Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 36. Sayfa - Cihad

33. KUVVET VE CESARETİN ÖVÜLMESİ, KORKAKLIĞIN VE ACZİYETİN YERİLMESİ, BUNLARIN HAKİKATİNİN AÇIKLANMASI, TEDAVİSİ, SELEFTEN BAZI CESUR VE KAHRAMAN KİŞİLER.. 2

Fasıl 2

Fasıl 5


33. KUVVET VE CESARETİN ÖVÜLMESİ, KORKAK­LIĞIN VE ACZİYETİN YERİLMESİ, BUNLARIN HAKİKATİNİN AÇIKLANMASI, TEDAVİSİ, SE­LEFTEN BAZI CESUR VE KAHRAMAN KİŞİLER

 

1267- Her ki sahihte de Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğ sabittir:

"Kuvvetli mümin zayıf müminden daha iyi ve Al­lah'a daha sevimlidir. Sana faydalı olana bütün iyilikler­de hırslı ol, Allah'tan yardım dile ve aciz olma.[1]

Bunun dışında da Rasulullah'ın (s.a.v.) korkaklıktan Al­lah'a sığındığı sabit olmuştur. [2]

1268- Yine iki sahihte de Enes'in (r.a.) şöyle dediği sa­bittir:"Rasulullah (s.a.v,) şöyle diyordu:

"Allah'ım acizlik ve tembellikten, korkaklık, zayıflık ve cimrilikten sana sğınırım. Kabir azabı [3] ölüm ve diriliş fitnesinden sana sığınırım. [4]

1269- Buhari'nin Enes'den (r.a.) yaptığı rivayetinde şöyle diyor:

"Ben Rasulullah'a (s.a.v.) hizmet ediyordum. O'nu şöy­le derken işitiyordum:

"Allah'ım! Korkudan, üzüntüden, acizlikten, tem­bellikten, cimrilikten, dehşetten, dinin eğriliğinden ve adamların galibiyetinden sana sığınırım.

[5]Hadiste geçen "dinin eğriliğinden" terimi dinin şiddetli olması ve taşımasının ağırlaşmasıdır.

Rasulullah'ın (s.a.v.) duasında korku ve hüznü birleştir­mesi ne güzeldir. Çünkü (hadiste geçen) "hemm" çeşitli hal­lerde meydana gelen korkudan ibarettir. Hüzün ise genellik­le üzüntüden ibarettir. Yine acizlik ile tenbelliği de çok gü­zel birleştiriyor. Çünkü acizlik, zenginin gücünü istenilen yönde kullanamaması zayıflığıdır. Tembellik ise bedenin, kullara gerekli olan şeylere ait olan zayıflığıdır. Cimrilik ve korkaklığı da... Çünkü cimrilik: Mala karşı cömertliğin olma­masıdır. Korkaklık ise savaşta kişilere karşı müsamahanın ol­mamasıdır. (Aynı şekilde) din eğriliği ve kişilerin (fikirleri­nin) galibiyetini de. (güzelce birleştiriyor.) Çünkü din eğri­liği şiddetli bir önemle batılın galip gelmesidir. Kişilerin (fi­kirlerinin) galibiyeti sağlam hükümleri mahvetmek suretiy­le zahirin (mana) istila edilmesidir. Bunda (yani bunun böy­le olmasında) bir acaiplik yoktur. Bu (gibi sözler), Rasulul­lah'ın (s.a.v.) Cevami'ul-Kelim (az sözle çok şey ifade etme özelliği olan sözler) cinsinden sözlerdir. [6]

1270- Aynı şekilde Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Mus'ab b. Sa'd'ın[7] şöyle dediği rivayet edilir:

"Sa'd bize beş şey emrediyor ve bunları Rasulullah'ın (s.a.v.) kendilerine emrettiğini hatırlatıyordu ki onlar:

"Allah'ım! Cimrilikten sana sığınırım. Korkaklıktan sa­na sığınırım. Rezil bir ömre[8] dönmekten sana sığınırım. Dünya fitnesinden -yani deccal fitnesinden- sana sığını­rım. [9]

1271- Buhari'den gelen başka varyantlara göre Sa'd'dan şöyle rivayet edilmiştir:

"Rasulullah (s.a.v.) yazmayı öğrettiği gibi bize bu söz­leri de öğretiyordu. [10] Bir başka rivayete görede:

"Rasulullah (s.a.v.) her namazın sonunda bunlardan Al­lah'a sığınıyordu." şeklindedir. [11]

1272- Sahih-i Müslim'de Zeyd b. Erkam'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:"Ben size Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediğinden başkası­nı söylemiyorum. Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyordu:

"Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, pısırıklıktan ve kabir azabından sana sığı­nırım. [12]

Fasıl

 

Bilki korkaklık, cesaretin zıddıdır. Cesaret ise kalbin, murad edilen şeye yöneldiğinde kalbin, karar kıldığı şey üze­rinde sabit durmasıdır. Bu, bütün olgunlukları elde etmede asıldır. Kurtuluş bütün bu yüce makamlardadır. Kalbin sa­bit durması ancak akıl ve mizacın selametıyle mümkün­dür.

Eğer kalp bir kusur ve aşırılıktan dolayı zayıflarsa bu, korkaklık sebebi olur. Eğer kuvvette de aşırı giderse ve normaldan çıkarsa bu da tehlike sebebidir. Her ikisi de kötülenmiştir. İstenilen ise kalbin ifrat (geri kalma) ile tefrit (aşırı gitme) arasında bir orta yol takib etmesidir. İşte bu or­ta yol, cesaretin sebebi ve kaynağıdır. [13] Korkak olanın, se­beplerini ortadan kaldırmak suretiyle korkaklığı tedavi et­mesi gerekir. Onun sebebi ise:

Ya cahilliktir ki bu tecrübe ile giderilir. Ya da zayıflık­tır ki bu da kişide tabii ve adet haline gelinceye kadar korkulan fiilleri ardarda yapmaktır. Biz, görüyoruz ki ilk baş­layan biri tartışmalarda, imamlıkta, hutbede, vaazda ve me­liklerin (devlet başkanları) önünde -örneğin- korkuyor, ta­katsiz kalıyor ve dili dolaşıyor. Bu, ancak kalp zayıflığı sebebiyle ve alışmadığı bir şeyle karşılaşması dolayisıyladır. Eğer bunu defalarca tekrar ederse zayıflık ondan ayrı­lık ve bu durum son bulmaksızın zaruri olarak onda devam eder.

Çünkü çoğunluğa göre ahlak değişim ve dönüşümü ka­bul eder. Bu konuda çocuğun, büyütüp terbiye etmek için yı­lanı korkmadan çekinmeden tutması ve cesur bir kahrama­nın ise ondan kaçıp korkması sana delil olarak yeter. Bu (du­rum), ancak çocuğun bu işle çokça meşgul olmasından başka bir şey değildir. Nefse yılandan nefret etme duygularını öğreten öğretici şeylerin peyderpey olmasıdır. Taki sonuç­ta nefs, yılanla yakınlık peyda edecek duruma döner, ona yaklaşır ve korkmaz. Aynı durumun olmamasından dolayı Çocuk kurbağa vb. den korkar.

Aynı durumu vahşi ve yırtıcı hayvanların ademoğluna alışmasında da görüyoruz. Bu hayvanlar bu yaklaşımda bu­lunurken kendi yapılarını, insanoğlundan kaçma, parçalama özelliklerinden sıyrılarak oluştururlar. Kendileriyle yakın­lık oluşturulanların tecrübesi koç vb. gibi kendi cinsinin fert­lerini kırıp geçirme, zorla bastırma ve parçalamakla olur.

Kedi ve fare gibi sıradan hayvanlar arasında dostluk oluşması da bunun gibidir. Hatta ben defalarce farenin kediye binip indiğini ve tırmandığını gördüm. Kedi fareyi ısırmıyor, fare de kediden kaçmıyordu. Aynı şekilde kedi­nin köpekten nefret etmesine rağmen onunla dostluk kurdu­ğunu da tabii olarak gördüm. O kadarki onun üzerine binip iniyor ve ona tırmanıyor olarak gördüm. Bütün bunlar talip ve terbiye ile neticeye ulaşma hususunda alıştırma yap­makla olur.

 Ta ki durum aksine olsun ve konulmuş yapısı­nın tersine dönsün.[14] Durum böyle olunca insan talimi kabul etmeye, yapısını (bir şeye) alıştırmaya ve ahlakını sü­ratle değiştirmeye hayvandan daha elverişlidir. Çünkü onun cevherinde hayır ve şerrin hepsini kabul etme yeteneği var­dır. Bu, sağduyu sahibi ve doğru tabiatlı kimselerin inkar edemeyeceği bir durumdur. Bil ki nefsin kuvveti ve kesin zafer sağlayan azim Ali'nin (r.a.) dediği gibi zafere ulaşmanın sebebidir.

 Ali'ye (r.a.):"Kahramanı nasıl yendin?" denildiğinde şöyle dedi

"Adamla karşılaştım. Onu öldürmek istiyordum. Aynı şe­kilde o da beni öldürmek istiyordu. (Ancak) Ben onu öldürdüm. Çünkü ben ve bizzat onun nefsi onun aleyhinde yardımlaşıyorduk. Bazıları şöyle vasiyet eder:

"Savaşta kalbinizi cüretle uyarın. Çünkü bu zaferin se­bebidir. Eskilerin sözü ise şöyledir:

Kim düşmanını korku­tursa kendine bir asker teçhiz etmiş olur.

"Kelamcılar ittifak etmişlerdir ki batıl inanç tılsım ve bü­yülerin çocuk ve kadınlar üzerindeki etkisi ve tesiri erkek­lerden daha çoktur. Bu durum onların kesin tesirine dair olan güçlü inançlarından başka birşey değildir. Ama akıllı erkek­ler bunun aksinedir. Çünkü o, ya böyle bir tesire inanmaz ya­da inanır ancak tesirin o kadar da güçlü olmadığını caiz görür. Ayrıca itibari olarak düşündüğümüzde görürüz ki kaçarken öldürülenler, öne atılırken öldürülenlerden daha çoktur. Çünkü öne atılma güçlü bir önemseme, istediğine ka­vuşmak için bütün verimlerden soyutlanma ile oluşur. Şa­ir şöyle demiştir:

"İnsanların arkasından gelen üzüntüyle ölür

Cesur ise lezzetle kurtulur.

Yenilgi -denildiği gibi- ölüm sofralardan bir sofradır.

Düşmanı istediği, yenileni rezil eden bir durumdur.

"Her isteğe kavuşma ve her korkulanı defetme ancak ce­saretle olur. Örneğin bir kişiye malından bir şey vermek is­tersen ve bundan yıkıntıya uğrarsan, kalbin zayıflar ve o şe­ye ihtiyacın olacak diye nefsine güç yetiremezsin, Alahu Tealanın buyurduğu gibi:

"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size kötülüğü em­reder." [15]

1273- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bir adam yetmiş şeytanın vesvesesini bertaraf etme­den sadaka vermez."

Ahmed ve İbni Hüzeyme Sahih'inde rivayet etmiştir. Hakim de rivayet etmiş ve "Hadis, Buhari ve Müslim'in şartal üzerine sahihtir." demiştir. Beyhaki ise, "Herkes bundan nehyedilmiştir" cümlesini eklemiştir. Bununla şeytanın vesvesesini gerekli kıldı ki tabia (mi­zaç) da buna yardım ediyor. (Bu tür) mizaç verme ile engel olma (vermeme) arasında terüddüt eder. Azmini gerçek­leştirdiğinde, nefsini kuvvetlendirdiğinde tabiatım da güçlendirdiğinde ve (zekatı) vermeye kesin karar verdiğinde (söz konusu) bu acizliğin kahrı gerekir ve tereddüt te yok olur. Seni (zekatı) vermeye yöneltir. Bu acizliğin eserinin yok oluşu miktarınca nefs bolca güzelleşir ve (zekat) vermekle de cömertleşir. Bunun için herhangi bir sırra sadık kalan, ya­ratıkların en kuvvetlisi ve en şiddetlisidir. Tirmizi, Beyha-ki ve daha başkalarının Enes'ten (r.a.) rivayet ettikleri gibi... Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle bu­yurdu:

"Allah arzı yarattığında meyili [16] ve tepeli [17] yaptı. Onu dağlarla sabitledi ve durdurdu [18] (sakin kıldı). Me­lekler dağların şiddetline acaîp kaldılar. Dediler ki:

"Ey Rabbimiz! Dağlardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?"

"Evet" dedi. "Demir... (Bu sefer) Dediler ki:

"Demirden daha şiddetlisini yarattın mı? Allah Teala:

"Ateş" dedi. Melekler:

"Ateşten daha şiddetlisini yarıttın mı?" dediler. Allahu Teala:

"Su" dedi. Melekler:"Sudan daha şiddetlisini yarattın mı" dediler. Allahu Teala:

"Rüzgar" dedi. Melekler:"Rüzgardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?" dediler. Allahu Teala:

"İnsanoğlu... Eğer sağıyla verdiğini solundan gizleye­rek tasaddukta bulunursa..." dedi.[19]

Bu Tirmizi'nin lafzdir. [20]

Bu hadisten biliyoruz ki sadakayı gizleyen, mahlukatın en şiddetlisidir. (Burada) Murad edilen, bedeninin şiddeti de­ğildir. Asıl murad edilen kalp kuvveti emirleri yerine getir­mek ve yasaklardan sakınmaktır. İnsan iyiliklere meyletme­yi ve kötülükleri defetmeyi kalp kuvveti denilen cesaretten başkasıyla elde edemez. İmam Ebubekir et-Tartuşi, Sirac'ül-Muluk adlı eserinde şöyle diyor: Ancak kalp kuvvetiyle emirler yerine gelir ve kötülükler son bulur. Faziletler elde edilir. Çirkin rezillik­lere bulaşmak[21]ve hevaya tabi olmak son bulur. Yine âncak kalp kuvvetiyle arkadaş arkadaşın eza ve cefasına sab­reder. Kalp kuvvetiyle sırlar tutulur ve ayıplar örtülür. Kalp kuvvetiyle zor işlere girişilir ve barbar yükler yüklenilir. Yi­ne ancak kalp kuvvetiyle kişilerin ahlakına sabredilir. Kalp kuvvetiyle adalet[22] ve basiretin gerekli kıldığı bütün giri­şimler başarılır. Ancak kalp kuvvetiyle, kalpleri kin ve hınçla dolu olan kimselere karşı gülünür. Ebu Derda'nın (r.a.) dediği gibi:

"Bazı kavimlere kalplerimiz lanet etse de onlara sırıtırdık." Ali b. Ebu Talib'de (r.a.) şöyle demiştir: Ayrılmamız gereken bazı kimselerle tokalaşırdık. Yine der ki:

Karşlaşma anında cesaretin üç çeşit olduğu­nu bil!...

1- Bir kimse, iki taraf karşılaşıp birbirine girdiğinde ve (birbirlerine) kini olanlar kozlarını paylaştıkları esnada sftan öne çıkıp savaşın ortasına gelir, saldırır meydan okur:

"Savaşacak kimse yok mu?" der.

2- Topluluk birbirine karışıp ta bir küme olduğunda ve kimse ölümün nereden geldiğini bilmediğinde bağlı bir as­ker, sakin kalpli, gözü açık olur. Dehşet onu yıldırmaz. Şa­şırmaz. İşine hakim olanın dolanması gibi dolanır ve bizzat ayakta kalır.

3- Arkadaşları hezimete uğradığı zaman sevkiyatı (ida­reyi) ele alır. Topluluğu düşmana yönlendirir. Arkadaşlarının kalbini güçlendirir. Zayıfları umutlandırır. Onları güzel sözle över. Onları cesaretlendirir. Düşeni doğrultur, duranı bindirir. Atından düşeni ona bindirir. Taki düşman ondan ümitsizliğe düşer. Bu, cesaretlerin en güzelidir. Bunun hak­kında şöyle demişlerdir:

"Kaçanların arkasındaki savaşçı, gafillerin arkasındaki mağfiret dileyen gibidir. Kaybeden üzerindeki hakkın­dan vazgeçmek kerim olanın iyiliğindendir. Derler ki her­kesi çin muhtemel vardır ki bunlardan birinin (onun) başı­na gelmesi gerekir. Birincisinde acele edilmez, diğerinde ga­fil olunmaz.

Bil ki cesurların cesuru olan, Allah'ın kendisine mülk veripte onunda bununla düşmanların düşmanını kahrettiği kimsedir. (Söz konusu) Bu (düşman) da da kendi nefsidir. Rasulullah'ın (s.a.v.) buyurduğu gibi:" [23]

Her iki yanın arasındaki nefsin senin için düşman­ların düşmanıdır. [24]

Kim nefsine sahip olup şeriatın vacip kıldığı öne geçme, hücum etme, geri durma, günah işleme, yönelme ve sırt çe­virme v.b. gibi şeylerde şeriatı gerçekleştirirse. İşte bu ger­çek cesurdur. Yoksa hevasına uymada ve sapıklıkta ısrar eden, arzusunda inat eden, zorluk, sıkıntı ve elemlere kar­şı ilk cahiliye alışkanlığında olduğu gibi direnen kimse de­mek değildir. Bunlar ahmakların, eşeklerin ve domuzların sı­fatıdır.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Güçlülük hız ile değildir. Asıl güçlü, öfke anında kendine hakim olandır."  [25]

Buharı ve Müslim ve daha başkaları rivayet etmişler­dir, İbn Hibban'ın bu hadis hakkındaki rivayetlerinden bi­ri şöyledir: Güçlü, insanlara galip gelen değildir. Asıl güç­lü, kendine galip gelendir.

"Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle demiştir:

"Kişinin iyiliği takvasıdır. Dini ve mahlukata karşı olari olgunluğu da ona yeter. Cesaret ve korkaklık, Allah'ın dilediği gibi yerleştir­diği huylardır. Korkak olan anasından babasından kaçar. Ce­sur olan ise kendisini ilgilendirmeyen konularda bile dövü­şür. Kati (dövüş) ise ölümlerden bir ölümdür. Şehit, nefsi­ni hesaba çekendir." Başka bir rivayette de şöyle demiştir:

"Cesaret ve korkaklık insanlardaki bazı huylardır. Kimi­si tanımadığı kimseyle bile dövüşür. Kimisi de babasından bile kaçar. [26] Beyhaki, Sünen'de ve İbn Asakir rivayet etmişlerdir. Rasulullah'dan (s.a.v.) merfu olarak da rivayet edilmiştir. Bu yüzden şair şöyle demiştir:

Korkak kimse kendi annesinden kaçar

Cesur kimse ilgisiz kimseyi bile meneder.

Bil ki Öne geçmek eceli öne almaz. Korkaklık hiçbir emele ulaştırmaz. Bilakis korkaklık fırsatların elden gitmesine sebeptir düşmana ve hasma yardımdır. Ölüm mey­danından ayakların kaymasıdır. Bu yüzden araplar şöyle der:

"Cesaret korunma korku ölümdür. Bu, kişinin en şerli hu­yudur." Rasulullah'ın (s.a.v.) dediği gibi:

"İnsandaki en şerli özellik ısrarlı cimrilik ve alıkoyucu korkaklıktır. [27]    

İbn Mübarek, Ebu Davud ve İbn Hibban Sahih'inde, Ebu Hureyre'nin hadisinden rivayet etmiştir.

Alkoyucu korkaklık sözünün manası: Yani kalbi şiddet­le istila eden ve başka şeyleri kalpten çkaran korkaklıktır.

Gerçekte korkaklık kader (neticede) hakkında şüphe et­meye ve Allah Teala'ya karşı suizanda bulunmaya döner. Bazı filozofların vasiyyetlerinde söylediği gibi...

"Cömert ve cesur olunuz. Çünkü onlar (cesular) Allah'a karş hüsnü zan beslerler. Bunda şüphe yoktur. Çünkü bu kimseler ecelin azalmayacağını ve çoğalmayacağını yakin derecesinde bilir. Allah Teala'nn buyurduğu gibi:

"Onları eceli geldiği zaman ne bir saat ileri ne de ge­ri alınır.” [28]

Korkmaz ve koşmaz. Çünkü ecelin tehirinden başka, ölümden koruyan hiç bir durum yoktur. Bu yüzden birine şöyle denilir:

"Hangi durumda düşmanınla karşılaşmayı seversin?

"Gecikmiş ecelde" der. Rasulullah (s.a.v.) Abbas'm (r.a.) oğluna (Abdullah b. Abbas) şöyle buyurmuştur:

"Evlat! Sana bazı sözler öğreteyim mi? Allah'ı gözet ki o da seni korusun. Allah'ı gözet seni kollasın. İstedi­ğin zaman Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan yardım dile. Bil ki eğer ümmet sana bir fayda sağlamak için bir araya gelseler, Allah'ın yazdığından başka bir fayda veremezler. Sana zarar vermek için de toplansalar yine Allah'ın yazdığından başka bir zarar veremezler. Artık kalemler kaldırıldı, sayfalar(n mürekebi) kurudu.” [29]

Tirmizi rivayet etmiştir. Beyhaki de onu tashih etmiştir. [30]

Fasıl

 

Genel olarak insanların en cesuru, en yüreklisi ve en güçlüsü seyyidimiz ve peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) idi. Pekçok zorluk mevkiinde kahramanlar ve silahşörler sa­yısı olarak kaçtığı halde o hazır bulunmuş, sabit durup kımıldamamıştır. İleri atılıp arkasını dönmez uzaklaşmazdı. Bütün cesurların kaçtığı bir zaman vardır ama o (s.a.v.) hariç. O kesinlikle kaçmamıştır. O bundan münezzehtir. Allah Teala şöyle buyuruyor

"Şüphesiz ki sen büyük bir ahlak üzeresin." [31]

1274- Buhari ve Müslim'in sahihlerinde Enes'in (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Rasulullah (s.a.v.) insanların en güzeli.'en cömerdi ve en cesuru idi. Bir gece şehir halkı paniğe kapıldı. İnsanlar sesin tarafına doğru koştular. Rasulullah (s.a.v.) dönüşte on­ları karşıladı. (Yani Rasulullah (s.a.v.) sese ilk olarak yönel­miş ve durumun sakin olduğunu görünce geri döndü.) Sese yönelmede herkesi geçmiştiki o esnada Ebu Talha'nın altı­na çıplak olarak binmiş haldeydi, boynunda da kılıç vardı ve şöyle diyordu:

"Geri dönün, geri dönün (bir şey yok).” [32]

1275- Başka bir lafızda şöyle dedi:

"İnsanlar paniğe kapılmıştı. Rasulullah (s.a,v.) hemen[33] Ebu Talha'nın atına bindi sonra tek başına hızlıca çıktı. İn­sanlar süratle arkasından gitti. Rasulullah (s.a.v.):

İbn Mace, Cihad seferberlikte çıkış bölümü: 2/926, No: 2772.Ahmet b. Abde ve Hammad b. Zeyd yoluyla rivayet etmiştir.

"Geri dönün. O denizdir" buyurdu. O günden sonra da hiç geçilmedi. Nesai'nin rivayetinde ise şöyledir:

"Rasulullah (s.a.v.) insanların en iyisi, en cüretlisi ve en yüreklisi idi. [34] İbn Ömer de (bu konu hakkında) şöyle de­miştir:

"Rasulullah'dan (s.a.v.) da cesaretli daha kuvvetli ve kendisinden daha hoşnut olunan bir kimse görmedim, [35]

1276- Ali b. Ebi Talib (r.a.) şöyle demiştir:

"Skıntı şiddetlendiğinde ve gözler kızardığında (kan bürüdüğünde) Rasulullah'a (s.a.v.) sığınırdık. Hiç kimse düş­mana ondan daha yakın olmazdı. Bedir günü biz, Rasulul­lah'a (s.a.v.) sığınır haldeyken beni görmüştür. O (s.a.v.) düşmana en yakın olamamızda ve sıkıntıya katlanmada da in­sanların en güçlüsüydü. Denilir ki:

"Düşman kendilerine yaklaştığında, düşmana Rasulullah'dan (s.a.v.) daha yakın olana cesur deniyordu.

İmran b. Husayn şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) kendisinden önce (davranıp) vuran hiç bir bölüğe rastlamadı." [36]

1277- Buhari ve Müslim'de Ebu İshak'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Duydum ki:

"Kays'tan birinin Ebu'l-Bera'ya:

"Huneyn günü Rasulullah'tan (s.a.v.) kaçtınız mı? [37] di­ye sorduğunda şöyle dediğini işittim:

"Rasulullah (s.a.v.) kaçmadı. O gün Havazin (kabilesi) çok iyi mızrak atıyordu. Üzerlerine hamle ettiğimizde dağıl­dılar. Biz de ganimete yöneldik. Onlar ise oklarla geri dön­düler." Rasulullah'ı (s.a.v.) beyaz devesinin üzerindeyken ve şöyle derken gördüm.:

"Ben peygamberim, yalan yok. Ben Abdulmuttalib'in torunuyum. [38]

Başka bir rivayette Ebu'1-Bera' [39] şöyle demiştir:

"Val­lahi çatışma şiddetlendiğinde onunla korunuyorduk. O, içimizde kendisiyle düşmana karşı konulan en cesaretli ki­şiydi.

