Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 35. Sayfa - Cihad

  32. PEYGAMBERİN SAVAŞLARI, SERİYYELERİ, KISA VE ÖZET OLARAK ONDAN SONRA MÜSLÜMANLARIN YAPTIĞI BAZI SAVAŞ VE FETİHLER.. 2

Nükte: 2

Fasıl 3

Fasıl 16

Fasıl 25


32. PEYGAMBERİN SAVAŞLARI, SERİYYELERİ, KISA VE ÖZET OLARAK ONDAN SONRA MÜSLÜ­MANLARIN YAPTIĞI BAZI SAVAŞ VE FETİHLER

 

İmam Ebu Abdullah el-Halimi, "İmanın Şubeleri" kita­bında şöyle diyor:

"Peygamberin, cihad farzedilmeden önce müşriklerle geçirdiği bazı devreler vardır. Bunların ilki, kendisine vahyedilmiş ve kendisinden başkasına herhangi bir şey emretmesiyle emrolunmuştu ona Sonra. Ona:

"Kalk ve korkut."  [1] denildi. Bunda zorlandı. Şu ayet indi:

"Ey Rasul! Sana rabbinden indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, onun risaletini yerine getirmemiş olur­sun. Allah seni koruyacaktır. [2] Tebliğ edince onu yalanladılar ve onunla alay ettiler. Bu durumdayken sabretmekle emrolundu. Ona:

"Emrolunduğun şeyi açıkla. Müşriklere aldırış et­me. O alay edenlere karşı biz sana yeteriz." [3] Sonra onlardan ayrılıp köşesine çekilmesi emrolundu. Şu ayet indi:

"Onların dediklerine karşı sabret. Onlardan güzel bir ayrılma ile ayrıl." [4] Şu ayet te indi:

"Onları ayetlerimizle alaya dalarken gördüğün za­man, onlardan yüz çevir."                        

[5]Sonra kendisine iman edenlerin, kendisi hariç hicret et­melerine izin verildi. Şu ayet indi:

"Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde barı­nacak çok yer ve genişlik bulur." [6] Sonra Allahu Teala Rasulune (s.a.v.) hicret etmesini emretti. Şu ayet indi:

"De ki: Rabbim, beni girilecek yeredoğru bir girdirilişle girdir ve doğru bir çıkarışla çıkar."  [7] Rasulullah (s.a.v.) hicret etti. Sonra Allahu Teala onla­ra, kendileriyle savaşanlarla savaşma izini verdi. Şu ayet in­di:

"Allah yolunda sizinle savaşanlarla savaşın. Haddi aş­mayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez." [8]

Sonra savaşa başlamalarına izin verdi. Şu ayet indi:

"Zulmedilmelerinden dolayı kendileriyle savaşılanla­rın savaşmasına izin verildi. Şüphesiz Allah onlara yar­dım etmeye kadirdir.

[9]Sonra Allahu Teala Rasulune (s.a.v.) cihadı farz kıldı. Mekke'de kalan müslümanlarla hicreti farz kıldı. Allahu Te­ala cihadın farziyeti konusunda şu ayeti indirdi:

"Savaş hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. Umulurki hoşunuza gitmeyen birşey, sizin için hayırlı­dır ve hoşunuza giden bir şey de sizin için serdir." [10] Sonra şöyle buyurdu:

"Kafirlerden size en yakın olanlarla savaşın. Sizde bir güç ve sertlik bulsunlar.”  [11] Ve şöyle buyurdu:

"Allah yolunda savaşınız. Biliniz ki Allah işitendir, bi­lendir."

[12] Ve başka ayetler. Sonra cihadı ayrılmaz bir gereklilik yaptı. Şöyle buyur­du:

"Şüphesiz Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Allah yolunda savaşır­lar. Öldürürler ve öldürülürler. Bu Allah'tan daha çok sözünü yerine getirecek olan kimdir? Şu halde yaptığı­nız alışverişten dolayı nıüjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş budur." [13] Bu ayetten maksad şudur: Cihad farz kılınınca, onu ka­bul edip, itaat etmek imandan bir parça oldu. Bu farziyet bir şartla idi:

"Kim Allah yolunda öldürür ve öldürülürse ona cennet vardır. Kim bu şekilde cihadı kabul ederse, nefsini feda edecektir. Buda karşılıklı alışveriş şeklinde olacaktır. On­lar satıcıydılar. Bu yönden Allahu Teala da müşteri olmak­tadır. Her satıcı karşılığını bir müddet sonra alacaktır. Müs­lüman olmakla mükellef tutulmuştur. Bununla cihadın farz oluşu ve gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

[14]Müellif şöyle diyor: Malın iyi oluşu üç şeyle bilinir. Müşterinin büyüklüğü ile. Çünkü adete göre değeri büyük olan müşteri küçük şeyleri almaya kendisi gelmez. Alış ve­riş ona nisbet edilmez. Tellalin yüceliği ile bilinir. Çünkü bü­yük tellal küçük şeylerin komisyonculuğunu yapmaz. Bede­li büyüklüğü ile bilinir. Çünkü değersiz şeylere büyük be­deller ödenmez. Şehid ve Mücahidlerin nefislerine bak. Al­lahu Teala nasıl kendisi olmaktadır. Bütün mahlukların en şereflisi aracı[15] yapmıştır. Rabbil aleminin komşuluğundaki cenneti ise bedel yapmıştır. Özellikle bu şerefe onlardan başkası ulaşamaz. Onlardan başkası ona kavuşamaz.

Bazı Arifler şöyle diyor: "Nefisler üç çeşittir. Hür oluş­larından dolayı alışveriş konusu olmayan nefisler. Bunlar peygamberlerin nefisleridir. Değersizliklerinden dolayı alış­veriş konusu olmayan nefisler. Bunlar kafirlerin nefisleridir. Keramet ve değerinden dolayı alışveriş konusu olan nefis­ler. Bunlar da müminlerin nefisleridir.

"Nükte:

Müellif şöyle diyor: Müminler Allah'ın köleleridirler. Köle ise efendisine satacağı bir şeye sahip olamaz. Efendisi ne zaman onu azat ederse, o zaman satışı sahih olur. Allahu Tealamn mümin kullarından satın alması, onun satın al­dıklarını ezelden beri azat ettiğine işarettir. Nefsini ona şehadet, cihad, korku yerinde nöbet ile teslim etmeye muvaf­fak olan kimse bütün bunlarda ihlaslı olursa, alışverişin onun hakkında ezelde yapıldığını anlamış oluruz. Allahu Teala ihsanı ile onu ateşten azat etmiştir. Peygamberin şu sözü de bunu desteklemektedir: "Kim Allah yolunda savaşırsa cennet ona vacip olur."

 Şu sözü: "Allah yolun­da gece uyanık kalan göze ateş haram olur." v.b. hadis­ler. [16]

 

Nükte:

 

Allahu Teala müminlerden canlarını ve mallarını satın alınca sanki onlar:

"Ey Rabbimiz! Bu alışverişte bedel nedir?" diye sor­dular. Allahu Teala şöyle buyudu:

"Onlar için de cennet vardır." [17]Sanki onlar şunu sordular:

"Ey rabbimiz! Alışveriş konusu olan bu malı nasıl teslim edeceğiz?" Allahu Teala da şöyle buyurdu:

"Allah yolunda savaşırlar. Öldürürler ve öldürülür­ler."

[18]Bunu yaparsanız, malı teslim etmiş olursunuz, bu alış­verişte üzerinize düşeni yapmış olursunuz ve cennet size vacip olur. Sanki onlar şöyle dediler:"Ey Rabbimiz! Senin sünnetine göre, kullarına verdiğin nimetlere meleklerini şahit tutuyorsun. Ezeli kitabında:

"Alışveriş yaptığınızda şahit tutunuz." [19] Dedin. Alıcı ile satıcı arasında güvence yazısının tutul­masını emrettin. Bu alışvyerişte kimi şahit tuttun?" Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Tevrat'ta, incil'de ve Kur'an'da onun üzerine hak olan bir sözdür.

Ey kullarım! Sizler bir vesikaya güveniyorsunuz. İşte size güveneceğiniz üç vesika. Siz iki şahide güveniyorsunuz. Ben ise onların üzerine indirdiklerime üç ümmeti şahit tuttum. Her ümmet sayılamayacak kadar çoktur." Sanki onlar şöy­le dediler:

"Ey Rabbimiz! Sen istediğini siler, istediğini bırakır­sın. Yaptıklarına karşı sorumlu olmazsın. Belki bunu da silersin ve biz bedeli alamadan zarar ederiz." Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Allah'tan daha çok sözünü yerine getirecek kim­dir?" [20]

Yani benden daha çok sözünü yerine getirecek kimse yok­tur." Allah'ım ben buna şahid olanlardanım ve buna iman edenlerdenim. Sonra alışverişten sonra, alışveriş sahibi zarar ettiğini görünce ondan sonra pişman olur. Eğer kar etmiş ise ondan sonra sevinç, mutluluk ve gıbta[21] duyar. Bunun için Allahu Teala iki durumdan ikincisini şu şekilde belirlemektedir:

"Yaptığınız alışverişten dolayı müjdeleşiniz." [22]

Bunu da şu sözüyle destekliyor:

"İşte bu büyük kurtuluştur."

[23]Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.):

“Şüphesiz Allahu Teala müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." ayetini okurken, yanında geçen bir bedevi:

"Bu kimin sözü?" diye sormuş, Rasululah (s.a.v.):

"Allah'ın sözü" deyince, Adam:

"Satış mı? Vallahi karlıdır. Alışverişi bozmayız, geri de çekilmeyiz" diyerek savaşa çıkmış ve şehid olmuştur. [24]

 

Fasıl

 

Rasulullah'ın (s.a.v.) kendisinin katıldığı, savaşların sayısı, İbni İshak ve Musa b. Akabe'nin naklettiğine göre yir­mi yedi tanedir[25]Başkalarına göre ise yirmi beş tanedir. [26]

1246-  Sahihi Müslim'de Cabir'den (r.a.) rivayet edil­diğine göre Rasulullah (s.a.v.) yirmi bir savaşa katılmıştır. [27]

1247- Sahihi Buhari ve Müslim'de Zeyd b. Erkam'dan ri­vayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) yirmi dokuz savaşa katılmıştır. [28] Onun gönderdiği seriyyeler [29] ise, İbni Sa'd'a ve Hafız Şerefeddin ed-Dimyati'nin naklettiklerine göre, elli altı tanedir.[30] Musa b. Akabe'ye göre, kırk yedi tanedir.[31] Bir görüşe göre, kırk sekiz tanedir. [32] Başka bir görüşe göre, otuz altı tanedir. Başka görüşler de mevcuttur. İbni İshak ve başkalarının naklettiğine göre ilk savaşı Eb-va' savaşıdır. Hicretin ilk senesinde sefer ayında çıkmış ve savaş olmadan geri dönmüştür. [33]

Sonra Buvat savaşıdır. İkinci yılın Rebiülevvel ayında ol­muştur.

Sonra Uşeyre [34] savaşıdır. İkinci yılın Cemaziyet evvel ayında olmuştur.

[35]Sonra Birinci Bedir savaşıdır. Uşeyre'den birkaç gece sonra olmuştur. İbni îshak'ın nakline göre Kurz b. Cabir'i yakalamak için çıkmıştır. [36].

Sonra büyük Bedir savaşıdır. [37] Bu savaş Allah'ın ken­disiyle İslam'ı güçlendirdiği ve kafirlerin ileri gelenlerini helak ettiği darbedir. İkinci yılın Ramazan ayının on yedin­ci günün sabahında olmuştur. Savaşa katılan müslümanların hepsi, üçyüz beş tane adamdı. İbni Sa'd [38] ve baş­kaları böyle nakletmişlerdir. Sekiz kişi özürlerinden dolayı savaştan geri kalmışlardır. Rasulullah (s.a.v.) onlara pay ayır­mıştır. [39] İbni Abdulberr, "Ed dürer fil meğazi ve essiyer" kitabında; sayılarının kesinlikle üçyüz on dört kişi olduklarını söylemektedir. [40]

1248- Sahihi Buhari'de Berab. Azib'den (r.a.) rivayet et­tiğine göre şöyle diyor:

 "Muhammed'in (s.a.v.) Bedir'e katılan ashabının bana söylediklerine göre, onların sayıları, Talut'la birlikte nehri geçenlerin sayıları olan üçyüz on küsur kişidir." [41]

1249- Sahihi Müslim'de Ömer b. Hattab'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre; Müslümanların sayısı üçyüz on yedi, müş­riklerin sayısı ise bin kişi idi. Bu savaşta Müslümanların üçü bir deveyle yardımlaşıyorlardı." [42] İbni Sa'd [43] ve başkaları rivayet etmişlerdir.

İbni İshak, İbni Akabe ve başkalarının rivayet ettik­lerine göre: Atike binti Abdülmuttalib [44] Damdam'ın Mekke'ye gelişinden üç gün önce kendisini ürküten bir rüya gördü. Kardeşi Abbas b. Abdulmuttalib'e haber gönderdi ve ona şöyle dedi:

"Vallahi Ey kardeşim! Ben bu gece bir rüya gördüm. Beni ürküttü. Korkuyorum ki bundan senin kavmine bir şey ve musibet bulaşır. Sana söyleyeceklerimi gizle." Ab­bas:

"Ne gördün?" dedi. Atike:

"Bir devenin üzerinde birisinin geldiğini gördüm. Gelip Ebtah'ta durdu. Sonra sesinin çıktığı kadar bağırdı:

"Hey! Ey özür sahipleri üçgün içinde ölümünüz için toplanın." İnsanların onun yanında toplandığını görüyordum. Sonra mescide girdi. İnsanlar da onu takip ettiler. Onlar etrafındayken devesini Kabe'nin arkasında durdurup aynı şekilde bağırdı:

"Hey! Ey özür sahipleri! Üç gün içinde ölümünüz için toplanın." Sonra devesini Ebu Kubeys'in üzerinde durdurdu ve aynı şekilde bağırdı. Sonra bir kaya aldı ve dağdan aşağıya yuvarladı. Kaya yukarıdan aşağıya düştü. Aşağıya gelince parçalandı. Mekke'deki her eve ondan bir parça girdi." Abbas:

"Vallahi bu sahih bir rüyadır. Sen bunu gizle. Kimseye söyleme." dedi. Sonra çıktı ve Velid b. Utbe ile karşılaştı. Velid onun arkadaşı idi. Rüyayı ona anlattı ve gizlemesini istedi. Velid de babası Utbe'ye söyledi. Rüya yayıldı ve Kureyş'in hepsi onu konuşur oldu.

Abbas şöyle diyor: "Öğle vakti tavaf için Kabe'ye git­tiğimde, Ebu Cehil b. Hişanı Kureyş'ten bir toplulukla Kabe'de oturmuş Atike'nin rüyasını konuşuyorlardı. Beni görünce:

"Ey Ebu Fadl! Tavafını bitirince yanımıza gel." dedi. Tavafı bitirince yanlarına gittim ve oturdum. Ebu Cehil bana:

"Ey Abdulmuttalib oğullrı! Bu haber sizde ne zaman meydana geldi" dedi. Ben:

"O nedir?" dedim. Ebu Cehil:

"Atike'nin gördüğü şu rüya" dedi. Beri:

"Ne görmüş?" dedim. Ebu Cehil:

"Ey Abdulmuttalib oğulları! Siz önce erkeklerinizin yalancı peygamberlik iddia etmesine razı oldunuz ki, son­ra kadınlarınız bu iddiaya girişti. Atike rüyasında onun

"Üçgün içinde toplanın dediğini sanıyor. Size bu üç gün bekleyeceğiz. Eğer söyledikleri hak olursa, olur. Eğer üç gün bittiğinde dedikleri olmazsa, sizin aleyhinize bir yazı yaza­cağız. Sizin Arapların en yalancı ailesi olduğunu ilan ede­ceğiz" dedi. Vallahi bende ona karşı büyük birşey oluş­madı. Ancak buna karşı direndim ve Atike'nin hiçbir şey görmediğini söyleyerek inkar ettim.

Sonra ayrıldık. Akşam olunca, Abdulmuttalib oğullarından hiçbir kadın kalmadı. Hepsi bize geldiler. Şöyle dediler:

"Bu pis fasıkın erkeklerinize hakaretten sonra kadın­larına dönmesini kabul mu ettiniz? Sen de bunları duydun. Sonra da duyduklarına karşı hiçbir gayrete düşmedin?" Ben:

"Vallahi yaptım. Bende ona karşı büyük birşey oluş­madı. Allah'a yemin olsun ki eğer bir daha tekrarlarsa, ona bildiririk ve ben ona yeterim.

"Üçüncü gün öle yemeğini yedim. Atike'nin rüyasını düşünüyordum. Bu kızgın demir gibiydim. Onu elimden kaçırdığımı düşünüyordum. Ona bulaşmak istiyordum. Mes­cide girdim. Vallahi ben ona doğru gidiyordum ki bazıları­na söylediklerini yine söylesin ve ben üzerine çullanayım. Birden baktım ki mescidin kapısına doğru şiddetle çıkıyor. Kendi kendine:

"Allah'ın lanetlediğine ne oluyor. Bunu yedi" Ben de neredeyse ona sövüyordum.

Birde baktım ki benim duymadığımı, o duymuş. Damdam b. Amr el-Ğaffari’nin sesini işittim. Vadinin ortasında de­vesinin üzerinde durmuş bağırıyordu. Devesini durdurmuş, yükünü devirmiş ve gömleğini yırtınıştı. Şöyle diyordu:

"Ey Kureyş topluluğu! Kafile! Kafile. Ebu Süfyan'ın yanında olan mallarınıza Muhammed arkadaşlarıyla saldırdı. Onlara kavuşabileceğinizi sanmıyorum. Yardım, yar­dım!

"Bu, beni ondan, onu da benden alıkoydu. İnsanlar hızla hazırlandılar. Şöyle dediler:

"Muhammed ve ashabı bizim İbni Hadrami'nin kervanı gibi olacağımızı sanıyor? Hayır. Vallahi bundan başkasını öğrenecektir." İnsanlar iki kişiden biri oluyordu. Ya kendisi çıkıyor veya birini yerine gönderiyordu.[45]

İbni İshak şöyle diyor: "Rasulullah'ın (s.a.v.) develeri o gün yetmiş tane idi. Sırayla biniyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) Ali b. Ebi Talib ve Mirsad b. Ebi Mirsad el-Ganevi [46] ile bir deveye biniyorlardı.[47]

Şöyle diyor:

"Sonra Rasulullah (s.a.v.) ynla çıktı. Kureyş'in kervanlarını 938 korumak için çıktıkları haberi kendisine gelmişti. Ashabına Kureyş in haberini verdi ve on­larla istişare etti. Ebu Bekir Sıddık kalktı. Güzel konuştu ve oturdu. Ömer b. Hattab kalktı, güzel konuştu ve oturdu. Sonra Mikdat b. Amr (r.a.) kalktı ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Allah'ın sana emrettiği yürü. Senin­le beraberiz. Allah'a yemin olsun ki İsrailoğullarının Musa'ya dedikleri gibi:

"Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturuyoruz" de­meyeceğiz. Biz:

"Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz de sizinle beraber savaşacağız" diyoruz. Seni hak ile gönderene yemin olsun ki eğer sen bizimle bulutun ortasına yürüsen, sen oraya ulaşana kadar seninle beraber vuruşuruz." Rasulullah (s.a.v.):

"İyi" dedi ve ona hayırla dua etti.

Sonra Rasulullah (s.a.v.):

"Bana yol göterin" dedi. İbni İshak şöyle diyor:

"Sa'd b. Muaz şöyle dedi:

"Sanki bizi kastediyorsun ya Rasulallah!" Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" dedi. Sa'd şöyle dedi:

"Muhakkak ki biz sana iman ettik ve seni doğruladık. Senin getirdiklerinin hak olduğuna şehadet ettik. Bunun için sana işitme ve itaat etme üzerine söz ve güvenler ver­dik. İstediğin yere git ya Rasulallah. Seninle beraberiz. Seni hak ile gönderene yemin olsun ki eğer sen bizi bu denize arzetsen, sen oraya dalınca biz de seninle beraber dalarız. Bizden bir adam bile geri kalmaz. Yarın düşmanla karşılaşmayı kimse kötü görmez. Biz savaşta sabırlıyız. Karşılaşmada doğruyuz. Umulur ki Allah bizden sana, senin gönlünü hoş edecek şeyler gösterir. Allah'ın bereketiyle bizimle beraber yürü.[48]

Sahih'i Müslim'in Enes'den (r.a.) rivayet ettiğine göre; bunu söyleyen Sa'd b. Ubâde'dir. Fakat savaş ve seriyyelerle uğraşanların yanında meşhur olanı,[49] İbni İshak'ın söylediğidir. İbni Akabe, İbni Sa'd, [50] İbni Aiz ve başkaları da ona muvafakat etmetedirler. Sa'd b. Ubade'nin Bedir'e iştirak ettiğinde ihtilaf vardır.

İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Sa'd'ın söz­leriyle sevindi. Bu onu canlandırdı. Sonra şöyle dedi:

"Yürüyün ve müjdelenin. Allah bana iki taifeden birini vaadetti. Vallahi sanki şimdi topluluğun ölülerine bakıyorum.” [51]

Sonra Rasulullah (s.a.v.) yola çıktı ve Bedir'in en yakın suyuna gelerek oraya konakladı.[52]

İbni İshak şöyle diyor:

"Selemeoğullarından bazı adamların bana söylediklerine göre Habbab b. Münzir b. Cumuh şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Burası Allah'ın indirdiği yer midir? O zaman oradan ileriye de gidemeyiz, geri de kalamayız. Yoksa bu savaş, hile ve kişisel görüş müdür?" Rasulullah (s.a.v.):

"Bu savaş, hile ve kişisel görüştür" dedi. Habbab (r.a.):

"Ya Rasulallah! Burası iyi yer değildir. İnsanları düşmana en yakın olan kuyuyun başına götür. Oraya konaklayalım. Sonra diğer kuyuları [53] kapatırız. [54] Sonra onun başına bir havuz yapıp suyla doldururuz. Biz içeriz, onlar ise içeme­zler." Rasulullah (s.a.v.):

"Güzel görüş söyledin" dedi. Rasulullah (s.a.v.) ve be­raberindeki insanlar tekrar kalktılar ve düşmana en yakın olan kuyunun yanına gelip konakladılar. Sonra diğer kuyu­ların kapatılmasını emretti ve onlar kapatıldı. Sonra başın­da bulundukları kuyunun başına bir havuz yaptılar. Onu suyla doldurdular. Sonra kuyuya kapkacakları attılar. [55]

İbni Sa'd bu haberle ilgili olarak Cebrail'in gelerek Rasululah'a (s.a.v.) Habbab'ın görüşünün doğru olduğunu söylediği rivayet edilir. [56]

İbni İshak şöyle diyor: "Kureyş sabaha kadar yol aldı ve geldi.[57] Yerlerine yerleştikten sonra Umeyr b. Vehb el-Cehmi'ye:

"Bize Muhammed'in sayısını öğren" dediler. O da atıy­la müslümanların etrafım dolaştı. Sonra yanlarına dönerek:

"Üçyüz kişiler. Biraz fazla veya biraz az. Fakat biraz bek­leyin. Onların gizlenmiş kimseleri veya arkadan gelen yardımları var mı bakayım" dedi. Atını vadiye sürdü ve epey uzaklaştı. Kimseyi göremeyince geri döndü. Şöyle dedi:

"Birşey göremedim. Fakat ey Kureyş topluluğu! Ben belalım ölüm taşıdığım gördüm. Medine'nin yağmurları, çok ödürücü ölümü taşırlar. Öyle bir kavimdir ki onlar için engel yoktur. Kılıçlarından başka sığınacak yerleri yoktur.

Vallahi onlardan biri ölürse, mutlaka sizden de biri ölür. Eğer sayılarınca sizden adam öldürürlerse, bundan sonra yaşamada hayır yoktur. Kendi görüşünüze göre hareket edin." [58] Amir b. Hadrami kalktı, kalkanını attı [59] ve bağırdı:

"Vah Ömer! Savaş kızıştı. İnsanların işi kilitlendi." [60] İbni İshak şöyle diyor:

"Esved b. Abdülesved el-Mahzumi çıktı. Şerli ve kötü ahlaklı biriydi. Şöyle dedi:

"Allah'a söz veriyorum ki ya onların havuzundan içeceğim, ya onu yıkacağım veya ona kavuşmadan öleceğim." Esved çıkınca Hamza b. Abdulmuttalib ona karşı çıktı. Onun ayağını diz kapağının altından kesti. O daha havuzun dışındaydı. Sırt üstü yere düştü. Ayağından kan fışkırıyordu. Sonra havuza doğru yaklaştı. Sonunda havuza girdi. Yeminini yerine ge­tirmek istiyordu. Hamza onu takip etti. Ona vurarak havuzun içinde öldürdü. Ondan sonra Şeybe b. Rebia, kardeşi Utbe b. Rebia ve oğlu Velid b. Utbe çıktılar ve saflarından ayrılana kadar geldiler. Düelloya çağırdılar. Onlara karşı ensardan bazı gençler çıktı. Onlar Harisinoğulları -anneleri Afra'dır-Avf, Muaz ve başka biri idi. Kureyş'liler:

"Siz kimsiniz?" dediler. Onlar:

"Ensardan bir topluluk" dediler. Kureyş'liler:

 "Bizim size ihtiyacımız yok" dediler. Sonra onların çağırıcısı şöyle bağırdı:

"Ey Muhammed! Bize kavmimizden dengimiz olanları çıkar" Rasulullah (s.a.v.):

"Kalk ey Ubeyde b. Haris kalk ey Ali, kalk ey Hamza" dedi. Onlar kalkıp onlara yaklaşınca:

"Siz kimsiniz?" dediler. Ubeyde:

"Ubeyde" dedi. Hamza:

"Hamza" dedi. Ali:

"Ali" dedi. Kureyş'liler:

"Ne güzel keremli denklerimiz" dediler. Ubeyde -en yaşlılarıydı- Utbe b. Rebia ile düelloya girdi[61]Hamza (r.a.) Şeybe b. Rebia ile Ali (r.a.) Velid b. Utbe ile düelloya girdiler. Hamza Şeybe'ye fırsat vermeden, onu öldürdü. Ali de Velid'e fırsat vermeden, onu öldürdü. Ubeyd ile Utbe aralarında uğraşıyorlardı. Herbiri rakibine bir darbe vurmuştu. Hamza ile Ali kılıçlarıyla Utbe'ye saldırdılar. Ve onu da öldürdüler. [62] Arkadaşlarını alıp arkadaşlarının yanı­na taşıdılar. Sonra insanlar kaynaştı.[63] Saflar birbirine yak­laştı. [64]

Şöyle diyor: "Habban b. Vasi'nin [65] kendi kavminin şeyhlerinden rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) Bedir günü ashabının saflarını düzeltti. Elinde bir okla insanları düzeltiyordu. Sevad b. Gaziye'nin [66] yanından geçerken, onun saftan ileri çıktığını gördü. İbni Hişam şöyle diyor:"

Okla onun karnına dürttü ve:

"Düz dur ey Sevad" dedi. Sevad:

"Ya Rasulallah! Beni acıttın. Allahu Teala seni adaletle gönderdi. Hakkımı ver" dedi. Rasulullah (s.a.v.) karnını açtı ve:

"Hakkını al" dedi. Esved onu kucakladı ve kamını öptü. Rasulullah (s.a.v.):

"Seni buna iten sebep nedir ey Sevad?" dedi. Sevad:

"Ya Rasulallah! Gördüğün şey yaklaştı. Seninle son anımın benim tenimin senin tenine değmesi olmasını istedim" dedi. Rasulullah (s.a.v.) ona dua etti ve onu hayırla bıraktı.

İbni İshak şöyle diyor: "Sonra Rasulullah (s.a.v.) safları düzeltti. Çadıra döndü ve Ebu Bekir'le beraber çadıra gir­di. Yanlarında başka kimse yoktu. Rasulullah (s.a.v.) rabbine vadettiği yardımı göndermesi için yalvardı. Şöyle diyordu:

"Allah'ım! Eğer bu topluluk bugün helak olursa sana ibadet edilmez." Ebubekir (r.a.): şöyle diyordu:

"Ya Rasulallah! Rabbine bazı yalvarışların yeter. Şüphe­siz Allahu Teala sana verdiği sözünü yerine getirecektir" Ra­sulullah (s.a.v.) çadırda biraz uyakladı. [67] Sonra uyandı ve:

"Müjde ey Ebubekir. Allah'ın yardımı geldi. Bu Ceb­rail'dir. Atının yularım tutmuş sürüyor, üzerinde toz var." [68]

İbni Sa'd bu haberle ilgili olarak şöyle diyor:

"Eşi görülmemiş bir şekilde bir rüzgar esti. Sonra o git­ti ve başka bir rüzgar geldi. Sonra o da gitti ve başka bir rüz­gar geldi. Birinci rüzgarda Cebrail (a.s.) bin melekle Rasululah'ın (s.a.v.) yanında durdu ikinci rüzgarda Mikail (a.s.) bin melekle Rasullllah'ın (s.a.v.) sağında durdu. Üçüncü rüzgarda İsrafil (a.s.) bin melekle Rasuullah'ın (s.a.v.) so­lunda yer aldı.[69]

İbni Sa'd ve başkalarının İkrime'den rivayet ettiklerine göre; şöyle diyor:

"O gün adamın başı düşüyordu. Kimin vurduğu bilinmiyordu. Adamın eli düşüyordu. Kimin vur­duğu bilinmiyordu."[70]

1250-  Beyhaki'nin Sehl b. Hanif ten rivayet ettiğine göre şöyle diyor; "Bedir günü bizi gördüm. Birimiz kılıcıy­la müşriğin başına işaret etse, başı vücudundan ayrılıp düşüyordu.[71]

1251- Yine Rebi' b. Enes'ten[72] rivayet ettiğine göre şöyle diyor: "İnsanlar Bedir günü öldürdükleri adamlardan meleklerin öldürdüklerini biliyorlardı. Boyunlarına ve par­mak uçlarına vurarak sanki ateşin değdiği yeri yakması gibi yanmalariyla biliyorlardı.[73]

Bir melek insanların hepsini yener ve öldürür. Meleklerin çok olmasındaki fayda nedir? Şeklinde bir soru sorulursa, buna şöyle cevap verilebilir. Meleklerin çok olmasındaki amaç; Müminlerin kalplerinin sakinleştirilmesi ve tatmini ve Peygamberin (s.a.v.) Rabbi katındaki değeri ve kıymetini açıklamaktır.

Bazı alimler şöyle diyor:

Allahu Teala bu melekleri, kıyamet gününe kadar cihad etmeleri için yaratmıştır. Her sabreden ve sevabını Allah'tan bekleyen askere melekler yardıma gelir ve onlarla beraber savaşırlar.

Hasan şöyle diyor: "Bedir günü müslümanların imdadı­na gönderilen bu beş bin melek, müminlere kıyamet gününe kadar yardım [74] için yaratılmışlardır. [75]

1252- Sahihi Buhari'de Rufaa b. Rafi'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Cebrail (a.s.) Peygambere geldi ve şöyle dedi:"Bedir ehlini aranızda ne syarsınız?" Peygamber:

"Müslümanların en faziletlileri" [76]

Veya benzer bir kelime söyledi. Cebrail "Bedire gelen melekler aynıdır. [77]

1253- Sahihi Müslim'de İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "O gün müslümanlardan biri, müşriklerden birinin peşine düşmüşken bir kamçı sesi işit­ti. Kamçı sesi müşriğin başından geliyordu. Bir atlının şöy­le dediğini işitiyordu: "Göğsünün ortasına ilerle" Önünde­ki müşriğin yere serildiğini gördü. Ona baktığında, burnu­na vurulduğunu, yüzünün kamçı değmiş gibi yarıldığını görüyordu. Ensardan biri bunu Rasulullah'a (s.a.v.) anlat­tığında, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Doğru söyledin. Bu, dördüncü semadakilerin yardımıdır. [78] O gün yetmiş kişiyi öldürdüler, yetmişini de esir ettiler.

"İbni İshak şöyle diyor:

"Sonra Rasulullah (s.a.v.) kum­dan bir avuç aldı. Kureyş'e doğru döndü ve:

"Yüzleri kara olsun" dedi ve kumları onlara doğru attı. Arkasından da:

"Saldırın" dedi. Sonuçta Kureyş yenildi. Onların kahra­manlarının birçoğu öldürüldü, şereflilerinin birçoğu esir alındı.[79]

İbni Abbas (r.a.) şöyle diyor: Amr b. Cumuh şöyle dedi:

"Kureyş ve Ebu Cehil'i birbirine girmiş çokça ağaç [80] gibi gördüm. Şöyle diyorlardı:

"Ebu Hakem ona kavuşamıyoruz." Bunu işitince, onu kendime iş yaptım. Ona doğru yöneldim. Fırsat elime geçince, üzerine saldırdım. Ona bir darbe vur­dum ve ayağını dizinin yarısından kestim. Vallahi yere düş­tüğünde taşın altında dağılan çekirdekler gibiydi. Oğlu İkrime omuzuna vurdu. Kolum koptu ve yanıma[81] derimle ası­lı kaldı. Beni gün boyunca savaştan alıkoydu. O şekilde savaştım. Onu arkamdan sürüklüyordum. Bana eziyet ver­meye başlayınca ayağımı üzerine koydum ve koparıp at­tım.[82]

Bazılarının naklettiğine göre; Amr kolunu alıp Rasulullah'ın (s.a.v.) yanıma geldi. Rasulullah (s.a.v.) üzerine tükürdü ve kolunu omuzuna yapıştırdı. Kolu sağlam şekilde yapıştı.

İbni İshak'ın rivayetine göre Osman dönemine kadar yaşadı. [83] Kasım b. Sabit'in [84] "delail" adlı eserinde naklettiğine göre: "Kureyş Bedir'e doğru yola çıkınca, Müslü­manların Bedir'de galip geldikleri [85] gün, bir grup cin Mekke'ye gelip şöyle diyordu. Söyleyen görülmüyordu:

Hanifler Bedir'de olay yapmak istiyor -Ondan Kisra ve Kayser'in tahtı yıkılacaktır. Kureyş'ten adamları öldürdüler, el değmemiş kızlar yere vurarak vah bize dediler. Muhammed'e düşman olarak geceîeyene yazıklar olsun.- O hidayet yolundan sapmış ve şaşkınlık içinde kalmıştır. [86]

Onlardan biri:

"Hanifler kim" diye sordu. Şöyle dediler:

"Onlar Muhammed ve ashabıdır. İbrahim'in Hanif dini üzerinde olduklarını sanıyorlar.

"Mekke'dekiler fazla beklemeden kendilerine Bedir'in haberi geldi.

Hadiste geçen, "Latime, latime" kelimeleri, güzel koku ve kumaş taşıyan anlamındadır. [87]

"Nuavviru ma verael kalbi" onun arkasındakileri kapa­talım manasında olup, "Nuğavvira" şeklinde de nakledilmiş­tir. [88]

"Müstentelün emames saffi" cümlesi ise arkadaşlarının hizasından öne geçen için kullanılır.

"Kadh" kelimesi ise, ucunda demiri ve arkasında tüyü ol­mayan oktur.[89]

"Ariş" kelimes ise gölge yapan şey manasınadır.[90]"

Halefe hafleten" cümlesi ise, hafif bir uyku ile uyudu manasınadır.

"Etenet Kademuhu" cümlesi, hızla koptu ve uçtu mana­sınadır.

"Sahetil vücuh" yani "yüzleri kötü olsun" manasınadır. "Kulun eşvah" veya "imreetün şevha" kötü ve çirkin olanlar için kullanılır.

Sonra Süleymoğullarının savaşına çıktı. İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Bedir'den Medine'ye gelince, sadece yedi gün kaldı. Arkasından hemen Süleymoğullarıyla savaşa bizzat kendisi çıktı. Onların sularından birine ulaştı. Suya "Kidr" [91] deniliyordu. Orada üç gece bekledi. Kimseyle karşılaşmayınca geri döndü." [92]

Sonra Kaynukaoğullarıyla savaşa çıktı:

Bazıları bunu başlı başına bir savaş saymamaktadırlar. Bazıları bunu nak­letmekle beraber kaza ummesini nakletmemektedirler. Beyhaki "Delail" de şöyle diyor:

"İbni İshak'tan nakledildiği­ne bu savaş, zikrettiğimiz savaşlardandır.

"Vakidi ve İbni Sa'd şöyle diyor:

"Bu savaş hicret edildik­ten sonraki yirminci ay olan şevvalin yansında cumartesi gü­nü olmuştur. [93]

İbni İshak şöyle diyor:

"Yahudilerden Rasulullah'a ilk ihanet eden, ilk savaşan, ilk kale tahkimine giren kabile Kaynukaoğullarıdır. Rasulullah (s.a.v.) onları şiddetli bir kuşatmayla kuşatmış, kalplerine korkuyu sokmuştu. Rasu­lullah (s.a.v.) ile anlaşmaya yanaştılar. Anlaşmaya göre bütün malları Rasulullah'ın (s.a.v.) olacak, kadın ve çocuk­ları da kendilerinin olacaktı. Rasulullah onları kalelerinden indirmiş, ellerini arkalarına bağlatmıştı. Münzir b. Kudame es-Selmi'yi de onlara bekçi olarak bırakmıştı. Ubey onlar hakkında Rasulullah'a (s.a.v.) konuştu. Şöyle dedi:

"Allah'ın lanet ettiği kimseleri bırak, gitsinler." Rasul­ullah (s.a.v.) onları lanetledi. Öldürmeden bıraktı. Yalnız Medine'den göçedip gitmemelerini emretti. [94]

Sonra Sevik savaşma çıktı: Rasulullah (s.a.v.) hicretten sonraki yirmi ikmci yılı başında, Zilhicce ayından beş gün kalmışken bu savaşa çıktı. Bu gazve ile Ebu Süfyan ve arkadaşlarını hedefliyordu. Fakat onlara kavuşamadan, kaçtılar. Arkalarında şarap kaplarına rastladılar. Ebu Süfyan ve adamları, kaçarken yükleri hafiflesin diye onları bırak­mışlardı. Bunun için Sevik gavesi diye isimlendirilmiştir.[95]

Sonra Galafan gazvesine çıktı: [96]

Galafan Necd bölgesin­dedir. Bu gazveye Enmar ve Ziemr gazvesi de deniliyor-Hicretten sonraki yirmi beşinci ayın başında, Rebiülevvel ayında Rasulullah (s.a.v.) dörtyüz onbeş kişiyle çıktı. Her­hangi bir kimseyle karşılaşmadan geri döndü. [97]

Sonra Uhud savaşına çıktı: Hicretten sonraki otuz ikin­ci ayın başında Şevval'in bitimine beşgün kala olmuştur. İbni Sa'd böyle nakletmiştir. [98] Rasulullah (s.a.v.) yediyüz kşiyle savaşa hazırlandı. Müşrikler üçbin kişi idiler. İçlerin­de yediyüz zırhlı adam, ikiyüz at, üçbin deve vardı. [99] İbni Akabe şöyle diyor:

"Müslümanlarda bir at bile yoktu.[100] Va­kidi şöyle diyor:

"Müslümanlarda sadece Rasulullah'in (s.a.v.) Ebu Berde'nin [101] atı vadi. İbni Sa'd şöyle diyor:

"İki taraf karşılaşınca düelloya1 çıkanların sancağını taşıyan Talha b. Ebi Talha bağırdı. Ona karşı Ali (r.a.) çıktı ve onu öldürdü. Sonra onların sancağını Osman b. Ebi Talha aldı. Ona karşı da Hamza (r.a.) çıktı. Onun elini ve omuzunu kesti. Adam geldiği yere tekrar sığındı. Sonra sancağı Sa'd b. Ebi Talha aldı. Sa'd b. Ebi Vakkas ona bir ok attı ve ok boğazina isabet etti ve öldü. Sonra sancağı Mesafi' b. Tal­ha aldı. Asım b. Sabit[102] (r.a.) onu ok ile öldürdü. Sonra san­cağı Haris b. Talha aldı. Asım'da onu ok ile öldürdü. Son­ra sancağı Kilab b. Talha aldı. Zübeyr b. Avvam (r.a.) onu öldürdü. Sonra sancağı Celas b. Talha aldı. Talha b. Ubeydulah da (r.a.) onu öldürdü sonra Ertee b. Şürahbil aldı. Ali b. Ebi Talib, onu öldürdü. Sonra sancağı Şüreyh b. Farit aldı. Onu kimin öldürdüğünü bilmiyoruz." [103]

İbni İshak şöyle diyor:

"İlim ehlinin bana naklettiğine gö­re, müşriklerin sancağı, Amre binti Alkame alıncaya kadar yerde kaldı. O alınca Kureyş'liler onun etrafında toplandı­lar. Onların sancağını en son taşıyan Sevvab'dır. İki eli kesilinceye kadar sancakla savaştı sonra sancak onun üzerine düştü. Düşünce onu göğsü ve boynu ile ayakta tutmaya ça­lıştı. Sancağın üzerinde öldürülünceye kadar öyle durdu.

