28- ŞEHADETİ İSTEME VE ONA KARŞI HIRSLI OLMANIN TEŞVİKİ, ONU ARZULAYIP KAVUŞAN BAZI KİMSELER - Cihad - 31. Say
28- ŞEHADETİ İSTEME VE ONA KARŞI HIRSLI OLMANIN TEŞVİKİ, ONU ARZULAYIP KAVUŞAN BAZI KİMSELER
28- ŞEHADETİ İSTEME VE
ONA KARŞI HIRSLI OLMANIN TEŞVİKİ, ONU ARZULAYIP KAVUŞAN BAZI KİMSELER
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Bizleri dosdoğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna." [1]
Allahu Teala kullarına, her namazdan sonra kendilerine nimet verilenlerin yoluna hidayet etmesini istemelerini farz kılmıştır. Onlar şu ayette zikredilenlerdir:
"İşte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güze! arkadaşdırlar.” [2]
1081- Sehl b. HaniFden (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim doğrulukla Allah'tan şehadeti isterse, Allah onu şehidlerin mertebesine ulaştırır. İsterse yatağında ölsün. [3]
Müslim, Hakim ve başkaları rivayet etmişlerdir. Hakim, Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahih olduğunu söylemiştir. [4]
1082- Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim doğru olarak şehadeti isterse, ona kavuşmasa bile ona verilir."
Müslim ve Hakim rivayet etmiştir. Hakim Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahih olduğunu söylemiştir. Ancak o şöyle rivayet etmektedir:
"Kim Allah yolunda Öldürülmeyi doğru olarak isterse ve sonra Ölürse, Allah ona şehid ecrini verir." [5]
1083- Muaz b. Cebel'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işitmiştir:
"Kim Allah yolunda savaşırda deveden süt sağımı kadar devam ederse, ona Cennet vacip olur. Kim Allah'tan doğru olarak nefsinin öldürülmesini isterse ve sonra ölür veya öldürülürse onun için şehidlerin ecri vardır." [6]
Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve İbni Mace rivayet etmişlerdir. Tirmizi sahih olduğunu söylemiştir. [7]
1084- İbni Hibban da sahihinde benzerini rivayet etmiştir. Onun rivayeti şöyledir:
"Kim halis olarak Allah'tan şehadetî isterse, yatağında ölse bile, Allah ona şehid ecri verir." [8]
Hakim de rivayet etmiş ve Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahih olduğunu söylemiştir. [9]
1085- Amir b. Sa'dı'n babasından (r.a.) rivayet ettiğine eöre Rasulullah (s.a.v.) namaz kılarken, bir adam namaza geldi. Safa durunca şöyle dedi:
"Allah'ım salih kullarına verdiklerinin en faziletlisini bana ver." Rasulullah (s.a.v.) namazı bitirince:
"Az önce konuşan kimdi?" diye sordu. Adam:
"Benim ya Rasulallah!" dedi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:[10]
"O zaman atın yaralanır ve Allah yolunda şehid edilirsin." [11]
Ebu Ya'la, Bezzar, İbni Hibban sahihinde, Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim senedinin sahih olduğunu söylemiştir. [12]
1086- Ebu Musa el Eş'ari'nin kardeşi Ebu Berde'den[13] (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Allah'ım ümmetimin faniliğini senin yolunda mızrakla öldürülme ve taun'la ölme yap." [14]
Ahmed ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim senedi sahihtir demiştir.[15]
Seneddeki Ebu Berde'nin ismi, Amir b. Kays'dır. Kardeşinin ismi Ebu Musa Abdullah'dır. Ebu Musa'nın babasının, künyesi Ebu Berde[16] olan ve tabiinin alimlerinden olan başka bir oğlu daha vardır. Bu hadiste Rasulullah'ın (s.a.v.) Allah'tan ümmeti için şehadeti istediği açıkça görülmektedir, Rasulullah (s.a..v) şehadeti kendisi için de ister ve temenni ederdi. [17]
1087- Sahihi Buhari ve Müslim'de Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Allah yolunda çıkanı güvence altına almıştır."[18]
"Onu sadece benim yolumda Cihad, bana iman, peygamberlerimi tasdik etme ecirden çıkarmıştır. İşte onun güvencesi bana aittir. Ta ki onu Cennete sokayım veya çıkmış olduğu evine ecir ve ganimete kavuşmuş olarak döndereyim." [19]
"Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki Allah yolunda alınan her yara kıyamet günü kendi şekliyle gelecektir. Rengi kan rengidir. Kokusu misk kokusudur. Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki müslümanlara zorluk çıkarmamış olsaydım, Allah yolunda çıkan hiçbir seriyye'den geri kalmazdım. Fakat ben bir genişlik bulamayıp onları geride bırakıyorum. Onlar da bir genişlik bulamıyorlar. Benden geride kalmakta onlara zor geliyor. Nefsim elinde olana yemin ederim ki ben Allah yolunda savaşıp öldürülmek, sonra tekrar savaşıp öldürülmek, sonra tekrar savaşıp öldürülmek isterdim." [20]
1088- Buhari'nin rivayetinde şöyle diyor:
"Ben Allah yolunda savaşmayı ve öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi isterdim." [21]
Öldürülmeyi dört sefer tekrar ediyor. [22]
1089- Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işitmiştir:
"Uhud ashabı zikredildiği zaman Allah'a yemin ederim ki ashabımla beraber dağın eteklerinden şehid edilmeyi isterdim.[23]
Hakim rivayet etmiştir. Müslim'in şartlarıyla sahih olduğunu söylemiştir. Hadiste geçen "Gavdertü mahum" yani "onlarla beraber şehid olmak" manasına gelmektedir. Herevİ Garibeyn'de[24]zikretmiştir.
Hadiste geçen "Nahsul Cebel" dağın aslı, etekleri manasına gelmektedir.[25]
1090- Said b. Müseyyed'den rivayet edildiğine göre Abdullah b. Cahş (r.a.) Uhud günü şöyle demiştir:
"Allah'ım sana yemin ediyorum ve istiyorum ki düşmanla karşılaşalım. Düşmanla karşılaştığımızda beni öldürsünler. Sonra karnımı deşsinler.[26] Sonra bana müsle yapsınlar. Seninle karşılaştığımda "niçin böyle oldu?" diye sorduğun zaman, senin için diye cevap vereyim.
"Düşmanla karşılaştıkları zaman öldürüldü ve kendisine, saydığı şeyler yapıldı. İbni Müseyyeb diyor ki:
"Ben, Allah'ın, onun duasınm başını kabul ettiği gibi, sonunu da kabul edeceğini umuyorum." İbni Mübarek, İbni Ebi Şeybe Ali b. Zeyd b. Ced'an yoluyla Said b. Müseyyeb'den rivayet etmişlerdir. Hadis mürsel'dir. [27]
1091- Hakim bu hadisi İshak b. Sa'd b. Ebu Vakkas'dan [28] muttasıl (bitişik) olarak babasından rivayet etmiştir. Onun rivayeti şöyledir:
"Abdullah b. Cahş (r.a.) Sa'd b. Ebu Vakkas'a Uhud ' günü şöyle dedi:"
Gelmiyor musun Allah'a dua edelim." Bir köşeye çekilip dua ettiler. Sa'd (r.a.) şöyle dua etti:
"Ya Rabbi! Yarın düşmanla karşılaştığımızda [29] güçlü ve kızgınlığı şiddetli biriyle beni karşılaştır. Senin için onunla savaşayım, o benimle savaşsın. Sonra bana zafer nasip etki, onu öldüreyim." İbni Cahş kalktı ve şöyle dua etti:
"Allah'ım! Bana güçlü ve öfkesi şiddetli birini nasip et. Senin için onunla savaşayım, o benimle savaşsın. Sonra beni öldürsün. Ve burnumu kulaklarımı kessin. Yarın seninle karşılaştığımda, Sen:
"Ey Abdullah niçin burnun ve kulakların kesildi" diye sorduğun zaman "Senin ve Rasulün için" diye cevap vereyim ve Sen: "Doğru söyledin" diyesin" Sa'd diyor ki:
"Ey oğlum! Abdullah'ın duası, benim duamdan daha hayırlı idi. Günün sonunda onu gördüğümde burnu ve kulakları bir ipte asılı duruyordu.
"Hakim Müslim'in şartıyla sahih olduğunu söylemektedir.
Hadiste geçen "Şediden Harduhu" kelimesi "kızgınlığı şiddetli olan" manasına gelmektedir. "Hard" kızgınlıktır [30] Bunun için "esedun Haridun" kızgın aslan şeklinde bir deyim kullanılmaktadır.
İbni İshak ve başkalarının Mute ordusundaküerden naklettiklerine göre ordunun çıkış zamanı gelince, herkes ailesiyle vedalaştı ve onlara selam verdiler. Abdullah b. Revaha veda edeceklerine veda edince ağladı. Dediler ki:
"Ey İbni Revaha niçin ağladın?" şöyle cevap verdi:
"Allah'a yemin ederim ki bende dünya sevgisi ve size karşı şiddetli bir şevkim [31] yoktur. Ondan dolayı ağlamıyorum. Fakat Rasulullah'ı (s.a.v.) Allah'ın kitabından içinde ateşin zikredildiği şu ayeti okurken işittim:
"Sizden herkes ona uğrayacaktır. Bu Rabbinin vacip olan kazalarındandır" [32]
Ben bilemiyorum, oraya uğradıktan [33] sonra durumum ne olacaktır." Müslümanlar şöyle dediler:
"Allah sizinle beraber olsun, sizleri korusun ve bizleri salihler olarak geri döndersin." Abdullah b. Revaha şöyle dedi:
"Fakat ben Rahman'dan mağfiret istiyorum -köpükleri saçtıran yaralayıcı bir vuruş. İnat [34] bir elle hazırlanmış bir dürtme- mızrakla iç organları ve ciğerleri söken ta ki denilsin [35] mezarın yanından [36] geçtiklerinde Allah onu bir gaziye irşad etsin, [37] rüşdünü buldu [38] şiirde geçen "Zate Ferğin" kelimesi, "kanı akan geniş yara" manasınadır. [39] İbni İshak'ın Zeyd b. Erkam'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Ben İbni Revaha'nın yetimi idim. Bu seferine çıktığı zaman yükünde benim karşı tarafımda oturuyordu. Gece giderken onun şöyle dediğini işittim:
"Bana verdiğin [40] zaman ve yükümü sırtlanıp
Hasa'dan [41] sonra dört katı yol gittiğimizde senin yanında olmak nimet, senden uzaklık [42] kötülüktür
Benden geride ehlime dönmeyeceğim Müslümanlar [43] geldiler ve beni bıraktılar
Şam'da kalması [44] meşhur [45] bir yerde. Senin bütün yakın akrabaları döndermen
Rahman'a ve kardeşliği kopararak orada aldırış etmem uzunca sulamaya [46]
Altında ipimi uzattığım hur amalar a. [47]
Ben şiiri duyunca ağladım. Beni görünce kırbacıyla sarstı ve şöyle dedi:
"Sana ne oluyor akılsız çocuk.[48] Allah bana şehadeti nasip ediyor. Sende yükün iki tarafı arasında geri dönersin.[49]
Sonra Rum ve başkalarından oluşan toplulukla karşılaşıncaya kadar ilerlediler. Abdullah b. Revaha şehid edildi.
Allah ona istediğini verdi. Temenni ettiği şehadete kavuşturdu. İleride Mute savaşında inşaallah gelecektir.