"Ubey b. Halef, Uhud günü:

"Muhammed nerede?" diye sorarken, Rasulullah'ı (s.a.v.) görünce:

"Eğer o kurtulursa ben kurtulmam" O zaman Rasulullah'a (sa.v.) şöyle diyordu:

"Onu bırakın" dedi. Haris b. Samt'ın mızrağını aldı. Onu devenin sırtındaki tüylerin sallandığı gibi salladı. Son­ra Ubey'e yöneldi. Mızrağı onun boynuna sapladı. Ubey atı­nın üzerinde sallanmaya başladı. Deniliyor ki: Onun kabur­galarından birini kırdı. [40] Sonra Kureyş'in yanına döndü. Şöyle diyordu:

"Beni Muhammed öldürdü." Onlar da:

"Birşey olmaz" diye cevap verdiler. Ubey:

"Eğer benim­le birlikte bütün insanlar olmuş olsaydı hepsini öldürürdü." diyordu.

"Ben seni öldüreceğim" dememiş miydi? Vallahi eğer üzerime tükürseydi, beni öldürürdü." Öldü ve Allah onu Mekke'ye dönüşlerinde bir yaprak kurduyla [41] lanetledi. (Adam kurtlandı)[42] Kadı İyaz, "Şifa" kitabında zikretmektedir. Benzerini İbni İshak[43]Sire'sinde İbni Akabe [44] "Meğazi"sinde rivayet etmektedir. [45]

1278- Müslim'in, Abbas'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Müslümanlarla kafirler karşılaşınca, Müslümanlar arka­larını dönüp kaçmaya başladılar. Rasulullah (s.a.v,) katırı­nı kafirlere doğru tepikleme başladı. Ben, hızlanmasın di­ye katırın yularını tutuyordum. Ebu Süfyan'da onun üzen­gisinden tutuyordu. Sonra şöyle bağırdı:

"Ey müslümanlar. [46]

1279- Sünen'i Ebu Davud'da rivayet edildiğine göre; Rasulullah (s.a.v.) Rükane ile güreş tuttu. Rasulullah (s.a.v.) onu yere yıktı. [47]

Hafız Ebu Haccac Elmizi'nin "tehzibul kemal" adlı ese­rinde rivayet edildiğine göre; Rasulullah, Rükane ile iki veya üç sefer güreş tuttu. Bu müslüman oluşundan öncey­di. Bu görüşe göre; bu güreş onun müslüman oluşuna vesi­le oldu. [48]

Zübeyr şöyle diyor:

Rasulullah'ın güreş tuttuğu Rükane, insanların en şid­detlisi idi. Rasulullah'ın cesareti ise, anlatıldığından daha meşhurdur. Onun cesaretini ayrıntılı olarak öğrenmek iste­yen, onun siyerine ve savaşlarına baksın. Onun cesaretine, kalbinin sebatı, coşkunluğunun az oluşu ve isra gecesi dili­nin serbestliği yeterince delalet etmektedirler. Öylesi bir yer­de yüce Allah'ın huzurunda dilinin serbest oluşu.

Yine aynı şekilde, onun ümmetindeki, cesurlar ve kah­ramanlar saygılamayacak kadar çokturlar. Özellikle Allah'ın şu ayetinde övülen ve Rasululîah'ı destekleyen asha­bı:

"Muhamed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olan­lar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler." [49]

Bunlardan birisi de Rasulullah'ın halifesi, ümetimin en efdali Ebubekir'es-Sıddık'tır (r.a.).

Ali b. Ebu Talib (r.a.) onun, insanların en cesaretlisi ol­duğuna şahitlik etmiştir. Muhibbuddin et-Taberi "Fadailul aşare" adlı eserde, Muhammed b. Akil'den, o da Ali b. Ebu Talib'den şunu rivayet ediyor:

"Ali (r.a.) insanlardan bir topluluğun arasında bir gün şöy­le dedi:

"İnsanların en cesuru kimdir?" Cemaat:

"Sensin ey müminlerin emiri" dediler. Ali (r.a.):

"Ben kiminle düello yaptıysam, ona galip geldim. Ancak insanların en cesuru Ebu Bekir'dir. Bedir günü Rasulullah'a bir çadır kurduk. Müşriklerin Rasulullah'a yaklaş­maması için kim onunla kalacak" dedik. Allah'a yemin ol­sun ki Ebubekir'den başka kimse ona yaklaşmadı. Ebube­kir yalın kılıç Rasulullah'ın başında durdu" dedi.

Ali (r.a.) şöyle diyor: "Mekke'de müşrikler onun başına toplandılar. -Biri onu çekiştiriyor, biri ona vuruyordu. Şöy­le diyorlardı:

"Sen ilahları bir ilah yaptın." Allah'a yemin olsun ki bizden kimse ona yaklaşamıyordu. Ancak Ebubekir hariç. Ebubekir buna vuruyor, diğerini dövüyor, eteğini çekiştiri­yordu. Şöyle diyordu:

"Yazıklar olsun size. "Rabbim Allah'tır diyen birini mi öldüreceksiniz" Sonra Ali (r.a.) şöyle dedi:

"Sizleri Allah için yemine veriyorum. Firavun ailesinin mümini mi yoksa Ebubekir mi daha hayırlıdır." Cemaat sustu. Ali (r.a.):

"Cevap verecek misiniz? Allah'a yemin ederim ki Ebu-bekir'in bir saati Firavun ailesinin müminin dolu olduğu yer­yüzünden daha hayırlıdır. Firavun ailesinin mümini imanı­nı gizleyen bir adamdı. Ebubekir ise imanını açıklayan bir adamdı. [50]

Hadisteki "Ariş" kelimesi, hurma dalı ve yaprağından ya­pılan gölgelik manasınadır.

Hadisteki "Yetellilu [51] kelimesi, çekiştirmek manası­nadır.

Hadisteki "Yeceu" [52] kelimesi, vurmak manasınadır. Şöyle denilir:

"Yeceu bissikkini" yani bıçakla vurdu.

Müellif şöyle diyor: Ali (r.a.) Ebubekir'in (r.a.) Rasulullah'tan sonra insanların en cesuru olduğunu söylerken doğ­ru söylüyor. O insanların, kalbi en sabit olanıdır. Kalbi en güçlü olanıdır. Bunun için, onun Bedir günü ortaya koydu­ğu tavra bakmak yeterlidir. O Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle di­yordu:

Ya Rasulallah! Rabbinin sana verdiği bazı sözler yeter­lidir. Şüphesiz o, sana verdiği sözünü yerine getirecektir." Uhud günü kalbinin direnci yine yeterlidir. O gün şeytan şöy­le bağırıyordu: "Muhammed öldü" O gün kimse kimsenin yanında kalmamıştı. O böyle bir günde sarsılmadan, heye­canlanmadan duruyordu. Hendek günü kalbinin direnci. O gün gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti. Hudeybiye ba­rışının olduğu günkü tavn. İnsanların kaçtığı Huneyn günün­deki direnişi. O, o gün kaçmamıştı.

Onun cesaretine, kalbinin güçlülüğü ve sarsılmazlığına delil olarak, onun müslümanları, büyük olaylar, zor durumlar karşısında bir araya toplaması yeterlidir. Örneğin Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı olayı. İnsanlardan çoğunun kalbi kaymış, onun ölümüyle şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı. Ba­zıları geri dönmüşler, diğer bazıları şüpheye düşmüşlerdi. Bu onun büyük cesaretinin ve kalbinin gücünün delilidir. Böy­le bir ortamda bütün dünyanın sarsıldığı böyle bir durumda onun ortaya koyduğu tavırla, onun kalbi bütün ümmetin kalbiyle tartılsaydı, onun kalbi daha ağır gelirdi.

Mürtedlerle savaştaki azminde, onun cesareti bütün kor­kaklara paylaştırılacak olsaydı, hepsi birer cesur olurdu. O cesaretiyle, eğrilen bazı islamı kurumları düzeltmiştir. Daha sonra bu ümmet onun yolundan gitmiştir. İman çağıncısı şöyle çağırıyordu:

"Dikkat edin. Galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır. (Hizbullah)." Şeytan taraftarları geriye dönüp kaçmışlar ve zarar etmişlerdir. Allah'a yemin olsun ki bu cesarete ulaşmaktan, bu ümmetin kahramanları aciz kalmışlardır. Onun himmeti karşısında bütün üstün himmetler düşük se­viyede kalmışlardır. Onun himmeti karşısında bütün üstün himmetler düşük seviyede kalmışlardır. Allah onların hep­sinden razı olsun. Onlardan biri de, müminlerin emiri, efendimiz, dinin yardımcısı Ömer b. Hattab'tır (r.a.). Onun cesaretini ve dindeki gücünü ispatlamaya, geçmiş kitaplarda onun demir­den bir dağ[53] şeklinde vasıflandırılması yeterlidir. [54]

1280- Rasulullah'ın (s.a.v.) ona söylediği şu söz:

"Ey İbni Hattab! Nefsim elinde olana yemin ederim-ki, şeytan yolunda yürürken seninle karşılaşsa, yolunu değiştirir." [55]

Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir. [56]

1281- Rasulullah'ın şu sözü:"Allah'ım! Bu dini Ömer b. Hattab'Ia güçlendir. [57]

1282- İbni Mes'ud (r.a.) şöyle diyor:

"Ömer müslüman olduktan sonra, izzetimizi kaybetme­dik. [58] Buhari rivayet etmiştir.

İbni İshak, İbni Mes'ud'dan (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

"Biz, Ömer müslüman olmadan, Kabe'nin yanında namaz kılamıyorduk. Müslüman olunca, Kabe'nin yanında namaz kıhncaya kadar Kureyş'le savaştı. Biz de onunla beraber ora­da namaz kıldık."

Muhibbuddin et-Taberi'nin İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Ömer müslüman olunca müşrikler şöyle dediler:

"Bunlar bize galip geldiler. [59]

Onun müslüman oluşundaki ve müslümanlığı açığa vuruşundaki cesareti, en üstün olaylardan zirvelerdendi. Konuyu uzatmaktan korkmasaydık, onun bu yönünü biraz nak­lederdik. Taberi'nin İbni Mes'ud'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Ömer ceni ile üç sefer güreşti ve onu yere yıktı.” [60]

Ali'den (r.a.) rivayet edildiğne göre şöyle diyor:

"Allah'a yemin ederimki şeytan birisinin yanına gittiğin­de Ömer'in korkusundan ona kötülüğü emredemezdi. [61]

Aişe'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöy­le buyuruyor:

"Şeytan Ömer'in hissinden kaçar.” [62]

Onun dindeki kuvveti hakkındaki haberler çoktur. Kurtubi tarihinde şöyle naklediyor. Ömer sağ eliyle sol kulağını tutar, bir yere tutunmadan sıçrayarak atın sırtına çıkardı. Sahabenin hepsi cesaretli olmalarına rağmen, onların cesaretiyle en meşhur olanı, kalelerin arslam, sürekli yağan yağmur, müşriklerin saflarım ayıran, cesaretin çeşitli şekil­leriyle insanları hayrete düşüren, müminlerin emiri, efendi­miz Ali b. Ebu Talib'tir (r.a.). Rasulullah (s.a.v.) Bedir gü­nü bayrağı ona vermişti. O sırada yirmi yaşındaydı. İbni Abdulber şöyle diyor: "Rasulullah'in (s.a.v.) gitti­ği hiç bir savaştan geri kalmamıştır. Ancak Tebuk seferi ha­riç. Rasulullah onu Medine'ye vekil brakmştı. Ailesine bakması için de onu memur kılmıştı. Ona şöyle dedi:

"Senin benim yanımdaki yerin, Harun'un Musa'nın ya­nındaki yeri gibidir. Ancak benden sonra Peygamber yoktur.[63]

1283- Sahabe'den bir cemaatın rivayet ettiğine göre -Ra­sulullah (s.a.v.) Hayber günü şöyle demiştir:

"Sancağı öyle bir kişiye vereceğimki, o Allah'ı ve Rasulunu sever, Allah ve Rasulude onu severler. O kaçak değildir. Allah onun eliyle kaleyi fethedecektir”.

Sonra Ali'yi (r.a.) çağırttı. Onun gözleri ağryordu.-Gözlerine tükürüğünü sürdü. Göz ağrısı geçti. Sancağı ona teslim etti. Allah onun eliyle kaleyi fethetti.[64] Sahihler sûnenler ve başkaları rivayet etmişlerdir. [65]

1284-  Ahmed'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) sancağı aldı ve salladı. Sonra şöyle buyurdu:

"Kim bunu hakkıyla alır." Falan geldi.

"Ben" dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Geç" dedi. Sonra şöyle buyurdu:

"Muhammed'in yüzüne ikram edene yemin ederim ki, onu öyle bir adama vereceğim ki, kaçmaz. Al ey Ali" de­di. Ali sancağı alarak çıktı. Allah ona Hayber'in fethini nasip etti. Oranın hurmalanyla geldi. [66] Mus'ab b. Abdullah'tan [67], onun da babasından [68], onun dedesinden [69] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Ali b. Ebu Talib savaşta sakınırdı. İki kişinin arasında, kalmaktan süratle çıkardı. Hücuma kalktığı zaman her tara­fım düşmandan korudu. Geri dönerken daha çok etrafını ko­rurdu. Kimse ona yaklaşamıyordu. Zırhının sadece ön tara­fı vardı. Arkası yoktu. Ona şöyle denildi:

"Arkandan birilerinin saldırmasından korkmuyormusun?" Şöyle cevap verdi:

"Eğer düşmanın arkamdan gelebilme imkanı bulabiliyorsa, bana galip gelebiliyorsa, Allah ona galip gelecek kimse­yi bırakmamıştır." İbni Asakir rivayet etmiştir.

Sa'sa'a b. Suahan'dan [70] rivayet edildiğine göre şöyle di­yor:

"Sıffin gününde Muaviye tarafından, Kureyz b. Sabbah el-Himyeri denilen bir adam iki saf fin arasına çıktı ve şöy­le dedi:

"Kim düelloya gelir?" Ona karşı Ali'nin tarafından bir adam çıktı. Kureyz onu öldürdü ve başında durarak

"Kim düelloya gelir?" dedi. Başka biri çıktı. Onu da öl­dürdü ve birincinin üstüne attı. Sonra:

"Kim düelloya gelir?" dedi. Üçüncü bir şahıs çıktı. Onu da öldürdü ve diğerlerinin üstüne attı. Yine:

"Kim düelloya gelir?" dedi. İnsanlar ondan çekindiler. Bi­rinci safta olanlar, arka saflarda olmayı istediler. Ali, Rasurullah'ın beyaz katırının üzerine çıktı. Saflar ay­rıldı.

Ali saflardan ayrılınca katırdan indi, yürüyerek onun yanına gitti ve onu öldürdü. Sonra:

"Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam çıktı. Onu da öldür­dü ve birincinin üzerine koydu. Sonra:

 "Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da öldürürek diğerlerinin üzerine attı. Sonra:

"Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da öldürdü ve diğerlerinin üstüne koydu. Sonra şöyle dedi:

"Ey insanlar! Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Haram ay, haram aya karşılıktır. Haram şeyler kı­sastır." [71]

Eğer siz buna başlamasaydmız, biz başlamazdık. Sonra yerine döndü. [72] Bunu Şeyh Muhibbuddin et-Taberi "Zehairul ukba fi merakibi zevil kurba" adlı kitabında zikretmek­tedir.

[73]Yine İbni Abbas'tan (r.a.) şunu naklediyor:

"Bir adam ona şöyle sordu:

"Sıffin'de Ali savaşa yanaştı mı?"

 İbni Abbas şöyle ce­vap verdi:

"Allah'a yemin olsun ki, ben Ali kadar kendini tehlike­li yerlere atan kimseyi görmedin. Onu başında zırh olmaksızın elinde kılıçla çıkarken gördüm. Zırhlı bir adama sal­dırdı ve onu öldürdü. [74]

İbni Abdulberr onun sıfatlarını sayarken şöyle diyor:

"O bir adamın bileğinden tuttumu, muhatabı elini kurta­ramazdı." [75]

Hakim ve Beyhaki'nin Mutlab b. Ziyad [76] yoluyla Leys b. Ebu Selim'den [77], onun da Ebu Cafer Bakır'dan [78], onun da Cabir'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Ali, Hayber günü, müslümanlar üzerinde çıksınlar diye kapıyı sırtlandı. Müslümanlar kapının üzerinde yükselip kaleyi fethettiler. Bundan sonra tecrübe edildi. Kırk adam onu kaldıramadı." Bir rivayette:

"Yetmiş kişi kapıyı geri yerine getirmek için toplanıp ge­tirdiler.

"İbni İshak'ın Abdullah b. Hasan'dan [79], onun ailesinin bazı kişilerinden, onların da Ebu Rafi'den rivayet ettikleri­ne göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) ona sancağı verince, onunla çıktk. Ka­leye yaklaşnca kaledekiler ona karşı çktlar. Onlarla savaştı. Yahudilerden[80] bir adam ona vurdu. Ali kalkanını elinden attı. Kalenin kapısını kucakladı ve kendi eliyle kaleyi fethet­ti. Sonra kapy elinden attı. Yedi kişiyle kapıyı ters çevirme­ye çalıştık ama başaramadık.

[81]Onun cesaretine ilişkin haberler çoktur. [82] Onun Murahhib ile yaptığı düello yukarıda geçti. Bu ümmetin cesurlarından, kahramanlarından, mahir at­lılarından biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Cennetle müjde­lenen on kişiden biridir. [83]

1285- İbn Mübarek'in Aişe'den (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:"Ebubekir (r.a.) Uhud günü hatırlatılınca şöyle diyor:

O günün hepsi Talha'nındır. Ben o gün ilk dönen kişiy­dim. Birde baktıki bir adam Rasulullah'ın önünde, onunla beraber savaşıyor"

 Ben: "Talha olsa" dedim. Bu orada söylediklerini kaçırdım. sonra şöyle dedi:

"Talha'da yetmiş küsur az veya çok kılıç yarası, ok ya­rası ve mızrak yarası vardı. Eli kopunca onun durumunu iyi­leştirdik. [84]

1286- îbni Asakir ve başkalarının Enes'den (r.a.) rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:

"Uhud günü insanlar birbirinden ayrıldılar. Rasululah'ı terk ettiler. Ebu Talha onun önünde, onu yanındaki bir sopayla koruyordu. Ebu Talha süratli ve atıcı bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırdı. Bir adam için okların bulunduğu bir ok torbasını gördüğü zaman şöyle diyordu:

Ebu Talha'ya onu götürün.

"Rasulullah (s.a.v.) insanlara bakmak için çıktı. Ebu Tal­ha şöyle diyordu:

"Ya Rasulallah! Anam babam sana feda olsun. Çıkma. Attıkları oklardan biri sana isabet edebilir. Benim ölümüm senin ölmenden daha iyidir."

 Aişe binti Ebu Bekir ve Ümmü Selim kollarını sıvamışlar, müslümanların şu ihtiyacını karşılıyorlardı. Suyu yerinden alıp getiriyorlar ve insanla­rın ağızlarına döküyorlardı. Sonra tekrar dönüp dolduruyor­lar ve getirip insanların ağızlarına döküyorlardı. Uykudan dolayı kılıç Talha'mn elinden iki veya üç sefer düştü." Kays b. Hazim şöyle diyor:

"Ebu Talha'nın eli felçti. Onunla Uhud günü Rasulullah'ı korumuştu.”

"Musa b. Talha'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Rasulullah (s.a.v.) Uhud'dan dönünce şairi Hasan'a şöyle dedi:

"Talha hakkında söyle" Hasan şöyle dedi:

"Talha halk gününde Muhammed'i-

Bir saatte daraldı ve yarıldı.

Onu elleriyle mızraklardan korudu teslim oldu.

Elleri kılıçların altında ve felç oldu.

İnsanların imamı sadece Muhammed'dir.

Yerleşene kadar İslam'ın taşını dönderdi.

Onun hakkında Ebu Bekir (r.a.) şöyle diyor:

"Peygamberin koruyucusu, hidayetli, atlar ona tabi olur.

.Dini koruyan birileriyle karşlaşmadıkları zaman.

Cemaatları sırtlarına dönmüşken yaraya sabretti.

İnsanlar yenilen ve fitneye uğrayanlar arasındaydı.

Ey Talha b. Ubeydullah vacip oldu.

Sana cennet, hurilerle evlendir.

"Ömer b. Hattab (r.a.) onun için şöyle diyor:

"Peygamberin koruyucusu, hidayetli, elindeki kılıçla.

Bütün insanlar sırtlarını dönüp açılınca.

[85]Onlardan biri de cesaretlilerin arslanı, kahraman Mikdam Ebu Abdullah Zübeyr b. Avvam. Cennetle müjdelenen on ki­şiden biridir.

İslam'da ilk kılıç sallayan kişidir. Birden fazla kişi bunu nakletmiştir. Ebu Amr b. Abdülberr'in Hişam b. Urve'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre; Allah yolunda ilk kılıç sallayan kişi Zübeyr'dir. Olay şöyle olmuş­tur. Kötü bir rüzgar esmiş ve Rasulullah'ı (s.a.v.) etkilemiş­ti. Rasulullah (s.a.v.) Mekke'nin en yüksek yerindeydi. Zübeyr kılıcını çekerek insanları yarmış ve Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına varmıştı. Rasulullah (s.a.v.) onu görünce:

"Sana ne oluyor ya Zübeyr?" diye sorar. Zübeyr şöy­le cevap verir:

"Senin etkilendiğin haberini aldım." Rasulullah ona ve kılıcına dua etti. [86]

 Muhibbuddin şöyle naklediyor: "Zübeyr şöyle de­di:

"Senin öldürüldüğünü duydum." Rasulullah (s.a.v.):

"Ne yapardın sen?" dedi. Zübeyr:

"Allah'a yemin olsunki Mekke ehline kılıç çekmeyi, onların kanını nehir gibi akıtmayı, onlardan kimseyi bırakmadan öldürmeyi istedim." Rasulullah (s.a.v.) güldü. Ridasını çıkardı ve ona giydirdi. Cebrail (a.s.) indi ve şöyle de­di:

"Allah sana selam söylüyor. Sana diyor ki: "Benden Zübeyr'e selam söyle." Senin gönderilmenden kıyamete kadar kılıç sallayanların ecirlerinin bir mislinin ona verilece­ğini ve onların ecirlerinden herhangi bir şeyin eksilmeyece­ğini ona müjdele. Çünkü o Allah yolunda ilk kılıç sallayan kişidir." [87]

 Müellif şöyle diyor: O kılıç salladığı zaman on iki yaşın­daydı. Allah daha iyisini bilir. [88]

1287- Buhari'nin Zübeyr'den (r.a.) rivayet ettiğine gö­re şöyle diyor:

"Bedir günü Ubeyde b. Said b. As'ı gördüm. Silahlanmış, sadece gözleri görünüyordu." "Ebu Zatil Kerş" diye künye­si vardı. Şöyle dedi:

"Ben Ebu Zatil kerş'im" Ona kısa bir mızrakla saldırdım. Onu gözlerinden yaraladım ve öldü."

 Hişam b. Urve şöyle diyor:

"Haber aldığıma göre Zübeyr şöyle demiştir:

"Ayağımı üzerine koydum. Sonra onu uzattım. Direnemez oldu. Yan tarafları bükülüp katlanmıştı

[89]Hadiste geçen, "Müdeccecün" [90] kelimesi, üzerinde tam teşkilat silah vardı manasınadır. Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, silahların ağırlığından yavaş yürümesidir. Deniliyor ki:

Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, silah­larla her tarafının örtülmüş olmasıdır. Çünkü gökyüzü bu­lutlandığı zaman "Deccecetis semaü" denilir.

