Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

26- CİHAD'DA SEVAP ANCAK SALİH NİYETLE OLUŞUR - Cihad - 29. Sayfa

26- CİHAD'DA SEVAP ANCAK SALİH NİYETLE OLUŞUR. NİYET ÇEŞİTLERİNİN AYRINTILARI: 2

Fasıl 8

Ücretle Savaşan Kimse. 16

Fasıl 17

Fasıl 18


26- CİHAD'DA SEVAP ANCAK SALİH NİYETLE OLUŞUR. NİYET ÇEŞİTLERİNİN AYRINTILARI:

 

Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Dikkat edin! Halis din sadece Allah'a aittir." [1] Yine şöyle buyuruyor:

"Onlar dini sadece Allah'a tahsis edip sadece ona ibadetle emrolundular. [2]

995- Ömer b. Hattab'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:"Rasulullah'tan (s.a.v.) şöyle işittim:

"Şüphesiz ki ameller niyetlere göredir"

Bir rivayette

"Niyetlere göredir  Herkes için niyet ettiği şey vardır. Kim ki Allah ve Rasulü için hicret ederse, o Allah ve Rasulü için hicret etmiş olur. Kim ki dünyalık elde etmek için[3] veya bir kadını nikahlamak için hicret ederse, onun hicreti, hicret ettiği şeyedir." [4]

Buhari Müslim ve diğerleri rivayet etmiştir.

 996- Ahmed ve başkalarının İbrahim b. Abid b. Rufaa’dan rivayet ettiğine göre ibni mes’ud’un arkadaşlarından ebu Muhammet ona resullulah’ın (s.a .v.  ) şöyle dediğini haber vermiştir

.”muhakkak ki ümmetimin şehitlerinin çoğunluğu yatak ehillerindendir “

iki saf arasında ölen nice kimseler vardır ki Allah onların niyetlerini daha iyi bilir.

”Bu hadis mürseldir.senedden İbni mesud’un düşürülmüş olması büyük ihtimaldir.Allah daha iyisini bilir.

997- Cabir b. Abdullah'tan (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmektedir:

"Bizler birçok gazvede Rasulullah'la (s.a.v.) birlikte idik. Şöyle dedi:

"Muhakkak ki Medine'de nice kimseler vardır ki, siz ne kadar yol alırsanız ve hangi vadiyi geçerseniz on­lar da sizinle beraberdirler. Fakat hastalık onları alıkoy­muştur.

"Bir rivayette

"Onlar da ecirde size ortaktırlar"[5]şeklinde geçmektedir. Müslim rivayet etmiştir.Muhammed'den rivayet etmiştir. Ebu Muhammed İbni Mes'ud'un arkadaşlarındandır.Heysemibu hadisi Mecmeuz Zevaid'deCihad bahsinde "İki saf ara­sında nice ölü vardır ki Allah onların niyetini en iyi bilir" babında 5/302 zikretmiştir. Heysemi diyor ki: "Ahmed böyle rivayet etti. İbni Mes'ud'un onu zikrettiğini görmedim. Sened'de İbni Luhey'a vardır. Onun hadisi hasendİr, içinde biraz zayıflık vardır". Fakat sahih olan görüş; onun hadislerinin mürsel ravilerinin ise sika olduklarıdır.

Münavi "Fethu'l-Kadir'de Suyuti'nin" bu hadis zayıftır şeklindeki gö­rüşüne işaret ettikten sonra musannifin bu hadisi İbni Mes'ud'dan riva­yetle Ahnıed'e nispet etmesinin iyi olmadığını söylemektedir. Çünkü Ah­med İbrahim b. Ubeyd b. Rufaa'dan, o da Ebu Muhammed'den rivayet etmektedir. Ebu Muhammed de İbni Mes'ud'un arkadaşlarındandır.İbn Hacer Fetih'te şöyle diyor: "Senedde geçen "O" zamiri İbni Mes'ud'a dönmektedir. Ahmet bu hadisi İbni Mes'ud'un Müsned'inde zik­retmektedir. Hadisin ravileri de güvenilirdirler." 2/430 No: 2218.

"Elbani bu hadisin zayıf olduğunu söylemektedir" Camiu's-Sağirin zayıflan 2/34 No: 1404. Bu hadis hakkında belirtilen görüşlerin en sahi­hi İbni Hacer'in görüşüdür. Bu hadisin ravileri de güvenilirdirler.İbni Mace- Cihadbahsinde, "özrün Cihad'dan alıkoyduğu kimseler" ba­bında 2/923 No: 272'de A'maş'tan Ebu Muaviye yoluyla rivayet etmiştir. [6]

998- Buhari, Enes'den (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Tebuk gazvesinden geri dönüyordu. Medine'ye yaklaşınca şöyle buyurdu:

"Muhakkak ki Medine'de bazı kavimler vardır ki, siz ne kadar yol alırsanız alın,[7]ne kadar vadi geçerseniz ge­çin, onlar da sizinle beraberdirler." Dediler ki:

"Ya Rasulallah! Onlar Medine'dedirler." Rasulullah(s.a.v.):

"Onlar Medine'dedirler, onları özür alıkoymuştur"

buyurdu.[8] Kurtubi şöyle diyor:

"Bu hadise göre, özür sahibine de, savaşan kimsenin ecri kadar ecir verilmesi gerekir. Deniliyor ki: İkisinin sevaplarının eşit olması muhtemeldir. Allah'ın fazlı geniştir. O'nun verdiği sevap, hak edilen değil Allah'ın fazlıdır. Al­lah doğru niyete karşılık verdiğini, işlenen fiile karşılık vermeyebilir. Başka bir görüşe göre; Özür sahibine ecri kat­lanarak verilmez. Ancak savaşana ecri katlanarak ve hemen verilir. Kurtubi diyor ki: Birinci görüş, bu hadise göre [9] ve Ebu Kebşe'nin rivayet ettiği:

"Muhakkak ki dünya dört çeşit insan içindir..." [10] hadise göre daha sahihtir. [11]

Kurtubi bunu

"Oturanlarla Allah yolunda Cihad edenler bir olmazlar" [12]

ayetinin tefsirinde zikretmektedir.Müellif şöyle diyor: Bu konu yirmi yedinci bölümde daha detaylı olarak anlatılacaktır. [13]

999- Buhari ve Müslim, Ebu Musa'dan şöyle rivayet et­mektedirler:

"Bir arap Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Bir adam ganimet için savaşır, biri anıl­mak için, biri de kendi konumunu görmek için savaşır. Hangisi Allah yolundadır." Rasulullah (s.a.v.):

"Kim ki Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır." buyurdu.[14]

1000-  Başka bir rivayette, Rasulullah'a (s.a.v.), cesa­ret, hamiyyet, ve riyakarlık için savaşanlardan hangisi Al­lah yolundadır? diye soruldu. Rasulullah (s.a.v.):

"Kim, Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Al­lah yolundadır" buyurdu. [15]

1001- Başka bir rivayette, bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) Allah yolunda savaşmayı sorarak şöyle dedi:

"Bir adam kızgınlığından savaşıyor, biri hamiyyet duy­gusundan savaşıyor." Rasululah ayağa kalkarak adama bak­tı ve şöyle dedi:

"Kim, Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Al­lah yolundadır.” [16]

1002- Ebu Davud şu hadisi rivayet etmektedir:

"Bir arap Rasulullah'a (s.a.v.) gelerek şöyle dedi: "Bir adam anılmak için, biri övülmek için, biri ganimet için, biri kendi konumunu görmek için savaşıyor" Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim, Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Al­lah yolundadır." [17]

1003- Abdullah b. Amr'dan gelen rivayete göre şöyle di­yor: [18]

"Ya Rasulallah! Bana savaş ve Cihad'dan haber ver" Rasulullah (s.a.v.):

"Ey Amr'ın oğlu Abdullah, eğer sonunu düşünerek, sabrederek savaşırsan, Alah da seni sabırlı ve güzel so­na kavuşmuş olarak haşreder. Eğer riyakar ve yaptığı­nı büyüterek savaşırsan, Allah ta seni riyakar ve yaptı­ğını büyüten olarak haşreder: Hangi hal üzerine savaşır­san ve öldürülürsen, Allah seni o hal üzerine haşre­der." [19]

Ebu Davud, Beyhaki ve Hakim rivayet etmiştir. Hakim, hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir. [20]

1004- Ebu Hureyre'den gelen bir rivayete göre, bir adam şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Bir adam Allah yolunda Cihad etmek­le beraber dünyalık ta elde etmek istemektedir". Rasulullah(s.a.v.):

"Onun için ecir yoktur" dedi. İnsanlara bu çok ağır geldi. Adama dediler ki:

"Rasulullah'a (s.a.v.) dön. Belki sen anlamamışsındır."Adam gelerek:

"Ya Rasulallah! Adam Allah yolunda Cihad etmekle beraber dünyalık da elde etmek istemektedir" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Onun için ecir yoktur" [21] dedi. İnsanlar yine:

"Rasulullah'a (s.a.v.) dön" dediler. Adam üçüncü sefer sorunca Rasulullah (s.a.v.) yine:

"Onun için ecir yoktur" buyurdu. [22]

Hadisi Ebu Davud, İbni Hibban sahihinde ve Hakim ri­vayet etmiştir. Hakim: Hadisin senedi sahihtir, demektedir. Hadiste geçen "araz [23] kelimesi: Kendisiyle kanaat getiri­len mal veya başka şeyler manasına gelmektedir. [24]

1005- Ebu Umame'den (r.a.) gelen rivayete göre, Ebu Umame şöyle diyor:

"Bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) gelerek şöyle dedi:

"Savaşan ve buna karşılık ecir ve övülmeyi bekleyen bir kimse hakkında ne dersin? Onun için ne vardır?" Rasulul­lah (s.a.v.):

"Onun için bir şey yoktur" buyurdu. Adam üç sefer tek­rar etti. Her seferinde:

"Onun için bir şey yoktur" cevabını aldı. Rasulullah (s.a.v.) sonunda şöyle buyurdu:

"Şüphesiz ki Allah amellerden sadece ihlash olanı ve onun rızası için yapılanı kabul eder. [25]

1006- İbni Abbas'dan gelen rivayete göre şöyle diyor:

"Bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle dedi:

"YaRasulallah! Ben öyle bir yerde duruyorum ki Allah'ın rızasını da istiyorum, benim konumumun görülmesini de." Rasulullah (s.a.v.) ona cevap vermedi, ta ki şu ayet ininceye kadar:

"Kim Rabbiyle karşılaşmak istiyorsa salih amel işle­sin ve ibadetinde Rabbine ortak koşmasın"  [26]

İbni Mübarek ve başkaları rivayet etmişlerdir. Tavus'un mürsel rivayetinde İbni Abbas yoktur. Hakim bitişik senedle rivayet etmiştir. Sahiheyn şartı üzerine sahih olduğu­nu söylemiştir. [27]

1007- Said b. Mansur süneninde Ferec b. Fadale'den, [28] Esed [29] b. Vedaa'dan [30] Ebu Bahriyye Essukuni'den [31] Ebu'd Derda'dan (r.a.) şöyle rivayet etmektedir: Rasulullah'a bir adam geldi ve şöyle dedi: [32]

1008- Yine Abdullah b. Vehb'den, Amr İbni Haris'ten, Yezid b. Ebi Habib'den, Ebun Nadr'dan [33] Amr b. Ubeydullah'dan[34] onun Abdullah b. Ömer'e şöyle sorduğunu rivayet etmektedir:

"Allah seni ıslah etsin. Savaşa çıkıyorum ve Allah rıza­sı için infak ediyorum. Ben böyle çıkıyorum. Savaş sırasın­da benim savaşmamın ve şiddetimin görülmesini istiyo­rum."Abdullah b.Ömer şöyle dedi:

"Ben seni riyakar bir adam olarak işitiyorum." [35]  

1009- Mürre'den [36] gelen rivayete göre Abdullah b. Mes'ud'un yanında bir topluluğu anarak onların Allah yolunda savaştıklarını söylediler Abdullah şöyle dedi:

"Durum sizin bildiğiniz ve gördüğünüz gibi değildir. İki taraf karşılaşınca meleler iner ve herkesi kendi konumuna göre yazarlar. Falan dünyalık [37] için savaştı. Falan mal için, falan Övülmek için.vb. savaştı. Falan da Allah rıza­sı için savaştı. Kim Allah rızası için savaşırsa, o cennet'tedir." [38]

İbni Mübarek Şube'den, o da Sedi'den [39] rivayet etmiştir. Hadis mevkuftur. [40]

1010- Hakim'in, Ebu İshak El Fezari yoluyla Ata b. Es Saib'den [41] naklettiğine göre Ata, Ebu Ubeyde b. Abdullah'ı [42] şöyle derken işitmiş:.

"Babam diyordu ki:

"Falan adam şehid olarak öldü diyerek şehadette bulun­maktan sakının. Adam hamiyetten, dünyalık için, intikam için savaşabilir. Ben sizin şahitliğinizi size haber vereyim. Rasulullah (s.a.v.) bir gün bir seriyye gönderdi. Fazla zaman geçmeden kalktı ve Allah'a hamd etti ve onu övdü, sonra şöyle dedi:

"Sizin kardeşleriniz müşriklerle karşılaştılar. On­lardan kimse kalmaymcaya kadar onları öldürdüler." Sonra da şöyle dediler:

"Ey Rabbimiz kavmimize habe­rimizi ulaştır. Biz Rabbimizden, Rabbimiz bizden razı ol­du." Ben onların size elçisiyim. Onlar Allah'tan, Allah ta onlardan razı oldu." [43]

Hakim şöyle diyor: îsnadı sahihtir. Ebu Ubeyde'nin ba­basından hadis işitmesi ihtilaflıdır. Müellif diyor ki babası Abdullah b. Mes'ud'dur. [44]

1011- İbni Mübarek'in sahih senetle rivayet ettiğine gö­re Ömer b. Hattab Rasulullah'ın (s.a.v.) mescidinde, Allah yolunda Cihad'a çıkıp helak olan bir seriyyeyi anan bir topluluğun yanına geldi. Onlardan bazıları:

"Onlar Allah'ın işçileridirler. Allah yolunda öldüler. Onların ecirleri Allah'a vacib oldu" diyordu. Bazıları:

"Allah onları daha iyi bilir. Onlar için niyetlendikleri şey vardır" diyordu. Ömer (r.a.) onları görünce:

"Ne hakkında konuşuyor sunuz?" dedi. Onlar:

"Şu seriyye hakkında konuşuyoruz. Kimisi böyle diyor. Kimisi şöyle diyor" Ömer (r.a.) şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki insanlardan bazıları vardır, dünyalık için savaşır, bazıları riyakarlık için, bazıları savaş aniden karşılarına çıktığı için ondan başkasını yapmazlar, ba­zıları da sadece Allah rızası için savaşırlar. İşte sonuncula­rı şehid olanlardır. Onlardan herbiri öldüğü hal üzere diril­tilir. Allah'a yemin olsun ki kimse kimsenin ne yaptığını bi­lemez. Bu adamın geçmiş ve gelecek günahlarının af edil­diğini bizler bilemeyiz."[45]Bu hadisi Hakim'de rivayet ederek isnadı sahihtir demiş­tir. [46]

1012- Ubade b. Samit'den (r.a.) gelen rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim Allah yolunda savaşırsa sadece bir deve yula­rına [47] niyet ederse, onun için niyet ettiği şey vardır." [48]

Nesai ve Hakim rivayet etmiş ve Hakim: İsnadı sahihtir demiştir. [49]

1013- Ya'la b. Münye'den [50] gelen rivayete göre şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) savaş için çağrıda bulunduğu sırada ben ihtiyar birisiydim. Hizmetçim yoktu. Ben de, bana yeterli olarak ücretli bir adam yanıma almak istedim... Karşılığında da ganimetlerden kendisine bir ok hissesi vereceğimi söyledim. Se­fer yaklaştığı zaman adam bana geldi ve şöyle dedi:"Oklar nedir, benim okuma ne isabet eder bilmiyorum." Bana belli bir şey söyledi. Ben de ona üç dinar vereceğimi söy­ledim. Ganimetler gelince ona bir ok ayırmak istedim ama, di­narlar aklıma geldi. Rasulullah'a (s.a.v.) geldim ve adamın du­rumunu anlattım. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bu gazvede dünya ve ahiretlik olarak sadece söylediği dinarlarından başka bir şey onun için bulamıyorum." [51]

Ebu Davud, Beyhaki, Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim diyor ki:

"Hadis, Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir". Seneddeki Yahya b. Ebu Amr Essibani [52] sika'dır. Fakat Buhari ve Müslim onun hadislerini rivayet etmemişlerdir. [53]

1014- Ebu Acfa Essilmi'den [54] gelen rivayete göre şöyle diyor:

"Ömer'i şöyle derken işittim:

"Sizin savaşlarınızda ölen veya öldürülen başkalarıda var­dır ki, onlar hakkında: "Falan şehid olarak öldürüldü veya şehid olarak öldü" diyorsunuz. Belki de hayvanın acizliği ona ağır gelmiştir, veya ticaret maksadıyla gitmiştir. Siz bun­ları söylemeyin. Rasulullah'ın (s.a.v.) dediği gibi söyle­yin:

"Kim Allah yolunda ölür veya öldürülürse, o Cen­net'ted ir." [55]

Hakim rivayet etmiş ve "isnadı sahihtir" demiştir. [56]

1015- Ebu Hureyre'den gelen rivayete göre Amr b. Ekyeşin [57] cahiliyyede bir putu vardı. Onu almadan müslüman olmayı kerih görüyordu. Uhud günü geldi ve:

"Amcamın oğulları nerede?" dedi:

"Uhud'da" dediler. Üstünü giyindi, atına bindi ve onla­ra doğru yola çıktı. Müslümanlar onu görünce:

"Ey Amr! bize yaklaşma" dediler- Amr:

"Ben iman ettim" dedi. Yaralanıncaya kadar savaştı. Yaralanınca ehlinin yanına götürüldü. Sa'd b. Muaz yanına gelerek kızkardeşine şöyle dedi:

"Sor bakalım, kavmini korumak için mi, onlara kızdığın için mi, yoksa Allah ve Rasulu için kızdığından dolayı mı savaştın?" Amr:

"Allah ve Rasulu için kızdığımdan dolayı." dedi. Öldü ve cennete girdi. Allah için bir vakit namaz bile kılmamıştı. [58] Ebu Davud ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim isnadı­nın sahih olduğunu söylemektedir. [59]

1016- Muaz b. Cebel'den (r.a.) gelen rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Gazve iki çeşittir. Kim Allah rızası için savaşırsa, îmamına-itaat edip, infak ederse, ortağına kolaylık gös­terip, fesattan kaçınırsa, onun uykusu, uyanması hepsi ecirdir. Kim de övünme, riya ve gösteriş için savaşırsa, imamına isyan edip yeryüzünde fesad çıkarırsa, şüphe­siz o aynı şekilde dönmez." [60]

Ebu DaVud itfesen senedle, Nesai ve Hakim rivayet etmiş­lerdir.

Hakim diyorki: "Müslim'in şartıyla sahihtir." Hadis­te geçen ortak kelimesi" yolda kendisine eşlik eden işçisi manasınadır. [61]

1017- Ebu Hureyre'de'n gelen rivayete göre şöyle di­yor: "Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işittim:

"Kıyamet gününde hakkında hüküm verilecek ilk ki­şi şehid olandır. Getirilir, nimetleri kendisine gösterilir ve o da onları tanır. "Bunlarla ne yaptın?" der. Der ki: "Senin yolunda şehid oluncaya kadar savaştım." AllahuTeala: "Yalan söyledin. Sen "cüretli kimsedir" denil­mesi için savaştın. Bu da söylendi." Sonra emredilir ve yüzüstü sürülerek ateşe atılır. Sonra ilim öğrenen, öğre­ten ve Kur'an okuyan kimse getirilir. Nimetleri ona gös­terilir ve onları tanır. Allahu Teala: "Onlarla ne yaptın" der. Adam: "İlim öğrendim, öğrettim ve senin için Kur'an okudum" der. Allahu Teala: "Yalan söyledin. Sen "alimdir ve Kurra'dır" denilmesi için ilim öğrendin ve Kur'an okudun. Bunlar da söylendi." Sonra emredilir ve yüzüstü sürülerek ateşe atılır. Sonra Allah'ın kendisine genişlik ve çeşitli mallar verdiği kimse getirilir. Nimet­leri getirilir ve birbirlerini tanırlar. Allahu Teala: "Bun­larla ne yaptın?" der. Adam: "Senin infak edilmesini is­tediğin bütün yollarda senin için infak ettim" der. Alla­hu Teala: "Yalan söyledin. Sen "cömerttir" denilmesi için bunu yaptın. Bu da söylendi." Sonra emredilir ve yüzüs­tü sürülerek ateşe atılır." [62]

Müslim, Nesai ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim diyor ki:

"Hadis Buhari ve Müslim'in şartları üzerine olmasına rağ­men Buhari rivayet etmemiştir." [63]

1018- Hakim sahih rivayetinde şöyle diyor:

 "İnsanlardan ateşe ilk atılanlar üç tanedir: Kurra'dır denilmesi için Kur'an okuyan,..." Hadisin gerisini aynı şekilde nakletmektedir. [64]

1019- Tirmizi'nin "hasen'dir" deyip rivayet ettiği, İbni Huzeyme ve İbni Hibban'm sahihlerinde Velid b. Ebul Velid Ebu Osman El Medeni'den [65], o da Akabe b. Müs­lim'den [66], o da Şufey el İsbahi'den [67] rivayet ettiğine göre Şufey Medine'ye girdiği sırada bir adamın başında insanların toplandığını görür şöyle der:

"Bu kim?"

