Muhtelif - 36. Sayfa - Cihad
33. KUVVET VE CESARETİN ÖVÜLMESİ, KORKAKLIĞIN VE ACZİYETİN
YERİLMESİ, BUNLARIN HAKİKATİNİN AÇIKLANMASI, TEDAVİSİ, SELEFTEN BAZI CESUR VE
KAHRAMAN KİŞİLER
1267- Her ki sahihte de Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğ sabittir:
"Kuvvetli mümin zayıf müminden daha iyi ve Allah'a daha sevimlidir. Sana faydalı olana bütün iyiliklerde hırslı ol, Allah'tan yardım dile ve aciz olma.[1]
Bunun dışında da Rasulullah'ın (s.a.v.) korkaklıktan Allah'a sığındığı sabit olmuştur. [2]
1268- Yine iki sahihte de Enes'in (r.a.) şöyle dediği sabittir:"Rasulullah (s.a.v,) şöyle diyordu:
"Allah'ım acizlik ve tembellikten, korkaklık, zayıflık ve cimrilikten sana sğınırım. Kabir azabı [3] ölüm ve diriliş fitnesinden sana sığınırım. [4]
1269- Buhari'nin Enes'den (r.a.) yaptığı rivayetinde şöyle diyor:
"Ben Rasulullah'a (s.a.v.) hizmet ediyordum. O'nu şöyle derken işitiyordum:
"Allah'ım! Korkudan, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, dehşetten, dinin eğriliğinden ve adamların galibiyetinden sana sığınırım.
[5]Hadiste geçen "dinin eğriliğinden" terimi dinin şiddetli olması ve taşımasının ağırlaşmasıdır.
Rasulullah'ın (s.a.v.) duasında korku ve hüznü birleştirmesi ne güzeldir. Çünkü (hadiste geçen) "hemm" çeşitli hallerde meydana gelen korkudan ibarettir. Hüzün ise genellikle üzüntüden ibarettir. Yine acizlik ile tenbelliği de çok güzel birleştiriyor. Çünkü acizlik, zenginin gücünü istenilen yönde kullanamaması zayıflığıdır. Tembellik ise bedenin, kullara gerekli olan şeylere ait olan zayıflığıdır. Cimrilik ve korkaklığı da... Çünkü cimrilik: Mala karşı cömertliğin olmamasıdır. Korkaklık ise savaşta kişilere karşı müsamahanın olmamasıdır. (Aynı şekilde) din eğriliği ve kişilerin (fikirlerinin) galibiyetini de. (güzelce birleştiriyor.) Çünkü din eğriliği şiddetli bir önemle batılın galip gelmesidir. Kişilerin (fikirlerinin) galibiyeti sağlam hükümleri mahvetmek suretiyle zahirin (mana) istila edilmesidir. Bunda (yani bunun böyle olmasında) bir acaiplik yoktur. Bu (gibi sözler), Rasulullah'ın (s.a.v.) Cevami'ul-Kelim (az sözle çok şey ifade etme özelliği olan sözler) cinsinden sözlerdir. [6]
1270- Aynı şekilde Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Mus'ab b. Sa'd'ın[7] şöyle dediği rivayet edilir:
"Sa'd bize beş şey emrediyor ve bunları Rasulullah'ın (s.a.v.) kendilerine emrettiğini hatırlatıyordu ki onlar:
"Allah'ım! Cimrilikten sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Rezil bir ömre[8] dönmekten sana sığınırım. Dünya fitnesinden -yani deccal fitnesinden- sana sığınırım. [9]
1271- Buhari'den gelen başka varyantlara göre Sa'd'dan şöyle rivayet edilmiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) yazmayı öğrettiği gibi bize bu sözleri de öğretiyordu. [10] Bir başka rivayete görede:
"Rasulullah (s.a.v.) her namazın sonunda bunlardan Allah'a sığınıyordu." şeklindedir. [11]
1272- Sahih-i Müslim'de Zeyd b. Erkam'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:"Ben size Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediğinden başkasını söylemiyorum. Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyordu:
"Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, pısırıklıktan ve kabir azabından sana sığınırım. [12]
Fasıl
Bilki korkaklık, cesaretin zıddıdır. Cesaret ise kalbin, murad edilen şeye yöneldiğinde kalbin, karar kıldığı şey üzerinde sabit durmasıdır. Bu, bütün olgunlukları elde etmede asıldır. Kurtuluş bütün bu yüce makamlardadır. Kalbin sabit durması ancak akıl ve mizacın selametıyle mümkündür.
Eğer kalp bir kusur ve aşırılıktan dolayı zayıflarsa bu, korkaklık sebebi olur. Eğer kuvvette de aşırı giderse ve normaldan çıkarsa bu da tehlike sebebidir. Her ikisi de kötülenmiştir. İstenilen ise kalbin ifrat (geri kalma) ile tefrit (aşırı gitme) arasında bir orta yol takib etmesidir. İşte bu orta yol, cesaretin sebebi ve kaynağıdır. [13] Korkak olanın, sebeplerini ortadan kaldırmak suretiyle korkaklığı tedavi etmesi gerekir. Onun sebebi ise:
Ya cahilliktir ki bu tecrübe ile giderilir. Ya da zayıflıktır ki bu da kişide tabii ve adet haline gelinceye kadar korkulan fiilleri ardarda yapmaktır. Biz, görüyoruz ki ilk başlayan biri tartışmalarda, imamlıkta, hutbede, vaazda ve meliklerin (devlet başkanları) önünde -örneğin- korkuyor, takatsiz kalıyor ve dili dolaşıyor. Bu, ancak kalp zayıflığı sebebiyle ve alışmadığı bir şeyle karşılaşması dolayisıyladır. Eğer bunu defalarca tekrar ederse zayıflık ondan ayrılık ve bu durum son bulmaksızın zaruri olarak onda devam eder.
Çünkü çoğunluğa göre ahlak değişim ve dönüşümü kabul eder. Bu konuda çocuğun, büyütüp terbiye etmek için yılanı korkmadan çekinmeden tutması ve cesur bir kahramanın ise ondan kaçıp korkması sana delil olarak yeter. Bu (durum), ancak çocuğun bu işle çokça meşgul olmasından başka bir şey değildir. Nefse yılandan nefret etme duygularını öğreten öğretici şeylerin peyderpey olmasıdır. Taki sonuçta nefs, yılanla yakınlık peyda edecek duruma döner, ona yaklaşır ve korkmaz. Aynı durumun olmamasından dolayı Çocuk kurbağa vb. den korkar.
Aynı durumu vahşi ve yırtıcı hayvanların ademoğluna alışmasında da görüyoruz. Bu hayvanlar bu yaklaşımda bulunurken kendi yapılarını, insanoğlundan kaçma, parçalama özelliklerinden sıyrılarak oluştururlar. Kendileriyle yakınlık oluşturulanların tecrübesi koç vb. gibi kendi cinsinin fertlerini kırıp geçirme, zorla bastırma ve parçalamakla olur.
Kedi ve fare gibi sıradan hayvanlar arasında dostluk oluşması da bunun gibidir. Hatta ben defalarce farenin kediye binip indiğini ve tırmandığını gördüm. Kedi fareyi ısırmıyor, fare de kediden kaçmıyordu. Aynı şekilde kedinin köpekten nefret etmesine rağmen onunla dostluk kurduğunu da tabii olarak gördüm. O kadarki onun üzerine binip iniyor ve ona tırmanıyor olarak gördüm. Bütün bunlar talip ve terbiye ile neticeye ulaşma hususunda alıştırma yapmakla olur.
Ta ki durum aksine olsun ve konulmuş yapısının tersine dönsün.[14] Durum böyle olunca insan talimi kabul etmeye, yapısını (bir şeye) alıştırmaya ve ahlakını süratle değiştirmeye hayvandan daha elverişlidir. Çünkü onun cevherinde hayır ve şerrin hepsini kabul etme yeteneği vardır. Bu, sağduyu sahibi ve doğru tabiatlı kimselerin inkar edemeyeceği bir durumdur. Bil ki nefsin kuvveti ve kesin zafer sağlayan azim Ali'nin (r.a.) dediği gibi zafere ulaşmanın sebebidir.
Ali'ye (r.a.):"Kahramanı nasıl yendin?" denildiğinde şöyle dedi
"Adamla karşılaştım. Onu öldürmek istiyordum. Aynı şekilde o da beni öldürmek istiyordu. (Ancak) Ben onu öldürdüm. Çünkü ben ve bizzat onun nefsi onun aleyhinde yardımlaşıyorduk. Bazıları şöyle vasiyet eder:
"Savaşta kalbinizi cüretle uyarın. Çünkü bu zaferin sebebidir. Eskilerin sözü ise şöyledir:
Kim düşmanını korkutursa kendine bir asker teçhiz etmiş olur.
"Kelamcılar ittifak etmişlerdir ki batıl inanç tılsım ve büyülerin çocuk ve kadınlar üzerindeki etkisi ve tesiri erkeklerden daha çoktur. Bu durum onların kesin tesirine dair olan güçlü inançlarından başka birşey değildir. Ama akıllı erkekler bunun aksinedir. Çünkü o, ya böyle bir tesire inanmaz yada inanır ancak tesirin o kadar da güçlü olmadığını caiz görür. Ayrıca itibari olarak düşündüğümüzde görürüz ki kaçarken öldürülenler, öne atılırken öldürülenlerden daha çoktur. Çünkü öne atılma güçlü bir önemseme, istediğine kavuşmak için bütün verimlerden soyutlanma ile oluşur. Şair şöyle demiştir:
"İnsanların arkasından gelen üzüntüyle ölür
Cesur ise lezzetle kurtulur.
Yenilgi -denildiği gibi- ölüm sofralardan bir sofradır.
Düşmanı istediği, yenileni rezil eden bir durumdur.
"Her isteğe kavuşma ve her korkulanı defetme ancak cesaretle olur. Örneğin bir kişiye malından bir şey vermek istersen ve bundan yıkıntıya uğrarsan, kalbin zayıflar ve o şeye ihtiyacın olacak diye nefsine güç yetiremezsin, Alahu Tealanın buyurduğu gibi:
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size kötülüğü emreder." [15]
1273- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bir adam yetmiş şeytanın vesvesesini bertaraf etmeden sadaka vermez."
Ahmed ve İbni Hüzeyme Sahih'inde rivayet etmiştir. Hakim de rivayet etmiş ve "Hadis, Buhari ve Müslim'in şartal üzerine sahihtir." demiştir. Beyhaki ise, "Herkes bundan nehyedilmiştir" cümlesini eklemiştir. Bununla şeytanın vesvesesini gerekli kıldı ki tabia (mizaç) da buna yardım ediyor. (Bu tür) mizaç verme ile engel olma (vermeme) arasında terüddüt eder. Azmini gerçekleştirdiğinde, nefsini kuvvetlendirdiğinde tabiatım da güçlendirdiğinde ve (zekatı) vermeye kesin karar verdiğinde (söz konusu) bu acizliğin kahrı gerekir ve tereddüt te yok olur. Seni (zekatı) vermeye yöneltir. Bu acizliğin eserinin yok oluşu miktarınca nefs bolca güzelleşir ve (zekat) vermekle de cömertleşir. Bunun için herhangi bir sırra sadık kalan, yaratıkların en kuvvetlisi ve en şiddetlisidir. Tirmizi, Beyha-ki ve daha başkalarının Enes'ten (r.a.) rivayet ettikleri gibi... Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Allah arzı yarattığında meyili [16] ve tepeli [17] yaptı. Onu dağlarla sabitledi ve durdurdu [18] (sakin kıldı). Melekler dağların şiddetline acaîp kaldılar. Dediler ki:
"Ey Rabbimiz! Dağlardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?"
"Evet" dedi. "Demir... (Bu sefer) Dediler ki:
"Demirden daha şiddetlisini yarattın mı? Allah Teala:
"Ateş" dedi. Melekler:
"Ateşten daha şiddetlisini yarıttın mı?" dediler. Allahu Teala:
"Su" dedi. Melekler:"Sudan daha şiddetlisini yarattın mı" dediler. Allahu Teala:
"Rüzgar" dedi. Melekler:"Rüzgardan daha şiddetli bir mahluk yarattın mı?" dediler. Allahu Teala:
"İnsanoğlu... Eğer sağıyla verdiğini solundan gizleyerek tasaddukta bulunursa..." dedi.[19]
Bu Tirmizi'nin lafzdir. [20]
Bu hadisten biliyoruz ki sadakayı gizleyen, mahlukatın en şiddetlisidir. (Burada) Murad edilen, bedeninin şiddeti değildir. Asıl murad edilen kalp kuvveti emirleri yerine getirmek ve yasaklardan sakınmaktır. İnsan iyiliklere meyletmeyi ve kötülükleri defetmeyi kalp kuvveti denilen cesaretten başkasıyla elde edemez. İmam Ebubekir et-Tartuşi, Sirac'ül-Muluk adlı eserinde şöyle diyor: Ancak kalp kuvvetiyle emirler yerine gelir ve kötülükler son bulur. Faziletler elde edilir. Çirkin rezilliklere bulaşmak[21]ve hevaya tabi olmak son bulur. Yine âncak kalp kuvvetiyle arkadaş arkadaşın eza ve cefasına sabreder. Kalp kuvvetiyle sırlar tutulur ve ayıplar örtülür. Kalp kuvvetiyle zor işlere girişilir ve barbar yükler yüklenilir. Yine ancak kalp kuvvetiyle kişilerin ahlakına sabredilir. Kalp kuvvetiyle adalet[22] ve basiretin gerekli kıldığı bütün girişimler başarılır. Ancak kalp kuvvetiyle, kalpleri kin ve hınçla dolu olan kimselere karşı gülünür. Ebu Derda'nın (r.a.) dediği gibi:
"Bazı kavimlere kalplerimiz lanet etse de onlara sırıtırdık." Ali b. Ebu Talib'de (r.a.) şöyle demiştir: Ayrılmamız gereken bazı kimselerle tokalaşırdık. Yine der ki:
Karşlaşma anında cesaretin üç çeşit olduğunu bil!...
1- Bir kimse, iki taraf karşılaşıp birbirine girdiğinde ve (birbirlerine) kini olanlar kozlarını paylaştıkları esnada sftan öne çıkıp savaşın ortasına gelir, saldırır meydan okur:
"Savaşacak kimse yok mu?" der.
2- Topluluk birbirine karışıp ta bir küme olduğunda ve kimse ölümün nereden geldiğini bilmediğinde bağlı bir asker, sakin kalpli, gözü açık olur. Dehşet onu yıldırmaz. Şaşırmaz. İşine hakim olanın dolanması gibi dolanır ve bizzat ayakta kalır.
3- Arkadaşları hezimete uğradığı zaman sevkiyatı (idareyi) ele alır. Topluluğu düşmana yönlendirir. Arkadaşlarının kalbini güçlendirir. Zayıfları umutlandırır. Onları güzel sözle över. Onları cesaretlendirir. Düşeni doğrultur, duranı bindirir. Atından düşeni ona bindirir. Taki düşman ondan ümitsizliğe düşer. Bu, cesaretlerin en güzelidir. Bunun hakkında şöyle demişlerdir:
"Kaçanların arkasındaki savaşçı, gafillerin arkasındaki mağfiret dileyen gibidir. Kaybeden üzerindeki hakkından vazgeçmek kerim olanın iyiliğindendir. Derler ki herkesi çin muhtemel vardır ki bunlardan birinin (onun) başına gelmesi gerekir. Birincisinde acele edilmez, diğerinde gafil olunmaz.
Bil ki cesurların cesuru olan, Allah'ın kendisine mülk veripte onunda bununla düşmanların düşmanını kahrettiği kimsedir. (Söz konusu) Bu (düşman) da da kendi nefsidir. Rasulullah'ın (s.a.v.) buyurduğu gibi:" [23]
Her iki yanın arasındaki nefsin senin için düşmanların düşmanıdır. [24]
Kim nefsine sahip olup şeriatın vacip kıldığı öne geçme, hücum etme, geri durma, günah işleme, yönelme ve sırt çevirme v.b. gibi şeylerde şeriatı gerçekleştirirse. İşte bu gerçek cesurdur. Yoksa hevasına uymada ve sapıklıkta ısrar eden, arzusunda inat eden, zorluk, sıkıntı ve elemlere karşı ilk cahiliye alışkanlığında olduğu gibi direnen kimse demek değildir. Bunlar ahmakların, eşeklerin ve domuzların sıfatıdır.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Güçlülük hız ile değildir. Asıl güçlü, öfke anında kendine hakim olandır." [25]
Buharı ve Müslim ve daha başkaları rivayet etmişlerdir, İbn Hibban'ın bu hadis hakkındaki rivayetlerinden biri şöyledir: Güçlü, insanlara galip gelen değildir. Asıl güçlü, kendine galip gelendir.
"Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle demiştir:
"Kişinin iyiliği takvasıdır. Dini ve mahlukata karşı olari olgunluğu da ona yeter. Cesaret ve korkaklık, Allah'ın dilediği gibi yerleştirdiği huylardır. Korkak olan anasından babasından kaçar. Cesur olan ise kendisini ilgilendirmeyen konularda bile dövüşür. Kati (dövüş) ise ölümlerden bir ölümdür. Şehit, nefsini hesaba çekendir." Başka bir rivayette de şöyle demiştir:
"Cesaret ve korkaklık insanlardaki bazı huylardır. Kimisi tanımadığı kimseyle bile dövüşür. Kimisi de babasından bile kaçar. [26] Beyhaki, Sünen'de ve İbn Asakir rivayet etmişlerdir. Rasulullah'dan (s.a.v.) merfu olarak da rivayet edilmiştir. Bu yüzden şair şöyle demiştir:
Korkak kimse kendi annesinden kaçar
Cesur kimse ilgisiz kimseyi bile meneder.
Bil ki Öne geçmek eceli öne almaz. Korkaklık hiçbir emele ulaştırmaz. Bilakis korkaklık fırsatların elden gitmesine sebeptir düşmana ve hasma yardımdır. Ölüm meydanından ayakların kaymasıdır. Bu yüzden araplar şöyle der:
"Cesaret korunma korku ölümdür. Bu, kişinin en şerli huyudur." Rasulullah'ın (s.a.v.) dediği gibi:
"İnsandaki en şerli özellik ısrarlı cimrilik ve alıkoyucu korkaklıktır. [27]
İbn Mübarek, Ebu Davud ve İbn Hibban Sahih'inde, Ebu Hureyre'nin hadisinden rivayet etmiştir.
Alkoyucu korkaklık sözünün manası: Yani kalbi şiddetle istila eden ve başka şeyleri kalpten çkaran korkaklıktır.
Gerçekte korkaklık kader (neticede) hakkında şüphe etmeye ve Allah Teala'ya karşı suizanda bulunmaya döner. Bazı filozofların vasiyyetlerinde söylediği gibi...
"Cömert ve cesur olunuz. Çünkü onlar (cesular) Allah'a karş hüsnü zan beslerler. Bunda şüphe yoktur. Çünkü bu kimseler ecelin azalmayacağını ve çoğalmayacağını yakin derecesinde bilir. Allah Teala'nn buyurduğu gibi:
"Onları eceli geldiği zaman ne bir saat ileri ne de geri alınır.” [28]
Korkmaz ve koşmaz. Çünkü ecelin tehirinden başka, ölümden koruyan hiç bir durum yoktur. Bu yüzden birine şöyle denilir:
"Hangi durumda düşmanınla karşılaşmayı seversin?