"İbni Sa'd şöyle diyor:

"Sancak taşıyıcıları öldürülünce, Kureyş'liler yenilip kaçmaya başladılar. Hiçbir şeye dönüp bakmıyorlardı. Kadınları imdat diye bağırıyorlardı. Müs­lümanlar peşlerine düştüler. Silahlarını istedikleri gibi vu­ruyorlardı. Askerleri yerlerinden edinceye kadar böyle de­vam ettiler. Askerlere dikkat ederek ganimetleri toplamaya başladılar. Okçular ihtilafa düştüler. Şöyle dediler: "Müşrik­ler yenildiler. Bizim burada durmamıza gerek yok" Onlar da askerleri takibe başladılar. Onlara dikkat ediyorlardı. Ancak Rasulullah'ın (s.a.v.) durmalarını emrettiği yerlerini terkettiler. Halit b. Velid ve İkrime b. Ebu Cehil bir daha saldırdılar. Okçulardan geriye kalanları öldürdüler. Komu­tanları Abdullah b. Cübeyri de öldürdüler. Müslümanların safları bozuldu. Durum tersine dönmüştü. İblis şöyle bağırdı:

"Muhammed öldürüldü" Müslümanlar birbirine karıştılar. Bilinçsizce dövüşüyorlardı. İçine düştükleri dehşetten bazısı, bazısını öldürüyordu. Müşrikler şiarları olan şu cümleyi bağırıyorlardı:

"Ey Uzza! Ey Hübel!" Müslümanlara çabuk öldürmelerle acı vermişlerdi. Müslümanlardan kaçan kaçmıştı. O gün Rasulullah (s.a.v.) yerinde sabit durmuş ve yayı eğilene kadar ok atmıştı.[104] Buhari şöyle rivayet ediyor: "Rasulul­lah (s.a.v.) ile beraber sadece on iki İçişi kalmıştı." [105] O gün bela ve ayırım günü idi. Allahu Teala o gün müslümanlardan bazılarına şehadetle ikramda bulunmuştu.

Sonra Hamraul Esed gazvesine çıktı:

İbni İshak'a göre Şevval ayının on altısının sabahında meydana gelmiştir.[106] Hamraul Esed Medine'ye sekiz mil uzaklıktadır. Rasulullah (s.a.v.) orada pazartesi, sah ve çarşamba günleri durdu. Son­ra Medine'ye döndü. Çıkışının sebebi, düşmana korku ver­mek, kendilerinde güç olduğunu onlara göstermek, başları­na gelenlerin kendilerini düşmana karşı zayıflatmadığını ortaya koymaktı. Ebu Süfyan'a ve Kureyş'in kafirlerine Rasulullah'ın kendileri için yola çıktığı haberi ulaşınca, onun çıkışı Kureyş'lilerin cesaretini kırdı. Geri Mekke'ye döndüler. Daha önce Medine'ye saldırmak istiyorlardı.[107]

Sonra Nadiroğulları gazvesine çıktı: İbni İshak'a göre Rebiülevvel ayında, Uhud savaşından sonra onbeşinci ayın başında olmuştur. [108] Buhari şöyle diyor:

"Zühri'nin Urve'den rivayet etitğine göre otuz altıncı ayın başında olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla yola çıkmış ve NadiroğuLlarının yanma gelmişti. Onları altı gece kuşattı. Allahu Teala onların kalplerine korkuyu saldı. Rasulullah'tan (s.a.v.) bir devenin taşıyabileceği kadarını yük­lendiler ve çıkıp Hayber'e gittiler. Onlardan bazıları Şam'a gitti. Geriye kalan mallan Rasulullah'a kaldı. Nadiroğulları hakkında Haşr suresi indi.

Sonra Zatür Rika gazvesine çıktı: Bir görüşe göre bu savaşta sancaklarını yamaladıkları için bu şekilde isim­lendirilmiştir. Başka bir görüşe göre ise Rika savaş yapılan yerdeki bir ağaçtır. [109]

1254- Sahihi Buhari ve Müslim'de Ebu Musa'dan ri­vayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Ayaklarımız yaralandı.[110] Biz de ayaklarımıza bez parçalan ve çaputlar sardık. Bunun için Zatür rika denildi." İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Nadiroğulları gazvesinden sonra Rebiülevvel ayında Medine'de kaldı.[111] Bazılarına göre Rebiülevvel ve Rebiülahirin aylarında kaldı. Sonra Necd'e gaz­veye çıktı. Muhariboğullan, Sa'lebeoğullan ve GatafanoğuIarını hedefliyordu. Orada öatafan'dan bir toplulukla kar­şılaştı. Aralarında savaş olmadı. İnsanların bazısı bazısın­dan korkmaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) müslümanlara korku namazı kıldırdı. Sonra geri döndü." [112] Sonra küçük Bedir gazvesine çıktı: İbni İshak şöyle di­yor:

"Rasulullah (s.a.v.) Zatürrika gazvesinden Medine'ye dönünce, Cemadielevvel ve Receb aylarını orada geçirdi. Sonra Şaban ayında Ebu Süfyan'a verdiği söz üzerinde Bedir'e doğru yola çıktı. Bedir'e gelip konakladı. Ebu Süfyan da Mekke ehli ile yola çıktı. Sonra dönüş fikri kendisinde oluştu ve Mekke ehli ile beraber Mekke'ye geri döndü.[113] Rasulullah'a (s.a.v.) onların Mekke'ye dönüş haberi gelin­ce, o da Medine'ye geri döndü. Peygamber (s.a.v.) bu gaz­veye bin beşyüz kişilik bir ordu ile çıkmıştı.[114]

Hakim bunu "Eliklil" de Vakidi'den rivayet etmiştir. Sonra Dümetül Cendel gazvesine çıktı: Bu gazve hicre­tin beşinci yılında Rebiüievvel ayında olmuştur. İbni Sa'd şöyle diyor: "Rasulullah'a (s.a.v.) Dümetül Cerdel'de gelip geçenlere zulmedip, haksızlık eden bir topluluğun varlığı haberi ulaştı. Ayrıca bunların Medine'ye yaklaşmak iste­diklerini de haber aldı. Dümetül Cendel Şam tarafında bir yerdi. Şam ile arası beş gecelik mesafe, Medine ile arası onbeş veya onaltı gecelik mesafe idi. Nevevi, "f ehzibül esma" da İbni Asakir'in tarihinde Vakidi'den naklettiği Dumetül Cendel ile Şam arasının on konak, Kufe'yle arasının on konak olduğunu doğru olarak kabul etmektedir. Dumetül Cendel normal bir kalesi olan, araplar arasında kalesiyle meşhur olan bir şehirdi. Rasululah (s.a.v.) müslümanlardan bin kişi ile yola çıktı. Geceleri yol alıyor, gündüzleri sak­lanıyordu. Rasulullah'ın yola çıktığı haberi Dumetül Cen­del ahalisine ulaştı. [115] Herbiri birtarafa dağıldı. Rasulullah (s.a.v.) oraya ulaştığında kimseyi bulamadı. Hayvanlarına ve çobanlarına saldırdı. Onlardan bazıları kaçtı, bazıları ele geçti. Orada biraç gün durup etrafa seriyyeler gönderdi. Fakat bunlar birşey elde edemeden geri döndüler. Rasulul­lah (s.a.v.) Rebiülahir ayından ongun kalmışken, Medine'ye geri döndü." [116]

Sonra Hendek gazvesine çıktı. Bu gazve çeşitli grupların savaşıydı. İbni İshak şöyle diyor: Sonra beşinci yılda Şev­val ayında Hendek gazvesi oldu. [117] Kureyş Ebu Süfyan b.Harb'ın komutasında yola çıktı. Gatafan Uyeyne b. Hısn ko­mutasında, Firazeoğullarıyla beraber çıktı. Haris b. Avf el-Muzni Mürreoğullariyla, Musa'ir b. Ruheyle [118] kendisine tabi olan cerus adamlarıyla beraber yola çıktılar. Rasululah'a (s.a.v.) onların yola çıktıkları ve yaptıkları ittifak haberi ulaşınca, Medine'nin etrafında hendekler kazdırdı." [119]

İbni Sa'd şöyle diyor:

"Kureyş toplandı. Yanlarında bu­lunan Habeş'lileri ve kendilerine tabi olan arapları topladılar. Bunlar dört bin kişi idiler. Darun Nedve'de bir bayrak altı­da toplandılar. Bayrağı Osman b. Ebi Talha taşıyordu. On­larla beraber üçyüz atlı da yola çıkardılar. Komutanları Ebu Süfyan'dı. Süleymoğulları yediyüz kişiyle, Firazeoğulları bin kişiyle onlara katıldı. Hendeklere kadar gelenlerin toplamı onbin kişi idi. Çeşitli gruplardan oluşuyorlardı. Rasulul­lah'a haber ulaşınca, insanları kan akıtma ve başyarmak [120] üzere ordugâhta topladı. Müslümanlar o gün üçbin kişiydiler. Sonra Medine'nin etrafına hendek kazdırdı. Hendek altı günde tamamlandı.[121] Bir görüşe göre on küsur günde, başka bir görüşe göre ise yirmi dört günde tamamlandı.

"İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) hendeği biti­rince, Kureyş topluluğu gelip hendeklerin önüne konakla­dılar. Gatafan ve diğerleri bir yerde toplandılar. Rasulullah (s.a.v,) müslümanlarla beraber, üçbin kişi oldukları halde çı­kıp, sırtını dağdaki yarığa doğru verdi. Orada askerlerini dü­zene soktu. Hendek onlarla Kureyş'lerin arasındaydı. [122] Rasulullah (s.a.v.) ve Müşrikler yirmi küsur gün beklediler. Ok atışı ve kuşatmadan başka, aralarında savaş olmadı. [123] Yukarıda geçtiği gbi Ali b. Ebi Talib (r.a.) Amr b. Abduvud ile düello yapti." [124]

İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı Allahu Tealanın belirttiği gibi düşmanlarının ön ve arkaların­dan gelmeleriyle oluşan koku ve şiddet içinde durdular. Sonra Nuaym b. Mes'ud el-Eşcai Rasulullah'a (s.a.v.) gel­di ve şöyle dedi:

"Ya Rasulallah! Ben müslüman oldum. Benim kavmim ise bunu bilmiyor. İstediğini bana emret" Rasulullah (s.a.v.) ona:

"Sen, aramızda tek adamsın. Savaşı terketmeye onları teşvik et. Şüphesiz savaş hiledir." buyurdu. Nuaym b. Mes'ud çıkıp Beni Kurayza'nın yanına gitti. Cahiliyye'de onların hizmetçisi idi. Şöyle dedi:

"Ey Kurayza oğulları! Size olan sevgimi bilirsiniz. Sizin­le benim aramda olanları bilirsiniz." Onlar:

"Doğru söyledin. Sen bizim yanımızda itham edilmiş değilsin." dediler, Nuaym şöyle dedi:

"Kureyş ve Gatafan sizin gibi değiller. Burası sizin mem­leketiniz. Mallarınız ve kadınlarınız buradadır. Buradan çı­kıp başka yere gidemezsiniz. Kureyş ve Gatafan, Muhammed ve ashabıyla savaşmak için gelmişler. Siz onları Muhammed ve arkadaşlarının üzerine saldınız. Onların mem­leketleri başka yerdedir. Malları ve kadınları burada değil­dir. Herhangi bir fırsat buldular mı, onu değerlendirirler. Eğer olmazsa, çekip memleketlerine giderler ve sizinle bu adamın arasından çekilirler. Eğer onunla başbaşa kalırsanız, sizin öna gücünüz yetmez. Siz, diğerlerinden, onların şeref­li ve ileri gelen adamlarını elinizde rehin olarak alıp, güven­ceye kavuşmadan, onlarla beraoer savaşmayın. Bu güven­ceyi alın ki, Muhammed'Ie savakta sizin tarafınızda savaşa girsinler." Kurayzaoğulları:

"Doğru söyledin" dediler.

Sonra Nuaym çıkıp Kureyş'in yanına gitti. Ebu Süfyan ve yanındakilere şöyle dedi:

"Size olan sevgimi ve Muhammed'e olan ayrılığımı bilirsiniz. Bana bir haber ulaştı. Onu size nasihat olarak ulaştırmak istedim. Bunu benden alıp gizleyin. Benim söylediğimi kimseye söylemeyin." Kureyş'liler:

"Yaparız" dediler. Nuaym:

"Bildiğiniz gibi Yahudi topluluğu Muhammed'Ie ara­larında geçenlere pişman olmuşlardır. Muhammed'e "biz yaptıklarımıza pişman olduk. Kureyş ve Ğatafan'ın şerefli­lerini alıp sana teslim etmemiz ve senin de onların boyun­larını vurman, seni razı eder mi?" diye haber gönderdiler. "Sonra geriye kalanlarla savaşmada seninle beraber olu­ruz" dediler. Muhammed'de "Evet" diye haber gönderdi. Eğer yahudiler sizden rehin olarak adam isterlerse, onlara tek bir adamınızı biîe vermeyesiniz" dedi. Sonra çıkıp Ğatafan'ın yanına gitti. Şöyle dedi

"Ey Gatafan topluluğu! Siz benim aslım aşiretimsiniz. İnsanların arasında en çok sevdiklerimsiniz. Beni itham ettiğinizi görmedim" Onlar:"Doğru söyledin. Seni hiç itham etmedik" dediler. Nu­aym:

"Bunu gizleyin" dedi. Onlar:

"Tamam" dediler. Kureyş'e söylediklerini onlara da söyledi ve onları sakındırdı. Beşinci senenin şevval ayında cumartesi günü, Allahu Tealanın Rasulune (s.a.v.) yardımı sonucu, Ebu Süfyan ve Ğatafan'ın ileri gelenleri İkrime b. Ebu Cehil ve bir toplu­luğu Kurayzaoğullarına gönderdiler. Onlar şöyle dediler:

"Biz sağlam bir yerde değiliz. Ayağımızdaki ayakkabılar ve hayvanlarımızın nalları parçalandı. Muhammed'in işini bitirip onunla aramızdaki meseleyi halletmek için savaşa hazırlanın" Kurayzaoğullan ona[125] şöyle haber gönderdil­er:

"Bugün Cumartesi günü. Cumartesini [126] ihlal edenlerin başına gelenleri biliyorsunuz. Bununla beraber bize bazı re­hinler vermedikçe sizinle beraber savaşmayız." Elçi bu haberle dönünce Kureyş'liler Gatafan'a, şöyle dediler:

"Vallahi Nuaym b. Mes'ud bize doğru söylemiş" Kurayzaoğullarına şöyle haber gönderdiler:

"Vallahi size kesinlikle rehin vermeyiz. İsterseniz bizimle beraber savaşm. Aksi takdirde bizimle sizin arasında anlaşma yoktur" Kurayzaoğularıda şöyle dedi:

"Vallahi Nuaym b. Mes'ud bize doğru söylemiş" Allahu Teala onlar arasında harbi bırakmayı teşvik etti. İhti­lafa düştüler. Allahu Teala onların üzerine soğuğun şid­detli olduğu bir gecede, şiddetli bir fırtına gönderdi. Kapkacakları devrildi, kazan ve tencereleri yuvarlandı. Onların ihtilafa düştükleri haberi Rasulullah'a ulaşınca, onlardan haber getirmesi çin Huzeyfe b. Yeman'ı gönder­di. Huzeyfe onların yanına geldi. İçinde bulundukları sıkın­tıyı gördü. Ebu Süfyan'ın şöyle dediğini işitti:

"Ey Kureyş topluluğu! Herkes yanında oturan adamını tanısın" Huzeyfe (r.a.) şöyle diyor:

"Yanımda oturan adamın elini tuttum ve: "Sen kimsin? " dedim. Adam:"Ben falanım" dedi. Sonra Ebu Süfyan şöyle dedi:

"Ey Kureyş topluluğu! Vallahi sizler sağlam bir yerde bu­lunmuyorsunuz? Ayağımızdaki ayakkabılar yırtıldı. Hay­vanlarımız öldü. Gördüğünüz bu rüzgara da tutulduk. Biz­leri koruyacak bir yer kalmadı. Yerinde duran kap ka­çağımız ve kazanımız kalmadı. Bir ateşimiz bile yok. Göçünüz. Ben göçüyorum." Devesine bindi. Yukarı daha sağlam şekilde eline geçmeden ayağa kalktı. Huzeyfe şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) beni gönderdiğinde bir şey yapmamam için benden söz almasaydı, onu bir ok ile öldürürdüm. Sonra Rasululah'ın yanına geldim. Namaz kılıyordu. Olan­ları ona söyledim. Allah'a hamdetti. Gatafan Kureyş'in yaptıklarını duyunca, onlar da kolları sıvadılar. Dönüp ken­di memleketlerine gittiler. [127]

Sonra Kurayzaoğulları gazvesine çıktı. İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) sabahlayınca, müslümanlarla birlikte Hendek'ten Medine'ye döndü. Silahlarını koydular. Öğle olunca Cebrail (a.s.) Peygambere (s.a.v.)

“Sen silahını bıraktın mı ya Rasulallah?" dedi. O

"Evet" dedi. Cebrail (a.s.):

"Meleker hala silahlarını bırakmadılar. Ey Muhammed! Allahu Teala sana Kurayzaoğullarına yürümeni emrediyor. Ben gidip onları sarsıyorum" dedi.

Rasulullah (s.a.v.) müezzine emretti ve insanlar arasında şöyle bağırdı:

"Kim işitip itaat ediyorsa, ikindi namazını Kurayzaoğulların orada kılsın."[128]

İbni Aiz şöyle diyor:

"Velid'"in Said b. Beşir'den, onun­da Katade'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) o gün bir tellal gönderdi. Şöyle bağırdı:

Ey Allah'ın atlıları! Bininiz" İbni Sa'd şöyle diyor:

"Sonra Beni Kurayzaya müslümanlardan üç bi kişiyle git­ti. Otuz altı tane at vardı. Zilkade'den yedi gün kalmışken çarşamba günü bu savaş olmuştur.[129]

İbni İshak şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) Kurayza­oğullarına gelince, onların kuyularından birinin başına konakladı. İnsanlar da gelip kendisine katıldılar. Yirmi beş gün onları vışattı. Yahudiler kuşatmadan daralınca, Allah kalplerine korku salınca, Peygamberin hükmüne teslim olarak kalelerinden indiler. Onlar hakkında Sa'd b. Muaz (r.a.) erkeklerinin öldürülmesi, [130] kadın ve çocuklarının esir edilmeleri şeklinde hüküm verdi. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu [131];

"Sen yedi göğün üzerindeki Allah'ın hükmü ile hük­mettin.

"Yahudileri Binti Haris'in evinde hapsetti.

Sonra Medine'nin çarşısına gitti. Orada bir çukur kazdırdı. Sonra yahudileri getirtti. Boyunları vurularak bu çukura atıldılar. Teker teker getirilip boyunları vuruluyor­du. Aralarında Allah'ın düşmanı Huyey b. Ahtab ve Ka'b b. Esed vardı. Bunlar yahudilerin ileri gelenleriydiler. Ka'b'ı Rasulullah'a (s.a.v.) boynunu vurmaya götürürlerken şöyle dediler:

"Ey Ka'b! Bize ne yapılacağını sanıyorsun?" Şöyle de­di:

"Her yerde akıl edemiyorsunuz. Görmüyormusunuz çağıran hiç tartışmıyor. Sizden kim giderse geri dönmüyor. Vallahi sonuç ölümdür. Bu şekilde Rasulullah (s.a.v.) onların işini bitirdi. Allah'ın düşmanı Huyey b. Ahtab getirildi. Elleri bir iple boynuna bağlanmıştı. Rasulullah'a (s.a.v.) bakınca şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki sana düşmanlık ettiği için nef­simi kınamadım. Fakat kim Allah'ı rezil etmeye çalışırsa, Al­lah onu rezil eder" Sonra insanlara döndü ve şöyle dedi:

"Ey insanlar! Allah'ın emri, kitabı ve İsrailoğullarının üz­erine vurulan kaderine karşı çıkılmaz

"Sonra oturdu ve boynu vuruldu." [132] Müellif şöyle diyor:

Bu, İbni İshak'ın naklettiğinin özetidir.

Sonra Lehyanoğulları gazvesine çıktı. İbni Sa'd'a göre, altıncı senede Rebiülevvel ayında olmuştur.[133] İbni İshak'a göre ise, Kurayza'mn fethinden altı ay sonra cemaziyel evvel ayında olmuştur. Rasulllah (s.a.v.) çöl ashabı olan Hubeyb ve arkadaşlarıyla beraber Lehyanoğullarmı ele geçirmek için yola çıktı. Fakat oraya ulaşınca onların Rasulullah'ın yola çıktığı haberini alınca dağlara kaçtıklarını gördü.[134]

Sonra Zikared gazvesine çıktı.[135] Bu gazve orman gavesidir. İbni İshak şöyle diyor:

"Sonra Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldi. Orada sadece birkaç gece kaldı ki, Uyeyne b. Hisn el-Fezari [136] Gatafan'dan bazı süvarilerle, Rasulullah'ın ormanda aşıladığı bazı ağaçlara akın güzenledi. [137] Buna göre bu gazve altıncı senede olmuştur.

Sahihi Buhari ve Müslim'deki rivayetlere göre ise, Hudeybiye'den sonra Hayber'den önce, yedinci senenin başında olmuştur ileride geleceklerdir. [138] Hafız İbni Kesir ed-Dımeşki de tarihinde[139] İbni İshak'ın naklettiğine ben­zer şekilde nakletmektedir.

Müslim'in Selme b. Ekva'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Biz yüz ondört kişi olduğumuz halde Rasulullah (s.a.v.) ile beraber Hudeybiye'ye geldik..." hadisi zikretti ve şöyle dedi:

"Sonra Medine'ye geldik. Rasulullah (s.a.v.) kölesi Rabah ile beni yük taşıyan hayvanlara gönderdi. Ben Rabah ile beraber Talha'nın atının üzerinde, onları otlatarak sürüp getiriyorduk. Sabahlayınca Abdurrahman elFerazi'nin Rasulullah şöyle dedim:

"Ey Rabah! Bu atı al ve Talha b. Ubeydullah'a götür ver. Rasulullah'a (s.a.v.) müşriklerin onun otlayan davarlarına saldırdıklarını haberini ulaştır." Sonra bir tepenin üzerinde durdum, Medine'ye dönerek:

"Ey Arkadaşlar" dedim. Sonra adamların peşine düştüm. Onlara ok atarak şöyle diyordum:

"Ben Ekva'nm oğluyum. Bugün alçalma günüdür" On­lardan birine ulaştım ve ayağına bir ok isabet ettirdim. Son­ra kürek kemiğine bir ok atarak:

"Al. Ben Ekva'nın oğluyum. Bugün alçalma günüdür" dedim. Vallahi sürekli olarak onlara yaklaşıyor ve ok atıyordum. Bir atlı bana doğru gelince bir ağacın kökünde du­rup ona ok atıyordum. Birini o şekilde vurdum. Sonunda dağ arasındaki vadiye girdiler. Ben dağın tepesine çıktım ve yukarıdan onlara taş atmaya başladım. Bu şekilde onları takip ettim. Sonunda Allahu Teala bana ikram olarak Rasulullah'ın (s.a.v.) develerinden birini arkamda gördüm. Onlar da o deveyle benim arama girmediler. Sonra onları takip edip, ok ve taş attım. Onlar da otuzdan fazla elbise, otuz tane mızrak atarak yüklerini hafifletmeye çalıştılar. Attık­ları her şeyin üzerinde taşlardan bir tümsek yapıyordumki, Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı onları görüp bizi takip etsinler ve çabuk gelsinler. Bir de baktım ki onların yanına falan b. Bedr el-Fezari geldi..Oturup yemek yemeye başladılar. Ben bir taşın üzerinde oturdum. Fezari beni görünce:

"Bu gördüğün nedir?" dedi. Onlar:

"Bu şiddetle [140] bizimle karşılaştı. Vallahi Şafak'tan [141], beri bizden ayrılmadı. Sürekli bize ok ve taş atıyor. Elimizdeki her şeyi çıkarıp attık" dediler. Fezari:

"Sizden dört kişi ona karşı çıksa ya?" dedi.

Benim yanıma dört kişi çıktı. Benimle konuşacak mesaf­eye gelince ben:

"Beni tanımıyor musunuz?" [142] dedim.

"Hayır. Sen kimsin?" dediler. Ben:

"Ben Selme b. Ekva'yım. Muhamed'in (s.a.v.) yüzünü keremli kılana yemin ederim ki, ben bir insana ulaşmak istedim mi, ona ulaşırım. O ise beni istememekle beraber ba­na ulaşır." dedim. Onlardan biri:

"Ben zannediyorum" dedi. Geri döndüler. Ben yerimden ayrılmadım. Birden Rasulullah'ın (s.a.v.) atlılarının ağaçlan sal­layarak geldiklerini gördüm. Geldiklerinde ilk gelenin Ahram el-Esedi[143], onun arkasında Ebu Katade el-Ensari, onun arkasın­da Mikdad b. Esved el-Kindî olduklarını gördüm. Ben Ahram'ın atının yularından tuttum. Şöyle dedi: [144]

"Arkalarını dönüp kaçtılar." Ben:

"Ey Ahkam! Rasulullah ve ashabı gelinceye kadar, on­lardan sabır iste ki seni onlardan koparmasınlar" dedim. Ahkam:"Ey Seleme! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsan, cennetin ve ateşin hak olduğuna inanıyorsan, benimle şehadetin arasına girme" dedi. Onu bıraktım. Ahram arkadan Abdurrahman'a kavuştu ve onun atını keserek öldürdü. Abdurrahman da ona bir darbe vurarak onu öldürdü ve onun atı­na bindi. Arkadan Rasulullah'ın süvarisi Ebu Katade kavuş­tu. Abdurrahman yere atarak, onu öldürdü.

Muhammed'in (s.a.v.) yüzünü keremli kılana yemin ed­erim ki, onları yaya olarak takip ettim. Taki arkamda Muhammed'in (s.a.v.) ashabım gördüm. Hiç bir şeyde dur­madan, güneşin batımından önce, su bulunan bir yere ulaştılar. Buraya Zukared deniliyordu, ulaştıklarında susamışlardı. Oradan su içtiler. Buna baktılar. Benim onların arkasından koştuğumu görürse, bu onlara ağır geldi. Bir damla bile içmeden, onlarda çıktılar. Daha hızlı geliyorlardı. Ben koştum ve onlardan birini kürek kemiğinden ok ile vurdum ve:

"Al. Ben Ekva'nm oğluyum. Bugün alçalma günüdür" dedim. Adam:

"Vay anası ona kaybetsin. Sabahtan beri peşimizde." [145] dedi. Ben de:

"Evet. Ey nefsinin düşmanı. Sabahtan beri peşindeyim"dedim. Yokuşta iki at buldum. Onları alıp Rasulullah'a getirdim. Bana ulaştı ve içinde içilecek süt bulunan bir kap ile içinde su bulunan bir kap verilmesini emretti. Ben de abdest aldım ve içtim. Rasulullah'a (s.a.v.) geldiğimde, susuz oldukları halde terkettikleri kuyunun başındaydı. Baktım ki Rasulul­lah (s.a.v.) kaçırılan develeri almış ve hepsini müşriklerden kurtarmış. Bütün elbise ve mızrakları da bulmuş. Birde baktım ki Bilal (r.a.) develerden birini kesmiş ve onun ciğerinde ve horgücünden Rasulullah'a (s.a.v.) pişiriyor.

Ben: "Ya Rasulallah! Beni bırak ashabdan yüz kişi seçey­im. Onları takip eder ve haber vereceklerin hepsini öldürürüm." dedim. Rasulullah (s.a.v.) ateşin ışığında diş­leri görülecek kadar güldü. Şöyle dedi:

"Ey Selme seni bırakırsam yapar mısın?" Ben:

"Sana ikram edene yemin olsun ki evet" dedim. Şöyle buyurdu:

"Onlar şu anda Ğatafan topraklarında bulunuyor­lar."

 Gatafandan biri geldi ve şöyle dedi:

"Falan onlara bir deve kesti. Üzerindeki tozu görünce, "Kavim size saldırdı mı?" dediler ve çıkıp kaçtılar. Sabahlayınca Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Süvarilerimizin en hayırlısı Ebu Katade, yayalarımı­zın en hayırlısı Seleme'dir.

"Sonra Rasulullah (s.a.v,) bana iki pay verdi. -Atlının ve yayanın payını- Sonra Medine'ye dönerken Rasulullah (s.a.v.) beni kulağı yarık olan devenin üzerinde terkisine aldı. Biz yolda giderken ensardan bir adam koşmada geçilemiyordu. Adam:

"Medine'ye kadar koşma yarışı yapacak kimse yok mu? Medine'ye kadar yarışacak kimse var mı?" demeye başladı. Bunu tekrarlamaya başladı. Onun sözlerini işitince:

"Sen ikramda bulunmaz mısın, şerefli kimselere hibe etmez misin?" dedim. Adam:

"Rasulullah (s.a.v.) hariç, hayır" dedi. Ben:

"Ya Rasulallah! Anam babam sana feda olsun, Beni bırak bu adamla yarışayım" dedim. Rasulullah (s.a.v.):

"İstersen" dedi. Ben:

"Sana doğru git" dedim. Sonra ayaklarımı çabuklaştırdım. Sağından solundan geçtim. Erken davrandım. Onu bir veya iki şeref ile cesaretlendirdim. Nefsimi bırakmak istiyor­dum. Sonra onun peşinden koştum. Onu tekrar bir veya iki şerefle cesaretlendirdim. Sonra yine koştum ve ona kavuş­tum. Omuzlarının arasına vurdum. Sonra:

"Geçtim vallahi" dedim. Adam:

"Ben de sanıyorum" dedi. Onu Medine'ye kadar geçtim. Vallahi Medine'de üç gece kaldık ve Rasulullah ile beraber Hayber'e çıktık."

[146]Hadiste geçen, "Uneddihi" [147] kelimesi, hayvanın suya bırakılıp, az bir şey içince, otlağa bırakılması, sonra tekrar sulayıp, otlağa bırakılması manasınadır.

Hadiste onların yüküne bir ok kavuşturdum şeklinde geçmektedir. Nevevi şöyle diyor:

"Mutemed asılların çoğunda böyle geçmektedir."

Hadiste geçen “Al”kelimesi yanına attığım oku al [148] manasınadır.

"Bugün alçalma günüdür" sözü ile "bugün helak olup ölme günüdür" demek istiyor.

[149]"Nuğdul kelfi"[150] kürek kemiğinin yanındaki ince kemiğe denilmektedir

.Hadiste geçen "Ereddihim bil hicareti" yani, "başlarına düşecek taşları onlara atıyordum" manasınadır.

Hadiste geçen, "Caaltu aleyhi aramen minel hicareti"

 yani işaretler yaptım. Arkadan gelenin bulması için toplanıp tümsek oluşturulan taşlardır. [151]

Hadiste geçen"Karn" kelimesi, büyük dağdan ayrı olan küçük tepeye denilir. "Bereh"[152] kelimesi ise şiddet manasındadır.

Hadiste geçen, "Celliyethum" [153] onları alıkoydu, attı, manasınadır.

Hadiste geçen, "Eridu fereseyni" yani, "İki atı yokuşta yordum, yorgunluktan yere düştüler ve onları bıraktım" manasınadır.

"Satihet"[154] ise deriden oluşan, birbirine karşı duran iki kaptan oluşan yemek kabıdır.

"Mizketun"[155] su ile karışık az süt manasınadır. Nevaciz" ise dişler manasınadır.

[156]Hadiste geçen "Rabattu aleyhi şerefen ev şerefeyni es tebki nefesi" cümlesi yani, "nefesimi tüketmedim. Koşuda fa­zla hızlı gitmedim" manasınadır. Yarışta başta kullanılan güzel bir taktiktir.

Hadiste geçen, "şeref kelimesi, şart manasındadır. Bir görüşe göre yerdeki yükseltidir.

[157]Sonra Mustalikoğulları gazvesine çıktı. Bu ğazve Müreysi' denilen suyun bulunduğu yere yapılmıştır.[158] İbni İshak'a göre altıncı senenin şaban ayında olmuş­tur. [159] Musa b. Akabe'ye göre ise dördüncü senede olmuş­tur. [160] İbni Sad'a göre ise beşinci senenin şaban ayında olmuştur. Hendek savaşı ise ondan sonra Zilkade ayında olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Mustahkoğullarının Haris b. Ebi Dırar ve Peygamberin hanımı Cüveyriye binti Haris komutasında, kendilerine saldırmak üzere toplandıklarını haber alınca, yola çıkarak, onların sularından birinin başın­da onlarla karşılaştı. Bu suya Müreysi' deniliyodu. Kadid bölgesinde sahile doğru bir yerdedir. İnsanlar birbirlerine girdiler. Savaş başladı. Allahu Teala Mustalıkoğullarını yenilgiye uğrattı. Onlardan ölenler öldü. Rasulullah (s.a.v.) onların kadınlarını, çocuklarını ve mallarını ganimet olarak, sahabeler arasında dağıttı.

İbni Sa'd'ın naklettiğine göre, savaş ilk önce bir saat karşılıklı ok atışiyla devam etti. Sonra Rasulullah (s.a.v.) ashabına emretti. Birden hücuma kalktılar. Onlardan in­sanlar telef olmaya başlayınca ve on kişi onlardan ölünce gerisi yenildi ve Rasulullah (s.a.v.) erkek, kadın ve çocuk­ları esir aldı. İbni Sad'm naklettiğine göre bu savaşta ganimet alınan develer iki bin, beşbin koyun ve ikiyüz evin ahalisi esir alınmıştır.

Sonra Hudeybiye gazvesine çıktı: [161]

Bu gazve ihtilafsız altıncı senenin zilkade ayında olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) bin dört yüz müslüman ile savaş kastı olmaksızın, beytullahı ziyaret maksadıyla çıktı. Kendisiyle beraber yetmiş tane kurbanlık hayvan da götürmüştü. Kureyş Rasulullah'ın (s.a.v.) çıkışını haber alınca, savaşmak üzere çıktılar. Rasululah da (s.a.v.) savaşmaya karır verdi. Müslümanları ölüm üzerine biata çağırdı. Cabir (r.a.) şöyle diyor:

"Kaçmamak üzere biat ettik." Ağacın altında rıdvan bi­ati gerçekleştirildi. Sonra siyer kitaplarında genişçe anlatıldığı üzere anlaşma yapıldı; Sonra Hayber gazvesine çıktı. Hayber, birçok kalesi olan bir şehirdir. İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Hudeybiye'den dönüşünden sonra Zilhicce ayı ve Muharrem'in bir kısmında Medine'de kaldı. Muharrem'in geriye kalan zamanında Hayber'e savaşa çık­tı."[162] Altınca seneden sadece bir ay ve birkaç gün kalmıştı.[163]Musa b. Akabe şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Hudeybiye'den dönünce yirmi veya ona yakın bir zaman Medine'de kaldı. Sonra Hayber'e savaşa döndü. O Hudeybiye'de iken Allahu Teala onu va'd etmişti.[164]Müslim ve başkalarının Selme b. Ekva'dan rivayet et­tiklerine göre şöyle diyor:

"Vallahi Hudeybiye'den sonraki Zikared'den [165] döndük­ten sonra üç gece bile kalmadık ki, Rasulullah (s.a.v.) ile be­raber Hayber'e çıktık, amcam Amir [166] müslümanlara şiir söylemeye başladı ve şöyle dedi:

Vallahi eğer Allah olmasaydı hidayet bulmazdık.

Sadaka vermez, namaz kılmazdık,

Yarabbi senin fazlından yüz çeviremeyiz.

Düşmanla karşılaştığımız ayaklarımızı sabit kıl.

Üzerimize sekinetini indir. [167]

Rasulullah (s.a.v.):

"Bu kim?" dedi. Amcam:"Ben Amir'im" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Rabbin seni affetti" dedi. Rasulullah (s.a.v.) bir kişiye istiğfar edince, o mutlaka şehid olur. Ömer b. Hattab (r.a.) devesinin üzerinden şöyle bağırdı:

"Ey Allah'ın peygamberi! Bizi Amir ile güçlendirsen' de­di. Hayber'e gelince, Melikleri Muharrib kılıcını kaldırıp in­direrek[168] çıktı ve şöyle dedi:

"Hayber benim Muharrib olduğumu bilir -pür silah-tecrübeli kahraman.

Savaş olduğu zaman ateş alevlenir. Amir ona karşı çıktı ve şöyle dedi:

Hayber benim Amir olduğumu bilir

Pür silah, savaşıp vuran kahraman.

Karşılıklı birer darbe vurdular. Muharrib'in kılıcı Amir'in kalkanına saplandı. Amir alttan vurmaya çalıştı. Fakat kılıcı kendisine döndü ve kolundaki damarı kesti. Bu darbe ile öldü" Seleme şöyle diyor:"

Çıktığımda Rasulullah'm (s.a.v.) ashabından bir toplu­luğun:

"Amir'in ameli batıl oldu. Çünkü kendisini öldürdü" dediklerini duydum. Ağlayarak Rasulullah'a geldim ve:

"Ya Rasulallah! Amir'in ameli batıl mı oldu?" dedim.

"Kim bunu söyledi" dedi. Ben:

"Ashabından bazıları" dedim. Şöyle buyurdu:

"Kim bunu söylediyse, yalan söylemiş. Bilakis onun ecri iki kattır" Sonra beni göz ağrısına tutulmuş Ali'ye gönderdi. Şöyle buyurdu:

"Sancağı Öyle birisine vereceğim ki Allah ve Rasulu onu sever, o da Allah'ı ve Rasulunu sever" Ben Ali'in yanına gittim. Gözleri ağrıdığı için elinden tutup getirdim. Rasulullah (s.a.v.) gözlerine tükürdü ve gözleri iyileşti. Sancağı ona vredi. Muharrib çıktı ve şöyle dedi:"Hayber bilir ki ben Muharrib'im -pürsilal., tecrübeli kahraman, savaş başladığı zaman ateş alevlenir.Ali (r.a.) şöyle dedi:Ben ki Annem beni Haydar diye isimlendirdiOrmanların arslanı gibi, irabın manzarası gibi.Ağır bir ölçüyle sizlere veririm. [169]Ali (.r.a.) Muharrib'ın başına bir darbe vurdu ve başını ikiye ayırdı. Sonra onun eliyle fetih tamamlandı. [170] "Muğamir" ise hızlı vuran, çarpan, savaşan manasınadır. Nevevi şöyle diyor:"Muğamir savaşın tehlikelerine atılan, şiddetine kat­lanıp kendisini oraya atandır."

"Yesfilu lehu" alttan vurman manasınadır.

"Yehtiru" kelimesi ise, kılıcı kaldırıp indirme manası­nadır.

"Haydar" kelimesi ise, Arslanın isimlerinden biridir. Ali'nin annesi Fatma binti Esed, Ali'yi babasınınismiyle isimlendirmişti. Ebu Talîb eve gelince, konulan ismi beğen­medi ve onu, Ali diye isimlendirdi."Sendere" ise ağır ölçüdür. Bazı rivayetlere göre Ali şöyle diyor:

"Kılıçla size ağır ölçüyü vereyim" demiştir.