"Ebu Hureyre" derler. Şufey diyor ki:

"Ona yaklaştım, yanına oturdum. O insanlarla konuşuyor­du. Susup etrafı boşalınca ona şöyle dedim:

"Hak için sana soruyorum, sende bana Rasulullah'tan (s.a.v.) duyduğun, anlayıp ve öğrendiğin bir şey bana cevap verir misin?" Ebu Hureyre:

"Yaparım" dedi."Sana öyle bir hadis söyleyeceğim ki onu Rasulullah'tan (s.a.v.) duydum, anladım ve öğrendim." Sonra Ebu Hurey­re hıçkırmaya başladı. Uzan bir müddet kaldık kendine ge­lince:"Rasulullah'ın (s.a.v.) bu evde bana söylediği bir hadi­si sana söyleyeceğim. Burada Rasulullah (s.a.v.) ve benden başka kimse yoktu." Sonra yine hıçkırdı. Sonra kendine geldi ve yüzünü sildi şöyle dedi: "Yapacağım bu evde ben ve ondan başka kimsenin olmadığı bir zamanda Rasulul­lah'ın (s.a.v.) bana söylediği bir hadisi sana söyleyece­ğim." Sonra Ebu Hureyre şiddetli bir şekilde hıçkırmaya baş­ladı. Sonra yüzüstü eğildi. Uzun müddet onu tuttum. Son­ra kendine geldi ve şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

"Kıyamet gününde Allahu Teala kulları arasında hükmetmek için iner. Bütün ümmetler [68] dizüstü çök­müşlerdir. [69] İlk çağrlacaklar; Kur'an-ı ezberleyen bir adam, Allah yolunda öldürülen biri ve malı çok olan biridir. Allahu Teala Kur'an okuyucusuna: "Rasulü'me indirdiğimi sana öğretmedim mi?" der. Adam: "Evet ya Rabbi!" der. Allahu Teala: "Sana öğrettiğimle ne yaptın?" der. Adam: "Gece ve gündüz onunla amel eder okurdum" der. Allahu Teala: "Yalan söyledin" der. Me­leklerde: "Yalan söyledin" derler. Allahu Teala: "Sen "falan Kürra'dır" denilmesini istiyordum. Bu da söylen­di." Mal sahibi getirilir. Allahu Teala: "Başkalarına muhtaç olmayacak şekilde sana genişlik vermedim mi?" der. Adam: "Evet ya Rabbi!" der. Allahu Teala: "Sana verdiklerimle ne yaptın?" der. Adam: "Akrabayı göze­tir ve dağıtırdım" der. Allahu Teala: "Yalan söyledin" der. Melekler de: "Yalan söyledin" derler. Allahu Teala: "Sen falan cömerttir" denilmesini istedin. Bu da söylen­di." Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allahu Teala: "Niçin öldürüldün?" der. Adam: "Ya Rabbi sen yolunda cihad etmeyi emrettin. Ben de öldürülünceye ka­dar savaştım." Allahu Teala: "Yalan söyledin" der. Me­lekler de: "Yalan söyledin" derler. Allahu Teala: "Sen "falan cesaretlidir" denilmesini istedin. Bu da söylendi.

"Sonra Rasulullah (s.a.v.) dizlerime vurdu ve şöyle dedi:

"Ey Ebu Hureyre bu üçü kıyamet gününde ateşin tu­tuşturulacakları ilk mahluklardır." [70]

Velid b. Osman el Medini [71] şöyle diyor:

"Akabe bana şöyle dedi: Muaviye'nin ki: A'la b. Ebu Ha­kim [72] dedi ki:

"O Muaviye'nin yanında kılıçlı idi. Bir adam Muavi­ye'nin yanına girdi ve Ebu Hureyre'den bu hadisi ona nakletti. Muaviye şöyle dedi:

"Onlara bu yapılıyor. İnsanların geri kalanlarına ne yapıyor?" Sonra Muaviye ağladı. Ta ki onun helak olacağını sandık:

"Bu adam bize şer ile geldi" dedik. Sonra Muaviye ken­dine geldi ve yüzünü sildi. Sonra şöyle dedi:

"Allah ve Rasulü doğru söylüyorlar:

"Kim ki dünya ve ondaki süsleri isterse, onlara dün­yada amellerinin karşılığını veririz. Dünyada onlara haksızlık yapılmaz. İşte onlara ahirette sadece ateş var­dır. Dünyada yaptıkları boşa gitmiştir. Amelleri batıl olmuştur.” [73]

Hadiste geçen "Neşeğe" kelimesi: bayıltacak kadar hıç­kırmak manasına gelmektedir. Ebu Ubeyd diyor ki:

"İnsan bunu arkadaşına olan iştiyakı ve onun için üzülmeden dola­yı yapar." [74]

Hadiste geçen "ceriun" kelimesi; önde giden cesaretli ma­nasınadır. [75]

 

Fasıl

 

Büyük kurtuluş, üstün kar, nimet ve mutluluk diyarından Allahu Teala'ya yakınlık ibadette ihlas ve Allah rızasını kast etmekle oluşur. Bununla beraber ameller çeşitlidir. Yakın­lık değişik yollarladır. İbadet ve itaatin sebepleri yok olsa da, çeşitli ibadetlerin sahiplerinin maksatları değişik olsa da, ibadette riya ve nifak'ın kokusu bulunsa da, sahiplerinin o ibadeti başka bir zamanda ihlasla yapmaları mümkündür. Bu hataları telafi edecek bir ameli başka bir zamanda yapması mümkündür. Kişi hayatta olduğu müddetçe Allah'a tevbe et­mesi mümkündür. Ancak savaşta böyle bir şekilde hayatı­nı kaybeden kişinin durumu farklıdır. Onun için sadece Rabbinin rızası lazımdır. Aksi taktirde şiddetli bir vebal altında kalır. Nefsini kaybeden kimse, kendisiyle kazanç el­de edeceği bir başka nefis bulamaz. Kim sonunu ifsad eder­se, güzelleştireceği başka bir sona sahip olamaz. Ana serma­yeyi kaybeden, karıda zararı ona kaybetmiş demektir. Öldü­rülen kimse ya nimet ve şerefe kavuşur veya zorluk ve re­zilliğe girer. Madem ki durum böyledir, o zaman Cihad'da ve kısımlarında niyeti netleştirmek gerekir. Bu konudaki hükümleri açıklığa kavuşturmak gerekir. Allah sevabı ilham edendir.Cihad da maksatlar çeşitlilik arzettiğinden, ondaki niyet­ler de çeşitlilik arzeder. Bu niyet ve maksatlardan başlıcalarını ve çoğunlukta olanını burada zikredelim. Cihad edenlerden bazıları Cihad'ında Allah'ın rızasını kast eder. Allah bunu emrettiği için onun ahiretteki ceza ve mükafatına bakmaksızın sırf emir olduğu için yapar. Böy­le durumda olanlar çok nadirdir.

Bu çeşit niyetle ilgili olarak Ebu Muzaffer b. El Cevzi "Cevheretü'z-Zaman" adlı kitapta Abbas b. Yusuf'tan şunu rivayet ediyor: "Mesiretü'l-Hadim şöyle diyor:

"Bazı savaş­larda savaşıyorduk ki bir genç sağ tarafa yüklenip orayı dağıtıyor, sol tarafa hücum edip orayı da dağıtıyor ve mer­keze hücum edip ikiye bölünceye kadar oraya saldırıyordu. Sonra şöyle diyordu:

"Mevlana beslediğin zannı güzelleştir- Bu temenni etmekfe olduğun şeydir. Ey cennet hurileri bizden uzak durun-Senin için savaşmadık ve öldürülmedik. Fakat biz efendimi­ze iştiyak duyduk- O bizim gizlimizi açığımızı bilir." Son­ra hücum ederek şöyle diyordu:

"Ben ümit ediyordum ve ümidim kaybolmadı ki bu günkü şiddetim ve yorgunluğum kaybolmasın. Ey şu köşk­leri oyunlarla dolduran sen olmasaydın iyi olmazdı, sevinç­te güzel olmazdı." Sonra yine hücuma kalktı ve düşmandan çokça kişiyi öldürdü ve geri dönerek yine hücuma kalktı ve şöyle diyordu:

"Ey benim oyuncağım ebedilik dur ve dinle- Senin için savaşmadık, dur ve geri dön sonra Cennet'e geri dön ve ça­buk ol- ümid etme, ümid etme, ümid etme!" Sonra hücuma kalktı, savaştı ve öldürüldü.

"Bazılarını ise Allah kelimesini yüceltmeye olan hırs, îslam-i gayret ve küfür kelimesini ve ehlini yok etme hırsı Ci-had'a teşvik eder. Bu iki çeşit niyetin doğru olduğunda şüphe yoktur. Bun­larla Allah katında kurtuluşa erilir. Kişinin amelini o anda saklamaya çalışması, ahirette yaptığı amele karşı alacağı mü­kafata sevinmemesi bu niyetteki ihlasma delalet eder. Yap­tıklarından bir şeyin anılmasından hoşlanmaması orada öldürülürse hesabını Allah'a bırakması, Allah'ın bilmesiyle ye­tinip başkasının farkına varmasından hoşlanmaması ve ba­şına gelenleri Allah katında kendisine mükafat sayması bu niyetlerin sıhhatine işaret eder. Bazıları da Cihad ile Cenneti, sevabını, hurilerini, ateş ve azabından kurtuluşu, etem verici cezadan kurtuluşu kast ederler. Bundan başkasını kastetmezler. Bu çeşit niyet ço­ğunlukta olan çeşittir. Bazıları, bu çeşit niyetin şehitlik rüt­besine kavuşmak için yeterli olmayacağını söylemektedir­ler. Fakat sahih olan görüş; bu çeşit niyetin şehitlik rütbe­sine kavuşmak için yeterli olacağı, sahibinin Cennet'le kur­tuluşa erenlerden olacağı görüşüdür. Yediyüz doksanbeş veya altı da bazı hocalarımıza sordum ve bu cevabı aldım. Bu niyetin sahih olduğuna, Allahu Teala'nın Kur'an'da, Cihad edenleri Cennet'le teşvik etmeside delalet etmekte­dir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Allah mü'mini erden canlarınım ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır."  [76]

Başka bir ayette şöyle diyor:

"Ey iman edenler! Sizlere elem verici bir azaptan kurtarıcı bir ticareti haber vereyim mi? Allah'a ve Rasulü'ne iman edeceksiniz. Allah yolunda canlarınız ve mallarınızla cihad edeceksiniz. İşte eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. Sizin günahlarınızı affeder ve sizle­ri adn Cennet'inde güzel meskenlere, altından ırmaklar akan Cennet'lere koyar. İşte bu büyük kurtuluştur." [77]

 Bu konudaki ayetler çoktur. Aynı şekilde Rasulullah'ta (s.a.v.) şu hadisiyle Cihad'a teşvik etmekte ve karşılığında Cenneti va'd etmektedir: [78]

1020- "Kim bir devenin üzerinde Allah yolunda Cihad ederse, ona Cennet vacip olur." [79]

1021- "Allah'ın sizleri affedip Cennete koymasını is­temez misiniz? Allah yolunda savaşınız." [80]

Daha önce geçen ve ileride gelecek olan hadisler buna de­lalet etmektedir.İmam Takıyüddin b. Dakikil İyd "Şerhil Umde" de şöy­le diyor:

"Allah'ın sevabını, ebedi nimetleri istemek için cihad eden, Allah yolunda cihat etmektedir. Sahabenin yaptıkla­rı da buna şahitlik etmektedir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle der­ken işitilmiştir: [81]

1022- "Haydi genişliği yer ile gök arası olan Cennete kalkınız." [82]

Elindeki hurmaları atmış ve öldürülünceye kadar savaş­mışlardır. Bu olayın dış görünüşüne göre sahabi Cennet sevabı için savaşmıştır." [83]

Müellif şöyle diyor: "Şeriat cennet için yapılan amelle­rin sahihliğine dair hükümlerle doludur. [84]

1023- Nesai ve başkalarının kendileriyle hadis sıhhatine delil getirdikleri senedle Abdürrezzak Şeddad b. Had'dan (r.a.) [85] şunu rivayet etmektedir:

"Araplardan biri Rasulullah'a (s.a.v.) gelerek iman etti ve ona tabi oldu. Sonra şöyle dedi:

"Seninle hicret edeyim." Rasulullah (s.a.v.) ona bazı ar­kadaşlarını tavsiye etti. Hayber savaşı olunca Rasulullah (s.a.v.) ganimetleri paylaştırırken ona da bir pay ayırdı. Onun payına düşeni arkadaşlarına verdi. O adam arkadaş­larına çobanlık yapıyordu. Gelince payını ona verdiler

.Bu ne?" dedi:

"Rasulullah'm (s.a.v.) sana ayırdığı pay" dediler.

Payı­nı alarak Rasulullah'a (s.a.v.) geldi:Hakim- Mari'fetü's-Sahabe: 3/426 Ebu Nadr Süleyman b. Muğire yo­luyla rivayet etmiştir. Hakim, hadisin Müslim'in şartı üzere sahih söyle­miş, Zehebi de ona uymuştur. İbni Sa'd, Tabakat: 2/25 İkrime yoluyla rivayet etmiştir.Beyhaki- Siyer, iki iyilikten birini umarak ölüme kendini arzedip (dün­yadan) beraat etme bölümü: 9/43 Muhammed b. İshak es-Sanani ve Ebu Nadr yoluyla hadisin benzerini rivayet etmiştir."Bu ne?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Sana ayırdığım pay" [86] dedi. Adam:

"Bunun için sana tabi olmadım. Ben buramdan (boğazı­nı işaret ederek) bir okla vurulup ölmek ve Cennete girmek için sana tabi oldum" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Eğer sen Allah'ı doğrularsan, Allah ta seni doğru­lar'

dedi. Az bir müddet kaldılar. Sonra düşmanla savaşa gittiler. Onu Rasulullah'a (s.a.v.) getirdiler. İşaret ettiği yerden vurulmuş ve taşınıyordu. Rasulullah (s.a.v.):

"Bu o mu?" diye sordu:

"Evet" dediler. Rasulullah (s.a..v):

"O Allah'ı doğruladı, Allah ta onu doğruladı"

bu­yurdu. Sonra onu önüne alarak namazını kıldı. Cenaze na­mazında şu sözün söylendiği kişidir:

"Allah'ım bu senin kulundur. Yolunda hicret etti ve şehid olarak öldü. Ben buna şahidim." [87]

Adam Cennetten başka bir şey istemediğini söylemesi­ne rağmen Rasulullah'ın (s.a.v.) onun şehidliğine şahitlik et­mesine bak. Eğer bu niyet doğru olmasaydı, adam söyledi­ği zaman Rasulullah (s.a.v.) onu başka niyete iletirdi.[88]

1024- İmam Ahmed, Ebu Davud, îbni Hibban'ın sahibin­de İbni Mes'ud'dan rivayet ettiklerine göre şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

"Rabbimiz, Allah yolunda savaşan bir adamın duru­mundan hoşlanır. Adamın arkadaşları yenilgiye [89] uğ­rarlar. Adam başına gelecekleri anlar, geriye döner, kan akitılıncaya kadar savaşır. Allahu Teala meleklerine şöyle der: "Kuluma bakın. Katımda bulunanlara rağbe­timden, yanımda bulunanlara isteğinden geri döndü. Kanı akıtılıncaya kadar savaştı." [90]

1025- İbni Mübarek, Ahmed iyi bir senedle, Taberani, îb­ni Hibban sahihinde Utbe b. Abdus Silmi de (r.a.) rivayet et­tiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ölüler üç çeşittir. Nefsiyle, malıyla Allah yolunda sa­vaşan, düşmanla karşılaştığında öldürülünceye kadar onlarla savaşan mü'min kimse. Bu kişi şehiddir. Allah'ın Arş'ının altında Cennetle nimetlenir. Peygamberler bi­le peygamberlik derecesinin dışında başka bir şeyle onu geçemezler. Başka biri nefsine, hatalar ve günahlarla haksızlık yapmıştır. Nefsiyle mücadele eder. Canı ve malıyla Allah yolunda mücadele eder. Düşmanla karşılaşınca öldürülünceye kadar onlarla savaşır. Bu kişi temizlenmiş[91] hata ve günahları silinmiştir (kılıç hataları yok edicidir) Cennetin istediği kapısından girer Cennetin se­kiz kapısı vardır. Cehennemin ise yedi kapısı vardır. Bazısı bazısından daha iyidir. Diğer biri ise münafıktır. Canı ve malıyla mücadele eder. Allah yolunda düşman­la karşılaştığı zaman öldürülünceye kadar savaşır. Bu adam ateştedir. (Kılıç nifakı silemez). Hata ve günahlarından dolayı nefsinden korkan ve savaşan ikinci adama bak. Günahları onu kuşatmışken Allahu Teala onu na­sıl affediyor ve adam Cennete giriyor." [92]

1026- Enes (r.a.) hadisinde Rasulullah (s.a.v.) Bedir gü­nü şöyle dedi:

"Genişliği yer ile gök arası kadar olan Cennete kalkı­nız."

Umeyr b. Himam şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Genişliği yer ile gök arası kadar olan Cennet mi?"

"Evet" dedi."Vay vay" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Vay vay demene sebep ne?" dedi. Adam:

"Hayır ya Rasulullah! Başka bir sebep yok. Sadece oranın eh­linden olmayı ümid etmemdir" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Sen oranın ehlindensin" buyurdu. Torbasından biraz hurma çıkarmış yiyordu. Sonra şöyle dedi:

"Ben bu hurmalarımı yemek için mi yaratıldım. Bu çok uzun bir hayat" sonra elindeki hurmaları fırlattı ve düşmanla ölünceye kadar savaştı. [93]

Müslim rivayet etmiştir. [94]

1027- İbni Mübarek bu hadisi şöyle naklediyor:

"Rasulullah (s.a.v.):

"Vay vay sözünle neyi kasdettin?" dedi. Sahabi:

"Ya Rasulallah! Anladım ki eğer ben oraya girersem, ora­da benim için genişlik vardır" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" dedi. Adam şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Benimle onun arasında ne kadar var?" Rasulullah (s.a.v.):

"Şu kavme saldırman ve Allah'ı tasdik etmendir" dedi. Adam elindeki hurmaları attı ve

"Dünya yiyeceklerinden sıyrıl" dedi ve ilerledi. Öldürü­lünceye kadar savaştı.[95]

.1028- İbni İshak siretinde bu hadisi şöyle naklediyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Bedir günü insanların karşısına ge­çerek onları teşvik etti şöyle dedi:

Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ede­rim ki bu gün kim sabreder, direnir, sevabını Allah'tan isteyerek sırtını dönmeden savaşır ve öldürülürse muhak­kak Allah onu Cennete sokar." [96]

Umeyr b. Himam -elindeki hurmaları yerken. "Vay vay, benimle Cennete girmem arasında şunlarm beni öldürmesi mi var?" Sonra elindeki hurmaları attı ve kılıcını eline aldı. Öldürülünceye kadar onlarla savaştı."