"Gecikmiş ecelde" der. Rasulullah (s.a.v.) Abbas'm (r.a.) oğluna (Abdullah b. Abbas) şöyle buyurmuştur:
"Evlat! Sana bazı sözler öğreteyim mi? Allah'ı gözet ki o da seni korusun. Allah'ı gözet seni kollasın. İstediğin zaman Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan yardım dile. Bil ki eğer ümmet sana bir fayda sağlamak için bir araya gelseler, Allah'ın yazdığından başka bir fayda veremezler. Sana zarar vermek için de toplansalar yine Allah'ın yazdığından başka bir zarar veremezler. Artık kalemler kaldırıldı, sayfalar(n mürekebi) kurudu.” [29]
Tirmizi rivayet etmiştir. Beyhaki de onu tashih etmiştir. [30]
Fasıl
Genel olarak insanların en cesuru, en yüreklisi ve en güçlüsü seyyidimiz ve peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) idi. Pekçok zorluk mevkiinde kahramanlar ve silahşörler sayısı olarak kaçtığı halde o hazır bulunmuş, sabit durup kımıldamamıştır. İleri atılıp arkasını dönmez uzaklaşmazdı. Bütün cesurların kaçtığı bir zaman vardır ama o (s.a.v.) hariç. O kesinlikle kaçmamıştır. O bundan münezzehtir. Allah Teala şöyle buyuruyor
"Şüphesiz ki sen büyük bir ahlak üzeresin." [31]
1274- Buhari ve Müslim'in sahihlerinde Enes'in (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasulullah (s.a.v.) insanların en güzeli.'en cömerdi ve en cesuru idi. Bir gece şehir halkı paniğe kapıldı. İnsanlar sesin tarafına doğru koştular. Rasulullah (s.a.v.) dönüşte onları karşıladı. (Yani Rasulullah (s.a.v.) sese ilk olarak yönelmiş ve durumun sakin olduğunu görünce geri döndü.) Sese yönelmede herkesi geçmiştiki o esnada Ebu Talha'nın altına çıplak olarak binmiş haldeydi, boynunda da kılıç vardı ve şöyle diyordu:
"Geri dönün, geri dönün (bir şey yok).” [32]
1275- Başka bir lafızda şöyle dedi:
"İnsanlar paniğe kapılmıştı. Rasulullah (s.a,v.) hemen[33] Ebu Talha'nın atına bindi sonra tek başına hızlıca çıktı. İnsanlar süratle arkasından gitti. Rasulullah (s.a.v.):
İbn Mace, Cihad seferberlikte çıkış bölümü: 2/926, No: 2772.Ahmet b. Abde ve Hammad b. Zeyd yoluyla rivayet etmiştir.
"Geri dönün. O denizdir" buyurdu. O günden sonra da hiç geçilmedi. Nesai'nin rivayetinde ise şöyledir:
"Rasulullah (s.a.v.) insanların en iyisi, en cüretlisi ve en yüreklisi idi. [34] İbn Ömer de (bu konu hakkında) şöyle demiştir:
"Rasulullah'dan (s.a.v.) da cesaretli daha kuvvetli ve kendisinden daha hoşnut olunan bir kimse görmedim, [35]
1276- Ali b. Ebi Talib (r.a.) şöyle demiştir:
"Skıntı şiddetlendiğinde ve gözler kızardığında (kan bürüdüğünde) Rasulullah'a (s.a.v.) sığınırdık. Hiç kimse düşmana ondan daha yakın olmazdı. Bedir günü biz, Rasulullah'a (s.a.v.) sığınır haldeyken beni görmüştür. O (s.a.v.) düşmana en yakın olamamızda ve sıkıntıya katlanmada da insanların en güçlüsüydü. Denilir ki:
"Düşman kendilerine yaklaştığında, düşmana Rasulullah'dan (s.a.v.) daha yakın olana cesur deniyordu.
İmran b. Husayn şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) kendisinden önce (davranıp) vuran hiç bir bölüğe rastlamadı." [36]
1277- Buhari ve Müslim'de Ebu İshak'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Duydum ki:
"Kays'tan birinin Ebu'l-Bera'ya:
"Huneyn günü Rasulullah'tan (s.a.v.) kaçtınız mı? [37] diye sorduğunda şöyle dediğini işittim:
"Rasulullah (s.a.v.) kaçmadı. O gün Havazin (kabilesi) çok iyi mızrak atıyordu. Üzerlerine hamle ettiğimizde dağıldılar. Biz de ganimete yöneldik. Onlar ise oklarla geri döndüler." Rasulullah'ı (s.a.v.) beyaz devesinin üzerindeyken ve şöyle derken gördüm.:
"Ben peygamberim, yalan yok. Ben Abdulmuttalib'in torunuyum. [38]
Başka bir rivayette Ebu'1-Bera' [39] şöyle demiştir:
"Vallahi çatışma şiddetlendiğinde onunla korunuyorduk. O, içimizde kendisiyle düşmana karşı konulan en cesaretli kişiydi.
"Ubey b. Halef, Uhud günü:
"Muhammed nerede?" diye sorarken, Rasulullah'ı (s.a.v.) görünce:
"Eğer o kurtulursa ben kurtulmam" O zaman Rasulullah'a (sa.v.) şöyle diyordu:
"Onu bırakın" dedi. Haris b. Samt'ın mızrağını aldı. Onu devenin sırtındaki tüylerin sallandığı gibi salladı. Sonra Ubey'e yöneldi. Mızrağı onun boynuna sapladı. Ubey atının üzerinde sallanmaya başladı. Deniliyor ki: Onun kaburgalarından birini kırdı. [40] Sonra Kureyş'in yanına döndü. Şöyle diyordu:
"Beni Muhammed öldürdü." Onlar da:
"Birşey olmaz" diye cevap verdiler. Ubey:
"Eğer benimle birlikte bütün insanlar olmuş olsaydı hepsini öldürürdü." diyordu.
"Ben seni öldüreceğim" dememiş miydi? Vallahi eğer üzerime tükürseydi, beni öldürürdü." Öldü ve Allah onu Mekke'ye dönüşlerinde bir yaprak kurduyla [41] lanetledi. (Adam kurtlandı)[42] Kadı İyaz, "Şifa" kitabında zikretmektedir. Benzerini İbni İshak[43]Sire'sinde İbni Akabe [44] "Meğazi"sinde rivayet etmektedir. [45]
1278- Müslim'in, Abbas'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Müslümanlarla kafirler karşılaşınca, Müslümanlar arkalarını dönüp kaçmaya başladılar. Rasulullah (s.a.v,) katırını kafirlere doğru tepikleme başladı. Ben, hızlanmasın diye katırın yularını tutuyordum. Ebu Süfyan'da onun üzengisinden tutuyordu. Sonra şöyle bağırdı:
"Ey müslümanlar. [46]
1279- Sünen'i Ebu Davud'da rivayet edildiğine göre; Rasulullah (s.a.v.) Rükane ile güreş tuttu. Rasulullah (s.a.v.) onu yere yıktı. [47]
Hafız Ebu Haccac Elmizi'nin "tehzibul kemal" adlı eserinde rivayet edildiğine göre; Rasulullah, Rükane ile iki veya üç sefer güreş tuttu. Bu müslüman oluşundan önceydi. Bu görüşe göre; bu güreş onun müslüman oluşuna vesile oldu. [48]
Zübeyr şöyle diyor:
Rasulullah'ın güreş tuttuğu Rükane, insanların en şiddetlisi idi. Rasulullah'ın cesareti ise, anlatıldığından daha meşhurdur. Onun cesaretini ayrıntılı olarak öğrenmek isteyen, onun siyerine ve savaşlarına baksın. Onun cesaretine, kalbinin sebatı, coşkunluğunun az oluşu ve isra gecesi dilinin serbestliği yeterince delalet etmektedirler. Öylesi bir yerde yüce Allah'ın huzurunda dilinin serbest oluşu.
Yine aynı şekilde, onun ümmetindeki, cesurlar ve kahramanlar saygılamayacak kadar çokturlar. Özellikle Allah'ın şu ayetinde övülen ve Rasululîah'ı destekleyen ashabı:
"Muhamed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler." [49]
Bunlardan birisi de Rasulullah'ın halifesi, ümetimin en efdali Ebubekir'es-Sıddık'tır (r.a.).
Ali b. Ebu Talib (r.a.) onun, insanların en cesaretlisi olduğuna şahitlik etmiştir. Muhibbuddin et-Taberi "Fadailul aşare" adlı eserde, Muhammed b. Akil'den, o da Ali b. Ebu Talib'den şunu rivayet ediyor:
"Ali (r.a.) insanlardan bir topluluğun arasında bir gün şöyle dedi:
"İnsanların en cesuru kimdir?" Cemaat:
"Sensin ey müminlerin emiri" dediler. Ali (r.a.):
"Ben kiminle düello yaptıysam, ona galip geldim. Ancak insanların en cesuru Ebu Bekir'dir. Bedir günü Rasulullah'a bir çadır kurduk. Müşriklerin Rasulullah'a yaklaşmaması için kim onunla kalacak" dedik. Allah'a yemin olsun ki Ebubekir'den başka kimse ona yaklaşmadı. Ebubekir yalın kılıç Rasulullah'ın başında durdu" dedi.
Ali (r.a.) şöyle diyor: "Mekke'de müşrikler onun başına toplandılar. -Biri onu çekiştiriyor, biri ona vuruyordu. Şöyle diyorlardı:
"Sen ilahları bir ilah yaptın." Allah'a yemin olsun ki bizden kimse ona yaklaşamıyordu. Ancak Ebubekir hariç. Ebubekir buna vuruyor, diğerini dövüyor, eteğini çekiştiriyordu. Şöyle diyordu:
"Yazıklar olsun size. "Rabbim Allah'tır diyen birini mi öldüreceksiniz" Sonra Ali (r.a.) şöyle dedi:
"Sizleri Allah için yemine veriyorum. Firavun ailesinin mümini mi yoksa Ebubekir mi daha hayırlıdır." Cemaat sustu. Ali (r.a.):
"Cevap verecek misiniz? Allah'a yemin ederim ki Ebu-bekir'in bir saati Firavun ailesinin müminin dolu olduğu yeryüzünden daha hayırlıdır. Firavun ailesinin mümini imanını gizleyen bir adamdı. Ebubekir ise imanını açıklayan bir adamdı. [50]
Hadisteki "Ariş" kelimesi, hurma dalı ve yaprağından yapılan gölgelik manasınadır.
Hadisteki "Yetellilu [51] kelimesi, çekiştirmek manasınadır.
Hadisteki "Yeceu" [52] kelimesi, vurmak manasınadır. Şöyle denilir:
"Yeceu bissikkini" yani bıçakla vurdu.
Müellif şöyle diyor: Ali (r.a.) Ebubekir'in (r.a.) Rasulullah'tan sonra insanların en cesuru olduğunu söylerken doğru söylüyor. O insanların, kalbi en sabit olanıdır. Kalbi en güçlü olanıdır. Bunun için, onun Bedir günü ortaya koyduğu tavra bakmak yeterlidir. O Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle diyordu:
Ya Rasulallah! Rabbinin sana verdiği bazı sözler yeterlidir. Şüphesiz o, sana verdiği sözünü yerine getirecektir." Uhud günü kalbinin direnci yine yeterlidir. O gün şeytan şöyle bağırıyordu: "Muhammed öldü" O gün kimse kimsenin yanında kalmamıştı. O böyle bir günde sarsılmadan, heyecanlanmadan duruyordu. Hendek günü kalbinin direnci. O gün gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti. Hudeybiye barışının olduğu günkü tavn. İnsanların kaçtığı Huneyn günündeki direnişi. O, o gün kaçmamıştı.
Onun cesaretine, kalbinin güçlülüğü ve sarsılmazlığına delil olarak, onun müslümanları, büyük olaylar, zor durumlar karşısında bir araya toplaması yeterlidir. Örneğin Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı olayı. İnsanlardan çoğunun kalbi kaymış, onun ölümüyle şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı. Bazıları geri dönmüşler, diğer bazıları şüpheye düşmüşlerdi. Bu onun büyük cesaretinin ve kalbinin gücünün delilidir. Böyle bir ortamda bütün dünyanın sarsıldığı böyle bir durumda onun ortaya koyduğu tavırla, onun kalbi bütün ümmetin kalbiyle tartılsaydı, onun kalbi daha ağır gelirdi.
Mürtedlerle savaştaki azminde, onun cesareti bütün korkaklara paylaştırılacak olsaydı, hepsi birer cesur olurdu. O cesaretiyle, eğrilen bazı islamı kurumları düzeltmiştir. Daha sonra bu ümmet onun yolundan gitmiştir. İman çağıncısı şöyle çağırıyordu:
"Dikkat edin. Galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır. (Hizbullah)." Şeytan taraftarları geriye dönüp kaçmışlar ve zarar etmişlerdir. Allah'a yemin olsun ki bu cesarete ulaşmaktan, bu ümmetin kahramanları aciz kalmışlardır. Onun himmeti karşısında bütün üstün himmetler düşük seviyede kalmışlardır. Onun himmeti karşısında bütün üstün himmetler düşük seviyede kalmışlardır. Allah onların hepsinden razı olsun. Onlardan biri de, müminlerin emiri, efendimiz, dinin yardımcısı Ömer b. Hattab'tır (r.a.). Onun cesaretini ve dindeki gücünü ispatlamaya, geçmiş kitaplarda onun demirden bir dağ[53] şeklinde vasıflandırılması yeterlidir. [54]
1280- Rasulullah'ın (s.a.v.) ona söylediği şu söz:
"Ey İbni Hattab! Nefsim elinde olana yemin ederim-ki, şeytan yolunda yürürken seninle karşılaşsa, yolunu değiştirir." [55]
Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir. [56]
1281- Rasulullah'ın şu sözü:"Allah'ım! Bu dini Ömer b. Hattab'Ia güçlendir. [57]
1282- İbni Mes'ud (r.a.) şöyle diyor:
"Ömer müslüman olduktan sonra, izzetimizi kaybetmedik. [58] Buhari rivayet etmiştir.
İbni İshak, İbni Mes'ud'dan (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
"Biz, Ömer müslüman olmadan, Kabe'nin yanında namaz kılamıyorduk. Müslüman olunca, Kabe'nin yanında namaz kıhncaya kadar Kureyş'le savaştı. Biz de onunla beraber orada namaz kıldık."
Muhibbuddin et-Taberi'nin İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Ömer müslüman olunca müşrikler şöyle dediler:
"Bunlar bize galip geldiler. [59]
Onun müslüman oluşundaki ve müslümanlığı açığa vuruşundaki cesareti, en üstün olaylardan zirvelerdendi. Konuyu uzatmaktan korkmasaydık, onun bu yönünü biraz naklederdik. Taberi'nin İbni Mes'ud'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Ömer ceni ile üç sefer güreşti ve onu yere yıktı.” [60]
Ali'den (r.a.) rivayet edildiğne göre şöyle diyor:
"Allah'a yemin ederimki şeytan birisinin yanına gittiğinde Ömer'in korkusundan ona kötülüğü emredemezdi. [61]
Aişe'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şeytan Ömer'in hissinden kaçar.” [62]
Onun dindeki kuvveti hakkındaki haberler çoktur. Kurtubi tarihinde şöyle naklediyor. Ömer sağ eliyle sol kulağını tutar, bir yere tutunmadan sıçrayarak atın sırtına çıkardı. Sahabenin hepsi cesaretli olmalarına rağmen, onların cesaretiyle en meşhur olanı, kalelerin arslam, sürekli yağan yağmur, müşriklerin saflarım ayıran, cesaretin çeşitli şekilleriyle insanları hayrete düşüren, müminlerin emiri, efendimiz Ali b. Ebu Talib'tir (r.a.). Rasulullah (s.a.v.) Bedir günü bayrağı ona vermişti. O sırada yirmi yaşındaydı. İbni Abdulber şöyle diyor: "Rasulullah'in (s.a.v.) gittiği hiç bir savaştan geri kalmamıştır. Ancak Tebuk seferi hariç. Rasulullah onu Medine'ye vekil brakmştı. Ailesine bakması için de onu memur kılmıştı. Ona şöyle dedi:
"Senin benim yanımdaki yerin, Harun'un Musa'nın yanındaki yeri gibidir. Ancak benden sonra Peygamber yoktur.[63]
1283- Sahabe'den bir cemaatın rivayet ettiğine göre -Rasulullah (s.a.v.) Hayber günü şöyle demiştir:
"Sancağı öyle bir kişiye vereceğimki, o Allah'ı ve Rasulunu sever, Allah ve Rasulude onu severler. O kaçak değildir. Allah onun eliyle kaleyi fethedecektir”.
Sonra Ali'yi (r.a.) çağırttı. Onun gözleri ağryordu.-Gözlerine tükürüğünü sürdü. Göz ağrısı geçti. Sancağı ona teslim etti. Allah onun eliyle kaleyi fethetti.[64] Sahihler sûnenler ve başkaları rivayet etmişlerdir. [65]
1284- Ahmed'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) sancağı aldı ve salladı. Sonra şöyle buyurdu:
"Kim bunu hakkıyla alır." Falan geldi.
"Ben" dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Geç" dedi. Sonra şöyle buyurdu:
"Muhammed'in yüzüne ikram edene yemin ederim ki, onu öyle bir adama vereceğim ki, kaçmaz. Al ey Ali" dedi. Ali sancağı alarak çıktı. Allah ona Hayber'in fethini nasip etti. Oranın hurmalanyla geldi. [66] Mus'ab b. Abdullah'tan [67], onun da babasından [68], onun dedesinden [69] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Ali b. Ebu Talib savaşta sakınırdı. İki kişinin arasında, kalmaktan süratle çıkardı. Hücuma kalktığı zaman her tarafım düşmandan korudu. Geri dönerken daha çok etrafını korurdu. Kimse ona yaklaşamıyordu. Zırhının sadece ön tarafı vardı. Arkası yoktu. Ona şöyle denildi:
"Arkandan birilerinin saldırmasından korkmuyormusun?" Şöyle cevap verdi:
"Eğer düşmanın arkamdan gelebilme imkanı bulabiliyorsa, bana galip gelebiliyorsa, Allah ona galip gelecek kimseyi bırakmamıştır." İbni Asakir rivayet etmiştir.
Sa'sa'a b. Suahan'dan [70] rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Sıffin gününde Muaviye tarafından, Kureyz b. Sabbah el-Himyeri denilen bir adam iki saf fin arasına çıktı ve şöyle dedi:
"Kim düelloya gelir?" Ona karşı Ali'nin tarafından bir adam çıktı. Kureyz onu öldürdü ve başında durarak
"Kim düelloya gelir?" dedi. Başka biri çıktı. Onu da öldürdü ve birincinin üstüne attı. Sonra:
"Kim düelloya gelir?" dedi. Üçüncü bir şahıs çıktı. Onu da öldürdü ve diğerlerinin üstüne attı. Yine:
"Kim düelloya gelir?" dedi. İnsanlar ondan çekindiler. Birinci safta olanlar, arka saflarda olmayı istediler. Ali, Rasurullah'ın beyaz katırının üzerine çıktı. Saflar ayrıldı.