Beğavi'nin Mu'cemin'de Amr b. Mus'ab b. Zü­beyr'den [91] naklettiğine göre şöyle diyor:

"Zübeyr Rasulullah ile beraber savaşırken on iki yaşın­daydı. Düşmana saldırırken şöyle diyordu:

"Burada anam babam sana feda olsun. Burada anam ba­bam sana feda olsun [92]

Muhibbuddin et-Taberi'nin tabiinden bazılarından nak­lettiğine göre şöyle diyor:

 "Zübeyr'e bazı seferlerinde arka­daşlık yaptım. Bir gün ihtilaf oldu. Çorak bir yerdeydik. Ba­na şöyle dedi:

"Beni Ört ki yıkanayım." Onu örttüm. Ona yaklaşınca sır­tının kılıçla kesilmiş olduğunu gördüm. Ona şöyle dedim:

"Allah'a yemin olsunki sende Öyle şeyler gördümki, on­ları hiç kimsede görmedim." Şöyle dedi:

"Sen onları gördün mü?" Ben:

"Evet" dedim. Şöyle cevap verdi:

"Valahi onlardan herbir yara Rasulullah (s.a.v.) ile bera­ber iken veya Allah (c.c.) yolunda iken meydana geldi."[93]Ali b. Zeyd b. Cedan şöyle diyor:

 "Zübeyr'i gören biri­sinin bana"söylediğine göre, onun göğsünde çeşme gibi ya­ralar var."[94] İbni Cevzi, "Safvetüs Safve"de nakletmekte­dir. Buharı ve başkalarının naklettiğine göre; sahabeler Yer-muk günü Zübeyr'e şöyle dediler:"

Sen şiddetlenmiyormusun ki, biz de seninle şiddetlene­lim." Hücuma kalktı. Onu boynundan iki sefer yaraladılar. İkisinin arasında Bedir'in günü aldığı bir yara daha vardı. Urve şöyle diyor:

"Ben bu yara izlerine parmağımı sokup oynuyordum." [95] O zaman küçüktüm." [96] İbni Ebi Ziyad şöyle diyor:

"Zübeyr Hendek günü kılıcıyla Osman b. Abdullah b. Muğire'nin miğferine vurdu. Onu bağlantı yerine kadar kesti.

"Senin kılcın ne kadar iyiymiş" dediler. Zübeyr kızdı. İşi kılıcının değil elinin gördüğünü söylemek istiyor [97]

1288- Hişam b. Urve'nin babasından rivayet ettiğine göre şöyle diyor

"Zübeyr uzun boyluydu. Bineğe bindiği zaman ayakla­rı yerde sürünürdü. Çocukken onun kürek kemiklerinin üzerindeki kıllara tutunarak kalktığımı hatırlıyorum." [98]

Beğavi Mu'cemin'de nakletmektedir. İbni Cermuz Cemel olayında onu öldürünce kılıcını alıp Ali'ye getirdi. Ali şöyle dedi:

"Bu kılıç Rasulullah'm (s.a.v.) başındaki darlığı açmış­tı.

"Hasan [99] (r.a.) onun hakkında şu beyitleri söylüyor:

"O meşhur atlı idi, öyle bir kahramandı ki.

Zor güne hemen kavuşurdu. Onun Rasulullah'a yakın ak­rabalığı vardı.

İslama yardımda da asaletle bir şerefi vardı. Kaç zorlu­ğu Zübeyr avuçlarıyla aştı.

Mustafa'dan Allah ona vererek, ecirlendirecektir.

Savaş şiddetlendiğinde insanları oraya toplardı. En hızlı şekilde ölüme koşardı.

Şiirde geçen "Müessilun" kelimesi, asaletli manasına,

"Keşefetil harbü ansaki ha" şiddetlenmek manasına gel­mektedir. Ayette de, "Yevme yekşifu an sakin" "şiddetlendiği gün" manasındadır.

"Heşşeha": Toplamak manasınadır. Yani insanları ora­ya toplardı. Kılıcıyla onları dağıtırdı."İrkal" kelimesi:

Bir yürüme çeşididir. Hızlı yürüme manasınadır. Muhibbuddin et-Taberi nakletmiştir. [100] Kahramanlardan biri de Sa'd b. Ebi Vakkas'tır. İslam'ın atlısı, Allah yolunda ilk oku atandır.

Rasulullah (s.a.v.) ona dua etmiş ve şöyle demişti:

 "Allah'ım onun atışım isabet ettir. Duasını kabul et."

Bu şekilde de olmuştur. [101]

Ali (r.a.) şöyle diyor: "Rasulullah'ın Sa'd'dan başka kimseye ana babasını feda ettiğini görmedim. Uhud günü onu şöyle derken işittim:

"At! Anam babam sana feda olsun."

[102]îbni Abdulberr şöyle diyor: Kureyş"in, cesurlarından ve kahramanlarından biridir. Rasuhıllah'ı savaşlarında bek­leyenlerden biridir. Kufe'yi oluşturan [103] kimsedir. Acem­leri oradan atmıştır. Farslarala savaşı üstlenmiştir. Ömer (r.a.) onu bu göreve atamıştır. Allah onun eliyle Fars belde­lerinin çoğunu fethetmiştir. [104]

1289- İbni Ebu Şeybe'nin Said b. Müseyyeb'den naklet­tiğine göre şöyle diyor:"Uhud günü Sa'd b. Ebi Vakkas müslümanların en şid­detli olanı idi.[105] Muhibbuddin et-Taberi, on kişinin faziletlerinde, İbni Abbas'tan şöyle rivayet ediyor:

"Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle derken işittim:

"Sa'd b. Ebu Vakkas bin atlıya bedel sayılır."

[106]Zühri şöyle rivayet ediyor: "Sa'd b. Ebi Vakkas'ın ece­li gelince, ev halkına yünden bir cebbeyi getirmelerini söy­ledi. Şöyle dedi:

"Beni bununla kefenleyin. Ben Bedir günü bunun için­deyken müşriklerle karşılaştım. Onu bugün için sakladım." Bir cemaat bunu nakletmiştir. İbni Cevzi de safvetüs Safve 'de nakletmiştir.[107] Onlardan biri de Ebu Ubeyde'dir. Bu ümmetin emin kişisidir. İsmi Amir b. Abdullah b. Cerrah'tır. Cennetle müj­delenen on kişiden biridir. Zübeyr b. Bekkar şöyle diyor:

"Bedir, Uhud ve diğer sa­vaşlara Rasulullah'la beraber katılmıştır. Uhud'da Rasu­lullah'ın (s.a.v.) miğferinden yüzüne batan iki halkayı çıkar­mıştır. Onun da iki dişi sökülmüş ve ağzı güzelleşmişti. Deniliyorki:

"Ebu Ubeyde'nin ağzından daha güzel ağız görülmemiştir. Yine şöyle deniliyor:

"Kureyş'in iki dehası Ebubekir ve Ebu Ubeyde'dir."

Ömer (r.a.) onu, Şam'a vali olarak göndermiştir. Allah onun eliyle Yermuk, Cabiye ve başka yerleri fethetmiştir. İbni Esir şöyle diyor:

 "Bedir'de Ebu Ubeyde babasıyla karşılaştı. Babası ona saldırmaya başladı. Ebu Ubeyde on­dan korundu. Babası ısrarla üzerine gelince Ebu Ubeyde onu öldürdü. Allahu Teala bunun üzerine şu ayeti indirdi:

"Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerden, Allah ve Rasulunden yüz çevirenleri seven kimseyi bulamaz­sın. İsterse bunlar babaları veya çocukları olsun." [108]

"Uhud günü otuz bir kişi öldürdü. Sonra ayağı takılıp, sırt üstü düştü. Zırhı karın tarafından açıldı. Oradan vuruldu. Hind onun karnını yararak ciğerini çıkardı. Onu çiğnemeye başladı. [109] Onu yutamayınca, ağzından attı. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Eğer onun karnına girseydi, ateş ona dokunmaz­dı."

Rasulullah onu görünce, ona olan üzüntüsü şiddetlendi. Şöyle buyurdu:

"Eğer galip gelirsem, onlardan yetmiş kişiyi senin gibi yapacağım." Bunun üzerine şu ayet indi:

"Cezalandırdığınız zaman, cezalandırıldığınız kadar yapın. Ancak sabrederseniz, bu sabredenler için daha hayırlıdır." [110]

İbni İshak'ın Siyer'inde Abdurrahman b. Avf tan rivayet ettiğine göre, Ümeyye b. Halef şöyle dedi:

"Sizden demir uçlu kalemle öğreticilik yapan göğsünde nişan bulunan kimdir?" Ben:

"Bu Hamza b. Abdulmuttalib'dir" dedim. Ümeyye:

"Şu bize birçok şey yapan kişi." Yine onun Bedir günü Rasulullah'ın (s.a.v.) önünde elinde iki kılıçla savaştığını = nakletmektedir.

Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

 "Ra­sulullah (s.a.v.) Hamza'yı ölü görünce ağladı. Ona yapılan­ları görünce hıçkırmaya başladı. Şöyle buyurdu:

"Safiyye'nin onu görmesi olmasaydı, onu brakırdım ki, kuşların ve yırtıcı hayvanların karınlarından haşrolsun."

Safiyye Hamza'nın kızkardeşidir. Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye dönünce, ensarın kadınlarının ölüleri için ağla­ma seslerini işitti. Şöyle buyurdu:

"Hamza'nın ise ağlayanı yoktur." Ensar bunu duyun­ca hanımlarına kendi ölülerinden önce Hamza için ağlamalarını ve ona acımalarını emrettiler. Onlar da bunu yap­tılar. [111] Vakidi şöyle diyor:

"Onlar hala, önce Hamza'nın üzerine mersiye ve ağıt ya­karak kendi ölüleri için ağıt yakarlar."

[112]Onlardan biri de; tek kahraman, ebedi cesur, iki kanat sa­hibi Cafer b. Ebi Talip, Rasulullah'ın amacasınm oğludur. Kardeşi Ali'den on yaş büyüktü. Mute'de şehid olanlar­dan biridir. Sancağı eline alıp savaşmış, o eli kesilmişti. San­cağı sol eline almış, o da kesilmişti. Öldürülene kadar san­cağı bırakmamıştı. O savaşta sırtını çevirip kaçmazdı. Ce­sedinin ön yüzünde doksan küsur, kılıç, mızrak, ok yarası sa­yılmıştır. Onun zikri yukarıda geçmiştir. Amr b. Sabit'ten[113], onun da babasından [114] rivayet edil­diğine göre Rasulullah (s.a.v.) Cafer'i sordu. Şöyle cevap verdi:

"Bir adamın bir müslümanı öldürdüğünü gördüm. Cafer ona doğru gitti ve mızrakla ona vurdu. Her ikisi de öldü." İbni Zehebi, "Siyeri A'lamu'nnubela'da" nakletmektedir.[115] Onlardan biri de Bera b. Malik'tir.[116] Enes (r.a.) karde­şidir. Kendisiyle şiddet ve kahramanlığın Örneğinin verildi­ği kişilerden biridir.

İbni Esir, "Esedü'l-Ğabe"de şöyle diyor: "Kendisini öl­dürmeye iştirak eden hariç, yüz kişiyi düelloyla öldürdükten sonra öldürülmüştür."[117]

 İbni Mende, Ebu Nuaym ve İb­ni Abdulberr nakletmişlerdir.

Müellif şöyle diyor:

"Aynı kitapta şöyle görmüştüm: "Meş­hur olana göre o bütün savaşlarında yüz kişi öldürmüştür."

İbri Sirin'den nakledildiğine göre şöyle diyor: "Müslü­manlar, içerisinde müşriklerin olduğu bir duvarın yanına vardılar. Bera bir kalkanın üzerine oturdu ve "beni mızrakları­nızla kaldırıp onların tarafına atın" dedi. Onu duvarın arka­sına attılar. Müşrikler onun başına toplandılar. Onlardan on kişiyi öldürdü. O zaman Bera (r.a.) vücudunda seksen kü­sur yara meydana gelmişti. Halit b. Velid bir ay başında du­rarak onun yaralarını iyileştirdi." İbni Esir'de bunu naklet­mektedir.

[118]îbni Zehebi; "Siyerin-Nübela" da şöyle demektedir: Ebu Musa el-Eş'ari Tüster'in kuşatmasında Bera b. Malik'e şöyle dedi:

"Şehrin ortasına çıkan gizli bir yol keşfettik. Seninle birlikte oraya girecek birilerini bul." Bera Meczee b.Sevre şöyle dedi:

"Kavminden, zarif güçlü birini bana söyle." Mencee:

"Niçin?" diye sordu. Bera:

İhtiyacım var" dedi. Meczee:

"Ben o adamım" dedi. Bera:

"Gizli bir yol bulduk. Oraya girmek istiyoruz" dedi. Di­ğeri:

"Seninle beraberim" dedi. İlk önce Meczee girdi. Oradan çıkınca oranın ağzını bir kaya ile kırdılar. İnsanlar gizli yoldan şehre çıktı. Bera da çıktı. Şehrin ortasında öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Allah onlara fethi nasip etti." [119]

Onlardan biri de Muaz b. Amr b. Cemuh'tur (r.a.).[120] Güçlü, cesur ve kahramandı. Ondan şöyle dediği nakledilmektedir:

 "Ebu Cehil'i Be­dir günü kendime iş yaptım. İmkan elime geçince, ona sal­dırdım. Ona vurdum-ve bacağını yarısından kestim. Bu ara­da oğlu Ikrime omuzuna vurdu. Elim koptu. Yan tarafımdaki deriye asılı kaldı. Beni savaştan alıkoyuyordu. Günboyu böyle savaştım. Onu arkamdan sürüklüyordum. Bana eziyet vermeye başlayınca ayağımı üzerine koydum. Sonra doğrul­dum taki koparıncaya kadar”

Onlardan biri de Ebu Dücane Semmak b. Hurşe'dir (r.a.). Cesaretiyle meşhur kişiUhud günü Rasulullah (s.a.v.) elin­de bir kılıç tutup:

"Kim bunu hakkıyla alır?" diye sorunca, birçok kişi kal­kıp onu almaya çalışmıştı. Rasulullah (s.a.v.) hiç birine vermemişti. Ebu Dücane kalkıp şöyle sormuştu:"Onun hakkı nedir ya Rasulallah?" Şöyle buyurmuştu:

"Eğrilinceye kadar onunla düşmanın yüzüne vurma­dır." [121] Ebu Dücane:

"Onu hakkıyla ben alırım" demiş ve Rasulullah (s.a.v.) ona vermişti. Cesaretli bir kişiydi. Savaşta çalımlı yürürdü."

İbni Hişam şöyle diyor[122]Birden fazla kişinin söyledi­ğine göre Zübeyr b. Avam şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) kılıcı sorup kimseye vermeyince ve Ebu Dücane isteyip ona verince;

"Vallahi ona bakacağım ne yapacak" diye kendime söy­ledim. Onu takip ettim. Kırmızı sarığını aldı, başına sardı. Ensar şöyle diyordu:

"Ebu Dücane ölüm sarığını çıkardı." Onu sardığı zaman böyle söylüyorlardı. Çıktı ve şöyle diyordu:

"Ben ki dostum benimle sözleşmiştir.

Biz savaşta kan akıtmakla beraberiz.

Hiçbir zaman arka saflarda bulunmam.

Allah ve Rasulunun kılıcıyla vururum.

"Kime kılıcı sallarsa onu mutlaka öldürüyordu.

[123]Şiirdeki "Kuyul"[124] kelimesi, "arka saflar manasına gel­mektedir. İbni İshak ve başkalarının İbni Abbas'tan rivayet ettik­lerine göre şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) Uhud'dan dö­nünce, kılıcını kızı Fatma'ya verdi. Şöyle dedi:

"Ey kızım bunun kanını yıka" Ali'de kılıcını verdi ve şöyle dedi:

"Bunu da al ve kanını yıka. Vallahi bugün beni doğrula­dı" Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Eğer sen bugün savaşın hakkım verdiysen, Sehl b. Hanif ile Ebu Dücane'de hakkını verdiler." [125]

İbni Esir, İbni Zehebi ve başkalarının rivayet ettiklerine göre; Ebu Dücane Yemame günü kendisini bahçenin içine atmış ve ayağı kırılmıştı. Öldürülünceye kadar kırık ayağıy­la savaşmıştı.[126]Onlardan biri de Ebu Talha elEnsari'dir. İsmi Zeyd b. Sehl'dir (r.a.). Rasulullah'm önünde dizlerinin üzerine otur­muş,[127] okluğunu yaymış [128] ve şöyle diyordu:

"Benim yüzüm senin yüzüne koruma, Canım canına fe­da olsun." Birden fazla kişinin rivayetine göre, Huneyn gü­nü yirmi müşriği öldürmüş ve eşyalarını almıştır. Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyuruyor

"Ebu Talha'nın orduda sesi, yüz kişiden daha hayır­lıdır.

"Sevri'nin Abdullah b. Muhammed b. Akil'den[129]Cabir veya Enes'ten rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Orduda Ebu Talha'nın sesi, bin kişiden daha hayır­lıdır.” [130]

İbni'Zehebi'de zikretmiştir. Sa­vaşa katılmıştır. Meşhur olayları görmüştür. İbni Esir şöyle diyor:

 "Müslüman oluşundan itibaren Rasulullah (s.a.v.) onu süvarilerin komutanı yapmıştır. On­ların başında giderdi. Sonra Ebu Bekir onu, mürtedlerle savaşa komutan yaptı. Fars ve Rumlarla savaşta onun büyük eserleri vardır. Unve, Şam ve başka yerleri fethetmiştir. Halit b. Velid'in eceli gelince şöyle dedi:

"Yüz veya daha fazla savaş ve çatışmada bulundum. İşte ben devenin [131] öldüğü gibi yatağımda ölüyorum. Korkak­ların gözüne uyku girmesin." [132]

Hafız İbni Zehebi şöyle diyor:

"Yatağında öldüğümde alt­mış yaşındaydı. Vücudunun her tarafında şehidlerin damga­ları vardı. [133] Onun sahih menkıbelerinden biride îbni Ebu Halit'in Kays b. Ebu Hazim'den [134] rivayet ettiğidir. Şöyle diyor:

"Halit b. Velid'e zehir getirildiği gördüm.

"Bu ne?" dedi. Onlar:

"Zehirdir" dediler. Halit:

"Bismillah" dedi onu içti ve zarar vermedi. Ona şöyle di­yorlardı:                                                  

 "Acemlerden sakın. Seni zehirlemesinler." Onun kendi­si bunu yaptı." Onun cesaret menkıbeleri çoktur

.Onlaran biri de Selme b. Ekva'dır (r.a.). Müslümanların atıcılarından ve cesurlarından biridir. Onun cesaretine örnek olarak; tehlikeye atılma konusunda anlattıklarımız yeterli­dir. Uyeyne b. Hisn ve beraberindekiler Rasulullah'ın (s.a.v.) aşıladığı hurmalığa akın edince, onları takip etmiş ve ora­yı onlardan kurtarmış ve onlara yapacağını yapmıştır.

İbni Sa'd'm Selme'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Rasulullah (s.a.v.) Ebu Bekir'i başımıza gönderince onun­la beraber savaştım. Elimle müşriklerden yedi kişiyi öldür­düm."

[135]Bu olay Ebu Bekir'in (r.a.) Beni Kilab'a düzenlenen seriyyesinde olmuştur.

Onlardan biri de Hişam b. As'tır (r.a.). Amr'ın kardeşi­dir. Bilinen cesur bir süvaridir. Şehadeti temenni ederdi. Ecnad'in veya Yermuk'ta ona şehadet nasip oldu. Amr b. As'tan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

"Ben ve kardeşim Hişam Yermuk savaşına katıldık. O ve ben geceleyince, bize şehadet vermesi için Allah'a dua ettik. Sa­bahlayınca, ona nasip oldu, bana nasip olmadı." Şöyle de­niliyor:

"Hişam b. As Yermuk savaşında hücuma kalkıyor ve hücumunda düşmandan birilerini öldürüyordu. Taki öldürülünceye kadar. Öldürülünce atlar onu çiğnedi. Kardeşi onun etlerini topladı ve örttü. Hişam'ın öldürülme haberi Ömer'e (r.a.) gelince şöyle dedi:

"Allah ona rahmet etsin. İslam için ne güzel yardımcıy­dı."

Onlardan biri de Ukkaşe b. Muhsin'dir (r.a.). Cesaretiy­le meşhur bir kişidir. İbni İshak'm Siyer'inde naklettiğine göre Gabe sava­şında; Evbar ile oğlu Amr b. Evbar'a kavuşmuştu. İkiside bir devenin üzerindeydi. İkisini de bir mızrak darbesiyle öldür­müş ve bazı hurmaları kurtarmıştır.

Onlardan biride Havvat b. Cübeyr'dir (r.a.).[136] Cesaretiyle meşhurdu. İbni Asakir'in Vakidi'den naklettiğine göre şöyle di­yor:

"Havvat b. Cübeyr şöyle dedi:

"Üç şey yaptım ki, kimse onları yapmamıştır. Kimsenin gülmeyeceği yerde güldüm. Öyle bir yerde cimrilik yaptımki, kimse orada cimrilik yapmamıştır. Öyle bir yerde uyu­dum ki, kimse orada uyumamıştır.

Uhud'da kardeşim ölürülmüştü. Onun yanma gittiğimde, karnı yarılmış, bağırsakları dışarı çıkmıştı. Bir arkadaşım­dan yardım alarak onu yüklendik. Bu sırada Kureyş'in sü­varileri etrafımızdaydı. Onun bağırsaklarını karnına dol­durdum ve sarığımla onu bağladım. Arkadaşımla aramıza alıp taşırken onun bağırsaklarının uğuldama sesini duy­dum. Arkadaşım korktu ve onu elinden attı. Ben de güldüm. Sonra yürüdük. Ona yayımla bir çukur kazmaya başladım. Yayımın kirişinin kapmaması için cimrilik ettim. Ona çuku­ru başka şekilde kazdım ve onu defnettim. Giderken bir at­lı gördüm. Mızrağını bana nişanlamış beni öldürmek istiyor­du. Bu sırada beni uyku aldı. Kimsenin uyumayacağı o yer­de uyudum. Uyandığımda ne atlıyı nede başkasını görme­dim. Bunun ne oluğunu bilmiyorum.

"Onlardan biri de cesur arslan, şiddetli kahraman Amr b. Ma'di Yekrub'dur (r.a.).İri cüsseli, büyük bir süvariydi. Gür sesliydi. Sıffin sa­vaşma katıldığında yüz elli yaşındaydı. Fars'larla savaşta­ki eserleri meşhurdur. Tartuşi ve başkalarının naklettiğine göre; Kadisiye sava­şında Amr Fars'ların komutanı Rüstem'e saldırdı. Rüstem büyük bir filin üzerindeydi. Amr filin dizinin arka kirişini kesti. Rüstem üzerinden düştü. Fil de onun üzerine düştü. Rüstem'in yanında bir heybe vardı. İçinde kırkbin dinar vardı. Amr Rüstem'i öldürdü. Farslar bozguna uğrayıp da­ğıldılar.

Yirmi dördüncü bölümde, onun savaşması, atından dü­şüşü geçmişti. Bir seferinde acemlerden bir adamın atının ayağından tutmuştu. Adam atının üzerinde sürekli gitmesi için vuruyordu. Bir türlü hareket ettiremedi. Sonunda çare­yi, kendisini atın üzerinden atıp kaçmakta bulmuştu. Amr da ata binmişti. Amr'a cahiliyye döneminde de kimse karşı koyamıyordu. İmam Abdulğaffar b. Nuh el-Kavsi, "Vahid" adlı kitabın­da şöyle naklediyor: "Müminlerin emiri Ömer b. Hattab (r.a.) Amr'a sorarak şöyle dedi:

"Ey Amr! karşılaştığın en hilekar, en korkak ve en cesur adamları bana söyle." Amr şöyle dedi:

"Ya Emirel müminin! Ben akın düzenliyordum. Zırhını giyinmiş bir süvari gördüm. Atına binmişti. Ona şöyle dedim:

"Ey genç! Kendini koru; İmkanı yok seninle savaşaca­ğım." Bana:

"Sen kimsin?" dedi. Ben:"Amr b. Ma'di Yekrub" dedim. Sustu. Ona yaklaştığım­da ölü olarak buldum. Bu karşılaştığım en korkak kişiydi. Karşılaştığım en hilekar kişi ise:

Ben yine akın düzenliyordum. Birden kuytu bir yerde[137] ihtiyacını gideren biri gördü. Atı bağlıydı. Onun üzerinde aletleri vardı. Ona şöy­le dedim:

"Ey genç! Kendini koru imkanı yok seninle savaşaca­ğım." Bana şöyle dedi:

"Ey Amr! Sen bana acımıyor musun? Ben kuytu bir yer­deyim, ihtiyacımı gideriyorum. Sen atının üstündesin. Zır­hını[138] giymişsin." Ben:

"Ne istiyorsun" dedim. Şöyle dedi:"Bende senin gibi oluncaya kadar, senden bana bir kötü­lük gelmeyeceğine bana söz ver." Ben:

"Söz veriyorum" dedim. İhtiyacını gördü. Torbanısını al­dı ve oturdu. Ben:

"Niçin binmiyorsun?" dedim. Şöyle cevap verdi:

"Ben atıma binmeyeceğim. Seninlede savaşmayacağım. Sözünü yerine getirmek istiyorsan, yap." Ben de onu bırak­tım ve yoluma devam ettim.