Beyhaki, "Delailün nübüvve'de" Büreyde'den benzer bir hadisi rivayet etmektedir. Bu rivayete göre Muharrib Yemen işi bir miğferle çıktı. Başında beyaz bir taş vardı. Karşılıklı darbeleri vurdular. Ali (r.a.) hızla bir kılıç darbe­si vurdu. Darbede, taş, miğfer ve başı ikiye bölündü. Olduğu bir yere yığıldı. Musa b. Akabe'nin Zühri'den naklettiği rivayete göre; Murahhib'i Öldüren Muhammmed b. Mesleme'dir. Muhamed b. İshak da bu görüştedir: Şöyle diyor:"Hariseoğullarndan biri olan Abdullah b. Sehrinı [171] Cabîr'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Yahudi Murahhib Hayber kalesinden çıktı. Şöyle şiir söylüyordu:"

Hayber benim Murahhib olduğumu bilir

Pür silah, tecrübeli kahraman.

Bazen yaralar, bazen vururum.

"Ka'b b. Malik şöyle cevap verdi:"

Hayber benim Ka'b olduğumu bilir,

Sert, ğamaciri çıkarandır.

"Murahhib bu beyitleri söyleyerek,

"Düello eden var mı?" diyordu. Rasulullah (s.a.v.):

"Kim buna karşı çkar?" dedi. Muhammed b. Mesleme:"Ben ya Rasulallah! Vallahi kanı talep eden ben.[172]

Dün kardeşimi öldürdüler" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Kalk o zaman. Allah'ım ona yardım et" dedi. Her iki­si birbirlerine yaklaşınca, aralarına bir ağaç girdi. Her biri rakibine karşı ağacın etrafında dönüyordu. Her dönüşte her biri ağacın bir dalını kesiyordu.[173] Sonunda ikisi arasında bir adam gibi kaldı. Sonra Murahhib Muhammed b. Mesleme'ye bir kılıç darbesi vurdu. Muhammed darbeye karşı ağaçla korundu. Murahhib'in kılıcı ağaca saplandı. Kılıcı­nı kurtarmaya çalıştı, fakat kurtaramadı. Muhammed kı­lıçla vurarak onu öldürdü. [174] Vakidi'nin Cabn (r.a.) ve başkalarından rivayet ettiğine göre de Murahhib'i öldüren Muhammed b. Mesleme'dir (r.a.). Vakidİ'nİn naklettiğine göre Muhammed Muharrİb'in İki ayağını kesti. Murahhib:

"Beni kurtar" dedi. Muhammed:

"Hayır. Mahmud b. Mesleme'nin ölümü tattığı gibi ölü­mü tat." dedi. Ali (r.a.) Murahhib'in yanından geçerken haşini kesti. Savaştan sonra onun selbi konusunda Muham­med'le ihtilaf ettiler, Rasulullah (s.a.v.) onun kılıcını, miğ­ferini, feaşındaki taşiMuhammed b. Mesleme'ye verdi. Kı­lıcının üzerinde şöyle yazıyordu:

"Bu Murahhib'in kılıcıdır. Onu tadan helak olur." [175] İbni İshak'ın naklettiğine göre Murahhib'in kardeşi Yasir, ondan sonra çıkıp düello istedi. Hişam b. Urve, ona karşı Zübeyr'in çıktığını zannetmektedir. Annesi Safiyye binti Abdulmuttalib. [176]

"Ya Rasulallah! Oğlumu öldürecek" dedi. Karşılaştılar ve Zübeyr (r.a.) onu öldürdü. Zübeyr'e:

"Vallahi keskin değildi. Bilakis ondan nefret ettim.[177]

1255- Sahihi Buhari'de Enes b. Malik'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Hayber yakınında, sabah karanlı­ğında sabah namazını kıldı. Sonra şöyle buyurdu:

"Allahu Ekber! Hayber harap oldu. Bir kavmin yanı­na konakladığımızda, korkutulanların sabahı kötü olur."

[178]Çıkıp yol boyunca yürüdüler. Rasulullah (s.a.v.) savaş­çıları öldürdü. Çocukları da esir aldı.

"Sonra kaza umresine çıktı:

Buna kısas umresi de denil­mektedir. Süheyl'i bunu tercih etmiştir.[179] Bazıları bunu Rasulullah'ın (s.a.v.) gazvelerinden saymamaktadır. İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Hayber'den Medine'ye dönünce, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyel evvel, Cemaziyel ahir, Recep, Şaban, Ramazan ve Şevval aylarında Medine'de kaldı. Bu arada seriyyeler gönderdi. Sonra müşriklerin ken­disini engelledikleri ay olan zilkade ayında yola çıktı. Ka­za umresi niyetiyle yola çıktı. Engellenen umresinin yerine, bunu yapacaktı.

[180]Abdullah b. Ebu Bekir'in [181] rivayet ettiğine göre; Rasu­lullah (s.a.v.) bu umrede Mekke'ye girerken, Abdullah b. Revaha devesinin yularını çekerken şöyle diyordu:

"Ey Kafiroğulları yolunu açın. Açın, bütün hayırlar onun elçisindedir. Ya rabbi! ben onun söylediklerine inan­dım. Onu kabul etmede Allah'ın hakkını bilirim. Biz sizin­le onun tevili için savaştık.

“Onun inişi için savaştığımız gi­bi vuruşumuz onun sözleri hakkındaki vehimleri giderir.

“Dost dostundan vazgeçer olur.[182]

Rasulullah (s.a.v.) üçgün orada kaldı. Dördüncü gün sa­bah olunca Ebu Rafi'ye emretti ve güç İçin çağrıda buluna­rak göç edildi. Sonra Fetih gazvesine çıktı: Sekizinci yılın Ramazan ayında olmuştur. Müslümanlar onbin kişi idiler. Urve, Zülıri ve Musa b. Akabe şöyle diyorlar:

"Fetih günü Rasulullah (s.a.v.) ile beraber olan müslümanlar, onikibin kişi idi.[183] Mekke'nin fethinin kıssası, Alimlerin:

"Zorla mı alındı, yoksa eman verilerek mi alındı?" şek­lindeki ihtilafları siyer ve diğer kitaplarda genişçe anlatılmaktadır.

Sonra Huneyn gazvesine çıktı: B

u Hevazin savaşıdır, İbni İshak şöyle diyor:

"Havazin Rasulullah'ın (s.a.v.) başarısını ve Mekke'yi fethini duyunca, Malik b. Avf en-Nadri'nin etrafında toplan­dılar. Havazin'le birlikte, Sakif kabilesi de toplandı. Nadr, Cüsem kabilelerinin hepsi toplandı. Sa'd b. Bekir ve Hilaloğullarından bazıları da buna katıldılar. Komuta Malik b. Avf en-Nadri'ye verildi. Sonra Rasulullah (s.a.v.) yanındaki onbin kişiye, Mekke'den de ikibin kişi katılarak, on iki bin kişiyle yola çıktı.[184]

1256- Beyhaki'nin "Delail"de Muhamed b. İshak yo­luyla Asım b. Ömer'den [185] onun da Abdurrahman b. Cabir'den [186] onun da babasından rivayet ettiğine göre; Rasu­lullah (s.a.v.) müslümanların halini Huneyn günü görünce şöyle dedi:

"Ey Abbas! "Ey ensar topluluğu! Ey sohbet arkadaşları" diye bağır." Bağırınca Ensar bu çağrıya cevap verdi ve:"Emrindeyiz" dediler. Adam devesini almaya gidiyorken, bunu yapamıyor, zırhını boynundan atarak, kılıcını ve yayı­nı aldığı gibi sese doğru gidiyordu. Sonunda Rasulullah'ın yanında onlardan yüz kişi toplandı. İnsanlar dönüp savaşma­ğa başladılar. İlk çağrı:

"Ey ensar" idi. İkinci çağrı ise:

"Ey Hazrec" oldu. Hazrec, savaşta sabırlı idi. Rasulullah (s.a.v.) bineğine binerek müslümanlann çatışmasına baktı ve:

"Şimdi harp kızıştı" dedi. Vallahi insanlar Rasulullah'a (s.a.v.) elleri bağlı esirlerle döndüler. Allahu Teala kafirlerden öldürdüğünü öldürdü. Yenilgiye uğrattığını ye­nilgiye uğrattı. Rasulüne de onların mallarını ve çocukları­nı ganimet olarak ihsan etti."

[187]Hadiste geçen, "Hamiyel vatis" [188] sözü "Harb kızıştı" manasınadır. Bazı alimler şöyle diyor:

"Bu cümleyi ilk olarak Rasulullah (s.a.v.) kullanmıştır. Aynı şekilde:

"Ya haylallahı irkebi" sözünü de ilk olarak o kullan­mıştır" İbni İshak'ın naklettiğine göre, "Huneyn'in ganimetleri; altı bin esir, yirmi dört bin deve, kırk binden fazla ko­yun ve dörtbin ölçü de gümüştü." [189]

Sonra Taif gazvesine çıktı: Sekizinci senenin Şevval ayında olmuştur. İbni İshak şöyle diyor:

"Sakif kabilesi Huneyn'de yenilgiye uğradıktan sonra, Taife geldiler. Şehirlerinin kapılarını kapattılar. Savaşa hazırlanmağa başladılar. Rasulullah (s.a.v.) Huneyn'de işi bitince Taife yöneldi. Gelip Taif yakınlarında konakladı. As­kerlerini düzene koydu." [190] İbni Sa'd şöyle diyor:

"Müslümanları şiddetli bir ok atı­şına tuttular. Müslümanlardan bazılarına ok isabet etmesi so­nucu oniki kişi şehid oldu, bazıları yaralandı. Rasulullah (s.a.v.) şimdiki Taif mescidinin bulunduğu yere çıktı. On­ları on sekiz gün kuşattı. Bir görüşe göre on beş gün."1084 İb­ni İshak'a göre yirmi küsur gün. İbni Sa'd'ın Mekhul'den rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.v.) Taif ahalisini kırk gün mancınık atışına tuttu. İbni İshak şöyle diyor:

"Sahabeden bazıları bir mancını­ğın altına girerek Taif'in kale duvarına yanaştılar. Onu yık­maya çalışıyorlardı. Sakif liler onların üzerine saban demi­rini bıraktılar. Müslümanlar mancınığın altından çıkınca, Sakif liler onları ok yağmuruna tuttular. Onlardan bazıları şehid oldu. Rasulullah (s.a.v.) Sakif'in üzümlerinin kesilme­sini emretti. İnsanlar üzümlerinin içine girerek kesmeğe başladılar. İbni Sa'd şöyle diyor:

"Sonra Sakif liler, üzümleri Allah için ve Akrabalık için bırakmasını istediler. Rasulullah (s.a.v.):

"Allah ve akrabalık için bırakıyorum" buyurdu. Ra­sulullah'ın çağırıcısı şöyle çağırdı:

"Hangi kul kaleden çıkıp bize gelirse, o hürdür." Onlar­dan on küsur kişi çıktı. Ebu Bekrete de[191] bunlardan biridir. Rasulullah (s.a.v.) onları azat etti. Raslullah'a (s.a.v.) Taif'in fethi için izin verilmedi. Peygamber ashabından Nevfel b. Muaviye ed-Diyli [192] ile istişare etti.

"Ne diyorsun?" dedi. Nevfel şöyle dedi:

"Eğer üzerinde durursan, onu alırsın. Eğer bırakıp gider­sen de, bu sana zarar vermez." Rasuluİlah (s.a.v.) Ömer b. Hattab'a emretti. Göç için çağrıda bulundu.[193]

1257- Ebu Davud'un Osman b. Ebu Hazim'den [194] onunda babasından [195] onun da dedesi Sahr'dan [196] -ki Ayle elEhmesi'nin oğludur- rivayet ettiğine göre Rasuluİlah (s.a.v.) Sakif e gazveye çıktı. Rasulullah'ı (s.a.v.) geri dönerken buldu. Fethedilmemişti. O zaman Sahr, Rasulullah'ın (s.a.v,) hükmünü ka­bul edinceye kadar buradan ayrılmamaya söz verdi. Rasulul­lah'ın (s.a.v.) hükmünü kabul edinceye kadar da orada kaldı. Ka­bul edince Sahr Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle yazdı:

"Şehir senin hükmünü kabul etti ya Rasulallah! Onlarla bir­likte atlarla sana geliyoruz." [197] Rasulullah (s.a.v.) cemaatle namaz kılmayı emretti. "Ehmese" on tane duada bulundu. Sonra Tebuk gazvesine çıktı: Bu gazve dokuzuncu sene­nin Recep ayında olmuştur. Rasululah (s.a.v.) Rumlarla sa­vaşa yöneldi. Bu gazve insanların zor zamanına, memleke­tin kıtlık zamanına denk gelmiştir. Rasuluİlah (s.a.v.) bu se­feri ciddiyete aldı. İnsanlara cihadı emretti. Zenginlen yar­dıma ve Allah yolunda sıkıntı yüklenmeye teşvik etti. Zen­ginler de gerekli yardımları yaptılar. Osman (r.a.) büyük bir yardımda bulundu. Yukarıdaki nafaka bahsinde geçti.[198] İbni İshak şöyle diyor:

"Rasuluİlah (s.a.v.) perşembe günü yola çıkınca, askerlerini veda tepesinde düzene koy­du.[199] Otuz binden fazla askeri vardı. Allah'ın düşmanı Abdullah b. Ubey adamlarını askerlerin en arkasına koymuş­tu. Rasulullah (s.a.v.) hareket edince münafıklar ve şüphe­cilerden bir topluluk ile geriye kaldı ve sefere çıkmadı." [200] İbni Sa'd şöyle diyor:

 "Rasulullah'a (s.a.v.) Rumların Şam'da büyük bir topluluğu topladıkları haberi geldi. HirakI askerlerine bir senelik nafakalarını vermişti. Beraberinde Lalım, Cüzzam, Amile ve Gassan kabilelerini de harekete ge­çirmişti. Öncüleri "Belka"ya ulaşmışlardı. Yedi kişi ağlaya­rak Rasulullah'a (s.a.v.) gelip, kendilerini de götürmesini, kendilerine seferde binecekleri binekler vermesini istediler. Rasuluİlah (s.a.v.):

"Sizleri taşıyacak birşey bulamıyorum." dedi. Onlar da:

"Nafaka bulamamalarından dolayı, üzüntü ve gözyaşla­rıyla gedi döndüler. Rasululah (s.a.v.) yola çıktı. Hiraklı o zaman Humus'ta bulunuyordu." [201]İbni İshak şöyle diyor:

"Sefere katılmayıp Medine'de ka­lanlardan biri olan Ebu Hayseme, Rasulullah (s.a.v.) yola çıktıktan birkaç gün sonra ailesinin yanına döndü. Sıcak bir günde iki hanımının birer çadırda, çadırlarını döşemişler, ona su soğutmuşlar ve yemek hazırlamışlardı. Ebu Hayseme içeri girince, çadırın kapısında durdu. Hanımına ve yaptık­larına baktı. Şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) güneşin [202], rüzgarın, sıcağın altın­da ve Ebu Hayseme de serin gölgede, yemek hazırlanmış; güzel kadınlar onu bekliyor. Bu insaf değildir. Vallahi hiç­birinizin çadırına, Rasulullah'a (s.a.v.) katılmadan girmeye­ceğim." Azık hazırlamalarını emretti. Azık hazırlanınca, su taşıyan hayvanının yanına gelerek bindi ve Rasulullah'a (s.a.v.) doğru yola çıktı. Tebük'e konakladıkları sırada, on­lara kavuştu.

[203]İbni İshak şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Tebük'te on küsur gün kaldı. Tebük'ü geçmedi. Sonra geri dönerek Me­dine'ye geldi.[204] Müellif şöyle diyor:

"Bu seferde savaş olmadığından ittifak edilmiştir." [205]

 

Fasıl

 

Bu savaşlar, Rasulullah'ın (s.a.v.) bizzat kendisinin ka­tıldığı savaşlardır. Bazısında savaş meydana gelmiş, bazısında ise savaş olmamıştır. Rasulullah'ın (s.a.v.) gönderdiği seriyye ve bölükler ko­nusunda ise, sayısı hakkındaki ihtilaf yukarıda zikredildi. En büyük seriyyesi Zeyd b. Harise'nin (r.a.).seriyyesidir. Bu se­riyye Mute savaşını yapmıştır.

,Mute savaşı: Sekizinci senenin Cemaziyelevvel ayında olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Zeyd b. Harise'nin komutasın­da üç bin müslümanı Şam tarafındaki Belka topraklarına gönderdi. Şöyle buyurdu:

"Eğer Zeyd'e birşey olursa, komutan Cafer b. Ebu Talip'tîr. Eğer Cafer'e birşey olursa, komutan Abdullah b. Revaha'dır." İnsanlar hazırlanıp yola çıktılar. İbni İshak şöyle diyor:

 "Sonra yola çıkıp, Şam toprakla­rındaki Maan'a [206] geldiler. Kendilerine Hirakl'ın Belka topraklarındaki Maab'a[207] geldiği beraberinde yüzbin kişi­nin olduğu, onlara Lahm ve Cüzam [208] Behra kabilelerinin katıldığı haberi geldi. Müslümanlar bu haberi alınca Maan'da iki gece bekleyerek ne yapacaklarına karar vermeye çalıştılar. Şöyle dediler:

"Rasulullah'a düşmanın sayısını bildirelim. Ya bize yar­dım gönderir veya bize bir şey emreder ve bizde onu yapa­rız." Abdullah b. Revaha insanları cesaretlendirerek şöyle dedi:

"Ey kavmim! Vallahi kendisinden ikrah ettiğiniz şey, kendisi için çıktığınız şeydir. O da istediğiniz şehadettir. Biz insanlarla, sayı, güç ve çoklukla savaşmıyoruz. Biz sadece Allah'ın bize ihsan ettiği bu din ile güç olarak savaşıyoruz. Yolunuza devam edin. Sonuçta iki iyilikten biri vardır. Ya şehadet, ya zafer.

"İnsanlar:"

Vallahi İbni Revaha doğru söyledi" dediler. Yola çıkıp Belkan'm sınırına geldiler. Rum ve Araplardan oluşan Hirakl'in ordusu Belka'nın bir köyü olan Meşari'deydi. Son­ra düşman yaklaştı. Müslümanlar Mute denilen bir köye konakladılar. Savaş burada oldu. Müslümanlar savaşa hazır­landılar. Sağ tarafa uzra oğullarından bir adamı verdiler. Adamın adı Kutbe b. Katade'dir.[209] Sol tarafa ensardan Abaye [210] b. Malik denilen birini verdiler."[211]Vakidi'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Mute savaşına katıldım. Müşrikler bize yaklaşınca, da­ha önce kimsenin sahip olamadığı sayı, silah, ayak takımı, ipek, atlar ve altın gördük. Gözlerim kamaştı. Sabit b. Erkam [212] bana:

"Ey Ebu Hureyre! Sanki büyük bir çoğunluk görüyor­sun." dedi. Ben:

"Evet" dedim, şöyle dedi:

"Sen bizimle beraber Bedir'e katılmadın. Biz çoklukla za­fere kavuşmadık." [213]

İbni İshak şöyle diyor: "Sonra iki taraf birbirine girdi ve savaş başladı. Zeyd b. Harise (r.a.) Rasulullah'ın (s.a.v.) sancağıyla, mızraklarla öldürülünceye kadar savaştı. Sonra sancağı Cafer aldı. Savaş kendisini keyiflendir inceye kadar savaştı. Düşünmeden kumral olan atına bindi ve o boğazla­dı. Sonra öldürülünceye kadar savaştı. Cafer İslamda boğaz­layan ilk insandır." [214] İbni İshak şöyle diyor:

"Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr'in [215] babasından [216], o da dedesinden ve Mürre b. Avfoğullarından birisinden rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Vallahi sanki Cafer'i atına binip, onu boğazlarken ve sonra öldürülünceye kadar savaşırken gördüm. Şöyle diyordu:

"Cennet ne güzel, yaklaşması -onun kokusu serinliği, şarabı Rumlar... Rumlar- onların nesepleri kafir ve uzaktırlar.[217] Onun azabı bana yaklaştı- Eğer onunla karşılaşır­sam ona vururum. [218] Bu hadisi Ebu Davud da İbni İshak yoluyla rivayet etmiş, fakat şüri nakletmemiştir. Bu hadis ile düşmanın faydalan­masından korktuğu zaman hayvanın öldürülmesinin caiz olduğuna delil getirmiştir. Ebu Hanife'de ganimetler konu­sunda şöyle diyor:

"Kimse Cafer'in hareketine itiraz etmedi. Bu da hayva­nın düşman eline geçmesinden korkulursa, öldürülmesinin caiz olduğuna delalet etmektedir.

Hayvanların boş yere öl­dürülmesinin yasaklanması konusuna girmemektedir." [219] İbni Hişam şöyle diyor:

 "İlim ehlinden güvendiğim bi­risi bana şöyle dedi:

"Cafer sancağı sağ eline aldı. Sağ eli kesildi. Sol eline al­dı. Sol eli de kesildi. Öldülünceye kadar omuzlarıyla hava­da tutmağa çalıştı. Öldürüldüğünde otuz üç yaşında idi. Allahu Teala buna karşılık ona iki kanat verdi. Onlarla cennet­te istediği gibi uçmaktadır." Bir rivayete göre şöyle diyor:

"Rumlardan biri Cafer'e o gün bir darbe vurdu ve iki ko­lunu da kesti." [220] İbni İshak şöyle diyor:

"Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr'in babası Abbad'dan, onun da babası Abdullah'tan rivayet ettiğine gö­re şöyle diyor:

"Cafer öldürülünce Abdullah b. Revaha sancağı aldı. Atının üzerinde sancakla ilerledi. Nefsini alçaltmaya ve bazı tereddütler geçirmeğe başladı. Sonra şöyle dedi:

"Yemin ettim ey nefis, ona ineceksin -ya ona inersin ve ya ona zorlanırsın. İnsanlar yönelmiş şiddetle haykınrken-ne oluyor seni cennetten ikrah ederken içinde mutmain ol­duğun durum uzadı- Sen sadece kötü bir sudan başka birşey değilsin. Yine şöyle dedi:

"Ey nefis eğer öldürülmezsen, ölürsün -bu ölüm hama­mıdır, ona kavuştun. Temenni ettiğin şey sana verildi.

 Eğer onların yaptığını yaparsan hidayet bulursun. Eğer gecikir­sen şakilerden olursun."İki arkadaşı Zeyd ve Cafer'in yaptıklarını kastediyor. Sonra atından indi. İnince yanma amcasının oğlu bir parça eti ile geldi.

 "Bununla Bunalınca güç kazan. Birgün nasibinbu imiş" dedi. Abdullah onu aldı ve ondan bir parça kopar­dı. Sonra bir tarafta insanların bağırtısını duydu. Şöyle de­di:

"Sen dünyadasın" Elinden attı. Sonra ilerleyerek Öldürülünceye kadar savaştı. [221] Ebu Muzaffer b. el-Cevzi'nin "Cevheretüz zaman" adlı kitabında rivayet etiğine göre; Abdullah b. Revaha yukarı­daki şiir beyitlerini söyledi. Sonra şöyle dedi:

"Ey nefsim! Hangi şeyden dolayı sakınıyorsun. Falan ka­dından dolayı ise, o başanmıştır. Falan falan kölelerden dolayı ise, onlarda hürdürler. Eğer senin evinden dolayı ise, o da Allah ve Rasulunundur." Sonra ilerleyerek Öldürülünceye kadar savaştı. İbni İshak şöyle diyor:

"Sonra sancağı Sabit b. Erkam al­dı. Aclarıın oğullarından biridir.- Şöyle dedi:

"Ey müslümanlar topluluğu! Sizden biri üzerine anlaşın." Onlar:

"Sen taşı" dediler. O:

"Ben bunu yapamam" Sonra insanlar Halit b. Velid üze­rinde anlaştılar. Halit sancağı alınca Müslümanları savun­du, onları korudu. Müslümanlar geriye dönene kadar onlar­la uyumlu şekilde anlaştı.[222]İbni Esir "Esedül Gabede" şöyle diyor:

"Mus'ab b. Şeybe[223] şöyle dedi:"Abdullah b. Revah'a savaşa başlayınca, yaralandı. Kan elinden gelmeye başladı. Onunla yüzünü ovdu. Sonra iki saffın arasında düştü. Şöyle demeye başladı:

"Ey müslümanlar topluluğu! Kardeşinizin cesedinden onları uzaklaştırınız." Müslümanlar saldırıya geçerek düş­manı ondan ileriye püskürttüler. Yerinde ölünceye kadar düş­manı o şekilde tuttular.[224]İbni İshak şöyle diyor: "Müslümanların başına musi­betler gelince Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bayrağı Zeyd b. Harise aldı ve şehid olarak öldürülünceye kadar savaştı. Sonra onu Cafer aldı şehid olarak öldürülünceye kadar onunla savaştı."

Sonra Rasulullah (s.a.v.) sustu. Ensarın yüzü değişmeye başladı. Abdullah b. Revaha'da istemedikleri bir durumun olduğunu sandılar. Sonra Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha aldı. Şehid ola­rak öldürülünceye kadar onunla savaştı. Onlar cennetin içine yükseltildiler. Altından tahtların üzerine konul­dular. Abdullah b. Revaha'nın tahtında, diğer arkadaş­larının tahtında olmayan düğmeler gördüm. "Bu ne­den?" dedim. Bana şöyle denildi:"Diğer ikisi tereddütsüz gittiler. Abdullah b. Revaha ise bazı tereddütler geçirdikten sonra gitti. [225]

Bunu İbni İshak kopuk senedle rivayet etmiştir. Başka yollardan ise bitişik senedlerle rivayet edilmiştir. [226]

1258- Buhari ve başkalarının Enes b. Malik'den (r.a.) ri­vayet ettiklerine göre; Rasulullah (s.a.v.) Zeyd, Cafer ve Ab­dullah b. Revaha'nın ölüm haberlerini haber gelmeden ön­ce bildirdi. [227] Şöyle buyurdu:

"Bayrağı Zeyd aldı ve isabet aldı. Sonra Cafer aldı ve o da isabet aldı. Sonra İbni Revah'a aldı ve o da isabet aldı. Gözleri yaş akıtıyordu. Sonra bayrağı Allah'ın kı­lıçlarından bir kılıç aldı. Allah onlara bir fetih verdi."[228]

1259- Buhari'nin bir başka rivayetinde şöyle buyuruyor:

"Yanımızda olmaları onları sevindirmez." [229]

Musa b. Akabe şöyle diyor:

"Ya'la b. Münye'nin [230] Rasulullah'a gelerek Mute'dekilerin haberini verdiğini sanmaktadırlar. Rasulullah (s.a.v.) ona şöyle dedi:

"İster sen bana haber ver, ister ben sana haber vere­yim." Ya'la:

"Sen bana haber ver ya Rasulallah!" dedi. Rasulullah (s.a.v.) onunla haberlerinin hepsini ona söyledi. Savaşı anlattı. Yala şöyle dedi:

"Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, onların sözle­rinden söylemediğin bir harf bile kalmadı.[231] Onların duru­mu anlattığın gibidir." Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allahu Teala benim için ara mesafeyi kaldırdı. Ben­de onların savaşını seyrettim. [232]

Ebu Ömer b. Abdülberr şöyle diyor:

"Abdürrezzağın İbni Uyeyne'den, onunda İbni Ced'an'da [233], onunda İbni Müseyyeb'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöy­le buyurdu:

"Cafer, Zeyd ve Abdullah b. Revaha inciden bir ça­dırda bana gösterildiler. Herbiri bir tahtın üzerinde duruyordu. Zeyd ve İbni Revaha'nın boyunlarında hal­kalar gördüm. Cafer'in ise halkası yoktu. Dümdüz duruyordu. Sordum veya bana söylendiki,

"O ikisi ölüm onları bayıltınca yüz çevirdiler veya san­ki yüzlerini astılar. Cafer ise bunu yapmadı." [234]

1260- Buhari'nin Abdullah b. Ömer'den (r.a.) rivayet et­tiğine göre şöyle diyor:

"Bu savaşta onların arasındaydım. Cafer b. Ebu Talib'i aradık. Onu ölülerin arasında bulduk. Cesedinde yetmiş küsur yara, darbe ve ok yarası bulduk. Birden fazla senedle sabit olduğuna göre Allahu Teala Cafer'e kollarının ye­rine iki kanat vermiştir. [235]

1261- Sahihi Buhari'deki rivayete göre İbni Ömer (r.a.) Cafer'in oğluyla merhafralaştığı zaman şöyle derdi:

"Allah'ın selamı üzerine olsun ey kanat sahibinin oğ­lu." [236]

1262- Taberani'nin İbni Abbas'tan iki senedle rivayet et­tiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Cafer b. Ebu Talib'i cennette bir Melik olarak gör­düm. İki kanadıyla cennette istediği gibi uçuyordu. Kanatlarının ucu kırpılmış, kan akıtıyorlardı." [237]

“Kavadimud tayr" Kuşun kanatlarındaki tüylerdir. Her kanatta on tane bulunur. [238]

1263- Bu hadisi Abdurrezzak ve Taberani'de Salim b. Ebi Ca'd'dan rivayet etmişlerdir. Şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) rüyasında Cafer'i iki kanatlı ve ka­natları kana bulanmış[239] bir Melik şeklinde gördü. Zeyd onun karşısında tahtın üzerinde oturuyordu. İbni Revaha da onlarla beraberdi. Sanki ikisi Cafer'den yüz çeviriyorlardı." Bu hadis mürseldir. Ravileri sikadır.

Vakidi'nin Muhammed b. Salih'ten [240] onunda Asım b. Ömer b. Katade'den rivayet ettiğne göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Zeyd öldürülünce, bayrağı Cafer aldı. Şeytan ona ge­lerek, ona hayatı sevdirmeğe, ölümden nefret ettirmeğe, dünya nimetlerini hatırlatmaya çalıştı. Cafer şöyle dedi:"Şimdi müminin kalbinde imanın güçlenme zamanı­dır. Sen bana dünyayı temenni ettir." Sonra ilerledi ve şehid edilinceye kadar savaştı." [241]

Rasulullah (s.a.v.) onun gıyabi cenaze namazını kıldı ve:

"Kardeşiniz için af dileyin. O şehiddir. Cennete gir­di. Cennette yakuttan iki kanatla istediği gibi uçmakta­dır. Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha aldı. O da şehid edildi. İtirazlı olarak cennete girdi.

"Bu Ensara ağır geldi. Şöyle denildi:

"Ya Rasulallah! Onun itirazı nedir?" Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Yaralanınca nefsini kınamaya başladı. Cesaretlen­di, şehid edilerek cennete girdi. Kavmini geçti." [242]

Hadîste geçen "Mada kudumen" cümleli "meyletme­den ve sarsılmadan gitti" manasınadır.

Müellif şöyle diyor:

Alimler Mute askerleri hakkında ih­tilaf etmişlerdir. Yenilen onlar mıdır, yoksa müşrikler mi­dir? İbni Sa'd'ın naklettiğine göre yenilgi Müslümanlarındır. Müşriklerin yenilmiş olduğu da nakledilmiştir.

[243]İbni İshak'in naklettiğine göre ise Halit bayrağı alınca her iki tarafda rakibinden geri çekilmiş, uzaklaşmış oldu. [244] İb­ni Seyyid'in nas el-ya'mini siyerinde bu görüşü seçmiş­tir. [245] Bu cemaata göre ise yenilen müşrikler, galip gelen­ler ise müslümanlardı. Bu daha doğrudur. Beyhaki, "Delailun nübüvvede" bu görüşü tercih etmektedir. Buna şu sahih hadisle delil getirmektedir:

"Sonra bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç aldı. Allah onlara fetih verdi." [246]

Vakidi şöyle diyor: "Abdullah b. Haris b. Fudayl'ın [247] babasından [248] rivayet ettiğine göre şöyle dedi:

"Halit bayrağı alınca Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Şimdi harp kızıştı." [249]

Attaf b. Halit'in [250] rivayetine göre şöyle diyor:

"İbni Revaha akşam öldürülünce Halid geceyi geçirdi. Sa­bah olunca safın önünde bulunanları arkaya, arkada bulunan­ları öne, sağ kanattakileri sola, sol kanattakileri sağa aldı. Düşman sancaklarından karşılarındakileri tanımadılar.

"Onlara yardım gelmiş" dediler. Korktular ve yenilip kaçtılar. Onlardan hiç kimsenin öldürmediği şekilde adam öldürüldü." [251] Musa b. Akabe'de böyle nakletmektedir. Olayı anlattıktan sonra şöyle diyor:

"Sonra Rasulullah'ın (s.a.v.) komutanlarının ölümlerin­den sonra Müslümanlar Halid b. Velid el-Mahzumi'nin üzerinde anlaştılar. Allahu Teala düşmanı yenerek, galibi­yeti müslümanlara verdi." [252] Musa b. Akabe ve Vakidi'nin bu naklettikleri, İbni İshak'ın her iki tarafında rakibinden ge­ri çekildiği şeklindeki nakline zıttır. [253]

1264- İmam Ahmed'in ravileri sika olan senedle mute olayını Ebu Katade el-Ensari'den rivayet ettiğine göre, olayı anlatmakta ve şöyle demektedir:

"Sonra bayrağı Halid b. Velid aldı. Belirlenen komutan­lardan değildi. O kendisini belirledi. Sonra Rasulullah (s.a.v.) parmağını kaldırdı ve "Allah'ım! O senin kılıçlarından bir kılıçtır. Ona yardım et" [254] buyurdu.

O günden bu yana Halit'i Allah'ın kılıcı diye isimlendir­di. [255]

1265-  Müslim Ebu Davud ve başlılarının Avf b. Malik'den [256] rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Zeyd b. Harise ile birlikte Mute savaşına çıktım. Yemen ehlinen olan yardımcım Mededi'de [257] bana eşlik etti. Kılı­cından başka bir şeyi yoktu. Müslümanlardan biri bir deve kesti. Mededi ondan derinin bir parçasını istedi. Müslü­man ona verince, onu kendisine kalkan şekline getirdi. Git­tik ve Rum topluluğuyla karşılaştık. Aralarında kumral bir atın üzerinde bir rum vardı. Atın üzerinde altından bir eğer ve altından bir silah vardı. Müslümanlara meydan okuyor­du. [258] Mededi bir koyunun arkasında durarak onu bekledi. Rum onun önünden geçince atının arka ayak kirişlerini kes­ti. At yere yığıldı. Üzerindekini de öldürerek atı ve silahı alıp getirdi. Allah müslümanları galip getirdikten sonra Halitb. Velid ona haber gönderdi. Selbi ondan aldı. Ben Halit'in ya­nına geldim ve "Sen Rasulullah'ın selbi öldürene verdiğini bilmiyor musun?" dedim. Halit:

"Biliyorum. Fakat bunu "çok gördüm" dedi...[259]

Bu hadiste de Allahu Tealanın galibiyeti müslümanlara verdiği ve onların mallarını ganimet aldıklarını açıkça ifa­de etmektedir.

İbni İshak'ın naklettiğine göre; Müslümanların sağ ka­nat komutanı Kutbe b. Katade el-Adevi Malik b. Zafile'ye saldırdı. Ona İbni Raf ile de deniliyordu. -Hristiyanların araplarının komutanı idi. Kutbe onu öldürdü. Bununla övünürdü. Şöyle diyordu:

"Çadırların oğlu İbni Rafile'yi öldürdüm -ona saplanıp onu yaralayan bir sonra onun omuzunun üstüne vurdum-Ağacın dalının eğildiği gibi eğildi. Onun amcasının oğulla­rının kadınlarını getirdik -öğle vakti hayvanların yumuşak­ça sürüldüğü gibi.[260]

Bunda da açıkça esir alındığı ifade edilmektedir. İbni İshak ve başkaları bu rivayetleri dönderip uzatmışlardır. Biz burada onları zikretmekle konuyu uzatmayacağız. Şöyle bir itiraz yapılabilir:

"İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi ve Hasane'nin İb­ni Ömer'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) bizleri bir seriyye ile gönderdi. Düş­manla karşılaşınca, ilk başta yenildik. Bir toplulukla Medi­ne'ye gece geldik ve saklandık. Sonra şöyle dedik:

"Rasululah'ın yanına gitseydik, ondan özür dilerdik." Onun yanına gittik. Karşılaşınca:

"Biz savaştan kaçtık ya Rasulallah" dedik. Şöyle dedi:

"Bilakis siz dönüp dönüp savaşanlarsınız" [261]

Bu Ahmed'in rivayetlerinden biridir. Bu hadiste açıkça müslümanların yenildikleri ifade edilmektedir." Buna şöy­le cevap veririz:

"Bu hadis haşimoğullarının azadlı kölesi Kufe'li Yezid b. Ebi Ziyad'a dayanmaktadır. O da zayıftır.

Tirmizi şöyle diyor:

"Onu sadece bu hadisi ile biliyoruz" Bu hadisin sahih olduğunu kabul etsek bile, bazılarının yenilip kaçtıkları, gerisinin sebat edip galibiyeti elde ettik­lerini söyleyebiliriz. Buna delil de onların Medine'ye gece gelip gizlenmeleridir. Eğer askerlerin hepsi yenilip kaçsalardı onların gelişi gizlenemezdi. Medine gibi küçük bir yer­de üç bin kişi gizlenemez. Bilakis ordu Medine'ye yaklaşın­ca Rasulullah (s.a.v.) ve müslümanlar onları karşılamaya çık­mışlardır. Buna göre savaştan kaçıp gizlenenler, onlardan az bir gruptur. Onların gizlenmeleride kolaydır. Onun "bir toplulukta" demesi de bunu desteklemektedir.

Bu hadisin geldiği başka rivayetlerde şöyle diyor:

"Ha­yır sizler dönüp dönüp savaşanlarsınız. Ben sizin topluluğunuzum." Bu da delalet ediyor ki onlar geri çekilerek Medi­ne'ye gelmişlerdir. Sırtlarını dönüp kaçmamışlardır. Çünkü savaşta arkasını dönüp kaçanın-topluluğu ve sığınağı olmaz. Savaşın başlangıcında bazılarının yenilip kaçma ihtimali de vardır. Sonra ya savaşın ortasında veya düşman yenildikten sonra geri dönmüşlerdir. Sahihi Buhari'de İbni Ömer'den ri­vayet edilen hadiste bunu desteklemektedir. Şöyle diyor: "Cafer b. Ebu Talib'i aradık. Onu ölülerin arasında bul­duk. Onun cesedinde yetmiş kusur yara ve darbe bulduk..." Yukarıdaki hadisinde geçtiği gibi İbni Ömer (r.a.) yenilen­lerden biridir. Eğer ordunun hepsi yenilip kaçmış olsaydı, Caferi aramaları mümkün olmazdı. Onun yaralarını da sa­yamazlardı. İbni Ömer ve beraberindekiler yenilince müslümanları bırakıp Medine'ye gelselerdi İbni Ömer, "Cafer'i aradık" demezdi.

Buhari'nin rivayetinde şöyle diyor:

İbni Ömer Cafer'in başında durdu. Şöyle diyor:

"Onda elli küsur yara ve darbe saydım. Arkasında herhangi bir yara yoktu." Bu da delalet ediyor ki savaş bitip düşman yenilince müslümanlar adet üzere geri dönüp kapılarını kontrol ettiler. Ölülerin başın­da duranlardan biride Abdullah b. Ömer'dir. İki hadisin arasını birleştirmenin tek yolu şudur. İbni Ömer bir topluhık ile savaşın başında yenildiler, sonra cesaretlenip müslümanlarla birlikte savaştılar ve Allah onlara galibiyeti na­sip etti. Müşrikler de yenildiler. Onların Medine'de giz­lenmeleri ise askerler döndükten sonra, insanlardan utandık­ları ve yenilmelerinden dolayı kendilerini kınayacakları korku şundandır.

Birincisi: Bu tevil iki hadisin sahih olması ihtimali için geçerlidir. Eğer iki hadisten birini tercih edip diğerini bıra­kacak olursak, Buhari'nin hadisi sahihtir. Yezid b. Ebu Ziyad'ın İbni Ömer'in yenilgisini ifade eden hadisi Buha­ri'nin hadisine yaklaşamaz bile. Ona muhalefet etmesi mümkün değildir.