İbni Asakir'İn Eş'arilerden bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Savaşı gördüm. Şiddetli bir çatışma ile savaştık. Zeyd bir zırh giydi. Bir ata bindi ve sancağı eline alarak savaşmaya başladı. Sonra atından indi, zırhı çıkardı ve şöyle dedi: "Bunu kim alır?" Zeyd öldürüldü. Zırhı Cafer aldı, giydi, atına bindi ve sancağı alarak savaşmaya başladı. Sonra Cafer de atından indi, zırhı çıkararak: "Bunu kim alır?" dedi. Cafer de öldürüldü. Abdullah b. Revaha ilerledi. Zırhı giydi, atına bindi ve sancağı aldı. Sancak Abdullah b. Revaha'ya gelince oda savaştı ve diğer ikisinin yaptığını o da yaptı. Atından indi ve zırhı çıkardı: "Bunu kim alır?" [50] dedi. [51]
1092- Malik'in Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiğine göre Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle diyordu:
"Allah'ım! Senin yolunda şehidlik ve Rasulü'nün beldesinde ölümü senden isterim."[52]
1093- Buhari [53] bunu senedsiz olarak rivayet etmiştir. Ömer şöyle diyor:
"Allah'ım! Beni senin Rasulü'nün beldesinde şehidlik-le nzıklandır."[54]
Selim b. Amir şöyle diyor:
"Cerrah b. Abdullah el Hekimi'nin[55] yanma girdim. O iki elini kaldırdı. Oradaki amirler de ellerini kaldırdılar. Uzun bir müddet durdu. Sonra bana şöyle dedi:
"Ey Ebu Yahya içinde bulunduğumuz durumu biliyor musun?" Ben şöyle dedim:
"Hayır. Sizleri iştiyaklı olarak buldum. Ben de ellerimi sizinle kaldırdım" şöyle dedi:
"Allah'tan şehadet istedik." Selim şöyle diyor:
"Allah'a yemin ederim ki onlardan hiç kimse kalmadı. Hepsi savaşlarda şehid oldu." İbni Zehebi "Siyerin nübelada" zikretmektedir.[56]
İbni Mübarek'in Süleyman b. Muğire'den, [57] onun da Humeyd b. Hilal'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Esved b. Külsüm[58] yürüdüğü zaman, ayaklarına ve parmak uçlarına bakardı. Savaşa gidince şöyle dua etti:
"Allah'ım! Benim bu nefsim rahatlıkta iken seni sevdiğini sanıyor. Eğer bunda doğru ise, onu sana kavuşmakla zıklandır. Eğer bunda yalancı ise, onu buna yönelt, bu onun zoruna gitse de. Senin yolunda onu öldür. Etimi vahşi hayvanlara ve kuşlara yedir.
"Şöyle diyor: "Bu ordudaki bir toplulukla, içinde bir delik [59] bulunan bir duvardan içeri girene kadar gittiler. Bu sırada düşman geldi ve bu deliğin önünde durdu. Arkadaşları oradan çıktılar, fakat o düşman orada çoğalıncaya kadar Çıkmadı. Sonra atıdan indi ve yüzüne vurarak onu savdı. Sonra düşman başından savulana kadar onlara saldırdı ve çarpıştı. Sonra duvarda bulunan çeşmenin yanına gitti, abdest aldı ve namaz kıldı.
Düşman bu sırada şöyle diyordu:
"Araplar müslüman olunca, böyle müslüman olurlar." Namazım bitirince öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Ordunun büyük çoğunluğu bu duvarın yanından geçerken kardeşi de aralarındaydi. Kardeşine "duvardan içeri girip, kardeşinin kemiklerini kefenlemiyor musun?" denilince şöyle cevap verdi:
"Ben bir şey yapmıyorum. Kardeşim bu şekilde dua etmişti. Duası kabul edildi." Onlar da onu ayıplamadılar." [60]
İbni Zehebi el Hafız'ın Abdullah b. Ubeyd b. Umer'den rivayet ettiğine göre Amr b. As (r.a.) şöyle diyor:
"Ben ve kardeşim Hişam Yermuk[61] savaşında bulunduk. O ve ben geceleyince, bizleri şehadetle rızıklandırması için Allah'a dua ettik. Allah onu şehadetle rızıklandırdı. Ben ise kaybettim." [62]
Deniliyor ki:"Hişam b. As düşmana saldırıyor ve onlardan bazılarını öldürüyordu. Sonunda öldürüldü. Cesedi atların ayakları altında kaldı. Taki kardeşi onun etlerini bir meşinin [63] içinde toplayarak gizledi.
"Zeyd b. Eslem'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Onun ölümü Ömer'e (r.a.) ulaşınca şöyle dedi;
"Allah ona rahmet etsin. İslam için ne güzel yardım idi." [64]
1094- Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diytfr:
"Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı yola çıkarak, müşriklerden önce Bedire ulaştılar. Müşrikler gelince Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Genişliği yer Üe gök arası kadar olan Cennete kalkınız."
Umeyr b. Himam:
"Ya Rasulallah! Genişliği yer ile gök arası kadar olanCennet mi?" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Evet" dedi. Umeyr:
"Vay vay"[65] dedi. Rasulullah (s.a.v.):"
Bunu söylemene sebep nedir?
"diye sorunca, Umeyr şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki, oranın ehlinden olma ümidinden başka bir şey değildi." Rasulullah (s.a.v.):
"Sen oranın ehlindensin"
buyurdu. Umeyr çantasından biraz hurma çıkarmış yiyordu şöyle dedi:
"Eğer ben bu hurmalarımı yemek için canlandırıldıysam, bu bile çok uzun bir hayat olurdu." Yanındaki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar onlarla savaştı." [66] Müslim rivayet etmiştir.
İbni Akabe'nin rivayet ettiğine göre, Umeyr b. Himam o gün müslümanlardan ilk öldürülen kişidir. [67]
Hadiste geçen "kam" kelimesi ok torbası manasına gelmektedir. [68]
1095- İbni Mübarek, sünen'inde Beyhaki'nin Enes'den (r.a.) rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Yemarne günü Sabit b. Kays b. Şemmas'ın [69] yanından geçiyordum, ölülere güzüel koku sürüyordu. Ona:
"Ey amca! Müslümanların başına gelenleri görmüyor musun, sen burada duruyorsun?" Tebessüm etti ve sonra şöyle dedi
"Şimdi kardeşimin oğlu [70] "sonra silahını kuşandı, atma bindi ve safın yanına geldi şöyle dedi:
"Şunlara ve yaptıklarına yazıklar olsun." Düşman için şöyle dedi:"
Şunlara ve ibadet ettiklerine yazıklar olsun." Atının önünü açtılar. Taki topluluğa dalana kadar. Hücuma kalktı. Öldürülene kadar savaştı." [71]
Hadiste geçen "Hanut" kelimesi, ölülere sürülen güzel kokuya denilmektedir. Birisi güzel koku süründüğü zaman "tahannete" denilir. Ölüye güzel kokuyu nefisleri ölüme alıştırmak ve şehadete kavuşmaya azmi güçlendirmek için sürüyorlardı. [72]
1096- Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyor:
"Cennet ehlinden bir adam getirilir. Allahu Teala ona şöyle der: "Ey Adem oğlu! Yerini hasıl buldun?" Adam: "Ya Rabbi yerlerin en hayırlısıdır" der. Aİlahu Teala ona şöyle der: "İste ve temenni et." Adam şöyle cevap verir: "Bir şey istemiyorum ve temenni etmiyorum. Senden beni dünyaya döndermeni ve senin yolunda on defa öldürülmemi isterim." Adam şehadetin faziletini görünce böyle söyler. Ateş ehlinden bir adam getirilir. Alllahu Teala ona şöyle der: "Ey Adem oğlu! Yerini nasıl buldun?" Adam: "Ya Rabbi! Yerlerin en şerlisidir." Allahu Teala şöyle sorar: "Fidye[73] olarak yeryüzü dolusu[74] altını verirmiydin?" Adam: "Evet" der. Allahu Teala şöyle der: "Yalan söyledin. Bundan daha azını senden istedim, sen yapmadın."
[75]Ebu Avane sahihinde, Nesai ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim, hadisin, Müslim'in şartıyla sahih olduğunu söylemektedir.
Müellif şöyle diyor: Cennet ehli, büyük kurtuluşa erdikleri ve ebedi nimetlere kavuştukları halde şehadeti istiyorlar ve temenni ediyorlar. Onu şer, üzüntü [76] gurur, ve zorluklar diyarında şimdi bulunanlar nasıl temenni edip İstemesinler. Cennete mi, yoksa Cehenneme mi gideceklerini bilmiyorlar. Rasulullah'tan (s.a.v.) gelen birçok hadiste sabit olduğuna göre, şehidler Cennete çıkmayı, içinde bulundukları nimetlerden ayrılıp dünyaya dönüp Allah yolunda öldürülmeyi temenni etmektedir. Çünkü Allah yolunda Öldürülmenin lezzetini tatmışlar, şehadetin Allah katındaki faziletini görmüşlerdir. İleride bu konu gelecektir inşaallah. [77]
1097- Asım b. Behdele'den[78] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Halit b. Velid'in eceli geldiği zaman şöyle dedi:
"Ben ölümü yerinde[79] istedim ama bana nasip olmadı.
Bana nasip olan yatağımda ölmemdir. 'La ilahe illallah' sözünden sonra hiçbir amel, bana, kalkanımı [80] kuşandığım ve gökyüzünün üzerime boşaldığı [81] ve kafirlere hücum etmek için sabahı beklediğimiz bir geceden daha sevimli değildir." Sonra şöyle dedi:
"Ben öldüğüm zaman benim atıma ve silahıma bakınız. Onları Allah yolunda kullanınız." [82] İbni Mübarek rivayet etmiştir. Asım, Halite kavuşmamıştır. [83]
1098- Süfyan b. Uyeyne'den rivayet edildiğine göre bize şöyle diyor:
"Uhud günü Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte otuza yakın kişi yaralandı. Hepsi de onun huzuruna gelip şöyle diyorlardı:
"Benim yüzüm, senin yüzünün koruması, canım senin canına feda olsun. Allah'ın selamı sürekli üzerine olsun."[84] İbni Mübarek rivayet etmiştir.[85]
1099- İbni Ebi Şeybe'nin sahih bir senedle Enes'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Ebu Talha Rasulullah'm (s.a.v.) önünde vuruluyordu. Arkasında Rasulullah (s.a.v.) vardı. Rasulullah (s.a.v.) başmı kaldırınca, o da başını kaldırmakta ve şöyle demekteydi:
"Ya Rasulallah! Seni değil, beni boğazlasınlar." [86]
1100- İbni Ebi Şeybe'nin Abdulvahap es Sekafi'den,[87] onun da Eyyüp'den [88] onundaMuhammed'den [89] "rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Bana gelen habere göre Abdullah b. Selam şöyle diyor:
"Eğer bana kavuşursa (yani savaş) ve bende de güç yoksa, beni bir döşek üzerinde iki saffın arasına taşıyınız." [90]
1101- İbni İshak'ın Siyer'inde Mahmud b. Lebid'den [91] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) Uhud'a çıkınca Hasil b. Cabir [92] (o, El yeman Ebu Huzeyfe b. el yeman'dır) ve Sabit b. Vakkaş'ı [93] yüksek bir yere [94] kadın ve çocuklarla beraber çıkardı. Her ikisi de yaşlıydı. Biri diğerine şöyle diyordu:
"Baban yok olsun. Biz neyi bekliyoruz. Allah'a yemin olsun ki bizim herbirimizin kalan ömrü, ancak eşeğin susuzluğu[95] kadardır. Biz bugün veya yarın ölüyüz.[96] Kılıçlarımızı alıp Rasulullah'a (s.a.v.) katılmayalım mı? Umulur ki Allah bizlere Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte şehadet nasip eder." Sonra kılıçlarını aldılar ve gelip insanlara katıldılar. Fakat onları kimse tanımadı. Sabit b. Vakkaş'ı müşrikler öldürdüler. Hasil b. Cabir ise müslümanların kılıçlarıyla öldü. Onu tanımadıklarından öldürmüşlerdi. Huzeyfe şöyle dedi:
"Vallahi bu babamdır." Müslümanlar:
"Allah'a yemin olsun ki onu tanımadık" dediler ve doğru söylediler. Huzeyfe şöyle dedi:
"Allah sizleri affedecektir. O merhametlilerin en merhametlisidir." Rasulullah (s.a.v.) ona fidye vermek istedi. Huzeyfe, fidyeyi müslümanlar arasında dağıttı. Bununla Huzeyfe 'nin Rasulullah'ın (s.a.v.) yanındaki değeri daha da arttı. [97]
1102- İbni Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Ömer (r.a.) Uhud günü kardeşine şöyle diyor:
"Ey kardeşim benim zırhımı al" kardeşi şöyle cevap verir:
"Ben de senin istemekte olduğun şehadeti istiyorum." Sonunda her ikisi de zırhı bıraktılar."[98]
ve Taberani [99] rivayet etmişlerdir.