Karşılaştığım en cesur adam ise: Ben yine akın düzenli­yordum. Atının üzerinde yalnız başına duran birini gördüm. Şöyle dedim:

"Ey genç! Kendini koru. İmkanı yok seninle savaşaca­ğım." Bana dönüp bakmadı. Sözümü uzatmadan ikinci sefer ona söyledim. Bana yüzünü dönmeden şöyle dedi:

"Yazıklar olsun sana. Sen kimsin?" Ben:

"Amr b. Ma'di Yekrub" dedim. Şöyle dedi:

"Hakir ve zelil kişi. Vallahi ey Amr seni öldürmekten be­ni alıkoyan, benim yanımdaki hakirliğindir." Vallahi ya Müminlerin emiri öfkemden konuşamadım. Beni karşılama şekli zoruma gitmişti. Ölüm bana bundan daha kolay geli­yordu. Ona şöyle dedim:

"Ey genç! İkimizden biri dönecek." Şöyle dedi:

"Belki sana yazık olacak. Biz öyle bir kavimdeniz ki, ke­sinlikle bir atlıdan kaçmayız. Sen seç, ya sen duracaksın, ben sana üç tane vuracağım. Eğer sen sağ kalırsan sen bana vu­rursun. Yada ben duracağım, sen bana üç tane vuracaksın. Eğer ben sağ kalırsam, ben sana vuracağım." Onu ganimet bildim ve şöyle dedim:

"Sen benim için duracaksın."

Adam durdu. Ben ona mızrakla hücum ettim. Taki ona acıdım[139] ve kendi kendime şöyle dedim:

"Onu mızrakla ikiye böldüm." Adam ondan kurtuldu[140]dönüp mızrağının arkasıyla kafama vurdu. Şöyle dedi:"Bu bir Ey Amr! Eğer yanındaki hakirliğin olmasaydı se­ni öldürürdüm." Bende öyle bir acı oluştuki, ölüm ondan da­ha kolay değil.

"Sonra "Kolla" dedim ve saldırıya geçtim. Üzenginin üzerinde durdum ve iki elimle kılıcı tutarak vurdum. Ken­di kendime şöyle dedim:

"Onu da, atını da ikiye böldüm." Adam ondan da kurtu­larak döndü ve mızrağının arkasıyla bana vurdu. Şöyle de­di:"

Ey Amr! Bu iki hakirliğin olmasaydı seni öldürürdüm" Üçüncü hamlem kalmıştı. Saldırdım ve ona vurdum. O da ilk ikisinde yaptığını yine yaptı. Sonra şöyle dedi:

"Neredeyse kininden dolayı imandan ölüye dönecektin Ey Amr! Mızrağın ateşini kısaltacağım veya sen Şeybanoğullarmdan dolayı iflas edeceksin.

Ey Müminlerin emiri! Nefsim, ölümü kerih gördü. Ona şöyle dedim:

"Ey genç! Senin üzerinde bir azimet var" Şöyle dedi:

"Sende bulunan acizliğin aynısı bende de var." Ona şöy­le dedim:

"Keremli olan, fakire ziyafet vermekten çekinmez." Şöy­le dedi:

"Ben yol üzerindeyim." Ben:

"Ben de seninle olacağım" dedim. Şöyle dedi:

"Ey Amr! İstediğimi biliyor musun?" Ben:

"Hayır" dedim. Genç:

"Ben Ölümü istiyorum" dedi. Ben:

"Bravo ölüm seninle beraber" dedim. Genç:

"O zaman sür" dedi. Gecenin çoğu gidinceye kadar sürdük. Bir vadinin sakin­leri görüldü. Düğün, şenlik yapılıyordu. Yaklaşınca, kırmı­zı ve yüksek bir çadır gördük. Bana:

"Ey Amr" dedi. Ben:

"Buyur" dedim. O:

"Bu vadide ölüm var. Bu kırmızı kubbede de kırmızı ölüm var. Ya sen atımı tutarsın, ben gider getiririm. Veya ben senin atını tutarım, sen gider istediğimi getirirsin" dedi. Ben:

"İhtiyaç sahibi istediğini daha iyi bilir. Ben senin atım tu­tarım. Sen benim ona gözetici olmama razı oldun." dedim. [141]

Onun atını tuttum. Bu kubeye'gitti girdi. Bir saat sonra geldiğinde yanında, deveye binmiş parlak güneş gibi bir kız vardı. Bana: .

 "Ey Amr" dedi. Ben:

"Buyur" dedim. O:

"Ya sen hayvanları sürersin, ben senin arkanı korurum. Veya ben sürerim, sen arkamı kortırsun" dedi. Ben:"Hayvanları ben sürerim" dedim.

Hayvanların yularını tuttum ve sabah aydınlığına kadar gittik. Genç:

"Ey Amr!" dedi. Ben:

"Buyur" dedim. Genç:

"Arkana bak. Kimseyi görüyor musun?" Baktığında ha­vada toz gördüm.

"Havada toz var" dedim. Genç:

"İşte onlar gelenlerdir. Eğer çok iseler birşey değil. Eğer az iseler, o zaman iş güç ve kuvvete kalıyor." Dönüp baktımki gelenler dört veya beş kişiler.

"Gelenler dört ile beş arasında" dedim. Genç:

"Güç ve kuvvet. Bu da imkanı yok ölüm demektir." Son­ra şöyle dedi:

"Hayvanları yolun sağına çek." Kendisi yolun ortasında durdu.

Geldiklerinde bir ihtiyar ve arkasında üç gencin geldiği­ni gördük. Gençler onun çocuklarıydı. İhtiyar da kızm babasıydı. Gençler de kızın kardeşleriydi. İhtiyar öne çıktı ve ona şöyle dedi:

"Ey kardeşimin oğlu! Kadını bırak." Genç:

"Bırakacak değilim. Bırakmak için almadım." İhtiyar çocuklarından birine:

"Onunla düello et. Utançla beraber yaşamanın bir mana­sı yoktur."

 Düelloya girdiler. Uzun müddet dolaştılar. Şeybanı onu yaraladı. Mızrağı sırtından çıkardı ve adam öldü. Şeybanı onun üzerine şiirden birkaç beyt okudu. İhtiyar diğer oğluna: "Ona karşı çık. Bundan sonra yaşa­mada hayır yoktur." Ona karşı çıktı. Bir saat dolandılar. Şeybani ona da kılıcıyla bir darbe vurdu. Bir omuzundan vurup ötekinden çıkardı. O da öldü.

 Onun üzerine de beyitler söy­ledi. İhtiyar diğer oğluna "Çık" dedi. Çıktı ve onu da öldürdü. İhtiyar ilerledi ve şöyle dedi:

"Ey kardeşimin oğlu! Kadını bırak. Sen amcanın ço­cuklarını öldürdün." Şeybanı:

"Onu bırakmayacağım. Onu terketmek için almadım." de­di. İhtiyar:

"Sen beni tanıyor musun?" dedi. Şeybani:

 "Evet" dedi. İhtiyar:

"Ben senin görüp, karşılaştığın kimseler gibi değilim. Ka­dını bırak, selametle git" dedi. Şeybani:

 "Bırakmam" dedi. İhtiyar:

"Sen seç. Ya sen duracaksın ben sana vuracağım. Eğer sen sağ kalırsan sen bana vurursun. Ya da ben duracağım, sen bana vuracaksın. Ben sağ kalırsam, sana vuracağım" de­di. Şeybani:

"Sen dur" dedi. İhtiyar durdu ve Şeybani ona saldırdı. Kı­lıcıyla onun omuzlarının arasına vurarak saçlarına kadar yardı. İhtiyar kılıcı hissedince, Şeybani'yi boynundan vur­du ve yarısına kadar kesti. İkisi de öldü.

Ben dört atıda aldım ve devenin yularını tutup çektim. Evime gitmek için yürüdüm. Kız bana:

"Ben senin arkadaşın değilim. Eğer sen benim arkadaşım olsayın, sen de onların yolundan giderdin" dedi. Ben: "Bu konularda beni bırak" dedim. Kız:

 "Vallahi başka yolu yok. Sadece benimle düello ede­ceksin. Eğer sen bana galip gelirsen, ben seninim. Eğer ben sana galip gelirsem, o zaman bir kadın bir kadının ola­maz." dedi. Ben:

"Ben seninle savaşacak değilim. Sen kavminin cüretini öğrenmişsin" dedim. Kız, devenin üzerinden arslan gibi at­ladı. Bir mızrak eline aldı. Ondan önceben ona bir darbe vur­dum ve onu öldürdüm." Ömer b. Hattab (r.a.) Amr'a: "Niye yaptın?" dedi. Amr:

 "Ey müminlerin emiri! Ben onu öldürmeseydim, o beni öldürürdü" dedi.

Onlardan biri de İkrime b. Ebu Cehil'dir (r.a.). Cahiliyyede cesurların başlarından biri idi. Sonra müslüman oldu ve teslimiyeti de güzel oldu. Yermuk savaşına katılıp, şid­detli bir şekilde savaştı. Sonra öldürüldü. Öldürüldüğünde üzerinde yetmiş küsur yara vardı. [142]

1285- İbni Asakir'in Yezid b. Useyd'den [143], onun da ba­basından [144] rivayet ettiğine göre ilerime o gün şöyle dedi:

"Rasulullah (s.a.v.) ile her yerde savaştım. Bugün sizden mi kaçacağım?" Sonra:

"Kim kendisiyle ölüm üzerine biatlaşır" diye bağırdı. Ha­ris b. Hişam, Dirar b. Ezver [145] ve dörtyüz yaya ve atlı müslümanla biatlaştı. Fistadu Halit diye bir yerde savaşıyorlar­dı. Hepsi yaralandılar. İyileşenler hariç hepsi öldürüldü.[146]

1286- Zühri'den İbni Asakir'in rivayet ettiğine göre İk­rime b. Ebu Cehil o gün -Yermuk günü- İnsanların en belalısı idi. O gün mızrağıyla saldırıya geçti. Göğsü ve yüzü yaralanıncaya kadar sürdü. Ona şöyle dendi:

"Allah'tan kork. Nefsine acı" şöyle cevap verdi:

"Ben nefsimle Lat ve Uzza için savaşıp, onları savunuyordum. Bugün Allah ve Rasulu için savaştan mı geri dura­cağım. Hayır vallahi kesinlikle." Dediler ki:

"O gün öldürülünceye kadar, sadece ilerledi, geri dönme­di.[147]

Zühri şöyle diyor: "Halit b. Velid onun yanından geçiyor­du. Şöyle dedi:

"Keşke Ömer, amcamın oğlunun mızrakla saldırışını görseydi. Taki bizim düşmanla karşılaştığımızda mızrağa na­sıl sarıldığımızı bilsin.”

Onlardan biri de Tuleyha b. Huveylid el-Esedi'dif. Bü­yük kahraman ve cesurluğuyla meşhur kişi.

Kadisiye savaşına katıldı. Büyük bir belayla imtihan edildi. Nihavend'de şehid edildi. îbni Sa'd ve başkaları şöyle diyor:

"Tuleyha cesaret ve şiddetinden dolayı bin atlıya bedel sayılırdı." [148]

1287- Taberani'nin rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) Sa'd b. Ebi Vakkas'a yazdığı Mektupta şöyle diyor:

"Sana ikibin kişi göndererek sana destek veriyorum. Amr b. Ma'di Yekrub ve Tuleyha b. Huveylid. Savaş hususunda onlarla istişare et. Fakat onlara komutanlık verme.[149]

Müellif şöyle diyor: Ömer "onlara komutanlık verme" derken onlardaki şiddeti, sürekli ilerlemeyi ve geri dönüşü kabul etmediklerini bilmesinden dolayı bunu söylemiş­tir.[150]İbni Cemaa'nın zikrettiğine göre; Kadisiye günlerinde Tuleyha, Kays ve Amr yola çıktılar. Amr ile Kays birkaç düşman askeriyle geriye döndüler. Tuleyha Rüstem'in asker­lerinin içine gidinceye kadar gitti. Orada geceleyerek onla­rı gözetledi. Gece geçince, en iyi süslerle süslenmiş bir atın geldiğini gördü. Ata bakınca o at gibisinin kendi taraf­larında kimsede bulunmadığını gördü. Kılıcını çekti ve atın yularını kendi atının semerine bağladı. Sonra atını hareke­te geçirerek, sürmeye başladı. Diğer atın sahibi ile askerler bunu gördüler. Atlanıp peşine düştüler. Arkasınan bir atlı ye­tişti. Tuleyha ona dönerek mızrakla sırtını parçaladı. Atını aldı. Başka biri daha yetişti. Onu da ilki gibi yaptı. Üçüncü­sü yetişince Tuleyha üzerine gitti. Onu esir etmeye çağırdı. Onu esir alarak Sa'd'a (r.a.) getirdi. Olanları ona bildirdi. Esir'e:

"Konuş" denildi. Esir şöyle dedi:

"Ben birçok savaşa katıldım. Zorluğunu gördüm. Kahra­manları işitip onlarla karşılaştım, fakat bu adam gibisini ne gördüm, ne de işittim. İki askeri öldürdü ki, kahramanlar bi­le onların üzerine varmaya cesaret edemiyorlardı. İçerisin­de yetmiş bin kişinin olduğu bir orduya yanaştı. Ordunun sü­varisinin atını almadan çıkmadı. Atı alınca kaçtı. Arkasından gittik. Bin atlıya bedel[151] bir süvari ona yetişti, onu öl­dürdü. Birincisi gibi başka biri daha yetişti, onu da Öldürdü. Sonra ben yetiştim. Zannetmiyorum ki arkamda, kendim gi­bisini bırakmış olayım. Karşısında ölümü gördüm ve esir ol­mayı istedim." Sonra düşman askerinin yüzyirmi bin oldu­ğunu söyledi. Arkadan da onun kadarının hazır olduğunu söyledi. Sonra da müslüman oldu. Müslümanlarla beraber güzel bir belaya uğratıldı."

Onlardan biri de Abdullah b. Zübeyr b. Avvam'dır (r.a.).

O, cesur oğlu cesur, kahraman oğlu kahraman, cesaret­te ve ibadette baş idi. Afrika savaşında Cercir ile savaşmıştır. Yukarıda geçtiği gibi. Şurahbil'in babasından rivayet ettiğine göre; Haccac Mekke'de Abdullah b. Zübeyr için geldiğinde, o ashabına şöyle diyordu:

"Bakın nasıl kılıçlarınıza vuruyorlar. Herkes yüzünü koruduğu gibi kılıcını da korusun. Kişinin kılıcını vuraca­ğı yer hakkında hata etmesi kötüdür." Şöyle diyor:

"Onu sürekli gözetliyordum. Kılıcım vurduğu yerde mi­lim hata etmiyordu. Şöyle diyordu:

"Al. Ben ayıptan arınmış seçilmiş kişinin oğluyum." Onlarla şiddetli bir şekilde savaştı. Haccac Şam'lılara şöy­le sesleniyordu:"Ey Şam ehli! İtaat konusunda Allah'tan korkun." Onlar da şiddetlendikçe şiddetleniyorlardı. Taki şöyle denildi:

"Onun üzerine saldırdılar, etrafını çevirdiler. O da onları yarıncaya kadar şiddetle saldırdı. Onlarla birlikte Beni Şeybe ka­pışma kadar geldi. Sonra tekrar saldırdı. Onlar da saldırdılar. Hangi tarafa yüklendiyse, orayı dağıtıyordu. Sonunda bir ker­piç ona fırlattılar. Başı ve yüzü yarıldı. Şöyle dedi:

"Bizim yaralarımız eşikler üzerinde kanamaz.

Fakat biz ayakta iken kan damlatırlar." Sonra yüz üstü düştü. Ayağa kalkmaya çalıştı, ama başaramadı. Hızlıhare­ket edip onu öldürdüler. Osman b. Ebi Talha şöyle diyor:

"İbni Zübeyr'in üç şe­yi tartışılmazdı:

Cesareti, ibadeti ve belagatı. Amr İbni Dinar'dan[152]rivayet edildiğine göre; İbni Zübeyr Hicr'de namaz kılarken, mancınıkla atılan taşlar gelir onun el­bisesine değerek yere düşerdi. Fakat o dönüp bakmazdı. Hişam b. Urve şöyle diyor:

"Mancınıktan öyle taşlar geliyordu ki, neredeyse İbni Zübeyr'in sakalını da berabe­rinde götürecek diyordum. Onu şöyle derken işittim:

"Vallahi benim gibi sabreden üçyüz kişi olsa, üzerime yeryüzü ehlinin hepsi gönderilse aldırmam.

"Muhibbudin et-Taberi'nin zikrettiğine göre Cafer b. Zü­beyr de[153] kardeşiyle beraber savaşıyordu. Kardeşi öldürül­düğü zaman elindeki kılıcın kabzasında kan kuruyuncaya ka­dar savaştı.[154]Onlardan biri de Sumeyyuh Abdullah b. Zübeyr b. Abdulmuttalib'dir (r.a.). Darekutni'nin zikrettiğine göre:"Huneyn'de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte sabredip du­ranlardan biridir. Ebu Bekir'in (r.a.) hilafetinde yapılan Ecnad'in savaşında şehid edilmiştir.

İbni Sa'd'ın Ebu Huveyris'ten [155] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

Onlardan biri de Abdullah b. Hanzala el-Ensari'dir (r.a.).[156] Babası Hanzala [157] meleklerin yıkadığı kişidir. Çünkü uhud günü çağrıyı duyunca, cünüplü olduğu halde, hemen cihada çıkmış, yıkanma fırsatı bulamamıştı. Orada şehid edildi. Rasulullah (s.a.v.) meleklerin onu yıkadığını haber vermiştir.

Onun oğlu Abdullah müslümanların cesurlarından, kah­ramanlarından ve abidlerindendir. Hirre vakasında şehid edilmiştir. Olay şöyle olmuştur. Abdullah ve başkaları Ye­zid b. Muaviye'nin yanına gitmişlerdi. Onda uygun haller gö­remeyince Medine'ye dönmüşler ve Abdullah b. Zübeyr'e biat etmişlerdi. Burada da ölüm üzerine biatlaşmışlardı. Yezid de onların üzerine Mücrim diye askerleri tarafından lakap takılan Müsrif b. Akabe'yi gönderdi. Ona karşı Abdul­lah b. Hanzala Medine ehliyle beraber çıktı.[158] Olay meş­hurdur. Savaş şiddetli oldu. Medine ehli yenildi. Bu sırada Abdullah b. Hanzala oğluna dayanmış uyuyordu. Uyanınca olanları gördü. Büyük oğluna emretti. Öldürülünceye kadar savaştı. Sonra birer birer oğullarını gönderdi. Taki hepsi öl­dürüldü. Bunu Allah'a yaklaşmak için yapıyordu. Oğulla­rı sekiz tane idi. Sonra kılıcının kabını kırdı. Öldürülünce­ye kadar onlarla savaştı. Bu olayda sahabe ve başkalarından birçok kişi öldürüldü. Müsrif Medine'ye girdi. Oraya üç ganimet verdi. Onlarla İbni Mukassim ve başkalarının rivayet ettiğine göre bin bakireye tecavüz etmişlerdir.

Kurtubi tarihinde şöyle diyor: "Medine'de üç gün kaldı. Muhacir, ensar ve haşimoğullarının haremlerine sövdü. Dörtbin yetmiş küsur kişiyi öldürdü. Medine kaldığı üç günde ezan da okunmadı, namaz da kılınmadı.

İbni Esir "Esedül Gabe" adlı kitabında şöyle diyor:

"Ab­dullah b. Ebu Süfyan [159] şöyle dedi:

"Abdullah b. Hanzala'yı öldürüldükten sonra rüyamda en güzel şekliyle gördüm. Şöyle dedim:

"Sen öldürülmedin mi?" Şöyle dedi:

"Evet. Rabbimle karşılaştım, beni cennete koydu. İstedi­ğim gibi meyvelerinin arasında dolaşıyorum." Ben:

"Ya arkadaşlarının? Onlara ne yapıldı?" dedim. Şöyle ce­vap verdi:

"Onlar da benimle beraber benim bayrağımın altındadır­lar. O bayrak kıyamete kadar inmeyecektir.

"Onlardan biride Dahhak b. Süfyan b. Avf el-Gamiri'dir (r.a.).İbni Esir ve başkaları şöyle diyor:

 "Rasulullah'ın (s.a.v.) başında yalın kılıç dururdu. Cesur kahramanlardandı. Yal­nız başına yüz atlıya bedel sayılırdı. Rasulullah (s.a.v.) .Mekke'yi fethetmeye gittiği zaman Selimoğullarının başı­na onu vermişti. Selimoğulları dokuzyüz kişi idiler. Rasu­lullah (s.a.v.) onlara şöyle dedi:

"İçinizde yüz kişiye bedel olup sizleri bin kişiye tamam­layacak kimse var mı?" Sonra onlara Dahhak'ı verdi.

"Onlardan biri de bilinen süvari, meşhur kahraman Dirar b. Ezver'dir (r.a.). İbni Esir şöyle diyor:

"Müseyleme'yle yapılan Yemame savaşına katılmıştır. Büyük bir belaya uğratıldı. İki bacağı kesildi. Dizlerinin üze­rinde sürünerek[160] savaşmaya başladı. Atlar onu çiğnedi. So­nunda öldü. Bir rivayete göre Yemame'den sonraya yaralı olarak kaldı ve sonra öldü. Bir rivayete göre de Yermuk ve Şam'ın fethine katılmıştır.

Şam'ın fethinde onun hakkında acayip haberler, garip olaylar, üstün davranışlar anlatılmıştır.

Onlardan biride Sumeyyuh Dirar b. Hattab b. Mirdas el-Fihri'dir.[161] Mekke'nin fethinde müslüman olanlardan­dır. Kureyş'in cesur ve süvarilerindendir.

Ebu'l-Kasım b. Asakir onu Şam tarihinde zikretmekte­dir. Naklettiğine göre Şam'ın fethine Ebu Ubeyde ile birlikte katılmıştır. [162]

İbni Esir şöyle diyor: "Bir gün Ebubekir'e (r.a.) şöyle de­di:

"Biz Kureyş için sizden daha hayırlı idik. Biz onları cen­nete soktuk. Siz ise onlan ateşe soktunuz. Yani ben onlardan müslüman olanları öldürdüm. Siz ise müşriklerini öldürdü­nüz." Bir gün Evs ve Hazrec'liler, Uhud'da en cesur kim­di diye tartışıyorlardı. Dirar b. Hattab yanlarından geçerken:

"Bu o savaşa katıldı. O, bunu bilir" dediler. Ondan bu­nu sordular. Şöyle cevap verdi:

"Ben sizden onbir kişiyi hurilerle evlendirdim." [163] Onlardan biri de Culeybib'dir.[164] Sahabenin cesurlarındandır.[165]

1288-Müslim'in Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bir savaştayken, Allah ona ganimet nasip etti. Ashabına dönüp:

"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Sahabe:

"Evet. Falan, falan ve falan" dediler. Sonra yine:

"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Onlar:"Falan ve falan" dediler. Sonra yine:

"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Onlar:"Hayır" dediler. Rasulullah (s.a.v.):

"Fakat ben Cüleybib'i kaybettim. Onu arayın" dedi. Onu ölülerin arasında aradılar. Yedi cesedin yanında buldular. Onları öldürmüş, sonra da öldürülmüştü. Onu Rasulullah'a getirdiler. Başında durdu. Şöyle buyurdu:

"Yedisini öldürdü. Sonra onu öldürdüler. Bu ben­den, ben de ondanım.

[166]Onu bileklerinin üzerine aldı. Onun için ancak Rasulullah'ın (s.a.v.) bilekleri olurdu. Ebu Hureyre şöyle diyor:

"Onun için çukur kazdı ve kabrine koydu." Yıkamayı zik­retmedi."

Onlardan biri de Abdullah b. Sa'd b. Ebi Sarh'dır (r.a.).Cesaretli, kahraman ve akıllı bir mücahid idi. Bir çok kez orduyla beraber Fas'a savaşa gitti. Leys b. Sa'd şöyle diyor:

"Afrika'da savaştı. Oranın sa­hibi Cercir'i öldürdü. Onun oku üç bin dinar ediyordu. Zatis Sevari'de savaştı. Rumlarla karşılaştı. Bin atlı idiler. Onları öyle bir şekilde öldürdü ki daha önce hiç bu şekilde öldürülmemişlerdi.