İbni Ömer ve beraberindekilerin firar yenilgisine uğra­madıklarına delalet eden delillerden biri de, İbni Ömer'in ye­nilgisini ifade eden hadisi Buhari'nin hadisine yaklaşamaz bile. Ona muhalefet etmesi mümkün değildir.îbni Ömer ve beraberindekilerin firar yengilîsine uğra­dıklarına delalet eden delilerden biri üc, İbni Ömer'in:

"Ben bir seriyyede idim. İnsanlardan bazıları yüz çe­virdi. Ben de bunlardan biri idim. " Biz:

"Ne yapalım? Çatışmadan kaçtık, kızgınlığı hak ettik. Medine'ye girdik ve geceyi geçirdikten sonra şöyle dedik: "Eğer kendimizi Rasulullah'a arzedersek, bizim için tevbe verişe tevbe ederiz. Aksi halde çıkar gideriz" dedik. Öğle namazından önce ona geldik. Çıktı ve:

"Kimsiniz?" dedi. Biz:

"Bizler kaçaklarız" dedik. Şöyle buyurdu:

"Hayır. Bilakis sizler dönüp dönüp savaşanlarsınız." Hadisi Yezid b. Ebi Ziyad İbni Ebi Leyla'dan o da İbni Ömer'den rivayet etmiştir. Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi ve İbni Mace nakletmişlerdir.

Bu hadisten anlaşıldığına göre onlar yüz çevirmişler­dir. Yani biraz dolaşıp tekrar dönmüşlerdir. Günahından bunu Rasulullah'a (s.a.v.) sormuşlardır. Rasulullah (s.a.v.):

"Hayır. Bilakis sizler dönüp dönüp savaşanlarsınız." buyurmuştur. Yani tekrar tekrar dönenlersiniz. Eğer yenilip kaçsalardı ve savaşa geri dönmeslerdi, bu şekilde isimlendirilmezlerdi.

Müslümanların topluca yenilmediklerine delalet eden bir delil de Halid b. Velid'in (r.a.) şu sözüdür:

"Mute günü dokuz kılıç elimde kırıldı. Elimde sadece ye­men işi geniş kılıç kaldı." Buharı [262] ve başkaları rivayet et­miştir.

Eğer savaşın başında topluca yenilmiş olsalardı, Halid bu büyük savaşı gayreti gösteremezdi. Hafız İbni Kesir "Tari­hinde" şöyle diyor:

"Buna göre müslümanlar düşmanı aşırı bir şekilde öldür­müşlerdir. Eğer böyle olmasaydı onlardan kurtulmaları mümkün olmazdı. Bu yalnız başına yeterli bir delildir." [263]

Rasulullah'ın (s.a.v.) gönderdiği ilk seriyye muhacir­lerden altmış veya seksen atlı ile Hamza ve Ubeyde b. Haris'i gönderdiği seriyyedir. [264] Ondan sonrakileri ise teker te­ker, öncelik ve sonralık konusundaki bazı ufak ihtilaflara rağmen sırayla sunuyoruz. Bunlar:

2- Rabiğ vadisine gönderilen Ubeyde komutasındaki altmış muhacir. [265]

3- Ebva gazvesinden önce gönderilen Sa'd b. Ebi Vakkas'ın seriyyesi.[266]

4- Birinci Bedir'den sonra gönderilen Abdulah b. Cahş'ın seriyyesi. [267]

5- Amr b. Adiy'in seriyyesi. [268]

6- Salim b. Umeyr'in [269] seriyyesi. Bu ikisi Süleymoğulları gazvesinden önce olmuştur.

7- Ka'b b. Eşrefin seriyyesi. [270]

8- Uhud savaşından önce Karde'ye gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [271]

9- Hamra'ul-Esed gazvesinden sonra gönderilen Ebu Selme b. Abdul Esed'in seriyyesi. [272]

10- Abdullah b. Enis'in seriyyesi.

11- Hendek ve Kurayzaoğu1ları savaşlarından sonra Karta'ya [273] gönderilen Muhammed b. Mesleme'nin seriyyesi. Karta' Abd b. Ubeyd'in oğullarıdırlar.

12- Ebi Rafi'in öldürülmesi için gönderilen Abdullah b. Atik'in seriyyesi. [274] Bu olay özel olarak inğimas babında geçti.

13- Zikared gazvesinden sonra Aranilere gönderilen Said b. Zeyd'in [275] seriyyesi. [276]

14- Gamr'a gönderilen Ukkaşe b. Muhsi'nin' [277] seriyye­si, [278] Gamr esedoğullarının soyudur.

15- Zilkıssa'ya gönderilen Muhammed b. Mesleme'nin seriyyesi. Zilkıssa ile Medine'nin arası yirmi dört mil'dir.[279]

16- Zil kıssaya gönderilen Ebu Ubeyde b. Cerrah'in se­riyyesi. [280]

17- Cumum'daki Süleymoğullarına gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [281] Bu seriyyede ganimet almışlar ve müşriklerden bir topluluğu esir almışlardı.

18- İs'e gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [282] Me­dine ile arası dört mildir.

19- Taraf e gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [283] Taraf Medine'ye otuz altı mil uzaklıktaki bir-suyun adıdır.

20- Hisme'ye gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [284] Hisme Kura vadisinin arkasında bir yerdir. Beşyüz ki­şi ile gitti. Geceleri yol alıyorlar, gündüzleri gizleniyorlar­dı. Beraberlerinde Uzraoğullarmdan bir rehber vardı. Oraya gelince sabahla birlikte düşmanına hücum etti. Onlara sal­dırdılar. Onlardan bazılarını öldürdüler ve onlara acı verdi­ler. Onların otlayan hayvanlarına mallarına ve koyunlarına saldırdılar. Bin tane deve, beşbin tane koyun, ganimet aldı­lar. Kadın ve çocuklardan da yüz tane esir aldılar.

21- Kura vadisine gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi. [285]

22- Dumetül Cendel'e gönderilen Abdurrahman b. Avf in seriyyesi. [286]

23- Medine'ye gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyye-si. [287]

24- Fedekteki Sa'd b. Bekr'e gönderilen Ali b. Ebu Ta-lib'in seriyyesi. [288] Bu seriyyede beşyüz deve, ikibin koyun ganimet aldılar.

25- Kura vadisindeki Ümmü Karfe'ye gönderilen Zeyd b. Harise'nin seriyyesi [289] İbni Sa'd böyle naklediyor. Ona göre Zeyd'in Kura vadisine iki seriyyesi vardır. Biri Recep ayında, diğeri Ramazan ayındadır. [290]

26- Yahudi Eşber b. Zuram'a gönderilen Abdullah b. Revaha'nm seriyyesi. [291]

27- Amr b. Ümeyye ed-Damri'nin seriyyesi. [292]

28- Turbe'ye gönderilen Ömer b. Hattab'm seriyyesi. Mekke'ye dört günlük mesafededir. [293]

29- Necd'deki Kilaboğullarına gönderilen Ebubekir Sıddik'ın seriyyesi. [294]

30- Fedek'e gönderilen Beşir b. Sa'd el-Ensari'ninse­riyyesi. [295]

31- Nahle vadisinin arkasındaki Meyfaa'ya gönderilen Galib b. Abdullah el-Leysi'nin seriyyesi. [296]

32- Yemme ve Cebar'a gönderilen Beşir b. Sa'd el-En­sari'nin seriyyesi. [297]

33- Süleymoğullarına gönderilen İbni Ebil Acva'nın [298] seriyyesi. [299]

34- Kedid'deki Mulevveh oğulanna gönderilen Ğalib b. Abdullah el-Leysi'nin seriyyesi. [300]

1266- İbni İshak, Ebu Davud ve İbni Sa'd'ın Cündüb b. Mukeys'den [301] rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Ğalib b. Abdullah el-Leysi'yi bir seriyye ile gönderdi. Ben de seriyyede idim. Kedid'deki Mulevvehoğullarına akın düzenlememizi emretti. Yola çık­tık. Kadid bölgesine gelince Haris b. Bursa el-Leysi ile karşılaştık. Onu yanımıza aldık. Şöyle dedi:

"Ben müslüman olmak için geldim. Rasulullah'a gidiyo­rum" Biz:

"Eğer müslüman olduysan, seni bir gün ve gece bağlama­mız sana zarar vermez. Eğer müslüman değilsen, senden ya­na güvenlikte olmak isteriz" dedik. Sağlamca bağladık ve ya­nına siyah küçük bir adamımızı bıraktık. Adamımıza:

"Eğer seninle tartışırsa, başını sars" dedik. Yola çıktık ve güneşin batımında Kadid bölgesine vardık. Vadinin bir ta­rafında durduk. Arkadaşlarım beni gönderdiler. Onları gö­rebileceğim bir tepeye çıktım. Üstüne çıkıp oraya uzan­dım.

Ben bakarken onlardan bir adam çadırından çıktı. Hanı­mına, "Bu dağın başında daha önce görmediğim bir karaltı görüyorum. Kaplarına bak, köpekler onlardan bir şey almasmlar" dedi. Kadın baktı ve:

"Vallahi benim kaplarımın hepsi yerinde" dedi. Adam:

"Bana yayımı ve okumu ver" dedi. Kadın ona yay ve iki ok verdi. Adam bir ok attı. Vallahi benim gözlerimin arası­nı şaşırmadı. Ben oku çıkardım ve yerimden kımıldamadım. Sonra ikinci oku attı ve omuzuma isabet etti. Onu da çıkar­dım ve yerimden kımıldamadım. Adam:

"Vallahi eğer şüphe edici bir şey olsaydı, yerinden hare­ket ederdi. Oklarım ona isabet etti. Baban yok olsun. Sabah­layınca oklarıma bak" dedi. Sonra çadırına girdi. Sütü sağıp, rahatladıktan ve uyuduktan sonra akını düzenledik. Hayvan­larını sürdük. Kavmin imdatçısı kavmine giderek gücümü­zün yetmiyeceği kadar adamla geldi. Hayvanlan alıp çıktık. Gelip Barsa' ve arkadaşımızı aldık. Kavim arkamızdan bi­ze bakıyordu. Aramızdaki vadiye bakıyorlardı. Allahu Teala vadiyi su ile doldurmuştu. Vallahi o gün bulut veya yağmur görmedik. Öyle birşey göndermişti ki kimse onu ge­çemiyordu. Onları durup bize bakarken gördüm. Hayvanla­rı sürüp yola devam ettik. Onları öyle bir şekilde avlamış­tık ki, bu durumda bize ulaşamiyorlardı.

35- Fedek'teki Beşir b. Sa'd'ın arkadaşları için gönderi­len Galib b. Abdullah'ın seriyyesi. [302]

36- Galib oğullarına gönderilen Şucca' b. Vehb el-Esedi'nin[303] seriyyesidir.[304] Seriyyedeki her adamın ganimet payı onüç deve idi.

Kura vadisinin arkasındaki Zatul Etlah'a gönderilen

37- Ka'b b. Umeyr el-Ğaffari'nin [305] seriyyesi. [306]

38- Zeyd b. Harise'nin Mute'ye gönderilen seriyyesi. [307]

39- Zatu's-selasile gönderilen Amr b. As'ın seriyye­si. [308] Suheyli [309] "Nihaye'de" İbni Esir [310], "tehzibül esma'da" Nevevi'nin [311] söylediğine göre; burası selasildir. Burası Uzreoğulları topraklarında Şam tarafında bir yerdir. İbni Esir [312] şöyle diyor: "Bu bir suyun adıdır. Buraya selasil denilmektedir. Şırıltı manasına gelmektedir."

40- Ebu Ubeyde b. Cerrah'm seriyyesi[313]sekizinci yılın Recep ayında olmuştur. Bu seriyyede müslümanlar, kendi­lerine isabet eden büyük bir açlıktan sonra Anber denilen büyük bir balık bulmuşlar ve bunu yemişlerdi. Bu ikinci bö­lümde geçti.

41- Necd'deki Muharrib topraklarına gönderilen Katade b. Rabii'nin seriyyesidir. [314] Bu seferde çok sayıda esir de almışlardı.

42- Medine'ye üç mil uzaklıktaki idem vadisine gönde­rilen Ebu Katade'nin seriyyesi. [315]

43- Ebu Hadrad el-Eslemi'nin seriyyesi. [316] İbni İshak şöyle diyor: "Ebu Hadrad'ın Gabe'ye yapıtği sefer [317] hakkında Cafer b. Abdullah b. Eslem'den, o da Ebu Hadrad'dan rivayet ettiğine göre şöyle diyor: Kavmimden bir kadınla ev­lendim. Rasulullah'a (s.a.v.) gelerek nikahını konusunda on­dan yardım istedim. Şöyle dedi:

"Ne kadara anlaştın?" Ben:

"İkiyüz dirheme" dedim.

"Sübhanallah. Eğer dirhemleri bir vadiden topluyor olsaydınız, yine biriktiremezdiniz. Vallahi yanımda sa­na yardım edeceğim bir şey yok." dedi.

Birkaç gün öylece kaldık. Ceşem b. Muaviye oğulların­dan Rufaa b. Kays veya Kays b. Rufaa denilen biri ceşemoğullarından büyük bir topluluk ile kendi kavmini de yanına alarak Gabe'ye geldi. Maksadı Kays kabilesini Rasulullah (s.a.v.) ile savaş için bir araya getirmekti. Ceşemoğulları ara­sında mevki ve şeref sahibi biri idi. Rasulullah (s.a.v.) be­ni ve müslümanlardan iki kişiyi çağırdı. "Gidin bu adam­dan bize haber ve bilgi getirin" dedi. Bize yaşlı ve zayıf bir hayvan verdi. Birimiz üzerine binince vallahi yerden kalkamadı. Adamlar arkadan destek olup kaldırınca ancak be­lini düzeltebildi. Neredeyse onu da yapamayacaktı. Sonra şöyle dedi:

"Bunun üzerinde oraya varırsınız. Hayvanı kaldırmak için birbirinizle yardımlaşırsınız.

"Yola çıktık. Yanımızda silah olarak ok ve kılıçlarımız vardı. Güneş batımında gideceğimiz yere ulaşınca, ben bir tarafa saklandım. Arkadaşlarıma söyledim, onlar da saklan­dılar. Onlara:

"Benim tekbir getirip saldırdığımı duyduğunuzda, siz de tekbir getirerek askere saldırın" dedim. Bu şekilde kavmin ileri gelen adamını veya onlardan birşeyler elde etmek için bekliyorduk. Gece üzerimize geldi. Taki yatsı vakti geçti. Kavmin, bu beldede hayvan otlatan bir çobanı vardı. Onla­rı korkutmak için, geri kalıyordu. Rufaa b. Kays kalktı ve kı­lıcını sırtına koyarak:

"Vallahi çobanın arkasından gideceğim. Ona birşeyler ol­du." Yanındakiler:

"Vallahi sen gitme biz gidelim" dediler. Rufaa:

"Vallahi sizden kimse benimle gelmeyecek" dedi.

Rufaa çıkıp geldi. Benim önümden geçerken, ona bir ok attım ve kalbine isabet ettirdim. Hiçbirşey konuşmadı. Yanma atlayıp başını sarstım, birşey yoktu. Askerlerin ta­rafına saldırdım ve tekbir getirdim. Arkadaşlarım da tekbir getirip saldırdılar. Vallahi onlar ancak kendilerini kurtarma­ya çalıştılar. Onların yanında bulunan kadın, çocuk ve mal­ları yanımıza aldık, büyük bir deve sürüsünü önümüze kat­tık. Alıp Rasulullah'a getirdik. Rufaa'nın kafasanı yanım­da Rasulullah'a (s.a.v.) getirdim. Rasulullah (s.a.v.) bu de­velerden on üç taneyle benim nikah masraflarıma yardım et­ti. Hepsini alıp ailemin yanma götürdüm." [318]

44- Uzzayı yıkması için gönderilen Halit b. Velid'in seriyyesi otuz atlı ile çıktı. Gidip uzza putunu yıktı ve Rasulullah'a (s.a.v.) dönerek haber verdi. Rasulullah (s.a.v.):

"Onu yıkmadın. Geri dön." dedi. Halit kızgınlıkla ge­ri döndü. Kılıcını çekti. Karşısına saçlarını dağıtmış, siyah çıplak bir kadın çıktı. Halit ona vurarak ikiye ayırdı. Rasu­lullah'a (s.a.v.) dönerek haber verdi. Rasulullah:

"Evet o Uzza'dır. Beldenizde ibadet edilmekten ümi­dini kesti" dedi.

İbni Sa'd [319] ve başkaları böyle nakletmektedirler. Uzza Kureyş'in en büyük putlarındandı. Nahle'de bulunuyordu.

Ebu Davud'da "Delail" de benzer şekilde nakletmekte­dir." Halit döndü putun hizmetçisi ona bakınca, putu kapatmak istedi. Yanındakiler kaçarak dağa doğru gittiler. Gider­ken şöyle diyorlardı:

"Ey Uzza! Onun aklını boz. Ey Uzza! Onun gözünü kör et. Yapamazsan o zaman sürünerek öl." Halit onunyanma geldi. Baktıki, o bir kadın saçları dağılmış, çıplak şekilde ba­şına toprak saçıyor. Öldürene kadar kılıçla ona vurdu. Son­ra Rasulullah'a (s.a.v.) dönerek haber verdi. Rasulullah (s.a.v):

"O Uzza'dır" buyurdu. [320]

45- Evtas seriyyesi. [321] Bu seriyyenin sebebi; Havazin ka­bilesi yenilince, onlardan bir kısmı Taife sağındı. Bazılarıda Evtas denilen bir yere giderek, orada askeri bir birlik kurdular. Rasulullah (s.a.v.) ashabından bir seriyyeyi Ebu Amir el-Eş'ari komutasında onlara gönderdi. Seriyye onlar­la savaştı ve müşrikler yenildiler.

İbni İshak şöyle diyor:

"Rabia b. Rafi' Dureyd b. Samete ulaşarak onu devesinin yularından tuttu. Onu bir kadın sanıyordu. Bunun sebebi de onun bir şicarın üstünde olmasıy­dı. Rabia içine baktığında onun bir erkek olduğunu gördü. Devesini çöktürdü. Baktıki yaşlı bir adam içinde duruyor. Bu adam Dureyd idi. Fakat genç onu tanımıyordu. Dureyd:

"Ne istiyorsun?" dedi. Rabia:

"Seni öldürmeyi" dedi. Dureyd:

"Sen kimsin?!' dedi. Rabia:

"Ben Rabia b. Rafi' el-Selmi'yim" dedi. [322] Sonra kılıcıy­la ona vurdu, fakat bir şey yapamadı. Dureyd şöyle dedi:

"Annen sana ne kötü silah kullanmasını öğretmiş. Şicar'ın arkasından kılıcımı al. Sonra onunla bana vur. Kemiklerim­den kaldır, başıma indir. Ben adamları öldürürken böyle ya­pardım. Annenin yanına gidince Dureyd b. Samet'i öldür­düğünü ona söyle. Vallahi bazı günlerin olur ki, o günlerde senin kadınların elinden alınır." Rabia onu öldürdü. Süleymoğulları Rabia'nın şöyle dediğini sanmaktadırlar.

"Ona vurunca, yere düştü ve üstü açıldı. Batım ki adamın bacak-terının arası ile dizkapaklarının arkasının beyaz olduğunu ve atların sırtı gibi geniş ve düz olduğunu gördüm." Rabia an­nesinin yanma dönünce, Dureyd'i öldürdüğünü ona söyle­di. Annesi, "O senin annelerini azad etmişti" dedi."[323]

İbni Sa'd'ın naklettiğine göre Ebu Amir düello yoluyla onlardan dokuz kişiyi öldürdü. Sonra kırmızı sarıkla onun­cu kişiyle düelloya girdi. Adam Ebu Amir'e vurarak onu öldürdü. Onun yerini Ebu Musa el-Eş'ari aldı. Onlarla savaştılar. Allahu Teala onlara galibiyet verdi. Ebu Musa Ebu Amir'in katilini de öldürdü. [324]

Hadiste geçen "Şicar" hevdeçsiz üstü açık olan binek hay­van manasınadır.

Hadiste geçen "ican" ise adamın iki bacak arasına denil­mektedir.

46- Bir cemaat ile Suva'a [325] gönderilen Amr b. Asım seriyyesi. Suva' Huzeyl kabilesinin putu idi. Putu yıktılar.

47- Menat için gönderilen Sa'd b. Zeyd'in seriyyesi. [326] Evs ve Hazrec'in putu idi. Yirmi atlı ile çıkıp Menat'ın ya­nına gitti. Putun yanında hizmetçisi vardı. Hizmetçi:

"Ne istiyorsun?" dedi. Sa'd:

"Menat'ı yıkmak istiyorum" dedi. Hizmetçi:

"İşte sen ve o" dedi. Sa'd ona doğru yürüken, karşısına saçları dağınık, siyah bir kadın çıktı. Kadın feryad ederek göğsüne vuruyordu. Hizmetçi:

"Menat'a istediğini yap. Onun kızgınlığı seni parçalar" dedi. Sa'd b. Zeyd, kadını öldürdü. Arkadaşlarını da yanına olarak putun yanma gittiler ve ona yıktılar.

48- Kenaden Cüzeymeoğullarına gönderilen Halit b. Velid'in seriyyesi. İbniSa'd'ın naklettiğine göre üçyüz beş kişiden oluşmaktaydı. [327]

49- Zil Keffeyn'e gönderilen Tufeyl b. Amr ed-Dev-si'nin [328] seriyyesi [329] zilkeffeyn Amr b. Hamame ed-Devsi'nin puta idi. Onu yıktılar. Mu'cemul Buldan: 3/256'da şöyle diyor: "Suva': Mudar'dan uzak­ta Nahle vadisindeki rahat denilen yerdeki bir putun adıdır.

50- Temim oğullarına gönderilen Uyeyne b. Hısn el-Fezari'nin seriyyesi. [330]

51- Has'em'e gönderilen Kutbe b. Amir'in seriyyesi. [331]

52- Kilaboğullarına gönderilen Dahhak b. Süfyan el-Kilabi'nin [332] seriyyesi. [333]

53- Habeşistan'a gönderilen Alkame b. Meczez el-Med-leci'nin [334] seriyyesi. [335] Dokuzuncu senenin Rebiül ahir ayında olmuştur. Şöyle rivayet edilmiştir." Rasulullah (s.a.v.) cidde ahalisinin Habeşlilerden bazılarını gördükle­ri haberi ulaştı. Üçyüz kişi ile Alkame'yi onlara gönderdi. Alkame denizdeki bir adaya kadar geldi. Onlarla savaşmak için suya daldı. Fakat Habeşliler ondan kaçtılar. [336]

54- Fuls'a gönderilen Ali b. Ebu Talib'in seriyyesi. [337] Fuls Tay' kabilesinin putu idi. Onu yıkmak için gönderildi. Yüz elli kişi yüz deve ve elli atın üzerinde çıktılar. Sabah­la birlikte Hatimoğullarına akın düzenlediler. Fuls'u yıktı­lar. Sonra da onu yaktılar. Birçok esir, deve ve koyun elde Mu'cemul Buldan: 4/471 'de şöyle diyor: "Keffeyn: Amr b. Hamame'nin putudur."ettiler. Esirler arasında Adiy b. Hatem'in kızkardeşi de bu­lunuyordu. Adiy ise Şam'a kaçtı.

55-  Uzre topraklarındaki Habbab bölgesine gönderilen Ukkaşe b. Muhsi'nin seriyyesi.[338]

56- Ukeyder Dume'ye gönderilen Halit b. Velid'in seriy­yesi. İbni Sa'd'ın naklettiğine göre dörtyüz yirmi süvari ile \ola çıktı. Halit Ukeyder Dume'yi yakaladı. Kardeşini öl­dürdü. Rasulullah (s.a.v.) Ukeyder Dume ile iki bin deve sekizyüz esir, dörtyüz zırh ve dörtyüz mızrak üzerine anlaş­ma yaptı. Müellif şöyle diyor:

"Rasulullah'ın gönderdiği elli altı se-riyye bunlardır. Bazılarında ihtilaf vardır. Fakat biz burada konuyu uzatmayacağız. [339]

 

Fasıl

 

Peygamberin (s.a.v.) vefatından sonra Müslümanların yaptıkları bazı fetih ve savaşları zikretmek istiyoruz. Beşer nefsi yapısı itibarıyla, şekli şekille karşılaştırmak ister. Dengi dengine kıyaslar. Kendisine uyulmak istenen kimse­nin güzel söz ve fiillere tabi olmak için bunları zikrediyo­ruz. Belkide cahillerin içine düştükleri tembellik ve rahata düşkünlük, hayale benzeyen aceleciliğe düşme bizi bu ko­nuyu zikretmeğe sevketmiştir. Hiç şüphesiz Peygamber (s.a,v.) yardım ile desteklenmekte, meleklerle ona yardım edilmekte idi. O, emredildiği şeyi yapmalı ve tebliğ etmek­le, İslama çağırmakla, müşriklerle cihad etmekle sorumlu idi. Ondan sonra sahabelerin doğuda ve batıda yaptıkları fe­tihler onun yaptıklarıyla karşılaştırılınca, ancak, "Onlar ne­bevi sır ve Muhammed'i bakış açısıyla destekleniyorlardı." denilebilir.

Bu konuda sahabenin çabaları büyük olmuştur. Va'd edildikleri fetihlerden dolayı, gerekli sebep ve teşvikleri tam idi. Bununla galibiyete karşı güvenleri tam idi. Onlar­dan sonra yapılanlar zikredilince, nefsani sebep ve deliller or­tadan kalkmaktadır. Nefsin mazaretleri de batıl olmakta ve ortadan kalkmaktadır. Her ne kadar zıtlaşacak kadar ortadan kalkmasalar bile. Sonuçta nefis istenileni yerine getirmede kusur ettiğini itiraf etmek zorunda kalmaktadır. Öncekile­re uyma ve onlar gibi olmak zorunda kalmaktadır. Onlara benzemek de istenilen şeydir. Peygamberden sonra müslümanların gösterdiği bazı cesurlukları [340] kapsayan kısa bir özet şeklinde bir bölüm sunmak istedim. Bu bölüm müslümanların çalışmalarına işaret etmektedir. [341] Allah yolunda­ki sabırlarını, düşmanla savaştaki çabalanın kısa ve özet ola­rak sunmaktadır. Bu bölümü hocaların hocası zamanının ha­fızı, döneminin hücceti, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Zehebi'nin İslam tarihinden özet­ledik. Onun eliyle yazdığı nüshadan naklettik. Bu konunun tafsilatım öğrenmek isteyen onların savaş ve fetihlerini ay­rıntılarıyla araştırmak isteyenler, bunu konunun genişçe anlatıldığı siyer ve tarih kitaplarına baksınlar.

Rasulullah (s.a.v.) vefat edip, Ebubekir halife olunca, arapların bir çoğu İslam'dan geri döndüler. Ebubekir (r.a.) bunlarla savaşa girişti. Bu savaşlara komutan olarak Halid b. Velid'i atadı. Halit (r.a.) önce Tuleyha el-Esedi ve beraberindeki mürtedlerle savaştı. Halit galip geldi ve Tuley­ha müslüman oldu.[342]

Sonra Halit Yemame'deki yalancı peygamber Müseyleme'ye yöneldi. Aralarında şiddetli bir savaş oldu. Müsey leme öldürüldü. Birçok müslüman şehid oldu. Bir görüşe göre; Müseyleme yüz elli sene önce öldürülmüştür. O zaman Rasulullah'ın (s.a.v.) babası Abdullah doğmadan önce pey­gamberlik ilan etmiş ve Yemame'nin Rahman'ı diye isim­lendirilmişti. Yemame savaşı on ikinci senenin başlarında olmuştur. [343]

Onüçüncü senede Ebubekir (r.a.) Amr b. As'ı Filistin tarafına göndedi. Yezid b. Ebu Süfyan, Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Şurahbil b. Hasene'yi'de Belka topraklarına gönder­di. Bunlar Busra'ya [344] geldiler. Halit b. Velid de Busra'ya geldi ve Busra ahalisiyle anlaşma yaptılar. Şam illerinden ilk fethedilen Busra'dır. Bu senede Remle ile Beyti Cebrin arasındaki Ecnadin savaşı olmuştur. [345] Bu savaşta müşrik­ler yenilmiştir. O gün müşriklerin komutanlarından biri düello istemiş ve Abdullah b. Zübeyr b. Abdulmuttalib ona karşı çıkarak onu öldürmüştür. Sonra başka bir komutan da­ha çıkmış, Abdullah onu da öldürmüştür. Amr b. As Abdul­lah'ı düellolardan menetmeye niyetlenmişken Abdullah şöyle dedi:

"Vallahi sabredemiyorum" Kılıçlar kokuşunca ölü olarak bulundu. [346] İleride hayat hikayesi gelecektir.

Bu senede Suffer savaşı olmuştur. [347] Bu savaşta müşrik­lerden büyük bir kitle öldürülmüş ve onlar yenilgiye uğratıl­mışlardır. Said b. Abdülaziz şöyle diyor: Bir nehrin üzerin­de değirmenin yanında iki taraf karşılaştı. Rumlar o gün o kadar öldürüller, değirmen suyu olarak kan aktı. Un on­ların kanlarıyla öğütüldü. Sonunda galibiyet geldi. O gün Ümmü Hakim çadırın kımçısıyla yedi tane Rum'u Öldür­dü."[348]

Müellif şöyle diyor: Ümmü Hakim Haris b. Hişam'in kızıdır. İkrime b. Ebu Cehil'in karısıydı. İkrime Ecnad'ın savaşında öldürüldü. Kadın dört ay ongün iddet bekledi. Yezid b. Ebu Süfyan onunla nişanlanmıştı. Halid b. Said'de ona haber göndererek iddetini sormuş ve onunla nişanlan­mak istemişti. Ümmü Hakim Halit b. Said'le nişanlandı ve onunla evlendi. Mihri dört yüz dinar idi. Müslümanlar Suffer kalesine gelince, Halit Ümmü Hakim ile gerdeğe girmek istedi. Ümmü Hakim:

"Bunu bu topluluk gidene kadar geciktirsen" dedi. Halit:

"Nefsim bana bu toplulukta telef olacağımı söylüyor" de­di. Kadın:

"Senden uzak olsun" dedi. Halit kadınla Ümmü Hakim'in kantarı diye isimlendiren kantarın yanında gerdeğe girdi. Sabahleyin gerdek kadına acı oldu. Halit arkadaşlarını yemeğe çağırdı. Yemeği bitirmemişlerdi ki Rumlar arka arkaya saflarını bağladılar. Onlardan eğitici olan biri ortaya çıkarak düello istedi. Ona karşı Ebu Cendel b. Süheyl [349] çık­mak istedi. Ebu Ubeyde onu alıkoydu. Habib b. Mesleme karşı çıkarak onu öldürdü ve yerine döndü. Halit b. Said düelloya çıktı. Savaştı ve öldürüldü. Ümmü Hakim el­biselerini üzerine sıkıca bağladı. İleriye çıktı. Yüzünde has­talıklı bir hal vardı. Nehrin üzerinde savaş başladı. İki tarafda sabredip direndi. Kılıçların bazısı bazısını aldı. Her ok atışında, mızrak fırlatmada, taş atmada mutlaka kılıçlar demirin üzerine iniyordu. Erkekler çok telef oldular. O gün Ummü Hakim çadırının kamçısıyla yedi tane Rum'u Öl­dürdü." İbni Asakir, İbni Kesir "Esedül öabe'de" nakletmişerdir.

Bu senede Fitil [350] savaşı oldu. O gün müslümanlar yirmibin kişi idi.

Bu senede Ebubekir (r.a.) vefat etti. [351]

Ondört yılında Şam fethedildi. İbni Cerir şöyle diyor:

"Ebu UbeydeŞam'a yürüdü. Halit b. Velid ordunun önünde gidiyordu. Rumlar "Bahan" diye isimlendirilen bir adamın etrafında toplanmışlardı. Ömer Halit'i azledip yeri­ne Ebu Ubeyde'yi komutan yapmıştı. Müslümanlar ile Rum­lar Şam'ın etrafında karşılaştılar. Şiddetli bir savaştan son­ra, Allahu Teala Rumlara yenilgiyi tattırdı. Rumlar Şam'a girerek kale kapılarını kapattılar. Müslümanlar Şam'a gelip kuşatmaya aldılar. Mancınıkla surları döverek yetmiş gün şiddetli bir kuşatma yaptılar. Şam valisinin o zaman bir çocuğu doğmuştu. Adam yemek yaptı ve o gün onunla uğ­raştı. Halit b. Velid uyumuyor ve uyutmuyordu. İpleri mer­diven şeklinde hazırladı. Akşam olunca o, Ka'ka' b. Amr, Mez'ur b. Adiy [352] ve benzerleri öne çıkıp şöyle dediler:

"Bizim surlar üzerinde tedbir getirdiğimizi duyduğunuz zaman bizim yanımızdan çıkın.

"Halit ve arkadaşları kalenin etrafındaki hendeğin yanına gelince, ellerindeki ipleri kalenin burçlarına attılar. Sırt­larında Hendekteki suyu geçmelerine yardım edecek tulum­lar vardı. Ka'ka' ve Mez'ur ellerindeki ipleri burçlara tuttur­dular. Burası Şam'ın en sağlam yeri idi. Surların üzerine bir çok kişi çıktı. Sonra tekbir getirdiler. Halit kale kapısının yanına indi. İki kapıcıyı öldürdü. Şehir ahalisinin hepsi yerlerine koştular. Ne olduğunu bilmiyorlardı. Her taraftaki adamlar, kendi yerlerinde uğraşıyorlardı. Halit kapıyı açtı. Arkadaşları içeri girdiler. Ebu Ubeyde ise başka taraftan an­laşma yaparak şehre girdi. Çünkü Ebu Ubeyde daha önce rumları anlaşmaya çağırmış, fakat onlar red etmişlerdi. Halit bunu yapınca Rumlar Ebu Ubeyde'den Halit ve ar­kadaşlarını kendilerinden alıkoyması şartı ile teslim olmuş­lardı, Ebu Ubeyde de onlarla anlaşma yaptı. Halit'in aldığı bölgeye de anlaşma maddelerini uyguladı." [353] On beşinci senede Yermuk savaşı meydana geldi. Bu büyük ve meşhur bir savaştır. Rumlar bu savaşta yüzbinden fazia idiler. İbni Kelbi şöyle diyor:

"Rumlar üçyüzbin idi. Müslümanlar ise Ebu Ubeyde'nin komutasında otuzbin idiler. Rum'lar beş veya altı kişiyi kaçmamaları için zincirlerle birbirine bağlamışlardı. Allahu teala onları yenilgiye uğratınca onlardan biri yermuk vadisine düşünce beraberindekileri de sürükleyip götürüyor­du. Öyleki sonunda vadiyi doldurdular. Rivayete göre vadi cesetlerle düzeldi. Atlar onları çiğnedi. Sayılamayacak kadar insan öldü. Müslüman komutanlardan bir cemaat şehid oldular. [354]

Vakidi'nin Cubeyr b. Huveyris'ten [355] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Yermuk savaşına katıldım. Demir sesinden başka birşey işitmedim. Sadece şöyle diyen bir çağrı işittim:

"Ey müslümanlar topluluğu! Allah'ın günlerinden bir gün, güzel bir belaya uğratıldılar." Baktım ki bunu söyleyen Ebu Süfyan'dı. Oğlunun sancağı altında idi. İbni Museyyeb'in [356] babasından rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Yermuk günü bütün sesler kesildi. Müslümanlar Rum'larla savaşıyordu. Ancak şöyle diyen bir adamın sesi işitiliyordu:

"Ey Allah'ın yardımı! Yaklaş" Başımı kaldırdığımda, bu­nun oğlunun sancağı altında duran Ebu Süfyan b. Harb ol­duğunu gördüm." [357]

Bu senenin sonun kadar Kadisiye [358] savaşı oldu. Müs­lümanlar Sa'd b. Ebi Vakkas'ın komutası altında idiler. Müşriklerin komutası ise Rüstem'di. Müslümanlar yedi ile sekiz bin arasında idiler. Rüstem ise altmış bin kişilik ordu­ya sahipti. Ordularında yetmiş tane fil vardı. Allahu Teala müşrikleri yenilgiye uğrattı. Rüstem öldürüldü. Müslüman­lar büyük bir ganimet aldılar.

Habib b. Sehban [359] şöyle diyor: "O gün altın ve gümüş elde ettik ki adam şöyle demeğe başladı. "Sarıya karşılık be­yaz" Yan altına karşı gümüş." [360]

Taberi şöyle diyor: "Bir süvari ganimetten on ikibin pay aldı. Ganimetlar arasında altmış zira'a altmış zira' genişliğinde bir sergi vardı. İpek, altın ve gümüşlerle süslen­mişti. Sa'd (r.a.) müslümanlara ganimetlerin beşte dördünü kendilerine dağıtma ve beşte birini Ömer'e gönderme tek­lifinde bulundu. Müslümanlar kabul edince beşte birlik bö­lümü Ömer'e (r.a.) gönderdi. Ömer (r.a.) ganimetleri pay­lara bölüp insanlar arasında dağıttı. Ali'ye (r.a.) düşen pa­yı Ali (r.a.) yirmi bine sattı.

Müellif şöyle diyor: "İbni Şebibil Harrani'nin [361] Camiul Funun kitabında şöyle gördüm: "Ali (r.a.) payını onbeş bin [362] dinara sattı." Bu nakil gariptir. Birden fazla ki­şinin naklettiğine göre bir karışa bin karış miktarındaydı. Nakledildiğine göre müslümanlar Kisra'nın salonunun per­delerini yakınca, içinden bin [363] mıskal altın çıkmıştır. On altı yılında celvela [364] savaşı olmuştur. Bu savaşta yüzbin fars öldürülmüştür. Müslümanlar büyük miktarda ga­nimet ve esir almışlardır. Ganimetin miktarı on sekiz milyona ulaşıyodu. Şa'b'i den rivayet edildiğine göre otuz milyondu. [365] Müslümanlar üçyıl içinde Kisra'nın memleketinin tahtına ve Kayser'in memleketinin tahtına sahip oldu­lar. Müslümanlar bu seferlerde benzeri görülmemiş şekilde altın, mücevherat ve ganimetler elde etmişlerdir. Bir çok şe­hir, kasır v.b. şeyler ele geçirmişlerdir. Bu senede Ömer (r.a.) Şam'a gitmiş ve Beytil Mukaddes'i açmıştır. [366] Cabiye'ye giderek orada meşhur hutbesini vermiştir. Bir devenin üze­rinde idi. Başında başlığı ve sarığı yoktu. Kel kafası güneş­te parlıyordu. Bir koçun derisinin üzerinde yatıyordu. Ya­tağı buydu. Çantası içine lif doldurulmuş bir kadife veya bir kaplan derişiydi. Onu da yastık olarak kullanıyordu. Üzerin­de ise bir kısmı yırtılmış bir gömlek vardı. [367]

Yirmi yılında Mısır ve Ünve [368] fethedildi. Bu. senede Tüste [369] savaşı oldu. Tüster üzerinde müslümanlar bir sene ve­ya ona yakın bir zaman durdular. Tüsicr'den bir adam gele­rek komutan Ebu Musa el-Eş'ari'ye şöyle dedi:

"Sana girişi göstermem karşılığında Len\m malımı, ca­nımı ve çocuklarımı korumanı istiyorlar»." Ebu Musa ona bu güvenceyi verince adam:

"Sana geniş bir ayrıntı getirecek akıllı ve yüzme bilen bi­rini benimle gönder" dedi. Ebu Musa (r.a.) onunla Meczee b. Sevr es-Sudisi'yi gönderdi. [370] Meczee gizli su yolundan girdi. Bazen yüz üstü yatarak, yaklaştı ve şehre girdi. Yol­ları öğrendi. Adam ona şehrin sahibi Hürmüzan'ı gösterdi. Meczee önce onu öldürmek istedi. Fakat Ebu Musa'nın benden habersiz birşey yapmayasın sözünü hatırlayıp vaz­geçti. Geri Ebu Musa'nın yanına döndü. Sonra otuzbeş ki­şi ile tekrar şehre girdi. Adamlar sanki suda yüzen ördekler­di. Şehre girip surlara çıkarak tekbir getirdiler. Surların üzerinde çarpışmağa başladılar, Meczee öldürüldü. Bunlar şehri fethettiler. Hürmüzan bir burca sığnıp orada savunma yaptı. Katade'nin Enes'ten (r.a.) rivayet ettiğine göre şöy­le diyor:

"O gün, gün yarılanıncaya kadar sabah namazını kılma­dık. Bu namaza karşılık dünyanın hepsinin bana verilmesi, beni sevindirmezdi.