Ali saflardan ayrılınca katırdan indi, yürüyerek onun yanına gitti ve onu öldürdü. Sonra:
"Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam çıktı. Onu da öldürdü ve birincinin üzerine koydu. Sonra:
"Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da öldürürek diğerlerinin üzerine attı. Sonra:
"Kim düelloya gelir?" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da öldürdü ve diğerlerinin üstüne koydu. Sonra şöyle dedi:
"Ey insanlar! Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Haram ay, haram aya karşılıktır. Haram şeyler kısastır." [71]
Eğer siz buna başlamasaydmız, biz başlamazdık. Sonra yerine döndü. [72] Bunu Şeyh Muhibbuddin et-Taberi "Zehairul ukba fi merakibi zevil kurba" adlı kitabında zikretmektedir.
[73]Yine İbni Abbas'tan (r.a.) şunu naklediyor:
"Bir adam ona şöyle sordu:
"Sıffin'de Ali savaşa yanaştı mı?"
İbni Abbas şöyle cevap verdi:
"Allah'a yemin olsun ki, ben Ali kadar kendini tehlikeli yerlere atan kimseyi görmedin. Onu başında zırh olmaksızın elinde kılıçla çıkarken gördüm. Zırhlı bir adama saldırdı ve onu öldürdü. [74]
İbni Abdulberr onun sıfatlarını sayarken şöyle diyor:
"O bir adamın bileğinden tuttumu, muhatabı elini kurtaramazdı." [75]
Hakim ve Beyhaki'nin Mutlab b. Ziyad [76] yoluyla Leys b. Ebu Selim'den [77], onun da Ebu Cafer Bakır'dan [78], onun da Cabir'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Ali, Hayber günü, müslümanlar üzerinde çıksınlar diye kapıyı sırtlandı. Müslümanlar kapının üzerinde yükselip kaleyi fethettiler. Bundan sonra tecrübe edildi. Kırk adam onu kaldıramadı." Bir rivayette:
"Yetmiş kişi kapıyı geri yerine getirmek için toplanıp getirdiler.
"İbni İshak'ın Abdullah b. Hasan'dan [79], onun ailesinin bazı kişilerinden, onların da Ebu Rafi'den rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) ona sancağı verince, onunla çıktk. Kaleye yaklaşnca kaledekiler ona karşı çktlar. Onlarla savaştı. Yahudilerden[80] bir adam ona vurdu. Ali kalkanını elinden attı. Kalenin kapısını kucakladı ve kendi eliyle kaleyi fethetti. Sonra kapy elinden attı. Yedi kişiyle kapıyı ters çevirmeye çalıştık ama başaramadık.
[81]Onun cesaretine ilişkin haberler çoktur. [82] Onun Murahhib ile yaptığı düello yukarıda geçti. Bu ümmetin cesurlarından, kahramanlarından, mahir atlılarından biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. [83]
1285- İbn Mübarek'in Aişe'den (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:"Ebubekir (r.a.) Uhud günü hatırlatılınca şöyle diyor:
O günün hepsi Talha'nındır. Ben o gün ilk dönen kişiydim. Birde baktıki bir adam Rasulullah'ın önünde, onunla beraber savaşıyor"
Ben: "Talha olsa" dedim. Bu orada söylediklerini kaçırdım. sonra şöyle dedi:
"Talha'da yetmiş küsur az veya çok kılıç yarası, ok yarası ve mızrak yarası vardı. Eli kopunca onun durumunu iyileştirdik. [84]
1286- îbni Asakir ve başkalarının Enes'den (r.a.) rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Uhud günü insanlar birbirinden ayrıldılar. Rasululah'ı terk ettiler. Ebu Talha onun önünde, onu yanındaki bir sopayla koruyordu. Ebu Talha süratli ve atıcı bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırdı. Bir adam için okların bulunduğu bir ok torbasını gördüğü zaman şöyle diyordu:
Ebu Talha'ya onu götürün.
"Rasulullah (s.a.v.) insanlara bakmak için çıktı. Ebu Talha şöyle diyordu:
"Ya Rasulallah! Anam babam sana feda olsun. Çıkma. Attıkları oklardan biri sana isabet edebilir. Benim ölümüm senin ölmenden daha iyidir."
Aişe binti Ebu Bekir ve Ümmü Selim kollarını sıvamışlar, müslümanların şu ihtiyacını karşılıyorlardı. Suyu yerinden alıp getiriyorlar ve insanların ağızlarına döküyorlardı. Sonra tekrar dönüp dolduruyorlar ve getirip insanların ağızlarına döküyorlardı. Uykudan dolayı kılıç Talha'mn elinden iki veya üç sefer düştü." Kays b. Hazim şöyle diyor:
"Ebu Talha'nın eli felçti. Onunla Uhud günü Rasulullah'ı korumuştu.”
"Musa b. Talha'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) Uhud'dan dönünce şairi Hasan'a şöyle dedi:
"Talha hakkında söyle" Hasan şöyle dedi:
"Talha halk gününde Muhammed'i-
Bir saatte daraldı ve yarıldı.
Onu elleriyle mızraklardan korudu teslim oldu.
Elleri kılıçların altında ve felç oldu.
İnsanların imamı sadece Muhammed'dir.
Yerleşene kadar İslam'ın taşını dönderdi.
Onun hakkında Ebu Bekir (r.a.) şöyle diyor:
"Peygamberin koruyucusu, hidayetli, atlar ona tabi olur.
.Dini koruyan birileriyle karşlaşmadıkları zaman.
Cemaatları sırtlarına dönmüşken yaraya sabretti.
İnsanlar yenilen ve fitneye uğrayanlar arasındaydı.
Ey Talha b. Ubeydullah vacip oldu.
Sana cennet, hurilerle evlendir.
"Ömer b. Hattab (r.a.) onun için şöyle diyor:
"Peygamberin koruyucusu, hidayetli, elindeki kılıçla.
Bütün insanlar sırtlarını dönüp açılınca.
[85]Onlardan biri de cesaretlilerin arslanı, kahraman Mikdam Ebu Abdullah Zübeyr b. Avvam. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir.
İslam'da ilk kılıç sallayan kişidir. Birden fazla kişi bunu nakletmiştir. Ebu Amr b. Abdülberr'in Hişam b. Urve'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre; Allah yolunda ilk kılıç sallayan kişi Zübeyr'dir. Olay şöyle olmuştur. Kötü bir rüzgar esmiş ve Rasulullah'ı (s.a.v.) etkilemişti. Rasulullah (s.a.v.) Mekke'nin en yüksek yerindeydi. Zübeyr kılıcını çekerek insanları yarmış ve Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına varmıştı. Rasulullah (s.a.v.) onu görünce:
"Sana ne oluyor ya Zübeyr?" diye sorar. Zübeyr şöyle cevap verir:
"Senin etkilendiğin haberini aldım." Rasulullah ona ve kılıcına dua etti. [86]
Muhibbuddin şöyle naklediyor: "Zübeyr şöyle dedi:
"Senin öldürüldüğünü duydum." Rasulullah (s.a.v.):
"Ne yapardın sen?" dedi. Zübeyr:
"Allah'a yemin olsunki Mekke ehline kılıç çekmeyi, onların kanını nehir gibi akıtmayı, onlardan kimseyi bırakmadan öldürmeyi istedim." Rasulullah (s.a.v.) güldü. Ridasını çıkardı ve ona giydirdi. Cebrail (a.s.) indi ve şöyle dedi:
"Allah sana selam söylüyor. Sana diyor ki: "Benden Zübeyr'e selam söyle." Senin gönderilmenden kıyamete kadar kılıç sallayanların ecirlerinin bir mislinin ona verileceğini ve onların ecirlerinden herhangi bir şeyin eksilmeyeceğini ona müjdele. Çünkü o Allah yolunda ilk kılıç sallayan kişidir." [87]
Müellif şöyle diyor: O kılıç salladığı zaman on iki yaşındaydı. Allah daha iyisini bilir. [88]
1287- Buhari'nin Zübeyr'den (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Bedir günü Ubeyde b. Said b. As'ı gördüm. Silahlanmış, sadece gözleri görünüyordu." "Ebu Zatil Kerş" diye künyesi vardı. Şöyle dedi:
"Ben Ebu Zatil kerş'im" Ona kısa bir mızrakla saldırdım. Onu gözlerinden yaraladım ve öldü."
Hişam b. Urve şöyle diyor:
"Haber aldığıma göre Zübeyr şöyle demiştir:
"Ayağımı üzerine koydum. Sonra onu uzattım. Direnemez oldu. Yan tarafları bükülüp katlanmıştı
[89]Hadiste geçen, "Müdeccecün" [90] kelimesi, üzerinde tam teşkilat silah vardı manasınadır. Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, silahların ağırlığından yavaş yürümesidir. Deniliyor ki:
Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, silahlarla her tarafının örtülmüş olmasıdır. Çünkü gökyüzü bulutlandığı zaman "Deccecetis semaü" denilir.
Beğavi'nin Mu'cemin'de Amr b. Mus'ab b. Zübeyr'den [91] naklettiğine göre şöyle diyor:
"Zübeyr Rasulullah ile beraber savaşırken on iki yaşındaydı. Düşmana saldırırken şöyle diyordu:
"Burada anam babam sana feda olsun. Burada anam babam sana feda olsun [92]
Muhibbuddin et-Taberi'nin tabiinden bazılarından naklettiğine göre şöyle diyor:
"Zübeyr'e bazı seferlerinde arkadaşlık yaptım. Bir gün ihtilaf oldu. Çorak bir yerdeydik. Bana şöyle dedi:
"Beni Ört ki yıkanayım." Onu örttüm. Ona yaklaşınca sırtının kılıçla kesilmiş olduğunu gördüm. Ona şöyle dedim:
"Allah'a yemin olsunki sende Öyle şeyler gördümki, onları hiç kimsede görmedim." Şöyle dedi:
"Sen onları gördün mü?" Ben:
"Evet" dedim. Şöyle cevap verdi:
"Valahi onlardan herbir yara Rasulullah (s.a.v.) ile beraber iken veya Allah (c.c.) yolunda iken meydana geldi."[93]Ali b. Zeyd b. Cedan şöyle diyor:
"Zübeyr'i gören birisinin bana"söylediğine göre, onun göğsünde çeşme gibi yaralar var."[94] İbni Cevzi, "Safvetüs Safve"de nakletmektedir. Buharı ve başkalarının naklettiğine göre; sahabeler Yer-muk günü Zübeyr'e şöyle dediler:"
Sen şiddetlenmiyormusun ki, biz de seninle şiddetlenelim." Hücuma kalktı. Onu boynundan iki sefer yaraladılar. İkisinin arasında Bedir'in günü aldığı bir yara daha vardı. Urve şöyle diyor:
"Ben bu yara izlerine parmağımı sokup oynuyordum." [95] O zaman küçüktüm." [96] İbni Ebi Ziyad şöyle diyor:
"Zübeyr Hendek günü kılıcıyla Osman b. Abdullah b. Muğire'nin miğferine vurdu. Onu bağlantı yerine kadar kesti.
"Senin kılcın ne kadar iyiymiş" dediler. Zübeyr kızdı. İşi kılıcının değil elinin gördüğünü söylemek istiyor [97]
1288- Hişam b. Urve'nin babasından rivayet ettiğine göre şöyle diyor
"Zübeyr uzun boyluydu. Bineğe bindiği zaman ayakları yerde sürünürdü. Çocukken onun kürek kemiklerinin üzerindeki kıllara tutunarak kalktığımı hatırlıyorum." [98]
Beğavi Mu'cemin'de nakletmektedir. İbni Cermuz Cemel olayında onu öldürünce kılıcını alıp Ali'ye getirdi. Ali şöyle dedi:
"Bu kılıç Rasulullah'm (s.a.v.) başındaki darlığı açmıştı.
"Hasan [99] (r.a.) onun hakkında şu beyitleri söylüyor:
"O meşhur atlı idi, öyle bir kahramandı ki.
Zor güne hemen kavuşurdu. Onun Rasulullah'a yakın akrabalığı vardı.
İslama yardımda da asaletle bir şerefi vardı. Kaç zorluğu Zübeyr avuçlarıyla aştı.
Mustafa'dan Allah ona vererek, ecirlendirecektir.
Savaş şiddetlendiğinde insanları oraya toplardı. En hızlı şekilde ölüme koşardı.
Şiirde geçen "Müessilun" kelimesi, asaletli manasına,
"Keşefetil harbü ansaki ha" şiddetlenmek manasına gelmektedir. Ayette de, "Yevme yekşifu an sakin" "şiddetlendiği gün" manasındadır.
"Heşşeha": Toplamak manasınadır. Yani insanları oraya toplardı. Kılıcıyla onları dağıtırdı."İrkal" kelimesi:
Bir yürüme çeşididir. Hızlı yürüme manasınadır. Muhibbuddin et-Taberi nakletmiştir. [100] Kahramanlardan biri de Sa'd b. Ebi Vakkas'tır. İslam'ın atlısı, Allah yolunda ilk oku atandır.
Rasulullah (s.a.v.) ona dua etmiş ve şöyle demişti:
"Allah'ım onun atışım isabet ettir. Duasını kabul et."
Bu şekilde de olmuştur. [101]
Ali (r.a.) şöyle diyor: "Rasulullah'ın Sa'd'dan başka kimseye ana babasını feda ettiğini görmedim. Uhud günü onu şöyle derken işittim:
"At! Anam babam sana feda olsun."
[102]îbni Abdulberr şöyle diyor: Kureyş"in, cesurlarından ve kahramanlarından biridir. Rasuhıllah'ı savaşlarında bekleyenlerden biridir. Kufe'yi oluşturan [103] kimsedir. Acemleri oradan atmıştır. Farslarala savaşı üstlenmiştir. Ömer (r.a.) onu bu göreve atamıştır. Allah onun eliyle Fars beldelerinin çoğunu fethetmiştir. [104]
1289- İbni Ebu Şeybe'nin Said b. Müseyyeb'den naklettiğine göre şöyle diyor:"Uhud günü Sa'd b. Ebi Vakkas müslümanların en şiddetli olanı idi.[105] Muhibbuddin et-Taberi, on kişinin faziletlerinde, İbni Abbas'tan şöyle rivayet ediyor:
"Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle derken işittim:
"Sa'd b. Ebu Vakkas bin atlıya bedel sayılır."
[106]Zühri şöyle rivayet ediyor: "Sa'd b. Ebi Vakkas'ın eceli gelince, ev halkına yünden bir cebbeyi getirmelerini söyledi. Şöyle dedi:
"Beni bununla kefenleyin. Ben Bedir günü bunun içindeyken müşriklerle karşılaştım. Onu bugün için sakladım." Bir cemaat bunu nakletmiştir. İbni Cevzi de safvetüs Safve 'de nakletmiştir.[107] Onlardan biri de Ebu Ubeyde'dir. Bu ümmetin emin kişisidir. İsmi Amir b. Abdullah b. Cerrah'tır. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Zübeyr b. Bekkar şöyle diyor:
"Bedir, Uhud ve diğer savaşlara Rasulullah'la beraber katılmıştır. Uhud'da Rasulullah'ın (s.a.v.) miğferinden yüzüne batan iki halkayı çıkarmıştır. Onun da iki dişi sökülmüş ve ağzı güzelleşmişti. Deniliyorki:
"Ebu Ubeyde'nin ağzından daha güzel ağız görülmemiştir. Yine şöyle deniliyor:
"Kureyş'in iki dehası Ebubekir ve Ebu Ubeyde'dir."
Ömer (r.a.) onu, Şam'a vali olarak göndermiştir. Allah onun eliyle Yermuk, Cabiye ve başka yerleri fethetmiştir. İbni Esir şöyle diyor:
"Bedir'de Ebu Ubeyde babasıyla karşılaştı. Babası ona saldırmaya başladı. Ebu Ubeyde ondan korundu. Babası ısrarla üzerine gelince Ebu Ubeyde onu öldürdü. Allahu Teala bunun üzerine şu ayeti indirdi:
"Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerden, Allah ve Rasulunden yüz çevirenleri seven kimseyi bulamazsın. İsterse bunlar babaları veya çocukları olsun." [108]
"Uhud günü otuz bir kişi öldürdü. Sonra ayağı takılıp, sırt üstü düştü. Zırhı karın tarafından açıldı. Oradan vuruldu. Hind onun karnını yararak ciğerini çıkardı. Onu çiğnemeye başladı. [109] Onu yutamayınca, ağzından attı. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Eğer onun karnına girseydi, ateş ona dokunmazdı."
Rasulullah onu görünce, ona olan üzüntüsü şiddetlendi. Şöyle buyurdu:
"Eğer galip gelirsem, onlardan yetmiş kişiyi senin gibi yapacağım." Bunun üzerine şu ayet indi:
"Cezalandırdığınız zaman, cezalandırıldığınız kadar yapın. Ancak sabrederseniz, bu sabredenler için daha hayırlıdır." [110]
İbni İshak'ın Siyer'inde Abdurrahman b. Avf tan rivayet ettiğine göre, Ümeyye b. Halef şöyle dedi:
"Sizden demir uçlu kalemle öğreticilik yapan göğsünde nişan bulunan kimdir?" Ben:
"Bu Hamza b. Abdulmuttalib'dir" dedim. Ümeyye:
"Şu bize birçok şey yapan kişi." Yine onun Bedir günü Rasulullah'ın (s.a.v.) önünde elinde iki kılıçla savaştığını = nakletmektedir.
Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) Hamza'yı ölü görünce ağladı. Ona yapılanları görünce hıçkırmaya başladı. Şöyle buyurdu:
"Safiyye'nin onu görmesi olmasaydı, onu brakırdım ki, kuşların ve yırtıcı hayvanların karınlarından haşrolsun."
Safiyye Hamza'nın kızkardeşidir. Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye dönünce, ensarın kadınlarının ölüleri için ağlama seslerini işitti. Şöyle buyurdu:
"Hamza'nın ise ağlayanı yoktur." Ensar bunu duyunca hanımlarına kendi ölülerinden önce Hamza için ağlamalarını ve ona acımalarını emrettiler. Onlar da bunu yaptılar. [111] Vakidi şöyle diyor:
"Onlar hala, önce Hamza'nın üzerine mersiye ve ağıt yakarak kendi ölüleri için ağıt yakarlar."
[112]Onlardan biri de; tek kahraman, ebedi cesur, iki kanat sahibi Cafer b. Ebi Talip, Rasulullah'ın amacasınm oğludur. Kardeşi Ali'den on yaş büyüktü. Mute'de şehid olanlardan biridir. Sancağı eline alıp savaşmış, o eli kesilmişti. Sancağı sol eline almış, o da kesilmişti. Öldürülene kadar sancağı bırakmamıştı. O savaşta sırtını çevirip kaçmazdı. Cesedinin ön yüzünde doksan küsur, kılıç, mızrak, ok yarası sayılmıştır. Onun zikri yukarıda geçmiştir. Amr b. Sabit'ten[113], onun da babasından [114] rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) Cafer'i sordu. Şöyle cevap verdi:
"Bir adamın bir müslümanı öldürdüğünü gördüm. Cafer ona doğru gitti ve mızrakla ona vurdu. Her ikisi de öldü." İbni Zehebi, "Siyeri A'lamu'nnubela'da" nakletmektedir.[115] Onlardan biri de Bera b. Malik'tir.[116] Enes (r.a.) kardeşidir. Kendisiyle şiddet ve kahramanlığın Örneğinin verildiği kişilerden biridir.