İbni Akabe [97] bu sahabinin savaşlarında onun o gün müslümanlardan ilk ölen kişi olduğunu zikretmektedir. [98]

Bu hadiste Umeyr (r.a.), Cennete girme umuduyla savaş­maktadır. Rasulullah (s.a.v.) da onun Cennet ehlinden oldu­ğuna şahitlik etmektedir. [99]

1029- Hakim'in Enes'den (r.a.) rivayet ettiğine göre; siyah bir adam[100] Rasulullah'a (s.a.v.) gelerek şöyle dedi;

."Ya Rasulallah! Ben siyah bir adamım. Koltuk altlarım kokar ve malım yoktur. Eğer ben şunlarla ölünceye kadar sa­vaşırsam ben neredeyim?" Rasulullah (s.a.v.):

"Cennette" buyurdu. Adam öldürülünceye kadar sa­vaştı. Öldürülünce Rasulullah'a (s.a.v.) getirildi. Rasulullah (s.a.v.):

"Allah yüzünü beyazlattı, kokunu güzelleştirdi ve malını çoğalttı" buyurdu. [101]

Bu şekildeki çokça hadis inşallah ileride gelecektir. İs­teyen onları da okusun. Tevfik Allah'tandır.

Bu üç niyet maksada kavuşmak için yeterlidirler. Ebedi­lik yurduna kefildirler. Ancak sonuncu niyet birinci ve ikin­ciye nispetle kabul konumundadırlar.

İkinci niyetin sahip­lerinden caiz olan bir şekilde savaştan kaçıp Öldürülürler. Üçüncünün rütbesindedirler. Aynı şekilde birinci ve ikinci [102] niyet sahiplerinden kaçmadan ağırdan alan birinci niyet sa­hibinin, yüzünü dönen üçüncü niyet sahibinden [103] daha fazi­letli olma ihtimali de vardır.

1029-Taberani'nin Cüveybir [104] yoluyla Dahhak'dan,[105] onun da İbni Abbas'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah yolunda yüzünü dönmüşken öldürülen, sırtı­nı dönmüşken öldürülenden yetmiş derece daha efdaldir." [106]

Kimisi de vardır ki savaş zorlaştığı zaman yüzünü döne­rek savaşmaya başlar. Ancak nefsini savunmadan başka ni­yeti yoktur. Böyleleri üçüncü niyet sahiplerinin rütbesine ya­landırlar. Onlar gibi değildirler. Şehid olurlar. Çünkü yol ke­senlere karşı nefsini savunan ve Öldürülen kimse şehiddir. Düşman kılıçlarıyla öldürülen kimse nasıl şehid olmaz. O kimse hüküm ve fazilete şehid'dir.

Savaşçılardan; teslim olduğunda hayatta kalacağını bilen, teslim olduğunda öldürüleceğini bilenden daha faziletlidir.Savaşta haram olan bir şekilde sırtını dönerek kaçarken öldürülen kimse şehid değildir. Ancak ona da bu dünyada şe­hid muamelesi yapılır. [107]

1030- Müslim'in Ebu Katade'den (r.a.) [108] rivayet ettiği­ne göre Rasulullah (s.a.v.) ayağa kalmış ve şöyle demiştir:

"Allah'a iman ve Allah yolunda Cihad, amellerin en faziletlileridirler." Bir adam kalkıp şöyle der:

"Ya Rasulallah! Eğer Allah yolunda öldürülürsem, hata­larıma kefaret olur mu?" Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Evet. Eğer Allah yolunda sabrederek, sevabını Al­lah'tan bekleyerek yüzünü dönüp sırtını dönmeden öldürülürsen olur." Sonra şöyle dedi:"Nasıl dedin?" Adam:

"Eğer Allah yolunda öldürülürsem hatalarıma kefaret olur mu?" dedi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu

"Evet. Sabreder, sevabını Allah'tan bekler, yüzünü dönüp sırtını dönmezsen kefaret olur. Ancak din hariç. Cebrail bana bunu söyledi." [109]

Bu hadis sırtını dönüp kaçması caiz olmayacak şekilde kaçarken öldürülen kişinin şehid olmadığına delalet etmek­tedir. Bilakis Allahu Teala'nm şu ayetiyle Allah'ın gazabıyla hüsrana uğramıştır:

"Kim ki onlara öyle bir günde (yine savaşmak için bir yana çekilen veya bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında) arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri Cehennem'dir. Ne kötü bir gidiş yeridir orası." [110]

Bunun şehidlik mertebesiyle kurtuluşu nerede? Bunun için Rasulullah (s.a.v.) duasında şöyle buyuruyor: [111]

1031- "Ya Rabbi! Senin yolunda sırtımı dönerek ödürülmekten sana sığınırım."

[112]Nevevi, Müslim'in şerhinde şöyle diyor:

"Şehidler üç kısımdır. Dünya ve ahirette şehid olanlar. Ahirette şehid olup dünyada şehid hükümleri uygulanmayan­lar. Dünyada şehid hükmü uygulanıp ahirette şehid olmayan­lar. Bu sonuncusu ganimetlerde hile yapan veya sırtını dön­müşken öldürülendir." [113]

Kimisi de vardır ki savaşta müslürnanların sayısının çok görünmesi için Cihada çıkar. Öldürme veya öldürülme ni­yeti yoktur. Böyle kimseler öldürülürlerse şehid'dirler. Çünkü kim bir topluluğun sayısını çoğaltırsa, o onlardandır. [114]

1032-  Bezzar, Beyhaki Şuab'da, İsfehani terğib'de Enes'den (r.a.) şöyle rivayet ediyorlar

"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şehidler üç çeşittir. Canıyla, malıyla Allah yolunda çıkan, fakat savaşmak veya öldürülmek niyetinde ol­mayan kimse, sadece müslümanlann sayısını çoğaltmak istemektedir. Bu kişi eğer bu yolda ölür veya öldürülürse bütün günahları affedilir. Kabir azabından kurtu­lur, korkudan emin olur, hurilerle evlendirilir, kera­met süsüyle süslenir ve başına vakar ve ebedilik tacı konur." [115]

Hadisin devamı şehidler bölümünde inşaallah gelecektir.Bazıları da vardır ki Cihad etmekten maksadı Allah rıza­sı ve ganimet elde etmektir. Böyle bir kimse sadece Ciha­da çağrılsa, gücünü toplar ve Cihada çıkar. Öyleki ganimet alınacak malları olmayan bir topluluk ile savaşmaya çağrıl­sa, Cihaddan geri kalmaz. Ancak biri fakir, diğeri zengin iki toplulukla Cihada çağrılırsa ganimet ümidiyle zengin top­lulukla savaşa iştirak etmeyi ister. Böyle bir niyet hakkın­da selefin imamları ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bu niyetin fasid olduğunu, sahibinin ahiret ameline dünyalık işini karış­tırdığı için cezalandırılacağını söylemektedirler

.Bazıları da bu niyetin sahih olduğunu söylemektedir­ler. Sahih olan görüş te budur. Ebu Hamid Gazzali'de bu gö­rüştedir. Gazzali İhya(nın "iyiliği emretme" konusunda şöyle diyor:

"Bana göre savaşçıların ganimeti çok olan ile ganimeti az olan iki topluluğun arasını ayırmamaları gerekir. Ancak eğer böyle bir ayırıma giderlerse, Cihad sevaplarının top­tan yok olması[116] uzak bir görüştür. Bilakis adaletli olan gö­rüş şudur: Savaşa çıkmanın asıl faktörü Allah kelimesinin yüceltilmesi ise ve ganimete rağbet etme sonradan gelen bir faktör ise, öyleki ganimetin olmaması durumunda Cihad terk edilmiyorsa böyle bir niyetle sevaplar yok olmaz. Evet böyle bir niyet,, kalbin ganimete iltifat etmemesi durumuna eşit değildir. Ganimete rağbet etmek şüphesiz bir eksiklik­tir." [117]

Bundan anlaşıldığına göre Gazzali'ye göre bu niyet sa­hihtir. Bu niyetle öldürülen kimse şehid'dir. Ancak ilk üç çe­şit niyet sahiplerinden derece olarak daha düşüktür.Kurtubi'de bu niyetin sahih olduğunu seylemektedir. Tefsirinde şöyle diyor:

"Rasulullah'm (s.a.v.) Ebu Süfyan'ın kervanıyla karşı­laşmak için Medine'den çıkışı, ganimet için çıkışın cevazı­na delalet etmektedir. Çünkü helal bir kazançtır. Malik'in bu konuda kerih görerek belirttiği görüş kabul edilmez. Malik şöyle diyor:

"Bu dünyalık için yapılan bir savaştır. Hadise göre sade­ce Allah kelimesi üstün olsun diye savaşan kimse Allah yolundadır. Ganimet için savaşan değil. Bundan maksat eğer savaş, dinin herhangi bir payı yoksa ve sadece ganimet için yapılmışsa bu Allah yolunda değildir." [118] Kurtubi'nin ge­tirdiği bu delil, bu konuda güzel bir delildir. Ebu Süfyan b. Haris Şam'dan kervanla dönünce ki kervanda Kureyş'in [119] mallan, ticaret eşyaları ve otuz adamları -İbni Akabe'ye göre yetmiş adamları- vardı, kervanda bin deve vardı, Ra-sulullah (s.a.v.) bunu işitince müslümanları kervan için ça­ğırdı şöyle buyurdu:

"İşte Kureyş'in kervanı. Onda Kureyş'in malları var. Onun için çıkınız. Umulur ki Allah onu sizlere verir."

İnsanlar hızla buna koştular."Büyük Bedir savaşı hakkındaki hadis. [120] Yine aynı şekilde Rasulullah (s.a.v.) Zeyd b. Harise'yi, kervanı rahatsız etmesi için göndermiştir. İbni Sa'd'ın riva­yetine göre kervanda Safvan b. Ümeyye, [121] Hatib [122], b. AbduIuzza [123], Abdullah b. Ebi Rabia [124] ve onlarla beraber çokça mal gümüş ve otuz b. dirhem miktarı para vardı. Kervanın reh­beri Furatb. Hayan [125] idi. Kervanın ileri gelenleri öldürül­dü ve kervan alınarak Rasulullah'a (s.a.v.) getirildi. Rasulullah (s.a.v.) ganimetin beşte birini aldı. Beşte biri yirmi bin dirhem tutuyordu. Geriye kalanları ise Seriyye'deki adam­lara dağıttı. Furat b. Hayyan müslüman oldu."

[126]Bu niyetin sahih olduğuna ve şehidliğe bununla kavuşu­lacağına dair bir başka delil de: Allahu Teala'nın mü'min kullarını birçok ayette ganimetlere teşvik etmesidir. Şöyle buyuruyor:

"Allah sizlere çokça ganimetler va'd etmektedir." [127]

ve benzeri ayetler. Allah'ın kullarını ganimete [128] teşvik etmesi, onlara ganimetleri hazırlayıp onların eline ulaşma­sını sağladıktan sonra, onları böyle bir ney itten ve maksat­tan alıkoyması ve sakındırması uzak bir görüştür. Bu konu­daki büyük delillerden biri de, Rasulullah'ın (s.a.v.) müşrik­lerin nimetlerini, mallarım ve eşyalarım engellemek için Seriyye'ler göndermesidir. Müşriklerle karşılaştıkları zaman onlarla savaşıyorlardı. Ta ki onlarda bulunan mal ve gani­metlere el koysunlar ve Allah kelimesini yüceltsinler. Ba­zen müslümanlar galip gelip ganimetleri alıyorlar, bazen de diğer taraf galip geliyordu. Bu savaşlarda birçok insan şehid oldu. Bu konuda savaşlar ve siyer kitaplarına bakılabilir. Bu savaşlarda müşrikleri yenilince, müslümanlar onla­rı takip etmiyorlar ve onlarda bulunan ganimetleri alıp ge­ri dönüyorlardı. [129]

1033- Ebu Davud Sünen'inde, "Savaşan ve dünyalık is­teyen kimse" konusunda Ebu Hureyre'nin hadisini zekretinektedir. Buna göre bir adam şöyle diyor:

“Ya Rasulallah! Bir adam Allah yolunda savaşmak iste­mekte ve dünyalık da elde etmek istemektedir." Rasulullah (s.a.v.):

"Onun için ecir yoktur" dedi. [130]

1034- Sonra Ebu Davud "savaşan, ecir ve ganimet iste­yen kimse" konusunda Abdullah b. Havale[131] den şunu riva­yet etmektedir:

"Rasulullah (s.a.v.) bizleri ganimet almamız için yaya ola­rak gönderdi. Bizler ganimet alamadan geri döndük. Bizim yüzlerimizdeki çaba izlerini görünce kalktı ve şöyle dedi:

"Allah'ım! Onları bana bırakma. Ben zayıfım. Ken­dilerine de bırakma, nefislerine güç yetiremezler. İn­sanlara da bırakma, onları baskı altına alırlar."

[132]Bu kısımlandırma, Ebu Davud'un, Ebu Hureyre'nin ha­disini; Allah'a yakınlık olmaksızın sadece ganimet için sa­vaşanlara hamlettiğine delalet etmektedir. Ebu Davud, Ab­dullah b. Havale'nin hadisiyle ecir ganimet için savaşmanın caiz oluşuna delil getirmektedir. Sahih görüş te budur.Hadisteki delil yönü şudur:

 "Ganimet almak için gönde­rildik." Beyhaki Sünen'inde, bu konuya değinmiş, Ebu Hureyre'nin hadisini zikrettikten sonra şöyle diyor:

"Herhalde bu hadis, savaşıyla sadece dünyalık elde etme­yi kasteden kimseye İşaret etmektedir. Ahiretle birlikte ga­nimet te isteyen kimse hakkında ise falanın falandan riva­yet ettiğine göre...." diyerek Abdullah b. Havale'nin hadi­sini nakletmektedir. [133]

1035- Taberani'nin, şeyhi Musa b. Zekeriyya'dan[134] ravileri sika olan bir senedle rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Savaşınız ganimet alırsınız. Oruç tutunuz, sıhhatli olursunuz. Yolculuk yapınız, zengin olursunuz." [135]

1036- Müslim'in sahih'inde, Cabir b. Abdullah'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) bizi Ebu Ubeyde'nin komutasında üç-yüz atlıyla Kureyş'in kervanını gözetlemek için gönderdi. Sahilde yarım ay bekledik. Açlıktan öyle bir hale geldik ki toprak yemeye başladık."[136]

1037- Bir rivayette: "Rasulullah (s.a.v.) bizleri gönder­di. Biz üçyüç kişi idik yiyeceklerimizi omuzlarımızda taşıyorduk." [137]

1038- Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah'tan (s.a.v.) şöyle işitmiştir:

"Başınıza karanlık gece gibi fitneler gelecek ki, insan­ların ondan en çok kurtulanı şiddetli ses sahibi olup koyunlarından kolayca yiyen veya savaşların arkasında duran, atının yularını tutup kılıcının kazancını yiyendir."[138]

Hakim rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir demiştir. [139]

1039- İbni Ebi Şeybe'nin İsmail b. Rafi[140] yoluyla Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöy­le buyuruyor:

"Savaşınız, sıhhatli olur ve ganimet alırsınız." [141]

1040- Mekhul'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allahu Teala bu ümmetin rızkını ziraat yapmadık­ları müddetçe atlarının tırnağı ve oklarının seriliğine bağlamıştır. Eğer ziraate başlarsa diğer insanlar gibi olurlar.” [142]

Bu iki hadis mürsel'dirler. İkincisinin senedi iyidir. [143]

1041- Beyhaki'nin Şua'b'da iyi bir isnadla İbni Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) ashabından savaşa gitmek isteyen bir arabın çadırının yanından geçiyor­du. Arap çadırın bir tarafını kaldırarak:

"Gelenler kim?" diye sordu:

"Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı savaşa gitmek istiyorlar" denildi.[144] Adam:

"Herhangi bir dünyalık elde ediyorlar mı?" Ona:

"Evet ganimetler alınıp müslümanlar arasında dağıtılır" denildi. Adam genç devesine dayandı. Onu bağladı. Deve-siyle sürekli [145] Rasulullah'a (s.a.v.) yaklaşıyordu. Ashab onun devesini ondan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kurtulanı bana bırakınız. Nefsim elinde olana yemin ederim ki o Cennet meliklerinden biridir.

"Düşmanla karşılaşınca şehid edildi. Bu Rasulullah'a (s.a.v.) bildirilince yanına geldi. Başının yanında oturarak onu müjdeledi veya "mutlulukla gülüyor" dedi. Sonra yüzü­nü çevirdi:

"Ya Rasulallah! Seni gülerek müjdelerken gördük. Son­ra ondan yüz çevirdin." dedik. Rasulullah (s.a.v.):

"Görmüş olduğunuz müjdelemem (veya mutluluğum) onun ruhunun Allah katındaki kerametini görmemdendi. Ondan yüz çevirmem ise onun hurilerden olan zevce­si başının ucunda duruyordu. [146]

Bu hadis yalnız başına söylediklerimize delildir. Hadis adamın kasdınm ganimet olduğunu açıklıkla söylemektedir.Rasulullah (s.a.v.) da onun ruhunun Allah katındaki değe­rini haber vermektedir. Onun Cennet meleklerinden olduğu­nu söylemektedir. Bu, şeref ve fazilet olarak yeterlidir. An­cak ganimete meyil edenle, ganimete iltifat etmeyip sade­ce Allah rızası için Cihad eden elbetteki bir değildir. Çün­kü savaşta ganimete ulaşma Cihadın ecrini azaltır. Her ne ka­dar ganimete niyet etmeseler bile. Sahihi Müslim'deki hadis buna delalet etmektedir. [147]

1042- Abdullah b. Amr b. As'dan (r.a.) rivayet edildiği­ne göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Izdirap, korku ve musibetin olduğu her savaş ve seriyyenin ecri tamamdır." [148]

1043- Bir rivayette

"Allah yolunda yapılan her savaş ve seriyye'de eğer ganimete kavuşurlarsa muhakkak ki ecirlerinin üçte ikisini acilen almışlardır. Geriye onlara üçte biri kalmış­tır. Eğer ganimet elde edemezlerse ecirleri ahırette ta­mam olur." [149] Deniliyor ki:

"En ızdıraplı gazi, savaştığında ganimet ve zafer elde ede­meyendir.

"Savaşta ganimet almanın ecri azalttığı şaibesi, bazıları­nın ganimetleri almamalarına sebep olmuştur. İbrahim b. Edhem [150] bunlardan biridir. Savaşa çıktığı zaman ganimetleri almazdı, "ganimetin helalliğinden şüphe mi ediyorsun?" denildiği zaman "Zühd helaldadır" derdi. Şu şiiri bazıları söylemektedir:

Ata sormadın mı ey Malik'in kızı- Bilmediklerinden ca­hil olduysan olaya şahid olanlar sana haber verecektir ki ben-Arı sesinden korkar ganimetten el çekerim.

[151]Ganimetten payına düşeni almayan kimseler ya Zühd'den dolayı ganimeti terkederler veya nefislerini şereflendirme­yi kesmek için terkederler. Eğer dünyada Zühd ve ahirette ecrine tam kavuşma kastıyla terkederse, bunun efdaliyetinin benzeri yoktur. Alması da bazen aynı durumdadır

.Ganimeti almak, bazıları için bazı durumlarda Zühd'den daha selametli ve daha efdaldir. Çünkü alınıp terkedilmesinin sıhhatinin bilinen ölçüleri bellidir. Bu konunun tafsila­tını uzatmayacağız. Çünkü şahıslara göre durum değişir. Bu­nu belli kalıplarda toplamak mümkün değildir.

Eğer ganimeti, nefsini şereflendirmeyi kesmek ve gani­mete kavuşmasını engellemek için terkederse güzeldir. Çünkü nefsin ganimeti görmesi ve onun varlığına şahitlik et­mesi ihlastaki eksikliğe delalet eder. Her ne kadar esas kasdın sıhhatine hükmetsek de sonucu böyledir.

Kişi ganimetlerin yanma gelmese de, ganimetin kendi­sine düşen payını nefis terketmiyeceğini söylüyorsa belki de gelip görme hilesini kendi içinde gizlemektedir. Sahibi de bu hilenin farkına varmayabilir. Eğer nefis kesinlikle gani­meti alamayacağını bilirse ganimetin varlığı ile yokluğu onun için bir olur. Onun hilelerinden emin olunur. Dolayı­sıyla ihlas selâmette kalır

.Fakat ganimetin terkinde riya tehlikesi de gizlidir. Bunun için bu durumlarda hileleri ve tuzakları araştırmak gerekir. Özellikle bu durum ve benzerlerinde olayı önemsemek ve iyice araştırmak gerekir. Allah muvaffak edendir.

Bazıları vardır ki, Cihad eder ve niyeti herhangi bir iba­det kastı olmaksızın dünyalık elde emektir. Öyleki kafirler­den bir toplulukla savaşacağı, fakat onların ganimet alına­cak mallarının olmadığı veya olsa da ganimetlerin dağıtılmayacağı söylense, adam savaştan vazgeçecektir. Bu kişi eğer öldürülürse şehid değildir. Dünyada ona şehidlik hü­kümleri uygulunsa da şehid değildir. Onun için ecir de yok­tur. [152]

1044-  Ebu Hureyre'nin geçen hadisinde Rasulullah'a (s.a.v.) Cihad edip dünyalık bir şeyler elde etmeye çalışan adamın durumu sorulunca:

"Onun için ecir yoktur" diye cevap vermişti. [153]

1045- Aynı şekilde Ya'la b. Münye'nin geçen hadisinde de Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Onun bu savaşında dünya ve ahiretlik olarak ona söylediği dinarlarından başka bir şey yoktur."