Hasan'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Tüster iki sene kuşatıldı. Sonra Hürmüzan Ömer'in (r.a.) hükmü altına girdi. Sonra müslüman oldu ve şehirde kaldı." [371]

Yirmi bir yılında İskenderiyye fethedildi. [372] Amr b. As yola devam ederek kıptilerle karşılaştı, şiddetli bir savaştan sonra onları yendi. Sonra onlarla Kanyon [373] yakınlarında karşılaştı. Şiddetli bir savaş oldu. Sonra İskenderiyye'ye gel­di. Mukavvıs ona haber göndererek anlaşma istedi. Amr (r.a.) bunu red etti. Sonra ciddiyetle savaşarak, kılıç zo­ruyla şehre girdi. Şehirde bulunan Rum'ları ganimet aldı. Oraya müslüman askerler bıraktı. Bu haber Konstantin b. Hirakl'a gitti. Kendi özel adamlarından Manuel denilen birini üçyüz gemi ile oraya gönderdi. Bunlar gelip İskenderiyye'ye girdiler. Oradaki müslümanlari öldürdüler. [374] Kurtulanlar kaçtı. Amr b. As tekrar onbeşbin askerle kaleyi kuşat­tı. Mancınıkları kurdu. Savaşa girişerek şehri bir kere daha fethetti ve kalesini yıktı.

Müellif şöyle diyor: Bu senede Nihavend savaşı da ol­muştur. [375] Bu savaşta Acemler kendilerini kaçmamaları için zincirlerle birbirlerine bağladılar. Müslümanlar saldı­rıya geçip eşi görülmemiş bir şekilde onları öldürdüler. Öy­le kan aktiki, hayvanlar kanlara yapışıp kaldılar. Numan b. Mukarrin'in (r.a.) atı da kana yapışıp kaldı. Orada oklanarak öldürüldü. Kardeşi Suveyd b. Mukarrin onu elbisesine sardı ve sancağı Huzeyfe b. Yeman'a verdi. Fars'larla sava­şıldı. Müşrikler yenildiler ve dar bir boğaza girdiler. Bu bo­ğazda onlardan savaşta ölenlerin dışında yüzbin kişi öl­dü. [376]

Yirmi yedi yılında Muaviye Kıbrıs'a sefer yaptı [377] Or­du ile gemiye bindi. Yanında Ubade b. Samit vardı. [378] Ebu Cafer Taberi şöyle diyor:

"Kıbrıs ahalisi cizye karşılığında anlaşma yaptılar." Bu senede Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh [379] Afrika'ya sefer yaptı. [380] Yanında Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr öldü."vardı. Müslümanlar ile Cercir Kayravan'a iki günlük mesa­fedeki Subeytile'de [381] karşılaştılar. [382] Cercir'in ikiyüz bin askeri vardı. Bir rivayete göre yüzyirmi bin kişi idiler. Müs­lümanlar ise yirmi bin kişi idi. İbni Zübeyr şöyle diyor:

"Cercir yüz yirmi kişi ile bize saldırdı. Etrafımızı çevir­di. Baktım ki ben Cercir'den daha gayretliyim. Askerlerinin arkasında Cercir'i bir devenin üzerinde yanında iki cariye­si onu tavus kuşunun kanatlarıyla serinletirken gördüm. Onunla askerlerinin arasında boş bir alan vardı. Orada kim­se yoktu, İbni Ebi Sarh'ın yanına çıktım. Beni insanlara karşı tenbihledi. Müslümanlardan otuz süvari seçtim. Onla­ra "elbiselerinizin üzerine giyinin" dedim. Cercir'i gördü­ğüm tarafa saldırdım. Arkadaşlarıma:

"Arkamı kollayın" dedim. Vallahi fazla geçmeden safla­rı yardım. Saflardan çıkarak ona doğru gittim. O ve adam­ları beni, ona gönderilen bir elçi sanıyorlardı. Ona yaklaşın­ca cercir durumu anladı. Devenin üzerine atlayarak kaç­mağa başladı. Arkadan ona kavuştum. Sonra onu yaraladım ve yere düştü. Sonra kılıçla ona vurdum ve öldürdüm. Ba­şım bir mızrağın ucuna taktım ve tekbir dağıldılar. Bizde on­ların sırtlarına bindik. Bazıları:

"Ganimet ve esir alın" dediler. [383] Bu savata süvarinin ganimetlerdeki payı otuzbin dinara ulaştı. [384]

Bu senede Abdullah b. Amir İstehri hükmü altına alarak fethetti. [385] Öldürüp esir aldı. Öncelerin başında Ubeydullan [386] b. Ma'mar [387] et-Teymi vardı. Her biri Peygamberi (s.a.v.) rüyada gördüler. İstahr'da büyük bir savaş vardı. [388] Ubeydullah b. Ma'mar öldürüldü. İbni Amir eğer bu belde­ye galip gelirse, kan şehrin kıpısından akıncaya kadar öldü­receğine yemin etti. Müslümanlar şehri aldılar. Ne tarafa dönseler müslümanlar orada bulunuyordu. İbni Amir'in kendisi de öldürmeğe katıldı. Fakat kan bir türlü şehrin ka­pısından akmadı. Ona:

"Halkı bitirdin" denildi, İbni Amir kanın şehrin kapısın­dan çıkması için su dökülmesini emretti.

Man'cid, s. 24'de şöyle diyor:

"İstahr: İran'da bir şehirdir. Ebu Musa el-Eş'ari fethetmiştir. Miladı 643'de.

"Otuz üç yılında Karin Bazağıs [389] ve Herat'dan [390] büyük bir topluluk topladı. Kırkbin kişi ile yola çıktı. Abdullah b. Hazim el-Selmi de [391] dörtbin savaşçı topladı. İki taraf sa­vaşa başladı ve Allahu Teala Abdullah b. Hazimi galip ge­tirdi. Abdullah öldürdü ve esir aldı. [392] Otuz yedi yılında Haris b. Mürre el Fihri Hind topraklar rina sefer düzenledi. Mukranı [393] ve Kandabil [394] beldeleri­ni geçti. Kiyha [395] dağlarına vurdu. Birçok ganimet ve esir aldı. Fakat bir boğazda sıkıştırıldı. O ve beraberindekilerin hepsi Allah yolanda öldürüldü. [396]

Kırkdört yılında Mihleb b. Ebi Safre de Hind topraklarına sefer düzenledi. O da Kandabil'e yürüdü. Düşmanı kırıp geçirdi. Barış yaptı, ganimet aldı. Bu sefer onun ilk sa­vaşlarıdır. [397]

Kırkbeş yılında Abdullah b. Suvar el-Abdi Kiyka dağla­rına sefer düzenledi. [398] Ganimet aldı ve barış yaptı." [399]

Elli yılında Sinan b. Selme b. Muhik yine Kiyka'ya se­fer düzenledi. Karşısına büyük bir düşman ordusu çıktı. Sinan şöyle dedi:

"Müjde size. İki güzellikten biri ile karşı karşıyasınız. Ya cennet, veya ganimet." Allahu Teala galibiyeti ona verdi. Müslümanlardan sadece bir kişi şehid oldu. [400]

Altmış üç yılında Akabe b. Nafi Kayvaran'dan hareket ederek susul aksaya kadar geldi. [401] Ganimet aldı ve barış yaptı. Geri dönerken Kuşeyle ile karşılaştı. Kusey-le hristiyandı. Savaş yapıldı ve Akabe ve arkadaşlarının hepsi şehid edildi. Sonra Akabe'nin halifesi Züheyr b. Kays el-Bel-vi [402] Kuşeyle ile savaş için yola çıktı. Allah Kuseyle'yi öl­dürdü ve askerlerini yenilgiye uğrattı. Onlardan büyük bir kitle öldürüldü. [403]

Seksen dört yılında Musa b. Nusayr Avre'ye beldesini [404] fethetti. Burası Fasta'dır. öldürdü ve esir aldı. Öyleki esir­lerin sayısı rivayete göre elli bini buldu.

Bu senede Muhammed b. Mervan [405] Ermenistan'a [406] se­fer düzenledi. Onları yenilgiye uğrattı. Bütün kiliselerini ve köylerini yaktı. Bu seneye yakma senesi denildi. [407]

Mu'cemul Buldan: 1/278'de şöyle diyor:

"Avrebe: Endülüs'te bir şe­hirdir."

Buradaki bilinmemekten maksad, adaletinin bilinmemesidir. Zatı bilini­yor. Ümeyyeoğullanndaki en hayırlı emirlerdendi. Abdülmelik onu Cezire'ye atamıştı. Cihada gayret sarfetti. Cezire'nin haricilerini öldürdü. Cezair ile İr­miniyye arasındaki beldelerin hepsini dolaştı. Güçlü biriydi. Yüzbir yılında öldü, Ümeyyeoğutlannın son sultam Mervan el-Himar'ın oğludur.

Seksen yedi yılında Kuteybe Buhara civarına sefer düzen­ledi. Orada büyük bir savaş yapıldı. Allahu Teala müşrikle­ri yenilgiye uğrattı. Müslümanlar büyük miktarda malı ga­nimet aldılar.

Bu sende Musa b. Nusayr Mağrib'in valisi iken oğlu Abdullah'a [408] Serdaniye'ye [409] sefer düzenletti. Abdullah orayı fethederek esir ve ganimet aldı.

Yine kız kardeşinin [410] oğlu Eyyüb b. Habibe [411] Mantura'ya sefer düzenletti. O da ganimet ve esir aldı. Bu seferde esirlerin sayısı otuz bine ulaştı.

Bu senede Müslime b. Abdülmelik sefer düzenleyerek Kamikam ve Buhayratul Fursan'ı fethetti. Bu seferde de öl­dürdü ve esir aldı. Bu senede Allahu Teala islam için büyük fetihler nasip etti. [412]

Seksen sekiz yılında Rumlar büyük bir ordu topladılar. İslam beldelerine yöneldiler. Mesleme onlara karşı çıktı. Al­lah onları yenilgiye uğrattı. Onlardan birçoğu öldürüldü. Müslümanlar Cursemu [413] ve Tavane'yi fethettiler. Bu sende Kuteybe b. Müslim [414] sefer düzenledi. Karşı­sına Türkler, Suğdar ve Fenğane ahalisi çıktı. Başlarında Çin melikinin kızkardeşinin oğlu vardı. Rivayete göre sayıları ikiyüzbine ulaşıyordu. Kuteybe onları kırıp geçirdi. Büyük bir savaş oldu.[415]

Seksen dokuz senesinde Musa b. Nusayr oğlu Mervan'a susul aksaya sefer düzenletti. Bu seferdeki esir sayısı kırık-bine ulaştı.[416]

Doksan senesinde Kuteybe vanzanhudah'a ikinci seferi düzenledi. Belde ahalisi Kuteybe'ye karşı Türklerden yardım istediler. Allahu Teala onları yenilgiye uğrattı, toplu­luklarını dağıttı. Bu sende Kuteybe Horasan'daki Talikan beldesinin ahalisiyle çarpıştı.[417] Onlardan büyük bir kesi­mi öldürdü. Meliklerinin ihanet edip, sözünü bozmasından dolayı dört fersah boyunca sıra şeklinde onlardan adam as­tı.[418]

Muncid: s. 262'de şöyle diyor: "Semerkand:

Özbekistan Cumhuriyetinde çoğunluğu müslümanların oluşturduğu bir şehirdir.

"Doksan üç senesinde Kuteybe b. Müslim büyük bir ordu ile aniden Semerkand'a [419] yürüdü. Oraya gelince Semerkand ahalisi Kuteybe'ye karşı Şaş [420] ve Ferğane [421] sultanından-yardım istediler. Onlar da yardım etmek ve müslümanlara karşı çıkmak için harekete geçtiler. Müslümanlar için gece­lemeye karar verdiler. Kuteybe bunu haber aldı. Süvariler seçerek Salih b. Müslim komutasında Türklerin yoluna giz­ledi. Gece yan Türkler gelince, gizlenenler yerlerinden çı­kıp saldırdılar. Benzeri görülmemiş şekilde savaş yapıldı. Türklerden çok azı kurtuldu. Bazıları şöyle diyor:

"Onlardan bir topluluğu esir aldık. Onlara sorduk, şöy­le dediler:

"Siz bizden sadece sultanın oğlu veay bir kahraman ve­ya bir büyük öldürdünüz." Biz başları salladık. Değerli ve büyük malları topladık ve sabahleyin Kuteybe'ye gelerek olanları aktardık." Sonra Suğd [422] ahalisini mancınık atışı­na tuttu. Savaşta diretti. Bazıları şöyle diyor:

"Yüzbin adam, hazineler ve putların süsleri üzerine onunla anlaşma yaptılar. Önce red ettiler. Sonra Kuteybe'nin önüne getirildi. Put büyük bir kasır gibi idi. Kutey­be putun yakılmasını emretti.

"Kim onu yakarsa helak olur" dediler. Kuteybe:

"Ben onu ellerimle yakacağım" dedi. Ateş istedi, tekbir getirerek elleriyle onun ateşini tutuşdurdu. Sonra alevlendi. Yandıktan sonra, geriye kalanlar arasından çıkan altın ve gü­müş çivilerin mikan ellibin miskata ulaştı. Sonra oraya kardeşi Abdullah'ı tayin etti. Şöyle dedi:

"Şehrin kapısından giren bütün müşriklerin ellerini bağ­la. Yanında demir veya bıçak gördüklerini öldür. Onların şe­hirde gecelemelerine izin verme."

Sonra Kuteybe Merv'e döndü.[423]

Doksan dört senesinde Allahu Teala İslama büyük fetih­ler nasip etti. Cihad Ömer'in dönemindekine benzer şekle dönüştü. [424]

Doksan beş senesinde Mağrib valisi Musa b. Nusayr Mısır'a geldi. Endülüs'ü fethettikten sonra eline geçen esir ve ganimetten [425] Velid'e gönderdi. Endülüs'ün fethinde çok uzun ve garip [426] olaylar başından geçti. Bir rivayet şöyle diyor:

"Musa b. Nusayr Endülüs'ün en son kalesine ulaştı. Rumlar onunla savaşmak için toplandılar. Aralarında büyük bir savaş oldu. Savaş uzadı. Müslümanlar bir iki dolaştılar ve yenilmeye yüz tuttular. Musa b. Nusayr çadırını emret­ti çadırı açıldı. Kızları ve haremi görülecek hale geldiler. Kendisi iki saffın arasına geldi. İnsanlar onu gördüler. Son­ra ellerini kaldırdı. Ağlamakla beraber Allahu dua ve yalva­rışta bulundu. Duasmı uzattı. Önünde kılıçların kını kırıldı ve savaşmaya söz verildi. Sonuçta Allahu Teala zafef nasip etti.

"Leys b. Sa'd şöyle diyor:

"Musa b. Nusayr oğlu Mervan'ı bir ordu ile gönderdi. Oğlu yüzbin esir ile döndü. Kardeşi­nin oğlunu bir ordu ile gönderdi. O da yüzbin esir ile dön­dü. Endülüs'ü fethedince yanına bir adam geldi ve:

"Benimle birilerini gönder, sana bir hazine göstereyim" dedi. Musa onunla birilerini gönderdi. Adam bir yere gidip:

"Buradakileri çıkarın" dedi. Adamları çıkarınca, akılla­rını alacak kadar yakut ve inci içirilen çıktı.

Altın işlemeli bir halı, altın zincire dizilmiş yakut ve inciler vardı. Belkide berberiler bunları buldular, fakat taşıyamadıklarından, gidip balta getirip parçalara ayırmış­lardı. Musa b. Nusayr Endülüs'ü fethedince Kuzey Afrika'ya döndü. Döndüğünde altmış küsur yaşındaydı. Dünyayı önünde sürüklüyordu. Emretti. Mücevherler, altınlar, değer­li elbise ve mallar, Süleyman'ın (a.s.) yüzbin dinar değerin­deki sofrası araba ile taşındı. Süleyman b. Abdulmelik bu­na kızarak, sofraya bir milyon dinar vererek, onu aldı.

Bir rivayette şöyle diyor:

"Yezid bu sırada Musa b. Nusayr'a şöyle dedi:

"Ailen ve kölelerin için ne kadar hazırladın?" Musa:

"Çok" dedi. Yezid:

"Bin olur mu?" dedi. Musa:

"Bir milyon olur" dedi. Yezid:

"Sen de bunun üzerinde mi duruyorsun? Kendi elinle ken­dini tehlikeye atıyorsun. İzzet ve saltanatın üzerinde devam etmeyecek misin, eğer bunu verirsen bununla rızahk alırsın, vermezsende sen izzetinlesin" dedi. Musa:

"Eğer bunu istiyorsan, olur. Fakat ben Allah'ı tercih et­tim.

Çıkmak istemiyorum." dedi.

Birgün Süleyman'a şöy­le dedi:

"Kardeşin Velid'e yeşil zümrütten bir kap gönderdim. İçerisine süt konulunca içinde beyaz kılı görebiliyorsun"Sonra elde etiği mücevherler ve zümrütleri saymağa başladı. Öyleki Süleyman'ın aklı başından gitti.

"Doksan sekiz senesinde Yezid b. Mihleb b. Ebi Safra [427] Taberistan'a [428] sefer düzenledi. Ondan anlaşma istediler. Kabul etmedi. Sonra şiddetli bir savaş oldu ve Allahu Teala müşrikleri yenilgiye uğrattı. Her sene yediyüzbin ödenme­si şartyla anlaşma yapldı. Ayrıca bundan başka mal ve he­diyeler de anlaşmaya dahil edildi. Sonra müşrikler sözlerin­den dönünce, Yezid tekrar döndü. Onlara hükmünü kabul et­tirmek için aylarca savaştı. Savaşçıları öldürdü. Onları iki fersah boyunca astı. Onlardan onikibin kişiyi Gürcan [429] vadisine sürdü ve orada öldürdü. Kanlarının üzerine su akıttı. Bunun üzerine oturup yemek yedi. Böyle yapacağı­na daha önce yemin etmişti." [430]

Müellif şöyle diyor: "Bu senede Halife Süleyman b. Abdülmelik Şam ve Cezire'ye karadan yüz yirmi bin kadar ki­şiyle sefer düzenletti. Mısır ve Mağribe'de denizden [431] bin gemi ile sefer düzenletti. Hepsinde de komutan Mesleme b, Abdülmelik idi. Mesleme ordusuyla Konstantiniyye'ye yü­rüdü. Yanına rehber olarak İlyon'u almıştı. Ondan ihanet et­meyeceğine dair söz ve güvence almıştı. Halici geçip Konstantiniyye'yi kuşattılar. Ahali fidye vermek istedi. Mesle­me fethedip hükmü altına almadan başkasını kabul etmedi. Ahali:

"Bize İlyon'u gönder. O bizden biridir. Bizi anlar." de­diler. Mesleme gönderince ihanet ettiler. Mesleme:

"Onu bana verirseniz emniyette olursunuz" dedi. Onu tes­lim ettiler. İlyon çıktı. Şöyle dedi:

"Şehri teslim etmeye söz verdiler. Fakat teslim etmedi­ler. [432] Taki onlardan uzaklaşasın." Mesleme:

"İharın hepsini kendisine vereceğine dair sözler verdi. İl­yon içeriye girerek tacı giydi. Dışarıdan yiyecek taşınması­nı emretti. Ambarları doldurdular. Mesleme'ye haber gelin­ce, odusuyla tekra döndü. İlyon:

"Rum meliki vefa ile satılmaz" diye haber gönderdi. Mesleme otuz ay şehri kuşattı. İnsanlar ölü ye pislikleri yemeğe başladılar. Büyük bir sıkıntı çektiler. Ömer b. Abdülaziz halife olunca kuşatmayı kaldırmalarına izin ver­di."[433]

Yüzyirmi bir senesinde Mervan b. Muhammed sefere çıkarak Beytüs serir kalesine vardı. [434]' Rumları' öldürdü, esir ve ganimet aldı. Sonra ikinci bir kaleyi kuşattı. Orada da öldürüp esir aldı. Sonra Ğumeşk kalesine girdi.[435] Ora­da sultanın tahtı vardı. Sultan kaçmıştı. Sonra ahali senelik bin adam ve yüzbin bıçak üzerine Mervan ile anlaşma yap­tı. Sonra Erz [436] toprakları ve Batran beldesine girdi. Onlar­da Tornan beldesinin ahalisi de Mervan'la anlaşma yaptılar. Sonra Misdar ve başka yerleri fethetti. [437]

Yüz kırk iki yılında isbehdeb ve Taberistan sözlerini bozdular. Beldelerindeki müslümanları öldürdüler. Hazim b. Huzeyme, Ebu Hasib Merzuk ve başkaları müslümanların yardımına koştular. Kaleyi kuşattılar. Kuşatma uzadı. Du­rum böyle devam ederken Merzuk arkadaşlarına:

"Beni dövün, başımı ve sakalımı tıraş edin" dedi. Bunu yaptılar, mervuk gidip İsbehbad'a katıldı. Isbehed kale kı­pısını ona açtı. Yanına girince:

"Kalbimin senden yana olduğu gerekçesiyle beni itham edip bana gördüğün şeyleri yaptılar" dedi ve ondan yana ol­duğunu bildirdi. Askerlerin gizli yanlarım ona gösterdi. İsbehbed ona güvendi ve onu kendine yaklaştırdı. Kalenin Kamil'de Avmik ol­duğu söyleniyor. Tarih'ul-İslam: 3/26.pisi taş idi. Durmadan İsbehbed'e nasihat ediyordu. Sonun­da İsbehbed onu kapı muhafızlarından biri yaptı. Onda is­tediğini görmüştü. Sonra Merzuk askere belli bir geceyi yazdığı bir oku askerlerine attı. O gecede kalenin kapısını açacaktı. Sonra dediğini yaptı. Askerler kaleye girdiler. Savaşçıları öldürüp kadın ve çocuklarını esir aldılar. İs­behbed yüzüğündeki zehiri emerek öldü.[438]

Müellif şöyle diyor: "Bu senede Endülüs valisi Abdurrahman b. Muaviye b. Hişam b. Abdülmelik [439] Hristiyanlara eman ve güvence yazısı yazdı. Yazıda şöyle diyordu:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu eman, mer­hamet, kanların korunma ve akıtılmama yazısıdır. Bunu Keremli komutan, büyük sultan, büyük şeref ve genel hayır sahibi Abdurrahman b. Muaviye, komutan, ruhban ve baş­ka beldelerden onlara tabi olanlara yazmıştır. Kaşkale aha­lisi ve valileri yüklendikleri sorumlukları yerine getirdikleri müddetçe, sözlerini bozmayacaklarına dair söz verdikle­ri müddetçe, onbin evkiye (bir evkiye on iki dirhemdir) al­tın, onbin rıtıl gümüş, onbin baş seçkin at, onbin baş katır, bin tane zırh, bin tane tolga, koru ağaçtan bin tane mızrağı her sene verirlerse emanda olacaklardır. Ne zaman birini esir aldıkları, bir müslümanı öldürdükleri veya ihanet ettikleri sa­bit olursa, yaptıkları anlaşma onların aleyhine döner." Eman yazısını kendi eliyle yüzkırk iki yılının safer ayından baş­lamak üzere beş yıllık müddetle yazdı.

Başa torunu Hakem b. Hişam b. Abdurrahman [440] geçin­ce, Rumlar elde edemedikleri yerleri istemek için sözlerini bozdular. Hakem hazırlanarak kuzey sare dağını geçti. Rumlar önünden kaçarak Samura'ya [441] toplandılar, iki ta­raf arasında meydana gelen savaşta müslümanlar galip gel­diler. Kafirler yenilip Samura şehrine girdiler ve kaleyi tahkim etmeğe başladılar. Samura gerçekten büyük bir şe­hirdir. Müslümanlar mancınıklarla şehri kuşatarak fethetti­ler. Çoğu caddelerine hakim oldular. Askerler ganimetler­le muşgul oldular. Rumlar şehrin bir tarafına sıkıştılar. Son­rada son bir gayretle çıkıp birçok kişiyi öldürdüler. Hakem'in bu savaşı en büyük savaşlardan biridir. Fakat bu sa­vaşta ihtiyat elden bırakıldı. Rumlar barış istediler. Hakem kabul etmedi. Sonra kar yağışı korkusundan dolayı şehirden çıktı.

Ertesi sene en büyük hazırlığını yaptı. Samura'ya yürü­dü, öldürüp esir aldı. îki ay büyük bir uğraştan sonra şehre girdi. Akşama kadar kılıçlan konuşturdular. Müslümanlar geceyi surların üzerinde geçirdiler. Sabah oluncada baliğ kimseyi bırakmadılar.

"Razi Endülüs savaşlarında şöyle diyor: "Samura'da öl­dürülenler üçyüzbin kişi olarak sayılmıştır. Bu haber Rum sultanına ulaşınca Hakem'e haber gönderek eman istedi. Ha­kem dedesinin koyduğu şartlara Kurtuba'nın doğusundaki bir şehirde Kubbe yapımında kullanılan bir toprağı, onları alçaltmak ve İslam'ın şerefini yükseltmek için taşımalarını ve bu kırmızı topraktan iki kubbe yapmalarını şart koştu. Bu iki kubbe şimdi ortasında biraz siyahlıkla duruyorlar. Allahu Teala bu yüce himmete rahmet etsin. Dini yüceltmelerinden, İslam için gayret göstermelerinden dolayı onları rahme­tine yaraşır şekilde mükafatlandırsın.

Bu zikrettiğimiz Hakem'in soyundan olan Abdurahman b. Muhammed, Nasır [442] diye bilinen kişi, Endülüs'ün başı­na geçti. Beldeleri uygun hale getirip yanlışları düzeltinceye kadar savaşa devam etti. Rum melikleri onunla yakınlaştılar. Nasır onlara haraç bağladı. Onlara koştuğu şartlar­dan birisi de; on ikibin kişinin Kurtuba'ya bir fersah uzak­lıktaki Zehra [443] şehrini yapmalarıydı. Bu şehri askerlerinin oturması için yaptırıyordu. Bu üçyüz yirmi beş yılında ol­du. Elli buçuk yıl başta kaldı zamanının çoğu, savaş cihad, gönderilerek seriyyeleri hazırlamakla geçti. İbni Ebi Feyyad'ın tarihinde naklettiğine göre; onun başta bulunduğu müddetçe kendisine ayırıp, kendisiyle ilgilendiği günlerin sayısı on dört olarak sayılmıştır.

Yüzelli yılında Esnadesis Hicrat ve Sicistan halkıyla ri­vayete göre üçyüzbin savaşçı ile yola çıktı. Horasan'ın geneline hakim oldu. Hazim b. Huzeyme ona karşı çıktı. îki ordu savaşa başladı. Her iki taraf ta direniyordu. Sonra müslümanlar yaptıkları bir hile ile galip geldiler. Onlardan yetmişbini öldürüldü, on küsur bini esir edildi. Esnadesis kaçmaya kalkıştı. Kuşatmaya alarak onu ele geçirdiler.

[444] Yüz altmışbeş yılında Harun b. Halife Saife'ye sefer düzenledi. Rum beldelerine daldı. Ordusuyla beldeler fethe­derek Konstantiniyye halicine kadar geldi. Sonra Rum kra­liçesi ile senede yetmiş bin dinar ödemeleri şartıyla üçyıllık anlaşma yaptı. Savaşta elde ettiği ganimet ve esirleri ya­nında getirdi. Müslüman esirleri kurtardı. Ganimetlerde sa­yılamayacak kadar hayvan vardı. Öyleki bir deve bir dirhe­me, bir zırh bir dirheme, yirmi kılıç bir dirheme satılıyordu. Düşmandan ellibine yakın kişi öldürüldü. [445] Ikiyüz otuz yılında Yahya b. Ali el-Esmeni [446] Rum top­raklarına sefer düzenledi. Konstantiniyye'ye yaklaştı. Bin köyü yaktı. Onbin kişiyi öldürdü, yirmi bin kişiyi esir aldı. İkiyüz yetmiş yılında Rumlar yüzbin kişi ile Tarsus'a gir­diler. [447] Onlara karşı Yazamanül Hadim harekete geçti. Rivayete göre onlardan yetmiş bin kişiyi öldürdü. Melikle­rini öldürdü. Haçların haçını onlardan aldı. Bu "Siyerin Nübela" kitabında nakledilmiştir. İkiyüz doksan yılında Zürafe'nin [448] oğlu Tarsus'tan ha­reket ederek, Rum topraklarına girdi. Antakyaya kadar ge­lip orayı fethetti.. Beşbine yakın kişi öldürdü. Onların bir­kaç katını esir etti. Müslümanlardan dörtbin kişiyi esirlik­ten kurtardı. Sayılamayacak kadar çok mal ganimet aldı. Öy­leki bir atlının ganimet payı bin dirhem tutuyordu.[449]

Beşyüz beş yılında Fransızlar bağdavin ile birleştiler. Sur şehrini kuşattılar. [450] Ağaçtan üç tane kule yaptılar. Bu kuIeler surlardan yetmiş zira' yüksek idi. Her kulede bin kişi var idi. Kuleleri surlara yaklaştırdılar. Müslümanlar odun de­metlerini hazırlayarak surlardan çekildiler. Kaleler surlara yanaştırılınca, odun demetlerini tutuşturup kulelerin etrafı­na attılar. Fransızları ok atışına tutarak inmelerini engelle­diler. Kule tutuştu ve kuledeki adamların çok azı hariç, hepsi öldüler. Sonra diğer iki kuleye de katran dökerek yaktılar. Uzun olaylar aralarında yaşandı.[451] Beşyüz kırküç yılında üç melik beytül mukaddese gele­rek ölüm namazı kıldılar. Sonra Akka'ya [452] döndüler. Askerleri arasında yediyüz bin dinar para dağıttılar. İslam beldelerine saldırmaya azmettiler. Şam ehlinin bundan ha­beri yoktu. Şam'da onbin süvari ve altmışbin yaya asker var­dı. Müslümanlar çıkıp hristiyanlara karşı savaştılar. Karşı­larında yüz otuz bin kişilik bir orduvardı. İlk gün Allah yo­lunda ikiyüz kişi öldürüldü. İkinci gün yine çıktılar. Müs­lümanlardan yine bir cemaat şehid oldu. Fransızlardan ise sayılamayacak kadar çok adam öldü. Beşinci gün Gazi Ata­bek zengi yirmibin atlı ile oraya kavuştu. Kardeşi Nureddin Mahmut da ona yardımcı olarak oraya geldi. Şam'da gün­lerden beri ağlama ve yalvarışlar devam ediyordu. Os­man'ın mushafı Şam camisinin ortasına çıkarıldı. Kadın ve çocuklar başlarını açarak gürültü ediyor ve ağlıyorlardı. Allahu Teala onlara yardım etti.

Fransızların arasında beyaz sakallı bir papaz vardı. Bir eşeğe binmiş ve boynuna bir haç asmıştı. Elinde de iki tane haç vardı. Fransızlara Mesih bana Şam'ı alacağımı vadetti. Kimse geri döne­mez." diyordu. Fransızlar onun etrafında toplandılar. Müs­lüman beldesine yöneldiler. Müslümanlar onu görünce ni­yetleri doğrulandı. Papaza saldırarak, öldürdüler. Eşeğinide öldürdüler. Haçları yaktılar. Güzel sonuç geldi. Allahu Teala onları yenilgiye uğrattı ve birçoğu öldürüldü.

[453] Beşyüz elli yılında Nureddin cihada hazırlandı. Şam'da cihada hazırlık çağrısı yapıldı. Cihad teşvik edildi. Çeşitli olayları görmüş adamlar, alimle ve salih kimselerin hepsi ka­tıldılar. Nureddin Banyasa gelerek orayı kuşattı. Kılıç zoruy­la burayı fethetti. Sonra Fransızlar Banyasın meliki Hanfray'a yardım etmek için yola çıktılar. Hanfray bir kalede bulunuyodu. Fransız meliki ordusuyla müslümanları gafil av­ladı. İslam ordusu geri çekildi. Fransız ordusu Banyasa gir­di. Müslümanlar surların yıkılışını ve kalenin harap edilme­sini görünce, oradan ümitlerini kestiler. [454]

Nureddin'e Fransızların Taberiye yakınlarında olduk­ları haberi geldi. Hızla yolunda devam etti. Fransızlar onla­rın topluluğunu görünce, atlarına koştular. Dört bölüğe ay­rılarak müslümanlara saldırdılar. Nureddin ve yanındaki kahramanlar atlarından inerek onları ok yağmuruna tuttular. Sonunda galibiyet geldi. Kafirlerden bazıları öldürüldü. Bazıları esir edildi. Onlardan sadece on kişi kurtulabildi. Müslümanlardan sadece iki kahraman şehid oldu. Bunlardan biri Fransız'ların dört cesur adamını öldürdü ve şehid oldu. Müslümanlar bu büyük zaferle sevince boğuldular. Esirler ve atlar Şam'a getirildi. Güzel hayaller kuruldu. Öncüler zırhlı ve miğferli olarak'atların üzerinde idiler. Ellerinde ise sancakları vardı. Halk gözyaşlarıyla Nureddin'e dualar et­tiler.

[455] Beşyüz elli üç yılında halife Abdul Mümin b. Ali [456] Mağrib'den yaklaşık yüzbin kişi ile sefere çıktı. Mediye [457] şehrine gelip kuşattı. Denizden ve karadan yedi ay kuşatıl­dı. Çünkü şehir kalesi çok sağlamdı. Rivayete göre surları­nın genişliği altı atın yanyana geçebileceği kadardı. Şehrin çoğu tarafıda denize bitişik idi. Sonra orayı eman ile aldı. Fransızlar kışın gemilere binerek Sakaliyyeye gelmek iste­diler. Fakat çoğu boğuldu. [458] Beşyüz elli dört yılında Abdulmümin yüzbin atlı ile Af­rika beldelerine yöneldi. Askerlerin hepsinin kaydı yanın­da bulunuyordu. Yanlarındaki esnaf sanatkar ve hizmetçilerle sayı katlanıyordu. Bu büyük toplulukdan yollarda ziraat bölgelerinden geçiyordu. Bir başak bile kırmıyorlardı. Komutanlarının heybetinden bunu yapamıyorlardı. Çadır ve çarşıları iki fersaha kadar uzanıyordu. Hepsi de tek imamın arkasında bir olsun kimse namazdan geri kalmıyordu. Abdulmumin Afrika'ya girdi ve girdiği yerleri fethetti. [459]

Beşyüz elli dokuz yılında Fransızlar ile Sultan Nureddin arasında büyük bir savaş oldu. Bu savaşta Fransızlardan onbinden fazla insan öldürüldü. Birçoğu esir alındı. Esirler arasında Antakya valisi ve başkaları da vadi. [460] Beşyüz altmış dokuz yılında Fransızlar aniden İskenderiyye'ye saldırdılar. Yanlarında bin beşyüz at vardı. Altı bü­yük gemi, kırk yelkenli gemi ve ikiyüz de kayık vardı. Sı­nır bölgesinin ahalisi onlarla savaşmak için karşı çıktılar. Müslümanlara yaptıkları bir saldırı ile surlara kadar geldi­ler. Müslümanlardan ikiyüzden fazla kişi şehid oldu. Sabah olunca İskenderiyye'ye saldırdılar. Üç tane kuleye benzeyen mancınık ve üç tane de normal mancınık kurarak sakaliyeden getirdikleri siyah taşlarla şehri dövmeye başladılar. Zorlayarak surlara yaklaştılar. Fransızlar İskenderiyye eh­linin cesaret ve kahramanlığını gördüler. Sultan Salahaddin Fakus'ta iken, ona bir haber gönderildi. Salahaddin orduyu hemen harekete geçirdi. Savaş devam ediyordu. Üçüncü gün müslümanlar beldenin kapısını ele ge­çirdiler. Fransızları bir gaflet anında sıkıştırdılar. Mancınık­ları yaktılar. Ciddiyetle savaşa giriştiler. Savaş ikindiye kadar sürdü. Allahu Teala galibiyeti müslümanlara verdi. Müşriklerin çoğu öldürüldü. Müslümanlar namaz için şehre döndüler. Akşam vaktinde tekbir getirerek Fransızlar çadırlarında saldırdılar. Kuşatıp hepsini teslim aldılar. Ya­yalardan çoğu öldürüldü. Müslümanlar denize girerek bazı gemileri batırdılar ve yaktılar. Geriye kalanlar ise kaçtı. Düşman öldürülen, esir alman ve boğulanlar arasında kal­dı. Üçyüz tane atlıları bir tepenin başında toplandılar. On­larda esir alındılar. Müslümanlar büyük bir ganimet elde ettiler.[461] Beşyüz seksenüç yılında Sultan Selahaddin çeşitli belde­lere haber göndererek müsîümanlan cihada çağırdı. Taberiyye'ye yürüyerek, orayı fethetti. Fransızlar adam toplaya­rak hazırlandılar. İslam beldelerine yöneldiler. Sultan Sala-haddin onlara karşı askerlerini düzene soktu. Sabah, ak­şam onlara karşı durdu. Müslümanlar onikibin atlı ve biraz­da yaya askerden oluşuyordu. Rivayete göre Fransızlar ise seksen bin atlı ve yayadan oluşuyordu. Fransızlar Hittin dağına sığındılar. Müslümanlar her taraftan onları kuşattı­lar. Kumis kaçtı. Savaş devam etti. Fransızlar çembere alın­mıştı. Çoğu esir alındı. Bunlar arasında Melik Kuyyi, kar­deşi Cefri, Cübeylin sahibi, Nafray, Keşk'in [462] sahibi Uburnus arrat, İskenderiyye'nin sahibinin oğlu ve başkaları var­dı, tmadul Katip şöyle derken ne güzel söylüyor:

"O gün ölüleri gören, hiç esir alınmamış diyordu. Esir­leri gören ise hiç kimse öldürülmemiş diyordu. "Sultan o gün onlardan Salbut haçını onlardan aldı. Haç yakut ve mücevherlerle süslenmişti. Altından bir kabın içinde idi. Kadı İbni Ebi Asrun Şam'a girdiğinde Salbut haçı aşağılanmış olarak önünde duruyordu. Büyük bir savaş olmuştu. Eldeki esirler Şam'da bir dinara satıldı. Bazı fakir­ler bir esiri bir ayakkabıya sattılar. Bunu niye yaptığı soru­lunca:

"Onları alçaltmak istedim" demiştir. Bazılarının nakle­ttiğine göre Harran'da karşılaştıkları bir adam elindeki bir çadır ipi ile otuz küsur esiri onları alçaltmak için peşinden sürüklüyordu. Bu savaş hakkındaki imamın kitabı halifeye ulaştı. Şöy­le diyordu:

"Allah'ın verdiği nimet ile Rebiülahin ayının yirmi üçü perşembeden diğer perşembeye kadar müjeyi veriyoruz. Bu yedi gece ve sekiz günde olanlar oldu. Perşembe günü Taberiye fethedildi. Cuma ve Cumartesi Fransızlar dize getirildi. Öyle bir şekilde kırıldılarki, bundan sonra belleri­ni düzeltemezler. Perşembe günü ay sonu geldi. Akka eman ile fethedildi. Orada İslam'ın bayrağı dalgalandı. Orası bel­delerin arasıdır. Kazıklar sahibi İrem'in [463] kardeşidir" ya­zısına devam ederek şöyle diyor:

"Ölü ve esirler otuz binin üzerine çıkmaktadır.