"îbni Esir şöyle diyor: "Allah onun eliyle Afrika'yı fethet­ti. Büyük bir fetihti. Oku üç bin miskal altın ediyordu. Al­lah'tan, son amelinin namaz olmasını istedi. Sabah namazı­nı kıldı. Sağına selam verdi. Soluna selam verirken vefat etti.

Fitneden kaçarak Askalan'a gitti. Osman (r.a.) öldürülünceye kadar orada kaldı. Orada da öldü. Bir görüşe göre Remle'ye gidip orada öldü."

[167]İbni Zehebi'nin tarihinde zikrettiğine göre Remle'de öl­müştür. Onlardan biri de Ka'ka' b. Amr et-Teymi'dir (r.a.). Kah­ramanlardan biridir. Sahabelerden sayılmaktadır. İbn Zehebi şöyle diyor:

Deniliyorki: "Rasulullah'm (s.a.v.) vefatına şahid olmuştur. Fars'larla savaşta, Kadisi-ye ve başka yerlerde büyük eserleri vardır. Rivayete göre Ebubekir (r.a.) şöyle demiştir:

"Orduda Ka'ka'nın sesi, bin kişiden daha hayırlıdır

.Rivayete göre; Kadisiye günlerinden, Eğvas gününde otuz saldırı yapmış ve her saldırısında birini öldürmüştür. Onlardan biri de Hakim b. Cebele el-Abdi'dir[168]Cesur, itaatkar ve yakın birisiydi. Osman (r.a.) onu Sin'de vali olarak göndermiştir.

 Fitneye düşenlerden biridir. İbni Abdulberr şöyle diyor: "Rasulullah'a (s.a.v.) ka­vuşmuştur! Fakat rivayetine rastlamadım. Salih bir adamdı. Yine İbni Abdulberr ve başkalarının rivayet ettiğine gö­re; Cemel savaşına katılmış ve savaşmıştı. Bu savaşta bir ayağı kopmuştu. Kopan ayağmı alarak onu koparana vurmuş ve onunla öldürmüştü. Tek ayağı üzerinde savaşa devam et­mişti. Şöyle diyordu:

"Ey ayağım! Sen gözetmiyeceksin. Benim de kolum vardır.- Onunla korunurum çoban gibi.

Ondan çok kan aktı. Ayağını koparan adamın ölüsünün özerine çöküp oturdu. Bir süvari yanından geçerken:"

Ayağını kim kopardı" diye sordu.

"Yastığım" diye cevap verdi. Ondan daha cesuru işitilmemiştir. Sonra Suheym el-Hadabi[169] ona saldırdı ve öldür­dü.

Ebu Ubeyde Ma'mar b. Müsenne şöyle diyor:

"Cahiliyyede ve İslamda onun yaptığını yapan kimse bilinmemektedir.

[170]Onlardan biri de Suveyd b. Ğafele el-Cu'fi'dir. Cahiliyye dönemine kavuştu. Rasulullah'm (s.a.v.) haya­tında müslüman oldu. Fakat onu görmedi. Sonra Medine'ye geldi. Rasuluilah'ın (s.a.v.) defnedildiği gün oraya kavuş­tu. Fil senesinde doğmuştu. Kadisiye savaşına katıldı. İnsan­lar:

"Arslan! Arslan" diye bağırmaya başladılar. Suveyd b. Ğafele Arslana karşı çıktı. Arslanın kafasına vurdu. Kılıç sır­tından geçerek kuyruğuna kadar geldi. Yüz yirmi yaşında iken bir bakire ile evlendi. Öldüğünde yüz yirmi sekiz ya­şındaydı. Bir rivayete göre yüz yirmi yedi yaşındaydı." Bu­nu İbni Mende, Ebu Nuaym ve başkaları zikretmiştir.

Onlardan biri de Yezid b. Muaviye'dir. Cesur birisiydi. Kurtubi tarihinde şöyle diyor:

"Muaviye Rum topraklarına bir ordu göndermişti. Müs­lümanlara çiçek hastalığı etmiş ve çoğu ölmüştü. Yezid bu sırada, "Deyri merran"da hanımı Ümmü Gülsüm'le beraber­di. Müslümanların başına gelenler haber verilince şöyle dedi:

"Bu üslup üzerine yükseldiği zaman -Deyri merrana ya­nımda Ümmü Gülsüm'le beraber onların hepsine isabet edene aldırmam-. Karkandune'de hastalık veya uykuya. Muaviye'ye onun şiiri ulaşınca kızdı. Onların başına gelenin ona da bulaşması için gidip onlara katılmasını em­retti.

Yezid gidip onlara katıldı. Kostantiniyye önlerine gelmiş­lerdi. Üzerinde elbise ve ipeklerin bulunduğu iki büyük kubbeye baktı. Müşrikler müslümanlara saldırınca birisi kalkıyordu. Müslümanlar onlara saldırınca diğeri kalkıyor­du. Yezid bunu sorunca şöyle dediler:

"Birincisi Rum melikinin kızınındır. Kendi kavminin galip gelmesi için kaldırıyor. İkincisi Cebele Eyhem'in kızınındır. O da kendi kavminin galip gelmesi için kaldırıyor." Yezid şöyle dedi:

"Vallahi Cebele'nin kızının yanına gideceğim." Sonra as­kerleri durdurdu. Kimsenin saldırmamasını emretti. Sonra yalnız başına saldırdı. Rumlar önünde yenilgiye uğradılar. Onları kale duvarına kadar sürdü. Rumlar kalenin kapısın­dan içeriye girdiler. Yezid Konstantiniyye'nin kale kapısı­nı demir bir direkle dövmeye başladı. Kapı yırtılıncaya ka­dar dövdü. Açılan yerin üzerine altından bir levha yapıştır­dılar." Diyor ki:

"Bu levha günümüze kadar duruyor."Onlardan biri de Ebu Muhammed Abdullah el-Battal'dır. Tabiinin kahramanlarından biridir. Kendisiyle cesurluk ko­nusunda örnek verilir.

Yirmi dokuzuncu bölümde tercümesinin bir kısmı geç­mişti. Hafız Ebu Kasım b. Asakir Şam tarihinde onun haya­tını yeterince anlatmaktadır.

Onlardan biri de Ebu Fadiye'dir. İslam'ın atıcılarından ve cesurlarından biridir. Kendisi için ittifak edilen olaylardan biri de Osman b. Ebi Atike'nin[171] rivayet ettiği olaydır. Şöyle diyor:

"Onlar yapıyorlarsa, siz de yapın." Karşılıklı atışıyorlar­dı. Rumlar Ebu Fadiye'nin gemisini vurmak için hazırlandılar. Tencereyi oraya atacaklardı. Ebu Fadiye ona bir ok ata­rak, onu öldürdü. Tencere onların gemilerine döküldü. Ge­mi içindekilerle beraber yandı. İçinde üçyüz kişi vardı. Şöyle deniliyordu:

"Ebu Fadiye'nin bir ok atışıyla üçyüz kişi öldü."

Onlardan biri de Reşid zamanında cesaret, bilgi ve bece­risiyle savaş hilelerinden kurtulmakla ve savaşçılarla karşı­laşmakla bilinip tanınan îbni Cezeri diye bilinen kişidir.

Kurtubi tarihinde şöyle diyor: Reşid yüz otuz beşbin as­kerle Konstantiniyye şehrini kuşatmak, için sefere çıktı. Hizmetkarlar, geri hizmeti görenler bu sayının dışındadır. Şehrin meliki o zaman Ya'fur b. İstibrak idi. Orayı kuşattı. Kuşatmayı sıkılaştırdi. Neredeyse orayı alacaktı. Ya'fur gelerek barış istedi. Kendisi, ailesi, tebası için cizye verme­yi, Bağdat'tan çıktığı zamandan beri yaptığı harcamaları kar­şılamayı, razı olacağı hediyler vermeyi, esir aldığı bütün müslümanları serbest brakmayı kabul etti. Reşid dökülen müslümanların kanının diyetinin ödenmesini şart koştu. Onu da kabul etti. Elli bin dinarı cizye olarak ona gönder­di. Reşid masrafları alması için komutanlarından birini onun yanında bıraktı. Aynı zamanda esirleri teslim alacak ve hediyeleri de getirecekti. Müslümanlar buna, büyük bir sevinçle sevindiler.

Reşid yola çıktı. Rikke'ye gelince Reşid hastalandı. Ora­da durdular. Hastalık haberi Ya'fura ulaştı. İhanet ederek söz verdiklerinin hiçbirini vermedi. Kimse, hastalığından dola­yı olanları Reşid'e söyleyemedi. İyileşince bazı şairler ona şiirler söylediler. Şiirlerinde Ya'furun ihanetinden bahsedi­yorlardı. Reşid olayın aslını sordu. Olanları ona haber ver­diler.

İkinci sefer geri döndü ve "Herkele"ye kadar geldi. Şöyle dedi:

"Hiç bir kaleyi bırakmadan hepsini fethedeceğim" Ebu İshak el-Fezari ona şöyle dedi:

"Ey müminlerin emiri! Bu kale onların en büyük kalele­rinden biridir. Onu ancak bir çabadan sonra fethedebilirsin. Fethettiğin zaman da orayı koruyacak asker bulamazsın. Eğer fethetmezsen, bu da mülkünde eksiklik olur. Dinde za­yıflık, müslümanlara leke olur. Bana göre en iyisi Mümin­lerin emirinin büyük bir şehre inmesidir. Orada müslümanlar kendilerine yetecek kadar ihtiyaçlarını karşılarlar ve Konstantiniyye'yi almak için gerekli yardımı alırlar. Son­ra burayı ve başka kaleleri alırlar." İbni Muhalli şöyle de­di:

"Bu büyük bir kaledir. Onların böyle başka kaleleri de vardı. Fethettiğimizde zelil oldular. Kimse kalmadı, hepsi müminlerin emirine itaat ettiler. Eğer burayı geçersek, için­dekiler içinde kalır." Reşid orada konaklamayı ve mancınık­ların kurulmasını emretti. Savaş düzenini kurdu. Seriyyeler oluşturdu. Abdullah b. Malik'i Rum beldelerine akın için gönderdi. O da akın düzenleyerek öldürdü, esir aldı, gani­met aldı. Davud b. Ali'yi yetmiş bin kişiyle akına gönder­di. O da Rum beldelerinde içlere kadar girdi. O da öldürdü, esir ve ganimet aldı ve döndü. Şurahbil b. Main ile bir seriyye çıkardı. Onlar da, "sakale" kalesini fethettiler. Zeyd b. Mehled'i gönderdi. Onlar da, "Safsaf'ı fethettiler. Cemil b. Ma'ruf u gönderdi. Yaktı, yıktı, Öldürdü, esir aldı ve onaltı bin esirle geri döndü. Reşid, "Herkele" kalesi Önünde onyedi gün kaldı. Uzun müddet beklemekten sıkıldı. Yiyecek sıkıntısı başladı. Bu du­rumu komutanlarına şikayet etti. Fezari şöyle dedi:

"Ben de bundan korkuyordum. Müminlerin emirine ben nasihat etmiştim. Direnmekten başka yol yoktur. Geri dön­menin imkanı yoktur. Sonuncu kişiye kadar ölsek de. Mü­minlerin emirine bir şey söyleyeceğim. Eğer kabul ederse, inşaallah fetih ve galibiyet bizimdir." Reşid:

"Söyle" dedi. Fezari:

"Başta ve sonda sana muhalefet edecek değiliz. Ey mü­minlerin emiri! Ağaçların kesilmesini ve taş taşınmasını emredeceksin. Müminlerin emirinin burada kalmaya az­mettiğini asker arasında ilan edeceksin. Sizden herkes ken­dine bir mesken yapsın diye ilan edeceksin." Reşid bunu ilan etti. Binaların yapımına başladılar.

Savaş kızıştı. Kaylule vaktinde Reşid uyumuştu. Savaş hafiflemişti. Kale kapısı açılmış ve Rumlardan biri tam tekmil silahlanarak dışarı çıkmış, en cins atın üzerinde açık bir dille bağırıyordu:

"Ey Arap topluluğu! Sizin süvarilerinizden yirmi kişi be­nimle düelloya çıksın." Reşid'in uyumasından dolayı kim­se çıkmadı. Kimse onu uyandırmaya da cesaret edemiyor­du. Rum iki saf arasında dolaşıp çağrısını tekrarlıyordu. Müslümanlar sıkılıp daraldılar. Rum ve arkadaşları gül­müşler ve Rum kaleye mutlu bir şekilde geri dönmüştü. Reşid uyanınca kendisine durum anlatıldı. Üzüldü, sıkıldı, kalktı, oturdu. Şöyle dedi:

"Beni niye uyandırmadınız? Size ne oldu ki kimse kar­şısına çıkmadı?" Yanında olanlardan bazıları şöyle dedi:

"Gayretli biri ise, yarın da çıkacaktır." Reşid o gece uyumadı.

Sabah olunca Rum yine çıktı. Dün söylediğini, o günde tekrarladı. Reşid:

"Ona karşı yirmi süvari çıksın." dedi. İbni Mehled şöy­le dedi:

"Hayır ey Müminlerin emiri! Birden fazla kişi ona kar­şı çıkmayacaktır. Eğer ona galip gelirse Allah'a hamd olsun. Eğer Öldürülürse, şehid olur. Rumlar bir Rum'a karşı yirmi müslümanın çıktığını duymamalılar." Reşid:

"Doğru" dedi. Müslüman askerlerin arasında bir adam vardı. îbni Cezeri diye biliniyordu. Güç ve cesaretiyle tanı­nırdı.

"Ben karşı çıkacağım." Ona karşı Allah'tan yardım iste­rim" dedi. Reşid ona at ve silah verilmesini emretti." İbni Ce­zeri:

"Bir şey istemiyorum" dedi. Reşid ile vedalaştıktan ve Reşid ona dua ettikten sonra Ruma karşı çıktı. Onu düello­ya yirmi atlı götürdü. Vadinin ortasına gelince Rum şöyle de­di:

"Ey müslümanlar! Siz ihanet ettiniz. Ben yirmi kişi iste­dim, yirmi bir kişi geldi," Şöyle cevap verdiler:

"Seninle sadece bir kişi düello edecektir. Biz onu bıra­kıp geri döneceğiz." Rum:

"Allah için sana soruyorum. Sen İbni Cezeri'misin?"dedi. İbni Cezeri:

"Evet" dedi. Rum:

"İyi bir eş" dedi.

Müslümanlar geri döndüler, İkisi de yoruluncaya kadar vuruştular. Aralarındaki çatışma şiddetlendi. Müslümanlarla müşrikler onlara bakıyorlardı. İbni Cezeri yenilerek kaç­maya başladı. Müşrikler:

"Hayt hayt"[172] demeye başladılar. Müslümanlar daraldı.

Rum peşine düştü. Sonra İbni Cezeri Rum'a geri döndü. Onu semerinden tutarak çekti. Onu yere atıncaya kadar kafasını gövdesinden koparmıştı. Müslümanlar tekbir getirdiler. Bu tekbirden neredeyse dağlar düzelecek, [173] müşrikler ondan kırılacaklardı. Savaşta müslümanlar güçlenmeye başladılar. Kale teslim olarak fethedildi. İçindekilerin bazıları öldürül­dü, bazıları esir edildi.

İbni Cezeri Reşid'in yanına gidince, onu oturttu. Ona ta­şıyamayacağı kadar mal verilmesini emretti. Hazineyi onun üzerine boşalttı. Taşıyamayınca, yardım istemeye başladı. Buradan Reşid Konstantiniye'ye yöneldi. Yolda onu pisko­poslar, papazlar ve Ruhbanlar karşıladılar. Reşid'den Rum melikini affetmesini ve onunla barış yapmasını istediler. Söz verdiği günlerin daha bitmediğini, kararlaştırdıkları şeyle­ri hemen göndereceğini ve bugüne kadar yaptıkları masraf­ları da karşılayacağını belirttiler. Reşid onların isteklerini ka­bul edinceye kadar, yalvardılar, isteklerini tekrarladılar, yerleri öptüler, yüzlerini yerlere sürüp zelil oldular. Reşid isteklerini kabul etti. Reşid istediklerini almak için bizzat kendisi orada bekledi. Üçyüz bin dinarın hepsi geldi. Onla­ra elli bin dinar da yıllık cizye koydu. Her sene getiriliyor­du. Rum'ların başında melikerin unvanı olan, "Hirakl" un­vanının kaldırılmasını da şart koştu. Başka bir unvanla da kimse bulunmayacaktı.

Reşid dönmeye karar verdiği zaman, Rum meliki ona bir mektup yazdı. Şöyle diyordu

"Müminlerin emiri, Müslümanların halifesi Abdullah'a Rum'ların meliki Ya'fur'dandır. En büyük sultan sana selam olsun. Benim senden küçük bir ricam var ki, senin di­nine ve dünyaya zarar vermez. Ufak bir istek. Hırakl'ın kızlarından birini oğluma nişanlamıştım. Sizlere esir düştü. Eğer benim isteğimi vermek istersen, sana minnetdar kalı­rız. Eğer buna bir de düğün eklemek istersen, buda senin gü­zelliklerinden bir güzelliktir. Sen buna ehilsin." Ona iki büyük papaz gönderdi.

Reşid cariyeyi aratıp buldu. Onu güzelce süsledi. Büyük bir düğün yaptı. Çeşitli döşemeler serdi. Çeşitli altın ve gümüş süsler taktırdı. Çeşitli kokular sürdü. Her tarafama, üzüm... vb. den sofralar kurdurdu şöyle dedi:

"Bütün bunlar Rum meliği içindir." Ya'fur buna çok se­vindi. Ona bir katır yükü İslam dirhemi gönderdi. Miktarı yüz ellibin dirhemdi. Bir katır yükü elbise, ipek ve altınla iş­lenmiş en pahalı kumaşlar gönderdi. Başka bir katırla ikiyüz elbise, on iki tane doğan kuşu, dört tane de arslanlan bile par­çalayan köpek göndedi. Bu sefer sırasında hazineye aktarı­lan beşte bir pay üç milyon beşyüzbin dinar idi. Gerisini as­kerler arasında dağıttı. Reşid ve müslümanlar, sevinçli, ga­lip, ganimet ve zaferle geri döndüler.

Onlardan biri de Musa b. Nasir'dir. Endülüsü fetheden büyük imam.

Hafif aksak, iş yaptırabilen, uzak görüşlü, cesaretli ve güçli birisiydi. Zamanın halifesi Süleyman b. Abdülmelik ona şöyle dedi:

"Savaş sırasında sığındığın şey nedir?" Şöyle cevap ver­di:

"Dua ve sabır," Halife:

"Hangi at daha sabırlıdır?" dedi. Musa:

"Kumral olanı" dedi. Halife:

"Hangi kavim daha çok savaşçıdır?" dedi. Musa:

"Bu[174] benim söyleyeceğimden daha çoktur" dedi. Ha­life:

"Bana Rumlardan haber ver” dedi. Musa:

"Kalelerinde arslandırlar. Atlarının üzerinde kartal gibi­ler. Bineklerinin üzerinde kadın gibiler. Fırsat bulunca hemen değerlendirirler. Galibiyet gördükleri zaman yükse­ğe, dağa çıkarlar. Yenilgiyi utanç saymazlar" dedi. Halife:

"Ya Berberiler" dedi. Musa:

"Onlar Araplara en çok benzeyen kavimdir. Süvarilikte, savaşta, sabırda, karşılaşmada, cesarette ve güçte. Ancak in­sanların en hainidirler" dedi. Halife:

"Ya İspanya ehli?" dedi. Musa:

"İsrafçı sultanlardır. Cesurdurlar, korkmazlar" dedi. Ha­life:

"Ya Fransızlar?" dedi. Musa:

"Onlarda sayı, güç, şiddet ve zor vardır" dedi. Halife:

"Seninle onlar arasındaki savaş nasıldı?" dedi. Musa:

"Buna gelince. Vallahi seksen yaşına gelinceye kadar, be­nimle bayrak yenilgiye uğramadı. Müslümanlar benimle rezil olmadı. Topluluk benimle telef olmadı" dedi.

Bir seferinde şöyle dedi:

"Ey müminlerin emiri! Bin ko­yun yüz dirheme satılıyordu. Bir deve on dirheme satılıyor­du. İnsanlar ineğin yanından geçerken bakmıyorlardı bile. Bir düşman askerinin hanımı ve çocuklarıyla birlikte elli dir­heme satıldığını gördüm." İbni Zehebi, "Siyerin-nübela" da bunları nakletmiştir.[175]

Onun doksan beş yılında yapmış olduğ usavaşlarda ilgi­li yukarıda tercümesi geçmişti.

Onlardan biri de Mihleb b. Ebu Sufre'dir. [176] Kahraman cesur ve abid bir kişiydi.

Onun hakkında anlatılan en garip olaylardan biri de şu­dur: "Şöyle diyor:"

Ziyad beni, Debab günü öncü olarak gönderdi. Tek ba­şıma yola çıktım ve geleceğim yere geldim. Birden hurma ağacına benzeyen birşey gördüm. Yaklaşınca düşmanın ön­cülüğünü yapan iri yarı bir adam olduğunu gördüm. Durdum ve:

"Sen nesin?" dedim. Adam:

"Gel doğru konuşalım" dedi. Ben öncü olduğumu söyle­dim. O da öncü olduğunu söyledi. Sonra:

"Düello yapar mısın? Kim diğerini yenerse onun başını alıp askerine götürecek" dedi. Ben:

"Evet" dedim. Adam:

"Hangi silahı en çok seversin?" dedi. Ben:

"Mızrağı" dedim. Bir saat dolaştık. Benim mızrağım kı­rıldı. Adam benden elini çekti. Şöyle dedi:

"Bana söz ver. Sen orduna dönüp bir mızrak getirecek­sin ve kendinle beraber kimseyi getirmeyeceksin." Ona yemin ettim. Bana:

"Haydi git" dedi. O bir tuzak olabileceğini sanmış, ben­den gizlenmiş. Benimle beraber kimseyi görmeyince yanıma geldi.

"Sözünde durdun" dedi. Bir saat daha vuruştuk. Benim atım onunkinden daha hafif idi. Onu yaraladım ve yere at­tım. Şöyle dedi:

"Beni öldür, başımı al ve dön. Benim arkadaşlarım gelip beni ölü bulunca yenilirler" Ben de yaptım. Sonuçta dedi­ği gibi oldu.

Onlardan biri de Mağfib'in cesurlarından İbni Fethun de­nilen biridir.

Tartuşi, "Siracul muluk" adlı'eserinde şöyle diyor:

"Benim annemin dayısı idi. Arapların ve acemlerin en ce­suru idi. Müstain b. Muktedir bunu bilir ve ona değer verirdi. Ona hergün beşyüz dinar gönderirdi. Hrisuyanların hep­si onun böyle olduğunu belirlerdi. Onunla karşılaşmaktan çe­kinirlerdi. Hikaye edildiğine göre; bir Rum atını sulamayı götürdüğünde eğer içmezse şöyle derdi:"

İç yoksa suda İbni Fethunu mu gördün?" Onun rakiple­ri onu çekemeyip, sultanın yanında onu kötülediler. Sultanı ona karşı tavır alıncaya kadar bırakmadılar.

Müstain Rum beldelerine savaşa çıktı. Müslümanlarla müşrikler iki saf oldular. Bir düşman askeri meydana çıkıp şöyle bağırdı:

"Kim düello eder?" Ona karşı bir süvari çıktı. Bir saat do­laştılar. Rum onu öldürdü. Rumlar sevinç çığlıkları attılar. Müslümanlar ise moral olarak bozuldular. Sonra başka bi­ri çıktı. Rum onu da öldürdü. Başka biri daha çıktı onu da öldürdü. Rum iki safın arasında dolaşıyor ve şöyle diyordu:

"İki kişiye bir kişi düello eden var mı? Üçe bir. Bir fransıza karşılık üç müslüman." Müslümanlar şaşkma dönüp sı­kıldılar. Müslümanlardan kimse ona karşı çıkmaya cesaret [177] edemiyordu. İnsanlar şaşkınlık içindeydi. Mustain'e şöyle denildi:

"Onun için ancak Ebu Velid b. Fethun olur." Onu çağırt­tı. Ona şöyle dedi:

"Ne diyorsun, bu düşman ne yapıyor." İbn Fethun:

"O benim gibidir." Müstain:

"Çare nedir?" İbn Fethun:

"Ne istiyorsun?" dedi. Müstain:

"Müslümanların onun şerrinden emin olmasını istiyo­rum." dedi.