Müellif şöyle diyor:
"Ömer b. Hattab'in kardeşi Zeyd'dir. [100] Ondan daha yaşlı idi ve ondan önce müslüman olmuştu. Çok uzun boylu idi. Uhud günü şehadeti istedi ama, nasip olmadı. Rasulullah'tan (s.a.v.) sonraya kaldı. Yemame günü müslümanların sancağını taşıyordu. Sürekli onunla ilerliyor ve kılıcıyla savaşıyordu. Sonunda öldürüldü ve sancak yere düştü. Düşünce onu Ebu Huzeyfe'nin azatlı kölesi Salim[101] aldı. Onun ölüm haberi Ömer'e gelince, şiddetli bir şekilde üzüldü ve şöyle dedi:
"Kardeşim benden önce müslüman oldu ve benden önce şehid oldu" şöyle diyordu:
"Her sabahın yeli [102] esince onda Zeyd'in kokusunu duyuyorum." [103]
1103- Ebu Muzaffer b. El-Cevzi'nin "Cevheretüz zaman fi tezkiretis sultan" adlı kitabında, Sa'd'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Kardeşim Umeyr [104] b. Ebi Vakkas'ı [105], Rasulullah (s.a.v.) bizlere Bedir'e çıkışı emretmeden önce gördüm. Gizleniyordu:
"Ey kardeşim sana ne oluyor?" dedim. Bana şöyle cevap verdi:
"Rasulullah'in (s.a.v.) beni görüp, küçük görmesinden ve beni geri döndermesinden korkuyorum. Ben ise Allah'a kavuşmak istiyorum." Sonra Rasulullah'a (s.a.v.) arz edilince, onu küçük gördü ve "geri dön" dedi. Umeyr ağlamaya, başladı. Rasulullah ta (s.a.v.) gelmesine izin verdi. Sa'd şeyle diyor:
"Ben onun kılıcının kınını[106] taşırdım." Bedir günü öldürüldü. O zaman on altı yaşında idi. Onu Amr b. Abduvud [107] öldürdü." [108]
1104- İbni Abbas'ın [109] azatlı kölesi Miksem'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Ben, yanımda bir adamla beraber Beyt-i Mukaddes'te otururken, bir adam yanımıza geldi. Arkadaşım ona şöyle dedi:
"Ebu İshak'a merhaba.
"Adam oturunca arkadaşıma:
"O kim" diye sordum. Arkadaşım:
"Ka'bul Ahbar'dır" dedi. Ben:
"Allah sana rahmet etsin. Bize konuş" dedim şöyle cevap verdi:
"Günahın zirvesi; kulun Allah'a şirk koşması ve annesini nikahlamasıdır. İyiliğin zirvesi ise; kulun kanının Allah yolunda akıtmasıdrr. Şehidler üç çeşittir. Bir adam evinden çıkar, fakat şehid olmayı istemez. Evine dönmeyi tercih eder. Allah ona sahibi bilinmeyen[110] bir ok nasip eder. Kanının ilk damlasıyla, Allah onun yaptığı bütün hataları affeder. Sonra akan her kan damlasıyla bir derece yükselir. Ta ki kanının son damlasına yükselinceye [111] kadar. Başka biri daha evinden çıkar. Şehadeti de eve dönüşü de sevmektedir. Hemen savaşa girer. Bunun diz kapakları İbrahim'in (a.s.) diz kapaklarına dokunur. Başka biri daha vardır. Evinden çıkar. Eve dönmeyi istememekte, şehadeti istemektedir. Hemen savaşa başlar. Bu adam, Cenneti kılıcıyla tutan melek gibidir. Cennette istediği yerde durur, [112] istediği verilir. İstediğine şefaat eder." [113]
İbni Mübarek, sahih senedle rivayet etmiştir.
Kurtubi'nin tefsirinde, Ka'bul Ahbar'dan naklettiğine göre şöyle diyor:
"İsrail oğullarından bir melik, bir şey yaptı. Allahu Teala o zamanın peygamberine şöyle vahyetti:
"Falana söyle temenni etsin" Melik şöyle dedi:
"Ya Rabbi! Ben, malımla, çocuklarımla ve nefsimle Cihad etmeyi temenni ediyorum." Allah ona bin çocuk verdi. Adam bu çocuklarından birini malı ile donatıp savaşa gönderiyordu. Çocuğu bir ay kalıyor ve şehid oluyordu. Sonra başka birini gönderiyor. O da bir ay içinde öldürülüyordu. Böylece bütün çocuklarının her biri birer ayda öldürüldüler. Adam bu arada gündüzleri oruçlu, geceleri ise namaz kılarak geçiriyordu. Sonra kendisi savaşa gitti ve o da öldürüldü. Bunun üzerine Allahu Teala şöyle buyurdu:
"Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." [114]
Yani bu Melik'in bin ayındaki namaz oruç, mal, nefis ve çocuklarıyla Allah yolunda yaptığı Cihad'dan daha hayırlıdır." [115]
Müellif şöyle diyor:
"Bu Allahu Teala'nın, bu ümmet üzerindeki geniş fazlındandır. Bu ümmete, az bir amel karşlığında verdiği ecire, geçmiş ümmetler uzun bir ömürle yaptıkları çokça amelle ulaşamıyorlardı. Eğer bu ümmetin kadir gecesi, bu Melik'in bin ayından daha hayırlı ise, Hacer-i Esved'in yanında kadir gecesini ibadetle geçirmekten daha hayırlı olan, Allah yolunda geçirilen bir saat durumu ne olur. Yukarıda Ebu Hureyre'nin hadisinde geçti." [116]
1105- İbni Mübarek'in Seriy b. Yahya'dan, onun da Ala b. Hilal el Bahili'den [117] rivayet ettiğine göre Sıla'nın kavminden bir adam Sıla'ya [118] şöyle dedi:
"Ey Ebu Sahba! Rüyamda bana bir kap bal[119] sana ise iki kap bal verildiğini gördüm." Sıla şöyle cevap verdi: "Sen hayırlı bir rüya görmüşsün. Sen şehid edileceksin, ben ve oğlum da şehid edileceğiz" şöyle diyor:"Yezid b. Ziyad'ın[120] döneminde, Sicistan'da[121]türklerle karşılaştılar. Müslümanlardan ilk yenilen ordu, bu ordu oldu. Sıla oğluna şöyle dedi:
"Ey oğlum! Annenin yanma dön." Oğlu şöyle cevap verdi:
"Ey baba! Sen kendin için hayır istiyorsun, bana ise geri dönmemi emrediyorsun. Allah'a yemin ederim ki, sen annem için benden daha hayırlısın." Sıla şöyle dedi:
"Madem böyle söyledin, o zaman ilerle." Oğlu ilerledi ve vuruldu. Sıla onun cesedinin etrafından bulunanları ok yağmuruna tuttu. Onları oradan savınca yanına gitti. Başında durup onun için dua etti. Sonra Öldürülünceye kadar savaştı.[122]
1106- Yine İbni Mübarek'in Hammad b. Selmete'den, onunda Sabit'ten [123], onun da Sıla'nın hanımı Muaze'den [124], rivayet ettiğine göre; kocasının ve oğlunun, her ikisininde öldürüldüğü haberi kendisine gelinceki Sıla oğlunu önden göndermiş ve şöyle demişti:
"İlerle ben seni korurum. Oğlu öldürülmüş, sonra da kendisi öldürülmüştü- Ölüm haberleri gelince, kadınlar, onun yanına gelmişlerdi. Hanımı onlara şöyle demişti:
"Eğer, Allah'ın bizlere ikram ettiği durumdan dolayı tebrik etmeye geldiyseniz, tamam. Yoksa geri dönün." [125]
Yine Mübarek b. Said'den [126] onuda Nuseyr b. Za'luk'dan [127], onun da Abdullah b. Kays'dan[128] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Benim bir çok savaşa gittiğimi gördün. Bir seferde insanlar, şiddetli bir rüzgarın olduğu bir günde kendi saflarına çağırıyorlardı. İnsanlar kendi saflarında kükrüyorlardı. Birden, atının üzerinde bir adam gördüm. Benim atım onun atının arkasmdaydı. Adam sanki şöyle diyordu:
"Bu benim farkıma varmaz" şöyle konuşuyordu:
"Ey nefsim! Ben şöyle şöyle bir sahneye şahid olmadım mı? Sen buna şöyle dedin:
"Çocukların ve ailen. Sana itaat edeceğim, sen de geri dön." Ancak bu gün Allah'a yemin ederim ki, seni Allah'a arzedeceğim. İster seni alsın, isterse bıraksın." Ben kendi kendime dedim ki:
"Buna bakacağım." [129] İnsanlar saf bağladılar ve düşmana hücum ettiler. O adam İlk başta gidenlerdendi, Sonra düşman hücuma kalktı, o adam insanları korumaya çalışanlardandı. Sonra müslümanlar hücuma kalktı, o adam yine ilk başta gidenlerdendi. Sonra düşman hücum etti, müslümanlar geri çekilirken, o adam yine insanları korumaya çalışanlardandı, Allah'a yemin ederim ki bu durum aynı şekilde devam etti. Sonunda onun yanından geçerken, onun cesedinde ve bineğinde altmıştan fazla yara saydım."[130]
Ebu Muzaffer b. el Cevzi de buna benzer bir hikaye rivayet etmektedir. Halef b. Hişam'dan [131] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Ben bazı savaşlara katılırken, nefsine hitap eden bir genci işittim. Benim atım onun atının arkasındaydı şöyle diyordu:
"Ey nefsim! Her savaşta sen şöyle diyorsun: "Falan kadın, falan çocuk, senin ailen ve senin çocuklarındandır. Kendini telef etmen neyine gerek." Falan kadın benden boştur, kölelerim azat edilmiştir, mallarım Allah yolunda infak edilmiştir. Bu gün mutlaka seni Allah'a arzedeceğim. Sonra hücuma kalktı ve öldürüldü. Onda seksen küsur yara ve darp izi saydım." [132]
Müellif şöyle diyor:
"Bu genç bunu yapan ilk kişi değildir. Çünkü onun sonradan geldiği biliniyor. Herhalde ona örnek teşkil eden başkaları vardır. Sa'd b. İbrahim'den [133] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Kadisiye günü bir adamın yanında geçiyorduk. Adamın elleri ve ayaklan kesilmişti. Toprağın üzerinde yuvarlanıyor [134] ve şöyle diyordu:
"Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber onlar ne güzel arkadaştırlar." [135]
Bir adam:
"Ey Allah'ın kulu sen kimsin?" diye sordu. Adam şöyle cevap verdi:
"Ensar'dan bir adamım.