[154]Acaba kişi bu niyetinde ahirette cezalandırılacak mı? Selef bu konuda iki görüş üzerinde ihtilaf etmiştir. Bazıla­rı "cezalandırılır."îkinci görüş ise: Bu kişi sevap da almaz, cezalandırılmaz da. Sahih görüş budur. Bu görüşün delilleri şöyledir: [155]

1046- Rasulullah'ın (s.a.v.) şu sözü:

"Kim savaşa çıkar ve deve yularından başka bir şeye niyetlenmezse, onun için niyet ettiği vardır." [156]

Bunun benzeri hadisler.

Eğer kişinin bu savaşta ibadet maksadıda var ise, öyleki savaştan beklediği ganimetin aynısı, kendileriyle savaşın mubah olduğu kişilerle savaşması için kendisine rüşvet ola­rak verilse, dünyalık için savaşmaz.

Böyle durumlar için bazıları yukarıda geçtiği gibi ame­linin boşa gittiği görüşündedirler.

Gazzali ile bir cemaat ise şu görüştedirler:

Eğer savaşta­ki etkin faktörlerden ahiretle ilgili olan etken dünyalık et­keninden daha güçlü ise fazlalık miktarı kadar ecir alır. Ancak heriki etken eşit veya dünyalık etkeni daha güçlü ise ameli boşa gider. Sanki hiç yoktur.

[157]Kurtubi yukarıda geçen görüşünde, ibadet kastının olma­sıyla niyetin sahih olduğunu belirtmektedir. Çünkü dünya­lık faktörünün galip olup olmamasının arasını ayırmamak­tadır. Fakat Gazzali'nin görüşü sahih olanıdır

.Falan savaşçıdır, cesaretlidir... v.b. denilmesi için gösteriş ve riyakarlık için savaşa çıkan, Allah'a yakınlaşma, onun rıza­sı hatırına gelmeyen, Öyleki eğer beklediği başkalarının görme­si, övmesi etkenleri ortadan kaldırılırsa Cihad'dan vazgeçip, nef­sini orada yormaktan vazgeçen kimse eğer bu savaş sırasında öldürülürse ihtilafsız Allah katında şehid değildir. Bilakis bu ki­şi yaptığı işten zarar etmiş, ahirette zillet ve rezilliğe düşmüş­tür. O, Cehennemin kendileriyle ilk defa tutuşturulduğu üç ki­şiden biridir. Bu kişi ibadet mahiyeti taşıyan bir ameli, olanının dışında kullandığında Allah'ın azabına müstehak olmuştur. Aynı amelle başka şeylere ibadet etmiş olmaktadır. Sonuçta şir­ke düşmüş olmaktadır. [158]

1047- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Şirkin kolay olanı riya'dır."

[159]İbni Mace ve Hakim rivayet etmiştir. Hakim, Müslim'in hadisiyle bunun sahih olduğunu söylemiştir

.Eğer şirkin en kolayı, en azı riya ise, çoğu nasıl olur. Özellikle ömrün sonunda. Onun gazabından ve azabından Allah'a sığınırız.

Bir kimse hem ecir, hem de övülme ve gösteriş için sa­vaşırsa, öyleki kendisini tanımayan, onu övmeyecek veya de­ğer vermeyecek olan birilerinin savaşını görse veya kimse­nin birşey göremeyeceği karanlık bir gecede bir savaş gör­se savaşa katılmaktan imtina eder, veya kafir olmayan yol kesicileri görse bu durumda insanların kendisini görme­siyle savaşa girişmekten geri durur. Böyle bir kimse görü­nüşte kendisine şehidlerin hükmü uygulansa da, ecir'de şe­hid değildir. Çünkü sadece övgü için savaşmaktadır. [160]

1048- Ebu Umame'nin yukarıda geçen hadisinde Rasu­lullah (s.a.v.) hem ecir hem de övülme için savaşan kimse için:

"Onun için ecir yoktur" buyurmuştur. [161]

1049-  Buun için Ebu Derda (r.a.) hem övülmek, hem de ecir almak için savaşan kimse hakkında "onun için ecir yoktur. İsterse kılıcıyla koparıncaya kadar vursun" demiş­tir. Said b. Mansur rivayet etmiştir.[162]

Bazıları; iki etkenden güçlü olana göre muamele görür, güçlü olan hayır ise ecir, şer ise günah alır şeklinde görüş be­yan etmişlerdir. Ancak şerre karşılık cezalandırılır mı? Bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları "ibadet ameliyle başka şeyi kasdettiğinden dolayı cezalandırılır" demişlerdir.

Başkaları İse ne ecir ne de ceza almayacağı görüşündedirler. Bunlara göre; kişinin nefsim feda ettiği olayda ecir almaması ceza olarak yeterlidir. Bu görüşün delili bir çok ha­dis vardır. [163]

1050- Rasulullah'ın (s.a.v.) şu sözü:

"Allahu Teala şöyle buyurdu: Ben ortaklıktan en müstağni olan ortağım. Kim bana bir ibadet yapar da, o amelde bana ortak koşarsa, ben ondan beriyim. Onu ortak koştuğu kimseye versin." [164]

İbni Mace sahih bir senedle, İbni Huzeyme sahihinde Ebu Hureyre'nin hadisinden rivayet etmişlerdir. [165]

1051-  Tirmizi, İbni Mace, İbni Hibban'ın sahih'inde Ebu Sa'd b. Ebu Fadale'den[166] rivayet ettiklerine göre Ebu Sa'd Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işitmiştir:şöyledir: "Ebu Said b. Fadale b. Ebi Fadale, sahabedendir. Bir

"Tehzib'de şöyle diyor: "Rasulullah'tân (s.a.v.) şöyle derken işitmiştir:

"Allah öncekileri ve sonrakileri kendisinde şüphe ol­mayan kıyamet gününde topladığı zaman bir çağırıcı şöyle çağırır: Kim amelinde başka birini ortak koşmuş ise sevabını ondan istesin. Allah şirkten en münezzeh ve müstağni olanıdır." [167]

Yukarıda geçen Ebu Umame'nin hadisinde bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:

"Bir adam hem ecir, hem de övgü için savaşmak istemek­tedir. Onun için ne vardır?" diye sorunca Rasulullah (s.a.v.): "Onun için bir şey yoktur" buyurmuştur. Bütün bu hadisler bu görüşün delillerini teş­kil etmektedirler. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) herhangi bir ceza zikretmem ektedir.

Burada şöyle bir itiraz olursa: "Amelinde ibadet kasdı ka­dar ihlaslı kişinin aldığı gibi ecir, riyakarlığı kadar da tam riyakarın aldığı gibi ceza alması lazım. Çünkü Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür. Kim zer­re kadar şer yaparsa onu da görür.[168]

Cevap olarak şöyle deriz: Ceza olarak adamın canını vermesine karşılık amelinin boşa gitmesi, ölüm acısını tatmasına rağmen şehitlik derecesine ulaşmaması yeterlidir. Çünkü bunun acısı ihlasli kişide azaltıldığı halde onda azal­tılmaz. Mükafat olarak da azap çekmemesi yeterlidir. Çün­kü bu ibadet kasdı olmasaydı, Cehennemin kendileriyle tutuşturulduğu üç kişiden biri olurdu. Bu ibadet kasdı onu tam riyakar kimsenin çarptırıldığı cezadan kurtarmaktadır. Amel­de riyanın bulunuşu ise onu ihlash kişinin aldığı ecirden mahrum etmektedir. İhlasın hakikati onda bulunmadığı için ona ecir yoktur, riya tam netleşmediği ve ibadet maksadı ol­duğu için de azaba duçar olmaz.

Acı veren bir zayıflığı, üzerinde bulunan bir borcu, fakir­liği, başına gelerek bir şerri veya başına gelmiş olan bir mu­sibeti açıkça söyleyerek savaşıp ölmek isteyen, Allah'a yaklaşma veya onun kelimesini yüceltme hatırına gelmeyen bir kimse, öyleki kendisinin bir zalimin veya yol kesenlerin öldüreceği veya taun hastalığından öleceği söylense, so­nuçta şehidlik derecesine ulaşsada savaşa katılmaktan vaz­geçen bir kimse için değişik durumlar vardır. Bu kişinin Al­lah katında şehid olmadığı, çünkü amelinde Allah'a yakın­laşma ve onun kelimesini yüceltme maksadı netleşmemiş­tir diye söylenebilme ihtimali olduğu gibi, bu kişi şehid'dir, çünkü kendi nefsini başka yollara değil de bu yola sevketmiştir, zalim veya yol kesiciler tarafından öldürüldüğü ve­ya taun hastalığından öldüğü zaman da şehid olduğu halde o bu yolla ölmeyi tercih etmiştir, onan için de Allah'a yaklaşma, kafirler tarafından öldürülen kimsenin şehid olduğu şeklinde haber veren Allah ve Rasulü'nün sözlerine inancı­na delalet eden alametler vardır da denebilir. Bu ikinci ih­timal doğruya daha yakındır. Fakat bu durumda ihlaslı kim­seler ve şehidler derecelerine yükselemez.

Bu maksadın[169] görüntüsü gizli kalmıştır. Çünkü kişi içinde bulunduğu durumun etkisi altındadır. Başına gelen olay kalbini istila etmiştir. Bunun için şiddetle ölmek iste­mektedir. Bu durumda diğer maksad ve amaçların görülme­si zorlaşmaktadır. Tıpkı güneş doğduğunda ayın kaybolma­sı gibi. Kişinin nefsini bu yola sevketmesi onun yakınlaşma amacına delalet etmektedir. Tıpkı güneşin batışında ayın or­taya çıkması gibi. Ayın o zaman ortaya çıkışı, güneşin ba­tışından önce de var olduğuna delalet etmektedir. Hasta bir kişinin kıvraması veya terlemesinin içteki bir hastalığa de­lalet etmesi gibi. Bu hastalığın ne olduğunu ancak uzman doktor bilir. Fakat hasta olduğunu herkes görür. [170]

 

Ücretle Savaşan Kimse [171]

 

İmamlar bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Kimisi caiz görür­ken, kimisi caiz görmemiştir. Kitabın sonunda konu detay­lı olarak gelecektir inşaallah. Caizdir görüşüne göre bu kişinin niyetinin gözönüne alınıp yukarıdaki meselelerle kıyaslanması lazım. Dolayı­sıyla şöyle denilebilir: Eğer bu verilen ücret olmasa adam sa­vaşı terk edecekse bu kişi için bir ecir yoktur. Zengin ve fa­kir oluşunun buna etkisi yoktur. Eğer öldürülürse Allah ka­tında şehid değildir.

1052- Rasulullah'ın (s.a.v.) yukarıda geçen Ya'la b. Münye'nin hadisinde geçen şu sözünden dolayı:

"Bu savaşta onun için söylediği dinarlardan başka dünya ve ahirette birşey yoktur." [172]

Bu kişi savaş safına geldiği zaman Allah kendisine ihlas nasip etmiş ve sırtını çevirmeden savaşmış ise, istese sava­şı terkedebildiği halde terketmemiş ise ve savaşta öldürül­müş ise bu durumda şüphesiz şehid'dir. Fakat bu kimsenin daha önce yapmakta olduğu yemek yeme, geceleyin kavmi­nin yanına gitme, tozda kalma ve korkma gibi şeylerden do­layı bir ecir yoktur. Çünkü eğer ücreti olmasaydı bunların hiçbirini yapmayacaktı.

Bir kimse fakir ise ve kendisine savaşta yetecek nafaka­sı yok ise, öyleki ihtiyacını karşılayacak malı olsa ücret verilse bu savaşa rağbet etmeyecekse, savaşa olan isteğin­den dolayı ücreti almaya mecbur kalmış ise bu kişi savaşın­dan Allah daha iyi bilir- ecir alır. Ücret almadan savaşan kişi gibidir. Eğer bu savaşta öldürülürse Rasulullah'ın (s.a.v.) şu sözüyle şehid'dir: [173]

1053- "Savaşçı için ecri vardır. Ücretli için ise ecri ve ücreti vardır." [174]

Ebu Davud İbni Ömer'den rivayet etmiştir. [175]

1054-  Taberani'nin kopuk bir senedle Meymune binti Sa'd'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Ya Rasulallah! Savaşa çıkmayıp malını savaşmak için ücret olarak veren hakkında ne dersin? Ecir onun mu yok­sa savaşa gidenin mi?" diye sorduk:

"Onun için malının ecri vardır. Savaşa geden için ise bu işte bilinen hesabı vardır." [176] buyurdu. [177]

1055- Said b. Mansur'un süneninde İsmail b. Ayyaş'dan[178], onun da Ma'dan b. Cedir el-Hadremi'den [179] onun da Abdurrahman b. Cübeyr b. Nefir'den [180] onun da ba­basından rivayet ettiğine göre şöyle diyor:"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Benim ümmetimden ücret olarak savaşa çıkan ve düşmanlarına karşı güçlenen kimseler, Musa'nın anne­si gibidirler. O hem çocuğunu emzirmekte, hem de ücre­tini almaktaydı." [181]

Bu hadis mürsel'dir. Ebu Davud bu hadisi, mürseller arasında Said'den o da İsmail'den [182] rivayet etmiştir.

Bundan dolayı ücret alanın niyetini göz önüne alarak hükmetme lazımdır.

Savaşta, savaş için değilde hizmet için ücretle tutulan kimse ise eğer ihlasla savaşa katılırsa onun Allah yolundayken yemeğinde, yorgunluğunda istirahatında onun için ecir vardır.

Yine aynı şekilde tüccarlar, sanaatkarlar halis bir niyet­le savaşa katıldıkları zaman onlar içinde bu ayrıntılarla ecir vardır. Eğer öldürülürlerse dünya ve ahirette şehid'dirler. Bunların savaşa katılma sebepleri olan işleri olmasaydı, savaşa katılmazlardı. - Halbuki bu sebepler olmadan da sa­vaşa katılabilirlerdi.- Onların savaşa katılma sebeplerin­den başka niyetleri yoksa, bu durumda onlar için ecir yok­tur. Eğer onlardan birine savaşmaya niyeti olmadığı halde bir ok isabet ederse, ahirettekİ şehidler gibi olamaz. Sa­vaşta ellerindeki imkanlardan yararlanırlarsa, bu imkanlar olmadığı zaman savaşa güç yetiremeyeceklerse bu durum­da ecir alırlar ve şehid'dirler. Eğer savaşta ellerindeki im­kanları kullanmadan ahiret ve dünyalık faktörlerinin etkesi eşit veya biri daha etkin ise hesapları bu duruma göre olur. Bize zahir olan görüş budur. Allah daha iyisini bilir. [183]

 

Fasıl

 

Bir kimse halis ve doğru bir niyetle Allah yolunda Ciha­da çıktıktan sonra, savaşa başladıktan sonra riya durumu or­taya çıkarsa durumuna bakılır. Eğer bu riyakarlık duru­mundan önce savaşın kendisiyle doğrudan ilgili olmayan Al­lah yolunda mal infak etme, Allah yolunda savaşan birini do­natma, bu yolda zorluğa girme, bu yolda at beslenme, bekçi­lik yapma... vb. gibi ibadetler yapmış ise riyadan önceki bu işlerinden dolayı ecir olur. Gazzali[184] bu ve benzeri mesele­lerde bu görüştedir.

Müellif şöyle diyor: Bu konuda yukarıda geçtiği şekilde kendisinde riyanın ortaya çıktığı işlerin açık bir şekilde ri­yaya delalet etmemesi şarttır. Örneğin bir çok kişiyi savaş için ücretle tutma, silah alma, binek alma... vb. gibi şeyle­ri adam yapmışsa, riya tehlikesi ortaya çıkınca adamın kal­bine infak ettiği şeylerle ilgili riyakarlık gelirde buna aç'ıkca delalet ederse bu durumda yine zor durumda kalır.

Şöyle denilmesi mümkündür: O kimse yaptığı işlerden ecir alır. Çünkü bu işleri ihlaslı [185] iken yapmıştır. Sonradan ortaya çıkan bir durumla ameli boşa gitmez. Riyanın ame­li değil de, tehlikesiyle ameller boşa gitmez.Bazıları da şöyle söylemektedir

"Onun riyasıyla amelinin sevabı boşa gitmiştir.

"Fakat birinci görüş daha sahihtir. Çünkü bu görüş Al­lah'ın geniş rahmetiyle, fazl ve insanıyla kullarına muamelesine daha uygundur.

Eğer bu riyadan önce Allah rızası kasd edilerek yapılan bir iş yoksa, savaşa çıkar çıkmaz insanların kendisini gör­mesinden dolayı içine sevinç ve ferahlık gelmişse veya yaptığı infakı bilmelerinden huzur duymuşsa ve bundan dolayı onların övgüsünü beklemeye başlamışsa, bu kişi Al­lah'ın rızasından uzaklaşıp insanlara yönelmişse ve onların verecekleri ödül ve makamlardan hoşlanır duruma gelmiş­se amellerinin hepsini kaybetmiştir.[186] Allah'ın azabına ve gazabına da duçar olacaktır.

Ancak bu beklentileriyle beraber Allah'ın rızasını da gözönünde bulunduruyorsa, her iki istek birbirine karışık şe­kilde adamın içinde duruyorsa bunun hükmü de, yukarıda ge­çen ecir ve övgü için savaşan kimsenin hükmü gibidir.

Eğer kişi, insanlar kendisinin yaptığı amelleri görmese-lerdi, amellerini baştaki ihlasla sonuna kadar ettirecek durumda ise böyleleri hakkında ihtilaf edilmiştir. Muhasibi ve onun görüşünde olanlara göre, insanların amelini görmele­rinden dolayı içine huzurun ve sevincin girmesi, onların övgülerini beklemesi, onların yanında saygın bir konuma gelmeyi beklemesiyle ameli boşa gider. [187]

Gazzali ise şöyle diyor: Bu durumda ortaya çıkan riya amelde etki edip görülmüyorsa -yani ameli daha iyi ve faz­la yapma çabası- bilakis ameli yine uhrevi faktörlerle yapı­yorsa, sadece görünmekle huzurlu olmuşsa, bu kişinin ame­li bozulmaz. Çünkü niyetinin aslı bozulmamıştır. Bu niyet onun bu işi yapma ve tamamlama etkenidir. [188]

Eğer kişi halis bir niyetle Cihada çıkmışsa, iki taraf kar­şılaşıp insanlar saf tutunca ondan halis niyet gitmişse, fakat bu niyete ters bir hareket ondan peydah olmamışsa, sahih gö­rüşe göre ilk niyeti [189] onun için yeterlidir. Savaş başlama­dan önceki niyetle kıyaslanmasada o niyet, onun için ecir al­masına sebeptir.

Allame İbni dakik elîyd bunu açıkça söylemektedir. Rasuluılah (s.a.v.):

"Kim ki Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır."

Hadisinde şöyle diyor:

"Hadisten şart anlaşılmaktadır. Fakat bunu söylediği­miz zaman, olayı daraltmamamız gerekir. Öyleki savaşın başlangıç saatindekiyle karşılaştırmamamız gerekir. Bilakis olayı daha geniş tutmamız lazım. Savaşa gelişiyle oluşan ge­nel maksadla yetinip, onun savaşa çıkışının Allah kelime­sini yüceltmek için olduğunu söylemekle yetinmemiz lazım. Sahih hadis te buna delalet etmektedir. Hadise göre Müca­hide savaş kastı olmaksızın atının yürüyüşü ve nehirden su içişi ona ecir olarak yazılır. Cihada ilk başta niyet etme olayı meydana gelmişse, bunun ayrıntılarda da olması şart değildir. Genel ile ayrıntı arasında fark olduğu açıktır.[190]

Bize göre en sahih görüş belirttiğimiz gibi; bir fiildeki maksad fiilin başlangıcındaki maksad ile karşılaştırılmaz. Madem ki işin başında niyet Allah kelimesini yüceltmek için146 Cihad'dır, zorluk ve meşakkate işi sürüklememek için bunun sonuna kadar devam etmesi gerekmez.

Korku anı, dehşet anıdır. Bazen insan gaflette iken gelir. İnsanın sürekli uyanık olmasını şart koşmak zorluk ve me­şakkattir." [191] Allamenin bu görüşü güzeldir. Ancak birinci niyete ters düşen bir durumun olmamasının şart koşulması yukarıda geçtiği gibi gerekir.