İbni Esir, "Esedü'l-Ğabe"de şöyle diyor: "Kendisini öldürmeye iştirak eden hariç, yüz kişiyi düelloyla öldürdükten sonra öldürülmüştür."[117]
İbni Mende, Ebu Nuaym ve İbni Abdulberr nakletmişlerdir.
Müellif şöyle diyor:
"Aynı kitapta şöyle görmüştüm: "Meşhur olana göre o bütün savaşlarında yüz kişi öldürmüştür."
İbri Sirin'den nakledildiğine göre şöyle diyor: "Müslümanlar, içerisinde müşriklerin olduğu bir duvarın yanına vardılar. Bera bir kalkanın üzerine oturdu ve "beni mızraklarınızla kaldırıp onların tarafına atın" dedi. Onu duvarın arkasına attılar. Müşrikler onun başına toplandılar. Onlardan on kişiyi öldürdü. O zaman Bera (r.a.) vücudunda seksen küsur yara meydana gelmişti. Halit b. Velid bir ay başında durarak onun yaralarını iyileştirdi." İbni Esir'de bunu nakletmektedir.
[118]îbni Zehebi; "Siyerin-Nübela" da şöyle demektedir: Ebu Musa el-Eş'ari Tüster'in kuşatmasında Bera b. Malik'e şöyle dedi:
"Şehrin ortasına çıkan gizli bir yol keşfettik. Seninle birlikte oraya girecek birilerini bul." Bera Meczee b.Sevre şöyle dedi:
"Kavminden, zarif güçlü birini bana söyle." Mencee:
"Niçin?" diye sordu. Bera:
İhtiyacım var" dedi. Meczee:
"Ben o adamım" dedi. Bera:
"Gizli bir yol bulduk. Oraya girmek istiyoruz" dedi. Diğeri:
"Seninle beraberim" dedi. İlk önce Meczee girdi. Oradan çıkınca oranın ağzını bir kaya ile kırdılar. İnsanlar gizli yoldan şehre çıktı. Bera da çıktı. Şehrin ortasında öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Allah onlara fethi nasip etti." [119]
Onlardan biri de Muaz b. Amr b. Cemuh'tur (r.a.).[120] Güçlü, cesur ve kahramandı. Ondan şöyle dediği nakledilmektedir:
"Ebu Cehil'i Bedir günü kendime iş yaptım. İmkan elime geçince, ona saldırdım. Ona vurdum-ve bacağını yarısından kestim. Bu arada oğlu Ikrime omuzuna vurdu. Elim koptu. Yan tarafımdaki deriye asılı kaldı. Beni savaştan alıkoyuyordu. Günboyu böyle savaştım. Onu arkamdan sürüklüyordum. Bana eziyet vermeye başlayınca ayağımı üzerine koydum. Sonra doğruldum taki koparıncaya kadar”
Onlardan biri de Ebu Dücane Semmak b. Hurşe'dir (r.a.). Cesaretiyle meşhur kişiUhud günü Rasulullah (s.a.v.) elinde bir kılıç tutup:
"Kim bunu hakkıyla alır?" diye sorunca, birçok kişi kalkıp onu almaya çalışmıştı. Rasulullah (s.a.v.) hiç birine vermemişti. Ebu Dücane kalkıp şöyle sormuştu:"Onun hakkı nedir ya Rasulallah?" Şöyle buyurmuştu:
"Eğrilinceye kadar onunla düşmanın yüzüne vurmadır." [121] Ebu Dücane:
"Onu hakkıyla ben alırım" demiş ve Rasulullah (s.a.v.) ona vermişti. Cesaretli bir kişiydi. Savaşta çalımlı yürürdü."
İbni Hişam şöyle diyor[122]Birden fazla kişinin söylediğine göre Zübeyr b. Avam şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.) kılıcı sorup kimseye vermeyince ve Ebu Dücane isteyip ona verince;
"Vallahi ona bakacağım ne yapacak" diye kendime söyledim. Onu takip ettim. Kırmızı sarığını aldı, başına sardı. Ensar şöyle diyordu:
"Ebu Dücane ölüm sarığını çıkardı." Onu sardığı zaman böyle söylüyorlardı. Çıktı ve şöyle diyordu:
"Ben ki dostum benimle sözleşmiştir.
Biz savaşta kan akıtmakla beraberiz.
Hiçbir zaman arka saflarda bulunmam.
Allah ve Rasulunun kılıcıyla vururum.
"Kime kılıcı sallarsa onu mutlaka öldürüyordu.
[123]Şiirdeki "Kuyul"[124] kelimesi, "arka saflar manasına gelmektedir. İbni İshak ve başkalarının İbni Abbas'tan rivayet ettiklerine göre şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) Uhud'dan dönünce, kılıcını kızı Fatma'ya verdi. Şöyle dedi:
"Ey kızım bunun kanını yıka" Ali'de kılıcını verdi ve şöyle dedi:
"Bunu da al ve kanını yıka. Vallahi bugün beni doğruladı" Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Eğer sen bugün savaşın hakkım verdiysen, Sehl b. Hanif ile Ebu Dücane'de hakkını verdiler." [125]
İbni Esir, İbni Zehebi ve başkalarının rivayet ettiklerine göre; Ebu Dücane Yemame günü kendisini bahçenin içine atmış ve ayağı kırılmıştı. Öldürülünceye kadar kırık ayağıyla savaşmıştı.[126]Onlardan biri de Ebu Talha elEnsari'dir. İsmi Zeyd b. Sehl'dir (r.a.). Rasulullah'm önünde dizlerinin üzerine oturmuş,[127] okluğunu yaymış [128] ve şöyle diyordu:
"Benim yüzüm senin yüzüne koruma, Canım canına feda olsun." Birden fazla kişinin rivayetine göre, Huneyn günü yirmi müşriği öldürmüş ve eşyalarını almıştır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor
"Ebu Talha'nın orduda sesi, yüz kişiden daha hayırlıdır.
"Sevri'nin Abdullah b. Muhammed b. Akil'den[129]Cabir veya Enes'ten rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Orduda Ebu Talha'nın sesi, bin kişiden daha hayırlıdır.” [130]
İbni'Zehebi'de zikretmiştir. Savaşa katılmıştır. Meşhur olayları görmüştür. İbni Esir şöyle diyor:
"Müslüman oluşundan itibaren Rasulullah (s.a.v.) onu süvarilerin komutanı yapmıştır. Onların başında giderdi. Sonra Ebu Bekir onu, mürtedlerle savaşa komutan yaptı. Fars ve Rumlarla savaşta onun büyük eserleri vardır. Unve, Şam ve başka yerleri fethetmiştir. Halit b. Velid'in eceli gelince şöyle dedi:
"Yüz veya daha fazla savaş ve çatışmada bulundum. İşte ben devenin [131] öldüğü gibi yatağımda ölüyorum. Korkakların gözüne uyku girmesin." [132]
Hafız İbni Zehebi şöyle diyor:
"Yatağında öldüğümde altmış yaşındaydı. Vücudunun her tarafında şehidlerin damgaları vardı. [133] Onun sahih menkıbelerinden biride îbni Ebu Halit'in Kays b. Ebu Hazim'den [134] rivayet ettiğidir. Şöyle diyor:
"Halit b. Velid'e zehir getirildiği gördüm.
"Bu ne?" dedi. Onlar:
"Zehirdir" dediler. Halit:
"Bismillah" dedi onu içti ve zarar vermedi. Ona şöyle diyorlardı:
"Acemlerden sakın. Seni zehirlemesinler." Onun kendisi bunu yaptı." Onun cesaret menkıbeleri çoktur
.Onlaran biri de Selme b. Ekva'dır (r.a.). Müslümanların atıcılarından ve cesurlarından biridir. Onun cesaretine örnek olarak; tehlikeye atılma konusunda anlattıklarımız yeterlidir. Uyeyne b. Hisn ve beraberindekiler Rasulullah'ın (s.a.v.) aşıladığı hurmalığa akın edince, onları takip etmiş ve orayı onlardan kurtarmış ve onlara yapacağını yapmıştır.
İbni Sa'd'm Selme'den rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) Ebu Bekir'i başımıza gönderince onunla beraber savaştım. Elimle müşriklerden yedi kişiyi öldürdüm."
[135]Bu olay Ebu Bekir'in (r.a.) Beni Kilab'a düzenlenen seriyyesinde olmuştur.
Onlardan biri de Hişam b. As'tır (r.a.). Amr'ın kardeşidir. Bilinen cesur bir süvaridir. Şehadeti temenni ederdi. Ecnad'in veya Yermuk'ta ona şehadet nasip oldu. Amr b. As'tan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Ben ve kardeşim Hişam Yermuk savaşına katıldık. O ve ben geceleyince, bize şehadet vermesi için Allah'a dua ettik. Sabahlayınca, ona nasip oldu, bana nasip olmadı." Şöyle deniliyor:
"Hişam b. As Yermuk savaşında hücuma kalkıyor ve hücumunda düşmandan birilerini öldürüyordu. Taki öldürülünceye kadar. Öldürülünce atlar onu çiğnedi. Kardeşi onun etlerini topladı ve örttü. Hişam'ın öldürülme haberi Ömer'e (r.a.) gelince şöyle dedi:
"Allah ona rahmet etsin. İslam için ne güzel yardımcıydı."
Onlardan biri de Ukkaşe b. Muhsin'dir (r.a.). Cesaretiyle meşhur bir kişidir. İbni İshak'm Siyer'inde naklettiğine göre Gabe savaşında; Evbar ile oğlu Amr b. Evbar'a kavuşmuştu. İkiside bir devenin üzerindeydi. İkisini de bir mızrak darbesiyle öldürmüş ve bazı hurmaları kurtarmıştır.
Onlardan biride Havvat b. Cübeyr'dir (r.a.).[136] Cesaretiyle meşhurdu. İbni Asakir'in Vakidi'den naklettiğine göre şöyle diyor:
"Havvat b. Cübeyr şöyle dedi:
"Üç şey yaptım ki, kimse onları yapmamıştır. Kimsenin gülmeyeceği yerde güldüm. Öyle bir yerde cimrilik yaptımki, kimse orada cimrilik yapmamıştır. Öyle bir yerde uyudum ki, kimse orada uyumamıştır.
Uhud'da kardeşim ölürülmüştü. Onun yanma gittiğimde, karnı yarılmış, bağırsakları dışarı çıkmıştı. Bir arkadaşımdan yardım alarak onu yüklendik. Bu sırada Kureyş'in süvarileri etrafımızdaydı. Onun bağırsaklarını karnına doldurdum ve sarığımla onu bağladım. Arkadaşımla aramıza alıp taşırken onun bağırsaklarının uğuldama sesini duydum. Arkadaşım korktu ve onu elinden attı. Ben de güldüm. Sonra yürüdük. Ona yayımla bir çukur kazmaya başladım. Yayımın kirişinin kapmaması için cimrilik ettim. Ona çukuru başka şekilde kazdım ve onu defnettim. Giderken bir atlı gördüm. Mızrağını bana nişanlamış beni öldürmek istiyordu. Bu sırada beni uyku aldı. Kimsenin uyumayacağı o yerde uyudum. Uyandığımda ne atlıyı nede başkasını görmedim. Bunun ne oluğunu bilmiyorum.
"Onlardan biri de cesur arslan, şiddetli kahraman Amr b. Ma'di Yekrub'dur (r.a.).İri cüsseli, büyük bir süvariydi. Gür sesliydi. Sıffin savaşma katıldığında yüz elli yaşındaydı. Fars'larla savaştaki eserleri meşhurdur. Tartuşi ve başkalarının naklettiğine göre; Kadisiye savaşında Amr Fars'ların komutanı Rüstem'e saldırdı. Rüstem büyük bir filin üzerindeydi. Amr filin dizinin arka kirişini kesti. Rüstem üzerinden düştü. Fil de onun üzerine düştü. Rüstem'in yanında bir heybe vardı. İçinde kırkbin dinar vardı. Amr Rüstem'i öldürdü. Farslar bozguna uğrayıp dağıldılar.
Yirmi dördüncü bölümde, onun savaşması, atından düşüşü geçmişti. Bir seferinde acemlerden bir adamın atının ayağından tutmuştu. Adam atının üzerinde sürekli gitmesi için vuruyordu. Bir türlü hareket ettiremedi. Sonunda çareyi, kendisini atın üzerinden atıp kaçmakta bulmuştu. Amr da ata binmişti. Amr'a cahiliyye döneminde de kimse karşı koyamıyordu. İmam Abdulğaffar b. Nuh el-Kavsi, "Vahid" adlı kitabında şöyle naklediyor: "Müminlerin emiri Ömer b. Hattab (r.a.) Amr'a sorarak şöyle dedi:
"Ey Amr! karşılaştığın en hilekar, en korkak ve en cesur adamları bana söyle." Amr şöyle dedi:
"Ya Emirel müminin! Ben akın düzenliyordum. Zırhını giyinmiş bir süvari gördüm. Atına binmişti. Ona şöyle dedim:
"Ey genç! Kendini koru; İmkanı yok seninle savaşacağım." Bana:
"Sen kimsin?" dedi. Ben:"Amr b. Ma'di Yekrub" dedim. Sustu. Ona yaklaştığımda ölü olarak buldum. Bu karşılaştığım en korkak kişiydi. Karşılaştığım en hilekar kişi ise:
Ben yine akın düzenliyordum. Birden kuytu bir yerde[137] ihtiyacını gideren biri gördü. Atı bağlıydı. Onun üzerinde aletleri vardı. Ona şöyle dedim:
"Ey genç! Kendini koru imkanı yok seninle savaşacağım." Bana şöyle dedi:
"Ey Amr! Sen bana acımıyor musun? Ben kuytu bir yerdeyim, ihtiyacımı gideriyorum. Sen atının üstündesin. Zırhını[138] giymişsin." Ben:
"Ne istiyorsun" dedim. Şöyle dedi:"Bende senin gibi oluncaya kadar, senden bana bir kötülük gelmeyeceğine bana söz ver." Ben:
"Söz veriyorum" dedim. İhtiyacını gördü. Torbanısını aldı ve oturdu. Ben:
"Niçin binmiyorsun?" dedim. Şöyle cevap verdi:
"Ben atıma binmeyeceğim. Seninlede savaşmayacağım. Sözünü yerine getirmek istiyorsan, yap." Ben de onu bıraktım ve yoluma devam ettim.
Karşılaştığım en cesur adam ise: Ben yine akın düzenliyordum. Atının üzerinde yalnız başına duran birini gördüm. Şöyle dedim:
"Ey genç! Kendini koru. İmkanı yok seninle savaşacağım." Bana dönüp bakmadı. Sözümü uzatmadan ikinci sefer ona söyledim. Bana yüzünü dönmeden şöyle dedi:
"Yazıklar olsun sana. Sen kimsin?" Ben:
"Amr b. Ma'di Yekrub" dedim. Şöyle dedi:
"Hakir ve zelil kişi. Vallahi ey Amr seni öldürmekten beni alıkoyan, benim yanımdaki hakirliğindir." Vallahi ya Müminlerin emiri öfkemden konuşamadım. Beni karşılama şekli zoruma gitmişti. Ölüm bana bundan daha kolay geliyordu. Ona şöyle dedim:
"Ey genç! İkimizden biri dönecek." Şöyle dedi:
"Belki sana yazık olacak. Biz öyle bir kavimdeniz ki, kesinlikle bir atlıdan kaçmayız. Sen seç, ya sen duracaksın, ben sana üç tane vuracağım. Eğer sen sağ kalırsan sen bana vurursun. Yada ben duracağım, sen bana üç tane vuracaksın. Eğer ben sağ kalırsam, ben sana vuracağım." Onu ganimet bildim ve şöyle dedim:
"Sen benim için duracaksın."
Adam durdu. Ben ona mızrakla hücum ettim. Taki ona acıdım[139] ve kendi kendime şöyle dedim:
"Onu mızrakla ikiye böldüm." Adam ondan kurtuldu[140]dönüp mızrağının arkasıyla kafama vurdu. Şöyle dedi:"Bu bir Ey Amr! Eğer yanındaki hakirliğin olmasaydı seni öldürürdüm." Bende öyle bir acı oluştuki, ölüm ondan daha kolay değil.
"Sonra "Kolla" dedim ve saldırıya geçtim. Üzenginin üzerinde durdum ve iki elimle kılıcı tutarak vurdum. Kendi kendime şöyle dedim:
"Onu da, atını da ikiye böldüm." Adam ondan da kurtularak döndü ve mızrağının arkasıyla bana vurdu. Şöyle dedi:"
Ey Amr! Bu iki hakirliğin olmasaydı seni öldürürdüm" Üçüncü hamlem kalmıştı. Saldırdım ve ona vurdum. O da ilk ikisinde yaptığını yine yaptı. Sonra şöyle dedi:
"Neredeyse kininden dolayı imandan ölüye dönecektin Ey Amr! Mızrağın ateşini kısaltacağım veya sen Şeybanoğullarmdan dolayı iflas edeceksin.
Ey Müminlerin emiri! Nefsim, ölümü kerih gördü. Ona şöyle dedim:
"Ey genç! Senin üzerinde bir azimet var" Şöyle dedi:
"Sende bulunan acizliğin aynısı bende de var." Ona şöyle dedim:
"Keremli olan, fakire ziyafet vermekten çekinmez." Şöyle dedi:
"Ben yol üzerindeyim." Ben:
"Ben de seninle olacağım" dedim. Şöyle dedi:
"Ey Amr! İstediğimi biliyor musun?" Ben:
"Hayır" dedim. Genç:
"Ben Ölümü istiyorum" dedi. Ben:
"Bravo ölüm seninle beraber" dedim. Genç:
"O zaman sür" dedi. Gecenin çoğu gidinceye kadar sürdük. Bir vadinin sakinleri görüldü. Düğün, şenlik yapılıyordu. Yaklaşınca, kırmızı ve yüksek bir çadır gördük. Bana:
"Ey Amr" dedi. Ben:
"Buyur" dedim. O:
"Bu vadide ölüm var. Bu kırmızı kubbede de kırmızı ölüm var. Ya sen atımı tutarsın, ben gider getiririm. Veya ben senin atını tutarım, sen gider istediğimi getirirsin" dedi. Ben:
"İhtiyaç sahibi istediğini daha iyi bilir. Ben senin atım tutarım. Sen benim ona gözetici olmama razı oldun." dedim. [141]
Onun atını tuttum. Bu kubeye'gitti girdi. Bir saat sonra geldiğinde yanında, deveye binmiş parlak güneş gibi bir kız vardı. Bana: .
"Ey Amr" dedi. Ben:
"Buyur" dedim. O:
"Ya sen hayvanları sürersin, ben senin arkanı korurum. Veya ben sürerim, sen arkamı kortırsun" dedi. Ben:"Hayvanları ben sürerim" dedim.
Hayvanların yularını tuttum ve sabah aydınlığına kadar gittik. Genç:
"Ey Amr!" dedi. Ben:
"Buyur" dedim. Genç:
"Arkana bak. Kimseyi görüyor musun?" Baktığında havada toz gördüm.