"Sultan Melik Adile bu büyük zafer ulaşınca ordusuyla Mı­sır'dan yola çıktı. Yafa ve Mecdele uğrayarak oralır fethet­ti. Sayılamayacak kadar çok mal ganimet elde etti. Sonra Allahu Teala Naşire, Safuriyye, [464] Kaysuriyye [465], Nabulus, [466] Gule [467] kalesinin fetihlerini nasip etti. Sultan Selahaddin Tibnin'e [468] yürüyerek, fethetti. Sonra Sayda'yı fet­hetti. Sonra Beyrut, Cubeyli [469] fethetti. Sonra Askalan'a [470] yürüdü ve kuşattı. Savaş ve mancınıklarla sıkıştırdı ve ora­yı aldı. Sonra Remle, Daram [471] Gazze ve Beyti Cibrin'i ise eman ile aldı. Sonra Mansur'a yardım etmek için Beytil Mukaddes'e yürüdü. Receb ayının yarısında, batı tarafından saldırdı. O zaman orada altmış bin savaşçı vardı. Müslümanlar şiddet­li bir şekilde savaştılar. Fransızlar eman istediler. Belli şartları kabul ettirdikten sonra onlara eman verdi. Yetişkin erkekler için on dinar, kadınlar için beş dinar, çocuklar için iki dinar kararlaştırdı. Bunu veremeyenlere kırk gün müd­det verildi. Sonra veremezse köleleştirilecekti. Bunu kabul ettiler. Paralar toplandı. Yediyüzbin dina toplanmıştı. Bun­ları askerler arasında dağıttı. Otuz bin kişi parayı ödeyeme-diler. Onları da köleleştirdi. Onları dağıttı. Müslüman esir­lerden yirmi bin kişiyi kurtardı. Onların yanmda Fransız kral­larından daha yüksek rütbede olan patriği çıkardı. Mescid-i Aksa domuzlarla doldurulmuştu. Bir bölümün-di ise askerler vardı. Orayı abdesthaneye çevirmişlerdi. Mihrabını yıkmışlardı. Müslümanlar hemen orayı temizle­meye başladılar. Güzel sergiler serdiler, lambalar astılar. Şa­ban ayının dördünde insanlara cuma hutbesi, orada verildi. Selahaddin Kubbetü's-Sahra'da namaz kıldı. Allahu Teala'nın Ömer'den (r.a.) sonra ikinci fethi kendisine nasip et­mesinden dolayı sevinçli idi. Fransızlar sahranın üzerine ki­lise yapmışlardı. Mescidin durumunu düşünerek, orayı mezbahane yapmışlardı. Sultan Muzaffer Takiyüddin gelerek, orayı gül suyu ile yıkadı. Yerlerini kendi elleriyle sildi. Duvarlarını yıkadı ve güzel koku sürdü. Beyt'ül Mukaddes doksan bir sene hristiyanlann elinde kaldıktan sonra Alla­hu Teala orayı onlardan kurtardı [472] Beşyüz seksen dört yılında Sultan Selahattin kültlerin ka­lesine yürüdü. Askerleri Frenk köylerinin yıkımına ve tah­ribine göndedi. Ağaçlarını kesti. Sonra Antartus'a [473] yürü­yerek orayı fethetti. Ordanda Cebele'ye [474] yürüyerek, orayı iki saat içinde tes­lim aldı. Sonra lazkiye'ye yürüdü. Kuşatmaya aldı. Günler süren kuşatmadan sonra orayı fethetti. Oradan çokça gani­met elde etti. Oradan da Antakya'ya yürüdü. Oranın sahibi Burnus barış yapmak istedi. Sultan onunla barış yaptı. Oradan Sihyena'a [475] yürüdü. Burası sağlam bir yerdi. Dağın eteğindeydi. Sadece bir tarafında kazılmış hendeği vardı. Uzunluğu altmış zira' idi. Taşa kazılmıştı. Araka arkaya üç sura vardı. Kalenin üzerinde dalgalanan bayrakta haç var­dı. Müslümanlar görününce kurarak orayı üç gün içinde eman ile aldılar. Sultan çocuklarını ve askerlerini göndere­rek, bölgedeki bütün kaleleri fethetti. Palatumıs [476] kalesi, Cemahir kalesi, Bekasa [477], Suğr, [478] Şurmaniye, Dirbuşak, Bağras [479], Berzuye [480] kaleleri gibi. Berzuye kalesi beş-yüz yetmiş küsur zira' yüksekliğindeydi. Çünkü yüksek bir. dağın başındaydı ve etrafı vadi idi. Melik adilin kardeşi Mısır askerleri ile Tibnin'i kuşatı­yordu. Düşman saldırılarına karşı beldeleri korumaya duyar­lı idi. Sadettin Kumeştit Kent'in kuşatmasıyla görevlendi­rilerek ona yaklaşmıştı. Sonunda ahalide çekilen büyük kıt­lık ve açlıktan dolayı şehri teslim ettiler. Sonra Sultan Şev-bek [481] eman ile teslim etti. Oradan Safed'e [482] yürüdü. Kardeşi Adil de ona kavuştu. Kuşatma Şevval ayının sekizine kadar devam etti. Sonunda eman ile alındı. Sonra Kukeb [483] kalesine yürüdü. Kuşatmaya alarak, eman ile fethetti. Bütün bunlar bir senede oldu. Müslümanlar için çok bereketli bir sene idi. [484]

Beşyüz seksen beş yılında Frenkler Sur şehrinden topla­narak Akka'ya yöneldiler. Ruhbanlar, keşişler,, papazlar ve meşhur adamlar toplandılar. Beytül mukaddes için üzüldükleriniifae etmek için siyah elbiseler giydiler. Kudüs pat­riği onları yanına alarak frenk beldelerini dolaşmağa, onları savaşa teşvik etmeğe başladılar, isa'nın (a.s.) ve Muhammed'in (s.a.v.) resimlerini çizdiler. Resimde Muhammed (s.a.v.) İsa (a.s.) ile dövüşmüş ve onu yaralamıştı. Bunu gezdikleri yerlerde teşhir ettiler. Bu olay Frenklere çok ağır geldi. Onlar için adam ve mal topladılar. Onlarla birlik­te olan bazılarının naklettiğine göre Büyük Roma'ya kadar gidip dolaştılar. Biri şöyle diyor:

"Çıktığımızda harp gemisi erimiş altın ve gümüş ile dol­du" İbni Esir şöyle diyor:

"Zorluk ve zilet ile kara ve denizden yola çıktılar. Eğer Allahu Teala müslümanlara lütufta bulunmamış olsaydı, "Eskiden Şam ve Mısır müslümanlarınındı" denilecekti. [485] Recep ayının yansında Akka'ya geldiler. Orayı kuşattılar. Müslümanların oraya girmesine imkan kalmadı. Sultan Salahaddin ve müslümanlar geldiler. Aralarında birçok savaş oldu. Bir savaşta sultanın kardeşinin oğlu Takiyuddin sağ kanattan Frenklere bir saldırı düzenleyerek onları yer­lerinden çekilmek zorunda bıraktı. Takiyuddin onların yer­ine yerleşti. Akka ile bağlantı kurdu. Müslümanlar şehre gir­diler. Sultan Salahaddin gerekli sayıda adam v e ihtiyaçları şehre soktu. Şaban'in yirmisinde Frenkler istişare için toplandılar. Şöyle dediler:

"Yarın müslümanlar ile savaşalım. Belki onlara yadım gelmeden önce, onlara galip geliriz" Müslüman askerlerin çoğu o zaman hazır değildi. Bazısı Antakya'yı korumak için oradaydı. Bazısı Trablus'a karşı Humus'taydı. Bazısı Sur'da idi. Mısır askerleri ise İskenderiyye ve Dimyat'ta idi­ler. Frenkler sabahleyin savaşa hazırlandılar. Sultan Salahad­din hazırlıklı değildi. Frenkler çekirge sürüsü gibi her. tara­fı doldurmuşlardı. Tek adam gibi saldırdılar. Müslümanlar yenildi. Bazıları direndi ve şehid oldu. Sonra Sultan Sala­haddin geriye dönen bazı müslümanlar ile Frenklere saldır­dı. Frenkİerden büyük bir kitleyi öldürdüler. Bir çoğunu esir aldılar. Ölü sayısı onbin idi. Sultan emrederek onların ceset­lerini Frenklerin su içtiği nehre attırdı. İmad el-Katib şöyle diyor:

"Müslümanların yaptği acayip işlerden biri de yüzbin kişiyi püskürtmeleridir. Onlardan biri:

"Otuz kişi öldürdüm." Biri:

"Kırk kişi öldürdüm" diyordu. Yer onların ölülerinin kokusuyla kurudu. Karışıklık meydana geldi. Sultan Salahad­din bunu engellemeye çalıştı. Sultana Frenlerin sıkıştırıl­masının bırakılmasını ve buradan gidilmesi, tavsiye edildi. Sultan askerleriyle Harrube'ye girdi. Frenkler Akka'yı kuşattılar. Akka'da bulunanlar hergün çıkıp Frenklerle savaşıyorlardı. Şevval'in yarısına kadar böyle devam etti. Adil Mısır askerleriyle oraya ulaştı. Yanında kuşatma alet ve gereçlerini de getirmişti. Safer ayına girilirken kış bitmiş­ti. Sultan Salahaddin'e yardım geldi. Harrube'den Akka'ya hareket etti. Müslümanlar ile Frenkler arasındaki savaş sekiz gün aralıksız devam etti.

Alman Kralı Frenklerden daha çok sayıda ve daha güç­lü bir ordu ile yola çıktı. Beytül Mukaddesin müslümanlar tarafından alınması, onun zoruna gitmişti. Asker toplayarak İslam beldelerine doğru yola çıktı. İkiyüz altmış bin kişi idi­ler. Kral Antakya yakınlarında bir nehirde yıkanmak ister­ken, bir adamın göğsüne bile ulaşmayan bir yerde boğuldu. Yerine oğlu geçti. Allah'ın kudreti onları yolda iken rezil et­mişti. Onlardan sadece bin kişi Akka'ya ulaştı. Diğerleri ge­ri memleketlerine döndüler. Giderken yolda gemileri battı. Allah'a şükür onlardanda kurtulan olmadı.

Müslümanlar ile Akka'daki Frenkler arasında savaş de­vam etti. Frenk'lere kara ve denizi dolduruncaya kadar uzak Cezayir'den deniz yoluyla yardım geliyordu. Sultan Sa­lahaddin'e de yardım geliyordu. Frenkler'in papazı Frenk'le­re her şeyi yasaklamıştı. Kiliseleri kapatmış, kendisi giyin­miş, askerlere demir elbiseler giydirmişti. Şehri fethedinceye kadar burada olacaklarını onlara söylemişti. Birgün gaf­let anında çıkarkarak surlarda ve çadırlarda askerleri telef et­tiler. Sultan Salahaddin saldırıya geçerek onları kılıçtan geçirdi. Her ölüye bir ok saplanarak, sonra toplandı. Onikibin beşyüz tane ölü vardı. Arkadaşlarına katılanlardan top­lam olarak ölenler ise kırk bin kişi idi.

Başka bir seferde Frenkler yine saldırıya geçtiler. Bu seferde onlardan altıbin küsür kişi öldürüldü. Bununla beraber yine de sabrettiler. Akka için ağaçtan iki kule yaptı­lar. Her kulede yedi tabaka vardı. Sağlam ağaçlar, her biri yarım kantar ağırlığında çivilerle yapmışlardı. Her kule demir ve derilerle kaplanmıştı. Ayrıca sirkeye batırılmış ke­çe ile sardılar. Ayrıca mancınığın atışlarına karşı korunma­sı için iplerden ağlar yaparak üzerine geçirmişlerdi. Her kale surlardan üç tabaka daha yüksekti. Her bir katmanda sa­vaşçılar olduğu halde surlara yanaştılar.

Müslümanlar Akka'dan ümitlerini kestiler. İbni Nuhas denilen Dimeşki:

"Bırakın onlara mancınıkla ben atış yapayım" dedi. Ona mancınığı hazırladılar. O zaman Karukuş Akka'nın hakimi di. Dimeşki ondan gerekli aletleri istedi. Kaleyi kuşatıncaya kadar mancınıkla atış yaptı. Sonra üzerine katran attı. Sonra:

"Allahu Ekber" diye bağırdı. Dumanlar yükseldi. Müs­lümanlar coştular. Müslümanlar Akka'dan çıktılar. Frenk-ler kendilerini kuleden atıyorlardı. Tutuşmuş yanıyorlardı. Müslümanlar örtüleri ve adamları yaktılar. Frenklerin azmi kırıldı. Sonra toplanıp, başında büyük bir demir olan büyük, koç şeklinde bir alet yaptılar. Bunun da şehrin surlarına vurup yıkacaklardı. Aleti sürüp surlara yaklaştırınca, alet ağırlığından dolayı kumlara saplandı. Oradan çıkarmaktan aciz kaldılar. Frenkler bir gün surlardaki bir burcu yıkı­yorlar, müslümanlar ise orayı gece kapatıyorlardı. Tarih kitaplarında anlatıldığı gibi aralarında uzun mücadeleler geçti. Akka'nın kuşatması iki yıl sürdü. Bu müddette Frenklerden ölenlerin toplamı yüz bin idi. Sonra Akka'daki müslümanları açlık ve kıtlık zora soktu. Savaşmaktan bıktılar. Frenklere bir miktar para vererek Sultan Salahaddin'in habe­ri olmadan Akka'dan çıktılar. Akkayı Frenkler'e teslim et­tiler. [486]

 Beşyüz seksensekiz yılında Sultan Salahaddin ile Frenk'ler arasında barış yapıldı. Bunu istemeyerek yap­mıştı. Barış anlaşmasına Remle'nin sahibi de gelmişti. Sul­tan Salahaddin'e şöyle dedi:

"Senin yaptığmı kimse yapmadı. Denizden bize gelen as­kerleri saydık. Altiyüz bin idi. Onların onda biri bile mem­leketlerine dönmediler.

"Beşyüz doksan bir senesinde Tulaytele Sultanı Alfonsa Mağrib'deki halife Yakub Mansur'a şu mektubu yazdı:"Yerleri ve gökleri yaratan Allah'ın adı ile. Salat ve se­lam efendimiz, Allah'ın ruhu ve kelimesi peygamber İsa'ya olsun. Zeki ve akıllı kimselere senin Hanif milletinin lide­ri olduğun gizli değildir. Ben de Hristiyan milletinin lide­riyim. Endülüs'teki ileri gelenlerin rahatlarına düşkün olduk­larını, halkı ihmal ettiklerini ve rezil, perişan olduklarını bi­liyorsun. Ben ise onları kahrederek zehirliyorum. Beldeyi yı­kıyor, çocuk ve kadınları esir alıyorum. Erkekleri ise öldü­rüyorum. Gücün yetiyorsa onlara yardım etmemeye özrün yoktur. Size göre Allahu Teala sizden bir kişinin on kişi ile savaşıp kaçmamasını farz kılmıştır. Şimdi ise Allahu Teala sizde zayıflık olduğunu bildi ve yükü sizden hafifletti. On kişi öldürüyoruz. Bundan kaçınmaya ve engellemeye gücü­nüz yetmiyor. Bana ulaştığına göre sen savaşmaya çıkmış­sın. Bizzat kendin savaşa katılıyorsun. Ardarda senelerce sa­vaşıyorsun. Bir adam ileriye, bir adam geriye atıyorsun. Bilmiyorum acaba kork mu seni bu hale getiriyor, yoksa Rabbinin sura vadettiğine inanmıyor musun?

Sonra bana şöyle söylendi: "Sen denizi geçmek için va­sıta bulamıyor muşsun?" Sana rahat olanı söyleyeyim. Sen­den özür dileyerek söylüyorum. Sözlerine, güvencelerine ve çokça rehinlerine vefa göster. Bana kölelerinden bir cema­atı gemi ile gönder, ben senin tarafına geçeyim. İstediğin yer­de seninle savaşayım. Eğer savaşı sen kazanırsan, büyük bir ganimet, çokça hediyeler senin önüne gelecektir. Eğer ben kazanırsam, yüce elim senin üstünde olacaktır. O zaman iki milletin de lideri olmayı haketmiş olurum." Onun bu mek­tubu Yakub'a ulaşınca, mektubu yırtıp parçaladı. Bir parça­sının üzerine şöyle yazdı:

"Onlara geri dön. Onlara arkası kesilmeyen bir ordu ile geliyoruz. Onları oradan alçaltılmış ve küçültülmüş olarak çıkaracağız. Cevap duydukların değil gördüklerin olacaktır.”

 Sonra insanları cihada çağırdı. Askerlerini topladı. Zikak Sibtih'e [487] geldi. Gemileri getirerek askerlerini bindirdi. Yüzbin maaşlı askeri ve yüz bin de gönüllü askeri vardı. Hepsi karşıya geçtiler ve Zellake denilen yere vardılar. Al-fonso ile ikiyüz kırık bin askerle ona karşı çıktı. Yapılan sa­vaşta Allahu Teala dinine yardım etti. Alfonso çok az sayı­daki askerle kurtularak Tulaytele'ye sığındı. Müslümanlar sayılamayacak kadar çok ganimet elde ettiler. Aifonso En­dülüs yarımadasının hepsine hakim olmuştu. Valilerini ise kahretmişti. Her tarafını emri altına almıştı. Fakat Allahu Teala onu yenilgiye uğrattı.

Bu savaşta öldürülen Frenklerin sayısı yüz kırık altı bin idi. Otuz bin kişi ise esir alınmıştı. Yüz elli bin çadır, sek­sen bin at, yüzbin katır, dörtyüz bin eşek ganimet alınmış­tı. Develeri olmadığı için bunlarla yüklerini taşıyorlardı. Di­ğer mal, mücevher, kumaş v.b. ise sayılamayacak kadar çok idi. Bir esir bir dirheme satılıyordu. Bir kılıç yarım dirheme, bir at beş dirheme, bir eşek bir dirheme satılıyor­du. Ganimetler müslümanlar arasında paylaştırıldı. Müslü­manlar ganimetlerle zengin oldular. Alfonso ise en kötü halde memleketine vardı. Başını traş etti. Haçını indirdi. Öcünü alıncaya kadar yatırmamaya, kadınlara yaklaşmama­ya ve ata binmemeye yemin etti. Adalar ve diğer bölgelerden adamlar toplamaya başladı. Birincisinden daha büyük bir ordu topladı. Meydana gelen savaşta Yakub onu yine yendi. Arkasndan Tulaytele'ye ka­dar geldi. Tulaytele'yi kuşattı. Şehri mancınık atışına tuta­rak sıkıştırdı. Şehri fethetmekten başka yolu yoktu. Alfonson'un annesi, kızları, hanımları Yakub'un yanına gelerek önünde ağladılar. Şehri kendilerine bırakmasını istediler. Ya­kub onlara iyilikte bulunarak, şehri onlara bıraktı. Geriye döndü. Ganimetleri paylaştırdı. Alfonso ile bir müddetliğine anlaşma yaptı.

[488] Altıyüz on yedi yılında Berellus [489] savaşı oldu. Sultan Kamil ile Frenkler arasında büyük bir savaş oldu. Melik Ka­mil onlardan onbin kişi ölürdü. Mallarım ganimet aldı. Frenk'ler yenilerek Dimyat'a ekildiler.

[490] Altıyüz kırk yedi yılında Frenk'ler Dimyat'a saldırdılar. Şehri kuşattılar kapılar kapandı. Sultan Salih Necmeddin'e bir mektup yolladılar. Sultan Nansura'ya [491] gelmişti. Ora­da uyuşturucu bir ilaç içmiş, doktor ise: "Onu sıkmayın ve uyandırmayın" demişti. Mektup gelin­ce, Sultan'a ulaştırmadılar. Dimyat'm sokaklarında Sulta­nın öldüğü yayıldı. Halk paniğe kapıldı. Aç, çıplak, yalın ayak Dimyat'tan çıktılar. Kadın ve çocuklarıyla şaşkınca do­laşıyorlardı. Araplar onları uyardılar, bazılarını yanlarına alıp korudular. Bu senenin Zilkade ayında meşhur Mansura savaşı oldu.Frenkler yola devam edip sultanın dehlizine kadar gelmiş­lerdi. Askerlerin öncüsü Fahreddin b. Şeyh karşı çıktı. Öl-dürülünceye kadar savaştı. O ölünce müslümanlar yenildi. Sonra tekbirler getirerek, geri dönüp saldırdılar. Frenklerden büyük bir bölümünü öldürdüler.

Altıyüz seksen yılında Frenkler Mansura'yâ saldırdılar. Karşılarında Mısır ordusu vardı. Frenkler yardım kesildiği için yenilmeye yüz tutmuşlardı. Melikleri Fransis gecenin başında atına binip Dimyat'a ulaşmak istiyordu. Müslü­manlar bunu öğrendiler. Frenkler Nilin üzerine çam ağacından büyük bir köprü yapmışlardı. Savaş başlarken, köprü­yü yıkmayı unuttular. Müslümanlar gece köprüden geçerek onların tarafına ulaştılar. Çadırları ve ağırlıkları olduğu gi­bi duruyordu. Yollarına devam ettiler. Müslümanlar gece bo­yunca onları kuşatarak bazılarını öldürdüler, bazılarını esir aldılar. Frenkler Ebu Abdullah'ın minyesi denilen bir köye sığındılar. Orada tahkimat yapmaya başladılar, Müslüman­lar etraflarını çevirdi. Müslümanlar onların gemilerin için­dekilerle birlikte ganimet aldılar. Fransis'in yanında Ferenk kahramanlarından beşyüz süvari toplanmıştı. Fransis Minye'nin meydanında oturdu. Tavaşi Reşid ve Seyfeddin b. Kaymeri'yi istedi. Onlar gelince, onlardan kendisi ve yanındakiler için eman istedi. Onlar da ona ve yanındakile­re eman verdiler. Geriye kalan Frenkler kaçtılar. Müslüman­lar onları takip ederek çembere aldılar. Saldırılarla Frenk­ler yok edildi. İki kişiden başka kimse kalmadı. O ikisi de atlarını denize sürdüler ve boğuldular.

Müslümanlar Frenklerden sayılamayacak kadar çok ga­nimet âldılar. Fransis küçük bir gemiye bindi. Müslümanlar gemilerle onun etrafında idiler. İçinde doğu tarafındaki gemilerde davul zurna sesleri ile bayram yapılıyordu. Batı yakasındaki askerler ise coşku ve sevinç ile bu büyük zafe­ri kutluyorlar ve esirleri iplerle sürüklüyorlardı. Esirler arasında melikler ve asil kimseler vardı. Esirler sayılınca yir­mi küsur bin kişi oldukları görüldü. Ölüler yeryüzünü kap­lamıştı. Benzeri görülmemiş bir gün idi. O gün müslümanlardan yüz kişi bile öldürülmemişti.

Melik Muazzam Fransis, melikler ve asiller için yeni elbiseler yaptırıp hediye etmişti. Fransis hariç hepsi elbiseleri giydiler.”

Benim memleketim Mısır'ın sahibinin memleketinin değerindedir. Onun elbisesini nasıl giyeyim." dedi. Ertesi gün Sultan büyük bir ziyafet verdi. Fransis yine gelmedi."Benimle askerlerinin yanında alay etmek için çağırıyor. Bu mümkün değil" dedi.

Sultan Muazzam esirleri getirtti. Saral sahibi olanları ayırdı. Diğerlerinin boynunun vurulmasını emretti. Fransisi Tavaşi Subeyh'in evinde hapsederek ona ikramda bu­lundu. Sultan Melik Muazzam b. Salih öldüriilünceye kadar orada kaldı. O öldürülünce Hisamuddin b. Ebi Ali bıraktı­ğı işi aldı. Ondan Dimyat'ı müslümanlara teslim etmesini is­tedi. Ona beşyüz dinar verdi. Onu bir katıra bindirdiler. Ordunun önüne koyarak Dimyat'a yürüdüler. Oraya varın­ca Dimyat'ın kalesinde müslümanlar tekbir ve tahlil getiri­yorlardı. Dimyat'taki Frenkler ise gemilere kaçtılar. Fran­sis'in korkusundan yüzü sarardı. Emir Hisamuddin şöyle de­di:

"İşte Dimyat bizim oldu. Bu adam ise bizim esirimiz O Hristiyanlarm lideridir. Bizim mahkememizi gördü. Masla­hat gereği bırakılmaması gerekir." Fakat Melik Muiz bıra­kılmasını istedi ve:

"İhanet edeceğini sanmıyorum" dedi. Onu bir Rum ge­misine bindirip gönderdiler.

Nakledildiğine göre Hisamuddin ona yanındaki askerle­rin sayısını sordu. Fransis şöyle dedi:

"Yanımda hizmetçi, sanatkar ve tüccarlar hariç yüz otuz dokuz bin beşyüz asker vardı."

[492] Altıyüz yetmiş üç yılında Sultan Melik Zahir Sis'e [493] yü­rüdü. Oradanda Derbende [494] geçti. Orayı fethetti. Ayaş, Ezane [495] ve Massise'yi [496] aldı. Ordu orada bir ay kaldı. Ora­da bir çok kişiyi öldürdüler. Bir çoğunu esir aldılar. Gani­met elde ettiler.

[497] Altıyüz doksan dört yılında İzzeddin Aybek Akram Mı­sır'dan bir ordu ile Nube'ye [498] yürüdü. Üçyüz altı yanında idi. Dunkule'ye [499] ulaştılar. Oranın meliki üstün bir şekil­de ellerinde savaş aletleriyle onlara karşı çıktı. Üzerlerinde zırh yoktu. Müslümanlar onları ok yağmuruna tuttular. Düşman yenildi. Onlardan bir çoğu öldürüldü. Bir çoğuda esir alındı. [500] Nube'ye otuz bir yılında sefer düzenlenmişti. Abdullah b. Ebi Sarh beşbin atlı ile sefer yapmıştı. Sonra Hişarn'ın zamanında sefer düzenlendi. Fakat fethedilemedi. Sonra Mansur'un zamanında sefer düzenlendi. Sonra Tekin Zeki, sonra Mısır'ın sahibi Kafur, Nasirud devlet b. Heme­dan, sonra Sultan Salahaddin'in kardeşi Turan şam sefer dü­zenlediler.

Müellif şöyle diyor: "Altıyüz seksen yılında müslümanların moğollar ile bir savaşı olmuştur. Onlarla çok savaşlar olmuştur. Çoğunlukla da moğollar galip gelmiştir. Bu savaş onlarla sultan Mansur Kalavun arasında Mengutemur b. Hülağu vardı. Müslümanlar ise bunun yarısı kadar idiler. Çok şiddetli bir savaş oldu. Uzun asırlardan beridir ilk defa böy­le bir savaş oldu. Günün başında Moğollar baskın idiler. Müslümanların sol kanadını bozguna uğrattılar. Sağ kanatda zorlanıyordu. Sultan ise merkezde az bir topluluk ile eşi görülmedik şekilde direniyordu. Müslümanlardan çoğu ye­nilip kaçtılar. Moğollar ise onların peşine düştüler. Ta Hu­mus gölüne kadar vardılar. Humus'a ulaşanlar ise şehrin ka­pısı kapalı olduğundan dolayı çoğunluğu öldürüldü. Müslü­manlar bir hat oluşturdular. Belli başlı komutanlar sultanın direnişim görünce gayretle moğollara döndüler. Hamle üze­rine hamle yaptılar. Saldırılar birbiri ardına devam etti. So­nunda Moğollar kırılıp geçildi. Mengutemur yaralandı. On­lardan büyük çoğunluğu öldürüldü. Kaçan müslümanların peşinden giden bölük geri döndüğünde müslümanların ken­di adamlarının peşinde gittiklerini ve onları öldürdüklerini, sultanın ise merkezde yanında sadece bine yakın kişi ile direndiğni görünce, onu Öldürmek için saldırıya geçtiler. Sul­tan onlara büyük bir deriniş gösterdi. Allahu Teala büyük bir galibiyet verdi. Moğollar önünde yenildiler. Takip edip ço­ğunu öldürdü. Sultan Şam'a döndü. Ellerinde mızraklar, uçlarında moğolların kelleleri ve önünde esirler vardı. Ger­çekten büyük bir gün idi. [501]

 Altiyüz seksen sekiz yılında Trablus fethedildi. Sultan Melik Mansur, yanında Şam ehlinden birçok kimse ile yo­la çıktı. Trablus'a Rebiül Evvel ayının sonunda geldi. Şeh­re ondokuz tane mancınık kurarak, yöneltti. Cemaziyelahir'in dördünde şehir fethedildi. Şehirdekilerin hepsini ölü veya esir olarak ele geçirdi. Mallar ganimet alındı. Kadın ve çocuklar esir edildi. Yiyecek ve stoklara el konuldu. Trab­lus yüz elli üç yılından beri Frenkler'in elinde idi. Müslü­manların elinden alan Frenk Sancabil orayı yedi yıl kuşat­tıktan sonra alabilmişti. Daha önce Muaviye zamanında fethedilmişti. Sonra Sultan şehrin yıkılmasını emretti. Son­ra da oraya yakın yerde yeni bir şehrin kurulmasını emret­ti. Şimdi mevcut olanı, yeni yapılandır."

[502] Altiyüz doksan yılında Akka ve Frenklerin elindeki di­ğer sahil şehirleri fethedildi. Frenklerin Şam bölgesinde bir tek taşları bile kalmadı. Rebiülevvel ayının başında Şam'a kuşatma aletlerinin hazırlanmasını isteyen mektup geldi. "Allah yolunda savaşanlar Akka'ya diye Şam'da çağ­rı yapıldı. Akka ahalisi yanlarında bulunan müslüman tüc­carları öldürmüşlerdi. Mancınıklar Şam'dan çıktı. Halk mancınıkları çekiyordu. Yanlarında alimler, hocalar, fakihler ve Şam askerleri vardı. Sultanul Eşref Salahaddin Ha­lil b. Melik Mansur Kalavun Mısır askerleriyle yola çıktı. Or­dular Akka'ya geldiler. Rebiülahir ayının dördüncü günü, perşembe günü şehir kuşatıldı. Mancınıklar kuruldu, kuşat­ma şiddetlenince Frenkler arkalarını dönüp kaçtılar. Geri­lere binip deniz savaşına giriştiler. Onlardan sayılamayacak"kadarı öldürüldü. Davullar güneşin doğuşu ile hep birden çal­dı. Üçyüz saldırı yapılmıştı. Surlara İslam bayrağı dikildi. Müslümanlar gerçekten çok ganimet elde ettiler. Sultan şehrin yıkılmasını emretti. Şehir yıkıldı. Sur ve Sayda şehir­lerini de teslim aldı. Sultan Sur'a bir komutan gönderdi. Ora­nın da kalesi yıkıldı. Sur kenti beşyüz onsekiz yılından be­ri Frenklerin elinde idi.

Akka'yı ise Sultan Salahaddin Yusuf Frenklerden al­mıştı. Sonra Frenkler geriye dönüp şiddetli bir kuşatma ile kuşatmışlardı. Sultan onları çembere alarak bir müddet ora­dan uzak tutmağa çalıştı. Kuşatma otuz yedi ay. sürdü. So­nunda şehir halkı kuşatmadan bıktı. Sultan Salahaddin'in ha­beri olmadan şehri Frenklere teslim ettiler. Halk oradan çıktı. Frenkler oraya yerleştiler. Salahaddin Halil onların elinden tekrar alıncaya kadar, şehir onların elinde kaldı. [503]

Altiyüz doksan bir yılında Rum kalesi fethedildi. Orayıda Sultan Eşref kılıçla fethetti. Otuzüç gün süren büyük bir kuşatmadan sonra almayı başardı. [504]

 Müellif şöyle diyor: "Zikrettiğimiz savaşlar arasında ravilerin rivayet ettikleri savaşlar vardır. Meşur birinin üze­rindedir. Meşhur olmayanlar ise zikredilemyecek kadar çoktur. Eğer müslümanlarm doğu ve batıda yaptıkları savaş­lar araştırılacak olursa yüz cilt kitaba sığmaz. Özellikle İs­lam Medine'yi münevvereden çıkıp kılıçla ufukları bu ka­darını burada zikretmemizin sebebi, kılıçların gölgesinde ra­hatça yaşayanlara, müslümanların tarihteki kahraman, cesur ve atak adamlarının dinlerini korumak için sarfettikleri ça­bayı, bu yolda karşılaştıkları sıkıntıları, şehir ve kaleleri fethedilirken tattıklarını anlatmaktır.

Şüphesiz Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez. O bi­ze yeter. Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak yine o ye­terlidir. [505]

 



[1] Müdessir: 74/2.   

[2] Maide: 5/67.    

[3] Hicr: 15/9495. 

[4] Müzemmil: 73/10.  

[5] En'am: 6/68.  

[6] Nisa: 4/100.  

[7] İsra: 17/80.   

[8] Bakara:2/190.     

[9] Hacc: 22/39.    

[10] Bakara: 2/244.

[11] Tevbe: 9/123. 

[12] Bakara: 2/244. 

[13] Tevbe: 9/111.   

[14] Beyhaki'nin, İmanın Şubeleri kitabı. Dar'ul Me'mun litturas'ta basılmıştır. Ümmül Kura Üniversitesi kütüphanesi, el yazmaları, No: 2133, (c). Birinci cild, s. 44-45'e bakılabilir.

[15] (m) nüshasında, "Şemmas" diye geçiyor. Bu hatadır.

[16] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/309-311

[17] Tevbe: 9/111.      

[18] Tevbe: 9/111.  

[19] Bakara: 2/282.  

[20] Tevbe: 9/111.   

[21] Nihaye: 3/339-340'da şöyle diyor: "Ğibt: Özel hasettir. Gibtadır. Gıbta, onun malının devam etmesiyle birlikte aynısının senin de ol­masını istemektir. Hased isev onun malının yok olması ve aynısının senin olmasını istemektir."

[22] Tevbe: 9/111.

[23] Tevbe: 9/111.   

[24]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/312-314

[25] Sireti İbni Hişam: 4/189; Uyunul eser fi fununil meğazi veş şe­mail ves siyer: I/223; Vakidi'nin Meğazi: 1/7; Tabakatu İbni Sa'd: 2/5.

[26] İbni Kesir: 2/352'de, Peygamberin savaşların sayısını açıklayan rivayetler nakletmiştir. On dokuz, onaltı, onsekiz, yirmi dört, yirmibir, sayılarını veren rivayetleri nakletmiştir. Yirmibeş savaş sayısını kimin ri­vayet ettiğini bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/314

[27] Müslim Cihad ve siyer bölümünde, "Peygamberin savaşlarının sayısı" konusunda: Al-i İmran: 3/1448, No: 1813'de, Cabir'den: "Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte on dokuz savaşa çıktım. Bedir ve Uhud'a, babam engellediği için katılamadım. Babam öldürülünce, Rasulullah'dan (s.a.v.) hiçbir savaşta geri kalmadım" rivayetini nakletmiştir. Bu hadisten anlaşıldığına göre, Peygamberin savaşlarının sayısı yir-mibirdir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/314

[28] Buhari, savaşlar bölümünde, "Peygamber kaç savaşa çıktı" konusunda, 5/145 'de, Züheyr yoluyla Ebu İshak'tan rivayet etmiştir. Tirmizi, Cihadın Faziletleri bölümünde, "Peygamberin kaç savaşa çık­tığı hakkındaki rivayetler" konusunda, 4/194, No: 1676'da, Şu'be yoluyla Ebu İshak'tan rivayet etmiştir.

[29] Nihaye: 2/363'de şöyle diyor: "Seriyye: Ondirilmelerrdudan bir bölüktür. Sayılan en fazla dört yüz olur. Düşmana saldırı için gönderilir. Seriyye diye isimleinin sebebi, askerlerin seçkin ve özel kişilerin­den

oluşmasından dolayıdır. Seriy: Mükemmel, nefis manasınadır. Baş­ka bir görüşe göre ise, bu şekilde isimlendirilmelerinin sebebi, açıktan değil, gizlice hareket etmeleridir."

[30] Sa'd'ın yanında: 2/5-6'da: "Peygamberin gönderdiği seriyyelerin sayısı kırk yedidir" diye geçiyor. Musannif hata yapmıştır. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/314-316

[31] Uyunul eser: 1/223.

[32] Sireti İbni Hişam'da: 4/189'da, İbni İshak'dan rivayet edildiğine göre; otuz iki tane seriyye gönderilmiştir.

[33] Sireti İbni Hişam: 2/170-171.

[34] Mu'cemul Buldan: 4/127: "Uşeyre: Mekke ile Medine arasın­da bir yerdir."

[35] Sireti İbni Hişam: 2/176.

[36] Esedül Ğabe: 4/468, No: 4443'de şöyle diyor: "Kurz b. Cabir b. Huseyl. Hicretten sonra müslüman olmuştur. İbni İshak şöyle diyor: "Kurz Medine'nin hayvanlarına akın düzenledi. Rasulullah (s.a.v.) onun arkasından çıktı. Safvan vadisine kadar geldi. Fakat Kurz'u ele geçireme­di. Sonra müslüman oldu ve İslam'ı güzelleşti. Mekke'nin fethi günün­de, hicri sekiz yılında öldürüldü.

[37] Sireti İbni Hişam: 2/182.

[38] Tabakam İbni Sa'd: 2/12.

[39] Tabakam İbni Sa'd: 2/12.

[40] İbni Abdulberr, Durer kitabında, s: 138'de şöyle diyor: "Bedir'e katılan Müslümanların sayısı, Üçyüz on yedi idi," Musannif hatalı nakletmiştir. İbni Hişam: 2/250'de ise; üçyüz ondört kişidir. İbni Seyyid'in nas, 1/284'de üçyüz altmış üç kişidir.

[41] Buhari, Savaşlar bölümünde, "Bedir ashabının sayısı" konusun­da, 5/5'de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/316

Tİrmizi, Siyer bölümünde, "Bedir ashabının sayısı" konusunda, 4/152, No: 1598'de, Ebubekir b. Ayyaş yoluyla, İbni İshak'tan rivayet et­miştir. Tirmizi şöyle diyor: "Bu hadis hasen ve sahihtir. Sevri ve başkaları Ebu İshak'tan rivayet etmişlerdir." Tabâkatu İbni Sa'd: 2/20.

[42] Müslim, Cihad ve Siyer bölümünde, "Bedir savaşında melek­lerin yardımı ve ganimetlerin helal oluşu" konusunda, 3/1383, No: 1763"de rivayet etmiştir.

[43] Bu rivayeti İbni Sa'd'da bulamadım.

[44] Esedül öabe'de şöyle diyor: "Atike binti Abdülmuttalib b. Hişam el-Kureşiyye. Rasulullah'ın halasıdır. Müslüman oluşunda ih­tilaf edilmiştir, İbni Sa'd ve alimlerden bir cemaat; "Safiyye'den başka Rasulullah'ın halalarından kimse müslüman olmamıştır" diyorlsabe'de şöyle diyor: "Ukayli'nin, sahabenin biyografilerinde ve Atike'nin biyografisinde naklettiği rivayette, İbni Fethun'un istiab'ın sonunda zikrettiği gibi, Atike'nin Pegyamberi öven ve Peygamberliğe merhabe eden bir şiiri ile müslüman oluşuna delil getiriliyor. İbni Men­de onu sahabeden saymaktadır."Esedül Ğabe: 7/185, No: 7080; İsabe: 4/357, No: 198

[45] Sireti İbni Hişam: 2/182-184.

[46] Takrib: 2/236, No: 993"de şöyle diyor: "Mirsad b. Ebi Mirsad el-Banevi. Bedir'e katılmış bir şahabıdır. Üç veya dört yılında şehid edilmiştir.

[47] Sireti İbni Hişam: 2/186.

[48]  (e) nüshasında "ğayruhum" diy; geçiyor. Bu hatadır.     

[49] Sireti İbni Hişam: 2/188.

[50] Tabakatu İbni Sa'd: 2/14; Uyunul Eser: 1/274; İbni Esir'in Siretün Nebeviyye: 2/392.

[51] Sireti İbni Hişam: 2/188.

[52] Sireti İbni Hişam: 2/191.

[53] Hattabi Ğaribul Hadis: 1/432'de şöyle diyor: "El kalibu: Nor­mal kuyudur." Cevheri: 1/206'da şöyle diyor: "El kalibu: Taş v.s. ile örülmeden önceki kuyudur."

[54] İbni Hişam'da, "Nuğur" diye geçiyor. İbni Sa'd'da ise, "Nuur" diye geçmektedir. Sireti İbni Hişam: 2/192; Tabakatu İbni Sa'd: 2/15. İbni Esir Menalut talib fi şerhil ğaraib'de, s 168'de şöyle diyor: "Ğarul mai: Suyun hızlı akması ve toprağı sürüklemesidir." Cevheri Sihah: 2/762'de şöyle diyor: "Aviret aynır Rekiyyeti: Çeşmeyi, suyu çekilinceye kadar, toprakla doldurmaktır." Buna göre, "Ğuvvine" ve "Uvvine" nîn manası birdir.

[55] Sireti İbni Hişam: 2/191. .'

[56] Tabakatu İbni Sa'd: 2/15.

[57] Sireti İbni Hişam: 2/192.

[58] İbni Hişam: 2/193'de, "İh zem" diye geçiyor.