İbni Mübarek ve İbni Ebi Şeybe rivayet etmişlerdir.[136]
Safvan b. Amr'dan, onun da Ebu Utbe el Kindi'den[137] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Nevful Bikali[138] ile ihtilaf ederdik. Bir seferinde bir adam ona geldi, ben de yamndayken şöyle dedi:
"Ey Ebu Yezid! Seni rüyamda gördüm." Nevf: "Anlat"dedi. Adam:
"Sen bir orduyu yönetiyordun. Elinde uzun bir mızrak vardı. Mızrağın ucunda insanları aydınlatan bir ışık vardı" dedi. Nevf şöyle dedi:
"Eğer doğru söylediysen, ben şehid edileceğim." Fazla bir zaman geçmedi ki Muhammed b. Mervan' la [139] beraber bir ordu yola çıktı. Yola çıkışı zamanı geldiği zaman, veda etmek için yanına gittim. Ayağını üzengiye koyunca şöyle dedi:"Allah'ım! Karımı dul bırak, çocuğumu yetim bırak ve nevfe şehadet nasip et." Savaşa başladık. Geri dönerken - Ga-baibteydik [140] düşmanın ortaya çıktı. Atına ilk binen kişi o oldu. Onları görünce üzerlerine atını saldı. Onlardan bir adam öldürdü. Sonra bir adam daha öldürdü. Sonra da kendisi öldürüldü. Onunla birlikte bulunanlardan bazıları şöyle dediler:
"Biz onunla son bulduk." Onun kanı ile atının kanı birbirine karışmıştı. Her ikisi de öldürülmüştü." İbni Mübarek, [141] Safvan'dan rivayet etmiştir
Bekir b. Mudarr'm [142] Abdul Kerim b. Harit'ten [143] rivayet ettiğine göre bir adam Abdül Kerim'e şöyle haber vermiştir:
"Bir kalede muhsur kalmıştık. Ordudan iki adam çıktılar. Biri diğerine şöyle dedi:
"Gelip yıkanır mısın umulur ki Allah bize şehadet nasip eder?" Arkadaşı şöyle diyordu:
"Yıkanmak istemiyorum." Birincsi gitti yıkandı. Kaleye geri dönerken, kendisine bir taş isabet etti. Ben yanlarına gittiğimde arkadaşları onu çadırlarına çekiyorlardı. "Durumu nedir?" diye sordum. Olanları bana anlattılar. Ben arkadaşlarımın yanına döndüm. Sonra tekrar onların yanma gittim ve orada kaldım. Onlar ölmesinden şüpheleniyorlardı. Onlar bu haldeyken, ona ruh geldi ve güldü. "Bu canlıdır" dedik. Böylece bekledi. Sonra yine güldü. Yine biraz bekledi, sonra ağladı ve gözlerini açtı. Biz şöyle dedik:"Ey falan! Müjde, sana bir şey olmadı. Sende acayip durumlar gördük. Senin öldüğünü zannediyorduk. Sen güldün" olayı anlattık." Adam şöyle cevap verdi:
"Bana isabet eden olay meydana gelince, bana bir adam geldi. Elimden tuttu ve yakuttan bir köşke beni götürdü. Benimle kapının önünde bekledi. Hizmetçiler çıkıp bana geldiler. Kollarını sıvamışlardı. Onlar gibisini görmedim şöyle dediler:
"Efendimize merhaba" Ben:
"Siz kimsiniz? Allah size bereket versin" dedim şöyle dediler:
"Biz senin için yaratıldık." Sonra tekrar, başka bir köşkün yanma gittik. Oradanda öncekilerden daha iyi hizmetçiler çıktı. Onlar da:
"Efendimize merhaba" dediler. Ben;
"Allah size bereket versin, siz kimsiniz?" dedim. Onlar: "Biz senin için yaratıldık" dediler. Sonra tekrar yürüdük. , Bir evin önüne geldik. Bilmiyorum yakuttanmıydı, zebercedden miydi, yoksa inciden miydi? Öncekilerden başka hizmetçiler çıktılar. Öncekilerin söylediği gibi onlar da söylediler. Öncekilere söylediğimi onlara da söyledim. Adam benimle evin kapısında durdu. Birde baktım ki ev açılmış, içerisinde kat kat sergiler, yayılmış yastıklar[144] var. Beni eve girdirdi. Evin iki kapısı vardı. Kendimi iki yastığın arasına attım. Adam şöyle dedi:
"Senin için yemin ettim. Sen kendini bu serginin üzerine attın. Sana bu gün bunlar nasip oldu." Ben kalktım ve serginin üzerine, bir döşeğe[145] uzandım. Onun gibisine hiç yatmamıştım. Ben böyle iken, kapılardan birinden birinin geldiğini hissettim. Birden baktım ki bir kadın geliyor. Onun süsleri, giysileri ve güzelliğini daha önce hiç görmemiştim. Yanıma geldi. Yastıklarına basmıyordu. Sukut içerisinde geldi. Durdu ve bana selam verdi. Ben de selamına karşılık verdim şöyle dedim:
[146]"Allah sana bereket versin sen kimsin?" Bana şöyle cevap verdi:
"Ben senin hurilerden hanımınım." Ben sevincimden güldüm. Yanımda durdu ve benimle konuşmaya başladı. Bana dünya kadınlarının durumun hatırlatıyordu. Sanki yanında bulunan bir kitaptan bunları öğrenmişti.
Bu durumdayken diğer kapıdan birinin geldiğini hissettim. Oradan da bir kadın geliyordu. Onun giysileri, süsleri ve güzelliği gibisini görmedim. Birincsinin yaptığı gibi o da yaptı ve yanıma geldi. Benimle konuşmaya başladı. Diğeri baraz şöyle dedi:
"Olduğun gibi kal. Bu olmaz. Şimdi öğle namazı vakti." Bilmiyorum bana böyle mi söyledi, yoksa beni bir çölemi attı. Onlardan kimseyi göremiyorum. O zaman ağladım.
Adam şöyle diyor:
"Öğle vakti veya öğleyi kılmadan Allah onun ruhunu kabzetti." Bunu imam Fareddin Ebu Mansur Abdurrahman b. Muhammed b. Hibetullah, "Cihad ayetlerinin tevili" [147] kitabında isnadsiz olarak zikretmiştir. Hafız b. Asakir'de kitabında Ebu Bekir b. Mudarr'dan [148] rivayet etmiştir. Beyhaki'nin ve Ebul Ferec b. el Cevzi'nin "mesirül ğamis sakin" [149] adlı kitabında Kasım b. Osman el Huzai'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Kabe'nin etrafında tavaf ederken bir adam gördüm ve ona yaklaştım. Adam sadece şu cümleyi tekrarlıyordu:
"Allah'ım muhtaçların ihtiyacını karşıladın, benim ihtiyacımı karşılamadın." Adama şöyle dedim:
"Sana ne oluyor? Bu cümleden fazlasını söylemiyorsun?"
Adam şöyle cevap verdi:
"Sana söyleyeyim. Biz değişik beldelerden yedi arkadaştık. Düşman topraklarında savaştık. Yedimizi de esir ettiler. Rumlardan bazıları bizi, boynumuzu vurmak için bir yere götürdüler. Gökyüzüne baktım. Orada yedi kapı açılmıştı. Yedi huri her birinin elinde mendil ve aynayla [150] orada duruyorlardı. Bizden bir adam öne çıktı, onun boynunu vurdular. Bir hurinin elinde mendille yeryüzüne indiğini ve onun kanını sildiğini gördüm. Böylece altısının boynu vuruldu. Ben kalmıştım. Bir kapı ve bir huri kalmıştı. Boynumun vurulması için öne çıktığımda, oradaki bazı adamları beni kendileri için istediler ve beni onlara hibe etti. Hurinin şöyle dediğini işittim:
"Ey mahrum kalan! Elinden ne kaçtı?" Kapı kapandı. Ey kardeşim ben elimden kaçan şeye hasret kaldım. Kasım b. Osman şöyle diyor:
"Ben onu diğerlerinden daha faziletli görüyorum. Çünkü o, diğerlerinin göremediğini görmüştür. Şevkle amel etmesi için yeryüzünde bırakılmıştır."[151]
Müellif şöyle diyor:
"Bu hikayeye benzer bir hikayeyi bazı seçkin kardeşlerim bana anlatmışlardı şöyle diyordu birisi:
"Ben genç iken okçularla birlikte İskenderiye geçidinde "Seyyidi Ebul Feth el Vasiti"ye [152] nispet edilen bir silah deposuna sığınmıştık. Yanımıza bir Faslı geldi- Kesinlikle bir elini göstermiyordu. [153] Onu gizlemek içinde çaba sarfediyordu. Parmak uçlarını göstersede elini göstermiyordu. Beraber yiyip içiyorduk. Elini göstermemesinden dolayı, salgın bir hastalık vardır zannıyla içimize şüphe düşmüştü. Onun elini görmek için bekliyorduk. Bir gün eli açıldı ve onun tümünün parmak uçları gibi beyaz olduğunu gördük. Abraş olduğunu sandık.
Yemek vakti gelince onunla yememek için gecikiyorduk. Onunla birlikte olan bir adam bize
"Niye gecikiyorsunuz?" diye sordu. Ona, adamın elinde gördüğümüz beyazlığı ve gecikme sebebimizi söyledik. Adam bize:
"Gidin be beraber yemek yiyin, korkmayın. O Abraş değil. Yalnız kaldığınızda ona kıssasını sorun" dedi. Gittik ve yemeği yedik. Bir gün Ebul Feth'in kabrine çıktık. Faslı da bizimle geldi. Biz oturuyorken cemaatten biri şöyle dedi:
"Ey falan! Bu veli hakkında ne düşünüyorsun?" Adam:
"Efendim Ebu Medinenin cemaatı, onun velilerin halifesi olduğu inancındalar" dedi. "Bu veliye yeminle [154] senin kıssanı bize anlatmanı istiyorum" dedi. Bunu söyleyince adamın hali değişti. Şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Şöyle dedi:
"Efendim sana ne oldu ki bunu bana hatırlatıyorsun." İsrar edildi ve bunu anlatman gerek dedi.
Adam şöyle cevap verdi:
"Fasta benim beldem fransız beldelerine yakındır. Sürekli olarak bizler onların üzerine akın düzenliyor, onlar bize akın düzenliyorlardı. Bir sefer yirmi kişi akın düzenlemek için çıktık. Düşman beldesine saldıracaktık. Bu seferlerdeki adetimiz gece gitmek ve gündüz saklanmaktır. Bizim beldemizle düşman beldesi arasındaki yolu yanlayınca gün doğdu. İçinde saklanmak için dağdaki bir mağaraya sığındık. Biz mağaraya giriyorken bir düşman savaşçısının oradan çıktığını gördük. O da bizi görünce geri mağaraya girdi. Arkadaşları da orada imişler. Hep birlikte çıktılar. Yüz kişi idiler. Onlar da bizim yaptığımız işi yapacaklarmış. Bizim beldemize saldırmak için çıkmışlar, gün doğunca bu mağaraya sığınmışlardı. Karşı karşıya gelince savaştan başka çare kalmadı. Çünkü adetimiz şuydu: İki taraftan kim düşmanına galip gelirse onlardan kimseyi sağ bırakmazdı. Onlarla şiddetli bir şekilde savaştık. Bizden on bir kişi, onlardan kırk beş kişi Ölmüştü. Sonra hep birlikte bize saldırdılar. Yirmi kişiden benden başka kimse kalmamıştı. Yaralarım çoğaldı ve ölülerin arasına düştüm.
Ben bu durumda iken gökyüzünden kadınların indiğini gördüm. Onlar kadar güzel kimseyi görmedim. Onlardan her biri müslüman ölülerinden birine gidiyorlardı. Her biri:
"Bu benim nasibim" diyerek birinin elini tutuyor, o da onunla kalkıyordu. Onlardan biri bana geldi.
"Bu benim nasibim" dedi. Elimi tuttu. Elimde ruh olduğunu hissedince, kızgınlıkla elini benden çekti ve:
"Sen bir saate kadar" dedi. Sonra beni bıraktı ve gitti.
"Elini bize açtı. Elinde o.hurinin tuttuğu yerler, beş parmağının izleri hep süt beyazı gibi bembeyazdı."[155]
Ebu Muhammed b. Ahmed yani İbni Cevher'inin "Zahairül Vaiz'in ve Şaairuz Zakirin" adlı kitabında şöyle diyor:
"Abdulvahid şöyle diyor:
"Bazı savaşlara çıktım. Bir gün arkadaşlarımdan ayrılarak yalnız kaldım. Namaz kılan bir gençle karşılaştım. Harbesini dikmiş, üzerine Mushaf mı asmıştı. Durup ona bakıyordum. Kendi kendime: '"Umarım Allah'ın velilerinden bir veliyle karşılaşmışimdır" diyordum. Namazını bitirince ona yaklaştım ve selam verdim. Ona:
"Allah sana rahmet etsin. Neredesin? Nereye gidiyorsun?" dedim. Genç şöyle dedi: "
Ben Şam ehlindenim
"Nereye gitmek istiyorsun?" dedim şöyle cevap verdi:
"Rabbimden beni hurilerle evlendirmesini istedim. Bende İnsanlarla beraber savaşıyorum. Umulur ki Allah bana şehadeti nasip edir." Ben
"Adın nedir?" diye sordum.
"Ahmed, künyem Ebu Katade'dir" dedi. Devemle beraber yürümesini istedim, kabul etti. Binmesini teklif edip şöyle dedim:
"Bizimle birlikte deveye binmeniz, bizim için fazilettir. Bin, yalın ayakla yürüme" şöyle dedi:
"Ben hurilerle ancak çıplak ayaklı olarak konuşurum."
Düşmana kavuşuncaya kadar yürüdük. Orada durduk. Birisi şöyle bağırıyordu:
"Ey Allah'ın atlıları! Bininiz, Cennetle müjdeleniniz." Genç kalktı ve şöyle dedi:
"Sana selam olsun. Belki karşılaşanlayız." Sonra müşriklere saldırdı. Kılıcıyla sağma ve soluna[156] vuruyordu. Sonunda müşriklerden biri onu okla vurdu. Düşerek öldü. İki taraf birbirine girdi. İnsanlar arasında tozlar yükseldi. Savaş durunca arkadaşlarıma:
"Genci bulun" dedim. Onu aramaya gittiklerinde, ölülerin arasında buldular. Onda biraz hayat kalıntısı vardı. Onu yanıma taşıdılar. Onun başım dizime aldım ve yüzünden toprağı sildim şöyle dedim:
"Ey habibim! Eğer konuşacak durumun varsa konuş." Gözlerini bana kaldırdı ve şöyle dedi:
"Cübbemi, Harbemi ve Mushafımı al ve evimi sor. Onu bulursun. Beş yaşlarında bir kız görürsen ona selamımı söyle. O benim lazımdır". Benim ondan başka kimsem yoktur." Sonra dünyadan ayrıldı.