Eğer kişi halis niyetle Cihada çıkarsa, niyeti de iki taraf karşılaşıncaya kadar devam ederse, insanlar saf tutunca sa­vaşmaktan ve öne geçmekten korkarsa, fakat yenilme konu­sunda insanlardan utanırsa, öyleki kimse onu görmese ve­ya gece olsa yenilgiyi kabul edip kurtulacaksa, ancak insan­ların yenilgiden dolayı onu ayıplayacaklarını ve kınaya­caklarım bildiğinden dolayı savaşırsa; bu durumdaki utanç, Allah'a yakınlaştıran bir çeşit utanca benzemektedir. Çün­kü aynı adama aynı sahne yol kesenlerle vb. ile oluşturulsa adam yenilgiyi kabul edecektir. Bu durumda kınama ve utanç korkusuna kapılmayacaktır Fakat kafirlerle savaşta­ki bu sebat, kınama korkusuyla, ecir kasdmın karışık bir se­batıdır. Bu durumda yukandakiyle kıyaslanınca bu kişinin ahiret şehidleri gibi olmaması gerekir. Çünkü kınama kor­kusu ile övülme isteği arasında herhangi bir fark yoktur. Her iki durumda da yenilen riyakarlık vardır.

Eğer kişi yol kesenlerle yapılan çatışmada da yenilmeyi kabul etmeyecek durumda ise, her iki durumda da ayıplama ve kınama korkusundan dolayı savaşa devam ederse, işte bu kişinin durumundan ibret alınması gerekir. Bu kişi zarar et­miştir. Çünkü savaşta ihlaslı olmaktan aciz kalmıştır. Savaş saffından kaçması da kendisine haram kılınmıştır. - Böyle bir durumdan Allah'a sığınırız- Bu adamın sebat etmesi veriya tehlikesine karşı da nefsiyle mücadele etmesi gerekir. İhlası oluşturmak için Allah'a sığınması lazımdır. Umulur ki Allah aciz ve ızdıraplı olan bu kişiye bakar ve ona ihla­sı nasip eder. Dolayısıyla şehadete kavuşarak kurtulur. Fa­kirlikten sonra saadet hazinesiyle zengin olur. Allah diledi­ğini korur, dilediğini doğru yola eriştirir. [192]

 

Fasıl

 

Savaş ihlasla tamamlandıktan sonra, kişi kendisinin sa­vaştığını bilmeyen birine savaşını anlatırsa veya genel hatlarıyla savaşı bilen birine cesaretini anlatmak için veya sabrım veya savaştaki maharetini... vb. anlatmak için ayrın­tılı olarak anlatırsa ne olur? Gazali şöyle diyor:

"Böylelerinden korkulur. Hadisler ve gelen haberler onun amelinin bo­şa gittiğine delalet etmektedirler.

1056- İbni Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre bir adam şöyle diyordu:

"Dün Bakara suresini okudum." İbni Mes'ud bunu du­yunca:

"Bu onun Bakara'dan aldığı nasibidir" dedi. [193]

1057- Rasulullah'tan (s.a.v.) rivayet edildiğine göre bir adam şöyle soruyor:

"Ya Rasulallah! Bütün zamanlarda oruç tuttum." Rasulullah (s.a.v.):

"Sen oruç da tutmadın, iftar da etmedin" buyurdu.

Rasulullah'tan (s.a.v.) gelen hadis ve İbni Mes'ud'dan ge­len haberin; ibadet sırasında kalbin riyadan arınamaması du­rumuna delalet etme ihtimali vardır. Bunlarda amelde orta­ya çıkıp amelin sevabım yok eden bir durumun kastedilmesi uzak bir ihtimaldir

Burada kıyasa en uygun olan görüş şudur: Bu durumda kişi geçmiş olan ameline karşılık ecir alır, ibadetten sonra yaptığı riyakarlığa karşılık da cezasını çeker.

Kişinin, yaptığı cihadı zikretmemesi ısrarla vurgulanmak­tadır. Salih amelinin boşa çıkma korkusundan dolayı, fay­dası olmadığı halde hiçbir amelini açığa vurmaması gerekir. [194]

1057-Beyhaki'nin "şuab"da kendi isnadıyla Ebud Derda'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ameli koruyabilmek, onu yapmaktan daha zordur. Kişi bir amel yapar, ona gizliden yapılmış salih bir amelin ecri yazılır. Ecri yetmiş katına kadar çıkarılır. Şeytan o kişiyi amelini insanların yanında söyleyene kadar bırakmaz. Kişi amelini açıktan söyleyince, açıktan yapılmış amelin ecri yazılır, katlanarak kendisine verilen ecirlerin hepsi si­linir. Şeytan, ikinci sefer insanların yanında amelini açıkça söyleyene kadar o kişiyi yine bırakmaz. Kişi o ameliyle anılmak ve ona karşılık övülmek isteyinceye kadar onunla uğraşır. Bunu yapınca açıkça yapılan amelin ecri de silinir ve ona riyakarlık yazılır. Allah'tan sakınan kişi dinini ko­rur. Şüphesiz riya şirktir." [195]

İnsanın Cİhad ve başka amellerini açıklamaktan kaçın­ması lazım. Ancak halis bir niyetli, kendine güvenerek, kendisine uyacak birine anlatırsa ve anlattığında onun kal­binde ibadete karşı daha fazla kuvvet, cesaret ve iştiyak meydana gelirse o zaman durum farklıdır, örneğin adama şöyle demesi gibi: Ben şuradaydım, şuradan ata binmiş­tim, Allah yolunda şöyle infak ettim, içimden şöyle geçiyor­du, ... vb. gibi. Dinleyen kimse de bunları duyunca kalbi güç­lenip nefsi ve malıyla mücadeleye katılıyorsa, kalbinden kor­kaklık ve cimrilik karanlığı gidiyorsa bunda bir mahzur yoktur. Çünkü nefisler kendi akranlarına benzeme, zamanı­nın insanlarıyla yarışma tabiatı üzerine yaratılmıştır. Sele­fin yaptıklarını anlatmadaki maksat budur.

Bir kimse, muhatabının anlattıklarını başkasına nispet et­mekle ona da tabi olacağını biliyorsa, bu durumda kendi amellerini anlatmasına herhangi bir ruhsat bulamamaktayım. Bazı savaşçıların şöyle yaptıklarında ittifak edilmiştir, ba­zı gördüklerimiz şöyle yapıyorlardı, başına şöyle bir olayın başına geldiği bir kişi gördüm, şöyle yapan birini tanıyo­rum... vb. gibi sözler. Bu gibi ibarelerde muhatab, işi yapan kişinin karşısındaki adam olduğunun farkına varmaz. Aynı zamanda adamın bu işlerde başkasına tabi olması da mey­dana gelmiş olur. Selefin çoğu, yaptıkları amelleri gizlemek için çabalarlardı. Bazıları kendilerine uyulacağını bildikle­ri halde bunu yaparlardı. Çünkü kişi çoğu zaman kendi nef­sine güvenememektedir. Riya hadiste söylediği gibi: [196]

1058- "Karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir." [197]

Ahmed ve Taberani Ebu Musa'dan (r.a.) rivayet etmiş­lerdir. [198]

1059- Rasulullah (s.a.v,) şöyle buyuruyor:

"Kim kendi amelini başkalarına duyurursa, Allah da onu işiten mahluklarına duyurur, onu küçültür ve tah­kir eder."[199]

Taberani iyi bir senedie İbni Ömer'den rivayet etmiştir. [200]

1060- Sahihi Buhari ve Müslim'de şöyle diyor:

"Kim duyurursa, Allah da onu duyurur.” [201]

Yani kim amelini açıklar ve riyakarlıkla insanlara duyu­rursa, Allah da onun bu bozuk niyetini açıklar ve onu mah-lukatmm ileri gelenlerinin yanında rezil eder.

Salih kimseler, ibadetlerin açıklanmasının büyük bir tehlike olduğunu ve nefsin hilelerinin sayılamayacak kadar çok olduğunu bildikleri için, ibadetlerim korumak için giz­lemişlerdir. Boşa gitme korkusundan dolayı bu yolu seçmiş­ler ve Allah'ın bu amelleri bilmesiyle yetinmişlerdir. Çün­kü onlara karşılık olarak ecir verecek olan odur. İbadetlerin gizlenmeye ve korunmaya en çok değer olanı ve en evla ola­nı, yalnız başına ebedi saadeti veya ebedi azabı gerektirenCihad'dır. [202]

1061- İbni Asakir'in Muhammed b. El Müsenna'dan [203], onun da Abdullah b. Sinan'dan [204] rivayet ettiğine göre Ab­dullah şöyle diyor:

"Ben İbni Mübarek ve Mu'temir b. Süleyman [205] ile Tar­sus'ta [206] beraberdim. Birden insanlar "Savaşçılar! Savaşçılar diye bağırdılar. İbni Mübarek ve Mu'temir ile beraber in­sanlar da çıktılar. Müslümanlar ve düşman saf oluşturduk­tan sonra Rum'lardan biri ortaya çıkıp müslümanlardan dü­ello istedi. Bir müslüman karşı çıktı. Kafir [207] müslümanı sı­kıştırdı ve öldürdü. Sonra başkalarıyla beraber altı müslü­manı öldürdü. İki saf arasında dolaşmaya ve karşısına çıka­cak birini istemeye başladı. Kimse karşı çıkmadı. Adam İbni Mübarek'e döndü ve şöyle dedi:

"Ey Abdullah eğer başıma ölüm gelecek ise bunu yap." İbni Mübarek bineğini sürdü ve kafire karşı çıktı. Onunla bir saat mücadele etti. Sonra onu öldürdü. Sonra düello istedi. Başka biri geldi, onu da öldürdü. Taki sonunda altı kafiri öl­dürdü. Sonra yine düello istedi. Düşman sanki ondan kork­muştu. [208] Bineğini hareket ettirdi ve iki saf arasından kaybol­du. Ben bir şeyin farkına varmadan baktım ki İbni Mübarek yanımda duruyor. Bana şöyle dedi:

"Ey Abdullah ben sağ iken kimseye bir şey söylerse...-bir kelime söyledi-." O sağ İken hiç kimseye bir şey söyle­medim." Bu hikayeyi birden fazla kişi anlatmıştır. [209]

1062- İbni Asakir'in Esmai'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Mesleme b. Abdulmelik [210] bir kaleyi kuşattı. Bu ku­şatmada büyük bir sıkıntıya düştüler. İnsanlar tüne [211] açmaya başladılar. Kimse içeriye geremedi. Askerlerden biri geldi ve içeri girmeyi başardı. Allah kaleyi fethetmeyi on­lara nasip etti. Mesleme'nin tellalı:

"Tünel sahibi nerede?" diye bağırdı. Kimse gelmedi. Çağrı iki, üç ve dört sefer tekrarlandı. Dördüncüde bir adam geldi ve şöyle dedi:

"Tünel sahibi benim ey emir. Üçer sefer söz ve güvence almak istiyorum. İsmimi kayıtlara geçirmeyeceksiniz. Be­nim için bir şey emretmeyeceksiniz. Beni işimde meşgul et­meyeceksiniz." Mesleme ona şöyle dedi:

"Sana bunu yapıyoruz." Sonra adam ortadan kayboldu ve bir daha görülmedi. Mesleme bundan sonra namazlarından sonra şöyle diyordu:

"Allah'ım beni tünel sahibiyle beraber kıl." [212]

Selefin amellerini gizlemeleriyle ilgili hikayeler çok­tur. Allah muvaffak kılandır. [213]



[1] Zümer: 38/3.     

[2] Beyyine: 98/5.   

[3] Tirmizi'de "Dünya'ya" şeklinde rivayet edilmiştir

[4] Buhari bu hadisi; vahyin başlangıcı bahsinde 'Rasulullah'a vahiy nasıl başlamıştır' babında 1/2, Ömer b. Hattab'ın lafzıyla iman bahsin­de; 'Ameller niyet ve hesaba göredir' babında 1/2 rivayet etmiştir.

Ha­disteki "Niyete göre" ve "Onunla evlenmek için" lafızları Yahya b. Said'den Malik yoluyla rivayet edilmiştir.

Müslim hadisi; imaret bahsinde "Ameller niyete göredir" babında 3/1515 rivayet etmiştir. "Hadiste geçen "Niyete göre" ve "Onunla ev­lenmek için" lafızları Yahya b. Said'den Malik yoluyla rivayet edilmiş­tir.

Ebu Davud- Talak bahsinde "Niyetler ve talakda önemli olan şeyler" babında 2/651 rivayet etmiştir. Hadiste geçen "Niyetlere göre" ve 996- Ahmed ve başkalarının İbrahim b. Abid b. Rufaa'dan rivayet ettiğine göre, İbni Mes'ud'un arkadaşlarından Ebu Muhammed ona Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dedi­ğini haber vermiştir:

"Muhakkak ki ümmetimin şehidlerinin çoğunluğu yatak ehillerindendir." 5

"İki saf arasında ölen nice kimseler vardır ki Allah on­ların niyetlerini daha iyi bilir."6 Bu hadis mürseldir. Senedden İbni Mes'ud'un düşürülmüş olması büyük ihtimal­dir. Allah daha iyisini bilir. "Onunla evlenmek için" lafızlarını Yahya b. Said'den Süfyan yo­luyla rivayet etmiştir.

[5] Müslim rivayet etmiştir. İmare bahsinde "Hastalık veya başlıca bir özrün gazveden alıkoyduğu kimseler" babında rivayet etmiştir. 3/1518 Cabir'den, bu lafızla rivayet etmiştir.

[6] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/4

[7] (t) Nüshasında: "Mesiren" lafzı yerine "seyren" lafzı geçmektedir.

[8]  Buhari bu hadisi Meğazi bahsinde, "özrün Cihad'dan alıkoydu­ğu kimseler" babında, 5/136 da Enes'ten onun lafzıyla rivayet etmiştir.

Ebu Davud- Cihad bahsinde, "özürden dolayı oturmanın ruhsatı" ba­bında 3/25 No: 2508 de Enes'ten Musa b.Enes yoluyla rivayet etmiştir.

İbni Mace Cihad bahsinde, "özrün Cihad'dan alıkoyduğu kimseler" babında 2/923 No: 2764'de, Humeyd'den Ebu Adiy yoluyla rivayet etmiştir.

[9]  Hadisin tahrici için bir önceki.sayfadaki kaynağa bakın.

[10] Tirmizi bu hadisi; Zühd bahsinde, "Dört grup insan gibi dünya kadar gelenler" babında, 4/562 de Ebu Kebşe'den, onun lafzıyla rivayet etmiştir. Onun Rasulullah'tan (s.a.v.) şöyle duyduğunu rivayet etmiştir:

"Üç şey üzerine yemin ederim, size bir hadis söyleyeyim, onu ezberleyin. Hiçbir kutun malı sadakadan eksilmez. Hangi kul bir hak­sızlığa uğrarda ona karşı sabrederse Allah muhakkak onun izzetini artırır. Her kim bir müşkilenin kapısını açarsa, muhakkak ki Allah da ona fakirlik kapısını açar. Size bir söz söylüyorum, onu ezberle­yin: "Muhakkak ki dünya dört grup insan içindir. Bir kul vardır. Al­lah ona mal vermiştir. O'da malı ve ilminde Allah'tan sakınır, akra­balarını gözetir, Allah'ın onlarda belli bir hakkının olduğunu bilir. İşte bu en güzel konumdur. Başka bir kul vardır. Allah ona ilim vermiştir, fakat mal vermemiştir. O kişi niyetinde doğrudur şöyle der:

 "Eğer benim malım olsaydı, ben de falan gibi yapardım." Bu onun ni­yetidir. İkisinin ecri eşittir. Başka biri daha vardır. Allah ona mal ver­miş, ilim vermemiştir. O, malında bilinçsizce tasarrufta bulunur. Ma­lında Allah'tan sakınmaz, akrabasını gözetmez ve Allah'ın onda belli bir hakkının olduğunu bilmez. İşte bu en kötü konumdur. Bir başkası da vardır ki Allah ona mal da, ilim de vermemiştir.

 O'da şöy­le der: "Eğer benim malım olsaydı, ben de falanın yaptığı gibi yapar­dım." Bu onun niyetidir. Günahları da eşittir."

Ebu İsa şöyle diyor: Bu hadis, hasen ve sahihtir. Ahmed bu hadisi 4/231 de Abdullah b. Muhammed b. Nemir yoluy­la Ubade b. Müslim'den rivayet etmiştir. Elbani, bu hadisin sahih olduğunu söylemektedir. Sahihul Cam'i 3/61 No: 3021

[11] Kurtubi Tefsiri: 5/342.

[12] Nisa: 4/95.

[13] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/6-7

[14] Müslim bu hadisi imaret bahsinde, "Kim ki, Allah kelimesi üstün ol­sun diye savaşırsa, o Allah yolundadır" babında 3/1512 No: 1904 de rivayet etmiştir.                                                                                                

Buhari- Cihad bahsinde, "Allah kelimesi üstün olsun diye savaşan kimse" babında 3/206 da Selman b. Harb yoluyla Şube'den nakletmiştir. Cihad bahsinde, "Ganimet için savaşanın ecri azalır mı?" babında, 4/51 de Gander yoluyla Şu'be'den aynısını nakletmiştir.

Nesai- Cihad bahsinde, "Allah kelimesi üstün olsun diye savaşan kim­se" babında 6/23 de Halit yoluyla Şu'be'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/7-8

[15] Müslim bu hadisi, İmaret bahsinde "Kim Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır" babında 3/1513 No: 1904 de rivayet et­miştir.

Buhari- Tevhid bahsinde, "Allahu Teala'nın "Muhakkak ki bizim, kul­larımızdan rasullerimiz için sözümüz geçmiştir" ayetinin, babında 8/189 da Süfyan yoluyla, A'maş'tan rivayet etmiştir.

Tirmizi- Cihadın faziletleri bahsinde, "Riyakarlık ve dünyalık için sa­vaşan hakkında varid olanlar" babında 4/179 No: 1646 da Hannad yoluy­la, Ebu Muaviye'den nakletmiştir.

İbni Mace- Cihad bahsinde "Savaşta niyet" babında 2/931 No: 2713 de Muhammed b. Abdullah b. Nemir yoluyla Muaviye'den nakletmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/8

[16] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/8

[17] Müslim bu hadisi, imaret bahsinde., "Kim, Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır" babında 3/1513 No: 1904 de bu lafızla rivayet etmiştir.

Buhari- İlim bahsinde, "Ayaktaki adamın oturan adama soru sorması" ba­bında 1/40 da Osman yoluyla Cerir'den aynısını rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/9

[18] Ebu Davud- Cihad bahsinde "Allah kelimesi üstün olsun diye sa­vaşan kimse" babında 3/31 de nakletmiştir.

[19] Ebu Davud- Cihad bahsinde, "Allah kelimesi üstün olsun diye savaşan kimse" babında 3/32 No: 2519 da nakletmiştir.

Beyhaki- Siyer bahsinde, "Allah yolunda olabilmek için, üzerinde sa­vaşılan niyet" babında 9/168 de Ahmed b. Hanbel yoluyla Abdurrahman b. Mehdi'den rivayet etmiştir.

Hakim- Cihad bahsinde 2/85 de, İshak b. Mansur yoluyla Abdurrah­man b. Mehdi'den rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor:

"Bu hadisin se­nedi sahihtir. Buhari ve Müslim bu hadisi tahric etmemişlerdir. Seneddeki Muhammed b. Ebul Vaddah; Ebu Said Muhammed b. Müslim b. Ebul Vaddah El Müddeb'dir güvenilir, emin bir kişidir." Beyhaki de bu görü­şe katılmaktadır.

Takrib'de şöyle diyor: Muhammed b. Müslim b. Ebul Vaddah el müsenna El Kadai Cezeri. Bağdat'a gelmiştir. Ebu Said el Müddeb meş­hur künyesidir. Saduktur, önemsenir, seksen yılından sonra ölmüştür. Takrib: 2/208 No: 705.

[20] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/9-10

[21] Bu fazlalık (t) nüshasında geçmektedir. Kitabın aslında yoktur. Ebu Davud ve başkalarının yanındaki rivayetler bu teyid etmektedir.

[22] Ebu Davud bu hadisi, Cihad bahsinde "savaşan ve dünyalık is­teyen kimse" babında 3/30, No: 2516 da bu lafızla nakletmiştir.

Münziri Muhtasarda şöyle diyor: İbni Mükerriz buradan daha fazla zikredilmemiştir. Bilinmemektedir. Muhtasarı Ebu Davud: 3/372 No: 2406. İbni Hibban- Cihad bahsinde, "Cihadda niyet" babında rivayet etmiştir.