[59] İbni Hişam: 2/194'de, "İkteşefe" diye geçiyor. Cevheri Sihah: 4/1422'de şöyle diyor: "El ekşefu: Savaşta korunacak kalkanı olmayan kimsedir."

[60] İbni Hişam: 2/194. Sihah: 6/2159'da şöyle diyor: "Etene: Kesmektir, Kesmenin sesi kastediliyor."

[61]  (m) ve (a) nüshalarında, "Badere" diye geçiyor.

[62] Hattabi, Ğaribul Hadis: 2/269'da şöyle diyor: "Dafeftu: Onu öldürdüm manasındadır. Defetu da kullanılıyor."

[63] İbni Hişam: 2/195'de: "İnsanlar kalabalıklaştı" diye geçiyor.

[64] Sireti İbni Hişam: 2/194-195.

[65] Tehzib'de şöyle diyor: "Habban b. Vasi b. Habban b. Munkiz b. Arar el-Ensari, el-Mazini el-Medeni. Sadece abdest konusunda bir ha­disi rivayet edilmiştir" İbni Hibban onu Sikat'da zikretmiştir. Takrib'de, "Saduktur. Hata yapabiliyor" diyor. Tehzib: 2/170, No: 308; Takrib: 1/146, No: 92.

[66] Esedül Ğabe: 2/484, No:' 2332'de şöyle diyor: "Sevad b. Gaziyye el-Ensari. Adiy b. Neccaroğullarındandır. Rivayete göre onların müttefikidir. Bedir ve diğer savaşlara katılmıştır."

[67] Hattabi, Ğaribul hadis'de şöyle diyor: 2/500: "Haretün Naim: Kişinin uyuklamasıdır."

[68] İbni Hişam: 2/195-196.

[69] Tabakam İbni Sa'd: 2/15-16.

[70] Tabakatu İbni Sa'd: 2/25-26. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/316-326

[71] Beyhaki'nin Delailun Nübüvve: 2/338. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/326

[72] Beyhaki'nin Delailun nübüvve: 2/338.

[73] Takrib'de şöyle diyor: "Rabi' b. Enes el-Bekri. Basra'hdır. Ho­rasan'a geldi. Saduktur. Vehimleri vardır. Şii olmakla suçlanmıştır. Beşinci tabakadandır. Kırk yılında veya daha önce ölmüştür."Tehzib'de şöyle diyor: "İçli, "Saduktur" diyor. Nesai, "Mahzuru yoktur" diyor." İbni Main, "Aşın bir şiidir." İbni Hibban Sikat'da zikret­miştir,                                                

Cerh'te şöyle diyor: "Ebu Hatim, "Saduktur" diyor. Mürre"ye, "Ra­bi' b. Enes ile Ebu Aliye veya Ebu Halide'den hangisini tercih edersin?" diyor sorulunca, "Rabi' i tercih ederim" demiştir."Takrib: 1/243, No: 31; Tehzib: 3/238, No: 461; Cerh: 3/454, No: 2054.

[74] Cevheri Sihah: 1/52'de şöyle diyor: "Erdee: Yardım etmektir."

[75]  (m) nüshasında yoktur. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/326-327

[76] Buharı Savaşlar bölümünde, "Meleklerin Bedir'e gelmeleri" konusunda, 5/13 'de rivayet etmiştir.

[77]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/327

[78] Müslim, Cihad ve siyer bölümünde, "Bedir savaşında melek­lerin yardımı ve ganimetlerin helal oluşu" konusunda, 3/1384, No: H63'de rivayet etmiştir.

[79] Sireti İbni Hişam: 2/196.

[80] İbni Hişam: 2/201 'de şöyle diyor: "El harcetü: Dallan karışmış ağaçtır."

[81]  (m) nüshasında, "Yanıma" diye geçiyor. Asılda ki, İbni İshak'a uygundur.

[82] Sireti İbni Hişam: 2/201.

[83] Sireti İbni Hişam: 2/201.

[84] Nefhüt tib'de: 2/49, No: 15'de şöylediyor: "Kasım b. Sabit, Ebu Muhammed el-Avfi es-Serkasti. Hadis ve luğatı cem etmeye çalıştı. Babası ile birlikte Endülüs'e çokça ilim soktular. Kasım hadis şerhi konusunda. Delail isminde bir kitap yazdı. Kitabı tamamlayamadan öldü. Kitabı babası Sabit tamamladı, erkast'ta hicri 203 yılında öldü.

[85] (a) nüshasında: "evkaa" diye geçiyor.

[86] İbni Kesir'in Siretün Nebeviyye: 2/478. İbni Kesir şöyle diy­or: "Süheyl'i Kasım b. Sabit'in Delail kitabında zikrediliyor"

[87] Cevheri Sihah: 5/2030.

[88] Şerhi yukarıda geçti. Menalut talib. Sihah: 2/762.

[89] İattabi, Ğaribul Hadis: 1/223; Sihah: 1/394'de "Kidh" diyegeçiyor.

[90] Nihaye: 3/207.

[91] Tabakam İbni Sa'd: 2/28; Vakidi'nin Meğazi: 1/176.

[92] Mu'cemul Buldan: 4/443'de şöyle diyor: "Vakidi şöyle diyor: "Madan tarafında, Arhadiyye'de bir köydür. Medine ile zrası sekiz fer­sahtır." Başkaları ise, "Selim oğullarının suyudur" diyorlar."

[93] Siret İbni Hişam: 3/3.

[94] Tabakatu İbni Sa'd: 2/29.

[95] Tabakatu İbni Sa'd: 2/30; Vakidi Meğazi: 1/181; Sireti İbni Hişam: 3/403.

[96] İbni Sa'd'da, "Becran" şeklindedir. Mu'cemul Buldan'da, 5/266'da, "Necran" diye geçiyor. Yemen'in Mekke tarafında bir bölge­sidir,

[97] Vakidi Meğazi: 1/193-194; İbni Sa'd: 2/34-35; Sireti İbni Hişam: 3/4.

[98] Tabakatu İbni Sa'd: 2/35.

[99] Tabakatu îbni Sa'd: 2/36.

[100] Sirelü İbni Kesir: 3/25-26. İbni Kesir Musa b. Akabe'nin ha­disini rivayet etmiştir.

[101] Tabakatu İbni Sa'd: 2/39; Uyunul Eser: 2/7. Ebu Berde, biyo­grafisi s: 345'de geçti.

[102] Cemheretül Ensab: s. 127-128'de şöyle diyor: "Talha b. Ebi Talha'nın çocuklarından bazıları da, Mesafi', Celas ve Haris'tir. Uhud gü­nü babalarıyla beraber kafir olarak öldürülmüşlerdir. Amcaları da öldü­rülmüştür. Asım b, Sabit b. Ebi Eklah Mesafi ve Celas'ı öldürdü. Kazman Haris'i öldürdü. Osman b. Talha müslüman oldu ve fetihten önce hicretetti."

[103] Uyunul eser: 2/11.  İsabe: 2/236, No: 4347'de şöyle diyor: "Asım b. Sabit b. Ebi Ek­lah Kays b. İsmet b. Nu'man b. Malik. Buhari ve Müslim'de Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) bir seriyye gönderdi ve başına Asım b. Sabit'i verdi..." hadis. Asım bu hadiste şöy­le diyor: "Bir müşriğin himayesine kesinlikle girmeyeceğim." Hiçbir müşriğe dokunmamaya ve hiçbir müşriğin kendisine dokunmamasına Al­lah'a söz verdi. Bedir'de Kureyş'in büyüklerinden birini öldürdüğü için, Kureyş onun cesedinden birşeyler getirmesi için birini

[104] Tabakatu İbni Sad: 2/41-42.

[105] İbni Hacer, Feth'de şöyle diyor: "İbni Aiz'in yanında, Muttalib b. Abdullah b. Hantab'ın mürsel hadisinde:"Sahabeler Uhud günü Rasulullah'ın etrafından dağıldılar. Sadece yanında ensardan on iki kişi kaldı" diyor. Nesai ve Beyhaki'nin DelaiFde Cabir'den naklettikleri rivayette: "Uhud günü insanlar Peygamberin etrafından dağıldılar. Sadece ensar ve Talhaoğullarından onbir kişi yanında kalmıştı." Bu rivayetin senediiyidir."Feth'ul-Bari: 7/360. Bu rivayet, bu şekilde Buhari'de yoktur.

[106] İbni Hişam: 3/44.             '

[107] İbni Hişam: 3/44-45.

[108] İbni Hişam: 3/109.

[109]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/327-335

[110] Nihaye: 5/102'de şöyle diyor: "Nakabet akdamuna: Ayak­larımız nazikleşti."

[111] Sireti İbni Hişam: 3/119.

[112] Sireti tbni Hişam: 3/119.

[113] Sireti İbni Hişam: 3/128.

[114] Buharı, Savaşlar bölümünde, "Zatur Rika savaşı" konusunda, 5/52'de rivayet etmiştir. Müslim, Cihad ve Siyer bölümünde, "Zatur Rika savaşı" konusunda, 3/1449'da, Ebu Amir Abdullah b. Berrad el-Eş'ari yoluyla Hamd b. A'la'dan, o da Ebu Usame'den rivayet etmiştir.

[115]  (m) nüshasında, "ila" harfi fazladır.

[116] Tabakatu İbni Sa'd: 2/62-63.

[117] Sireti İbni Hişam: 3/27.

[118]  (m) ve (a) nüshalarında "Duheyle" diye geçiyor.

[119] Sireti İbni Hişam: 3/128.

[120] İbni Sa'd'da, "Silun" diye geçiyor.

[121] Tabakatu İbni Sa'd: 2/65-67.

[122] Sireti İbni Hişam: 3/131.

[123] Sireti İbni Hişam: 3/133.

[124] Sireti İbni Hişam: 3/134.

[125]  (m) nüshasında: "Onlara" diye geçiyor.

[126]  (m) nüshasında: "Yevm" "gün" kelimesi fazladır.

[127] Sireti İbni Hişam: 3/137–140.

[128] Sireti İbni Hişam: 3/140.

[129] Tabakatu İbni Sa'd: 2/74.

[130]  (m) nüshasında, "Mallan paylaşması" da geçiyor.

[131]  (m) nüshasında, "Sa'da" kelimesi fazladır.

[132] Sireti İbni Hişam: 3/141-147.

[133] Tabakatu İbni Sa'd: 2/78.

[134] Sireti İbni Hişam: 3/174-175.

[135] Mu'cemul Buldan: 4/321'de şöyle diyor: "Zukared: Medine ile Hayber arasında, Medine'ye iki gece uzaklıkta bir sudur."

[136] Esedül Gabe: 4/331, No: 4160'da şöyle diyor: "Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedr b. Amr b. Cuveyye. Künyesi Ebu Maliktir. Fetihten sonra müslüman oldu. Başka rivayete göre ise fetihten öce müslüman oldu. Fetihe müslüman olarak katıldı. Müellefeyi Kulub'dan idi. Mürted olup sonra İslam'a geri dönenlerdendir."

[137] Sireti İbni Hişam: 3/175-176.

[138] Buhari, Savaşlar ve Siyer bölümünde, "Zu Kared savaşı" konusunda, 5/7'de rivayet etmiştir.

Müslim, Cihad bölümünde, "Zu kared savaşı ve başkaları" konusun­da, 3/1433, No: 1807'de rivayet etmiştir.

[139] El Bidaye ve'n-Nihaye: 4/150.

[140] Nihaye: 1/113'de şöyle diyor: "el berhu: şiddettir"."

[141] Bütün nüshalarda, "Ğabaş" dîye geçiyor. Bu hatadır. Doğrusu, "Ğils" tir.

[142]  (m) nüshasında, "Hel" kelimesi fazladır.

[143] Esedül Gabe: 1/69, No: 54'de şöyle diyor: "el ehramu: Esed b. Huzeyme oğullarından olan biridir. Kendisine, Ebu Katade'ye de­nildiği gibi, "Rasulullah'ın süvarisi" deniliyordu. İbni Ekva'nm hadisi­ni nakletmiştir. Peygamberin hayatında, altı yılında öldürüldü. Abdur­rahman b. Uyeyne b. Hısn'ın saldırısında öldürüldü. Ehram lakabıdır is­mi, Muhriz b. Nadle'dir.

[144]  (m) nüshasında yoktur.

[145] Nihaye; 4/210'da şöyle diyor: "Yani sen sabah erkenden biz­im peşimize takılan Ekva'mısın? Çünkü sabahleyin, "Ben Ekva'nın oğluyum. Bugün alçalma günüdür" demişti.

[146] Müslim, Cihad ve siyer bölümünde, "Zi kafed savaşı" konusun­da: 3/1433, No: 1807'de rivayet etmiştiç.

[147] Nihaye: 5/37.

[148] Nevevi'in Müslim şerhi: 12/178.

[149] Nihaye: 2/230.

[150] Nihaye: 5/87.

[151] Nihaye: 1/40

[152] Nihaye: 2/463.

[153] Mu'cemul Buldan: 5/118'de şöyle diyor: "Müreysi': Kadid böl­gesinde sahil tarafında bir sudur."

[154] Sireti İbni Hişam: 3/182.

[155] Uyunul Eser: 2/91.

[156] Tabakatu İbni Sa'd: 2/63.

[157] Esedül Ğabe: 1/400, No: 905'de şöyle diyor: "Haris b. Ebi Dırar. Bu Habib b. Haris b. Aid b. Malik b. Cüzeyme'dir. Peygamberin hanımı Cüveyriye'nin babasıdır."

[158] Sireti İbni Hişam: 3/182.

[159] Tabakatu İbni Sa'd: 2/64.

[160] İbni Sa'd'da: Koyun manasına gelen, "Şaun" diye geçiyor.

[161] Sireti İbni Hişam: 3/196; Tabakatu İbni Sa'd: 2/95.

[162] Sireti İbni Hişam: 3/211.

[163] Uyunul Eser: 2/130.

[164] Uyunul Eser: 2/130.

[165]  (m) nüshasında, "Azve" kelimesi fazladır.

[166] Esedül Ğabe: 3/3 24, No: 2699'da şöyle diyor: "Amir b. Sinan. Bu Ekva b. Abdullah b. Kuşeyr b. Huzeyme b. Malik b. Selaman b. Eş­lem el-Eslemi. Seleme b. Amr b. Ekva'nın amcasıdır. Ona §elme b. Ekva' denilirdi. Halbuki o Amr b. Ekva'nın oğlu idi. Amir şair idi. Rasul­ullah ile birlikte Hayber'e gitti ve orada öldürüldü.

[167]  (m) nüshasında, "Ünzilenne" diye geçiyor. Asıldaki Müs­lim'e uygundur.

[168] Müslim'de, "Yehtiru" diye geçiyor.

[169] Müslim'de "Uveffihİm" diye geçiyor.

[170] Müslim, Cihad ve Siyer bölümünde, "Zu kared savaşı" konusunda: 3/1433, 1441'de, No: 1807'de rivayet etmiştir."Şakis silahi" cümlesi, silahında hiddeti ve şiddeti ortaya çıkan man­asınadır.

[171] Takrib: 2/467, No: 5'de şöyle diyor: "Ebu Leyla b. Abdullah b. Abdurrahman b. Sehl el-Ensari el-Medeni. İsminin Abdullah olduğu söyleniyor. Sikadır. Dördüncü tabakadandır."

[172] Nihaye: 1/204'de şöyle diyor El mevsurus sair: Ben kanı ta­lep edenim."

[173]  (m) ve (a) nüshalarında "minma" diye geçiyor.

[174] Sireti İbni Hişam: 3/214-215.

[175] Vakidi Meğazi: 2/656.

[176] Esedül Ğabe: 7/172, No: 8059'da şöyle diyor: "Safiyye bin­ti Abdulmuttalib b. Hişam b. Abdu menaf el-Kureşiyye el-Haşimiyye. Rasulullah'ın (s.a.v.) halasıdır. Zübeyr b. Avvam'm annesidir. Hamza'nın anne babadan kardeşidir. Cahiliyye'de Haris b. Harb b. Ümeyye b. Ab­du Şems ile evlendi. Ebu Süfyan b. Harb'ın kardeşi. O ölünce Avam b. Huveylid ile evlendi. Ömer b. Hattab'ın halifeliği döneminde yirmi altı yılında öldü."

[177] Sireti İbni Hişam: 3/215-216. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/335-355

[178] Buhari, Savaşlar bölümünde, "Hayber savaşı" konusunda. 5/73'de rivayet etmiştir.

[179] Ravdul Unf: 7/7.

[180] Sireti İbni Hişam: 4/3.

[181] Takrib: 1/405, No: 215'de şöyle diyor: "Abdullah b. Ebubekir b. Muhamed b. Amr b. Hazm el-Enşari. Medine'lidir. Kadı idi. Sika­dır. Beşinci tabakadandır. Otuz beş yılında yetmiş yaşında iken öldü."

[182] Sireti İbni Hişam: 4/5.

[183] Urve b. Zübeyr'in Rasulullah'ın (s.a.v.) savaşları s: 209.

[184] Siret-i İbni Hişam: 4/60-62. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/355-357

[185] Takrib: 1/385, No: 21 'de şöyle diyor: "Asım b. Ömer b. Katade b. Numan el-Evsi el-Ensari. Künyesi Ebu Ömer'dir. Medine'lidir. Sikadır. Savaşları bilir. Dördüncü tabakadandır. Yüz yirmi yılından son­ra öldü."

[186] Takrib: 1/475, No: 892'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Cabir b. Abdullah el-Ensari. Künyesi Ebu Atik'tir. Medine'lidir. Sikadır. İb­ni Sa'd "zayıftır" demekle isabet etmemiştir. Üçüncü tabakadandır."

[187] Beyhaki'nin Delail'un-Nübüvve.

[188] Nihaye: 5/204'de şöyle diyor: "Hamiye! vatis: Savaşta vuruş­madır"

[189] Uyun'ul-Eser: 2/193.

[190] Siretî İbni Hişam: 90-93.

[191] Takrib: 2/306, No: 139'da şöyle diyor: "Nefi' b. Haris b. Kelede b. Amr es-Sekafi. Künyesi Ebu Bekir'dir. Künyesi ile meşhur bir sahabidir. Rivayete göre ismi Mesruh'tur. Taif te müslüman olmuştur. Basra'ya geldi ve elli bir veya iki yılında orada öldü.

[192] Takrib: 2/309, No: 178'de şöyle diyor: "Nevfel b. Muaviye b. Urve b. Sahr ed-Diyli. Künyesi Ebu Muaviye'dİr. Fetih yılında müslüman olan bir sahabidir. Yezid'in hilafetinin başlangıcına kadar yaşadı. Yüz yirmi vil yaşadı."

[193] İbniSa'd: 2/158-159. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/357-360

[194] Takrib'de şöyle diyor: "Osman b. Ebi Hazim el-Becli. Hadi­si kabul edilir. Altıncı tabakadandır." Tehzib'de şöyle iyon "İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. Sahr'da ge­çen bir hadisi vardır."Takrib: 2/7, No: 42; Tehzib: 7/109, No: 234.

[195] Takrib'de şöyle diyor; "Ebu Hazim b. Sahr b. Ayle. Bilinmi­yor. Üçüncü tabakadandır. Babasının künyesinin de Ebu Hazim olduğu söyleniyor."Tehzib'de şöyle diyor: "Sahr b. Ayle. Sahabidir. Ebu Hazim diye künyelenmesi ihtimali vardır. Biyografi sahibi, onun oğludur. İbni Kattan, "Durumu bilinmiyor" diyor."

[196] Takrib: 2/409, No: 78'de şöyle diyor: "Sahr b. Ayle b. Abdul­lah b. Rabia el-Ehmasi. Sahabidir. Hadisi azdır. Ayle'nin onun annesi­nin adı olduğu söyleniyor.

[197] Ebu Davud, haraç, imaret ve fey' bölümünde, "yerlerin alın­ması" konusunda: 3/448, No: 3067'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "İsnadında Eban b. Abdullah b. Ebi Hazim var­dır. İbni Main "sikadır" demiştir. İmam Ahmed, "Saduktur. Hadisi uygun­dur" diyor. İbni Adiy, "Mahzuru olmayacağını ümit ederim" diyor. Ebu Hatim, İbni Hibban el-BîifUi, "Hatası çok belirgindir. Münker hadis riva­yet etmiştir." Muhtasar: 4/263.

[198] Uyunu'I-eser: 2/215-216

[199] Mu'cemu'l-Buldan, 2/86'da şöyle diyor: "Seniyyetü'1-veda' yolculuğ"a çıkanın vedalaştığı yerin ismidir. Mekke'ye gidenlerin Medine yakıamdaki vedalaşma tepesidir. Cahiliyye döneminde buraya konulmuş eski bir isimdir.-Yolcuların vedalaşmasından dolayı bu şekilde isimlandırılmıştır."

[200] Siret-i İbni Hişam: 4/120.

[201] Tabakan İbni Sa'd: 2/165-166.

[202] Nihaye: 3/75'de şöyle diyor: "Ed dihhu: Yere ulaşan güneş ışı­ğıdır."

[203] Sireti İbni Hişam: 4/121.

[204] Sireti İbni Hİşam: 4/126.

[205]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/360-362

[206] Mu'cem'ul-Buldan: 5/153'de şöyle diyor: "Mean: Şam vadi­sinde, Belka topraklarında, Hicaz tarafında bir şehirdir."

[207] Mu'cem'ul-Buldan: 5/31'de şöyle diyor: "Maab: Belka top­raklarında, Şam tarafında bir şehirdir."

[208] "Ve elkayne" kelimesi kitapta yoktur. İbni Hişam'da ise var­dır.

[209] Esedül Ğabe: 4/407, No: 3O5'de şöyle diyor: "Kutbe b. Kata-de el-Uzri. Mute savaşında, müslümanların sağ kanat komutanı idi."

[210] Esedül Ğabe: 3/170, No: 2803'de şöyle diyor: "Ubaye b. Malik el-Ensari. Mute savaşında, müslümanların sol kanat komutanı idi. Ubade b. Malik'de deniliyor."

[211] Sireti İbni Hişam: 4/9-10-11.

[212] Esedül Ğabe: 1/265, No: 539'da şöyle diyor: "Sabit b. Akram b. Sa'lebe b. Adiy b. Aclan b. Harise b. Dubeya b. Haram b. Cu'l b. Ha-sem. Urve ve Musa b. Akabe şöyle diydYlar:"Bedir'e katıldı. Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte bütün savaşlara katıl­dı. Cafer b. Ebu Talib ile birlikte Mute savaşma katıldı. Ridde savaşla­rında, on bir yılında Sabit tarafından öldürüldü."

[213] Vakidi, Meğazi: 2/760.

[214] Sireti İbni Hişam: 2/11-12.

[215] Yahya b. Abbad, Abdullah b. Zübeyr'den nakletmiştir. îbn İshak ta "Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr babası Abbad'dan nakletmiştir." diyor. Takrib 2/350, no: 97'de şöyle diyor: "Yahya bin Abbad bin Abdullah bin Zübeyir bin Avvam el-Medeni. Sikadır, beşinci tabakadandır.

[216] Abbad bin Abdullah bin Zübeyir bin Avvam. Sikadır. Üçüncü tabakadandır. Takrib: 1/392, no: 98.

[217] Musannif ta bu kelime yoktur. İbn İshak'ta vardır.

[218] Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Hayvan savaşta öldürülür" ko­nusunda, 3/62, No: 2573'de rivayet etmiş ve "Bu hadis sağlam değildir" demiştir. İbni Munzir'in Muhtasar'ında, Ebu Davud'un hadis hakkındaki sözü naklediliyor. Ahmed Muhammed Şakir'de, Ebu Davud'un bu sözünü nakletmiştir. Niye sağlam olmadığım bilmiyorum. Hadisi, Ebu Davud, Muhammed b. İshak yoluyla Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr'den rivayet etmiştir. O da babası Abbad b. Abdullah'tan nakletmiştir. İbni İs­hak, Yahya b. Abbad'dan dinlediğini açakça söylemiştir. Sireti İbni Hi­şam'da İbni İshak'tan böyle riayet edilmiştir. Hafız İbni Kesir'de tarihin­de: 4/244'de. Sireti İbni îshak'dan böyle nakletmiş ve herhangi bir illet zikretmemiştir. İsnadın illeti yoktur. Niye sağlam değildir. Bilemiyorum. Muhtasar: 3/397, No: 2463.

[219] Ravdulenf: 7/36.

[220] Sireti İbni Hişam: 4/12.

[221] Sireti İbni Hişam: 4/13-14.

[222] Sireti İbni Hişam: 4/14.

[223] Takrib: 2/251, No: 1155'de şöyle diyor: "Mus'ab b. Şeybe b. Cübeyr b. Şeybe b. Osman el-Abderi el-Mekki el-Cehebi. Hadisi yumu­şaktır. Beşinci tabakadandır.

[224] Esedül Ğabe: 3/38.

[225] Sireti İbni Hişam: 4/14-15.

[226]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/362-368

[227] Buhari'de "Haberleri" diye geçiyor.

[228] Buhari, Savaşlar bölümünde, "Şam topraklarındaki Mute sa­vaşı" konusunda, 5/87'de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/368-369

[229] Buhari Cihad ve Siyer bölümünde, "Şehadetİn temennisi" konusunda 3/203'de rivayet etmiştir.

[230] İbni Seyyid'in Nas'm: 2/J55'deki rivayetinde, "Münye"dir. Feth'ul-Bari: 7/513'de ise, Ümeyye'dir.

Esedül Gabe'de, "Adamın adı Ya'la b. Ümeyye'dir" diyor. Fakat Ya'la b. Münye diye biliniyor. Münye annesidir. Esedül Ğabe: 3/523.

[231] Feth'ul-Bari: 7/513. İbni Hacer bu rivayeti Musa b. Akabe'ye nisbet etmektedir.

[232] Uyun'ul-Eser: 2/î55-156'da Musa b. Akabe'den nakledil mistir.

[233] Biyografisi s: 508'de geçti.

[234]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/369-370

[235] Buhari Savaşlar bölümünde, "Mute savaşı" konusunda: 5/87'de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/370

[236] Buhari, Sahabeler bölümünde, "Cafer b. Ebi Talib'in menkı­besi" konusunda, 4/209'da rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/370

[237] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümünde, "Cafer b. Ebi Talib'in Menkıbesi" konusunda, 9/272'de rivayet etmiştir. Heysemi şöy­le diyor: "Taberani iki isnadla rivayet etmiştir. Biri hasendir."

[238]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/370

[239] Nihaye: 3/81 'de şöyle diyor: "Mudarreciin: Bulaşmak, karış­maktır."

[240] Takrib'de şöyle diyor: "Muhammed b. Salih b. Dinar et-Temmar. Medine'lidir. Ensarın azadlı kölesidir. Saduktur. Hata yapabi­lir. Yedinci tabakadandır. Altmış sekiz yılında öldü."Cerh'te şöyle diyor: "Ahmed onun için "ikadır" diyor. Ebu Hatim, "Şeyhtir. Güçlü değildir. Hadisi hoşuma gitmiyor" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Sa'd şöyle diyor:"Aklı iyiydi. İnsanlarla karşılaşıp, onlara ilim ve savaşları öğretti. İç­li "sikadır" diyor."Takrib: 2/170, No: 312; Cerh: 7/287, No: 1558; Tehzib: 9/225, No: 354.

[241] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümü, "Cafer b. Ebu Talib'in menkıbesi" konusunda: 9/373'de rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani mürsel olarak iki senedle rivayet etmiştir. Bir isnadın ra­vileri sikadırlar."

[242] Vakidi Meğazi'de Mute savaşında: 2/762'de nakletmiştir.

[243] Anlaşıldığına göre Sa'd, iki rivayeti de tercih yapmadan nak­letmiştir. Fakat İbni Sa'd'ın yanında mevcut olana göre, Sahabi Ebu Amir, kıssayı bize nakletmiştir. Üç komutan öldürülünce müslümanlar ye­nilmişlerdir. Sonra bayrak kaldırılıp Halid b. Velİd'e verilince müslümanlar galip gelmiş müşrikler yenilmiştir. İbni Sa'd: 2/129-130..

[244] Sireti İbni Hişam: 4/24.'

[245] Uyun'ul-Eser: 2/155.

[246] Delail'un-Nübüvve: 4/375. Darul Mektebetil İlmiyye baskı­sı.

[247] Cerh: 5/32, No: 146'da şöyle diyor: "Abdullah b. Haris b. Fu-dayl el-Hatmi el-Ensari Medine'lidir. Babasından rivayet etmiştir. On­dan ise Abdurahman b. Mehdi ve Kuteybe b. Sa'd rivayet etmişlerdir. İb­ni Main "sikadır" diyor."

[248] Takrib: 1/143, No: 58: "Haris b. Fudayl el-Ensari el-Hatmi. Künyesi Ebu Abdullah'tır. Medine'lidir. Sikadır. Altıncı tabakadandır."

[249] Meğazi Vakidi.

[250] Takrib'de şöyle diyor: "Attaf b. Halit b. Abdullah b. Asi el-Mahzumi. Künyesi Ebu Safvan'dir. Medine'lidir. Saduktur. Vehimleri var­dır. Yedinci tabakadandır. Malik'ten önce ölmüştür."Cerh'de şöyle diyor: "Ahmed'e, Attaf b. Halit sorulunca, "Medine ehlindendir. Sikadır. Hadisi sahihtir. Yüze yakın hadis rivayet etmiştir." de­di. Mürre: "Mahzuru yoktur" diyor. İbni Main, "mahzuru yoktur, sikadır, salihtir" diyor. Ebu Hatim,"Salihtir" diyor. Ebu Zur'a, "Mahzuru yok­tur" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: Nesai, "Güçlü değildir" diyor. Malik, "Attaf mı rivayet ediyor?" diye sordu. "Evet" denilince, Malik, "innalillah ve inna ileyhi raciun" dedi. İbni Adiy, "Ondan sika birisi rivayet ederse, ha­disinden mahzur görmüyorum" diyor."Takrib: 2/24, No: 212; Cerh: 7/32, No: 175; Tehzib: 7/221, No: 409.

[251] Vakidi Meğazi: 2/764, Mute savaşı.

[252] Urve b. Zubeyr'in Meğazi'sinde s. 206'da rivayet edilmiştir.

[253]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/37-374

[254] Ahmed: 5/299'da rivayet etmiştir. Şeyh el-Benna şöyle diyor: "Hadis sahihtir. Ravileri sikadırlar."

Fethur Rabbani, siyer bölümü, "Zeyd b. Harise'nin Mute seriyyesi hak­kındaki rivayetler" konusunda, 21/136'darivayet edilmiştir.

[255]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/374

[256] Takrib: 2/90, No: 795'de şöyle diyor: "Avf b. Malik el-Eşcai. Künyesi Ebu Hammad'dır. Meşhur sanabidir. Fetih yılında müslüman ol­muştur. Şam'da otururdu. Yetmiş üç yılında öldü."

[257] "Mededi, Mute'ye gelip yardım eden adamlardan biridir." Müslim: 3/1374.

[258] Hattabi, Şerhi Ebi Davud'da şöyle diyor: "Yufni bil Müslim'in: Yani Müslümanlar arasındaki şiddettir."

Garibul hadis'de şöyle diyor: "Yufrin nase: İnsanların saflarını yar­dı. Fery: Büyük iş manasındadır."Süneni Ebi Davud: 2/163; Hattabi'nin Ğaribul Hadis: 2/571.

[259] Müslim, Cihad ve Siyer bölümünde, "Öldürenin selbi olma­ya hak kazanması" konusunda, 3/1374'de, No: 1753'de rivayet etmiştir. Ebu Davud, Cihad bölümünde, "istediğinde katili Selb'den alıkoyan imam" konusunda, 3/163, No: 2719'da Ahmed b. Muhammed b. Hanbel yoluyla Velid b. Müslim'den rivayet etmiştir.

[260] Sireti İbni Hişam: 4/16.

[261] Ahmed: 2/111 'de, Ebu Ömer'den rivayet etmiştir. Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Çatışma gününde kaçma konusunda: 3/106, No: 3647'de Züheyr yoluyla Yezid b. Ebi Ziyad'dan rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Tirmizi ve İbni Mace rivayet etmişlerdir. Tirmizi şöy­le diyor, "Hadis hasendir. Bunu sadece Yezid b. Ebi Ziyad yoluyla bi­liyoruz." Yezid b. Ziyad hakkında bir çok imam konuşmuştur." Muhta­sar: 3/439.Tirmizi, Cihad bölümünde, "çatışmadan kaçma hakkındaki rivayet­ler" konsunda, 4/215, No: 1716'da Süfyan yoluyla, Yezid b. Ziyad'dan rivayet etmiş ve, "Bu hadis hasendir" demiştir. El-Bani, "Ervaul ğalil" de, 5/27, No; 1203'de şöyle diyor: "Bu ha­dis zayıftır."Nihaye: 3/283'de şöyle diyor: "Akkanın: Tekrar tekrar savaşa dönen­ler manasınadır."

[262] Buharı savaşlar bölümü, "Mute savaşı" konusu: 5/87.

[263] Sireti İbni Hişam: 3/472.

[264] Uyun'ui-Eser: 1/224-225'de şöyle diyor: "Alimler. Ubeyde'nin seriyyesinin mi, yoksa Hamza'nın seriyesinin önce olduğunda ih­tilaf etmişlerdir."

[265] Tabakatu İbni Sa'd: 2/7

[266] Tabakatu İbni Sa'd: 2/7.

[267] Sireti İbni Hişam: 2/178.

[268] İstiab: 3/1217, No: 1987'de şöyle diyor: "Umeyr b. Adiy el-Hatmi. Hatmeoğu 11 arının imamı ve ama kurralan idi." Vakidi ve savaş­ları nakledenler şöyle diyorlar: "Gözündeki engelden dolayı Uhud ve Hen­değe katılmadı. Fakat müslüman oluşu eskidir. Asma' binti Mervan'ı Umeyr öldürmüştür." Tabakatu İbni Sa'd: 2/27.

[269] Esedül Ğabe; 2/311, No: 1900'e şöyle diyor: "Salim b. Umeyr b. Sabit b. Nu'man b. Ümeyye b. Îmru'ul-Kays b. Sa'lebe b. Amr b. Avf. Akabe, Bedir, Uhud ve diğer savaşlarının hepsine Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte katıldı. Muavye'nin hilafetinde öldü."

[270] Tabakatu İbni Sa'd: 2/31.  

[271] Tabakatu İbni Sa'd: 2/36.

[272] Tabakatu İbni Sa'd: 2/50.

[273] Tabakatu İbni Sa'd: 2/78.

[274] Tabakatu İbni Sa'd: 2/91.

[275] Esedül Ğabe: 1/89, No: I04'de şöyle diyor: "Es'ad b. Yezid b. Fakih b. Yezİd b. Halde b. Amir b. Zeria. Kelbi ve Musa b. Akabe şöy­le diyorlar: "Bedir'e katıldı." İbni İshak ise, onu Bedir ehlinden zikret­miyordu."

[276] Uyun'ul-Eser: 2/88.

[277] Esedül Ğabe: 4/67, No: 3732'de şöyle diyor: "Ukkaşe b. Mihsan b. Cirsan b. Kays b. Murre b. Kesir b. Ganem b. Budan b. Esed b. Huzeyme el-Esedi. Künyesi Eba Mihsen'dir. Sahabenin ileri gelenle­rinden ve faziletlilerindendi. Medine'ye hicret etti. Bedir'e katıldı. Uhud, Hendek diğer bütün savaşlara Rasulullah (s.a.v.) ile beraber katıldı. Ridde savaşlarında öldürüldü."

[278] Tabakatu İbni Sa'd: 2/82:

[279] Tabakatu İbni Sa'd: 2/85.

[280] Tabakatu İbni Sa'd: 2/86.Mu'cemu ma istaceme'de, 3/1076'da şöyle diyor: "Zul kasse: Medi­ne'nin Irak yolu üzerinde bir yerdir.

[281] Tabakatu İbni Sa'd: 2/86. Mu'cemul Buldan: 2/163-164'de şöyle diyor: "El cemum: Selim, oğullarının topraktandır. Rasulullah'ın savaşlarından biri burada oldu. Ra­sulullah (s.a.v.) Zeyd b. Harise'yi buraya gönderdi.

[282] Tabakatu İbni Sa'd: 2/87.

[283] Tabakatu İbni Sa'd: 2/87.

[284] Tabakatu İbni Sa'd: 2/88.

[285] Tabakatu İbni Sa'd: 2/89.

[286] Tabakatu İbni Sa'd: 2/89.

[287] Uyun'ul-Eser: 2/109.Mu'cemuî Buldan: 5/77'de şöyle diyor: "Medyen: Ebu Zeyd şöyle di­yor: "Medyen, Kulzem denizi kenarında, Tebük tarafında, Tebiik'e altı merhale uzaklıkta bir yerdir. Tebük'ten büyüktür. Musa'nın su içtiği kuyu buradadır."Muncid, s. 489'da şöyle diyor: "Medyen, Mısır topraklarında, Kul­zem denizi kenarında, Tebük hizasında bir beldedir."

[288] Tabakatu İbni Sa'd: 2/89. Mu'cemul Buldan: 4/238'de şöyle diyor: "Fedek. Hicaz toprakların­da bir köydür, Medine'ye iki veya üç gecelik mesafededir.

[289] Uyunul Eser: 2/110.

[290] İbni Sa'd: 2/90.

[291] Uyunu'I-eser: 2/UI. İbn Sa'd: 2/92.

[292] Uyunul Eser: 2/112; İbni Sa'd: 2/93. (1184) İbni Sa'd: 2/117.

[293] Takribi 1/103, No: 87'de şöyle diyor: "Beşir b. Sa'd b. Sa'lebe b. Culas el-Ensari el-Hazreci. Bedir'e katılmış bir sahabidir. Aynul Temr savaşında şehid edilmiştir."

[294] İbni Sa'd: 2/117.

[295] İbni Sa'd: 2/118.

[296] İbni Sa'd: 2/119.Mu'cemu Ma ista'ceme'de, 4/1284'de şöyle diyor: "Meyfaah: Şam'daki Belka topraklarında bir köydür."

[297] İbni Sa'd: 2/120.Mu'cemul Buldan, 5/449'da şöyle diyor: "Yemun: Gatafanın bir su­yudur. Ku ve Ruaf vadileri arasında, Teyma ve Feyd arasındaki yol üze­rindedir."Mu'cemul Buldan, 2/98'de şöyle diyor: "Cubar: Medine ile Feyd ara­sında Hamyesoğullarının suyudur,"

[298] Esedül Ğabe: 6/234, No: 6134'de şöyle diyor: "Ebul Acva: Zühri şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) Ebul Acva el-Selmi'nin komuta­sında Selim oğullarına bir seriyye gönderdi. Hepsi öldürüldüler. İbni İs­hak, "İbni Ebil Acva'" diyor."

[299] İbni Sa'd: 2/123.

[300] İbni Sa'd: 2/124.Mu'cemul Buldan: 4/442'de şöyle diyor: "Kedid: Hicaz'ın çıkışın­da bir yerdir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/374-384          

[301] Takrib: 1/134, No: 118'de şöyle diyor: "Cündüb b. Mukeys el-Cühni. Medine'lidir. Sahabidir. Rivayete göre Abdullah b. Mukeys'in oğludur. Dedesine nispet edilmiştir."

[302] İbni Sa'd: 2/126.    

[303] Esedül Ğabe: 2/505, No: 2387'de şöyle diyor: "Şucca b. Ebi Vehb b. Rabia b. Suheyb b. Malik el-Esedi. Künyesi Ebu Vehb'dir. İlk müslümanlardandır. Habeşistan'a ikinci hicrette, hicret etti. Medine'ye hicret etti. RasuluIIah (s.a.v.) ile birlikte Bedir ve diğer bütün savaşlara katıldı. Yemame günü şehid oldu."

[304] İbni Sa'd: 2/127.

[305] Esedül öabe: 4/485, No: 4472'de şöyle diyor: "Ka'b b. Umeyr el-Ğaffari. Sahabenin büyüklerindendir. Rasulullah (s.a.v.) onu sürekli seriyyelere komutan yapardı. Bir seferinde Şam topraklarındaki Zatu Allah'a gönderdi. Arkadaşları şehid edildi. O yaralı olarak kurtuldu. İb­ni İshak, "O ve arkadaşları şehid edildi" diyor."

[306] İbni Sa'd: 2/127.

[307] İbni Sa'd: 2/128.