Savaşlardan dönerken Şam'a uğradık. Onun evini sordum. Küçük kız çıktı. Bizi görünce geri döndü ve şöyle dedi:
"Anne! Babam Savaşçılardan bir cemaatle geldi." Hanımı ve çocuğu beraber çıktılar. Çocuk şöyle diyordu:
"Babamı görmek istiyorum." Bizler ağladık ve sesimiz yükseldi. Kadın şöyle dedi:
"Ey cemaat! Eğer hayır ise bize de söyleyin." Ben:
"Ebu Katade için Allah ecrinizi artırsın." Kadın feryat etti. Sonra:
"Allah sana rahmet etsin Ey Ebu Katade. Sen ne güzel arkadaştın." Sonra ona üzerinde kanının izi bulunan cübbesini verdik. Çocuk şöyle diyordu:
"Ey annne! Bu babamın hanımı?" Ağlayıp feryat etmeye başladı. Sonra hıçkırmaya başladı ve bu hıçkırıkta ruhunu teslim etti."[157]
Bu konuyu Ebu Kudame'nı hikayesiyle bitirelim. Bunu Ebu Muzaffer b. El Cevzi, "Cevheretüz Zaman fi tezkiretüs sultan" adlı kitapta, Ebu Kudame eş Sami'den rivayet etmektedir şöyle diyor Ebu Kudame:
"Ben bazı savaşlarda ordunun komutanı idim. Bazı beldelere girdim. İnsanları Cihada çağırdım. Onları sevaba teşvik ettim. Şehadetin faziletini anlattım. Sonra insanlar ayrılınca evime döndüm. Birden insanların en güzellerinden bir kadının beni çağırdığını gördüm:
"Ey Ebu Kudame." Ben kendime:
"Bu şeytanın hilesidir" dedim ve cevap vermedim. Yine çağırdı, yine cevap vermedim. Kadın şöyle dedi:
"Islahçılar, irade sahiplerine böyle yapıyorlar." Ona kapıyı açtım. Gelip bana bir mektup ve bükülmüş bir kolan verdi. Sonra geri dönüp giderken ağlıyordu. Kağıda baktım Şöyle yazıyordu:" İnsanları Cihada davet ettin ve onları sevaba teşvik ettin. Ben bir kadınım. Cihada gücüm yok. Bende bulunan en güzel şeyi, iki saç örgümü kestim ve sana getirdim. Atına gem yapman için. Umulur ki Allah bunu görür ve beni affeder.
"Savaş gecesi gelince iki örgüyü çıkardım ve atıma gem yapıp taktım. Sabah olunca ve savaş başlayınca, güzel yüzlü, zorluklara karşı sabırlı bir çocuk gördüm. Ona yaklaştım ve şöyle dedim:
"Ey çocuğum! Sen yayasın. Atların dolaşırken seni çiğnemelerinden emin olamıyorum. Yerine dön sen." Çocuk bana döndü ve şöyle dedi:
"Nasıl döneyim. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Ordu halinde kafirlerle karşılaştığınız vakit, onlara arkanızı dönmeyin!" [158]
Ona bendeki yayı verdim. Bana:
"Ey Ebu Kudame! Bana üç ok ödünç ver" dedi. Ben:
"Şimdi ödünç vermenin zamanı değil" dedim. Çocuk:
"Allah aşkına bana ödünç ver" dedi. Ona bir ok verdim. Oku yaya yerleştirdi ve bir Rum'u öldürdü. Ben:
"Sevabına ortağım" dedim. Çocuk:
"Evet" dedi. Ona bir ok daha verdim. Onunla da bir Rum'u Öldürdü. Üçüncü bir ok verdim. Onu da attı şöyle dedi:
"Veda selamı ile sana selam olsun." Bir ok gelip iki gözünün araşma isabet etti ve hızla yere düştü. Başında durdum ve:
"Ey çocuğum! Beni unutma. Bana söz vermiştin." Çocuk:
"Evet" dedi. Sonra:
"Ey Ebu Kudame! Ben bir şeyde sana ihtiyacım var. Şehre girdiğin zaman benim bir annem var. Ona git ve selamımı ilet. Bu heybeyi[159] ona ver" dedi. Ben:
"Annen kim?" dedim. Çocuk:
"Saçlarını kesip bunu atına gem yap diyen kadın" dedi. Ben ağlamakla meşgul iken çocuk öldü. Onu defnettim.
Savaş bitince onun kabrine döndüm. Onu yerin üstünde buldum. Yer onu dışarı atmıştı.
Ona bir çukur daha kazdım. Oraya defnettim. Yer yine dışarı attı. Arkadaşlarım:
"Bırak onu. O çocuktur. Belkide annesinin izni olmadan çıkmıştır" dediler. Ben hayrete düştüm.
Müezzin yatsı ezanını okudu. Kalktım,, namazı kıldım ve ağlayarak Allah'a yalvardım.
"Yarabbi ona ne yapacağımı bilemiyorum." Bir ses işittim şöyle diyordu:
"Ey Ebu Kudame! Allah'ın velisini bırak ve git." Bende onu bıraktım. Bazı kuşlar indiler ve onu yediler. Yırtıcı hayvanlar gelip onun kemiklerini yediler.
Şehre gelince, annesinin evine gittim. Kapıyı çaldım. Küçük bir kız çocuğu çıktı. Heybeyi görünce, geri dönüp bağırdı:
"Anne Ebu Kudame abimin heybesiyle geldi. Abimi onunla göremiyorum. Vah hasretim. Birinci yıl babamın başına geldi. İkinci yıl abimin başına geldi. Bu yıl diğer abimin başına geldi." Neredeyse ağlamaktan ölecektim.
O kadın çıktı şöyle diyordu:
"Tebrik etmek için mi geldin, yoksa taziye için mi? Eğer çocuğun öldüyse bana taziyeni bildir. Eğer şehid olduysa beni tebrik et," Ben:
"Hayır Vallahi şehid oldu" dedim. Kadın:
"Bunun alameti nedir?" dedi. Ben:
Öldürüldü" dedim. Kadın:
"Yer onu kabul etti mi, etmedimi?" dedi. Ben:
"Hayır Vallahi" dedim. Kadın:
"Allah'a hamdolsun" dedi. Sonra bir sandığı açtı ve içinden bir aba[160] ve demirden bir kelepçe çıkardı şöyle dedi:
"Gece olunca, o bu abayı giyer, bu kelepçeyi ellerine takar ve şöyle derdi:
"İlahi! Beni kuşların ve yırtıcı hayvanların karnından hasret." Bende artık ağlayacak göz yoktur. Allahu Teala onun duasını kabul etti." [161]
Müellif şöyle diyor:
"Bu hikayeyi başka bir rivayetle yukanda naklettim." [162]
[1] Fatiha:1/6-7.
[2] Nisa: 4/69.
[3] Müslim, İmaret bölümünde, "Allah yolunda şehadeti istemek" konusunda, 3/1517, No: 1909 da, Sehl b. Hanif ten rivayet etmiştir. Ebu Davud, Namaz bölümünde, "istiğfar" konusunda, 2/179, No: 1520 de, Yezid b. Halit Remli yoluyla İbnî Vehb'den rivayet etmiştir. Ebu Davud'un senedinde bir kopukluk vardır. Müslim Abdurrahman b. Şüreyh'den, o da Sehl b. Ebi Umame b. Sehl b. Hanif'den o da babasından, o da dedesinden rivayet etmiştir. Ebu Davud ise Abdurrahman b. Şüreyh'den, o da Ebi Umame b. Sehl b. Hanif den, o da babasından rivayet etmiştir. Buna göre Sehl b. Ebi Umame sened'den düşürülmüştür. Tirmizi, Cihadın faziletleri bölümünde, "Şehadeti isteyen kimse" konusunda, 4/184, No: 1653 de Kasım b. Kesir el Mısri yoluyla Abdurrahman b. Şüreyh'den rivayet etmiştir. Nesai, Cihad bölümünde, "Şehadet meselesi" konusunda, 6/36-37 de Yunus b. Abdul A'la yoluyla İbni Vehb'den rivayet etmiştir. İbni Mace, Cihad bölümünde, "Allah yolunda savaş" konusunda, 2/935, No: 2797 de, Musannifin yolu ile Harmele'den rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/77 de Muhammed b. Abdulhakem yoluyla İbni Vehb'den rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis Buharı ve Müslim'in şartlarına uygundur. Fakat onlar rivayet etmişlerdir." Zehebi de bu görüştedir.
[4] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/85-86
[5] Müslim, İmaret bölümünde, "Allah yolunda şehadeti istemenin güzel oluşu", konusunda, 3/7517, No: 1908 de Enes'den rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/77 de Enes'den rivayet etmiş ve "bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarına uygundur" demiştir. Zehebi de bu görüştedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/86
[6] Sıhah, 4/1546rda şöyle diyor: "fevak" deveden iki süt sağımı arasındaki vakittir. Çünkü deve önce sağılır, sonra yavrusunun emmesi için bırakılır. Sonra tekrar sağılır. "Onun yanında sadece fevak kadar kaldı." denilir.
[7] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/86
[8] Ebu Davud, Cihad bölümünde "Allah'tan şehadet
isteyen kimse" konusunda, 3/470, No: 2541 de Muaz'dan rivayet etmiştir.
Tirmizi, Cihadın faziletleri bölümünde, "Allah yolunda yaralanan kimse
hakkındaki rivayetler" konusunda, 4/185, No: 1657 de, Süleyman b. Musa
yoluyla, Malik b. Yuhamir'den rivayet etmiştir. Tirmizi hadisin bir bölümünü bu
yolla rivayet etmiştir. Diğer bölümü ise, aynı kitabın "Allah'tan şehadet
isteyen kimse hakkındaki rivayetler" konusunda, 4/183, No: 1654 de,
Süleyman b. Musa yoluyla Malik b. Yuhamir'den rivayet etmiştir. Tirmizi
"Bu hadis Hasen ve sahihtir" demektedir. Nesai, Cihad bölümünde,
"Allah yolunda devesinin üzerinde savaşan kimse" konusunda, Süleyman
b. Musa yoluyla Malik b. Yuhamir'den rivayet etmiştir. İbni Mace, Cihad
bölümünde, "Allah yolunda savaş" konusunda, 2/933, No: 2792 de
Süleyman b. Musa yoluyla Malik b. Yuhamir'den rivayet etmiştir. İbni Hibban,
sahihi Mevariduz Zam'an'da, Cihad bölümünde, "Cihadın' faziletleri"
konusunda, S. 385, No: 1596 da Kuseyr b. Murre yoluy
[9] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/87
[10] İbni Hibban, sahihi Mevariduz Zam'an'da, Cihad bölümünde, "Allah yolunda çıkan veya Allah'tan şehadet isteyen kimse" konusunda, S. 389 No: 1615 de, Muaz b. Cebel'den ikinci bölümü rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/77 de, Sehl b. Ebi Umame'den, o da babasından, o da dedesinden rivayet etmişti. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir.
[11] Heysemi, Mecmauz Zevaid'de, Cihad bölümünde, "Şehadet ve faziletleri hakkındaki rivayetler" konusunda, 5/295 de, Sa'd b. Ebi Vak-kas'dan rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bu hadisi Ebu Ya'la ve Bezzar iki isnadla rivayet etmişlerdir. Bezzar'ın bir isnadının ravileri sika'diri ar. Keşfiil estar'da, Cihad bölümünde, "Şehadet ve fazileti" konusunda, 2/280 de, rivayet edilmiştir. Bezzar şöyle diyor: "Müslim b. Aiz ve Muhammed b. Müslim b. Aiz'in Amir'den, onun da babasından rivayet ettiği bunun dışında hadis bilmiyoruz. Sa'd'dan da sadece bu isnadla rivayet etmiştir. "İbni Hibban, sahihi Mevariduz Zam'an'da, Cihad bölümünde, "Şehadet hakkındaki rivayetler" konusunda, S. 387, No: 1609 da Süheyl b. Ebi Salih yoluyla Muhammed b. Müslim b. Aiz'den rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/74 de Amir b. Sa'd b. Ebi Vakkas'dan o da babasından rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir. Takrib'de şöyle diyor: "Muhammed b. Müslim b. Aiz el Medeni. Hadisi kabul edilir. Beşinci tabakadandır."Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban onu sika'lardan saymıştır." Buhari şöyle diyor: "Abdurrahman b. Şeybe'nin bana söylediğine göre yüz otuz bir yılında öldürülmüştür." Ebu Hatim şöyle diyor: "O meçhuldür." Zehebi Mizan'da bilinmediğini söylemektedir. İçli ise sika olduğunu söylemektedir.