"Havada toz var" dedim. Genç:
"İşte onlar gelenlerdir. Eğer çok iseler birşey değil. Eğer az iseler, o zaman iş güç ve kuvvete kalıyor." Dönüp baktımki gelenler dört veya beş kişiler.
"Gelenler dört ile beş arasında" dedim. Genç:
"Güç ve kuvvet. Bu da imkanı yok ölüm demektir." Sonra şöyle dedi:
"Hayvanları yolun sağına çek." Kendisi yolun ortasında durdu.
Geldiklerinde bir ihtiyar ve arkasında üç gencin geldiğini gördük. Gençler onun çocuklarıydı. İhtiyar da kızm babasıydı. Gençler de kızın kardeşleriydi. İhtiyar öne çıktı ve ona şöyle dedi:
"Ey kardeşimin oğlu! Kadını bırak." Genç:
"Bırakacak değilim. Bırakmak için almadım." İhtiyar çocuklarından birine:
"Onunla düello et. Utançla beraber yaşamanın bir manası yoktur."
Düelloya girdiler. Uzun müddet dolaştılar. Şeybanı onu yaraladı. Mızrağı sırtından çıkardı ve adam öldü. Şeybanı onun üzerine şiirden birkaç beyt okudu. İhtiyar diğer oğluna: "Ona karşı çık. Bundan sonra yaşamada hayır yoktur." Ona karşı çıktı. Bir saat dolandılar. Şeybani ona da kılıcıyla bir darbe vurdu. Bir omuzundan vurup ötekinden çıkardı. O da öldü.
Onun üzerine de beyitler söyledi. İhtiyar diğer oğluna "Çık" dedi. Çıktı ve onu da öldürdü. İhtiyar ilerledi ve şöyle dedi:
"Ey kardeşimin oğlu! Kadını bırak. Sen amcanın çocuklarını öldürdün." Şeybanı:
"Onu bırakmayacağım. Onu terketmek için almadım." dedi. İhtiyar:
"Sen beni tanıyor musun?" dedi. Şeybani:
"Evet" dedi. İhtiyar:
"Ben senin görüp, karşılaştığın kimseler gibi değilim. Kadını bırak, selametle git" dedi. Şeybani:
"Bırakmam" dedi. İhtiyar:
"Sen seç. Ya sen duracaksın ben sana vuracağım. Eğer sen sağ kalırsan sen bana vurursun. Ya da ben duracağım, sen bana vuracaksın. Ben sağ kalırsam, sana vuracağım" dedi. Şeybani:
"Sen dur" dedi. İhtiyar durdu ve Şeybani ona saldırdı. Kılıcıyla onun omuzlarının arasına vurarak saçlarına kadar yardı. İhtiyar kılıcı hissedince, Şeybani'yi boynundan vurdu ve yarısına kadar kesti. İkisi de öldü.
Ben dört atıda aldım ve devenin yularını tutup çektim. Evime gitmek için yürüdüm. Kız bana:
"Ben senin arkadaşın değilim. Eğer sen benim arkadaşım olsayın, sen de onların yolundan giderdin" dedi. Ben: "Bu konularda beni bırak" dedim. Kız:
"Vallahi başka yolu yok. Sadece benimle düello edeceksin. Eğer sen bana galip gelirsen, ben seninim. Eğer ben sana galip gelirsem, o zaman bir kadın bir kadının olamaz." dedi. Ben:
"Ben seninle savaşacak değilim. Sen kavminin cüretini öğrenmişsin" dedim. Kız, devenin üzerinden arslan gibi atladı. Bir mızrak eline aldı. Ondan önceben ona bir darbe vurdum ve onu öldürdüm." Ömer b. Hattab (r.a.) Amr'a: "Niye yaptın?" dedi. Amr:
"Ey müminlerin emiri! Ben onu öldürmeseydim, o beni öldürürdü" dedi.
Onlardan biri de İkrime b. Ebu Cehil'dir (r.a.). Cahiliyyede cesurların başlarından biri idi. Sonra müslüman oldu ve teslimiyeti de güzel oldu. Yermuk savaşına katılıp, şiddetli bir şekilde savaştı. Sonra öldürüldü. Öldürüldüğünde üzerinde yetmiş küsur yara vardı. [142]
1285- İbni Asakir'in Yezid b. Useyd'den [143], onun da babasından [144] rivayet ettiğine göre ilerime o gün şöyle dedi:
"Rasulullah (s.a.v.) ile her yerde savaştım. Bugün sizden mi kaçacağım?" Sonra:
"Kim kendisiyle ölüm üzerine biatlaşır" diye bağırdı. Haris b. Hişam, Dirar b. Ezver [145] ve dörtyüz yaya ve atlı müslümanla biatlaştı. Fistadu Halit diye bir yerde savaşıyorlardı. Hepsi yaralandılar. İyileşenler hariç hepsi öldürüldü.[146]
1286- Zühri'den İbni Asakir'in rivayet ettiğine göre İkrime b. Ebu Cehil o gün -Yermuk günü- İnsanların en belalısı idi. O gün mızrağıyla saldırıya geçti. Göğsü ve yüzü yaralanıncaya kadar sürdü. Ona şöyle dendi:
"Allah'tan kork. Nefsine acı" şöyle cevap verdi:
"Ben nefsimle Lat ve Uzza için savaşıp, onları savunuyordum. Bugün Allah ve Rasulu için savaştan mı geri duracağım. Hayır vallahi kesinlikle." Dediler ki:
"O gün öldürülünceye kadar, sadece ilerledi, geri dönmedi.[147]
Zühri şöyle diyor: "Halit b. Velid onun yanından geçiyordu. Şöyle dedi:
"Keşke Ömer, amcamın oğlunun mızrakla saldırışını görseydi. Taki bizim düşmanla karşılaştığımızda mızrağa nasıl sarıldığımızı bilsin.”
Onlardan biri de Tuleyha b. Huveylid el-Esedi'dif. Büyük kahraman ve cesurluğuyla meşhur kişi.
Kadisiye savaşına katıldı. Büyük bir belayla imtihan edildi. Nihavend'de şehid edildi. îbni Sa'd ve başkaları şöyle diyor:
"Tuleyha cesaret ve şiddetinden dolayı bin atlıya bedel sayılırdı." [148]
1287- Taberani'nin rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) Sa'd b. Ebi Vakkas'a yazdığı Mektupta şöyle diyor:
"Sana ikibin kişi göndererek sana destek veriyorum. Amr b. Ma'di Yekrub ve Tuleyha b. Huveylid. Savaş hususunda onlarla istişare et. Fakat onlara komutanlık verme.[149]
Müellif şöyle diyor: Ömer "onlara komutanlık verme" derken onlardaki şiddeti, sürekli ilerlemeyi ve geri dönüşü kabul etmediklerini bilmesinden dolayı bunu söylemiştir.[150]İbni Cemaa'nın zikrettiğine göre; Kadisiye günlerinde Tuleyha, Kays ve Amr yola çıktılar. Amr ile Kays birkaç düşman askeriyle geriye döndüler. Tuleyha Rüstem'in askerlerinin içine gidinceye kadar gitti. Orada geceleyerek onları gözetledi. Gece geçince, en iyi süslerle süslenmiş bir atın geldiğini gördü. Ata bakınca o at gibisinin kendi taraflarında kimsede bulunmadığını gördü. Kılıcını çekti ve atın yularını kendi atının semerine bağladı. Sonra atını harekete geçirerek, sürmeye başladı. Diğer atın sahibi ile askerler bunu gördüler. Atlanıp peşine düştüler. Arkasınan bir atlı yetişti. Tuleyha ona dönerek mızrakla sırtını parçaladı. Atını aldı. Başka biri daha yetişti. Onu da ilki gibi yaptı. Üçüncüsü yetişince Tuleyha üzerine gitti. Onu esir etmeye çağırdı. Onu esir alarak Sa'd'a (r.a.) getirdi. Olanları ona bildirdi. Esir'e:
"Konuş" denildi. Esir şöyle dedi:
"Ben birçok savaşa katıldım. Zorluğunu gördüm. Kahramanları işitip onlarla karşılaştım, fakat bu adam gibisini ne gördüm, ne de işittim. İki askeri öldürdü ki, kahramanlar bile onların üzerine varmaya cesaret edemiyorlardı. İçerisinde yetmiş bin kişinin olduğu bir orduya yanaştı. Ordunun süvarisinin atını almadan çıkmadı. Atı alınca kaçtı. Arkasından gittik. Bin atlıya bedel[151] bir süvari ona yetişti, onu öldürdü. Birincisi gibi başka biri daha yetişti, onu da Öldürdü. Sonra ben yetiştim. Zannetmiyorum ki arkamda, kendim gibisini bırakmış olayım. Karşısında ölümü gördüm ve esir olmayı istedim." Sonra düşman askerinin yüzyirmi bin olduğunu söyledi. Arkadan da onun kadarının hazır olduğunu söyledi. Sonra da müslüman oldu. Müslümanlarla beraber güzel bir belaya uğratıldı."
Onlardan biri de Abdullah b. Zübeyr b. Avvam'dır (r.a.).
O, cesur oğlu cesur, kahraman oğlu kahraman, cesarette ve ibadette baş idi. Afrika savaşında Cercir ile savaşmıştır. Yukarıda geçtiği gibi. Şurahbil'in babasından rivayet ettiğine göre; Haccac Mekke'de Abdullah b. Zübeyr için geldiğinde, o ashabına şöyle diyordu:
"Bakın nasıl kılıçlarınıza vuruyorlar. Herkes yüzünü koruduğu gibi kılıcını da korusun. Kişinin kılıcını vuracağı yer hakkında hata etmesi kötüdür." Şöyle diyor:
"Onu sürekli gözetliyordum. Kılıcım vurduğu yerde milim hata etmiyordu. Şöyle diyordu:
"Al. Ben ayıptan arınmış seçilmiş kişinin oğluyum." Onlarla şiddetli bir şekilde savaştı. Haccac Şam'lılara şöyle sesleniyordu:"Ey Şam ehli! İtaat konusunda Allah'tan korkun." Onlar da şiddetlendikçe şiddetleniyorlardı. Taki şöyle denildi:
"Onun üzerine saldırdılar, etrafını çevirdiler. O da onları yarıncaya kadar şiddetle saldırdı. Onlarla birlikte Beni Şeybe kapışma kadar geldi. Sonra tekrar saldırdı. Onlar da saldırdılar. Hangi tarafa yüklendiyse, orayı dağıtıyordu. Sonunda bir kerpiç ona fırlattılar. Başı ve yüzü yarıldı. Şöyle dedi:
"Bizim yaralarımız eşikler üzerinde kanamaz.
Fakat biz ayakta iken kan damlatırlar." Sonra yüz üstü düştü. Ayağa kalkmaya çalıştı, ama başaramadı. Hızlıhareket edip onu öldürdüler. Osman b. Ebi Talha şöyle diyor:
"İbni Zübeyr'in üç şeyi tartışılmazdı:
Cesareti, ibadeti ve belagatı. Amr İbni Dinar'dan[152]rivayet edildiğine göre; İbni Zübeyr Hicr'de namaz kılarken, mancınıkla atılan taşlar gelir onun elbisesine değerek yere düşerdi. Fakat o dönüp bakmazdı. Hişam b. Urve şöyle diyor:
"Mancınıktan öyle taşlar geliyordu ki, neredeyse İbni Zübeyr'in sakalını da beraberinde götürecek diyordum. Onu şöyle derken işittim:
"Vallahi benim gibi sabreden üçyüz kişi olsa, üzerime yeryüzü ehlinin hepsi gönderilse aldırmam.
"Muhibbudin et-Taberi'nin zikrettiğine göre Cafer b. Zübeyr de[153] kardeşiyle beraber savaşıyordu. Kardeşi öldürüldüğü zaman elindeki kılıcın kabzasında kan kuruyuncaya kadar savaştı.[154]Onlardan biri de Sumeyyuh Abdullah b. Zübeyr b. Abdulmuttalib'dir (r.a.). Darekutni'nin zikrettiğine göre:"Huneyn'de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte sabredip duranlardan biridir. Ebu Bekir'in (r.a.) hilafetinde yapılan Ecnad'in savaşında şehid edilmiştir.
İbni Sa'd'ın Ebu Huveyris'ten [155] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
Onlardan biri de Abdullah b. Hanzala el-Ensari'dir (r.a.).[156] Babası Hanzala [157] meleklerin yıkadığı kişidir. Çünkü uhud günü çağrıyı duyunca, cünüplü olduğu halde, hemen cihada çıkmış, yıkanma fırsatı bulamamıştı. Orada şehid edildi. Rasulullah (s.a.v.) meleklerin onu yıkadığını haber vermiştir.
Onun oğlu Abdullah müslümanların cesurlarından, kahramanlarından ve abidlerindendir. Hirre vakasında şehid edilmiştir. Olay şöyle olmuştur. Abdullah ve başkaları Yezid b. Muaviye'nin yanına gitmişlerdi. Onda uygun haller göremeyince Medine'ye dönmüşler ve Abdullah b. Zübeyr'e biat etmişlerdi. Burada da ölüm üzerine biatlaşmışlardı. Yezid de onların üzerine Mücrim diye askerleri tarafından lakap takılan Müsrif b. Akabe'yi gönderdi. Ona karşı Abdullah b. Hanzala Medine ehliyle beraber çıktı.[158] Olay meşhurdur. Savaş şiddetli oldu. Medine ehli yenildi. Bu sırada Abdullah b. Hanzala oğluna dayanmış uyuyordu. Uyanınca olanları gördü. Büyük oğluna emretti. Öldürülünceye kadar savaştı. Sonra birer birer oğullarını gönderdi. Taki hepsi öldürüldü. Bunu Allah'a yaklaşmak için yapıyordu. Oğulları sekiz tane idi. Sonra kılıcının kabını kırdı. Öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Bu olayda sahabe ve başkalarından birçok kişi öldürüldü. Müsrif Medine'ye girdi. Oraya üç ganimet verdi. Onlarla İbni Mukassim ve başkalarının rivayet ettiğine göre bin bakireye tecavüz etmişlerdir.
Kurtubi tarihinde şöyle diyor: "Medine'de üç gün kaldı. Muhacir, ensar ve haşimoğullarının haremlerine sövdü. Dörtbin yetmiş küsur kişiyi öldürdü. Medine kaldığı üç günde ezan da okunmadı, namaz da kılınmadı.
İbni Esir "Esedül Gabe" adlı kitabında şöyle diyor:
"Abdullah b. Ebu Süfyan [159] şöyle dedi:
"Abdullah b. Hanzala'yı öldürüldükten sonra rüyamda en güzel şekliyle gördüm. Şöyle dedim:
"Sen öldürülmedin mi?" Şöyle dedi:
"Evet. Rabbimle karşılaştım, beni cennete koydu. İstediğim gibi meyvelerinin arasında dolaşıyorum." Ben:
"Ya arkadaşlarının? Onlara ne yapıldı?" dedim. Şöyle cevap verdi:
"Onlar da benimle beraber benim bayrağımın altındadırlar. O bayrak kıyamete kadar inmeyecektir.
"Onlardan biride Dahhak b. Süfyan b. Avf el-Gamiri'dir (r.a.).İbni Esir ve başkaları şöyle diyor:
"Rasulullah'ın (s.a.v.) başında yalın kılıç dururdu. Cesur kahramanlardandı. Yalnız başına yüz atlıya bedel sayılırdı. Rasulullah (s.a.v.) .Mekke'yi fethetmeye gittiği zaman Selimoğullarının başına onu vermişti. Selimoğulları dokuzyüz kişi idiler. Rasulullah (s.a.v.) onlara şöyle dedi:
"İçinizde yüz kişiye bedel olup sizleri bin kişiye tamamlayacak kimse var mı?" Sonra onlara Dahhak'ı verdi.
"Onlardan biri de bilinen süvari, meşhur kahraman Dirar b. Ezver'dir (r.a.). İbni Esir şöyle diyor:
"Müseyleme'yle yapılan Yemame savaşına katılmıştır. Büyük bir belaya uğratıldı. İki bacağı kesildi. Dizlerinin üzerinde sürünerek[160] savaşmaya başladı. Atlar onu çiğnedi. Sonunda öldü. Bir rivayete göre Yemame'den sonraya yaralı olarak kaldı ve sonra öldü. Bir rivayete göre de Yermuk ve Şam'ın fethine katılmıştır.
Şam'ın fethinde onun hakkında acayip haberler, garip olaylar, üstün davranışlar anlatılmıştır.
Onlardan biride Sumeyyuh Dirar b. Hattab b. Mirdas el-Fihri'dir.[161] Mekke'nin fethinde müslüman olanlardandır. Kureyş'in cesur ve süvarilerindendir.
Ebu'l-Kasım b. Asakir onu Şam tarihinde zikretmektedir. Naklettiğine göre Şam'ın fethine Ebu Ubeyde ile birlikte katılmıştır. [162]
İbni Esir şöyle diyor: "Bir gün Ebubekir'e (r.a.) şöyle dedi:
"Biz Kureyş için sizden daha hayırlı idik. Biz onları cennete soktuk. Siz ise onlan ateşe soktunuz. Yani ben onlardan müslüman olanları öldürdüm. Siz ise müşriklerini öldürdünüz." Bir gün Evs ve Hazrec'liler, Uhud'da en cesur kimdi diye tartışıyorlardı. Dirar b. Hattab yanlarından geçerken:
"Bu o savaşa katıldı. O, bunu bilir" dediler. Ondan bunu sordular. Şöyle cevap verdi:
"Ben sizden onbir kişiyi hurilerle evlendirdim." [163] Onlardan biri de Culeybib'dir.[164] Sahabenin cesurlarındandır.[165]
1288-Müslim'in Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bir savaştayken, Allah ona ganimet nasip etti. Ashabına dönüp:
"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Sahabe:
"Evet. Falan, falan ve falan" dediler. Sonra yine:
"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Onlar:"Falan ve falan" dediler. Sonra yine:
"Kimseyi kaybettiniz mi?" diye sordu. Onlar:"Hayır" dediler. Rasulullah (s.a.v.):
"Fakat ben Cüleybib'i kaybettim. Onu arayın" dedi. Onu ölülerin arasında aradılar. Yedi cesedin yanında buldular. Onları öldürmüş, sonra da öldürülmüştü. Onu Rasulullah'a getirdiler. Başında durdu. Şöyle buyurdu:
"Yedisini öldürdü. Sonra onu öldürdüler. Bu benden, ben de ondanım.
[166]Onu bileklerinin üzerine aldı. Onun için ancak Rasulullah'ın (s.a.v.) bilekleri olurdu. Ebu Hureyre şöyle diyor:
"Onun için çukur kazdı ve kabrine koydu." Yıkamayı zikretmedi."
Onlardan biri de Abdullah b. Sa'd b. Ebi Sarh'dır (r.a.).Cesaretli, kahraman ve akıllı bir mücahid idi. Bir çok kez orduyla beraber Fas'a savaşa gitti. Leys b. Sa'd şöyle diyor:
"Afrika'da savaştı. Oranın sahibi Cercir'i öldürdü. Onun oku üç bin dinar ediyordu. Zatis Sevari'de savaştı. Rumlarla karşılaştı. Bin atlı idiler. Onları öyle bir şekilde öldürdü ki daha önce hiç bu şekilde öldürülmemişlerdi.
