön/taraf üzerine olacağına" Feth'ul-Bari, Kitab'ul-Meğazi: 7/308-309, H. no: 3989.
[57] Arapların başkanı demek. Şammas biat alan kafasının ortası traşlı hristiyanların üst başlarındahdır. El-Kamus: 2/224.
[58] Bakara: 2/224.
[59] Cum'a: 62/8.
[60] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/583-584.
[61] Bunu İbni Ebi Şeybe'nin Musannef inde bulamadım. İmam Ahmed Zühd'teRabi' b. Sa'd tarikiyle rivayet etmiş, s: 16-!7.
Zehebi, "Rabi' b. Sa'd neredeyse tanımıyor" Mizan'ul-İtidal: 2/40. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/584.
[62] İthaf us-Sade el-Muttakin'de: İbni Ebi'd-Dünya Kitab'ul- Mevt'te rivayet etmiş: 10/261. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/584.
[63] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.
[64] Hilyet'ul-Evliya: 5/186. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585
[65] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.
[66] Et-Tezkire: s. 30.
[67] Kitab'ur-Riaye li Hukukillah: s. 602. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.
[68] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585.
[69] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 1/585-586.
İslami Okul Okulların En Önemlisi