İbni Huzeyme ve İbni Hibban sahihlerinde hadisini rivayet etmişlerdir. Hakim, Müslim'in şartı üzerinde olduğunu söylemektedir. İbni Hüzeyme İbni Hibban Sahihlerinde hadisine rivayet etmişlerdir. Hakim, Müslim’inşartı üzerinde olduğunu söylemektedir tezhip 9/445,no:731, takrib:2/207;no:700
[12] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/87-88
[13] Esedül ğabe, 3/137 de şöyle diyor: "Amirb. Kaysel Eş'ariEbu Berde. Ebu Musa el Eş'ari'nin kardeşidir." Ebu Ahmed elaskeri şöyle diyor: "Ebu Amir el Eş'ari Kufe'ye geldi. Müslim b. Haccac ona künye verdi. İsmi Amir'dir. Sahabedendir."
[14] Nihaye, 3/127 de şöyle diyor: "Hadiste "Ümmetimin helaki Ta'n ve Taun'dandır" diyor. Ta'n, mızrakla öldürülmektir. Taun ise bilinen hastalıktır. Rasulullah (s.a.v.) ümmetinin helak oluşunun, kan akıtan fetneler ve vebalarla olacağına işaret etmek istemektedir."
[15] Ahmed, 4/283, Ebu Bürde'den rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/93 de Müsedded yoluyla Abdulvahid b. Ziyad'dan rivayet etmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadisin isnadı sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir. Münziri, Terğib ve Terhib'de şöyle diyor: "Ahmed hasen bir isnadla, Taberani Kebir'de, 2/337 de, No: 21 de rivayet etmişlerdir."
[16] Takrib, 2/394 No: 7 de şöyle diyor: "Ebu Berde b. Ebu Musa el Eş'ari. Bir rivayete göre İsmi Amir'dir. Başka bir rivayete göre Haris'tir. Sika'dır. Üçüncü tabakadandır. Yüzdört yılında vefat etmiştir. Seksen yaşını geçmişti.
[17] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/88-89
[18] (m) Nüshasında "Ebeden" kelimesi fazladır.
[19] Tertibil Kamus'ta, 4/77 de şöyle diyor: "'Kelim' yaradır."
[20] Müslim, İmaret bölümünde, "Cihad ve Allah yolunda çıkmanın fazileti" konusunda, 3/3 495 No: 1876 da Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/89-90
[21] Buhari, Cihad ve Siyer bölümünde, "Allah yolunda yük alma ve ücret" konusunda, 4/11 de Ebu Hureyre'den
rivayet etmiştir. Hakim, Cihad bölümünde, 2/76 da Cabir'den rivayet etmiş ve "Bu hadis Müslim'in şartıyla sahihtir. Fakat Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir" demektedir. Zehebi de bu görüştedir.
[22] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/90
[23] Abdurrezzak Cihad: 5/263.
[24] İsabe, 2/278, No: 4583 de şöyle diyor: "Abdullah b. Cahş b. Ra-bab b. Ya'mar el Esedi, Abdüşems oğullarının müttefiki idi. İlk müslümanlardandır. Hamza ile birlikte bir kabre defnedilmiştir. Öldürüldüğü gün kırk küsur yaşındaydı.
[25] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 73, No: 85 de rivayet etmiştir. Ebu Nuaym, Hılye'de, 1/109 da Hasan b. Sabbah yoluyla Süfyan'danrivayet etmiştir. Vakidi, Meğazi'de, Uhud savaşı, 1/291 de rivayet etmiştir.
Hakim, Müstedrek'de, Cihad bölümünde, 3/200 de Yahya b. Said yoluyla Said b. Müseyyeb'den rivayet etmiş ve"Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir" demiştir. Zehebi şöyle diyor: "Bu hadis mürsel ve sahihtir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/90-91
[26] Faik, 1/123 de şöyle diyor: "Tebekkara, kanını yarıp açmaktır."
[27] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/91
[28] Cerh'de şöyle diyor: "İshak b. Sa'd b. Ebi Vakkas. Ebi-Vakkas'ın adı Malik b. Vuheyb b. Abdumenaf b. Zühre b. Kilab'dır. Babasından rivayetde bulunmuştur. Ondan da Yezid b. Abdullah b. Kasit rivayet de bulunmuştur. Medine'lerden sayılır. Bababmı ve Ebu zur'ate'yi böyle derken işittim. İbni Hibban şikarlardan saymıştır. Cerh, 2/221, No: 763. İbni Hibban Essikat: 4/21.
[29] Tertibul Kamus: 1/614.
[30] (a) Nüshasında "düşman" şeklinde geçmektedir.
[31] Sihah, 1/160 da şöyle diyor: "Essibabetü, şiddetli ve hararetli şevktir."
[32] Meryem: 19/71.
[33] Sihah, 2/549 da şöyle diyor: "Verede, hazır olmak, gelmektir."
[34] Lisanul Arab, 1/620 de şöyle diyor: "Hanine geri çekilme-mektir. Aslında atlar için kullanılır. İnsanlar içinde kinaye yoluyla kullanılmaktadır.
[35] İbni Esir'in, Esedül Ğabe, 3/237 de "Taki diyeler" şeklinde geçmektedir.
[36] Sihah, 1/77 de şöyle diyor: "Cedes, kabirdir. İbni Esir'in Esdül Gabe'sinde ise "Kabrim" şeklinde geçmektedir.
[37] İbni Esir'in Esüdül Gabe'sinde, "Ya erşedü" şeklinde geçmektedir. 3/237.
[38] İbni Hişam'ın siyeri, Mute savaşı, 4/8.
[39] İbni Seyyideh'in Muhkemi: 5/297.
[40] İbni Esir'de "Edneyteni" şeklinde geçmektedir. Esedili Ğabe:3/236.
[41] Mu'cemul Buldan, 2/257 şöyle diyor: "'Hasa' Rebze ile Nahl arasında, Fezare oğullarının suyudur. O bölgeye "Zu Hasa" deniliyor."
[42] Muncid, S. 194 de şöyle diyor: " 'Hala' 'Halveten' kali mutmain oldu manasınadır. "Halake zemmun ala filihi" yaptığın takdirde sana kınama gelrriez" manasındadır.
[43] İbni Esir'de "Mü'minler" şeklinde geçmektedir. Esedü'ğabe:3/236.
[44] İbni Hişam, 4/11 de: "Müştehi" İbni Esir, 3/236 da "Meşhur" şeklinde geçmektedir.
[45] Tertibil Kamus, 1/361 de şöyle diyor: "Seva elmekane ve bini" orada uzun müddet kaldığı zaman denilir."
[46] İbni Hisara, 4/11 de ve Esedül Ğabe, 3/236 da "ta'lun Ba'lun" şeklinde geçmektedir.
[47] Sihah, 6/2364 de şöyle diyor: "'Riva' devenin üzerine yükünbağlandığı iptir."
[48] Nihaye, 4/268-269 da şöyle diyor: " 'Laka' araplarda köle manasınadır. Sonradan, ahmaklık ve kötüleme manasında kullanılmıştır."
[49] Siyeri İbni Hişam: Mute savaşı, 4/10-11.
[50] İbni Asakir'in, Şam tarihi özeti, Mute savaşı: 1/97.
[51] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/91-95
[52] Malik, Muvatta'da, Cihad bölümünde, "Şehidlik olan durumlar" konusunda 2/462, No: 34 de rivayet etmiştir. Muhammed Fuad Abdülbaki şöyle diyor: "İsnad'da kopukluk vardır.' Buhari birleştirmiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/95
[53] Buhari, Medine'nin faziletleri bölümünde, "Müsedded'in rivayetleri" konusunda, 2/225 de Zeyd b. Eslem'den, o da babasından, o da Ömer'den rivayet etmiştir.
[54] (a) Nüshasında "Beni nzıklandır" yerine "senden istiyorum" geçmektedir, (m) nüshasında önce "senden istiyorum" yazmış, sonra üstünü çizip "Beni rızıklandır" yazmıştır.
[55] Cerh'de şöyle diyor- "Cerrah b. Abdullah el Hakemi. Aşiretinin ileri gelenlerindendir. Künyesi Ebu Akabe'dir. Yemen'Iidir. Aslı Şam, humustandır. Horasan ve Basra valiliği yapmıştır. Yezid b. Mihleb onu atamıştır. İbni Sirin'den rivayette bulunmuştur. Ondan da Yahya b. Atiyye ve Safvan b. Amr rivayette bulunmuşlardır. Babamı böyle derken işittim. Buhari Tarihül Kebir'inde onun hakkında sukut etmiştir. İbni Hibban "sikat" da şöyle diyor: "Mürsel hadisler rivayet etmiştir."
[56] Siyeri A'lamun Nübela: Cerrah b. Abdullah el Hakemi'nin tercümesi: 5/190.
[57] Takrib, 1/330, No: 497 de şöyle diyor: "Süleyman b. Muğire el Kaysi. Kays kabilesinin azadlı kölesidir, Basra'lıdır. Künyesi Ebu Said'dir. Sika'dır. Yahya b. Ma'in şöyle diyor: "Yedincr tabakadandır. Buhari onun hadislerini muallak ve bitişik olarak rivayet etmiştir. Altmış beş yılında vefat etmiştir."
[58] Tarihul Kebir'de şöyle diyor: "Esved b. Gülsüm. Humeyd b. Hilal ondan Basrilerden naklettiği hadisleri rivayet etmiştir." Sikat'da şöyle diyor: "Mürsel hadisler rivayet etmiştir." Tarihul Kebir: t/448, No: 1433. Sikat: 4/32.
[59] Tertibul Kamus, 1/416 da şöyle diyor: "Sulmetu" kırık ve yi-. ktk, yarıktır."
[60] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 128, No: 156 da rivayet etmiştir. Ebu Nuaym, Hulye'de, 2/254 de İbrahim b. Aliyye yoluyla Süleyman b. Muğire'den rivayet etmiştir. Bu rivayetin ravileri sika'dırlar.
[61] Yermuk, Şam'ın sınır bölgesindeki bir vadi'dir. Ürdün nehrine dökülür. Oradan da Mentene gölüne uzanır. Orada müslümanlarla Rumlar arasında Ebu Bekir döneminde bir savaş olmuştur. Mu'cemul Buldan: 5/434.
[62] Siyeri A'Iamun Nübeia: 3/79.-Muhakkik şöyle diyor: "İbni Sa'd, İbni Ebi Hatim, Ebu zur'ate eddimeşki de böyle söylemişlerdir. Muüdellis’tir. Diğer raviler sika’dır.
[62] Siyeri A'Iamun Nübeia: 3/79.-Muhakkik şöyle diyor: "İbni Sa'd, İbni Ebi Hatim, Ebu zur'ate eddime sa b. Akabe ve Ebul Esved de Urve'den rivayetle zikretmişlerdir." İsabe: 3/604.
[63] Tertibul Kamus: 4/391 de şöyle diyor: "Nata" eski sergi manasınadır.
[64] Musannif "Bitti" kelimesini oraya koymuştur. Yani Zehebi'nin sözü bitti. Fakat Zehebi'nin sözü, yukarıda "Ben ise kaybettim" sözü ile bitiyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/95-98
[65] Nihaye, 1/101 de şöyle diyor: "Bu kelime bir şeye sevinip onu övme sırasında söylenir. Mübalağa için tekrar edilir.
[66] Müslim, İmaret bölümünde, "Cennetin şehide vacip oluşu" konusunda 3/1509, No: 1901 de rivayet etmiştir.
[67] Esedül Ğabe: 4/290, No: 4066.
[68] Nihaye: 4/55. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/98-99
[69] Takrib, 1/116-117, No: 16 da şöyle diyor: "Sabit b. Kays b. Şem-mas el Ensari. Hazredidir. Ensar'ın hatibidir. Sahabenin büyüklerindendir. Rasulullah (s.a.v.) onu Cennetle müjdelemiştir." Yemame savaşına katılmıştır. Vasiyeti, Halid b. Velid'in gördüğü rüya ile yerine getirilmiştir.