Mevariduz Zem'an ila zevaidi İbni Hibban: s. 386 No: 1604 de Hib­ban b. Musa yoluyla Abdullah b. Mübarek'ten rivayet edilmiştir. Hakim- Cihad bahsinde 2/85, Ali b. Hüseyn b. Şakik yoluyla Abdul­lah b. Mübarek'ten nakletmiştir. Hakim: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhari ve Müslim bunu rivayet etmemişlerdir" demektedir. Zehebi de bu görüştedir. Hakim hadisin senedindeki İbni Mükerriz'in Eyyüp İbni Mü-keriz olduğunu açıklamaktadır.

Ahmed- 2/290 da Yezİd yoluyla İbni Ebi Zi'b'den nakletmektedir.

İb­ni Mübarek- Cihad kitabında s. 169, No: 227 de musannifin senediyle ri­vayet etmektedir.

Elbani Ebu Davud'un rivayetinin ta'likinde şöyle diyor: Ahidleri sa­hihtir. Mişkatül Mesabih fil Cihad: 2/1129.Takrib'de şöyle diyor: Eyyüp b, Abdullah b. Mükerriz El amiri, el kureşi el hatib. Mestur bip tir. Üçüncü tabakadandır. Ebu Davud'un ondan rivayet'te bulunduğu sabit değildir.

Tehzib'de şöyle diyor: Ebu Davud; İbni Ebi Zi'b, Kasım b. Abbas'dan, Bekir b. Eşec'den, İbni Mükerriz'den Ebu Hureyre'den şu ha­disi rivayet etmektedir:

"Ya Rasulallah! Adam Allah yolunda cihad'la be­raber dünyalık da elde etmek istemektedir..." Hadisi Ahmed müsnedinde başka bir yolla İbni Ebi Zi'b'den naklederken İbni Mükerriz'i, Yezid b. Mükerriz diye isimlendirmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki Ebu Da­vud'un kendisinden rivayet ettiği kişi Eyyüb değildir. Elberra bu hadis hakkında İb'nil Medeni'den şunu nakletmektedir: Bu hadisi İbni Ebi Zi'b'den başkası nakletmemîştir. İbni Mükerriz meçhul biridir." Fakat ba­na göre Eyyüb'ü İbni Hibban sika Mardan saymaktadır.

Tehzib: 1/407-408 No: 747, Takrib: 1/90 No: 701. Muğni s. 239 da şöyle diyor: "Mikaez b. Hafs başka bir görüşe göre Mekrez b. Hafs'tın"

[23] Nihaye 2/214 de şöyle diyor: "Elaraz" dünya meta'sıdır.

[24] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/10-11

[25] Nesai bu hadisi Cihâd bahsinde, "savaşta ecir ve övgüyü isteyen kimse" babında 6/25 Ebu Umame'den rivayet etmiştir. Ebu Davud'un rivayetini sadece yukarıdaki şekliyle bulabildik.

Neylül evtar 7/243 te şöyle diyor: "Bu hadisi Ahmed, Nesai rivayet etmiş­lerdir. Ebu Umame'nin hadisi hıfz yönünden güzeldir. Senedi Fetih'tedir. İ

bn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/11

[26] Kehf: 18/110.

[27] İbni Mübarek- Cihad bahsinde s. 34 No: 12 de nakletmiştir. Hakim- Cihad bahsinde 2/11 de Nuaym b. Hammad yoluyla İbni Mubarek'ten nakletmiştir. Burada İbni' Abbas'ı da zikretmektedir, şöyle di­yor: "Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar ri­vayet etmemişlerdir. Zehebi de bu görüştedir.

" İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/12

[28] Takrib'de şöyle diyor: Fecer b. Fadale b. Nu'man, et-Tenuhi Eşşami zayıftır. Sekizinci tabakadandır. Yetmiş dokuz yılında vefat etmiştir. Buhari "Duafai sağir'de" Yahya b. Said'den nakille hadisin münker olduğunu söylemektedir. Nesai, Duafa ve Metrukin'de zayıf olduğunu söylemek­tedir. Cerh'te şöyle diyor: Onu Yahya b. Main'den sordular şöyle dedi:

"Ha­disi zayıftır". Ebu Hatim şöyle diyor: "Saduktur. Hadisi yazılır ama delil ol­maz. Yahya b. Said'den rivayet ettiği hadiste münkerük vardır. Diğer ha­dislerde daha iyidir. Sabit'ten yaptığı rivayet sahih değildir.Takrib: s. 2/108 No: 15. Buhari'nin Duafa kitabı: s. 95 No: 30 Nesai'nin Duafa kitabı: s. 87 No: 491, Cerh: 7/85 No: 483.

[29] Bütün nüshalarda şöyle geçmektedir. Eşlem b. Vedaa bu hata­dır sahih olanı diğer kitapların söylediği gibidir.

[30] Tarihi Kebirde şöyle diyor: "Abdullah b. Salih bize dedi ki: Muaviye Esed'in hasta olduğunu bana söyledi." Lisamil Mizanda şöyle diyor: Esed b. Vedaa Şam'lıdır. Tabiinin küçüklerindendir. İbni Main şöyle diyor: "O Ezherül Harrani ve bir cemaat Aliye söver­lerdi." Nesai diyor ki: O sika'dır. İbni Hibban'da onu sika'lardan saymış­tır. Buhari'nin Tarihül Kebiri: 2/50 No: 1647. Usanul Mizan: 1/382.

[31] Takrib'de 1/442, No: 553 de şöyle diyor: Abdullah b. Kays E! kin­di essukuni etterağimi, Ebu Bahriyye, humusludur. Muhadramların meş­hurlarındandır. Sika'dır. Yetmiş yedi yılında öldü.

[32] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/12

[33] Bu isnadda künyesi Ebun Nadr olan bir ravi vardır. Yezid b. Ebu Habib'in ondan ve Ömer İbni Ubeydullah'tan rivayet ettiğine göre bu ra­vi Abdullah b. Ömer'e soru sordu.Araştırmalardan sonra, Müslim'in künyeler kitabında, künyesi Ebu Nadr olanın Ömer b. Ubeydullah'ın kölesi olduğunu buldum. İkinci me­sele: Bu adam Ömer b. Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer b. Hattab'ın kö­lesi midir? -Bunu bulamadım- yoksa Ömer b. Ubeydullah etteymi'nin kö­lesi midir? İkincisi tercih edilen görüştür.

Takrib'de şöyle diyor: "Salim b. Ebu Ümeyye Ebu Nadr, Ömer b. Ubeydullah'ın kölesidir. Teym kabilesinden Medine'lidir. Sika'dır. Mür­sel hadis nakleder. Beşinci tabakadandır. Yirmi dokuz yılında ölmüştür.

Tehzibul Kemal'de söylenilenler benim söylediğimi teyid etmekte­dir. "Ebu Nadr Salim b. Ebu Ümeyye'den Yezid b. Ebu Habib rivayette bulunmuştur. Fakat o, Ömer b. Ubeydullah'tan rivayet etmemiştir". Onun Ömer'den rivayet etme ihtimali de vardır. Çünkü efendisidir. Fa­kat Tehzibul Kemal'in sahibi onu zikretmemiştir

[34] Bütün nüshalarda şöyle geçiyor: "Ebun Nadr b. Ömer b. Ubey­dullah" bu ravi'yi tercümesini bulamadım, Said b. Mansur'un sünenine baktıktan sonra bunun hata olduğunu anladım. Sünende "Ebun-Nadr Ömer b. Ubeydullah'tan" şeklinde geçmektedir. Benimde kabul ettiğim budur. Cerh'te şöyle diyor: Ömer b. Ubeydullah b. Ma'mer el Kureşi etteymi. Eban b. Osman'dan rivayette bulunmuştur.

Takrib: 1/279 No: 2, Cerh: 6/120 No: 646, Müslim'in El Küna'sı: S. 187. Tehzibul Kemal: 2/459

[35] Said b. Mansur Cihad bahsinde, "Cihad'da riya hakkında varid olanlar" babında 2/3/249 No: 2541 de nakletmektedir. Bu hadisin sene­dinde Ferec b. Fadale vardır. Bu adam zayıftır. İsnadı da zayıftır.

İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/13

[36] Takrib 2/238 No: 1007 de şöyle diyor: "Mürre b. Şürahil ElHedani Ebu İsmail El Kufi. Kedisi için "Mürre ettib" denilen adamdır. Abid ve sika'dır. İkinci tabakadandır. Yetmiş altıyılında vefat etmiştir. Bir görüşe göre daha sonra vefat etmiştir.

[37]  (t) nüshasında: "Dinarlar için" şeklinde geçmektedir.

[38] İbni Mübarek Cihad bahsinde S. 32 No: 9 da nakletmiştir

[39] S. 291 de tercümesi geçmiştir.

[40] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/14

[41] Takrib'de şöyle diyor: Ata b. Essaib Ebu Muhammed kendisi­ne Ebus Saib essekafi el kufi'de deniliyordu. Saduktur. Fakat karıştırmış­tır. Beşinci tabakadandır. Otuz altı yılında vefat etmiştir.

Tehzib'de şöyle diyor: "Süfyan'ı Sevri, Şu'be, Züheyr, Zaide, Hammad b. Zeyd ve Eyyub onun sahih olduğu görüşündedirler. Onların dışındakiler ise Hammad b. Selmete hariç onun hakkında tavakkuf etmişlerdir. Meşayihin görüşleri bu konuda ihtilaflıdır.

İbni Keyyal şöyle diyor: Ahmed b. Hanbel diyor ki: Sika'dır. Salih bir adamdır. Kim ondan, es­kiden hadis işittiyse hadisi,sahihtir. Kim onda yeni hadis işitti ise onun hadisi bir şey değildir.

Takrib: 2/22, 191, Tehzib: 7/207, Kevakibün nirat: S. 322.

[42] Takrib'de şöyle diyor: Ebu Ubeyde b. Abdullah b. Mes'ud künyesiyle meşhurdur. Meşhur olanı onun künyesinden başka isminin olmadığıdır. Deniliyor ki onun ismi Amir'di. Kufelidir, sika'dır. Üçüncü ta­bakanın büyüklerindendir. Fakat sahih olanı onun babasından hadis işit­mediğidir. Seksen yılından sonra ölmüştür.

Tehzib'de şöyle diyor: Babasından işitmemiştir ama ondan rivayet­te bulunmuştur. Şu'be Amr b. Mürre'den şunu nakleder: Ebu Ubeyde'ye sordum. Abdullah'tan bir şey hatırlıyor musun? "Hayır" dedi. İb­ni Hibban onu sika'lar.

[43] Hakim hadisi Cihad bahsinde 2/110 da nakletmiştir. Hakim şöyle diyor: Bu hadisin senedi eğer mürsellikten kurtulmuşsa sahihtir. Hocalarımız Ebu Ubeyde'nin babasından hadis işitmesinde İhtilaf etmişler­dir. Zehebi'de bu görüştedir.

[44] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/14-15

[45] İbni Mübarek hadisi Cihad kitabında S. 33 No: 10 da nekletmiştir. Hakim Müstedrek'te Cihad bahsinde 2/108 de Malik b. Enes b. Haddesan yoluyla Ömer b. Hattab'dan rivayet etmiştir. Hakim diyor ki: Bu hadis Buhari'nin şartıyla sahihtir. Buhari ve Müslim bunu rivayet etme­mişlerdir. Bu konuda Ebu Musa'nın hadisi üzerine ittifak etmişlerdir: "Kim Allah kelimesi üstün olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır."

[46] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/15-16

[47] Nihaye: 3/280 şöyle diyor: "Hadiste geçen "ikal" kelimesi, de­venin kendisiyle bağlandığı şeye denir.

[48] Nesai Cihad bahsinde "Allah yolunda savaşırda savaşında sade­ce deve yularına niyet eden kimse" babında 6/24 de Ubade b. Samit'den rivayet etmiştir.Hakim- Müstedrek'de Cihad bahsinde 2/109 da, Yezid b. Harun yoluyla Hammad b. Selmete'den rivayet etmiştir. Hakim diyor ki: "Bu ha­dis sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir". Zehebi'de bu görüştedir. İbni'Hibban- Cihad bahsinde, "Cihad'da niyet" babında, Mevaridüz Zam'an'da S. 386 No: 1605 de Abdulvahid b. Gayya yoluyla Hammad b. Selmete'den rivayet etmiştir. Ahmed-5/315 de, Yezid b. Harun, yoluyla Hammad b. Selmete'den rivayet etmiştir. Elbani, Nesai'nin rivayetine yazdığı ta'Iikde şöyle diyor: "Bu sahih bir hadistir". Mişkatul Mesabih fil Cihad: 2/1130.

[49] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/16

[50] Takrib'de şöyle diyor: 2/377, No: 401, Ya'la b. Ümeyye Ebu Ubeyde b. Humam etteymi, kureyşin müttefiki. O Ya'la b. Münye'dir. Münye adamın annesinin ismidir. Meşhur bir sahabidir. Kırk küsur yılın­da vefat etmiştir.

[51] Ebü Davud, Cihad bahsinde, "Cihad'a hizmet ücretiyle çıkan kim­se" babında, 3/37, No: 2527 de rivayet etmiştir. Beyhaki- Sünen'inde, "Seyr" bahsinde, "Gazvede hizmeti için adam ' tutan kimse" babında, 9/29 da Halit b- Derik yoluyla Ya'la b. Mün­ye'den rivayet etmiştir. Hakim- Cihad bahsinde, 2/112 de, Ali b. Hüseyin b. Cündi El Maliki yo­luyla Ahmed b. Salih'ten rivayet etmiştir. Hakim diyor ki: Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat hadisi rivayet etmemişlerdir.

[52] Bütün nüshalarda "Eşşibani" şeklinde geçmektedir. Fakat bu ha­tadır. Sahih olanı Muğni kitabının isimlerin zaptı konusunda söylediği şekildir. İbni Hacer de "es sibani" şeklinde olduğunu söylemektedir. Takrib'de şöyle diyor: 2/355, No: 142: "Yahya b. Ebu Amr Essiba­ni Ebu Zurate El Himsi. Sika'dır. Altıncı tabakadandır. Sahabelerden yap­tığı rivayetler mürsel'dir. Kırk sekiz veya daha sonra vefat etmiştir.

[53] Anlaşıldığına göre bu ibare Hakim'e aittir. Başka yerde "Buha­rı ve Müslim'in yanında" şeklinde geçmektedir.

İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/17

[54] Takrib'de şöyle diyor: "Ebul Acfa Essilmi Elbasri. İsminin Herem b. Nesib olduğu söyleniyor. Tersi de söyleniyor. İkinci tabakadan kabul edi­lir birisidir. Buhari'nin söylediğine göre doksandan sonra vefat etmiştir.

Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Ebu Hayseme şöyle diyor: "İbni Main'e Ebul Acfa'yı sordum, isminin Harem olduğunu söyledi. Basralıdır. Sika'dır". İb­ni Hibban'da sika'lardan saymıştır. Buhari hadisinde şüphe olduğunu söyle­miştir.

 Hakim diyor ki: "Ebu Ahmed'in hadisi sağlam değildir." Darekutni si­ka olduğunu söylemiştir." Tehzib: 12/165, No: 790, Takrıb: 2/450, No: 115

[55] Hakim hadisi Cihad bahsinde 2/109 da rivayet etmiştir. Hakim şöy­le diyor: Bu büyük ve sahih bir hadistir. Buhari ve Müslim'den biri bile riva­yet etmemiştir. Bunun sebebi Selmete b. Alkame'nin İbni Sirin'den şunu nakletmesidir: "Ebul Acfa'dan hadis naklettim." İnşallah nikah kitabında hadi­sin sıhhatinin delillerini sıralayacağız. Zehebi de bu görüştedir.Hakim şöyle diyor: "Ebu Acfa Essilmi. İsmi Herem b. Hayyan'dır. Sika'lardandır. Ebul Abbas Muhammed b. Yakub'u şöyle derken işittim: "Abbas b. Muhammed eddevriyi şöyle derken işittim: "Yahya b. Maini şöyle derken işittim: "Abdurrahman b. Mehdi, Ebul Acfa'nın adının He­rem olduğunu bize haber verdi". 2/176.İbni Hibban- Nikah bahsinde "Ganimetler" babında, Mevariduz Zem'an'da S. 307, No: 1259 da, Hişam b. Hasan yoluyla Muhammed b. Sirin'den aynısın nakletmiştir.

Nesai- Nikah bahsinde "kadınlar arasında adalet" babında, 6/117 de, Eyyüb Avn ve Selmete yoluyla Alkame ve Hişam b. Hasan'dan, on­lar da Muhammed b. Sirin'den rivayet etmişlerdir. İbni Ebi Şeybe kitabında Cihad bahsinde 5/341 de, Ebud-Duha No: 2426.Essil­mi yoluyla Ömer b. Hattab'dan nakletmiştir.

[56] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/18

[57] Esedül Ğabe'de şöyle diyor: "Amr İbni Ekyeş Rasulullah'a (s.a.v.) geldi." Ebu Hureyre de ondan nakletmiştir.

[58]  Ebu Davud- Cihad bahsinde "Müslüman olup Allah yolunda öl­dürülen kimse" babında 3/43, No: 2537 de nakletmiştir. Münziri Muhtasar'ında şöyle diyor: "Darekutni, Hammad b. Selmete'nin yalnız başına rivayet ettiğini söylemektedir. Ahmed Şakir yazdı­ğı ta'likde Darekuni'nin hata yaptığını söylemektedir. Bu hadisi İbni İshak manayla rivayet etmiştir. Hadisi Haşin b. Abdurrahman'dan, o da İbni Ebu Ahmed'in kölesi Ebu Süfyan'dan, o da Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Sireti İbni Hişam: S. 579-580 Hafız, hadisi İsabe adlı kitapta nakletmiştir. 4/287. Hafız İsnadının Hasen olduğunu söylemektedir. Hadi­si, Hakim'e nispet etmektedir. 3/382,

Hakim- Cihad bahsinde 2/113 de Osman b. Said Ed-Darimi yoluyla Musa b. İsmail'den rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis Müslim'in şartıyla sahihtir. Buhari ve Müslim bunu rivayet etmemişlerdir." Zehebi'de bu görüştedir.

[59] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/19

[60] Ebu Davud- Cihad bahsinde "savaşta dünyalık isteyen kimse" ba­bında 3/30, No: 2515'de rivayet etmiştir.

Münziri şöyle diyor: "Nesai'de rivayet etmiştir. Onun senedinde Bakiyye b. Velid vardır. Onun hakkında konuşulmuştur.Nesai- Cihad bahsinde, "Allah yolunda sadaka" babında, 6/49 da, Amr b. Osman yoluyla Bakiyye'den nakletmiştir. Hakim- Cihad bahsinde, 2/85 de Muhammed b. Heysem yoluyla Hayve b. Şüreyh el-Hadremi'den nakletmiştir. Hakim şöyle diyor; "Bu hadis Müslim'in şartıyla sahihtir. Buhari ve Müslim bunu rivayet etmiş­lerdir. Zehebi de bu görüştedir.Ahmed- 5/234 de, Hayve b. Şüreyh el-Hadremi yoluyla rivayet etmiş­tir. Malik- Muvatta'da, Cihad bahsinde, "Cihad'da terğib" babında, 2/466 da, Yahya b. Said yoluyla Muaz (b. Cebel'den nakletmiştir. Muham­med Fuat Abdulbaki şöyle diyor: "Bu hadîs mevkuftur. Muaz'dan Merfu' olarak rivayet edilmiştir."Elbani şöyle diyor: Ebu Davud ve Nesai'nin rivayetlerine yazdığı ta'likte isnadı Hasen'dir". Mişkatul Mesabih: 2/1129.    .

[61] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/20

[62] Müslim- İmaret bahsinde, "riya, gösteriş için savaşan, ateşi hakkeder" babında, 3/1513 No: 1905 de rivayet etmiştir, Nesai- Cihad bahsinde, "Falan cüretlidir denilmesi için savaşan kim­se" babında 6/23-24 de, Muhammed b. Abdul A'la yoluyla Halit b. Haris'ten Müslim'in lafzının benzeriyle rivayet etmiştir. Hakim- Cihad bahsinde 2/100 de, Osman b. Ömer b. Cüreye yoluy­la Müslim'in lafzıyla rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat Buhari rivayet etmemiş­tir. Zehebi de bu görüştedir.

[63] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/20-21

[64] Hakim-Cihad bahsinde, 2/111-112 de Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadisin İsnadı sahihtir. Buhari ve Müs­lim bu şekliyle rivayet etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir.

İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/21

[65] Bütün nüshalarda "el Medaini" şeklinde geçmektedir. Bu hata­dır. Doğru olanı "Medini" dîr. Takrib'de bu şekilde söylemektedir.Takrib'de şöyle diyor: "Velid b. Ebul Velid Osman. Deniliyor ki Velid'in oğlu, Osman'ın veya İbni Ömer'in kölesidir. Medine'lidir. Ebu Os­man'ın hadisi Leyy'in'dir. Yani zayıftır. Dördüncü tabakadandır. Tehzib'ul Kemal'de şöyle diyor: "Ebu Zur'a sika olduğunu söylemektedir. Ebu Davud hayırlı olduğunu söylemekte, İbni Hibban'da sika'lardan saymaktadır. Belkide rivayetlerinin azlığına muhalefet edilmektedir.Tehzib'ul Kemal: 3/1477. Takrib: 2/336, No: 97.

[66] Akabe b. Müslim ettucibi Ebu Muhammed el Basri caminin imamıdır. Sika'dır dördüncü tabakadandır. Yirmi yılına yakın ölmüştür. Takrib: 2/28. No: 252.

[67] Takrib'de şöyle diyor: 1/253, No: 93: Şufey b. Mati' el İsbahi si" ka'dır. Üçüncü tabakadandır. Hadisi mür'sel olarak rivayet etmiştir. Bazılarının onu sahabeden saymaları hatadır. Hişam'ın hilafetinde vefat et­miştir.

[68] Tertibul Kamus 1/445 de şöyle diyor: Hadiste geçen "cesa" kelimesi "dizleri üstüne oturmak" veya "parmaklarının üzerinde durmak" manalarına gelir.

[69]  (m) nüshasında bu düşürülmüştür.

[70] Tirmizi- Zühd bahsinde, "riya ve gösteriş hakkında varid olan­lar" babında 4/591, No: 2382 de rivayet etmiştir. Ebu İsa diyor ki: "Bu hadis Hasen ve garibdir."Abdulkadir Arnavuti Camiul Usul kitabının ta'likinde şöyle diyor: "Tirmizi'nin senedinde Velid b. Ebul Velid el Medeni Ebu Osman var­dır. Hadisi hafiftir. Fakat Müslim'in ve Nesai'nin hadisleri mana yönüy­le ona şahid olmaktadırlar. 4/540. Müslim ve Nesai'nin hadislerini 1017 nolu hadiste zikretmiştir İbni Hibban- Zühd bahsinde "riyakarlık hakkında varid olanlar" ba­bında, Mevariduz Zam'an'da, S. 618-619-620 de, Hibbanb. Musa yoluy­la Abdullah b. Mübarek'ten rivayet etmiştir.

[71] Bütün nüshalarda bu kelime "Medaini" şeklinde geçmektedir. Ay­rıntısı yukarda geçti.

[72] Takrib'de 4/91, No: 811 de şöyle diyor: A'la b. Ebu Hakim Yah­ya Eşşami, sika'dır. Muaviye'nin kılççısıdır ve dördüncü tabakadandır.

[73] Hud: 11/15-16.

[74] Ebu Ubeyd'in Garib'ul Hadisi: 4/194-195.

[75] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/22-25

[76] Tevbe: 9/111.

[77] Saf: 61/10-11-12.        

[78] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/25-28

[79] İbni Hibban, Cihad. Cihad'ın fazileti bölümü, Mevariduz Zaman:

384, No: 1596 Muaz b. Cebel'den aynı lafızla rivayet etmiştir.Nesai- Cihad, Allah yolunda savaşanların sevabı bölümü: 6/25 Ma­lik b. Yuhamir ve Muaz b. Cebel yoluyla rivayet etmiştir.

Tirmizi- Fazaüu'l Cihad, Allah yolunda savaşta çabukluk ve acele­cilik bölümü: 4/181, No: 165, Ebu Hureyre yoluyla rivayet etmiştir.

Tir­mizi hadisin hasen olduğunu söylemiştir.Darimi- Cihad, deve üstünde Allah yolunda savaşan kimse bölümü: 2/201 Malik b. Yuhamir ve Muaz b. Cebel yoluyla rivayet etmiştir ki Mu­az b. Cebel'de " O sağan için sütün bol olduğu miktardır" fazlalığı var­dır. Ahmed b. Hanbel: 4/387 Amr b. Abbas yoluyla rivayet etmiştir.

İbn Mace; cihad, Allah Teala yolunda savaş bölümü: 2/933, No: 2792 Malik b. Yuhamir ve Muaz b. Cebel yoluyla rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/28

[80] Tirmizi, Cihad'ın faziletleri, Allah yolunda (savaşta) çabukluk ve acelenin fazileti bölümü: 4/1810, No: 165 Ebu Hureyre'den hadisin bir parçasını nakletmiştir. Tirmizi hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ah­met b. Hanbel, 2/524 Abdülmelik b. Amr ve Hişam b; Said yoluyla riva­yet etmiştir. Onda hadisin bir parçası vardır.

[81] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/28

[82] Müslim İmare, şehitlere Cennet'in sabit oluşu bölümü: 3/1510, No: 1899 Enes'ten hadisin bir parçasını rivayet etmiştir.

[83] İhkamu'l Ahkami'l Şerhi'l Umdeti'l Ahkam, İbni Dakik el-Iyd: 4/248.

[84] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/29

[85] Takrib: S. 1/348, No: 33 de şöyle diyor: Şeddad b. Hadi'nin is­mi Usame'dir. Babasının adının Usame olduğu da söylenmiştir. Sahabidir. Hendek ve daha sonrasında hazır bulunmuştur.

[86] (m) nüshasında: Kısmın: (....) şeklindedir. Geri kalan nüshalar­da sabit değildir. Aynı şekilde İhkamul Ahkam'da da sabit değildir.

Abdurezzak, Musannef, Cihad, Şehidin namazı ve yıkanması bö­lümü: 5/276, Şeddad b. Hadi' yoluyla'rivayet etmiştir. Nesai- Cenaiz; şehidin namazı bölümü: 4/61 Abdullah b. Ceric'den nakletmiştir.

[88] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/29-30

[89]  Bu kelime asılda sabit, geri kalan nüshalarda ise sabit değildir.

[90] Ebu Davud, Cihad, Nefsini satan kişi bölümü: 3/42, No: 2536 Abdullah b. Mes'ud'dan aynı lafızla rivayet etmiştir. Ahmed Şakir. Ebu Davud'un Muhtasar'ında bu hadis üzerine yaptı­ğı yorumda şöyle diyor: Ahmet b. Hanbel hadisi 3949 numarasıyla uzunca rivayet. Bu hadisi Ahmed ve Ebu Davud Hammad b. Selme'den o da Ata b. Saib'den rivayet etmişlerdir. Hammad, Ata'dan hali değiş­meden önce duymuştur. Hadis sahihtir. 3/382, No: 2425.

İbni Hibban, Mevakit, Geceleyin namaza kalkan kimse bölümü, Mevaridu'z-Zaman S. 168, No: 643, Rauh b. Eşlem ve Hammad b. Selme yoluyla benzerini rivayet etmiştir. Ahmed b. Hanbel: 1/416 Affan ve Ata b. Saib yoluyla benzerini ri­vayet etmiştir. Hakim, Müstedrek, Cihad: 2/112, Osman b. Said ed-Darimi, ve Mu­sa b. İsmail yoluyla rivayet edip şöyle demiştir: Bu hadisin senedi sahih­tir. Ama Buhari ve Müslim almamışlardır. Zehebi de ona uymuştur. Elbani bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Tabi Suyuti, Camiu's-Sağir'de bu hadisin hasen olduğuna işaret ettikten sonra: 4/26, No: 3876. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/30-31

[91] İbni Esir: Nihaye: 4/337: Allah yolunda ölmek temizliktir. Ya­ni kirlerinden temizliktir. Denilr ki: (Kişi) temizlemek işin kaba su ko­yup hareket ettirdiğinde kabını temizledi yani çalkaladı denilir. (Yazar burada kelimeyi) tesniye kalıbında getirmiştir. Oysa "katı müzekker (erkek)dir. Çünkü o, (dişi) (bu kelimeyle) şehadet manasını kastediyor. Ya da "hasleten mumasmasaten" şeklinde irade etti. Böylelik sıfatı, mevsufun yerine ikame etti.

[92] İbn Mübarek Cihad, S. 30, No: 7 Utbe b. Abdusselma'dan aynı lafızla rivayet etmiştir. Ahmed b. Hanbel: 4/185 Ebu İshak el-Fazari ve Safvan b. Ömer yo­luyla hadisin benzerini rivayet etmiştir. El-Benna, Fethu'r Rabbani 14/32 de hadisin senedinin iyi (ceyyid) olduğunu söylemiştir. Beyhaki, Sünen, Siyer bölümü, Allah yolunda şehid olmanın fazile­ti konusu: 9/164.

İbn Hibban: Cihad, Şehadet bölümü: Mevaridu'z-Zaman: S. 388, No: 1214. Abdullah b. Mübarek yoluyla rivayet etmiştir. Mecmau'z Zevaid: Cihad; Şehadet ve fazileti bölümü: S. 291, Utbe b. Abdusselma yoluyla rivayet etmiştir. El-Haysemi şöyle demiştir:

 "Ah­med ve Taberani rivayet etmişlerdir. Ancak Taberani şöyle demiştir: "Cennetin istediğin kapısından gir. Onun 70 kapısı vardır. Biri birinden üstündür."

Ahmed b. Hanbel'in (hadisininsenedindeki) adamları sağlamdır, (Sahihtir). Ancak Müsenna el-Emluki hariç... O ise sika (güvenilir)dir. Takrib'de şöyle diyor: 1/375, No: 33: Ebu'l Müsenna et-Hımsi'yi el-İcli güvenilir saymıştır ki o, dördüncü tabakadandır. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/31-32

[93] Hadisin Tahrici 1023 de geçmiştir.(72) Hadisin Tahriri 1023 de geçmişti

[94] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/33

[95] İbn Mübarek, Cihad S. 68, No: 77, Ebu Bekr b. Hafs'dan riva­yet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/33

[96] İbni İshak, Siyre, 3/19

[97] Takrib'de şöyle diyor: 2/276, No: 1486: Musab. Ukbe b. Ebu Ay­yaş el-Esedi: Bu kimse Al-i Zebir'in kölesidir (azatlı). Sika'dır. Fakihtir savaşların imamıdır. Beşinci tabakadandır. İbni Main'in onu yumu­şak (zayıf) görmesi sahih olmaz. 141 senesinde ölmüştür. Bundan önce öldüğü de söylenir.

[98] Uyunu'l Eser: 1/257.

[99] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/34

[100] Cualul Habeşi, el-İsabe'de şöyle diyor: İbn Şahin zayıf bir isnad-a Ameş b. Mücahit ve İbn Ömer yoluyla, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: "... Adam geldi..." deyip hadise devam eder. Ebu Musa ise biz­deki hadisi zikrettikten sonra şöyle demiştir: Mezhepsizdir. Onun bu ya­ni İbn Süraka veya başkası olup olmadığını bilmiyorum. İbn Esir ise onun başkası olduğunu söylemiştir. Ben derim ki Suffar ise 'insab' kitabında aynısını söylemiştir. Habeşi de "Onun başkası olduğu açıktır" demiştir. Allah bilir. El-İsabe: 1/237, No: 1156, Üsüdü'l Ğabe; 1/339, No: 749.

[101] Hakim Cihad 2/93 Enes'ten rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu ha­dis, Müslim'in şartı üzere sahihtir ama ikisi de (Buhari-Müslim) almamışlar­dır. Zehebi de ona uymuştur (Hakim'e). İbn Esir, Üsüdü'l Ğabe, 1/339, No: 749 Cehal Tercümesinde rivayet etmiş ancak hadisin sonunda Cemal.

[102]  (m) nüshasında kelime ta'lıdır. Yani "evreleteyni" şeklindedir.

[103]  (m) nüshasında kelime "rütbe" şeklindedir.

[104] Takrib'de şöyle diyor: Cüreybir, Cabir'in ismi Tasgiri (küçümseme)dir. Onun isminin Cabir olduğu da söylenir. Cüreybir ise onun lakabıdır. İbn Said el-Ezdi'nin oğludur. Ebu'l Kasım el-Belhi ise künyesidir. Bağdat'ta ikamet etmiştir. Tefsir rivayet etmiştir. Gerçekten zayıf­tır. Beşinci tabakadandır. Kırkından sonra ölmüştür.

Buhari Duafa-i Sağir'de şöyle demiştir: Cüreybir b. Said el-Belhi, Dahhak'tan rivayet etmiştir. Ali ise Yahya'nın şöyle söylediğini nakle­der: Cüreybir'in pek çok hadisini tanıyordum. Sonra bu hadisleri çıkar­dı ve zayıf gördü.

Nesai zayıf ve Metruk raviler hakkında şöyle diyor: Cüreybir b. Said el-Haraşani Metrukul hadis (yani hadisi terkedilen)tir. Cerh (tenkit yaralama) hususunda ise Ahmet b. Hanbel'in şöyle dediğini nakleder: Cü­reybir, Dahhak'tan yaptığı rivayetler bu durumuyla kolaycı, Rasulullah'tan (s.a.v.) yaptığı rivayetler ise münker'dir. İbn Main de şöyle der: Cürey­bir başka bir şey değil zayıftır. Ubeyde ed-Dabbi, Muhammed b. Salim ve Cabir el-Cufi'ye yaklaşamaz bile. Ebu Hatem ve Ebu Zur'a ise Cüreybir'in, Horasan'lı olduğunu ve güçlü olmadığını söylemişlerdir. Et-Takrib: 1/136, No: 131; Buhari, Duafa: S. 27, No: 58; Nesai, Duafa Ve'l Metrukin S. 28, No: 104, El-Cerh: 2/540.

[105] Bu kimse İbn Müzahim'dir. S. 97 de geçmişti.

[106] Haysemi, Mecmu, Cih'ad, yüzünü (düşmana) dönerek Allah yo­lunda savaşanlar bölümü: 5/6 da rivayet edip fazladan aşağıdaki ibareyi eklemiştir: "Süleyman b. Davud'dan önceki peygamberler, içlerinde hüküm­darlar bulunduğu için kırk derecedirler. "Haysemi ise şöyle demiştir: "Taberani, Cüreybir'in rivayetinden ri­vayet etmiştir. O da Dahhak'tan rivayet etmiştir ki ikisi de zayıftırlar."

[107] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/35-36

[108] Takrib 2/463, No: 5: Ebu Katade el-Ensari el-Haris'ten Amr ya da Numan b. Rib'i b. Buldeme es-Selemi el-Medeni olduğu da söylenir. Uhud'da ya da daha sonra şehid olmuştur. Otuz sekiz senesinde öldüğü de söylenir. Ama birincisi daha doğru ve daha meşhurdur.

[109] Müslim İmare, kim Allah yolunda savaşırsa borcu hariç tüm gü­nahları affolunur bölümü: 3/1501 Ebu Katade'den rivayet etmiştir. Malik, Muvatta, Cihad, Allah yolundaki şehitler bölümü: 2/461, No: 31 Yahya b. Said yoluyla benzerini rivayet etmiştir.

Nesai, Cihad Üzerinde borç olduğu halde Allah yolunda savaşanlar bölümü: 6/34, Kuteybe b. Said yoluyla benzerini rivayet etmiştir. Ahmed b. Hanbel: 2/308. Ebu Hureyre yoluyla benzerini: 3/297 ve el-Leys, Said b. Ebu Said yoluyla da benzerini rivayet etmiştir. Darimi, Cihad, Allah yolunda sabrederek ve sevabını Allah'tan uma­rak savaşan kimse: 2/208, İbn Ebi Zi'b ve el-Makberi yoluyla rivayet et­miştir.

[110] Enfal: 8/16.

[111] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/37

[112] Nesai, İstiaze, Düşkünlük ve acizlikten Allah'a sığınma bölümü: 8/282, Ebu'l Yusr'da aynı lafızla hadisin bir parçasını rivayet etmiştir. Hakim, Dua: 1/531, Abdullah b. Said b. Ebu Hind, dedesi Ebu Hind ve Eyyub'un azadlı kölesi Sufi yoluyla hadisin bir parçasını aynen rivayet etmiştir. Hakim, bu hadisin senedinin sahih olduğunu ama ikisinin (Buhari Müslim)de almadıklarım söylemiştir. Zehebi de ona uyarak Ebu Davud ve Nesai'nin çeşitli yollarla rivayet ettiklerini ve Leys'in de de­desinden rivayet ettiğini söylemiştir.

Ebu Davud: Salat; İstiaze bölümü: 2/194, No: 1552; Mekkil: İbra­him ve Abdullah b. Said yoluyla hadisin benzerini rivayet etmiştir.

[113] Sahihu Müslim Nevevi Şerhi, İmare bölümü; şehitlerin beyanı konusu:13/23.

[114] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/38

[115] Bezzar, Keşfu'l Estar an Zevaid'i Bezzar, Cihad bölümü, şehadet ve fazileti konusu: 2/283, No: 1715; Bezzar: "Onun Enes'ten bu yoldan başka bir yolla rivayette bulunduğunu bilmiyoruz" demiştir. Çünkü Muhammed b. Muaviye mutavaatı olmayan hadisler rivayet etmiş­tir. Muhtemelen bu hadisler ona başka yoldan gelmiştir. Çünkü Müslim b. Halid hafız değildir.

Beyhaki: Şuabu'l iman (el yazması), ayrıca el-Memune li'tturasi'd Dımeşk yayınevince de basılmıştır. Ümmü'l Kura yayınevinin el yazmalarına bakılabilir. No: 2133, 1/2/49. -El-İsfahani, et-Terğib ve't Terhib (el yazmasıdır.) Ayrıca Ameri ka'daki Boston Üniversitesi tarafından ba­sılmıştır. No: 216, Yine ayrıca Merkezu'lBahsi'l Alemiyyi'l Mekke ya­ymevince de basılmıştır. No: 815, S. 84.

El-Münziri, et-Terğib ve't Terhib, Cihad'da şehitleri teşvik etmek ve şe­hitlerin fazileti bölümü: 2/317, Münziri burada şöyle demiştir: Bu hadisi Bez­zar, Beyhaki, İsfehani rivayet etmişlerdir. Bu, garip bir hadistir. Mecmau'z Zevaid, Cihad bölümü, Şehadet ve fazileti konusu: 5/291-292 Haysemi burada şöyle diyor: (Hadisi) Bezzar rivayet etmiş­tir. Ama şeyhi Muhammed b. Muaviye onu zayıf görmüştür. Her ne kadar bu (kimse) Nişaburi olsa da metruktür. Aynı şekilde hadiste (sene­dinde) Müslim b. Halid ez-Zenci vardır ki bu da zayıftır. Güvenilir sayıldığı da olmuştur.

[116]  (m) nüshasında da "tehbetu" şeklindedir. Yani kelime ta'lıdır.

[117] Gazzali, İhya-u Ulumiddin, Niyyet: İhlas ve Sidk bölümü, İhlası.. fazileti, hakikati ve derecelerinin izahı ve sevabın hükmünün beya­nı ve gerçekleşmesi konusu: 14/2733, Danı'ş-Şa'b baskısı.

[118] Kurtubi Tefsiri, 4/2812, Enfal suresinin tefsiri.

[119] Uyunu'l Eser: 1/241.

[120] İbn Hişam'ın Siyreti, büyük Bedir savaşı: 2/182.

[121] Et-Takrib: l/367, No: 102: Safvan b. Ümeyye b. Halef b. Vehb b. Kudame b. Cemhil-Kurşi el-Mekki şahabıdır. Müellefe-i Kulub'dan'dır. Osman'ın (r.a.) öldürülmesi günlerinde ölmüştür. Muaviye'nin hilafeti­nin başlarında 41 veya 42 de öldüğü de söylenir.

[122]  (m) ve (a) da Hureytib (yani ism-i Tasgir) şeklindedir. Doğru­su ise "a" nüshasındakidir.

[123] Usudu'l Gabe: 1/433, No: 1013: Hatib b. Abdül İzzi b. Ebu Kays b. Abdud b. Nasr b. Malik b. Hasel b. Amir b. Lüey. Bunun Abdul­lah b. el-Ele, o babasından o da Bişr b. Teym ve daha başkalarından zik­retmiştir. (Sözkonusu bu kimsenin) müellefe-i Kulub'dan, Beni Amir b. Lüey kabilesine mensup Hatib b. Abdul İzzi olduğunu söylemişlerdir.

[124] El-Takrib: 1/414,No: 294: Abdullahb. Ebu Rabia, Amrb. Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum, Ebu Abdurrahman el-Mekki: Sahabidir. Osman'ın (r.a.) şehadeti sırasında ölmüştür. Bu kişi Ömer b. Ab­dullah b. Ebu Rabia es-Şair'in babasıdır.