"îbni Esir şöyle diyor: "Allah onun eliyle Afrika'yı fethetti. Büyük bir fetihti. Oku üç bin miskal altın ediyordu. Allah'tan, son amelinin namaz olmasını istedi. Sabah namazını kıldı. Sağına selam verdi. Soluna selam verirken vefat etti.
Fitneden kaçarak Askalan'a gitti. Osman (r.a.) öldürülünceye kadar orada kaldı. Orada da öldü. Bir görüşe göre Remle'ye gidip orada öldü."
[167]İbni Zehebi'nin tarihinde zikrettiğine göre Remle'de ölmüştür. Onlardan biri de Ka'ka' b. Amr et-Teymi'dir (r.a.). Kahramanlardan biridir. Sahabelerden sayılmaktadır. İbn Zehebi şöyle diyor:
Deniliyorki: "Rasulullah'm (s.a.v.) vefatına şahid olmuştur. Fars'larla savaşta, Kadisi-ye ve başka yerlerde büyük eserleri vardır. Rivayete göre Ebubekir (r.a.) şöyle demiştir:
"Orduda Ka'ka'nın sesi, bin kişiden daha hayırlıdır
.Rivayete göre; Kadisiye günlerinden, Eğvas gününde otuz saldırı yapmış ve her saldırısında birini öldürmüştür. Onlardan biri de Hakim b. Cebele el-Abdi'dir[168]Cesur, itaatkar ve yakın birisiydi. Osman (r.a.) onu Sin'de vali olarak göndermiştir.
Fitneye düşenlerden biridir. İbni Abdulberr şöyle diyor: "Rasulullah'a (s.a.v.) kavuşmuştur! Fakat rivayetine rastlamadım. Salih bir adamdı. Yine İbni Abdulberr ve başkalarının rivayet ettiğine göre; Cemel savaşına katılmış ve savaşmıştı. Bu savaşta bir ayağı kopmuştu. Kopan ayağmı alarak onu koparana vurmuş ve onunla öldürmüştü. Tek ayağı üzerinde savaşa devam etmişti. Şöyle diyordu:
"Ey ayağım! Sen gözetmiyeceksin. Benim de kolum vardır.- Onunla korunurum çoban gibi.
Ondan çok kan aktı. Ayağını koparan adamın ölüsünün özerine çöküp oturdu. Bir süvari yanından geçerken:"
Ayağını kim kopardı" diye sordu.
"Yastığım" diye cevap verdi. Ondan daha cesuru işitilmemiştir. Sonra Suheym el-Hadabi[169] ona saldırdı ve öldürdü.
Ebu Ubeyde Ma'mar b. Müsenne şöyle diyor:
"Cahiliyyede ve İslamda onun yaptığını yapan kimse bilinmemektedir.
[170]Onlardan biri de Suveyd b. Ğafele el-Cu'fi'dir. Cahiliyye dönemine kavuştu. Rasulullah'm (s.a.v.) hayatında müslüman oldu. Fakat onu görmedi. Sonra Medine'ye geldi. Rasuluilah'ın (s.a.v.) defnedildiği gün oraya kavuştu. Fil senesinde doğmuştu. Kadisiye savaşına katıldı. İnsanlar:
"Arslan! Arslan" diye bağırmaya başladılar. Suveyd b. Ğafele Arslana karşı çıktı. Arslanın kafasına vurdu. Kılıç sırtından geçerek kuyruğuna kadar geldi. Yüz yirmi yaşında iken bir bakire ile evlendi. Öldüğünde yüz yirmi sekiz yaşındaydı. Bir rivayete göre yüz yirmi yedi yaşındaydı." Bunu İbni Mende, Ebu Nuaym ve başkaları zikretmiştir.
Onlardan biri de Yezid b. Muaviye'dir. Cesur birisiydi. Kurtubi tarihinde şöyle diyor:
"Muaviye Rum topraklarına bir ordu göndermişti. Müslümanlara çiçek hastalığı etmiş ve çoğu ölmüştü. Yezid bu sırada, "Deyri merran"da hanımı Ümmü Gülsüm'le beraberdi. Müslümanların başına gelenler haber verilince şöyle dedi:
"Bu üslup üzerine yükseldiği zaman -Deyri merrana yanımda Ümmü Gülsüm'le beraber onların hepsine isabet edene aldırmam-. Karkandune'de hastalık veya uykuya. Muaviye'ye onun şiiri ulaşınca kızdı. Onların başına gelenin ona da bulaşması için gidip onlara katılmasını emretti.
Yezid gidip onlara katıldı. Kostantiniyye önlerine gelmişlerdi. Üzerinde elbise ve ipeklerin bulunduğu iki büyük kubbeye baktı. Müşrikler müslümanlara saldırınca birisi kalkıyordu. Müslümanlar onlara saldırınca diğeri kalkıyordu. Yezid bunu sorunca şöyle dediler:
"Birincisi Rum melikinin kızınındır. Kendi kavminin galip gelmesi için kaldırıyor. İkincisi Cebele Eyhem'in kızınındır. O da kendi kavminin galip gelmesi için kaldırıyor." Yezid şöyle dedi:
"Vallahi Cebele'nin kızının yanına gideceğim." Sonra askerleri durdurdu. Kimsenin saldırmamasını emretti. Sonra yalnız başına saldırdı. Rumlar önünde yenilgiye uğradılar. Onları kale duvarına kadar sürdü. Rumlar kalenin kapısından içeriye girdiler. Yezid Konstantiniyye'nin kale kapısını demir bir direkle dövmeye başladı. Kapı yırtılıncaya kadar dövdü. Açılan yerin üzerine altından bir levha yapıştırdılar." Diyor ki:
"Bu levha günümüze kadar duruyor."Onlardan biri de Ebu Muhammed Abdullah el-Battal'dır. Tabiinin kahramanlarından biridir. Kendisiyle cesurluk konusunda örnek verilir.
Yirmi dokuzuncu bölümde tercümesinin bir kısmı geçmişti. Hafız Ebu Kasım b. Asakir Şam tarihinde onun hayatını yeterince anlatmaktadır.
Onlardan biri de Ebu Fadiye'dir. İslam'ın atıcılarından ve cesurlarından biridir. Kendisi için ittifak edilen olaylardan biri de Osman b. Ebi Atike'nin[171] rivayet ettiği olaydır. Şöyle diyor:
"Onlar yapıyorlarsa, siz de yapın." Karşılıklı atışıyorlardı. Rumlar Ebu Fadiye'nin gemisini vurmak için hazırlandılar. Tencereyi oraya atacaklardı. Ebu Fadiye ona bir ok atarak, onu öldürdü. Tencere onların gemilerine döküldü. Gemi içindekilerle beraber yandı. İçinde üçyüz kişi vardı. Şöyle deniliyordu:
"Ebu Fadiye'nin bir ok atışıyla üçyüz kişi öldü."
Onlardan biri de Reşid zamanında cesaret, bilgi ve becerisiyle savaş hilelerinden kurtulmakla ve savaşçılarla karşılaşmakla bilinip tanınan îbni Cezeri diye bilinen kişidir.
Kurtubi tarihinde şöyle diyor: Reşid yüz otuz beşbin askerle Konstantiniyye şehrini kuşatmak, için sefere çıktı. Hizmetkarlar, geri hizmeti görenler bu sayının dışındadır. Şehrin meliki o zaman Ya'fur b. İstibrak idi. Orayı kuşattı. Kuşatmayı sıkılaştırdi. Neredeyse orayı alacaktı. Ya'fur gelerek barış istedi. Kendisi, ailesi, tebası için cizye vermeyi, Bağdat'tan çıktığı zamandan beri yaptığı harcamaları karşılamayı, razı olacağı hediyler vermeyi, esir aldığı bütün müslümanları serbest brakmayı kabul etti. Reşid dökülen müslümanların kanının diyetinin ödenmesini şart koştu. Onu da kabul etti. Elli bin dinarı cizye olarak ona gönderdi. Reşid masrafları alması için komutanlarından birini onun yanında bıraktı. Aynı zamanda esirleri teslim alacak ve hediyeleri de getirecekti. Müslümanlar buna, büyük bir sevinçle sevindiler.
Reşid yola çıktı. Rikke'ye gelince Reşid hastalandı. Orada durdular. Hastalık haberi Ya'fura ulaştı. İhanet ederek söz verdiklerinin hiçbirini vermedi. Kimse, hastalığından dolayı olanları Reşid'e söyleyemedi. İyileşince bazı şairler ona şiirler söylediler. Şiirlerinde Ya'furun ihanetinden bahsediyorlardı. Reşid olayın aslını sordu. Olanları ona haber verdiler.
İkinci sefer geri döndü ve "Herkele"ye kadar geldi. Şöyle dedi:
"Hiç bir kaleyi bırakmadan hepsini fethedeceğim" Ebu İshak el-Fezari ona şöyle dedi:
"Ey müminlerin emiri! Bu kale onların en büyük kalelerinden biridir. Onu ancak bir çabadan sonra fethedebilirsin. Fethettiğin zaman da orayı koruyacak asker bulamazsın. Eğer fethetmezsen, bu da mülkünde eksiklik olur. Dinde zayıflık, müslümanlara leke olur. Bana göre en iyisi Müminlerin emirinin büyük bir şehre inmesidir. Orada müslümanlar kendilerine yetecek kadar ihtiyaçlarını karşılarlar ve Konstantiniyye'yi almak için gerekli yardımı alırlar. Sonra burayı ve başka kaleleri alırlar." İbni Muhalli şöyle dedi:
"Bu büyük bir kaledir. Onların böyle başka kaleleri de vardı. Fethettiğimizde zelil oldular. Kimse kalmadı, hepsi müminlerin emirine itaat ettiler. Eğer burayı geçersek, içindekiler içinde kalır." Reşid orada konaklamayı ve mancınıkların kurulmasını emretti. Savaş düzenini kurdu. Seriyyeler oluşturdu. Abdullah b. Malik'i Rum beldelerine akın için gönderdi. O da akın düzenleyerek öldürdü, esir aldı, ganimet aldı. Davud b. Ali'yi yetmiş bin kişiyle akına gönderdi. O da Rum beldelerinde içlere kadar girdi. O da öldürdü, esir ve ganimet aldı ve döndü. Şurahbil b. Main ile bir seriyye çıkardı. Onlar da, "sakale" kalesini fethettiler. Zeyd b. Mehled'i gönderdi. Onlar da, "Safsaf'ı fethettiler. Cemil b. Ma'ruf u gönderdi. Yaktı, yıktı, Öldürdü, esir aldı ve onaltı bin esirle geri döndü. Reşid, "Herkele" kalesi Önünde onyedi gün kaldı. Uzun müddet beklemekten sıkıldı. Yiyecek sıkıntısı başladı. Bu durumu komutanlarına şikayet etti. Fezari şöyle dedi:
"Ben de bundan korkuyordum. Müminlerin emirine ben nasihat etmiştim. Direnmekten başka yol yoktur. Geri dönmenin imkanı yoktur. Sonuncu kişiye kadar ölsek de. Müminlerin emirine bir şey söyleyeceğim. Eğer kabul ederse, inşaallah fetih ve galibiyet bizimdir." Reşid:
"Söyle" dedi. Fezari:
"Başta ve sonda sana muhalefet edecek değiliz. Ey müminlerin emiri! Ağaçların kesilmesini ve taş taşınmasını emredeceksin. Müminlerin emirinin burada kalmaya azmettiğini asker arasında ilan edeceksin. Sizden herkes kendine bir mesken yapsın diye ilan edeceksin." Reşid bunu ilan etti. Binaların yapımına başladılar.
Savaş kızıştı. Kaylule vaktinde Reşid uyumuştu. Savaş hafiflemişti. Kale kapısı açılmış ve Rumlardan biri tam tekmil silahlanarak dışarı çıkmış, en cins atın üzerinde açık bir dille bağırıyordu:
"Ey Arap topluluğu! Sizin süvarilerinizden yirmi kişi benimle düelloya çıksın." Reşid'in uyumasından dolayı kimse çıkmadı. Kimse onu uyandırmaya da cesaret edemiyordu. Rum iki saf arasında dolaşıp çağrısını tekrarlıyordu. Müslümanlar sıkılıp daraldılar. Rum ve arkadaşları gülmüşler ve Rum kaleye mutlu bir şekilde geri dönmüştü. Reşid uyanınca kendisine durum anlatıldı. Üzüldü, sıkıldı, kalktı, oturdu. Şöyle dedi:
"Beni niye uyandırmadınız? Size ne oldu ki kimse karşısına çıkmadı?" Yanında olanlardan bazıları şöyle dedi:
"Gayretli biri ise, yarın da çıkacaktır." Reşid o gece uyumadı.
Sabah olunca Rum yine çıktı. Dün söylediğini, o günde tekrarladı. Reşid:
"Ona karşı yirmi süvari çıksın." dedi. İbni Mehled şöyle dedi:
"Hayır ey Müminlerin emiri! Birden fazla kişi ona karşı çıkmayacaktır. Eğer ona galip gelirse Allah'a hamd olsun. Eğer Öldürülürse, şehid olur. Rumlar bir Rum'a karşı yirmi müslümanın çıktığını duymamalılar." Reşid:
"Doğru" dedi. Müslüman askerlerin arasında bir adam vardı. îbni Cezeri diye biliniyordu. Güç ve cesaretiyle tanınırdı.
"Ben karşı çıkacağım." Ona karşı Allah'tan yardım isterim" dedi. Reşid ona at ve silah verilmesini emretti." İbni Cezeri:
"Bir şey istemiyorum" dedi. Reşid ile vedalaştıktan ve Reşid ona dua ettikten sonra Ruma karşı çıktı. Onu düelloya yirmi atlı götürdü. Vadinin ortasına gelince Rum şöyle dedi:
"Ey müslümanlar! Siz ihanet ettiniz. Ben yirmi kişi istedim, yirmi bir kişi geldi," Şöyle cevap verdiler:
"Seninle sadece bir kişi düello edecektir. Biz onu bırakıp geri döneceğiz." Rum:
"Allah için sana soruyorum. Sen İbni Cezeri'misin?"dedi. İbni Cezeri:
"Evet" dedi. Rum:
"İyi bir eş" dedi.
Müslümanlar geri döndüler, İkisi de yoruluncaya kadar vuruştular. Aralarındaki çatışma şiddetlendi. Müslümanlarla müşrikler onlara bakıyorlardı. İbni Cezeri yenilerek kaçmaya başladı. Müşrikler:
"Hayt hayt"[172] demeye başladılar. Müslümanlar daraldı.
Rum peşine düştü. Sonra İbni Cezeri Rum'a geri döndü. Onu semerinden tutarak çekti. Onu yere atıncaya kadar kafasını gövdesinden koparmıştı. Müslümanlar tekbir getirdiler. Bu tekbirden neredeyse dağlar düzelecek, [173] müşrikler ondan kırılacaklardı. Savaşta müslümanlar güçlenmeye başladılar. Kale teslim olarak fethedildi. İçindekilerin bazıları öldürüldü, bazıları esir edildi.
İbni Cezeri Reşid'in yanına gidince, onu oturttu. Ona taşıyamayacağı kadar mal verilmesini emretti. Hazineyi onun üzerine boşalttı. Taşıyamayınca, yardım istemeye başladı. Buradan Reşid Konstantiniye'ye yöneldi. Yolda onu piskoposlar, papazlar ve Ruhbanlar karşıladılar. Reşid'den Rum melikini affetmesini ve onunla barış yapmasını istediler. Söz verdiği günlerin daha bitmediğini, kararlaştırdıkları şeyleri hemen göndereceğini ve bugüne kadar yaptıkları masrafları da karşılayacağını belirttiler. Reşid onların isteklerini kabul edinceye kadar, yalvardılar, isteklerini tekrarladılar, yerleri öptüler, yüzlerini yerlere sürüp zelil oldular. Reşid isteklerini kabul etti. Reşid istediklerini almak için bizzat kendisi orada bekledi. Üçyüz bin dinarın hepsi geldi. Onlara elli bin dinar da yıllık cizye koydu. Her sene getiriliyordu. Rum'ların başında melikerin unvanı olan, "Hirakl" unvanının kaldırılmasını da şart koştu. Başka bir unvanla da kimse bulunmayacaktı.
Reşid dönmeye karar verdiği zaman, Rum meliki ona bir mektup yazdı. Şöyle diyordu
"Müminlerin emiri, Müslümanların halifesi Abdullah'a Rum'ların meliki Ya'fur'dandır. En büyük sultan sana selam olsun. Benim senden küçük bir ricam var ki, senin dinine ve dünyaya zarar vermez. Ufak bir istek. Hırakl'ın kızlarından birini oğluma nişanlamıştım. Sizlere esir düştü. Eğer benim isteğimi vermek istersen, sana minnetdar kalırız. Eğer buna bir de düğün eklemek istersen, buda senin güzelliklerinden bir güzelliktir. Sen buna ehilsin." Ona iki büyük papaz gönderdi.
Reşid cariyeyi aratıp buldu. Onu güzelce süsledi. Büyük bir düğün yaptı. Çeşitli döşemeler serdi. Çeşitli altın ve gümüş süsler taktırdı. Çeşitli kokular sürdü. Her tarafama, üzüm... vb. den sofralar kurdurdu şöyle dedi:
"Bütün bunlar Rum meliği içindir." Ya'fur buna çok sevindi. Ona bir katır yükü İslam dirhemi gönderdi. Miktarı yüz ellibin dirhemdi. Bir katır yükü elbise, ipek ve altınla işlenmiş en pahalı kumaşlar gönderdi. Başka bir katırla ikiyüz elbise, on iki tane doğan kuşu, dört tane de arslanlan bile parçalayan köpek göndedi. Bu sefer sırasında hazineye aktarılan beşte bir pay üç milyon beşyüzbin dinar idi. Gerisini askerler arasında dağıttı. Reşid ve müslümanlar, sevinçli, galip, ganimet ve zaferle geri döndüler.
Onlardan biri de Musa b. Nasir'dir. Endülüsü fetheden büyük imam.
Hafif aksak, iş yaptırabilen, uzak görüşlü, cesaretli ve güçli birisiydi. Zamanın halifesi Süleyman b. Abdülmelik ona şöyle dedi:
"Savaş sırasında sığındığın şey nedir?" Şöyle cevap verdi:
"Dua ve sabır," Halife:
"Hangi at daha sabırlıdır?" dedi. Musa:
"Kumral olanı" dedi. Halife:
"Hangi kavim daha çok savaşçıdır?" dedi. Musa:
"Bu[174] benim söyleyeceğimden daha çoktur" dedi. Halife:
"Bana Rumlardan haber ver” dedi. Musa:
"Kalelerinde arslandırlar. Atlarının üzerinde kartal gibiler. Bineklerinin üzerinde kadın gibiler. Fırsat bulunca hemen değerlendirirler. Galibiyet gördükleri zaman yükseğe, dağa çıkarlar. Yenilgiyi utanç saymazlar" dedi. Halife:
"Ya Berberiler" dedi. Musa:
"Onlar Araplara en çok benzeyen kavimdir. Süvarilikte, savaşta, sabırda, karşılaşmada, cesarette ve güçte. Ancak insanların en hainidirler" dedi. Halife:
"Ya İspanya ehli?" dedi. Musa:
"İsrafçı sultanlardır. Cesurdurlar, korkmazlar" dedi. Halife:
"Ya Fransızlar?" dedi. Musa:
"Onlarda sayı, güç, şiddet ve zor vardır" dedi. Halife:
"Seninle onlar arasındaki savaş nasıldı?" dedi. Musa:
"Buna gelince. Vallahi seksen yaşına gelinceye kadar, benimle bayrak yenilgiye uğramadı. Müslümanlar benimle rezil olmadı. Topluluk benimle telef olmadı" dedi.