[70] (a) Nüshasında "Ey kardeşim" diye geçmektedir.
[71] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 100, No: 121 de rivayet etmiştir. Beyhaki, Sünen'ül Kübra'da, Siyer bölümünde, "iki güzellikten birini elde etme ümidiyle ölüme atılan kimse" konusunda, 9/44 de Abdullah b. Osman yoluyla Musannif tan rivayet etmiştir. Heysemi, Mecma'da, Menkıbeler bölümünde, "Sabit b. Kays b. Şem-mas hakkındaki rivayetler" konusunda, 9/222 de rivayet ederek "Bunu Taberani, ravüeri sahih olan senedle rivayet etmiştir" demektedir.
[72] Ennihaye fi Ğaribil hadis: 1/4,50. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/99-100
[73] Tertibil Kamus, 3/459 da şöyle diyor: "Feda, Yefdihi" bir şey verip onu kurtardı manasındadır."
[74] Tertibil Kamus, 3/88 de şöyle diyor: "Talauş şey'i: Bir şeyin dolu olmasıdır."
[75] Hakim, Cihad bölümünde, 2/75 de Enes'den rivayet etmiştir.
Nesai, Cihad bölümünde, "Cennet ehlinin temenni ettikleri" konusunda, 6/36 da Behz yoluyla Harnmad b. Selme'den, sadece birinci bölümü rivayet etmiştir. Ebu Davud, Müsned'inde, Cihad bölümünde, "Allah yolunda öldürülen şehidin sevabı" konusunda, 5/33 de, Affan yoluyla Hammad b. Seime'den sadece birinci bölümü rivayet etmiştir.
[76] Bu kelime (t) ve (h) nüshalarında vardır. Diğer nüshalarda bu kelime anlaşılmamaktadır.
[77] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/100-101
[78] Takrib, 1/283, No: 3 de şöyle diyor: "Asım b. Behdele, Ebun Nu-cud'un oğludur. Esed kabilesine mensubdur. Onların azadlı kölesidir. Kufe'li-dir. Künyesi Ebu Bekir el Mukri'dir, Saduktur. Bazı vehimleri vardir. Kıraat'da hüccet'dir. Sahihi Buhari ve Müslim'deki hadisleri bitişik senedle gelmiştir. Altıncı tabakadandır. Yirmi sekiz yılında vefat etmiştir.
[79] Nihaye, 3/164 de şöyle diyor: "Mazann, Bir şeyin yeridir. İlim manasına gelen zann kökünden türetilmiştir."
[80] Sihah, 3/910 da şöyle diyor: "Teterrüs, kalkan ile korunmaktır." Müncid, S. 60 da şöyle diyor: "Tirs, kılıçtan korunmak için taşınankalkandır."
[81] Sihah, 5/1852 de şöyle diyor: "Enheletis Semau, döküldü, şiddetli yağmur yağdı manasınadır."
[82] İbni Mübarek, Cihad bölümünde, S. 55 de, No: 53 de rivayet etmiştir. Heysemi, Mecma'da, Menkibeler bölümünde, "Halit b. Velid hakkındaki rivayetler" konusunda, 9/350 de, Ebu Vâil'den rivayet ederek, "Bunu Taberani Hasen bir senedle rivayet etmiştir" demektedir.
[83] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/101-102
[84] İbni Mübarek, Cihad kitabında^ S. 76 No: 89 da rivayet etmiştir. Vakidi, Meğazi bölümünde, Uhud savaşında, 1/240 da rivayet etmiştir. İbni Sa'd, Tabakat'da, "Uhud günü öldürülen müslümanlar" bölümünde, 2/46 da İtab b. Ziyad yoluyla, İbni Mübarek'den rivayet etmiştir.
[85] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/102
[86] İbni Ebi Şeybe, Cihad bölümünde, 5/311 de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/102-103
[87] Takrib, 1/528, No: 1405 de şöyle diyor: "Abdulvahhab b. Abdülmecid b. Silates sekafi. Künyesi Ebu Muhammed el Basri'dir. Sika'dır. Ölümünden üç yıl önce durumu değişmiştir. Sekizinci tabakadandır. Doksan dört yılında vefat etmiştir. Öldüğünde seksen yaşma yakındı.
[88] Biyografisi, S. 523 de geçti. Bu harf siyeri A'lamun Nübela'da geçmektedir. Zannıma göre Eyyüb b. Muhammed'in sened'de geçmesi hatadır. O Eyyüb b. Ebi Temime
[89] es Sihtiyani'dir. Şeyhi Abdulvahhab es Sekafi'dir. O da tabiinin büyüklerinden olan Muhammed b. Sirin'in öğrencisidir. Abdullah b. Selam'dan rivayet eden de odur. Dolayısıyla Eyyüb ile Muhammed arasında geçen "bin" kelimesi "an" harfinden değişitirilerek yanlışlıkla yazılmıştır. Tehzibüt tehzib: 9/215. Tehzibül Kemal: 1/133. Siyeri A'lamun Nübela: 2/423.
[90] İbni Ebi Şeybe, Cihad bölümü, 5/318 de rivayet etmiştir. Zehebi, Siyeri A'lamun Nübela'da, 2/423 de şöyle diyor: "Eyyüb, İbni Sirin'den rivayetle şöyle dedi: "Abdullah b. Selam bize şöyle haber verdi..."
Bu rivayet, senedinin kopuk olmasından dolayı zayıftır. Çünkü Muhammed b. Şirin meçhul bir raviden rivayet etmektedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/103
[91] Takrib, 2/233, No: 962 de şöyle diyor: "Mahmud b. Lebid b. Akabe b. Rafi' el Evsi el Eşheli. Künyesi Ebu Nuaym el Medeni. Küçük bir sahabidir. Sahabeden güzel rivayetleri vardır. Doksan altı yılında vefat etmiştir.
[92] Esedül Ğabe, 1/80, No: 581 de şöyle diyor: "Sabit b. Vakkaş b. Za'vera' el Ensari. İbni Mende ve Ebu Nuaym nesebini böyle zikretmişlerdir. Ebu Ömer "Sabit b. Vakkaş b. Zağbete" şeklinde nakletmektedir. Doğru olan budur. Uhud'da şehid edildi.
[93] Esedül Ğabe, 1/80, No: 581 de şöyle diyor: "Sabit b. Vakkaş b. Za'vera' el Ensari. İbni Mende ve Ebu Nuaym nesebini böyle zikretmişlerdir. Ebu Ömer "Sabit b. Vakkaş b. Zağbete" şeklinde nakletmektedir. Doğru olan budur. Uhud'da şehid edildi.
[94] Nihaye, 1/54 de şöyle diyor: "Elutmu" yüksek binadır. Çoğulu "Atam"dır.
[95] Nihaye, 3/162 de şöyle diyor: "Hadiste "Benim ömrümden sadece eşeğin suya karşı sabrı kadar kalmıştı" deniliyor. Yani az bir müddet kalmıştı. Özellikle eşek burada zikrediliyor. Çünkü eşek hayvanların suya karşı en az sabırlı olanıdır. "Zamaul hayat" ise doğumdan ölüme kadar olan vakittir.
[96] Sihah, 5/2063 de şöyle diyor: "Hamme bir gece kuşudur, Avlanır. Araplar eskiden öcü alınmayan ölünün rahunun Hamme kuşu olup kabrinin yanında uçtuğuna inanırlardı. Burada ise Hamme kelimesi ölüm manasında kullanılmıştır."
[97] Sireti İbni Hişam: Uhud savaşı: 3/33-34 senedi sahihtir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/103-105
[98] Bu eksiklik bütün nüshalarda vardır.
[99] Bulamadım.
[100] Takrib, 1/274, No: 178 de şöyle diyor: "Zeyd b. Hattab b. Nu-feyl el Adevi. Ömer'in kardeşidir. İlk müslümanlardandır. Bedir'e katılmıştır. Yemame'de şehid edildi. On iki yılında şehid oldu."
[101] Telkihi Fuhumu ehlil eser'de, S. 125 de şöyle diyor: "Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rebia'nın azadlı kölesi Salim. Ebu Huzeyfe'nin İsmi Heşim'dir. Salim Besine binti Yuamir el Ensariye'nin oğludur. Ebu Huzeyfe onu azad etmiştir. Annesi Ebu Huzeyfe'nin hanımı idi. Ebu Huzeyfe onun velayetini alarak onu evlat edinmiştir Esedül Ğabe, 2/16, No: 1166 da şöyle diyor: "Huseyl b. Cabir b. Rebia el Absi. Huzeyfe b. Yeman'in babasıdır. Ensar'dan Abdul Eşhel oğulannın müttefikidir. O ve iki oğlu Huzeyfe ve Safvan Rasulullah'la (s.a.v.) beraber Uhud savaşına katıldı. Huseyl öldürüldü. Müslümanlar onu hatayla öldürdüler. Bu konunun hadisi rivayet etmiştir.1. Salim annesi azad edildiği için Ensar'dan sayılmaktadır. Velayetini Ebu Huzeyfe aldığı için de muhacirden sayımaktadir. İbni Sa'ada böyle söylemektedir." '
[102] Tertibil Kamus, 2/797 de şöyle diyor: "Essaba, sabahlan esen hafif rüzgardır."
[103] Ebu Nuaym, Hulye 1/367 de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/105-106
[104] Bütün nüshalarda Ömer geçmektedir. Bu yanlıştır. Doğru olanı Umeyr'dir. Esedül Gabe'de Umeyr geçmektedir.
[105] Esedül Ğabe, 4/299, No: 489 da şöyle diyor: "Umeyr b. Ebi Vakkas. Ebu Vakkas'ın ismi Malik b. Uheyb'dir. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın kardeşidir. Annesi Himse binti Süfyan b. Ümeyye b. Abdi Şems'dir. İlk müslümanlardandır. Bedir'e katılıp orada şehid edilmiştir. Rasuluîlah (s.a.v.) onu küçük görerek geri döndermek isteyince, ağlamış ve Rasulullah (s.a.v.) ona izin vermiştir. Kılıcı uzundu. Kılıcının kınını kendisine bağlardı. Öldürüldüğünde onaltı yaşında idi. Onu Amr b. Abduvud öldürmüştür."
[106] Kamusul Muhit'de şöyle diyor: "Mahmal: Kılıcın bağlandır."
[107] Cemheretü insanil Arab'da, S. 168 de şöyle diyor: "Amr b. Abduvud. Meşhur süvaridir. Hendek günü kafir olarak öldürülmüştür."
[108] İbni Esir Esedül Ğabe, 4/299 da rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/106
[109] Biyografisi, S. 221 de geçti.
[110] Bütün nüshalarda "O kim" diye geçmektedir. Fakat İbni Mübarek'in Cihad kitabında "Bu kim" diye geçmektedir.
[111] Nihaye, 3/350-351 de şöyle diyor: "Hadiste "Sehmun ğaribün" geçmektedir. Yani "Atanı bilinmeyen ok." Bir görüşe göre "Nereden geldiği bilinmeyen oktur."
[112] Sihah, 1/53 de şöyle diyor: "Raka'a yerkau. Sakinleşmek, oturmaktır."
[113] İbni Mübarek, Cihad S. 103, No: 124 de rivayet etmiştir.
[114] Kadir: 97/3.
[115] KurtuBi Tefsin, Kadr suresi, 20/132.
[116] İbni Hibban, Sahihi Mevariduz Zam'an'da, Cihad bölümünde, "Cihad'ın fazileti" konusunda, S. 381, No: 1583 de, Ebu Hureyre'den. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/107-108
[117] Takrib: 2/94, No: 839 da şöyle diyor: "Ala' b. Hilal b. Ebi Ateyye el Basri sika'dır. Dördüncü tabakadandır."
[118] Esedüi Gabe'de şöyle diyor: "Sıla b. Eşyem el Adevİ. Adiy er Rabab kabilesindendir. O, Adiy b. Abdumenaf b. Ud b. Tabihe'dir. Bunu Said el Kureşi nakletmiştir. Sıla İsabe'de şöyle diyor: "Sıla b. Eşyem- künyesi Ebu Sahba el Adevi'dir. Tabiin'dendir. Meşhur birisidir. Hadisi mürsel olarak nakletmiştir. İbni Şahin, Said b. Yakub onu, sahabeden saymışlardır."Esedüi Ğabe: 3/34, No: 2531. İsabe: 2/192, No: 4132.