[125] Et-Takrib: 2/107, No: 8, Furat b. Hayyan b. Atit b. Abdül İzzi el-Cali Halif b. Sehm: Sahabidir. Kufe'ye gelmiş ve orada öldürülmüştür.

[126] Tabakatu İbn Sa'd, Zeyd b. Harise'nin hayatı bölümü: 2/36 da aynı lafızla vermiştir. Vakidi ise Meğa'zi'sinin Kirade seriyyesinin duru­mu bölümünde aynı manaya gelecek cümlelerle vermiştir. 1/197-198.

[127] Fetih: 48/20.    

[128] Bu kelime "e" de yoktur, (m) de ise vardır.

[129] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/38-43

[130] Bunun tahrici 1005 nolu hadiste geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/43

[131] Et-Takrib: 1/411, No: 468: Abdullah b. Havale el-Ezdi sahabi­dir. Şam'a gelmiş ve orada 58 senesinde ölmüştür. 72 yıl yaşamıştır. 80 olduğu da söylenmiştir.

[132] Ebu Davud, Cihad, 'Savaşıp ecir ve ganimet kazanan kimse' bö­lümü: 3141, No: 2535: Aynı lafızla hadisin bir cüzünü rivayet etmiştir.

Beyhaki, Sünen, Siyer bölümü, Allah yolunda olması uğruna savaşa­nın niyyetinin açıklanması konusu: 9/169, Ebu Salih ve Muaviye b. Sa­lih yoluyla hadisin bir cüzünü rivayet etmiştir. Ebu Davud ve Münziri bu hadis hakkıda sükût etmişlerdir. İnşallah doğrudur.

[133] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/43-44

[134] Mizanu'l İtidal, 4/205, No: 8864 de şöyle diyor: Şebab el-Us-furi v.b. den rivayette bulunan Musa b. Zekeriyya et-Tüsteri hakkında Darekutni (bir miktar) konuşmuştur. Hakim, Darakutni'nin onu Metruk saydığını hikaye etmiştir.

[135] Mecmau'z Zevaid: Cihad bölümü: 'Savaşın; ganimet alın, se­fere çıkın; sıhhat bulun." Konusu: 5/324.. (Yazar burada Haysemi'nin şöy­le dediğini rivayet eder: Taberani Evsafta hocası Musa b. Zekeriy­ya'dan (hadisi) rivayet etmiştir. Eğer Ravi, Şebab'dan rivayet etmişse, Darekutni onun hakkında konuşmuştur. Eğer başkasından rivayet etmişse onu tanımıyorum. Geri kalanlar ise sika'dır. Münziri, Terğib, 2/83 de şöyle diyor: Darekutni, Evsat'ta rivayet etmiştir ve ravileri de sika'dırlar. Elbani, es-Silsiletu'z-Zaife: 1/278'de onun zayıf olduğunu söylüyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/4

[136] Müslim, Av ve Boğazlananalar Bölümü, Deniz Ölülerinin Mübağlığı konusu: 3/1536, No: 1935-18 Bu hadisin bir cüzüdür. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/44

[137] Müslim, Av ve Boğazlananlar Bölümü, Deniz Ölülerinin Mübağlığı Konusu: 3/1536, No: 1935-20. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/45

[138] Hakim, Müstedrek, Cihad Bölümü: 2/93: Hadisin senedinin sa­hih olduğunu ama ikisinin (Buhari-Müslim)de almadıklarını söylemiş, Zehebi de ona uymuştur.                                   

[139] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/45

[140] S. 111 de tercümesi geçti.

[141] İbni Ebi Şeybe, Musannef, Cihad Bölümü: 5/349: Zeyd b. Eş­lem 'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/45

[142] İbn Ebi Şeybe, Musannef, Cihad Bölümü: 5/335.

[143] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/45

[144]  (m) de "Kalu" (yani cemi) şeklindedir.

[145] Cevheri, Sihah, 2/595 de bu kelime (yani 'bekr') genç deve ola­rak anlamandırılmıştır.

[146] Beyhaki, İmanın Şube'leri Bölümü: 1/2/106-107, No: 2133, Bu eser el yazmasıdır. Ayrıca Daru'l Me'mune li't-Turas yayınevinde de fotokopisi vardır. Mekke'deki Ümmü'l Kura yayınevince de basılmıştır. Et-Terğib ve't Terhib, Cihad Bölümü: 2/324, No: 307. Münziri burada Beyhaki'nin hadisi hasen bir senetle rivayet ettiğini söyler.

[147] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/45-47

[148] Müslim İmare Bölümü, savaşıp ganimet kazanan ve kazanma­yan kimsenin sevabının açıklanması konusu: 3/1515, No: 1907-354 İbn Ömer'den aynı lafızla rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/47

[149] Müslim, İmare Bölümü, savaşıp ganimet kazanan ve kazanma­yan kimsenin sevabının miktarı (hususunun) açıklanması konusu: 3/1514-1515, No: 1907-153 İbn Ömer'den aynı lafızla rivayet etmiştir.

Nesai: Cihad Bölümü, Eliboş dönülen seriye'nin sevabı konusu: 6/8 Muhammed b. Abdullah b. Yezid ve babası yoluyla rivayet etmiştir. Bu sonuncuda ikinci bir rivayet var.

Ebu Davud: Cihad Bölümü; boş dönülen seriyye konusu: 3/18 Abdul­lah b. Ömer b. Meysere ve Abdullah b. Yezid yoluyla rivayet etmiştir ki bu sonuncuda ikinci bir rivayet vardır. İbn Mace, Cihad, savaşta niyyet konusu: 2/931, Ho: 2785 Abdurrahman b. İbrahim ve Abdullah b. Yezid yoluyla benzerini ikinci bir rivayetle rivayet etmiştir. Ahmed b. Hanbel: 2/169 Ebu Abdurrahman'dan Musannef tarikiyle birinci rivayeti rivayet etmiştir.

[150] Bunun tercümesi S. 463 de geçti.

[151] Muallaka-i Seba'nın şerhi, ez-Zevavi, Antere b. Şeddad el-Abbasi'nın altıncı muallakası, S. 152.

[152] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/47-49

[153] Tahrici geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/49

[154] Tahrici geçti.

[155] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/49

[156] Tahrici geçti.

[157] İhya-u Ulumid Din, Niyyet; ihlas; sıdk; sevap amelin hükmün ve onunla sevabın gerçekleşmesi konusu: 14/2721.

[158] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/49-50

[159] İbn Mace, Fiten Bölümü, Fitne'den'Selamete Dönen Kimse Ko­nusu: 2/1320, H: 3989, Muazb. Cebel'den aynı lafızla hadisin bir kısmı­nı rivayet etmiştir. Araştırmacı Muhammed Fuad Abdülbaki, ez-Zevaid'de şöyle diyor: Onun senedinde Abdullah b. Lehia vardır ki bu kişi zayıftır. Hakim, Rikak Bölümü 4/328 Abbas b. Ayyaş ve İsa b. Abdurrahman yoluyla hadisin bir cüzünü rivayet ederek şöyle demiştir: Bu hadisin senedi sahihtir. Ama ikisi de (Buhari-Müslim) almamışlardır. Zehebi'de onlara uymuştur.

[160] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/51

[161] Tahrici geçti. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/51

[162] Tahriri geçti.

[163] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/51-52

[164] İbni Mace: Zühd Bölümü, Riya ve Gösteriş Konusu: 2/1045, No: 4202 Ebu Hureyre'den aynı lafızla rivayet etmiştir. Ez-Zevaid'de şöyle diyor: Senedi sahihtir. Ravileri sika'dır. Müslim: Zühd ve Rekaik Bölümü, Amelinde Allah'tan başkasını şirk koşan kimse konusu: 4/2289, Ho: 2985 Ruh b. Kasım ve Ala b. Abdurrahman yoluyla benzerini rivayet etmiştir. İbn Hazime'nin yanında bu­nu bulamadım. Çünkü o tam değildir.

[165] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/52

[166] "Allahu Teala ortakların, ortaklıktan en münezzeh olanıdır" ha­disini rivayet etmiştir. Onun hakkında bir kıssa vardır. Süheyl b. Amr'dan, ondan da Ziyad b. Mina rivayet etmiştir. İbni Bera İbni Medeni'den ri­vayetle şöyle diyor: "Ziyad b. Mina', Ebu Said b. Ebi Fadale'den, o da Rasulullah'tân (s.a.v.):"Allahu Teala ortakların, ortaklıktan en münezzeh olanıdır"hadisini rivayet edendir. Salihin isnadında değişiklik vardır. Bazı isnadları değişiklik, münker hale getirir. Ziyad b. Mina' meçhul biridir. Ben onu tanımıyorum." Fakat İbni Sa'd onu hendek ehlinin takasından say­mıştır. Tehzib: 12/105-106 H: 487. Takrib: 2/426, Ho: 10.

[167] İbni Mace: Zühd Bölümü, Riya ve Gösteriş Konusu: 2/1406, No: 4203, Ebu Said b. Ebu Fudale'den aynı lafızla rivayet etmiştir.Tirmizi: Tefsir: Kehf süresindeki "Allah kıyamet günü insanları topladığı zaman" ayetim izahı konusu: 5/314, H: 3154: Muhammed b. Bişar ve Muhammed b. Bekir yoluyla benzerini rivayet ederek şöyle demiş­tir: Bu Muhammed b. Bekir'in hadisi hariç tanımadığımız garip ve hasen bir hadistir. İbn Hibban, sahih, Zühd Bölümü, Riya konusu Mevaridu'z-Zaman, S. 618, No: 2499 Yahya b. Main ve Muhammed b. Bekir el-Bursani yo­luyla rivayet etmiştir. Ahmed 3/466 da Ahmed b. Muhammed Bekr El-Bursani yoluyla rivayet etmiştir.

[168] Zilzal: 99/6-8.

[169]  (m) nüshasında maksad yerine "kasd" geçmektedir.

[170] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/52-55

[171] Cu'pu Cürcani şöyle tanımlıyor: "İşçiye, yaptığı işten dolayı verilen ücrettir." İbni Rüşd ise Bidayetül müctehid'de "Cu'l: Meydana ge­leceği zannedilen birmenfaata karşılık ödenen ücrettir." Ta'rifat: S.41 Bidayetul Müctehid: 2/267.

[172] Bunun tahrici yukarıda geçti.

[173] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/55-56

[174] Ebu Davud Cihad bölümünde, "Cu'l'un alınmasındaki cevaz" konusunda 3/37, Ho: 2526 da zikretmiştir. Ebu Davud onun hakkında su­kut etmiştir. Münziri'de ona uymuştur. O salih bir adamdır.

[175] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/56

[176] Mema'ın sahibi Cihad bölümünde, "Başkasının malı iie Cihad edenler" konusunda rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bu hadisi Taberani'de rivayet etmiştir, onun isnadında tanımadığım kimseler var­dır." 5/323.                      

[177] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/56

[178] Biyografisi S. 184 de geçti.

[179] Takrib 2/263, H: 1261 de şöyle diyor: "Ma'dan b. Cedir Ebul Cemahir el-Hımsi hadisi kabul edilir. Yedinci tabakadandır."

[180] Takrib 1/475, H: 894 de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Cubeyr b. Nufeyr el-Hadrami, el-Hımsi, sika'dır. Dördüncü tabakadandır. Onsekiz yılında ölmüştür.

[181] Said b. Mansur sünen'inde: Cihad bölümünde, "Ücretle sava­şan adam hakkındaki rivayetler" konusunda, 2/3/150, H: 2361 de riva­yet etmiştir. Muhakkik şöyle diyor: "Buhari bu hadise tarihinde işaret et­miştir."

Beyhaki, Sünen'inde; siyer bölümünde, "savaşta ücret almanın mek­ruh oluşu ve sultandan ücret alarak savaşa gitmenin ruhsatı" konusunda, 9/27 de Musannifin yolu ile rivayet etmiştir. Ebu Davud'da Said b. Mansur'dan Mürsel olarak rivayet etmiştir. Ebu Davud'un "Kitabul Merasil" S. 36

[182] Biyografisi S. 401 de geçti.

[183] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/57-58

[184] Gazzalinin ihyai Ulumiddin: 10/1883. Danış Şa'b baskısı.

[185]  (m) Nüshasında "Çünkü o bu işleri yaparken ihlash olarak yapmıştır" şeklinde geçmektedir.

[186] (e) Nüshasında "Bu niyetle beraber" şeklinde geçmektedir. Fakat bu yanlıştır, (m) ve (a) nüshalarında ise "ondan" şeklinde geçmektedir.

[187] İhyai Ulumiddin: 10/1884. Muhasibi'nin sözünü nakletmiştir.

[188] İhyai Ulumiddin: 10/1885.  

[189] Bütün nüshalarda "birinci niyeti" geçmektedir. Fakat bu hatadır.

[190] Bu fazlalık İbni Dakil Elid'in şerhül umdesinden nakledilmiş­tir. Bu bütün nüshalarda yoktur. 4/247.

[191] Şerhül Umde: 4/247.

[192] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/58-62

[193] Gazzali'nin ihyai Ulumiddin tehzibi: Gizli riyanın açıklaması:2/117. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/62

[194] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/62-63

[195] Müslim, Oruç bölümünde: "Her aydan üçgün oruç tutmanın müstehab oluşu" konusunda, 2/818, No: 1162 de Ebu Katade'den rivayet etmiş­tir. Tirmizi, Oruç bölümünde, "Sürekli oruç tutma" konusunda, 3/138, No: 767 de Ebu Katade'den rivayet etmiş ve "bu hadis hasen'dir" demiştir. Ebu Davud, oruç bölümünde, "sürekli oruç tutma" konusunda, 3/807, No: 2425 de, Ebu Katade'den rivayet etmiştir. Nesai, oruç bölümünde, "sürekli oruç tutmanın yasaklanması" konu­sunda, 4/206 da, Abdullah b. Şuheyr'den rivayet etmiştir. Beyhaki, Şuab'da rivayet etmiştir. "El yazması, Darul memun litturas'da basılmıştır. Ümmül kura üniversitesi kütüphanesi, 2/3/394, No: 2135 e bakılabilir. Beyhaki şöyle diyor: "Bu, onun meçhul şeyhlerinden rivayet ettiği fert hadislerindendir. "Terğib ve Terhibin sahibi, Riya bölümünde, 1/72, No: 29'da rivayet etmiştir. Münziri şöyle diyor: "Beyhaki bunu rivayet etmiştir." Hafız Abdülazim şöyle diyor: "Hadisin mevkuf olduğunu zannediyorum."

[196] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/63-64

[197] Mecmaü'z-Zevaid'in sahibi, Zühd bölümünde, "Riya ve gizli­liği" konusunda 10/223 de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bunu Bezzar rivayet etmiştir. Onun rivayeti şöyledir: "Ümmetimdeki şirk, ka­rıncanın kaya üzerindeki yürüyüşünden daha gizlidir." Seneddeki Abdul A'lab. A'yun zayıftır. Takrib 1/464, No: 779 da şöyle diyor: "Abdul A'la b. A'yun el Ku­fi. Şeyban oğullarının azadlı kölesidir. Zayıftır. Yedinci tabakadandır. Terğibin sahibi, korkutma bölümünde, "riyadan bir şey saklayan" konu­sunda rivayet emiştir. Münziri şöyle diyor: "Ahmed ve Taberani rivayet et­mişlerdir. Seneddeki raviler, Ebu Aliye kadar olanlar sika'dırlar. Ebu Ali'yi

İbni Hibban sika saymıştır, onu Cerh eden kimseyi görmedim. Ebu Ya'la ben­zer bir hadisi Huzeyfe'den, 1/76 da, No: 33 de rivayet etmiştir.Metalibu'l-Aliye'nin sahibi, Zühd ve incelik bölümünde, "riyadan sa­kınma" konusunda rivayet etmiştir. Muhakkik şöyle diyor: "Busayri şöyle diyor: "Hadisi İshak zayıf bir senedie rivayet etmiştir. 3/183.Heysemi rivayet ederek şöyle diyor: "Ahmed, Taberani Kebir ve Evsat'da rivayet etmişlerdir. Ahmed'in raviferi Ebu Ali hariç hepsi sika'dır. Ebu Ali'yi, İbni Hibban sika saymıştır." 10/224.

[198] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/64

[199] Heysemi Mecma'da Zühd bölümünde, "Riya hakkındaki riva­yetler" konusunda Amr b. Mürre'den, o da Ebu Yezid künyeli birisinden rivayet etmiştir. Ebu Yezid şöyle diyor: "Abdullah b. Amr ile Abdullah b. Ömer'in yanında oturuyordum. Abdullah b. Ömer "Şeytan insanın, ruh ve kan damarlarında dolaşır" dedi. Abdullah b. Amr ağladı ve şöyle de­di: "Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işittim: "Kim amelini işittirîrse ...." hadisi söyledi." Taberani Kebir'de ve Evsat'da rivayet etmiştir. Ahmed, İbni Ömer'in sözlerini özetle rivayet etmiştir şöyle diyor: "Abdullah b. Ömer'in gözleri şişti." Taberani, seddeki adamın Hayseme b. Abdurrahman olduğunu söylemiştir. Buna göre Ahmed'in ravileri ve Taberani'nin bir senedinin ravileri sika'dırlar. 10/222.

[200] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/65

[201] Buhari incelik bölümünde, "Riya ve işittirme" konusunda, 7/189 da rivayet etmiştir. Müslim, Zühd ve incelik bölümünde, "Ameline Allah'tan başkasını ortak eden kimse" konusunda, bir nüshada "Riyanın haramlığı" konusun­da, 4/2289, No: 2987 de yeki' yoluyla Süfyan'dan rivayet etmiştir.

[202] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/65-66

[203] Takrib 2/204, No: 666 da şöyle diyor: "Muhammed b. Müsennab. Ubeydelanza Ebu Musa el Basri. Zamanında bilinirdi. İsmi ve kün­yesi ile meşhurdur. Sika'dır. Onuncu tabakadandır.

[204] Cerh'de şöyle diyor; "Abdullah b. Sinan el Herevi. Basra'ya gel­di. Yakub el Eş'ari ve İbni Mübarek'den rivayetle bulundu. Ali b. Mede­ni, Muhammed b. Müsenna ondan rivayette bulunmuşlardır. Babamı böyle derken işittim."Mizan'da şöyle diyor: "Ebu Davud ve başkaları onu güvenilir saymış­lardır. İki yüz onüç yılında vefat etmiştir. "Buhari Tarihin'de şöyle diyor: "Abdullah b. Sinan. Basra'ya geldi. İb­ni Mübarek'i dinledi. Ondan bilinen meşhur hadisler dinlenmiştir."Cerh: 5/68, No: 325. Mizan: 2/427, No: 4371. Tarihi Buhari: 5/112.

[205] Takrib, 2/263, No: 1260 da şöyle diyor: "Mu'temir b. Süleyman et-Teymi. Ebu Muhammed el-Basri. Tufeyl diye lakablanmıştır. Si­ka'dır. Dokuzunca tabakanın büyüklerindendir. Seksen yaşım geçmişken seksen yedi yılında vefat etmiştir.

[206] Mucemu'l-Buldan'da şöyle diyor: "Tarasus Rumca bir kelime­dir. Tarsus denilmesi caiz değildir. Şam smmnda, Antakya, Haleb ve Rum beldeleri arasında bir şehirdir."Muncid'de şöyle diyor: "Türkiye'de bir şehirdir. -Kilikya- Eskiden başkent idi. Me'mun, Miladi 788 yılında fethetmiştir. Mu'cemul Buldan: 4/28. Ferdinand Tutel'in "elmuncîd fil edebi vel ulum." s. 319.

[207] Kamusu'l-Muhit'de şöyle diyor: 3/291: "İle" Acem kafirlerin­den olan adamdır.

[208] Nihaye 4/180 de şöylediyor: "Ka'a raculun an şey'in. Ondan kor­kup kaçtığı zaman söylenir."

[209] İbni Asakir Cihad bölümünde rivayet etmiştir. Fakat ben bulama­dım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/66-67

[210] Takrib, 2/248, No: 1123 de şöyle diyor: "Mesleme b. Abdülmelik b. Mervan b. Hakem el Emevi. El Emir. Hadisi kabul edilir. Altıncı tabakandandır. Yirmi yılında veya daha sonra ölmüştür.

[211]  Kamusul Muhit 4/420 de şöyle diyor: "enneke bu, deliktir."

[212] İbni Asakir Cihad kitabında rivayet etmiştir. Fakat ben bulama­dım.

[213] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/67-68