Bir seferinde şöyle dedi:
"Ey müminlerin emiri! Bin koyun yüz dirheme satılıyordu. Bir deve on dirheme satılıyordu. İnsanlar ineğin yanından geçerken bakmıyorlardı bile. Bir düşman askerinin hanımı ve çocuklarıyla birlikte elli dirheme satıldığını gördüm." İbni Zehebi, "Siyerin-nübela" da bunları nakletmiştir.[175]
Onun doksan beş yılında yapmış olduğ usavaşlarda ilgili yukarıda tercümesi geçmişti.
Onlardan biri de Mihleb b. Ebu Sufre'dir. [176] Kahraman cesur ve abid bir kişiydi.
Onun hakkında anlatılan en garip olaylardan biri de şudur: "Şöyle diyor:"
Ziyad beni, Debab günü öncü olarak gönderdi. Tek başıma yola çıktım ve geleceğim yere geldim. Birden hurma ağacına benzeyen birşey gördüm. Yaklaşınca düşmanın öncülüğünü yapan iri yarı bir adam olduğunu gördüm. Durdum ve:
"Sen nesin?" dedim. Adam:
"Gel doğru konuşalım" dedi. Ben öncü olduğumu söyledim. O da öncü olduğunu söyledi. Sonra:
"Düello yapar mısın? Kim diğerini yenerse onun başını alıp askerine götürecek" dedi. Ben:
"Evet" dedim. Adam:
"Hangi silahı en çok seversin?" dedi. Ben:
"Mızrağı" dedim. Bir saat dolaştık. Benim mızrağım kırıldı. Adam benden elini çekti. Şöyle dedi:
"Bana söz ver. Sen orduna dönüp bir mızrak getireceksin ve kendinle beraber kimseyi getirmeyeceksin." Ona yemin ettim. Bana:
"Haydi git" dedi. O bir tuzak olabileceğini sanmış, benden gizlenmiş. Benimle beraber kimseyi görmeyince yanıma geldi.
"Sözünde durdun" dedi. Bir saat daha vuruştuk. Benim atım onunkinden daha hafif idi. Onu yaraladım ve yere attım. Şöyle dedi:
"Beni öldür, başımı al ve dön. Benim arkadaşlarım gelip beni ölü bulunca yenilirler" Ben de yaptım. Sonuçta dediği gibi oldu.
Onlardan biri de Mağfib'in cesurlarından İbni Fethun denilen biridir.
Tartuşi, "Siracul muluk" adlı'eserinde şöyle diyor:
"Benim annemin dayısı idi. Arapların ve acemlerin en cesuru idi. Müstain b. Muktedir bunu bilir ve ona değer verirdi. Ona hergün beşyüz dinar gönderirdi. Hrisuyanların hepsi onun böyle olduğunu belirlerdi. Onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Hikaye edildiğine göre; bir Rum atını sulamayı götürdüğünde eğer içmezse şöyle derdi:"
İç yoksa suda İbni Fethunu mu gördün?" Onun rakipleri onu çekemeyip, sultanın yanında onu kötülediler. Sultanı ona karşı tavır alıncaya kadar bırakmadılar.
Müstain Rum beldelerine savaşa çıktı. Müslümanlarla müşrikler iki saf oldular. Bir düşman askeri meydana çıkıp şöyle bağırdı:
"Kim düello eder?" Ona karşı bir süvari çıktı. Bir saat dolaştılar. Rum onu öldürdü. Rumlar sevinç çığlıkları attılar. Müslümanlar ise moral olarak bozuldular. Sonra başka biri çıktı. Rum onu da öldürdü. Başka biri daha çıktı onu da öldürdü. Rum iki safın arasında dolaşıyor ve şöyle diyordu:
"İki kişiye bir kişi düello eden var mı? Üçe bir. Bir fransıza karşılık üç müslüman." Müslümanlar şaşkma dönüp sıkıldılar. Müslümanlardan kimse ona karşı çıkmaya cesaret [177] edemiyordu. İnsanlar şaşkınlık içindeydi. Mustain'e şöyle denildi:
"Onun için ancak Ebu Velid b. Fethun olur." Onu çağırttı. Ona şöyle dedi:
"Ne diyorsun, bu düşman ne yapıyor." İbn Fethun:
"O benim gibidir." Müstain:
"Çare nedir?" İbn Fethun:
"Ne istiyorsun?" dedi. Müstain:
"Müslümanların onun şerrinden emin olmasını istiyorum." dedi.
İbni Fethun:
"Bir saate kadar bu olacak inşaallah" dedi.
Yakası geniş bir gömlek giydi. Atına silahsız bindi. Eline uzun bir kamçı aldı. Kamçının ucunda düğüm vardı. Rum'a karşı çıktı. Rum ondan hayrete düştü. İkisi birbirine saldırdı. Rum'un darbesi atın üzerindeki eğere doğru gidince, İbni Fethun atının boynuna asıldı ve yere indi. Saldırı geçince tekrar atın üzerinde doğruldu. İbni Fethun saldırıya geçti. Kamçıyla Rum'un boynuna vardu. Kamçı boynuna dolandı. Onu elleriyle çekerek eğerin üzerinden çekip aldı. Alıp, getirdi ve Halifenin Önüne attı. Müstain ona yaptıklarından hata ettiğini anladı. Ona ikramda bulundu. Tekrar eski konumuna getirdi. İkramında çoğalttı.
Onlardan biri de müminlerin emiri Mu'tasım'dır. Güçlü ve cesur birisiydi.
Kurtubi tarihinde şöyle naklediyor: Mu'tasım iki ayağından birine bin rıtıl bakır bağlardı. Sonra ayğa kalkar yürürdü. Sonra atına binerdi. Sonra bu ayağını kaldırır ve eğerin üzerinde ayağa kalkardı. Dinar ve dirhemi parmaklarının arasına alır, onu yoklar, sonra da üzerindeki yazıları parmaklarıyla silerdi. Yan ümmi idi. İyi yazı yazamıyordu. Rum meliki bir gün ona bir mektup yazarak, onu tehdit ederek şöyle diyordu:
"Seninle öyle bir orduyla savaşacağım ki, başı senin yanında, sonu benim yanımda Konstantiniyye'de olacak." Mu'tasım:
"Ona cevap yazın" dedi. Yazılanların hiçbiri hoşuna gitmedi. Şöyle dedi:
"Annemin halifesi ile annemin katibi anlaşamıyorlar. Ona gördüğünü yaz. Okuduğunu değil. Kafir, güzel sonun kimin olacağını bilecektir" Sonra sefere çıktı. Yapacağını yaptı. Esir ve ganimet aldı.
Onlardan biri de Halife eI-Hadi'dir.
[178]Kurtubi şöyle naklediyor: El-Hadi birgün eşrafıyla beraber, kendisinin bahçesine gitti. Bir eşeğe binmişti. Açılmak istiyordu. Hepsi silahsızdı. Onlar bu durumda iken, yanlarına hacip geldi. Şöyle dedi:
Harici falan yakalandı. Şu anda kapıda duruyor. El-Hadi içeri girmesini emretti. Harici iki bekçinin arasında, tutuklu olarak getirildi. El-Hadİ'ye yaklaşınca arkası üstüne oturdu. Birden ellerini döndererek iki bekçiden birinin kılıcım aldı. Bekçilerden birini vurdu ve yere düşürdü. El-Ha-diye yönelince yanındaki arkadaşlarının hepsi kaçtılar. Ondan başka kimse kalmadı. Yanında silah da yoktu. Onu koruyacak bir yer de yoktu. Kendisini kurtaracak bir atı da yoktu. Harici el-Hadi'nin yanına gelince, ona vurmak için elini kaldırdı. El-Hadi:
"Vur boynunu" diye bağırdı. Harici arkasında kim var diye dönüp bakınca el-Hadi sıçrayarak haricinin göğsüne bir tekme vurdu. Elinden kılıcı aldı ve onu öldürdü. Sonra bineğinin üzerine bindi. Arkadaşları ondan ve hariciden korkarak yanına geldiler. El-Hadi:
"Size bir şey yok" dedi. Ondan sonra bir daha eşeğe binmedi. Bir daha da helada bile elini kılıçtan ayırmadı. Onlardan biri de halife el-Emin'dir.
Cesur, güçlü birisiydi. Bir gün köşkünde otururken bağlı arslanlardan biri zincirini kırarak köşke girdi, EI-Emin'in yanında silah yoktur. Arslan ona saldırmaya kalkınca, bir yastık olarak hayvanın yüzüne koydu. Etrafını dolanarak kuyruğundan tuttu ve arslanı sürüklemeye başladı. Sonunda hayvanın beli kırıldı. El-Emin'in de parmakları yerinden çıkmıştı. Sonra parmaklarını yerine koydular.
Mehdi'nin ölümü sırasında Cürcan'da idi. Bağdat'ta yerine kardeşi Harun Reşid biat aldı. Sonra Hadi geldi ve yüz yetmiş yılında ölünceye kadar Bağdat'ta kaldı. Yaşı yirmi üç idi. Hilafette bir yıl bir veya iki ay yirmi gün kaldı. Bundan daha acayip bir hikaye de Kisra hakkında anlatılmaktadır. Olay şöyle olmuştur:
"Fillerden biri şehvete [179] gelir. Bakıcıları onu tutamazlar. Kisra tahtında otururken, fil ona saldırır. Kisra'nın yanındaki herkes kaçar. Yanında sadece bir köle kalır. O da kaçmaya kalkınca Kisra ona bağırır ve köle orada kalır. Fil yanlarına gelir ve tahta yaklaşır. Hortumunun ikisine doğru uzatınca, Kisra köleye:
"Vur" diye emreder. Köle filin hortumuna vurur ve hortumu keser. Sonra da dönüp kaçar. Kisra tahtından kımıldamaz bile.
Onlardan biri de Ahmed b. İshak el-Buhari es-Surmani'dir. Buhara'nın şeyhi, mücahid, zahid, savaşçı, cesur, cesaretiyle örnek verilen biriydi. Ebu Abdullah el-Buhari şöyle diyor:
"Bize ulaştığına göre cahiliyyede de, İslam'da da onun gibisi yoktur. İbni Zehebi'nin "tehzibüt tehzib" adlı eserinde İbrahim b. Şemmas'tan[180] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Ben Ahmed b. İshak es-Surmani'yle mektuplaştırıyorduk. Bir gün bana:"Esir satın almak için savaş beldelerine gitmek istersen bana yaz" diye bir mektup göndermişti. Ben mektup yazdım. Semerkand'a geldi. Cağoveyh bizim gelişimizi öğrenince, bir kaç askeriyle bizi karşıladı. Onun yanında kaldık. Esir alışverişini bitirinceye kaar durduk. Cağoveyh atma bindi ve askerlerini bize arzederek, birini çok övdü. Onu büyüttü. Surmani bana askeri sordu. Ben de:
"Bu adam düellolara çıkan biridir. Bin atlıya bedel sayılır. Bin kişiden kaçmaz" dedim. Surmani:
"Ben Onunla düello ederim" dedi. Ben onun sözüne aldırış etmedim. Cağoveyh onun sözünü işitmişti. Şöyle dedi:
"Bu ne diyor?" Ben:
"Böyle böyle diyor" dedim. Cağoveyh:
"Belki adam sarhoştur, ne dediğini bilmiyordum. Fakat yarın atlara bineriz." dedi. Ertesi gün olunca atlara bindiler. O askerde bindi. Ahmed Surmani'de bindi. Yanında elbisesini içinde bir kılıç kamçısı vardı. Adamın karşısında durdu. Asker saldırınca Surmani yenilmiş gibi yapıp onu askerlerden uzaklaştırdı. Sonra kamçıyla ona vurarak, onu öldürdü ve İbrahim b. Şemmas'ın arkasından gitti. Çünkü o daha önce müslüman beldelerine doğru yola çıkmıştı. Arkadan ona kavuştu. Cağoveyh durumu öğrenince, seçme askerlerinden elli kişiyi onu getirmeleri için gönderdi. Askerler Surmaniye arkadan kavuştular. Surmani bir tümseğin altında durarak gizlendi. Askerlerin hepsi geçip gittiler. Sonra yerinden çıkarak kamçı ile teker teker onları öldürmeye başladı. Öndeki arkadakine ne olduğunu görmüyordu. Kırk dokuzunu öldürdü. Birini de yakaladı. Burnunu ve kulaklarını keserek, Cağoveyh'e haber vermesi için gönderdi.
Amran b. Muhammed el-Mudavvii'den nakledildiğine göre şöyle diyor:
"Babamı şöyle derken işittim:
"Surmani'nin kamçısının uzunluğu on sekiz menn [181] idi. Yaşlanınca on iki menn'e indirdi. Kamçı ile savaşırdı."Ubeydullah b. Vasıl'dan rivayet edildiğine göre şöyle diyor:
"Surmani kılıcını çıkardı ve şöyle dedi:
"İyice biliyorum ki ben bununla bir tane türk öldürdüm. Eğer yaşarsam bin tane daha öldürürüm. Eğer bidat olmasından korkmasaydım, onun da benimle defnedilmesini emrederdim.
"Mahmud b. Sehl el-Katip şöyle diyor:
"Surmani'nin de bulunduğu bir savaşta bir kale kuşatılmıştı. Düşman komutanı avluda oturuyordu. Surmani bir ok çıkararak avluya nişanladı ve attı. Komutan okun çıkarılmasını işaret etti. Surmani bir ok daha çıkararak komutanın elinde nişan aldı ve attı. Kafirler oku çıkarmak için çabalarken, Surmani bir ok daha aldı ve komutanın boğazına nişanlayarak attı ve adamı öldürdü. Düşman bozguna uğradı. Kale fethedildi.
"İkiyüz kırk bir yılında Surmani köyünde yatağında vefat etmiştir. Bekir b. Münir şöyle diyor:
"Yehir'den o köye bineğin kirası on dirhem tutuyordu. Geriye çok borç bırakmıştı. Hepsini ben ödedim. "Bu bölümü İbni Şebib el-Harrani'nin "Camiil funun"[182] adlı kitabının beşinci cildinde naklettiği yedi cesurun hikayesi ile bitirelim. Şöyle diyor:
"Malik b. Dirar şöyle bir hikaye anlattı:
"Hasan Basri'nin zamanında yedi tane hırsız vardı. Basra ehli onlardan eziyet görüyordu. Sultana onları şikayet ettiler. Sultan onların yakalanmasını istedi. Fakat yakalayamadılar. Birgün Hasanı Basri sabah karanlığında mescide gitmek için çıktı. Birden altı kişinin duvarın üstünde, birinin de yolun ortasında oturduğunu ve eliyle ayağını tuttuğunu gördü. Hepsi yalın kılıçtı. Hasan onlara şöyle dedi:
"Bu silahlarla nereye gidiyorsunuz?" Oturan şöyle dedi:
"Ey Ebu Said! Ben falan hırsızım. Bunlar da arkadaşlarım. On yıldır sultan bizi arıyor. Basra'lılar bizi yakalayamadılar. Bugün falanın dükkanını kırıp içindekileri almak için çıktık. Buraya kadar geldik. Burada üzerime kor ateş düştü. Ayağımı yaktı. [183] Bundan ciğerim yandı. Düşündüm ve şöyle dedim:
"Ben dünyada bu ateşe dayanamıyorum. Kıyamet gününde cehennem ateşine nasıl dayanacağım?" Ey Ebu Said! Seni şahid tutuyorum. Ben Allah'a tevbe ettim. Bundan sonra yaptığım şeylere dönmeyeceğim.
"Sonra arkadaşlarına döndü ve şöyle dedi:
"Bu saate kadar sizinle beraberdim. Ben tevbe ettim. Siz de istediğiniz yere gidin." Onlar da şöyle cevap verdiler:
"Sen Allah'a isyanda bizim başkanımzdın. Allah'a itaatda da bizim başkanımız ol. Biz de tevbe ettik. Bir daha bu şeylere dönmeyeceğiz." Adam şöyle dedi:
"Eğer doğru söylüyorsanız, haydi gidip Basra'nın emiriyle beraber cemaatle sabah namazını kılalım. Sonra ben kalkıp şöyle diyeceğim:
"Ey emir! Ben falan hırsızım. Bunlar da arkadaşlarım. Sen bizi yakalamak istiyordun. On senedir Basra ehli bizi yakalayamadınız. Biz tevbe ettik ve Allah için yaptıklarımızı terkettik. Sana geldik. İstersen ellerimizi kes, istersen bizleri as, istersen bize sopa vur, istersen de bizleri Allah'a bırak. "Onlar:
"Haydi gidelim" dediler. Gelip Basra emiriyle beraber sabah namazını kıldılar. Namazdan sonra adam kalktı ve şöyle dedi:"Ey emir! Ben falan hırsızım. Bunlarda arkadaşlarım. Sen ve Basra ehli on yıldır bizi arıyorsunuz. Bizi yakayama-dınız. Biz tevbe ettik ve Allahu Teala için yaptıklarımızı terkettik. Sana geldik. İstersen ellerimizi kes, istersen bize sopa vur, istersen bizleri as, istersen bizleri hapset, istersende bizleri Allahu Tealaya bırak" dedi. Emir ağladı. Sonra şöyle dedi:
"Allahu Teala tevbeleri kabul eder. Gidin. Sizleri Allah'a bıraktım" Adam şöyle dedi:
"Ey Emir! Bana yardım et ki Tarsus'a gideyim." Emir:
"Ne işiyorsun?" dedi. Adam:
"Silah ve nafaka istiyorum" dedi. Emir ona bir at tam teşkilat silah ve elli dinar verilmesini emretti. Başka birine de aynısını verdi. Sonra hepsine de aynı şekilde verdi. Her birine at silah ve ellişer dinar verdi. Tarsus'a gittiler. Orada iki ay kadar kaldılar. Haber geldiki düşman Tarsus'a çıkma yapıyor. Haç altında toplanıyorlar. Her haçın altında onbin savaşçı var. Tarsus'a yaklaşmışlar. Emir ve askerleri karşı çıktılar. Yedi kişi de çıktı
.Müslümanlarla kafirler saf tutunca yedi kişinin bazısı bazısına şöyle dedi:
"Biz Allah'a isyanda yardıma ihtiyaç görmüyorduk. Allah'a itaat mı insanların yardımına ihtiyaç duyacağız? Altımızda cins atlar, ellerimizde tam silahlar var. Niyetimiz de doğru. Gelin askerlerden uzaklaşalım. Savaş başlayınca yedimiz tek vücud saldırır. Ya zafer, ya da şehadet elde ederiz." Askerlerden ayrılıp uzak bir yere gittiler. Savaş başlayınca, yedisi tek vücud müşriklere saldırdılar. Onları kırıp geçirdiler.