[308] İbni Sa'd: 2/31. Mu'cemul Buldan: 3/333'de şöyle diyor: "Selasil: Cüzam topraklarında bir sudur."

[309] Suheyli, Ravdul Enf: 7/525'de şöyle diyor: "Selasit: Sudur. Te­kili selselenir."

[310] Nihaye: 2/389.

[311] Tehzibül Esma vel luğat: 2-1/11

[312] Nihaye: 2/389.               

[313] İbni Sa'd: 2/132.

[314] İbni Sa'd: 2/132.

[315] İbni Sa'd: 2/133. Mu'cemul Buldan: 1/214'de şöyle diyor: "İdem: Mekke ile Yemame arasındaki yolda bir sudur." Seyyid Ali şöy­le diyor: "İdem: Tuhame dağlarında bir vadidir. Medine'nin bulunduğu vadidir."

[316] Takrib; 2/410, No: 18'de şöyle diyor: "Ebu Hadrad el-Eslemi el-Medeni. İsminin Abd olduğu söyleniyor. Başka bir rivayete göre ise Ubeyd'dir. Sahabidir. Rivayete göre Abdullah b. Ebi Hadrad'ın ba­basıdır. Abdullah, yetmiş bir yılında öldü. Tarihini koyar, Ebu Had­rad'ın bu tarihte öldüğünü zannediyor. İbni İshak'da ise, "bu tarihte İb­ni Ebi Hadrad ölmüştür. Bu İhtilaf yukarıda geçti. Hafız İbni Hacer bu konuya s: 545'de zikrediyor.[316] Mu'cemul Buldan: 4/182'de şöyle diyor: "Öabe: Medine'ye yakın, Şam tarafında bir yerdir. Gabe ile Sil' arası sekiz mil'dir."

[317] Mu'cemul Buldan: 4/182'de şöyle diyor: "Öabe: Medine'ye yakın, Şam tarafında bir yerdir. Gabe ile Sil' arası sekiz mil'dir."

[318] İbni Hişam: 4/203-204.

[319] İbni Sa'd: 2/145-146.

[320] Beyhaki Delailün Nübüvve: 5/77.

[321] Mucem'ul-Buldan: 1/281'de şöyle diyor: "Evtas: Havazır diyarında bir vadidir. Huneyn savaşı burada olmuştur."

[322] Esedül Ğabe: 2/211, No: 1639'da şöyle diyor: "Rabia b. Ra­fi' b. Ehbanb. Sa'tebeb. Dabiab. Rabiab. Yerbu' b. Semmakb. Avf b. İmruul Kays b. Bih'e b. Selim es-Selmi. Ona İbni Dağane deniliyordu. Doğane annesidir. Huneyn savaşma katıldı. Dureyd b. Samt'ı öldürmüş­tür."

[323] İbni Kesir: 3/640-641; İbni Hişam: 4/71.

[324] İbni Sa'd: 2/152.

[325] İbni Sa'd: 2/146.

[326] İbni Sa'd: 2/146-147.

[327] İbni Sa'd: 2/147.

[328] Esedül Ğabe: 3/78, No: 2611 'de şöyle diyor: "Tufeyl b. Amr b. Tarif b. As b. Sa'lebe b. Selim b. Fehm el-Ezdi ed-Devsi. Mekke'de müslüman oldu. Yemame'de şehid edildi."

[329] İbni Sa'd: 2/157.

[330] İbni Sa'd: 2/160.

[331] İbni Sa'd: 2/162.Mu'cemu ma ista'ceme'de, 2/489'da şöyle diyor: "Has'ara: Siirrat'da bir dağ ismidir."

[332] Takrib: 1/372'de. No: 6'da şöyle diyor: "Dahhak b. Süfyan b. Avf b- Ka'b b. Ebu Bekir b. Kilab el-Kilabi. Künyesi Ebu Said'dir. Bi­linen bir sahabidir. Peygamberin görevlilerinden biri idi. Sadakalara ba­kardı."

[333] İbni Sa'd: 2/162.

[334] Esedül Ğabe: 4/87, No: 3774'de şöyle diyor: "Alkame b. Meczez b. A'var b. Ca'deb. Muazb. Alvare b. Amrb. Mudlec el-Kinani el-Mudleci. Ömer (r.a.) Alkame'yi bi'r ordu ile Habeşistan'a gönder­di. Hepsi öldüler."

[335] İbni Sa'd: 2/163.

[336] İbni Sa'd: 2/164.

[337] İbni Sa'd: ?/l 64.

[338] İbni Sa'd: 2/164.

[339]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/384-393

[340] Sihah: 1/226'da şöyle diyor: "Nuğbe: Heybedir."

[341] (m) ve (a) nüshalarında; "işaret edeceğiz" diye geçiyor.

[342] Zehebi Tarihul İslam: 3/352.

[343] Zehebi Tarihul İslam: 3/358-359.

[344] Mu'cemul Buldan: 1/41'de şöyle diyor: "Busara: iki yerin adıdır. Biri Şam'da, Küre havran'ın bir kasabasıdır. Diğeri de, Bağ­dat'ta Akbera' yakınlarında bir köydür.

[345] Mu'cemul Buldan: 1/519'da şöyle diyor: "Beytü Cebrin: Gazze ile biiytül mukaddes arasında bir beldedir. Kudüs ile arası iki merhaledir. Gazze ile arası daha yakındır."

[346] Zehebi Tarih'ul-İslam: 3/375-376.

[347] Mu'cemul Buldan: 3/413: "Mercus suffer: "Ceylan ile Şam arasında, meşhur bir çöldür."

[348] Tarihul İslam: 3/376-377.

[349] Esedül Gabe: 2/54, No: 5768)de şöyle diyor: "Ebu Cendel b. Süheyl b. Amr el-Amiri. İsmi As'tır. Mekke'de müslüman oldu. Babası onu bağlayarak hapsetti. Hudeybiye günü Ebu Cendel Peygambere kaç­tı. Kafirler onu geri aldılar. İkinci sefer Ebu Basir ite kaçtı ve bir daha dönderemediler. Ömer'in hilafetinde öldü."

[350] Mu'cemul Buldan: 4/237: "Fihl: Şam'da bir yerdir. Rumlar­la müslümanlar arasında bir savaş burada oldu."

Muncid'de şöyle diyor s: 383: "Fihl: Ürdün'de eski bir şehrin kalın­tılarıdır. Romalıların Filistin ve Suriye'de inşa ettikleri on şehirden biridir. Müslümanlar orada Bizanslıları kırıp geçirdiler." Miladi 635'te.

[351] Tarihul İslam: 3/377.

[352] Esedül Ğabe: 5/133, No: 4810'da şöyle diyor: "Emz'ur b. Adiy el-İcli. Irak'lıdır. Sahabe olduğu söyleniyor. Halit b. Velid ile Şam'ın kuşatmasına katıldı. Yermuk savaşına da katıldı. Parslarla savaşta önem­li etkileri vardır."

[353] Zehebi Tarih'ul-İslam: 2/2-4 İbni Esir el-Kamil: 2/293-295; El-Bidayeve'n-Nihaye: 7/19-21; Tarih'uTaberi: 3/438-441.

[354] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/4-7.

[355] Esedül Ğabe: 1/322, No: 695 'de şöyle diyor: "Cubeyr b. Hu-veyris b. Nakiz b. Abd b. Kusay b. Kilab. Peygambere (s.a.v.) kavuştu ve onu gördü. Ebubekir Sıddık'tan rivayette bulundu. Babası Huveyris'i Ali (r.a.) Mekke'nin fethinde öldürdü. Bu da, oğlu Cubeyr'in sahabe oldu­ğuna delalet eder.

[356] Takrib: 2/250, No: 1138'de şöyle diyor: "Museyyeb b. Hazn b. Vehb el-Mahzumi. Künyesi Ebu Said'dir. O ve oğlu sahabedendir. Ömer'in hilafetine kadar yaşadı."

[357] Zehebi Tarih'ul-lslam: 2/10-11.

[358] El-Bidaye ye'n-Nihaye: 7/37.

[359] Takrib: 1/150, No: 123'de şöyle diyor: "Habib b. Suhban el-Esedi el-Kahili. Künyesi Ebu Malik'tir. Kufe'lidir. Sikadır. Üçüncü ta­bakadandır."

[360] Tarih'ul-İslam: 2/11-12.

[361] Tabakanı'l-Hanabile'nin haşiyesinde: 2/331, No: 437'de şöyle di­yor: "Ahmed b. Hemedan b. Şebib b. Hemedan el-Harrani. Fakih, usulcü, ka­dı idi. Lakabı Necmeddin idi. Künyesi Ebu Abdullah b. Ebi Sena idi. Kahire'ye geldi. Eserleri vardır. Altıyüz üç yılında Harran'da doğdu. Eserlerinden bazıları: Edebiyat'da: Riayetüs Suğra. Fıkıhta: Riayetül Kübra. Usulü Fıkıh­ta: El vafi. Altıyüz doksan beş yılında Kahire'de öldü."

[362] (m) nüshasında "beş bin" diye geçiyor.

[363] (m) nüshasında "bir milyon" diye geçiyor.

[364] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/69-70.Mu'cemul Buldan: 2/156'da şöyle diyor: "Celvela: Horasan yolun­da bir yerdir. Haikeyn ile arası yedi fersahtır. Yakub'a uzanan en büyük nehirdir. Yakup'tan Bacisra'ya gemileri taşır." Sihah: 1/317. Muncid'de şöyle diyor: s. 140: "Celvela: Irak'ta bir şehirdir."

[365] Tarih'ul-İslam: 2/19-20.

[366] EI-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/55.

[367] Zehebi Tarih'ul-İslam: 2/20.

[368] EI-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/97.

[369] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/85.

[370] Esed'ül-öabe: 5/65, No: 4671 'de şöyle diyor: "Meczee b. Sevr b. Atir b. Züheyr b. Ka'b b. Amr b. Sedus es-Sedusi. Ömer'in hilafetin­de öldürüldü. Buhari sahabeler arasında zikrediyor. Fars savaşlarında bü­yük etkisi olmuştur. Tüster'in fethinde, yüz tane Fars'ı öldürdü. Onu da Hürmüzan öldürdü. Onunla birlikte Bera b. Maki'de öldürdü ve sonra Hürmüzan müslüman oldu."

[371] Zehebi Tarih'ul-İslam: 2/29-31..

[372] EI-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/97.

[373] Mu'cemul Buldan: 4/458'de şöyle diyor: "Kirveyn: İskende­riye yakınlarında bir yer ismidir."     ,

Muncid: s. 439'da şöyle diyor: "Kirveyn: Mısır'da bir şehirdir. İsken­deriye ile Hermopolis arasındadır. Orada müslümanlar ile Rumlar savaş yaptılar."

[374]  (a) nüshasında, "Orada bulunan müslümanları öldürdüler" diye geçiyor.

[375] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/105.

[376] Tarihu Zehebi: 2/39-41.

[377] Tarihu Taberi: 4/258.

[378] Tarih'ul-İslam: 2/78-79.

[379] Esed'ül-Ğabe: 3/259, No: 2974'de şöyle diyor: "Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh b. Haris el-Amiri. Künyesi Ebu Yahya'dır. Osman b. Af-fan'm (r.a.) süt kardeşidir. Onun annesi Osman'ı emzirdi. Fetihten önce müslüman oldu. Rasulullah'a hicret etti. Sonra İslamdan dönüp mürted oldu. Mekke'deki Kureyş'e gitti. Sonra Mekke'nin fethinde müslüman ol­du. Osman onu yirmi beş yılında Mısır'a vali olarak tayin etti. Onun eli ile Afrika fethedildi. Rivayete göre, Osman ölünceye kadar Remle'de kal­dı. Fitneden kaçtı. Başka bir rivayete göre Sıffeyn'de Muaviye tarafın­da yer aldı. Başka bir rivayete göre ise katılmadı. Bu doğrudur. Otuz al­tı yılında Askalan'd

[380] Tarihu Taberi: 4/253.

[381] Mu'cmel Buldan: 3/187'de şöyle diyor: "Subeytile: Afri­ka'da bir şehirdir. Cercir'in şehridir. Kayravan ile arası yetmiş mildir."

[382] Mu'cemul Buldan: 4/420'de şöyle diyor: "Kayravan: Tu­nus'ta mescidi ile meşhur bir şehirdir. Mescidi, miladı 670 yılında Aka­be b. Nafi! yapmıştır. Afrika'nın başkenti oldu."

[383] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/152.

[384] Tarih'ul İslam: 2/79.

[385] Tarihu Taberi: 4/265-266; El-Kamil: 3/101.

[386]  (m) nüshasında "Abd" diye geçiyor. Bu yanlıştır. Doğrusu "Ubeyd"dir.

[387] Esed'ül-Ğabe: 3/531, No: 3474'de şöyle diyor: "Ubeydullah b. Ma'mar Rasulullah'a (s.a.v.) kavuşmuştur. Medine ehlinden sayılır. Sahabeliğinde ihtilaf edilmiştir. Ebu Ömer "Onun gibisine sahabi denilmez. Fakat Rasulullah'ı (s.a.v.) görmüştür" diyor. Rasulullah (s.a.v.) vefat et­tiğinde, o çocuktu. Abdullah b. Amir'le beraber İstahr'da şehit edildi."

[388] Mu'cemul Buldan: 1/211 'de şöyle diyor: "Isıahr: Üçüncü iklim­de bir fars beldesidir. Fars beldelerinin en yakını ve en meşhurudur."

[389] Mu'cemul Buldan: 1/318'de şöyle diyor: "Bazağis: Herat, Merv ve Ruz arasındaki köyleri kapsayan bölgedir."

[390] Mu'cemul Buldan: 5/396'da şöyle diyor: "Herat: Horasan şehirlerinin en meşhur, büyük şehridir." Muncid s. 550'de şöyle diyor: "Herat: Afganistan'da bir şehirdir."

Tarih'ul-İslam: 2/115-116; EI-Kamil: 2/135; Tarihu Taberi: 4/316.

[391] Esedül Ğabe: 3/220, No: 2909'da şöyle diyor: "Abdullah b. Ha­zim b. Esma b. Salat b. Habib. Künyesi Ebu Salih es-Selmi'dir. Horasan vahşiydi. Meşhur bir kahramandı. Rivayete göre sahabi idi ve Serahs'ı fethetti. İbni Zübeyr olaylarında Horasan valisiydi. Fitnedg, yetmiş bir yı­lında Horasan'da öldürüldü."

[392] Tarih'ul-İslam: 2/182.

[393] Mu'cemul Buldan: 5/180'de söyle diyor: "Mukran: Şehir ve köyleri kapsayan geniş bir vilayettir. Kiman'ın doğusunda, Sicistan'ın gü­neyinde, denizin kuzeyinde, Hindistan'ın batısında bir vilayettir."

Muncid, s. 509'da şöyle diyor: "Buluğistan'da bir sahil beldesidir. Mu­hammet b. Kasım fethetmiştir."

[394] Mu'cemul Buldan: 4/402'de şöyle diyor: "Kandabil: Sind'de bir şehirdir. Nühde denilen vilayetin bir kasabasıdır."

Muncid s. 424'de şöyle diyor: "Buluğistan'da bir beldedir." "Bulğistan: Batı Pakistan'da, güney batıdaki bölgedir." Muncid: s. 84.

[395] Mu'cemul Buldan: 4/423'de şöyle diyor: "Kikan: Taberistan yakınındaki beldelerdir."

[396] İbni Esir'in El-Kamil: 3/381. Haris b. Murre el-Fihri değil "el-Abdi" dir. Savaştıkları beldeler, Hind değil, Sind beldeleridir.

[397] Tarih'ul-İslam: 2/210.     

[398] İbni Esir el-Kamil: 3/437

[399] Tarih'ul-İslam: 2/210

[400] Tarih'ul-İslam:'2/213.

[401] Mu'cemul Buldan: 3/281'de şöyle diyor: "Susul Aksa: Şeh­ri Tarkale olan küçük bir beldedir." Muncid: s. 27 T de şöyle diyor: "Merakis'in güneyinde bir beldedir."

[402] Esedül Ğabe: 2/267, No: 1783'de şöyle diyor: "Züheyr b. Kays el-Belvi. Sahabe olduğu söyleniyor. Zahir b. Kays b. Züheyr b. Kays'ın dedesidir. Zahir, Hişam b. Abdülmelik'in Burke valisi idi."

[403] Tarih'ul-İslam: 2/353-354; İbni Esir el-Kamil: 4/105-109.

[404]  (a) nüshasında "Avrebe" diye geçiyor. Zehebi'nin Tarih'inde böyledir.

[405] Lisan'ul-Mizan: 5/375, No: 1221 'de şöyle diyor: "Muhammed b. Mervan b. Hakem el-Emevi. Bilinmiyor. Zühri ondan rivayet etmiştir."

[406] Mu'cemul Buldan: 1/159-160'da şöyle diyor: "İrminiyye: İki tanedir. Büyük ve küçük İrminiyye. Birisi Babul Ebvab ile Rum bel­leri ve Kabak dağı arasındadır. Sultanın tahtı oradadır." Muncid'de: s. 15'de şöyle diyor: "Erminiyye: Bugün Türkiye ile Rusya arasındadır."

[407] Tarih'ul-İslam: 3/234.

[408] A'lam: 4/284'de şöyle diyor: "Abdullah b. Musa b. Nusayr el-Lahmi. Mağribi fetheden komutanlardan biridir. Babası ile Endülüs'e gir­meden önce Afrika'da idi. Babası onu Kayravan'a Doksan uç yılında ata­dı. Doksan yediye kadar orada kaldı. Süleyman b. Abdülmelik onu azle­derek, yerine Kureyş'in azadlı kölesi Muhammed b. Yezid'i atadı. Tarih­çiler burada ihtilaf ediyor. İbni Uzari ve başkaları:

"Muhammed Abdullah'ı hapsedip işkence ederek onu öldürdü" diyor­lar. İbni Habib ise şöyle diyor:

"Bişr b. Safvan el-Kelbi vali olunca, hicri 102'de Abdullah b. Musa'yı, Haccac b. Yusuf'un azadlı kölesi Yezid b. Ebi Müslim'i öldürmekle suçlamış ve ona karşılık olarak öldürmüştür. Başım da Yezid b. Abdulmelik'e, Şam'a göndermiş ve Yezid de onun başını teşhir etmiştir."

[409] Mu'cemul Buldan: 3/209'da şöyle diyor; "Serdaniyye: Büyük Mağrib denizinde bir adadır. En uçtaki en büyük şehirdir." Muncid: s. 250'de: "İtalya'dadır" diyor.

[410] (e) nüshasında, "Kardeşinin oğludur" diyor. Bu hatadır. Doğ­rusu kızkardeşi olacak.

(m) nüshasında, "Kızkardeşinin oğludur" diyor. Herhalde yazanlann hatasıdır.

[411] Nefhittib'de: 3/14, No: 14'de şöyle diyor: "Eyyüb b. Habib el-Lahmi. İbni Hibban, onun Musa b. Nusayr'ın kızkardeşinin oğlu olduğu­nu nakletmektedir. Eşbiliyye halkı onu, Abdülaziz b. Musa'nın öldürül­mesinden sonra Endülüs sultanına takdim ettiler. Onun günlerinde salta­natın Eşbiliyye'den Kurtaba'ya taşınmasına karar verdiler. Onlarla Kurtaba'ya girdi. Altı ay valilik yaptı."

[412] Tarih'ul-İslam: 3/37.

[413] Mu'cemul Buldan: 2/119'da şöyle diyor: "Cursum: Kinan ile Turşum arasında Esedoğullarının suyudur."

[414] Siyeri A'lamun Nübela: 4/1410, No: 160'da şöyle diyor: "Kuteybe b. Müslim b. Amr b. Husayn b. Rabia el-Bahili. Künyesi Ebu Hafs'ür. Cesur ve kahramanlardan biridir. Havarzim, Buhara ve Semerkand'i fethetti. Sonra Ferğane'yi fethetti. Doksan beş yılında Türk bel­delerini fethetti. Doksan altı yılında öldürüldü."

[415] Tarih'ul-İslam: 3/237.

[416] Tarih'ul-İslam: 3/239.

[417] Mu'cemul Buldan: 2/350'de şöyle diyor: "Horasan: Geniş bir vilayettir. Sınırlan, Irak'tan Hind, Taharistan, Gazne, Sicistan ve Kirma­na dayanır."

Muncid'de: s. 174'de şöyle diyor: "Horasan bugün bölünmüştür. Bir kısmı İran'dadır. Meşhur şehirleri Nisabur'dur. Bir kısmı Afganis­tan'dadır. Herat ve Belh şehirleri meşhurdur. Bir kısmı Türkmenis­tan'dadır. Merv meşhur şehridir."

[418] Tarih'ul-İslam: 3/240-241.

[419] Mu'cemul Buldan'da şöyle diyor: "Semerkand: Bilinen, meş­hur bir beldedir. Zulkarneyn'in inşa ettiği şehirlerden olduğu söyleniyor. Suğd vadisinde yüksek bir yerde yapılmış bir beldedir."

[420] Mu'cemul Buldan: 3/308'de şöyle diyor: "Şaş: Birçok alim ora­da yetişmiştir. Maveraun nehirdedir. Ravi ve alimlerden birçoğu oraya nis­pet edilir."

Muncid: 282'de şöyle diyor: "Semerkand'ın kuzeydoğusunda bir beldedir. Taşkent'e bakar. Taşkent Özbekistan'ın başkentidir."

[421] Mu'cemul Buldan: 4/253'de şöyle diyor: "Ferğane: Mavera­un nehirin geniş ve büyük şehirlerinden biridir. Türkistan beldelerine ya­kındır." Muncid: s. 387'de şöyle diyor: "Ferğane: Türkistan'da, Serdarya nehri üzerinde bir şehirdir."

[422] Mu'cemul Buldan: 3/222'de şöyle diyor: Çok sulu bir yerdir. Ağacı ve kuşları çoktur. Çokça köyü vardır. Buhara ve Semerkand ara­sındadır. Semerkand'ın kasabasıdır."

[423] Tarih'ul-İslam: 3/326-327.

[424] Tarih'ul-İslam: 3/327.

[425] Tarih'ul-İslam: 3/328.

[426]  (m) nüshasında "Eacib" diye geçiyor.

[427] O, Ebu Halit b. Mihleb b. Ebi Sufre el-Ezdi. İbni Kuteybe'nin Mearifte zikrettiğine göre, Babası ölünce, yerine oğlunu atadı. O zaman Yezid otuz yaşında idi. Yaklaşık altı yıl görevinde kaldı. Abdul­melik b. Mervan, Haccac b. Yusuf'un görüşüyle onu azletti. Yerine Sü­leyman'ı Horasan'a atadı. Yezid görevde iken Cürcan ve Duhistan'i fet­hetti. Halife b. Hayyat şöyle diyor:

"Yüz iki yılında, Yezid b. Mihleb kırkdokuz yaşında iken öldürüldü. Büyük, cesur ve keremli biri idi." Vefeyatul A'yan: 8/322, No: 787.

[428] Mu'cemul Buldan: 4/13'de şöyle diyor: "Taberistan: Geniş bi bölgedeki beldelerin genel ismidir. Çoğu yeri dağdır. Önemli şehirleri Du-histan, Cürcan, îsteraba, Ceylan ve Deylemana komşudur. Rey ve Kavmiş, Deylem ve Ceyl arasndadır."Muncid: s. 471 'de şöyle diyor: "Mazenderan: Kazvin denizinin ke­narında bir güney beldesidir. Araplar orayı fethettikten sonra Taberistan diye isimlendirmişlerdir. Miladi 644'de almışlardır. İran'da bir şehirdir."

[429] Mu'cemul Buldan: 2/2/119'da şöyle diyor: "Curcan: Taberistan ile Horasan arasında büyük ve meşhur bir şehirdir."

Muncid: s. 48'de şöyle diyor: "Iranda bir şehirdir."

[430] Tarih'uf-İslam: 3/330.

[431] (m) nüshasında yoktur.

[432] (m) nüshasında yoktur.

[433] Tarih'ul-İslam: 3/331-333.

[434] Mu'cemul Buldan: 3/218-219'da şöyle diyor: "Şerir: Kinaneoğullarının beldelerinden bir yerdir. Seri, Lan ile Babul ebvab arasında geniş bir yerdir istaharri şöyle diyor: "Şerir, bir bölgenin adıdır. Şehir adı değildir. Şerir ahalisi hristiyandir. Bu şeririn bazı Fars meliklerine ait­tir. Şerir taht manasındadır. Bunun altından bir şerir olduğu söyleniyor."

[435] Zehebi'de, "Avmik" diye geçiyor. Muhakkik Zehebi'de, "Ğumeşk" olduğunu söylüyor. Fakat İbni Esir'in el

[436] Mu'Cemul Buldan: 1/149'da şöyle diyor: "Erz: Taberistan dağlarının başlangıcında, Deylem tarafında küçük bir beldedir. Sağlam bir kalesi vardır."

[437] Tarih'ul-İslam: 5/26.

[438] İbni Esir el-Kamil: 4/368-369. -

[439] El-Beyanul Mağrib: 2/47'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Mu­aviye b. Hişam b. Abdülmelik b. Mervan b. Hakem b. Ebil As b. Ümeyye. Künyesi Ebu'l-Mutarrif tir. Annesi, Mağrib'de esir alınan berberi bir kadındır. İsmi Rah veya Radah'tır. Yüzpnüç yılında Şam'da doğdu. Yüz yetmiş iki yılında öldü. Otuz üç yılı dörtbuçuk ay halifelik yaptı. Yirmi beş yaşında iken Endülüs'e girdi. Yüz yirmi sekiz yılında Kurtuba'da ken­disine biat edildi."

[440] El-Beyanul Mağrib: 2/62'de şöyle diyor: "Hakem b. Hişam b. Abdurrahman. künyesi Ebu'l-As'tır. Annesi Zuhruf tur. Yüz elli dört yılında doğdu. Babasının ölümünden sonra, yüz seksen yılında yirmi al­tı yaşında iken kendisine biat edildi. Yirmi altı yıl halifelik yaptı. Yüz iki yılında öldü."

[441] Mu'cmel Buldan: 3/255'de şöyle diyor: "Semmure: Celalike'de bir şehirdir."

Muncid: s. 263'de şöyle diyor: "Semmure: İspanya'nın kuzey batı­sında bir şehirdir."

[442] Beyanul Mağrib: 2/156'da şöyle diyor: " Abdurrahman b. Mu­hammed. Kardeşi Mutarrıf b. Emir Abdullah b. Muhammed b. Abdurahman b. Hakem er-Rab'di b. Hişam er-Radi b. Abdurrahman ed-Dahil onu öldürdü. Künyesi Ebu Mutarrıf idi. Lakabı Ennasiru Iidinillah idi. Anne­si Müzne idi. Yaşı yetmiş üç idi. Dedesi emir Abdullah'ın öldüğü gün, üç­yüz yılında kendisine biat edildi ve devlet başkanı oldu. Üçyüz elli yılın­da öldü."

[443] Mu'cemul Buldan: 3/161'de şöyle diyor: "Endülüs'te, Kurtuba yakınlarında, küçük bir şehirdir."

[444] İbni Esir el-Kamil: 5/28-29.

[445] İbni Esir el-Kamil: 6/66/67.

[446] Tarihti Taberi: 9/195.

[447] İbni Esir el-Kamil: 7/406-407.

[448]  (a) nüshasında "Zurake" diye geçiyor.

[449] El-Kamil fi't-Tarih: 7/533. 

[450] Mu'cemul Buldan: 3/433'de şöyle diyor: "Sun Şam denizi ke­narında, Ürdün şehirlerinden sayılan bir şehirdir. Akka ile arası altı fer­sahtır. Akka'nm doğusundadır."

[451] Tarih'ut-İslam, el yazması: c. 4/L 128. Halep'teki Ahmediyye kütüphanesindeki nüshadan alınmıştır. No: 1220. Tarih'ul-İslam: no: 148. Mekke'deki ilmi araştırmalar merkezi. El-Kamilu fi't-Tarih: 10/488, No: 2489."

[452] Mu'cemul Buldan: 4/141 'de şöyle diyor: "Akka: Şam denizi kenarında bir şehirdir."

[453] Rabat kütüphanesinde el yazması: 90/L 135'de katıylı Tarih'ul-İslam'a bakılabilir. Mekke'deki İslamı araştırmalar merkezi, No: 151 'e bakılabilir. El-Kamil fi't-Tarih: U/129-130.

[454] Mu'cemul Buldan: 4/I7'de şöyle diyor: "Taberiyye: Ürdün şe­hirlerinden birdir. Gur tarafındadır. Şam ile arası üç günlük mesafedir. Beytül Mukaddes ile arasında üç günlük mesafedir. Akka ile arası iki gün­lük mesafedir."

[455] Üçüncü Ahmed Kütüphanesi: 10/L 171'de katıyh Tarih'ul-İslam. Mekke'deki ilmi araştırmalar Merkezi, 598'de kayıtlı kitaba bakı­labilir.

[456] Vefeyatul A'yan: 2/402, No: 381 'de şöyle diyor: "Ebu Muhammed Abdulmu'mİn b. Ali el-Kaysi el-Kugi. Mehdi diye bilinen Muhammed b. Tumertu onu atadı. Onu diğer adamlarının önünde tutardı. Sırrı­nı ona söylerdi. Merakiş'te işler ondan sorulurdu. O zaman oranın sahi­bi, Mulsimin meliki Ebu'l-Hasan Ali b. Yusuf b. Taşif in idi. İlk aldığı beldelerden biridir. Sonra Harran, Tilmisan, Fas'ı aldı. Sınırlan uzak Mağrib'e kadar uzandı. Afrika beldeleri ve Endülüs'e kadar sınırlarını geniş­letti. Müminlerin emiri diye isimlendiriliyordu. Beşyüz elli sekiz yılın­da öldü. Otuz üç yıl başta kaldı."

[457] Mu'cemul Buldan: 5/231'de şöyle diyor: "Mehdiye: İki tane­dir. Biri Afrika'dadır. Diğerini ise Abdulmu'min b. Ali Sila yakınında kur­du. Rum denizinin kenanndadır." Muncid'de: s. 517'de şöyle diyor: "Mağrib'de bir yerdir. Atlas okya­nusunun kenarındadır."

[458] Bu olay, Beşyüz elli dört yılında oldu. Üçüncü Ahmet kütüp­hanesi: 15/L-172-b'de kayıtlı Tarih'ul-İslam'da böyle naklediliyor. Meke'deki ilmi araştırmalar merkezi, No: 598'de bakılabilir.

[459] Üçüncü Ahmed kütüphanesi: 15/L-173-b'de kayıtlı el yazması Tarih'ul-İslam. Mekke'deki İlmi araştırmalar merkezi, No: 598'de ba­kılabilir.

[460] Üçüncü Ahmed Kütüphanesi: 5/L-176-a'da kayıtlı Tarih'ul-İslam Mekke'deki İslami araştırmalar merkezi, No: 598'e bakılabilir.

[461] Üçüncü Ahmet Kütüphanesi: 15/189a-b'de kayıtlı Tarih'ul-İslam. İslami araştırmalar merkezi: no: 598. Mekke.

[462] Mu'cemul Buldan: 4/453'de şöyle diyor: "Kerek: Balebek yakınlarında büyük bir köydür."

Muncid: s. 436'da şöyle diyor: "Ürdün'de, Kudüs'e 148 km uzaklık­ta bir şehirdir."

[463] Mu'cemul Buldan: 1/155'de şöyle diyor: "İremu zatul imad: İskenderiye olduğu söyleniyor. Çoğu Şam olduğunu söylüyor. Bazılarında Sana ile Hadramevt arasında, Yemen'de bir şehirdir, diyorlar. Şeddat b. Ad'ın inşa ettiği şehirdir."

[464] Mu'cemul Buldan 3/414'de şöyle diyor: "Saffuriyye: Şam'da, Ürdün tarafında, Taberiyye yakınında bir beldedir."

[465] Mu'cemul Buldan: 4/421 'de şöyle diyor: "Saffuriyye: Şam'la, Ürdün tarafında, Taberiyye yakınında bir beldedir."

[466] Mu'cemul Buldan: 5/248'de şöyle diyor: "Nabulus: Filistin topraklarında meşhur bir şehirdir. İki sıradağ arasındadır."

[467] Mu'cemul Buldan: 4/280'de şöyle diyor: "Ğule: Filistin'in, Şam tarafında bir beldesidir."

[468] Mu'cemul Buldan: 2/14'de şöyle diyor: "Tibnin: Sur ile Şam arasındaki Banyas kentine bakan, Amir sıradağları arasında bir şehirdir."

[469] Mu'cemul Buldan: 2/109'da şöyle diyor: "Cubeyl: Bir görü­şe göre, Suk'taki dağdır. Başka bir görüşe göre ise; silm dağıdır. Cebe­lin küçültülmüşüdür. Dağcık manasına gelir. Aynı zamanda Cubeyl, dördüncü iklimde Şam sahilinde bir beldedir. Beyrut'un doğusunda meş­hur bir beldedir."

[470] Mu'cemul Buldan: 4/122'de'şöyle diyor: "Askalan: Şam'da, Filistin tarafında, Gazze ile Beytü Cibrin arasında, deniz kenarında bir şe­hirdir. Oraya Şam'ın damadı denîlitildi".                

[471] Mu'cemul Bulan: 2/44'de şöyle diyöf: "Dânrmı Gazzeden Mı­sır'a giderken yol üzerindeki bir kaledir.  

[472] Üçüncü Ahmed Kütüphanesi: 15/L 210-214, b. İlmi Araştır­malar merkezi: no, 598. Mekke.

[473] Mu'cemul Buldan: 1/270'de şöyle diyor: "Antartus: Şam de­nizi kenarında bir şehirdir. Şam'ın sahildeki son şehridir. Humusan ilk şehirlerindendir."

Tarihu Zehebi: "Tarsus." diye geçiyor. El yazması: 15/215- a. İlmi Araştırmalar merkezi: No: 598 Mekke.

[474] Mu'cemul Buldan: 2/104-105'de şöyle diyor: "Şam'da, Ha­lep tarafında deniz kenannda, lazkiye yakınında bir kaledir. Salahaddin geri fethetmiştir." H, 584.

[475] Mu'cemui Buldan: 3/436-437'de şöyle diyor: "Sihveyn: Şam denizi kenarında, Humus yakınında bir kaledir. Dağ tarafında sakin ve sağ­lam bir kaleye sahiptir. Salahaddin Hicri 584 yılında geri aldı."

[476] Mu'cemui Buldan: 1/478'de şöyle diyor: "Balatunus: Şam de­nizi kenarında, Haleb'e bağlı, lazkiye karşısında bîr kaledir."

[477] Mu'cemui Buldan: 1/474'de şöyle diyor: "Bekas: Deniz ke­narında, Halep tarafında bir kaledir.

[478] Mu'cemui Buldan: 3/352'de şöyle diyor: "Şuğr: İki dağın üzerinde karşılıklı duran iki kaledir. Aralarında hendek gibi bir vadi vardır. Antakya'ya yakınırlar.

[479] Mu'cemui Buldan: 1/467'de şöyle diyor: "Bağras: Lekam dağı eteğinde bîr şehirdir. Antakya ile arası, dört fersahtır."Muncid: s. 80'de şöyle diyor: "Türkiye'de bir kale kalıntısıdır."

[480] Mu'cemui Buldan: 1/383'de şöyle diyor: "Berzuye: Şam sa­hiline yakın, bir dağın üzerinde bulunan bir kaledir."

[481] Mu'cemui Buldan: 3/270'de şöyle diyor: "Şevbek: Şam tara­fında, sağlam bir kaledir. Kerk yakınında, Amman, ile ve Kalzem arasın­dadır."

[482] Mu'cemui Buldan: 3/412'de şöyle diyor: "Safed: Humus ve Şam'a uzanan sıradağlarda bir şehirdir. Aynı zamanda Lübnan dağların­dan biridir."

[483] Mu'cemul Buldan: 4/493'de şöyle diyor: "Kevkeb: Taberiyye şehrine uzanan dağlarda sağlam bir kaledir. Ürdün'e bakar. Salahad­din fethetmiş tir."

Muncid'de şöyle diyor: "Kevkebül heva: Hafya'ya yetmiş üç km. uzaklıkta bir Filistin şehridir. Salahaddin fethetmiştir. Miladi: 1189'da."

[484] Üçüncü Ahmet Kütüphanesi- Türkiye: 15/L-215-ab'de kayıt­lı Tarih'ul-İslam. Mekke'deki ilmi araştırmalar merkezi no: 598 'e bakı­labilir.

[485] Bu şekilde mana düzgün olmuyor. Halbuki, "Bu ikisi gayri müslimlerindi" denilmesi gerekiyor.

[486] Üçüncü Ahmet Kütüphanesi: 15/218-219'da kayıtlı Tarih'ul İslam. İlmi Araştırmalar Merkezi: 598'e bakılabilir.

[487] Mu'cemul Buldan: 3/182'de şöyle diyor: "Sibtih: Mağrib beldelerinden, meşhur bir şehirdir. Fas ile arası on günlük mesafedir."

Muncid'de şöyle diyor: s. 246: "Sibtih: İspanya Mağrib'inde bir şe­hirdir."

[488] Üçüncü Ahmet Kütüphanesi: 15/237-b, 238-a da kayıtlı Ta-rih'ul İslam. İslami araştırmalar merkezi: No: 598.

[489] Mucem'ul-Buldan: 22/402'de şöyle diyor: "Berellus: İskenderiyye tarafında, denize yakın, Nil nehri üzerinde küçük bir Mısır şeh­ridir."

[490] Üçüncü Ahmet Kütüphanesi, Türkiye: 15/L, 270b'de kayıt­lı Tarih'ul-İslam, İslami Araştırmalar Merkezi: 598.

[491] Mu'cemul Buldan: 5/212'de şöyle diyor: "Mansura: Dimyat ile Kahire arasında bir şehirdir."

[492] Şazaratuz Zeheb: 5/240.

[493] Mu'cemul Buldan: 3/297'de şöyle diyor: "Siser: Hemedan'da büyük bir beldedir. Hemedan ile Azerbeycan arasındadır." Muncid'de şöyle diyor: "Sis: Kilikiyye'ye en yakın şehirdir. Melik­ler fethetmiştir. Miladi: 1374'de."

[494] Mu'cemul Buldan: 2/449'da şöyle diyor: Derbend: Kapıların kapısıdır." Muncid: s. 191'de şöyle diyor: "Derbend: Kazvin denizi ke­narında, Afganistan'ın batısında bir şehirdir. Araplar orayı "kapı" veya "kapıların kapısı" diye isimlendirmişlerdir."

[495] Mu'cemul Buldan: 1/133'de şöyle diyor: "Ezene: Massise yakınında sınırda bir şehirdir." Muncid: s. 11 'de şöyle diyor: "Ezene ve­ya etene: Kilikya'da bir şehirdir."

[496] Mu'cemul Buldan: 5/144-145'de şöyle diyor: "el-Massise: Ceyhan kenarında, Şam sınırında, Antakya ile Rum beldeleri arasında, Torsusa yakın bir şehirdir."

[497] Halep'teki Ahmediyye Kütüphanesinde, 1220 numarayla ka­yıtlı, C-5/L-1819 nolu Tarih'ul-İslam ilmi araştırmalar merkezi. Mekke'e 149 nolu eser, üçüncü Ahmed kütüphanesi: 15/325-327-b'de kayıtlı Tarih'ul-İslam, ilmi Araştırmalar merkezi- Mekke'de 598 nolu esere bakı­labilir.

[498] Mu'cemul Bulan: 5/309'da şöyle diyor: "Nube: Mısır'ın gü­neyinde geniş ve büyük hristiyanların bölgesidir. Yaşantıları zordur. Asvan'dan sonraki ilk beldeleridir.

[499] Dunkule: Nube'deki büyük bir şehirdir. Nube Melik'inin Nil kenarındaki oturma yeridir. Mu'cemul Buldan: 2/470.

[500] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 14/269-270.

[501] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 13/295-296.

[502] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 12/313.

[503] El-Bidaye ve'n-Nihaye: 13/320-321.

[504] Tarihi Zehebi Londra'daki Britanya müzesinde, 112-L-a'da kayıtlıdır. Ümmül Kura kütüphanesi no: 392'ye baklabilir.

[505]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/393-441