 İbni Fethun:

"Bir saate kadar bu olacak inşaallah" dedi.

Yakası geniş bir gömlek giydi. Atına silahsız bindi. Eli­ne uzun bir kamçı aldı. Kamçının ucunda düğüm vardı. Rum'a karşı çıktı. Rum ondan hayrete düştü. İkisi birbirine saldırdı. Rum'un darbesi atın üzerindeki eğere doğru gidin­ce, İbni Fethun atının boynuna asıldı ve yere indi. Saldırı ge­çince tekrar atın üzerinde doğruldu. İbni Fethun saldırıya geçti. Kamçıyla Rum'un boynuna vardu. Kamçı boynuna do­landı. Onu elleriyle çekerek eğerin üzerinden çekip aldı. Alıp, getirdi ve Halifenin Önüne attı. Müstain ona yaptıkla­rından hata ettiğini anladı. Ona ikramda bulundu. Tekrar es­ki konumuna getirdi. İkramında çoğalttı.

Onlardan biri de müminlerin emiri Mu'tasım'dır. Güçlü ve cesur birisiydi.

Kurtubi tarihinde şöyle naklediyor: Mu'tasım iki ayağın­dan birine bin rıtıl bakır bağlardı. Sonra ayğa kalkar yürür­dü. Sonra atına binerdi. Sonra bu ayağını kaldırır ve eğerin üzerinde ayağa kalkardı. Dinar ve dirhemi parmaklarının ara­sına alır, onu yoklar, sonra da üzerindeki yazıları parmak­larıyla silerdi. Yan ümmi idi. İyi yazı yazamıyordu. Rum meliki bir gün ona bir mektup yazarak, onu tehdit ederek şöyle diyordu:

"Seninle öyle bir orduyla savaşacağım ki, başı senin ya­nında, sonu benim yanımda Konstantiniyye'de olacak." Mu'tasım:

"Ona cevap yazın" dedi. Yazılanların hiçbiri hoşuna git­medi. Şöyle dedi:

"Annemin halifesi ile annemin katibi anlaşamıyorlar. Ona gördüğünü yaz. Okuduğunu değil. Kafir, güzel sonun kimin olacağını bilecektir" Sonra sefere çıktı. Yapacağını yaptı. Esir ve ganimet aldı.

Onlardan biri de Halife eI-Hadi'dir.

[178]Kurtubi şöyle naklediyor: El-Hadi birgün eşrafıyla bera­ber, kendisinin bahçesine gitti. Bir eşeğe binmişti. Açıl­mak istiyordu. Hepsi silahsızdı. Onlar bu durumda iken, yan­larına hacip geldi. Şöyle dedi:

Harici falan yakalandı. Şu anda kapıda duruyor. El-Ha­di içeri girmesini emretti. Harici iki bekçinin arasında, tu­tuklu olarak getirildi. El-Hadİ'ye yaklaşınca arkası üstüne oturdu. Birden ellerini döndererek iki bekçiden birinin kı­lıcım aldı. Bekçilerden birini vurdu ve yere düşürdü. El-Ha-diye yönelince yanındaki arkadaşlarının hepsi kaçtılar. On­dan başka kimse kalmadı. Yanında silah da yoktu. Onu ko­ruyacak bir yer de yoktu. Kendisini kurtaracak bir atı da yok­tu. Harici el-Hadi'nin yanına gelince, ona vurmak için eli­ni kaldırdı. El-Hadi:

"Vur boynunu" diye bağırdı. Harici arkasında kim var di­ye dönüp bakınca el-Hadi sıçrayarak haricinin göğsüne bir tekme vurdu. Elinden kılıcı aldı ve onu öldürdü. Sonra bi­neğinin üzerine bindi. Arkadaşları ondan ve hariciden kor­karak yanına geldiler. El-Hadi:

"Size bir şey yok" dedi. Ondan sonra bir daha eşeğe binmedi. Bir daha da helada bile elini kılıçtan ayırmadı. Onlardan biri de halife el-Emin'dir.

Cesur, güçlü birisiydi. Bir gün köşkünde otururken bağ­lı arslanlardan biri zincirini kırarak köşke girdi, EI-Emin'in yanında silah yoktur. Arslan ona saldırmaya kalkınca, bir yastık olarak hayvanın yüzüne koydu. Etrafını dolanarak kuyruğundan tuttu ve arslanı sürüklemeye başladı. Sonun­da hayvanın beli kırıldı. El-Emin'in de parmakları yerinden çıkmıştı. Sonra parmaklarını yerine koydular.

Mehdi'nin ölümü sırasında Cürcan'da idi. Bağdat'ta yerine kardeşi Harun Reşid biat aldı. Sonra Hadi geldi ve yüz yetmiş yılında ölünceye kadar Bağdat'ta kaldı. Yaşı yirmi üç idi. Hilafette bir yıl bir veya iki ay yirmi gün kaldı. Bundan daha acayip bir hikaye de Kisra hakkında anla­tılmaktadır. Olay şöyle olmuştur:

"Fillerden biri şehvete [179] gelir. Bakıcıları onu tutamaz­lar. Kisra tahtında otururken, fil ona saldırır. Kisra'nın yanındaki herkes kaçar. Yanında sadece bir köle kalır. O da kaçmaya kalkınca Kisra ona bağırır ve köle orada kalır. Fil yanlarına gelir ve tahta yaklaşır. Hortumunun ikisine doğ­ru uzatınca, Kisra köleye:

"Vur" diye emreder. Köle filin hortumuna vurur ve hortumu keser. Sonra da dönüp kaçar. Kisra tahtından kımıldamaz bile.

Onlardan biri de Ahmed b. İshak el-Buhari es-Surmani'dir. Buhara'nın şeyhi, mücahid, zahid, savaşçı, cesur, cesaretiyle örnek verilen biriydi. Ebu Abdullah el-Buhari şöyle diyor:

"Bize ulaştığına göre cahiliyyede de, İslam'da da onun gibisi yoktur. İbni Zehebi'nin "tehzibüt tehzib" adlı eserinde İbrahim b. Şemmas'tan[180] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:

"Ben Ahmed b. İshak es-Surmani'yle mektuplaştırıyorduk. Bir gün bana:"Esir satın almak için savaş beldelerine gitmek istersen bana yaz" diye bir mektup göndermişti. Ben mektup yazdım. Semerkand'a geldi. Cağoveyh bizim gelişimizi öğrenince, bir kaç askeriyle bizi karşıladı. Onun yanında kaldık. Esir alışverişini bitirinceye kaar durduk. Cağoveyh atma bindi ve askerlerini bize arzederek, birini çok övdü. Onu büyüttü. Surmani bana askeri sordu. Ben de:

"Bu adam düellolara çıkan biridir. Bin atlıya bedel sayı­lır. Bin kişiden kaçmaz" dedim. Surmani:

"Ben Onunla düello ederim" dedi. Ben onun sözüne al­dırış etmedim. Cağoveyh onun sözünü işitmişti. Şöyle dedi:

"Bu ne diyor?" Ben:

"Böyle böyle diyor" dedim. Cağoveyh:

"Belki adam sarhoştur, ne dediğini bilmiyordum. Fakat ya­rın atlara bineriz." dedi. Ertesi gün olunca atlara bindiler. O askerde bindi. Ahmed Surmani'de bindi. Yanında elbisesi­ni içinde bir kılıç kamçısı vardı. Adamın karşısında durdu. Asker saldırınca Surmani yenilmiş gibi yapıp onu askerler­den uzaklaştırdı. Sonra kamçıyla ona vurarak, onu öldürdü ve İbrahim b. Şemmas'ın arkasından gitti. Çünkü o daha ön­ce müslüman beldelerine doğru yola çıkmıştı. Arkadan ona kavuştu. Cağoveyh durumu öğrenince, seçme askerlerinden elli kişiyi onu getirmeleri için gönderdi. Askerler Surmaniye arkadan kavuştular. Surmani bir tümseğin altında dura­rak gizlendi. Askerlerin hepsi geçip gittiler. Sonra yerinden çıkarak kamçı ile teker teker onları öldürmeye başladı. Ön­deki arkadakine ne olduğunu görmüyordu. Kırk dokuzunu öldürdü. Birini de yakaladı. Burnunu ve kulaklarını keserek, Cağoveyh'e haber vermesi için gönderdi.

Amran b. Muhammed el-Mudavvii'den nakledildiğine göre şöyle diyor:

"Babamı şöyle derken işittim:

"Surmani'nin kamçısının uzunluğu on sekiz menn [181] idi. Yaşlanınca on iki menn'e indirdi. Kamçı ile savaşırdı."Ubeydullah b. Vasıl'dan rivayet edildiğine göre şöyle di­yor:

 "Surmani kılıcını çıkardı ve şöyle dedi:

"İyice biliyorum ki ben bununla bir tane türk öldürdüm. Eğer yaşarsam bin tane daha öldürürüm. Eğer bidat olmasın­dan korkmasaydım, onun da benimle defnedilmesini emre­derdim.

"Mahmud b. Sehl el-Katip şöyle diyor:

"Surmani'nin de bulunduğu bir savaşta bir kale kuşatılmıştı. Düşman komutanı avluda oturuyordu. Surmani bir ok çıkararak avlu­ya nişanladı ve attı. Komutan okun çıkarılmasını işaret et­ti. Surmani bir ok daha çıkararak komutanın elinde nişan al­dı ve attı. Kafirler oku çıkarmak için çabalarken, Surmani bir ok daha aldı ve komutanın boğazına nişanlayarak attı ve adamı öldürdü. Düşman bozguna uğradı. Kale fethedildi.

"İkiyüz kırk bir yılında Surmani köyünde yatağında vefat etmiştir. Bekir b. Münir şöyle diyor:

"Yehir'den o köye bineğin kirası on dirhem tutuyordu. Geriye çok borç bırakmıştı. Hepsini ben ödedim. "Bu bölümü İbni Şebib el-Harrani'nin "Camiil funun"[182] adlı kitabının beşinci cildinde naklettiği yedi cesurun hikayesi ile bitirelim. Şöyle diyor:

"Malik b. Dirar şöyle bir hikaye anlattı:

"Hasan Basri'nin zamanında yedi tane hırsız vardı. Bas­ra ehli onlardan eziyet görüyordu. Sultana onları şikayet et­tiler. Sultan onların yakalanmasını istedi. Fakat yakalayamadılar. Birgün Hasanı Basri sabah karanlığında mescide gitmek için çıktı. Birden altı kişinin duvarın üstünde, biri­nin de yolun ortasında oturduğunu ve eliyle ayağını tut­tuğunu gördü. Hepsi yalın kılıçtı. Hasan onlara şöyle dedi:

"Bu silahlarla nereye gidiyorsunuz?" Oturan şöyle dedi:

"Ey Ebu Said! Ben falan hırsızım. Bunlar da arkadaşla­rım. On yıldır sultan bizi arıyor. Basra'lılar bizi yakalayamadılar. Bugün falanın dükkanını kırıp içindekileri almak için çıktık. Buraya kadar geldik. Burada üzerime kor ateş düştü. Ayağımı yaktı. [183] Bundan ciğerim yandı. Düşün­düm ve şöyle dedim:

"Ben dünyada bu ateşe dayanamıyorum. Kıyamet günün­de cehennem ateşine nasıl dayanacağım?" Ey Ebu Said! Seni şahid tutuyorum. Ben Allah'a tevbe ettim. Bundan sonra yaptığım şeylere dönmeyeceğim.

"Sonra arkadaşlarına döndü ve şöyle dedi:

 "Bu saate ka­dar sizinle beraberdim. Ben tevbe ettim. Siz de istediğiniz yere gidin." Onlar da şöyle cevap verdiler:

"Sen Allah'a isyanda bizim başkanımzdın. Allah'a itaatda da bizim başkanımız ol. Biz de tevbe ettik. Bir daha bu şeylere dönmeyeceğiz." Adam şöyle dedi:

"Eğer doğru söylüyorsanız, haydi gidip Basra'nın emiriyle beraber cemaatle sabah namazını kılalım. Sonra ben kalkıp şöyle diyeceğim:

"Ey emir! Ben falan hırsızım. Bunlar da arkadaşlarım. Sen bizi yakalamak istiyordun. On senedir Basra ehli bizi yakalayamadınız. Biz tevbe ettik ve Allah için yaptıklarımızı terkettik. Sana geldik. İstersen ellerimizi kes, istersen biz­leri as, istersen bize sopa vur, istersen de bizleri Allah'a bı­rak. "Onlar:

"Haydi gidelim" dediler. Gelip Basra emiriyle beraber sabah namazını kıldılar. Na­mazdan sonra adam kalktı ve şöyle dedi:"Ey emir! Ben falan hırsızım. Bunlarda arkadaşlarım. Sen ve Basra ehli on yıldır bizi arıyorsunuz. Bizi yakayama-dınız. Biz tevbe ettik ve Allahu Teala için yaptıklarımızı ter­kettik. Sana geldik. İstersen ellerimizi kes, istersen bize sopa vur, istersen bizleri as, istersen bizleri hapset, istersende bizleri Allahu Tealaya bırak" dedi. Emir ağladı. Sonra şöyle dedi:

"Allahu Teala tevbeleri kabul eder. Gidin. Sizleri Allah'a bıraktım" Adam şöyle dedi:

"Ey Emir! Bana yardım et ki Tarsus'a gideyim." Emir:

"Ne işiyorsun?" dedi. Adam:

"Silah ve nafaka istiyorum" dedi. Emir ona bir at tam teş­kilat silah ve elli dinar verilmesini emretti. Başka birine de aynısını verdi. Sonra hepsine de aynı şekilde verdi. Her bi­rine at silah ve ellişer dinar verdi. Tarsus'a gittiler. Orada iki ay kadar kaldılar. Haber geldiki düşman Tarsus'a çıkma yapıyor. Haç altında toplanıyorlar. Her haçın altında onbin savaşçı var. Tarsus'a yaklaşmışlar. Emir ve askerleri kar­şı çıktılar. Yedi kişi de çıktı

.Müslümanlarla kafirler saf tutunca yedi kişinin bazısı ba­zısına şöyle dedi:

"Biz Allah'a isyanda yardıma ihtiyaç görmüyorduk. Al­lah'a itaat mı insanların yardımına ihtiyaç duyacağız? Altımızda cins atlar, ellerimizde tam silahlar var. Niyetimiz de doğru. Gelin askerlerden uzaklaşalım. Savaş başlayınca yedimiz tek vücud saldırır. Ya zafer, ya da şehadet elde ederiz." Askerlerden ayrılıp uzak bir yere gittiler. Savaş başlayınca, yedisi tek vücud müşriklere saldırdılar. Onları kırıp geçirdiler.

Rumlar dönüp meliklerinin yanına gittiler. Melik:

"Arkanızda ne var?" diye sordu. Onlar:

"Müslümanlardan yedi kişi askerimizi kırıp geçirdiler" dediler. Melik üç haç çıkarıp patriğe verdi. Şöyle dedi:

"İşte sana üç haç. Otuz bin yaya ve haberi Tarsus'a ulaş­tı. Emir, askerleri ve yedi kişi karşı çıktılar. İki taraf saf olun­ca yedi kişi şöyle dedi:

"İlk sefer yaptığımız gibi, yerimize çekilelim" Bir köşe­ye çekildiler. Savaş başlayınca tek vücud düşmana saldırdı­lar. Askerleri kırıp geçirdiler.

Rumlar yine dönüp meliklerinin yanına gittiler. Melik:

"Arkanızda ne var?" diye sordu. Onlar:

"Yine müslümanlardan yedi kişi askerimizi kırıp geçir­diler" dediler. Melik küfürlü sözler sarfederek şöyle dedi:

"Otuz bin kişi memleketimi yiyorlar, nimetlerimle yaşıyorlar. Pür silah oldukları halde yedikişi onları kırıp geçiriyor?

"Patriği oturttu. Başka bir patrik çağırttı. Bir haç daha çı­kardı. Şöyle dedi:

"İşte sana dört haç -yani kırkbin kişi- Tarsus'a git. Eğer orayı fethedersen, erkeklerini öldür, kadın ve çocuklarını esir al, orayı yak ve yık. Eğer fethedemezsen, yedi kişeye güç yetirirsen kellelerini bana getir. Onları esir alırsan onlarla ben ne yapacağımı bilirim" dedi.

Patrik yola çıktı. Tarsus'a yaklaşınca onbin kişilik bir ha­çı dağların arasında sakladı. Oradan biraz uzaklaşınca dur­du. Haber Tarsus'a ulaştı. Emir, askeri ve yedi kişi karşı çık­tılar. Müslümanlar saf olunca, yedi kişi yaptıkları gibi yine bir köşeye çekildiler. Savaş başlayınca tek vücud saldırdı­lar. Düşman bir saatin içinde, önlerinde bozguna uğradı. Taki saklananlar yerlerinden çıkıncaya kadar. Onları bir daire içine aldılar. Sıkıştırarak esir aldılar.

Düşman askerleri Meliklerine dönünce, patrik melikin Önünde secde etti ve şöyle dedi:

"Ey Melik! Askerlerimizi iki sefer kırıp geçiren yedi kişiyi sana getirdim." Melik:

"Getirin" dedi. Onları Meliğin yanına getirdiler. Me­lik:

"Onları nasıl öldüreyim" dedi. Birisi:

"Ortalarından ikiye bölüp ağaca asalım" dedi. Birisi:

"Boyunlarını vuralım" dedi. Biri patrik meliğin yanına gelip şöyle dedi:

"Ey melik onları öldürme. Onların gözlerini doyuracak kadar, onlara mal ver. Belki bizim dinimize girerler ve on­larla güçleniriz." Melik:

"Ne güzel söyledin" dedi.

Onların başkanlarını çağırdı. Şöyle dedi:

"Şunlar senin arkadaşların mı?" Adam:

"Evet" dedi. Melik:

"Benim çok kızım var. Seni birisiyle evlendireyim. Sa­na yüz deve yükü mal ve yüz köy vereyim. Sen de dinini terket ve bizim dinimize gir" dedi. Müslüman ağladı. Sonra şöyle dedi:

"Ey melik! Benim senin kızına da, malına da, köylerinede ihtiyacım yok. Dinimi terketmem" Melik:

   ."Bir tarafa otur" dedi. Sonra hepsini teker teker çağıra­rak aynı teklifleri yaptı. Hepsi de aynı şekilde red ettiler.

Melik arkadaşlarına:

"Onlara yedi kız, yediyüz deve mal, yediyüz köy teklif ettim. İstemediler. Onları nasıl kandıralım?" dedi. Başka bir patrik şöyle dedi:

"Ey melik! Emredersin, önüne bir demir kazan getirirler. Onu yağ ile doldurursun. Yağı kaynatırsın. Sonra onlardan birini ayaklarından tutup baş aşağı kafasını yarısana kadar yağa batırırsın. Belki onlardan bir veya iki kişiyi bu şekil­de öldürürsen, içlerine korku girer ve dinlerini terkederler.

"Melik emretti. Yağ doldurulmuş bir kazan önüne getiril­di. Altına ateş yakıldı. Yedi kişi önünde oturmuşlardı. Baş­kanları karşısına bakınca, karşıda yedi kızın oturduğunu, üzerlerinde sarı elbiseler, ellerinde yeşil mendiller oldu­ğunu gödü. Kendi kendine şöyle dedi:

"Bu melunun yaptığına bakın. Kızlarına emretmiş karşı­mızda oturuyorlar. Bu işkencede önümüzde duruyor. Takı bu işkenceyi ve kızları görünce, kızları isteyelim ve onları işkenceye tercih edelim. Keşke arkadaşlarım onları gör­meseler.

"Yağ kazanda kaynaymca Melik şöyle dedi:

"Onlardan birini alın. Başkanlarını sona bırakın." İki asker kalktılar. Yedisinden birini aldılar. Onu süreklerken, o şöyle bağırıyordu:

"Sizlere selam olsun. Bıkmayın. Bu bir saatlik azaptır. Cehennem azabı ebedidir. Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammedun Rasulullah." Onu kazana soktular. Yarısı yandı. O cariyeler biri kuş gibi uçarak geldi, kazanın içine girdi. Mendille bir şeyler aldı ve gökyüzüne yükseldi. Başkanları cariyenin yaptıklarına bakınca kendi kendine şöyle dedi:

"Bunlar melikin kızları değil. Bunlar hurilerdir."

Sonra adamı çıkardılar ve müslümanların önüne attılar. Melik onlara şöyle dedi:

"Sizleri böyle öldüreceğim. Dininizi terkedin, benim di­nime girin, sizlere ikram, izzet ve mükafat vereyim." Onlar şöyle cevap verdiler:

"İstersen bizi yak, kılıçla bizi öldür. Dinimizden ayrılma­yız." Melik emretti. Biri daha yakıldı. Böylece altısını yak­tılar. Başkanları kaldı.

Karşıdan da altı cariye gitmiş, bir ca­riye kalmıştı

.Meliğin baş veziri ayağa kalkarak:

"Ey Melik! Bu adamı bana hibe et" dedi. Melik:

"Onu ne yapacaksın?" diye sordu. Vezir:

"Onu evime götüreceğim. Senin istemiş olduğun falan kı­zımı sana vereceğim. Kadınların çok olduğu için.- O kızım ona hizmet edecek. Belki onun kalbine girer. O da dinini terk eder ve bizim dinimize girer. O zaman kızımı ona veririm. Malımı da onunla bölüşürüm" dedi. Melik:

"Onu sana hibe ettim" deyince, cariye karşıdan kalktı ve göğe yükseldi. Müslüman şöyle dedi:

"Bu benim bahtımın kara olmasındandır.

[184]Melik ona şöyle dedi:

"Bu vezirimle beraber git." Müs­lüman şöyle dedi:

"Sadece bazı şartlarla giderim." Melik:

"Şartların nelerdir?" dedi. Müslüman:

"Onun evine girdiğim zaman, kendime bir mescid yaparım. Beş vakit açıktan ezan okurum, şarap içmem. Domuz eti yemem" dedi Melik vezire dönerek:

"Ne diyorsun?" dedi. Vezir:

"Şartlarını kabul ediyorum" dedi.

Vezir ile Müslüman vezirin evine yöneldiler. Eve gi­rince müslüman kendine bir mescid yaptı. Vezir kızına döndü ve şöyle dedi:

"Araplardan bundan daha cesur kimse görmedim. Onun gibi güzel yüzlü kimse de görmedim. Onu melik öldürecek, iken hibe olarak aldım. Belki dinini terkeder ve bizim dini­mize meyleder. Seni onunla evlendiririm. Malımı onunla paylaşırım. Gece gündüz onun senden başka hizmetçisi yoktur.

"Kız renkli elbiseler giymeğe, süslenmeye başladı. Bütün güzelliklerini gösteriyordu. Müslüman hiçbir şey istememe­sine rağmen, kız ihtiyaçlarını getiriyordu. Bir gün ikindi na­mazını kılmış mescidde oturuyordu. Kız şöyle dedi:

Sen de ademoğlu değil misin? Sende de erkeklerin şeh­veti yok mu? Dinini terket, bizim dinimize gir. Babam beni seninle evlendirsin, malını seninle bölüşsün." Müslü­man ona şöyle cevap verdi:

"Yazıklar olsun sana ey kız! Kaç seferdir namazımı bo­zuyorsun? Benim sana ve babanın malma ihtiyacım yoktur."Kızm babası; kızın onun gönlüne girmesini istiyordu. Fa­kat o kızın kalbine girmişti.[185] Kız:

"Benimle evlenmez misin?" dedi. Müslüman:

"Hayır" dedi.

Kız:"Niye?" diye sordu.

Müslüman:"Çünkü sen kafirsin ve necissin" dedi.

Kız:"Eğer sen dinin terketmiyorsan, bana dinini öğret ki ben dinimi terkedeyim ve seninle evleneyim" dedi. Müslüman:

"Burası küfür beldesidir. Burada seninle evlenme imka­nı bulamam. Fakat İslam beldesine gitmek için bir kaçış yo­luna bakarsan, seninle evlenirim. Senin üzerine başka kim­seyle de evlenmem ve cariye de getirmem" dedi. Kız:

"Eğer sorun bu ise, on güne kadar bizim bir bayramımız var. İnsanlar, melik herkes bayram için çıkar. Yatalak has­talardan başka kimse kalmaz. Bayramdan iki gün önce ben­de hastalanırım. Bayrama çıktıklarında babama hasta oldu­ğumu söylerim, beni senin yanında bırakır. Elinden tutarım ve gideriz" dedi.