[119] Sihah: 2/495 de şöyle diyor: "Eş Şehdü, kovandaki bal'dır."
[120] İsabe'de şöyle diyor: "Yezid b. Ebi Ziyad. Yezid b. Ziyad el Eşlemi olduğu da söylenmektedir. Sahabeden biridir. Ondan Yezid b. Ebi Habib rivayette bulunmuştur. Bunu İbni Yunus söylemiştir. İbni Mende şöyle diyor: "Onun müsned hadisini bilmiyoruz."Tarihul Halife'de şöyle diyor: "Altmış iki senesinde Kabil ehli sözlerini bozdular Ebu Ubeyde b. Ziyad b. Ebi Süfyan'ı Esir aldılar. Yezid b. Ziyad b. Ebi Süfyan ilerleyerek düşmana saldırdı. Öldüriilünceye kadar savaştı. Onunla beraber Zeyd b. Ced'an veya Ali b. Zeyd b. Ced'an ve Sıla b. Eşyem de öldürüldü."Bu açıklamadan sonra, Ebu Yezid'in Ziyad b. Ebi Süfyan olduğu ortaya çıktı. Esedüi Gabe'de dediği gibi sahabeliğinde ihtilaf vardır. Rivayete göre Hicretten önce doğmuştur. Başka bir rivayete göre Hicret yılında doğmuştur. Başka bir rivayete göre ise Bedir yılında doğmuştur. Dolayısıyla oğlu da sahabeden değildir. Esedüi Ğabe: 2/271, No: 1800. İsabe: 3/656, No: 9261. Tarihut Halife: S. 236.
[121] Mu'cemul Buldan: 3/190 da şöyle diyor: "Sicistan: Büyük bir şehirdir. Ora ile Herat arası on günlük mesafe, seksen fersahtır, Heratm güne-yindedir."Muncid: S. 277 de şöyle diyor: "Sistan veya Sicistan: İran ile Afganistan arasında bir şehirdir. Belgesine Nasratabad deniliyor."
[122] İbni Mübarek, Cihad kitabında, S. 126, No; 154 de rivayet etmektedir. Zehebi, Siyer'i A'lamun Nübela'da, 3/499-500 da, İbni Mübarek yoluyla rivayet etmektedir. Şuayb el Arnavuti, ravilerinin sika olduğunu söylemektedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/109-110
[123] Sabit b. Eşlem el Bennani. Biyografisi S. 361 de geçti.
[124] Takrib'de şöyle diyor: "Muaze binti Abdullah el Adeviyye. Künyesi Ümmü Sahba'dır. Sika'dır. Üçüncü tabakadandır."Siyeri A'iamun Nübela'da şöyle diyor: "Alim ve Abide bir hanımdır. Sıla b. Eşyem'in hanımıdır. Sahih hadis kitaplarında hadisiyle delili getirilmektedir. Yahya b. Main onu sika'lardan saymıştır. Ebul Ferec b. El Cevzi ölüm tarihini seksen üç olarak belirlemiştir."Takrib: 2/614, No: 6 Siyeri A'lamun Nübela: 4/508-509, No: 200.
[125] İbni Mübarek: Cihad kitabında, S. 127, No: 155 de Muaze'den rivayet etmiştir. Zehebi: Siyeri A'lamun Nübela'da, 3/498 de rivayet etmiştir. Şuayb al Arnavuti ravilerinin sika olduğunu söylemektedir, Ebu Nuaym: Hulye'de, 2/239 da, Affan yoluyla, Hammad b. Selme'den nakletmiştir.
[126] Takrib'de şöyle diyor: "Mübarek b. Said b. Mesruk es Sevri el A'ma. Künyesi Ebu Abdurrahman'dir. Kufe'lidir. Bağdat'a gelmiştir. Saduk'tur. Üçüncü tabakadandır. Seksen yılında vefat etmiştir."Cerh'de şöyle diyor: "İbni Main şöyle diyor: Mübarek b. Said. Süfyan'ın kardeşidir. Sika'dır."Tehzib'de şöyle diyor: "İçli, sika olduğunu söylüyor. Nesai, fena değildir diyor. İbni Hibban onu sikalardan saymıştır. Zehebi, Ukayfi'nin onu zayıflardan saydığını söylemektedir."Tehzib: 10/28, No: 49. Takrib: 2/227, No: 903. Cerh: 8/340, No: 1558. .
[127] Takrib'de şöyle diyor: "Nuseyr b. Za'luk es Sevri. Sevr kabilesinin azadlı kölesidir. Künyesi Ebu Tu'mete el Kufi'dir. Saduk'tur. Onu zayıf sayanlar isabet etmemişlerdir. Dördüncü tabakadandır." Nihaye de şöyle diyor: "İbni Main onu sika saymıştır. Ahmed ise "uygundur" demiştir."Tehzib'de şöyle diyor: "Yakub b. Süfyan onu sika saymıştır, ibni Abdulber ise "O, onların yanında Kufe'lîlerin sika'larındandır" demiştir. İbni Hazim ise "Bir şey değildir" demiştir Abdulhak'da bu görüştedir."Cerh: 8/509, No: 2332. Tehzib: 10/425, No: 765. Takrib: 2/289, No: 53.
[128] Mizan: 2/473, No: 4513 de şöyle diyor: "Abdullah b. Kays el Gaffari. Said el Makberi'den rivayette bulunmuştur. Ezdi, zayıf ve meçhul olduğunu söylemiştir.
[129] Sihah: 4/1484'de şöyle diyor: "Rameke, Ramektuhu: Ona baktım demektir."
[130] İbni Mübarek: Cihad kitabında, S. ,116, No: 142 de rivayet etmiştir, İsnad'da Abdullah b. Kays vardır. O da zayıf ve meçhuldür. Dolayısıyla isnad da zayıftır.
[131] Takrib: 1/226, No: 146 da ş'öyle diyor: "Halef b. Hişam b. Sa'leb el Bezzar. El Mukri. Bağdad'lıdır. Sika'dır. Onuncu tabakadandır. Yirmi dokuz yılında ölmüştür.
[132] Cevheretüz Zaman fi tezkiretis sultan: İbni Cevzi'nindir. Ben bulamadım.
[133] Takrib: 1/286, No: 82 de şöyle diyor: "Sa'd b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf. Medine kadısıydı. Sika, faziletli ve abid birisidir. Beşinci tabakadandır. Yirmi beş yılında vefat etmiştir.
[134] Sihah: 3/1048 de şöyle diyor: " "Fahasal Mataru et Turabe" "Yağmur toprağı devirdi" manasınadır. Hadiste ise Fahasa devrilmek manasınadır."
[135] Nisa: 4/69 .
[136] İbni Ebi Şeybe: Cihad bölümünde, 5/300 de, Said b. İbrahim'den, -doğru olanı "Sa'd b. ibrahim'den" olacaktı- rivayet etmiştir. Bu rivayetin ravileri sika'dırlar. Senedi sahihtir.
[137] Bütün nüshalarda: İbni Ebi Atabe - "İbni" kelimesi fazla olarak- geçmektedir. Doğru olanı Ebu Atabe el Kindi'dir. İbni Ebi Atabe el Kindi değildir. Çünkü Tehzib'de şöyle diyor: -Nevf el Bikali'nin biyografisinde- İbni Hacer şöyle diyor: "Safvan b. Amr, Ebu Atabe el Kindi'den rivayetle, Nevf'in Muhammed b. Mervan'la birlikte Saife'de şehid olduğunu söylemektedir."Ta'cilul Menfaa'da şöyle diyor: "Ebu Atabe el Kindi el Hımsi. Ebu Umame el Bahilİ'den, Garril Muhaccilinde rivayet etmektedir. Ondan da Muaviye b. Salih rivayet etmiştir. Hakim ve Ebu Muhammed, onu bilinmeyenler arasında zikretmişlerdir. İbni Hibban işe onu sika'lar arasında zikretmiştir. Cerh'te ise onun hakkında sukut etmiştir. Cerh: 9/412, No: 2003. Tehzib: 10/490, No: 880. Taculul Menfaa: S. 502, No: 1343.
[138] Takrib'de şöyle diyor: "Nevf İbni Fadale el Eikali Ka'bın hanımının oğludur. Şam'lıdir. Bilinmemektedir. İbni Abbas, onun ehli kitapları naklettiklerini yalanlamıştır. İkinci tabakadandır. Doksan yılından sonra ölmüştür."Sikat'da şöyle diyor: "... Himyer kabilesine mensuptur. Künyesi Ebu Yezid'dir. Ebu Amr olduğu da söyleniyor. Annesi Ka'b'ın hanımı idi. Kıssaları rivayet ederdi. Ondan ise Ebu Anıran ve başkaları rivayette bulunurlardı." Takrib: 2/309, No: 174. Sikat: 5/483.
[139] S. 920 de gelecektir.
[140] Bütün nüshalarda "Gabağib şeklinde geçmektedir. Bu yanlıştır. Doğrusu Ğabaib'dir, Muncid'de şöyle diyor: S. 367: "Gabaib Suriye'de bir köydür."
[141] İbni Mübarek: Cihad Kitabı, S. 110, No: 135 de rivayet etmiştir. İsnadı, içinde Nevful Bikali bulunduğu için zayıftır. Çünkü Nevf, bilinmemektedir
[142] Takrib: 1/107, No: 127 de şöyle diyor: "Bekrb. Mudarr b. Muhammed b. Hakim el Mısri. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Abdullah'dır. Sika'dır. Sekizinci tabakadandır. Yetmiş üç veya dört yılında ölmüştür öldüğünde yetmiş küsur yaşındaydı."
[143] Takrib: 1/515, No: 1277 de şöyle diyor: "Abdülkerimb. Haris b. Yezid el Hadrami. Künyesi Ebu Haris el Mısri'dir. Sika ve abid birisidir. Altıncı tabakadandır. Mustevrid'den yaptığı rivayetlerin isnadları kopuktur."
[144] Nihaye, 5/1111 de şöyle diyor: "Mimrik, yastıktır."
[145] Sihah, 1/81 de şöyle diyor: "Vita, örtünün tersidir. Muncİd, S. 906'da şöyle diyor: "Vita, örtünün tersidir. Yani ona çekilen astardır."
[146] Lisanul Arab, 2/202 de şöyle diyor: "Sematin, Hurma ağacı ile insanın yanyana olmasıdır şöyle denilir: "Sematin arasında yürüdü."
[147] Bulamadım.
[148] İbni Asakirin tam olmayan tarihi. Tehzib'te tam değildir.
[149] Bütün nüshalarda, "Azm" geçmektedir. Fakat yanlıştır. Doğru olanı Ğaram'dır.
[150] Lisanul Arab, 2/591 de şöyle diyor: "Et tistu, san aynadır."
[151] Mesirul Garamis sakin ila Eşrefi! efnakin. El yazmasıdır. Hindistan'daki Rıza Rambor kütüphanesinden suret alınmıştır. Ümmül Kura üniversitesi kütüphanesi, suretler bölümü, No: 2576 ya bakılabilir.
[152] Tabakatul Evliya'da S. 489 No: 171 de şöyle diyor: "Ebul Feth el Vasiti. İmam ve Ariftir. Efendim Ahmed b. Rufai Mısır diyarına gitmesine izin verdi. Emri yerine gitirdi. Sınırda yerleşti. Hali belli oldu. Velileri çoğaldı. Beşyüz seksen yılında vefat etti."
[153] (m) nüshasında "yaklaştırmıyordu" şeklinde geçmektedir.
[154] Yemin sadece Allah ile olur.
[155] Bu hikayeyi bulamadım.
[156] (t) nüshasında basit bir kelime vardır. Diğer nüshlardaki kelime anlaşılmamaktadır.
[157] İbni Cevheri Zehairi] Vaiz'in ve şaairil Zakirin kitabında nakletmiştir. "
[158] Enfal: 8/15.
[159] Lisanul Arab, 1/809 da şöyle diyor: "Kaplardan olan "Hurc" biliniyor. Arapça bir kelitnedir. İki kulplu çuvaldır."
[160] Lisanul Arab, 3/481 de şöyle diyor: "Mish, kıldan olan torbadır.
[161] Ebu Muzaffer b. Cevzi, Cevheretüz Zaman fi tezkiretis sultan kitabında rivayet etmiştir. Fakat ben bulamadım.
[162] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/110-125
İslami Okul Okulların En Önemlisi