.Bayramdan iki gün önce kız hastalandı. Melik ve insan­lar çıkınca Babası:

"Sen bizimle çıkmıyor musun?" dedi. Kız:

"Hayır. Ben hastayım" dedi. Babası:

"Önemi yok. Bu adam seninle yalnız kalacak. Evde siz­den başka kimse olmayacak. Eğer sana haram bir şey yapmak isterse ona engel olma. Belki onun dinini bozarsın ve bizim dinimize girer. Seni onunla evlendiririm" dedi. Kız:"Yaparım baba. Fakat burada iki at bırakın. Belki adam bir veya iki gün sonra dinini bırakır, ben ve o biner yanını­za geliriz" dedi. Bayramları yedi gün ve yedi gece sürüyor­du. İki binek bırakıp gitti. Gün yarılanınca, kız müslümana şöyle dedi:

"Onlar yerlerine kavuştular. Kimse kalmadı. Haydi gide­lim. İslam beldelerine giden yolu bilmiyor musun?" dedi. Müslüman:

"Evet" dedi. Kız ikisi için silah çıkardı. Hafif olan çok­ça mücevherlerini de çıkardı. Kız silahı kuşandı. Erkekle­re benzedi. Müslüman da silahı kuşandı. Gündüzün ortasın­da yola çıktılar. Onlarla Tarsus arasında otuz menzil vardı. İkinci gün düz bir yerde gidiyorlardı. Üç menzil katetmişlerdi. Müslüman bir toz bulutu gördü. Kıza dönüp:

"Sen benden daha keskin bakışlısındır. Bak bakalım bu toz nedir?" dedi. Kız baktı ve:

"Altı süvari görüyorum. Üzerlerinde beyaz elbiseler, altlarında beyaz atlar var" dedi. Onlar yolda giderken süva­riler arkadan yetiştiler. Müslüman bakınca bunların arkadaş­ları olduğunu gördü. Onları tanıdı. Onlar da onu tanıdılar. Onlara şöyle dedi:

"Melik sizi öldürmedi mi?" Onlar:

"Evet. Sen Kur'an'ı okumadın mı?" dediler. O:

"Evet" eddi. Onlar:

"Her şehid bu dünyada canlıdır. Rızkını sabah akşam yer" dediler. Müslüman:

"Nereye gidiyor sunuz? Evlerinize mi gidiyor sunuz?" de­di. Onlar:"Bizim buna imkanımız yok. Fakat Allah'ın velilerinden bir veli bu dağların arasında öldü. Onun yakınında kimse yok. Allah onun defnini bizlere hibe etti. Bizim için şeref­tir. Yanımızda kefen ve cennetten koku var. Onu yıkayaca­ğız, kefenliyeceğiz, defnedeceğiz ve döneceğiz" dediler. Müslüman onlara şöyle dedi: "istediğiniz şehadete eriş­tiniz. Ben sizin başkanmızdım, fakat size nasip olan, bana nasip olmadı. Bu Melik'in vezirinin kızıdır. Kalbine İslam girdi, benimle kaçtı. Dua ile bana yardım edin, Allah sizi İs­lam beldesine kavuştursun" Onlar şöyle dediler:

"De ki: Ey zulmetmeyen samed! Ey uyumayan kayyum! Ey istemeyen Melik! Ey zelil olmayan aziz! Ey zulmetme­yen cebbar! Ey görülmeyen gizli! Ey şüphe etmeyen semi'! Ey haksızlık etmeyen adil! Ey yok olmayan daim! Ey unut­mayan halim! Ey bıkmayan kayyum! Ey ihtiyaç hissetme­yen Gani! Ey galip gelinmeyen mani'! Ey zayıflamayan şedid! Ey sözünden dönmeyen sadık! Ey ellerini cömertlik­le uzatan! Ey mülkünde hamd eline! Ey mekanı yüce olan! Ey durumu yüce olan! Ey senden başka ilah bulunmayan! Ey senden başka ilah bulunmayan!" Sonra kayboldular. Onları göremedi.

Müslüman bir çeşmenin başında durup, ondan su içen bir çoban gördü. Çoban kalktı ve namaz kıldı. Çobana şöyle de­di:

"Ey çoban! Sen müşriklerden korkmuyor musun, onların arasında namaz kılıyorsun?" Çoban:

"Be hey adam! Sen deli misin? Kafirler nerde?" Müslü­man:

"Sen Rum beldesinde değil misin?" dedi. Çoban:

"Be hey adam! Tarsus'un duvarlarına bakmıyor musun?" dedi. Müslüman bakınca Tarsus'un burçlarını gördü. Kıza İslam'ı öğretti. Kız çeşmeden yıkandı. Şehre girdiler. Müslümanlar onları karşıladı. Müslüman kız ile evlendi. On­dan yedi oğlu oldu.

"Müellif şöyle diyor:

"Ma'sumin" kitabının sahibi buna benzer bir hikaye anlatmaktadır. Bu ümmetin cesurları, kahramanları çokluklarından, sınırlamazlar. Süvarileri, ce­sur erkekleri çokluklarından, sayılamazlar. Bizim zikrettik­lerimiz yeterlidir. Tekrar zikretmeye dönme isteği yoktur. Onların hepsini görmek isteyenler, yazılmış savaş kitapla­rını telif edilmiş tarih kitaplarını araştırsın. Oralarda kahra­manların akıl durduracak işlerini görecektir. Cesurların akıl sınırlarını zorlayan hareketlerine şahid olacaktır."

"Bu Allah'ın fazlıdır. Dilediğine verir. Allah büyük fa­zıl sahibidir." [186]



[1] Müslim Kader; "Kuvveti emretmek ve acizliği terketmek" bö­lümü: 1/31, No: 2664; "Ebu Hureyre'den hadiser cüzü. İbni Mace Mukaddime Kader bölümü: 1/31, No: 79; Ebubekir b. Ebu Şeybe Ali b. Muhammed et-Tenafüsi ve Abdullah b. İdris yoluyla... Bu son kişinin elinde Müslim'in lafzına benzer bir hadis cüzü vardır. İbn Mace Züht: Tevekkül ve Yakin Bölümü: 2/1395, No: 4168. İbn Halan ve Erac yoluyla rivayet etmişdir. E'rac'da hadisin bir cüzü vardır. Ahmed: 2/366; Rabia ve E'rac yoluyla rivayet etmiştir. Ancak müel­lif, "Bu hadis her iki sahihte de vardır" dese de ben bu hadisi Buhari'de bulamadım.

[2]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/442

[3] Müslim'de fazladan "sana sığınırım" cümlesi vardır. Bu, ay­nı şekilde Buhari'de de sabittir. Ancak Müslim'de mevcut değildir. O sa­dece, selefe uymaktadır.

[4] Müslim Zikir, Dua, Tevhid ve İstiğfar; "Acizlik, Tenbellik v.b'den Allah'a sığınma" bölümü: 4/2079, No: 2706: Aynı lafızla Enes'ten rivayet etmiştir. Buhari Dua; ölüm ve Hayatın fitnesinden Allah'a sığınma bölümü: 7/159. Aynı lafızla Mu'temir ve Enes yoluyla rivayet etmiştir. Ebu Davud Salat, İstiaze Bölümü: 2/189, No: 154. Mu'temir ve Sü­leyman b. Temimi yoluyla rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/442

[5] Buhari Da'avat Galebetür Rical Bölümü: 7/158... Enes'ten ri­vayet etmiştir. Tirmizi Da'avat; Muhammed b. Yesar bize bahsetti Bölümü: 5/520, No: 3484, Mus'ab b. Medeni, Amr b. Ebu Amr, yoluyla rivayet etmiş­tir. Bu sonucunda hadis özet halinde vardır ve bu konuda şöyle demek­tedir: Bu hadis bu yönüyle Amr b. Ebu Amr'ın hadisinden daha gariptir. Nesai Îstiaze: Hüzünden Allah'ı sığınma Bölümü: 8/258. Said b. Süleyman ve Amr b. Ebu Amr yoluyla Rivayet etmiştir ki bu sonucun­da hadis kısaca vardır.

[6]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/443

[7]  (Nevevi) Takrib'de; 2/251, No: 1152'de der ki: Mus'ab b. Sa'd b. Ebi Vakkas ez-Zühri, Ebu Ziirare el-Medeni sikadır. Üçüncü kuşaktan­dır, İkrime b. Ebu Cehl'e yetişmiştir. 103 senesinde ölmüştür.

[8]  (İbn Kesir) Nihaye (Tam adı el-Bidaye ve'n-Nihaye'dir): 2/217'de şöyle der: Rezil bir Ömre dönmekten sana sığmırm. Yani öm­rün sonnudaki ihtiyarlık, acizlik, hüzün ve rezil olan her şeyden...

[9] Buhari Da'avat Cimrilikten Allah'a sığınma bölümü: 7/158 ay­nı lafızla Mus'ab'dan rivayet etmiştir.

Müslim Zikir, Dua, Tevbe, İstiğfar; Acizlik, Tembellik vb Allah'a sığın­ma bölümü: 4/208, No: 2706. Enes yoluyla benzerini rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444

[10] öuhari Da'avat Dünya Fitnesinden Allah'a Sığnma Bölümü: 7/164 ve Cimrilikten Allah'a sığınma Bölümü: 7/158.

[11] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444

[12] Müslim, Zikr, Dua, Tevbe, İstiğfar; İşlenen ve işlenmeyen bü­tün şerler'den Allah'a sığınma Bölümü: 4/2088, No: 2722. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444

[13]  (m) ve (a) nüshalarında "Menşauha" diye geçiyor.

[14] (m) ve (a) nüshalarında "Yestehilu" diye geçiyor. Bu hatadır.

[15] Bakara: 2/268. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/445-447

[16] Hatabi el-Garip: 2/496'da şöyle diyor: Tepeli. yani meyilli ve düz. 

[17] Lisan'ul-Arap: 3/269'da şöyle diyor: Düzlük, Harğüç v.b şe­kildeki az meyil...

[18] Sihah: 2/2356'da ise şöyle diyor: Lus (rasa) sabit kılmak an­lamındadır.

[19] Ahmed: 5/350. Aynı lafızla rivayet etmiştir. İbni Cezime Zekat, "Rasulullah'ın {s.a.v.) elini sadık olana vurup şeytanı ondan me­netmesi vb. anlatımı "bölümü: 4/105, No: 2457, Muhammed b. Abdul­lah el-Mahzumi ve Ebu Muaviye yoluyla rivayet etmiştir. İbn Cezime, "A'meş'in, İbn Beride'yi duyup duymadığına vakf değilim" demiştir. Muhakkik der ki: İsnadı zayıftır. Çünkü A'meş müdellistir. Eb Mu­aviye bu hadis hakkında onun için, "Onu ondan dinlediğini biliyorum" demiştir. Hakim Müstedrek, Zekat: 1/417, Muhammed b. Said b. el-İsfahani ve Ebu Muaviye yoluyla rivayet etmiştir ve "Şeyheyn (yani Buhari ve Müslim) şatı üzere sahihtir. Oysa ikisi de onu almamışlardır. Zehebi'de ona uymuştur" demiştir. Beyhaki Sünen-i Kübra Zekat; Cimrilik, pintilik ve hırslılığın kötü­lenmesi Bölümü: 4/187.

[20] Tirmizi Tefsir: 5/454, No: 3369, Ebu İsa: "Bu hadis sadece bu yönüyle bildiğmiz garip bir hadistir" demiştir. Arnavuti, Camiu'I-usul üzerine yaptığı yorumda şöyle demiştir: Bu hadisin senedinde, İbn Hibban'dan başkasının güvenilir saymadığı Sü­leyman b. Ebi Süleyman el-Haşimi vardır. Geri kalanlar güvenilirdir. Ca-mi'uI-Usul: 6/447.

[21] Sinan'la şöyle demiştir: 1/426: Bulaştırmak, lekelemektir.

[22]  (.Mim, ayn)'da akıl şeklindedir.

[23] Abdulfettah Ebu Gudde, Risalet'ül-Müsterşidin üzerine yap­tığı yorum: s. 82. Hadisi Beyhaki, Zühd bölümünde zayıf bir senetle ri­vayet etmiştir. Enes'in hadisinden de onun bir şahidi vardır. (Bu hadis) Pek çoklarının dillerinde "adevvuyke" yani tesniye (ikinci) kalıbıyla ca­ri olur. Bu şekildeki telaffuzun aslı yoktur. Meşhur akın ise "adevveke" yani müfred (tek) şeklindedir. Bunu Allame Acluni, Keşf'ul-Hafa ve Mezü'ul-İlbâs: 1/I43'te ifade etmiştir. Hafız Iraki ise şöyle diyor: İhya hadislerinin tahricinde kitabın baş­lan acaiptir. B/7- Beyhaki Züht bölümünde İbn Abbas'ın hadisinden al­mıştır. (Bu hadisin) senedinde hadis uyduran Muhammed b. Abdurrahman el-Cazevan vardır. Zebidi, Şerh'ul-ihya: 7/206: Bunda Zebidi, Iraki'nin sözünün akabinde şöy­le diyor: Onun delilendirdiğini Hafız İbn Hacer'in yazısıyla buldum. Ayrıca bu hadis için Enes v.b varyantlarından başka varyantlar da vardır.

[24] Müslim'de: "Kaçanların ardındaki savaşçı, çalışanların ardın­daki istiğfar eden gibidir" şeklindedir. Siracu'l-Muluk.

[25] Buhari Edeb Gazaptan korkma Bölümü: 7/19.Müslim İyilik, Sıla Edeb; "Gazap anında kendine hakim olanın fazi­leti ve hangi şeyle-gazap gider bölümü: 4/2014, No: 2609; Yahya b. Yahya, Abdulala b. Hammad ve Malik yoluyla rivayet etmiştir.

[26] Beyhaki Sünen'ül-Kübra Siyer, Korkaklık ve Cesaret Bölü­mü: 9/170.

[27] İbn Mübarek Kitab'ul-Cihad: s. 93, No: 111.Ebu Davud Cihad Cür'et ve Korkaklık Bölümü: 3/26, No: 2511.Abdullah b. Yezid ve Musa b. Ali b. Rebah yoluyla rivayet etmiştir.

[28] Nahl: 16/61.

[29] Tirmizi Kıyametin Sıfatları bölümü altmış nolu konu: 4/667, No: 2516. Tirmizi hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir. Esedü'l Ğabe: 3/293.Şuabu'l İman: Cilt: 1/60. Şam'daki Dar'ül-Me'mun li't-Turas yayınlarında el yazması ve fotokopisi bulunmaktadır. Mekke'deki Ummül Kura Üniversitesinin kütüphanesindeki 2130 nolu kitaba bakılabilir. Beyhaki'nin başka bir rivayeti şöyledir: "Hatandan dolayı sana mu­sibet gelmez. Yine bilki galibiyet, sabırla; zorluk, kurtuluşla beraberdir."Munziri şöyle demiştir: "Muhammed b. Tahir bunun muttasıl (birle­şik) bir senet olduğunu söylemiştir. Müslim, (bu hadisin) Musa b. Ali, Ali­nin babası ve sahabeden bir topluluk yoluyla gelmiş olmasıyla delil getirmiştir. El-Muhtasar: 3/369, No: 2401. Mevarid'uz-Zaman Zekat, Cimrilik Bölümü: s. 207, No: 808. Musa b. AH b. Rebah ve Makberi yoluyla rivayet etmiştir. Feyz'ül-Kadir: 4/160, Suyuti burada hadisin hasen olduğunu söyler. Mtinavi ise hadisi Buhari'nin kendine ait tarih kitabında rivayet ettiğini söyler. İbn Ebi Hatem ise senedinin muttasıl olduğunu söyler. Zeynu'd-Din Irak'ı ise senedinin iyi (ceyyid) olduğunu söylemiştir. Beyhaki Sünen'ül-Kübra, Siyer Bölümü, Korkaklık ve Cesaret konu­su: 9/170, el-Makrizi ve Musa b. Ebi Rebah yoluyla rivayet etmiştir. Bakz. Tarih'ül-Kübra.

[30]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/447-454

[31] Kalem: 68/4. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/454-455

[32] Buhari Cihad Siyer; Boyunda kılıç taşıma ve yüklenme bölü­mü: 3/228. Hadise "Biz onu deniz gibi görürdük. Ya da "Deniz olarak demiştir" ibaresini de eklemiştir. Müslim Fezail Nebi'nin (s.a.v.) cesareti ve savaşa atılması bölümü: 4/1803, No: 107; Yahya b. Yahya et-Temimi, Said b. Mansur, Ebu'r-Ra-bi el-Ataki ve Ebu Kamil yoluyla rivayet etmiştir. Bunların hepsi de Hammad b. Zeyd'den almıştır. Lafızları da Buhari'nin lafzı gibidir. Ebu Davud Edeb. Bu meseleye ilgili ruhsat hakkındaki rivayetler bö­lümü: 5/263, No: 4988, Katade ve Enes yoluyla benzerini kısaca rivayet etmiştir. Tirmizi Cihadın fazileti, Panik anında çıkış bölümü: 4/199, -No: 1687, Katade ve Enes yoluyla Buhari'nin lafzının benzerim rivayet etmiş­tir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/455

[33] En-Nihaye: 4/82. Temel, Süratle adımların birbirine yakınlı­ğı bölümü.

[34] Buhari Cihad Siyer, Panik anındaki sürat ve hızlılık bölümü: 4/10 ve Buhari Cihad, Siyer, Ağır (tenbel) at bölümü: 3/219.

[35] Nesai'ye gelince, o da Sünen'i Kübra'yı doğrular. Çünkü ben onu Sünen'i Suğra'da görmedim. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/455-456

[36] Sahih'i Müslim, Cihad ve Siyer Bölümü; Huneyn savaşı ko­nusu: 3/1401, No: 1776.79 Aynı lafızla... el-Bera şöyle demiştir: Vallahi sıkıntı (savaş) kızış­tığında ona (s.a.v.)-sığınırdık. Bizim en cesurumuz dahi onu yani Peygamber'i (s.a.v.) (yardıma) çağırırdı. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/456

[37] Bütün nüshalarda "kaçtınız" şeklindedir. Doğru olan ise Bu­hari ve Müslim'de sabit olduğu gibi "kaçtınız mı?" şeklindedir.

[38] Müslim, Cihad ve Siyer bölümü, Huneyn savaşı konusu: 3/141, No: 1776. Aynı lafızla rivayet etmiştir.

Buhari Meğazi Bölümü, Allah Teala'nın, "Huneyn günü çokluğunuz hoşunuza gitmişti" ayetinin izahı konusu: 5/99, Gander ve Şu'be yoluyla, küçük bir değişiklikle rivayet etmiştir. Tirmizi Cihad Bölümü, Savaş anındaki sebat konusu: 4/199, No: 1688 benzeri bir lafızla rivayet etmiştir. Takrib; 2/73, No: 623'de şöyle diyor: Amr b. Abdullah el-Hamedani Ebu İshak es-Sabii çokça hadis rivayet eden (Ebu Hureyre v.b gibi), güvenilir ve Abid'dir. Üçüncü asırdandır. 129 senesinde ölmüştür. Bun­dan önce öldüğü de söylenir.

[39] Esedü'I-Ğabe: 6/144, No: 5959'da şöyle demiştir: Ebu Sufyan b. Haris b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdimenaf el-Kureyşi el-Haşimi Nebi'nin (s.a.v.) amcası oğludur. Rasulullah'ın (s.a.v.) süt kardeşi idi. İki­sini de Halime es-Sadiye emzirdi. Önceleri peygamber (s.a.v.) hicret etti. Sonra islam'a girdi ve güzel bir müslüman oldu. Rasululullah (s.a.v,) ile beraber fetihte bulundu, sevinçlere şahit oldu ve güzel belalara uğra­dı. Sonra Rasulullah (s.a.v.) Ebu Sufyan'i sevdi ve onu cennetle müjde­ledi ve:"Ümit ederim ki sen Ham za'd an hemen sonrasın" dedi.

[40] Lisanu'1-Arap: 3/691'de şöyle dedi: Hareket (Nefd) Nefede mastardır. Mesela, elbise ve saç v.b hareket etti veya ettirdi denilir. Ya­ni onu hareket ettirdiğinde...

[41] Nihaye'de şöyle dedi: 2/480. Şuara'nın cemi olan= şu'r; -şin'in zammesi ve ayn'ın sükunuyla yazılan şekli- kızıl bir bitkidir. Deve ya­da eşeklerin arkasında çıkan beyazlık (şeklindeki yara) olduğu da söylen­miştir ki bu (yara) hayvana çok eziyet verir.

[42] Nihaye: 2/95'de şöyle demiştir: (de'da) (tede'da), yuvar!" ' ve düştü anlamındadır.

[43] Sireti İbni Hişam: 3/31.

[44] Uyunul Eser: 2/14.

[45]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/456-458

[46] Müslim, Cihad ve siyer bölümünde, "Huneyn savaşı" konu­sunda: 3/1398, No: 1775'de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/458-459

[47] Ebu Davud, Elbiseler bölümünde, "Başlığın üzerine sarık" konusunda: 4/247, No: 1784'de Musannif yoluyla Kuteybe'den rivayet etmiştir. Tirmizi, "Bu hadis hasen ve ğaribdir. İsnadı sağlam değildir. Ebu Hasan el-Askalani ve İbni Rukane'yi bilmiyorum" diyor.

[48] Mizzi, Tehzibu'l-Kemal: 1/417.

[49] Fetih: 48/29.

[50] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümü, "Faziletinde cami olan" konusunda: 9/46'da Muhammed b. Ukayl'dan rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor:"Bezzar rivayet etmiştir. Senedinde bilmediğim kişiler vardır."

[51] Nihaye: 1/194.

[52] Nihaye: 5/152.

[53] Buharı Sahabeler bölümünde, "Ömer'in (r.a.) menkıbesi" konusunda, 4/199'da rivayet etmiştir/Ayrıca Edeb bölümünde, "Gülme ve tebessüm etme" konusunda, 7/93'de rivayet etmiştir. Aynca yaratılı­şın başlangıcı bölümünde, "İblis ve askerlerinin sıfatlan" konusunda, 4/96'da rivayet etmiştir. Müslim, Sahabenin Faziletleri bölümünde, "Ömer'in (r.a.) fazileti" konusunda, 4/1864'de, No: 2396'da, Yakub b. İbrahim b. Sa'd yoluyla babasından rivayet etmiştir.

[54]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/459-462

[55] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümü, "Ömer'in müslüman oluşu" konusunda, 9/61'de Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Kebir ve Evsat'da rivayet etmiştir. Kebir'in isnadı sahihtir."Aynı şekilde, 9/62'de Sevban'dan rivayet etmiştir. Heysemi, "Tabe: rani rivayet etmiştir. Senedinde Yezid b. Rabia er-Ribhi vardır. Terkedil­miştir. İbni Adiy, "Mahzuru olmayacağını ümid ederim" diyor. Diğer ravileri sikadırlar."Aynı şekilde, Sahabenin Menkıbeleri bölümünde, "Ömer'in (r.a.) menkıbesi" konusunda, 1/262'de, No: 338'de, Hasan'dan rivayet etmiş­tir. Muhakkik, "İsnadı zayıftır. Çünkü mürseldir. Fakat İbni Sirin'den ge­len ikinci bir mürsel ile güçleniyor. Hasen sened oluyor" diyor. Mevarid'uz-Zam'an, Menkıbeler bölümünde, "Ömer'in (r.a.) fazile­ti" konusunda, s. 535, No: 2180'de, Aişe'den rivayet etmiştir. Uyun'ul-Eser, "Ömer'in (r.a.) müslüman oluşu" konusu, i/11 'de Aişe'den rivayet edilmiştir.

[56]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/462-463

[57] Sireti İbni Hişam: Ömer b. Hattab'ın (r.a.) müslüman oluşu: 1/294. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/463

[58] Sireti İbni Hişam: Ömer b. Hattab'ın müslüman oluşu: 1/294.

[59] Riyadun Nadre: 1/197. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/463-465

[60] Riyadu'n-Nadre: 1/209.Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümünde, "Şeytanın Ömer'den korkuşu menkıbesi" konusunda, 9/70'de mana ile rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor:"Taberani iki isnadla nakletmiştir. İkinci rivayetin isnadı sahihtir. An­cak Şa'bi İbni Mes 'ud'dan işitmerniştir. Pirinci rivayette Mes'udi vardır. Sikadır. Fakat karıştırmıştır." Mes'udi'nin rivayeti Şa'bi'nin rivayetiyle destekleniyor. Sahih olduğu ortaya çıkıyor.

[61] Riyadun-Nadre: 1/208.

[62] Riyadu'n-Nadre: 3/208.

[63] Müslim Sahabenin faziletleri bölümünde, "Ali'nin (r.a.) fazi­leti" konsunda, 4/1870-1871'de rivayet etmiştir. El-İstiab: 3/1097.

[64] Buhari, Cihad ve siyer bölümünde, "Rasulullah'm (s.a.v.) İslam ve peygamberliğe daveti" konusunda, 4/5'de Sehl b. Sa'd'dan ri­vayet etmiştir. Müslim, Sahabenin menkıbeleri bölümünde, "Ali'nin (r.a.) menkıbe­si" konusunda, 4/1872, No: 2405 'de Selme b. Ekva'dan rivayet etmiştir. Tirmizi, Menkıbeler bölümünde, "Ali'nin (r.a.) menkıbesi" konusun­da, 5/638, No: 3724'de, Sa'd b. Ebi Vakkas'dan rivayet etmiştir.

[65]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/465

[66] Ahmed, 3/16'da rivayet etmiştir. Mecma'uz-Zevaid Menkıbeler Bölümünde, "Ali'nin (r.a.) cesareti ve bayrağı taşması" konusunda, 9/124'de rivayet edilmiştir.

[67] Biyografisi, s: 386'da geçti.

[68] Lisan'ul-Mizan: 3/361, No: 1454'de şöyle diyor: "Abdullah b. Mus'ab ez-Zübeyri Mus'ab b. Abdullah'ın babasıdır. İbni Main, "Za­yıftır" demiştir. İbn Hibban, "sikadır" diyor. Buharı ve İbni Ebu Hatim zikretmişler, fakat görüş belirtmemişlerdir.

[69] O, Mus'ab b. Sabit b. Abdullah'dır. S: 424'de geçti.

[70] Takrib: 1/367, No: 97'de şöyle diyor: "Sa'sa'a b. Suhan el-Abdi. Kufe'ye geldi. Büyük bir tabiindir. Muhadram'dır. Sikadır. Muaviye'nin hilafetinde öldü."

[71] Bakara: 2/194.

[72] Riyadun Nadre fi menakibil aşere: 2/225.

[73] Zehairil Ukba.

[74] Riyadu'n-Nadre: 2/225.

[75] El-İstiab: 3/1123.

[76] Takrib'de şöyle difor: "Muttalib b. Ziyad b. Ebi Züheyr es-Sekafi. Sakitoğullarının azadlı kölesidir. Kufe'lidir. Saduktur. Vehmede­biliyor. Sekizinci tabakadandır. Seksenbeş yılnda öldü."Mizan'da şöyle diyor: "ibni Main ve başkaları, "sikadır" diyorlar. Ebu Davud, "Sahihtir" diyor. Ebu Hatim, "delil olmaz" diyor. İbni Sa'd, "zayıftır" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: "Ahmed ve İbni Main, "sikadır" diyorlar. İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Adiy, "Hasan ve Garip hadisleri var. Münker hadisini görmedim. Mahzuru olmayacağnı ümit ederim" di­yor. İçli, "Kufe'lidir. Sikadır" diyor."Takrib: 2/254, No: 1175; Mizan: 4/128, No: 8591; Tehzib: 10/177, No: 231.

[77] Biyograisi s: 165'de geçti.

[78] Biyografisi s: 329'da geçti.

[79] Takrib: 1/409, No: 255'de şöyle diyor: "Abdullah b. Hasan b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib el-Haşimi el-Medeni. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Sika ve değerli biridir. Beşinci tabakadandır. Kırkbeş yılının ba­şında, yetmiş beş yaşında öldü."

[80] (a) nüshasında "Hayber" kelimesi yoktur.

[81] Siret-i İbn-i Hişam: 3/216.

[82] (m) nüshasında kesiretün diye geçiyor.

[83] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/465-469

[84] İbni Mübarek Cihad kitabında, s. 77, 91 'de No: 92'de rivayet etmiştir. Hılyetul Evliya: 8/174'de rivayet edilmiştir. İsbehani şöyle diyor: "İshak b. Yahya b. Talha'mn ğarib hadislerindendir. Süleyman'dan sadece İbni Mübarek nakletmiştir."Tabakatu İbni Sa'd: 3/218'de özetle nakledilmiştir. Mevarid'uz-Zam'an: s. 546, No: 2213'de rivayet edilmiştir. Hakim, Sahabenin marifeti bölümünde, 3/266'da Aişe'den rivayet et­miş ve, "Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir." demiştir. Mecma'uz-Zevaid, Savaşlar ve Siyer bölümünde, "Uhud savaşı" ko­nusunda, 2/112'de Arşe'den rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedindeki İbni Yahya b. Talha terkedilmiş­tir" diyor. Îbni Mübarek'in ikinci bir rivayetinde şöyle diyor: "Musa b. Talha ba­na şöyle dedi:"Talha otuz yedi veya yetmiş beş yara ile geri döndü. Yan tarafı parçalanmştı. Orta parmağı felç olmuştur. Erkeklik organı kesilmişti." s: 71, 80, No: 92.Aynısını Hakim, Müstedrek, Savaşlar bölümü: 3/25'de rivayet etmiş ve, "Buhari ve Müslim'in şartlaryla sahihtir" demiştir. Zehebi de bu gö­rüştedir. Kenz'ul-Ummarın sahibi: 10/426'da bu hadisi uzunca nakletmiş ve Ebu Davud et-Tayalisi, İbni Sa'd, İbni Seniy, Taberani Evsat ve Kebir'de, Darekutni Efrat'da, Ebu Nuaym Marifet'de, İbniAsakir ve Ziya el-Makdisi'ye nispet etmiştir. Keşf 'ul-Estar an Zevaidil Bezzar, Hicret ve Savaşlar bölümü, "Uhud savaşı" konusu: 2/324'de rivayet edilmiştir. Bezzar şöyle diyor:"Bunu Ebu Bekir Sıddık'a nispet eden kimseyi bilmiyoruz. Bundan başka senedinin olduğunu da bilmiyoruz. İshak'tan İbni Mübarek ve bir topluluk rivayet etmiştir."Heysemi, Mucemma': 6/112'de şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiş­tir. Senedinde İshak b. Yahya b. Talha vardr. Terk edilmiştir."Takrib: 1/62, No: 443'de şöyle diyor: "İshak b. Yahya b. Talha b. Ubeyduüah et-Teymi. Zayıftır. Beşinci tabakadandır.  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/469

[85] Tehzibu Tarihi İbni Asakir: 7/86.

[86] Istiab: 2/511-512.

[87] Riyadun Nadre: 2/264.

[88]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/470-472

[89] Buharı, Savaşlar bölümünde, "Meleklerin Bedir'e gelmeleri" konusunda, 5/14'de rivayet etmiştir.

[90] Nihaye: 2/101.

[91] Tarih ve Cerh ve Ta'dil'de zikretmişler ve hakknda sukut et­mişlerdir. Tarih: 6/372, No: 2675; Cerh: 6/261, No: 1443.

[92] Riyadu'n-Nadre: 2/266. Şöyle diyor: "Beğavi Mu'ceminde ri­vayet etmiştir.

[93] Riyadu'n-Nadre: 2/270.

[94]  (m) ve (a) nüshalarında, "ve ok yarası" diye naklediliyor.

[95]  (m) ve (a) nüshalarında, 4'fiha' fazladır.

[96] Buhari, Sahabeler bölümünde, "Zübeyr b. Avvam'ın menkı­besi" konusunda: 4/211 'de rivayet etmiştir.

[97]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/472-474

[98] Riyadu'n-nadre: 2/262'de şöyle diyor: "Beğavi Mu'cem'inde rivayet etmiştir.

[99] Takrib: 1/161, No: 229'da şöyle diyor: "Hassan b. Sabit b. Munzir b. Haram el-Ensari el-Hazreci. Künyesi Ebu Abdurrahman veya Ebu Velid'dir. Rasulullah'm (s.a.v.) şairidir. Meşhurdur. Elli dört yılın­da yüzyirmi yaşında öldü."

[100] Riyadu'n-Nadre: 2/268-269.

[101] Mecma'uz-Zevaid, Meğazi ve Siyer bölümünde, "Uhud sava­şı" konusunda: 6/113'de rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedindeki Osman b. Abdurrahman b. Vakkas terkedilmiştir."

[102] Riyadun Nadre fi menakibil aşere: 2/295.

[103] Nihaye: 4/210'da şöyle diyor: "Tekevvefe: Toplamaktır. Kü­fe ismi de buradan geliyor."Lisan'ul-Arap: 3/314'de şöyle diyor: "İbni Seyyid'e şöyle diyor: "Küfe bu şekilde isimlendirildi. Çünkü Sa'd burayı inşa etmek iste­yince, orayı onlara gösterdi ve, "burada toplanın" manasındaki, "Tekevvefu fi hazal mekan" dedi."          

[104] İstiab: 2/608; Riyadu'n-Nadre: 2/268. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/474-476

[105] İbni Ebi Şeybe, Cihad bölümünde rivayet etmiştir. Kavileri si­kadır. Yalnız, "Maktu" hadîstir.

[106] Riyadu'n-Nadre: 2/299.

[107] Safvetüs Safve: 1/361.

[108] Mücadele: 58/22.  Esedül Gabe: Amir b. Abdullah b. Cerrah'ın biyografisi: 3/128, No: 2705. İbni Esir şöyle diyor: "Vakidi bunu reddediyor ve, "Ebu Ubeyde'nin babası İslam'dan önce öldü" diyor. Fakat ilim ehli bu görüşü red ediyor."

[109] Nihaye: 4/278'de şöyle diyor: "Leveke: Bir şeyi yutmaya çalışmaktır."

[110] Nahl: 16/126.     

[111] Sireti İbni Hişam, Uhud Savaşı: 3/39-40. Tabakatu İbni Sa'd Hamza: 3/18; Vakidi: 1/267.

[112] Vakidi Uhud Savaşı: 1/317.

[113] Takrib: 2/66, No: 543'de şöyle diyor: "Amrb. Sabit, Ebu Mik-dam el-Kufi'nin oğludur. Bekir b. Vaü'in azadlı kölesiflir. Zayıftır. Red edilmekle itham edilmiştir. Sekizinci tabakadandır. Yetmiş iki yılın­da öldü."

[114] Cerh'te şöyle diyor: "Sabit b. Hürmüz. Ebu'l-Mikdam el-Haddad. Bekir b. Vail'in azadh kölesidir. Amr b. Ebi Mikdam'ın baba­sıdır. Ahmed onun için, "sikadır" diyor. Yahya b. Mani, "sikadır" diyor. Ebu Hatim, "salihtir" diyor."Mizan'da şöyle diyor: "Sabit b. Ebi Mikdam, bazı tabiinlerden riva­yet etmiştir. Meçhuldür. İbni Cevzi böyle naklediyor. Sabit'in Ebu Mik­dam olması uzak bir ihtimal değildir. O sabit b. Hürmüz'dür. İbni Müseyyeb'den rivayette bulunmuştur. Sikadır. Nesai onunla delil getirmiştir. Cerh: 2/459, No: 1854; Mizan: 1/368, No: 1377.

[115] Siyeri A'lamun Nübela: Cafer b. Ebu Talib'in biyografisi: 1/211. Muhakkik şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Ancak senedi kopuktur. Amr b. Sabit'in babası altıncı tabakadandır. Senedi şöyledir. Ebu Ahmed ez-Ziibeyri Amr b. Sabit'ten o da babasından rivayet etmiştir."

[116] Esedül Ğabe: 1/206, No: 391 'de şöyle diyor: "Bera b. Malik b. Nadr el-Ensari. Enes b. Malikin kardeşidir. Uhud'a ve hendeğe katıl­dı. Diğer bütün savaşlara Rasulullah'a (s.a.v.) yanında katıldı. Bedir'e ka­tılmadı. Cesur ve yiğit biriydi. Tuster günü Farslar yenildikten sonra yirmi beş yılında Hürmüzan tarafından öldürüldü."

[117] Esedül Ğabe: Bera b. Malik: 1/207, No: 391. İbni Abdülberr'in İstiab: Bera b. Malik: 1/153, No: 172; Hılyetül Evliya Bera b. Ma­lik: 1/350, No: 50.

[118] Esedül Ğabe Bera b. Malik: 1/206.

[119] Siyeri A'lamun Nübela Bera b. Malik'in Biyografisi: 1/196. İsnadı Ma'mar Eyyüb'den, o da İbni Sirin'den rivayet etmiştir. Muhak­kik şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Fakat sened kopuktur. İbni Şirin Bera'dan işitmemiştir."

[120] Biyografisi: s. 508'de geçti.

[121] Tertibil Kamus: 4/239'da şöyle diyor: "İnhena: Eğilmektir." İbni İshak: 3/19'da şöyle diyor: "Eğilinceye kadar, onunla düşmanı biçmendir.'

[122] Bütün nüshalarda, "Hişam" diye naklediliyor. Doğrusu, "İb­ni Hişam"dır.

[123] Sireti İbni Hişam: 3/19-20.

[124] Nihaye: 4/219.

[125] Sireti İbni Hişam Kılıçların yıkanması: 3/43.

[126] Esedül Ğabc, Semmak b. Hurşe: 2/352. İbni Esir şöyle diyor: "O gün öldürüldü. Bir rivayete göre ise yaşadı ve Ali (r.a.) tarafında Sıffin savaşına katıldı. Birinci görüş daha doğrudur."

[127] Nihaye: 1/339'da şöyle diyor: "Yecsu: Dizlerinin üzerine oturdu."

[128] Teöibil Kamusul Muhit: 4/91'de şöyle diyor: "Kinanetus siham: İçinde tahta olmayan, deriden ok torbasıdır."

[129] Biyografisi: s. 309'da geçti.

[130] Siyeri A'lamun Nübela: Ebu Talhâ el-Ensari'nin biyografisi:2/32.Müstedrek Sahabenin Marifeti Bölümü: 2/302'de rivayet edilmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis bu senedle rivayet edilmemiştir. Ravilerinin hepsi sikadır. Bu hadisi Ali b. Yezid b. Ced'an'dan, o da Enes'den ri­vayet etmiştir."Zehebi şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Bu metin İbni Uyeyne yoluy­la Ali b. Ced'an'dan o da Enes'den merfu olarak rivayet edilmekle meşhurdur. Müslim'in şartına uygundur."

[131] Bütün nüshalarda, "Kervan" diye geçiyor. Doğru olanı "deve" şeklindedir.

[132] Esedül Ğabe: 2/111.

[133] Siyeri A'lamın Nübela, Halit b. Velid'in biyografisi: 1/366.

[134] Bütün nüshalarda "Hizam diye naklediliyor. Bu yanlıştır. Doğrusu Takrib'de geçtiği gibi "Hazim"dir. Biyografisi: s. 320'de geç­ti.

[135] Tabakatu İbni Sa'd Ebu Bekir Sıddık'ın Necd'deki Kilab oğullarına gönderilen seriyyesi: 2/118.

[136] Takrib: 1/229, No: 170'de şöyle diyor: "Havvat b. Cubeyr el-Ensari. Sahabidir. Bedir'e katıldığı söyleniyor. Kırk altı yılında veya da­ha sonra öldü. Yetmiş dört yaşındaydı."

[137] Sihah: 2/554'de şöyle diyor: "Vedetun: Güvenli sakin yerdir"

[138] Sihah: 5/2026'da şöyle diyor: "Li emetin: Zırh'tır."

[139] Sihah: 6/2294'de şöyle diyor: "Seniye: Eğilmek, bükülmektir."

[140] Sihah: 5/1788'de şöyle diyor: "Felele: Dönmek yüz çevirmektir."

[141] Sihah: 3/339'da şöyle diyor: "Şase: Emretti manasınadır. Sais ise emreden, yönlendiren manasındadır."

[142]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/476-493

[143] Esedül Ğabe: 5/477, No: 5519'da şöyle diyor: "Yezid b. Esid b. Asid'e. Babası Esid ve Amcası Ebu Haysame el-Ensari ile birlikte Uhud'a katıldı."

[144] Esedül Ğabe: 1/108, No: 160'da şöyle diyor: "Esid. Esid b. Useyd'dir. Bu Ebu Useyd Malik b. Rabia b. Budn b. Amir b. Avf b. Ha­rise el-Hazreci es-Saidi'dir. Abdan el-Mervezi sahabeden zikretmiştir."

[145] Esedül Ğabe: 3/52, No: 2560'da şöyle diyor: "Dırar b. Ezver. Ezver'in adı Malik b. Evs b. Cezime b. Rabia b. Malik'tir. Künyesi Ebu Ezver'dir. Şair, cesur ve atak biriydi. Ebu Bekir'in hilafetinde Halit b. Velid'in emri ile Malik b. Nuveyre et-Temimi'yi öldüren kimsedir. Yemame'de Müseyleme'nin öldürülmesine şahid oldu. Orada büyük bir belaya uğratıldı. İki ayağı da kesildi. Dizlerinin üzerinde sürünerek savaşma­ya başladı. Atların ayakları altında kaldı ve öldü."

[146] İbni Asakir. Bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/493

[147] İbni Asakir: Bulamadım.

[148]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/493-494

[149] Mecma'uz-Zevaid, Cihad bölümü, "Savaşta meşveret" konu­sunda: 5/319'da rivayet edilmiştir. Taberani de kesik senetle rivayet et­miştir.

[150]  (m) nüshasında "savaşta" diye naklediliyor.

[151]  (m) nüshasında, "Sayılır" diye naklediliyor.

[152] Takrib: 2/69, No: 575'de şöyle diyor: "Amr b. Dinar el-Mek-ki. Künyesi Ebu Muhammed el-Esrem'dir. Cuhmoğularının azadlı kölesidir. Sikadır. Dördüncü tabakadandır. Yirmi altı yılında öldü.

[153] Tehzib'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr b. Avam b. HuveyIid b. Esed b. Abduluzza el-Kureşi el-Esedi. Zübeyr'in en küçük çocuğuy­du. Annesi, Kays b. Sa'lebe oğullarından Zeyneb diye biriydi."Esedül Ğabe'de şöyle diyor: "Abdullah b. Zübeyr ve Cafer b. Zü­beyr'in Rasulullah'a (s.a.v.) biat ettikleri söyleniyor. Bu yanlıştır. Biat edenler Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Cafer'dir. O zaman altı ya­şında idiler."

[154] Riyadun Nadre fi Fadailil Aşere: 2/280.

[155] Takrib'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Muaviye b. Huveyris el-Ensari ez-Zerki. Künyesiyle meşhurdur. Saduktur. Hıfzı kötüdür. Mürcie olmakla itham edilmiştir. Altıncı tabakadandır. Otuz yılında öldü."Cerh'te şöyle diyor: "Malik'e, o sorulunca "sika değildir" dedi. İb­ni Main, "Onun hadisi delil olmaz" diyor. Ebu Hatim, "Güçlü değildir. Hadisi yazılır. Ama delil olmaz" diyor. Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Adiy, "Hadisi çok değildir. Malik Medine'li olduğu için onu daha iyi bilir. On­dan birşey rivayet etmemiştir." diyor."Takrib: 1/498, No: 1116; Cerh: 5/284, No: 1352; Tehzib: 6/272, No: 539.

[156] Biyorafisi, s: 549'da geçti.

[157]  (m) nüshasında, "Talha" diye naklediliyor. Bu açık bir hata­dır. Esedül Ğabe: 2/66, No: 1281'de şöyle diyor: "Hanzala b. Ebi Amir el-Evsi. Hanzala, Müslümanların ileri çelenlerinden ve faziletlilerindendi. Meleklerin yıkamasıyla meşhurdur. Uhud günü şehid edildi.

[158]  (m) nüshasında yoktur

[159] Esedül Ğabe'de şöyle diyor: "Abdullah b. Ebi Süfyan b. Ha­ris b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenafel-Kureşi el-Haşimi. Saha­beden sayılıyor. Fakat hiçbir rivayeti yoktur. Rasulullah'ı da görme­miştir."

İstiab'da şöyle.diyor:."Rasulullah'ı (s.a.v.) görmüştür. Fetihten son­ra onunla beraberdi. Müslümandı."Esedül Ğabe: 3/263, No: 2980; İstiab: 3/921, No: 1578.

[160]  (m) nüshasında "yecsu" diye naklediliyor.

[161] Esedül Ğabe: 3/53, No: 2561'de şöyle diyor: "Dirar b. Hattab b. Mirdas b. Kuseyr b. Amr b. Habib b. Şeyban b. Muharrib b. Fihr b. Ma­lik el-Kureşi el-Fihri. Fetih müslümanlarmdan idi."'

[162] Tehzibu Tarihi Dimeşk: 7/34

[163] Esed'ül-Ğabe: 3/54.

[164] Esed'ül-Ğabe: 3/348, No: 772 de şöyle diyor: "Culeybib. Ensardandır."

[165]  İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/494-500

[166] Müslim Sahabenin Faziletleri Bölümünde, "Celebibi'in fazi­letleri" konusunda: 4/1918'de no: 2472'de rivayet etmiştir.

[167] Esedül Gabe: 3/20.

[168] Esedül Ğabe: 2/44, No: 1233'de şöyle diyor: "Hakim b. Ce­bele b. Husayn b. Esved b. Ka'b b. Amir b. Haris. Ebu Ömer şöyle diyor: "Rasulullah'a (s.a.v.) kavuştu. Fakat hiçbir rivayetini görmedim. Salih bir adamdı. Cemel vakasında öldürüldü."

[169]  (m) ve (a) nüshalarında 'Elhadani' diye naklediliyor

[170] Esedü'1-ğabe: 2/44.

[171] Takrib'de şöyle diyor: "Osmart b. Ebi Atike, Süleyman el-Ezdi. Künyesi Ebu Hafs ed-Dimeşki'dir. Kadı idi. Ali b. Yezid el-Elhani'den naklettiği rivayette zayıftır demişlerdir. Yedinci tabakadandır. Ellibeş yı­lında öldü."

Cerh'de şöyle diyor: "Abdurrahman, Ebu Hatim'den nakille şöyle di­yor: "Düheyme'nin onun için, "Mahzuru yoktur" dediğini işittim. Belde­nin kadısı idi. Ali b. Yezid'ten yaptığı rivayetin dışındaki rivayetleri red edilmemiştir."

Yahya b. Main, "Bir şey değildir" diyor. Ahmed, "Mahzuru yoktur" diyor. Nesai, Metruk'inde "Ebu Hafs el-Kas zayıftır" diyor.

Takrib: 2/10, No: 76; Cerh: 6/163.

Nesai'nin Ed-Duafa ve'1-Metrukin: s. 76, No: 416.

[172] Sihah: 2/1143'de şöyle diyor: "el atatetü: Sesin aktarımıdır. İnsanlar, "hayt hayt" dediklerinde, bunun aktarımım anlatır.

[173] Sihah: 4/1584-1585'de şöyle diyor: "Ed-Dekku: Kırıp, yer­le Diretmektir."

[174]  (m) ve (a) nüshalarında "Onlar" diye geçiyor.

[175] Siyeri A'lamun Nübela: 4/499-500.

[176] Takrib: 2/280, No: 1424'de şöyle diyor: "Mihleb b. Ebi Sufre. İsmi Zalim b. Sarik el-Atki el-Ezdi'dir. Künyesi Ebu Said'dir. Basra'hdır. Emirlerin sikalarındandır. Savaşı bilen biriydi. Düşmanları onu yalancılıkla suçluyordu. İkinci tabakadandır. Mürsel rivayetleri vardır. Ebu İshak es-Sebii şöyle diyor:  "Ondan daha faziletli bir emir görmedim" Seksen iki yılında öldü.

[177] Bütün nüshalarda.Yesteciru" diye geçiyor. Bu manayı ver­miyor. Doğrusu"Yetecerreu" dur.

[178] Tarih'ul-Bağdat: 13/21, No:'6985'de şöyle diyor: "Müminle­rin emiri Musa el-Hadi b. Muhammed el-Mehdi b. Abdullah el-Mansur b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas. Künyesi Ebu Muhammed'dir, Halifelik için kendisine biat edildi.

[179] Sihah: 5/1997'de şöyle diyor: "Ğulmet: Bastıncı şehvettir."

[180] Takrib: 1/36, No: 218'de şöyle diyor: "İbrahim b. Şemmas el-Öazi. Künyesi Ebu İshak es-Semerkandi'dir. Bağdat'a geldi. Sikadır. Onuncu tabakadandır. Yirmi bir yılında öldü."

[181] Sihah: 2/2207'de şöyle diyor: "Menn: İki rıtıldır."

[182] Bulumadım.

[183]  (m) nüshasında "Buldum diye naklediyor.

[184] Tertibil Kamus: 1/222'de şöyle diyor: "Baht: Nasip, pay'dır."

[185]  (m) nüshasında, "cariyenin kalbine" diye naklediyor.

[186] Hadid: 57/21.