Rumlar dönüp meliklerinin yanına gittiler. Melik:
"Arkanızda ne var?" diye sordu. Onlar:
"Müslümanlardan yedi kişi askerimizi kırıp geçirdiler" dediler. Melik üç haç çıkarıp patriğe verdi. Şöyle dedi:
"İşte sana üç haç. Otuz bin yaya ve haberi Tarsus'a ulaştı. Emir, askerleri ve yedi kişi karşı çıktılar. İki taraf saf olunca yedi kişi şöyle dedi:
"İlk sefer yaptığımız gibi, yerimize çekilelim" Bir köşeye çekildiler. Savaş başlayınca tek vücud düşmana saldırdılar. Askerleri kırıp geçirdiler.
Rumlar yine dönüp meliklerinin yanına gittiler. Melik:
"Arkanızda ne var?" diye sordu. Onlar:
"Yine müslümanlardan yedi kişi askerimizi kırıp geçirdiler" dediler. Melik küfürlü sözler sarfederek şöyle dedi:
"Otuz bin kişi memleketimi yiyorlar, nimetlerimle yaşıyorlar. Pür silah oldukları halde yedikişi onları kırıp geçiriyor?
"Patriği oturttu. Başka bir patrik çağırttı. Bir haç daha çıkardı. Şöyle dedi:
"İşte sana dört haç -yani kırkbin kişi- Tarsus'a git. Eğer orayı fethedersen, erkeklerini öldür, kadın ve çocuklarını esir al, orayı yak ve yık. Eğer fethedemezsen, yedi kişeye güç yetirirsen kellelerini bana getir. Onları esir alırsan onlarla ben ne yapacağımı bilirim" dedi.
Patrik yola çıktı. Tarsus'a yaklaşınca onbin kişilik bir haçı dağların arasında sakladı. Oradan biraz uzaklaşınca durdu. Haber Tarsus'a ulaştı. Emir, askeri ve yedi kişi karşı çıktılar. Müslümanlar saf olunca, yedi kişi yaptıkları gibi yine bir köşeye çekildiler. Savaş başlayınca tek vücud saldırdılar. Düşman bir saatin içinde, önlerinde bozguna uğradı. Taki saklananlar yerlerinden çıkıncaya kadar. Onları bir daire içine aldılar. Sıkıştırarak esir aldılar.
Düşman askerleri Meliklerine dönünce, patrik melikin Önünde secde etti ve şöyle dedi:
"Ey Melik! Askerlerimizi iki sefer kırıp geçiren yedi kişiyi sana getirdim." Melik:
"Getirin" dedi. Onları Meliğin yanına getirdiler. Melik:
"Onları nasıl öldüreyim" dedi. Birisi:
"Ortalarından ikiye bölüp ağaca asalım" dedi. Birisi:
"Boyunlarını vuralım" dedi. Biri patrik meliğin yanına gelip şöyle dedi:
"Ey melik onları öldürme. Onların gözlerini doyuracak kadar, onlara mal ver. Belki bizim dinimize girerler ve onlarla güçleniriz." Melik:
"Ne güzel söyledin" dedi.
Onların başkanlarını çağırdı. Şöyle dedi:
"Şunlar senin arkadaşların mı?" Adam:
"Evet" dedi. Melik:
"Benim çok kızım var. Seni birisiyle evlendireyim. Sana yüz deve yükü mal ve yüz köy vereyim. Sen de dinini terket ve bizim dinimize gir" dedi. Müslüman ağladı. Sonra şöyle dedi:
"Ey melik! Benim senin kızına da, malına da, köylerinede ihtiyacım yok. Dinimi terketmem" Melik:
."Bir tarafa otur" dedi. Sonra hepsini teker teker çağırarak aynı teklifleri yaptı. Hepsi de aynı şekilde red ettiler.
Melik arkadaşlarına:
"Onlara yedi kız, yediyüz deve mal, yediyüz köy teklif ettim. İstemediler. Onları nasıl kandıralım?" dedi. Başka bir patrik şöyle dedi:
"Ey melik! Emredersin, önüne bir demir kazan getirirler. Onu yağ ile doldurursun. Yağı kaynatırsın. Sonra onlardan birini ayaklarından tutup baş aşağı kafasını yarısana kadar yağa batırırsın. Belki onlardan bir veya iki kişiyi bu şekilde öldürürsen, içlerine korku girer ve dinlerini terkederler.
"Melik emretti. Yağ doldurulmuş bir kazan önüne getirildi. Altına ateş yakıldı. Yedi kişi önünde oturmuşlardı. Başkanları karşısına bakınca, karşıda yedi kızın oturduğunu, üzerlerinde sarı elbiseler, ellerinde yeşil mendiller olduğunu gödü. Kendi kendine şöyle dedi:
"Bu melunun yaptığına bakın. Kızlarına emretmiş karşımızda oturuyorlar. Bu işkencede önümüzde duruyor. Takı bu işkenceyi ve kızları görünce, kızları isteyelim ve onları işkenceye tercih edelim. Keşke arkadaşlarım onları görmeseler.
"Yağ kazanda kaynaymca Melik şöyle dedi:
"Onlardan birini alın. Başkanlarını sona bırakın." İki asker kalktılar. Yedisinden birini aldılar. Onu süreklerken, o şöyle bağırıyordu:
"Sizlere selam olsun. Bıkmayın. Bu bir saatlik azaptır. Cehennem azabı ebedidir. Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammedun Rasulullah." Onu kazana soktular. Yarısı yandı. O cariyeler biri kuş gibi uçarak geldi, kazanın içine girdi. Mendille bir şeyler aldı ve gökyüzüne yükseldi. Başkanları cariyenin yaptıklarına bakınca kendi kendine şöyle dedi:
"Bunlar melikin kızları değil. Bunlar hurilerdir."
Sonra adamı çıkardılar ve müslümanların önüne attılar. Melik onlara şöyle dedi:
"Sizleri böyle öldüreceğim. Dininizi terkedin, benim dinime girin, sizlere ikram, izzet ve mükafat vereyim." Onlar şöyle cevap verdiler:
"İstersen bizi yak, kılıçla bizi öldür. Dinimizden ayrılmayız." Melik emretti. Biri daha yakıldı. Böylece altısını yaktılar. Başkanları kaldı.
Karşıdan da altı cariye gitmiş, bir cariye kalmıştı
.Meliğin baş veziri ayağa kalkarak:
"Ey Melik! Bu adamı bana hibe et" dedi. Melik:
"Onu ne yapacaksın?" diye sordu. Vezir:
"Onu evime götüreceğim. Senin istemiş olduğun falan kızımı sana vereceğim. Kadınların çok olduğu için.- O kızım ona hizmet edecek. Belki onun kalbine girer. O da dinini terk eder ve bizim dinimize girer. O zaman kızımı ona veririm. Malımı da onunla bölüşürüm" dedi. Melik:
"Onu sana hibe ettim" deyince, cariye karşıdan kalktı ve göğe yükseldi. Müslüman şöyle dedi:
"Bu benim bahtımın kara olmasındandır.
[184]Melik ona şöyle dedi:
"Bu vezirimle beraber git." Müslüman şöyle dedi:
"Sadece bazı şartlarla giderim." Melik:
"Şartların nelerdir?" dedi. Müslüman:
"Onun evine girdiğim zaman, kendime bir mescid yaparım. Beş vakit açıktan ezan okurum, şarap içmem. Domuz eti yemem" dedi Melik vezire dönerek:
"Ne diyorsun?" dedi. Vezir:
"Şartlarını kabul ediyorum" dedi.
Vezir ile Müslüman vezirin evine yöneldiler. Eve girince müslüman kendine bir mescid yaptı. Vezir kızına döndü ve şöyle dedi:
"Araplardan bundan daha cesur kimse görmedim. Onun gibi güzel yüzlü kimse de görmedim. Onu melik öldürecek, iken hibe olarak aldım. Belki dinini terkeder ve bizim dinimize meyleder. Seni onunla evlendiririm. Malımı onunla paylaşırım. Gece gündüz onun senden başka hizmetçisi yoktur.
"Kız renkli elbiseler giymeğe, süslenmeye başladı. Bütün güzelliklerini gösteriyordu. Müslüman hiçbir şey istememesine rağmen, kız ihtiyaçlarını getiriyordu. Bir gün ikindi namazını kılmış mescidde oturuyordu. Kız şöyle dedi:
Sen de ademoğlu değil misin? Sende de erkeklerin şehveti yok mu? Dinini terket, bizim dinimize gir. Babam beni seninle evlendirsin, malını seninle bölüşsün." Müslüman ona şöyle cevap verdi:
"Yazıklar olsun sana ey kız! Kaç seferdir namazımı bozuyorsun? Benim sana ve babanın malma ihtiyacım yoktur."Kızm babası; kızın onun gönlüne girmesini istiyordu. Fakat o kızın kalbine girmişti.[185] Kız:
"Benimle evlenmez misin?" dedi. Müslüman:
"Hayır" dedi.
Kız:"Niye?" diye sordu.
Müslüman:"Çünkü sen kafirsin ve necissin" dedi.
Kız:"Eğer sen dinin terketmiyorsan, bana dinini öğret ki ben dinimi terkedeyim ve seninle evleneyim" dedi. Müslüman:
"Burası küfür beldesidir. Burada seninle evlenme imkanı bulamam. Fakat İslam beldesine gitmek için bir kaçış yoluna bakarsan, seninle evlenirim. Senin üzerine başka kimseyle de evlenmem ve cariye de getirmem" dedi. Kız:
"Eğer sorun bu ise, on güne kadar bizim bir bayramımız var. İnsanlar, melik herkes bayram için çıkar. Yatalak hastalardan başka kimse kalmaz. Bayramdan iki gün önce bende hastalanırım. Bayrama çıktıklarında babama hasta olduğumu söylerim, beni senin yanında bırakır. Elinden tutarım ve gideriz" dedi.
.Bayramdan iki gün önce kız hastalandı. Melik ve insanlar çıkınca Babası:
"Sen bizimle çıkmıyor musun?" dedi. Kız:
"Hayır. Ben hastayım" dedi. Babası:
"Önemi yok. Bu adam seninle yalnız kalacak. Evde sizden başka kimse olmayacak. Eğer sana haram bir şey yapmak isterse ona engel olma. Belki onun dinini bozarsın ve bizim dinimize girer. Seni onunla evlendiririm" dedi. Kız:"Yaparım baba. Fakat burada iki at bırakın. Belki adam bir veya iki gün sonra dinini bırakır, ben ve o biner yanınıza geliriz" dedi. Bayramları yedi gün ve yedi gece sürüyordu. İki binek bırakıp gitti. Gün yarılanınca, kız müslümana şöyle dedi:
"Onlar yerlerine kavuştular. Kimse kalmadı. Haydi gidelim. İslam beldelerine giden yolu bilmiyor musun?" dedi. Müslüman:
"Evet" dedi. Kız ikisi için silah çıkardı. Hafif olan çokça mücevherlerini de çıkardı. Kız silahı kuşandı. Erkeklere benzedi. Müslüman da silahı kuşandı. Gündüzün ortasında yola çıktılar. Onlarla Tarsus arasında otuz menzil vardı. İkinci gün düz bir yerde gidiyorlardı. Üç menzil katetmişlerdi. Müslüman bir toz bulutu gördü. Kıza dönüp:
"Sen benden daha keskin bakışlısındır. Bak bakalım bu toz nedir?" dedi. Kız baktı ve:
"Altı süvari görüyorum. Üzerlerinde beyaz elbiseler, altlarında beyaz atlar var" dedi. Onlar yolda giderken süvariler arkadan yetiştiler. Müslüman bakınca bunların arkadaşları olduğunu gördü. Onları tanıdı. Onlar da onu tanıdılar. Onlara şöyle dedi:
"Melik sizi öldürmedi mi?" Onlar:
"Evet. Sen Kur'an'ı okumadın mı?" dediler. O:
"Evet" eddi. Onlar:
"Her şehid bu dünyada canlıdır. Rızkını sabah akşam yer" dediler. Müslüman:
"Nereye gidiyor sunuz? Evlerinize mi gidiyor sunuz?" dedi. Onlar:"Bizim buna imkanımız yok. Fakat Allah'ın velilerinden bir veli bu dağların arasında öldü. Onun yakınında kimse yok. Allah onun defnini bizlere hibe etti. Bizim için şereftir. Yanımızda kefen ve cennetten koku var. Onu yıkayacağız, kefenliyeceğiz, defnedeceğiz ve döneceğiz" dediler. Müslüman onlara şöyle dedi: "istediğiniz şehadete eriştiniz. Ben sizin başkanmızdım, fakat size nasip olan, bana nasip olmadı. Bu Melik'in vezirinin kızıdır. Kalbine İslam girdi, benimle kaçtı. Dua ile bana yardım edin, Allah sizi İslam beldesine kavuştursun" Onlar şöyle dediler:
"De ki: Ey zulmetmeyen samed! Ey uyumayan kayyum! Ey istemeyen Melik! Ey zelil olmayan aziz! Ey zulmetmeyen cebbar! Ey görülmeyen gizli! Ey şüphe etmeyen semi'! Ey haksızlık etmeyen adil! Ey yok olmayan daim! Ey unutmayan halim! Ey bıkmayan kayyum! Ey ihtiyaç hissetmeyen Gani! Ey galip gelinmeyen mani'! Ey zayıflamayan şedid! Ey sözünden dönmeyen sadık! Ey ellerini cömertlikle uzatan! Ey mülkünde hamd eline! Ey mekanı yüce olan! Ey durumu yüce olan! Ey senden başka ilah bulunmayan! Ey senden başka ilah bulunmayan!" Sonra kayboldular. Onları göremedi.
Müslüman bir çeşmenin başında durup, ondan su içen bir çoban gördü. Çoban kalktı ve namaz kıldı. Çobana şöyle dedi:
"Ey çoban! Sen müşriklerden korkmuyor musun, onların arasında namaz kılıyorsun?" Çoban:
"Be hey adam! Sen deli misin? Kafirler nerde?" Müslüman:
"Sen Rum beldesinde değil misin?" dedi. Çoban:
"Be hey adam! Tarsus'un duvarlarına bakmıyor musun?" dedi. Müslüman bakınca Tarsus'un burçlarını gördü. Kıza İslam'ı öğretti. Kız çeşmeden yıkandı. Şehre girdiler. Müslümanlar onları karşıladı. Müslüman kız ile evlendi. Ondan yedi oğlu oldu.
"Müellif şöyle diyor:
"Ma'sumin" kitabının sahibi buna benzer bir hikaye anlatmaktadır. Bu ümmetin cesurları, kahramanları çokluklarından, sınırlamazlar. Süvarileri, cesur erkekleri çokluklarından, sayılamazlar. Bizim zikrettiklerimiz yeterlidir. Tekrar zikretmeye dönme isteği yoktur. Onların hepsini görmek isteyenler, yazılmış savaş kitaplarını telif edilmiş tarih kitaplarını araştırsın. Oralarda kahramanların akıl durduracak işlerini görecektir. Cesurların akıl sınırlarını zorlayan hareketlerine şahid olacaktır."
"Bu Allah'ın fazlıdır. Dilediğine verir. Allah büyük fazıl sahibidir." [186]
[1] Müslim Kader; "Kuvveti emretmek ve acizliği terketmek" bölümü: 1/31, No: 2664; "Ebu Hureyre'den hadiser cüzü. İbni Mace Mukaddime Kader bölümü: 1/31, No: 79; Ebubekir b. Ebu Şeybe Ali b. Muhammed et-Tenafüsi ve Abdullah b. İdris yoluyla... Bu son kişinin elinde Müslim'in lafzına benzer bir hadis cüzü vardır. İbn Mace Züht: Tevekkül ve Yakin Bölümü: 2/1395, No: 4168. İbn Halan ve Erac yoluyla rivayet etmişdir. E'rac'da hadisin bir cüzü vardır. Ahmed: 2/366; Rabia ve E'rac yoluyla rivayet etmiştir. Ancak müellif, "Bu hadis her iki sahihte de vardır" dese de ben bu hadisi Buhari'de bulamadım.
[2] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/442
[3] Müslim'de fazladan "sana sığınırım" cümlesi vardır. Bu, aynı şekilde Buhari'de de sabittir. Ancak Müslim'de mevcut değildir. O sadece, selefe uymaktadır.
[4] Müslim Zikir, Dua, Tevhid ve İstiğfar; "Acizlik, Tenbellik v.b'den Allah'a sığınma" bölümü: 4/2079, No: 2706: Aynı lafızla Enes'ten rivayet etmiştir. Buhari Dua; ölüm ve Hayatın fitnesinden Allah'a sığınma bölümü: 7/159. Aynı lafızla Mu'temir ve Enes yoluyla rivayet etmiştir. Ebu Davud Salat, İstiaze Bölümü: 2/189, No: 154. Mu'temir ve Süleyman b. Temimi yoluyla rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/442
[5] Buhari Da'avat Galebetür Rical Bölümü: 7/158... Enes'ten rivayet etmiştir. Tirmizi Da'avat; Muhammed b. Yesar bize bahsetti Bölümü: 5/520, No: 3484, Mus'ab b. Medeni, Amr b. Ebu Amr, yoluyla rivayet etmiştir. Bu sonucunda hadis özet halinde vardır ve bu konuda şöyle demektedir: Bu hadis bu yönüyle Amr b. Ebu Amr'ın hadisinden daha gariptir. Nesai Îstiaze: Hüzünden Allah'ı sığınma Bölümü: 8/258. Said b. Süleyman ve Amr b. Ebu Amr yoluyla Rivayet etmiştir ki bu sonucunda hadis kısaca vardır.
[6] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/443
[7] (Nevevi) Takrib'de; 2/251, No: 1152'de der ki: Mus'ab b. Sa'd b. Ebi Vakkas ez-Zühri, Ebu Ziirare el-Medeni sikadır. Üçüncü kuşaktandır, İkrime b. Ebu Cehl'e yetişmiştir. 103 senesinde ölmüştür.
[8] (İbn Kesir) Nihaye (Tam adı el-Bidaye ve'n-Nihaye'dir): 2/217'de şöyle der: Rezil bir Ömre dönmekten sana sığmırm. Yani ömrün sonnudaki ihtiyarlık, acizlik, hüzün ve rezil olan her şeyden...
[9] Buhari Da'avat Cimrilikten Allah'a sığınma bölümü: 7/158 aynı lafızla Mus'ab'dan rivayet etmiştir.
Müslim Zikir, Dua, Tevbe, İstiğfar; Acizlik, Tembellik vb Allah'a sığınma bölümü: 4/208, No: 2706. Enes yoluyla benzerini rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444
[10] öuhari Da'avat Dünya Fitnesinden Allah'a Sığnma Bölümü: 7/164 ve Cimrilikten Allah'a sığınma Bölümü: 7/158.
[11] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444
[12] Müslim, Zikr, Dua, Tevbe, İstiğfar; İşlenen ve işlenmeyen bütün şerler'den Allah'a sığınma Bölümü: 4/2088, No: 2722. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/444
[13] (m) ve (a) nüshalarında "Menşauha" diye geçiyor.
[14] (m) ve (a) nüshalarında "Yestehilu" diye geçiyor. Bu hatadır.
[15] Bakara: 2/268. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/445-447
[16] Hatabi el-Garip: 2/496'da şöyle diyor: Tepeli. yani meyilli ve düz.
[17] Lisan'ul-Arap: 3/269'da şöyle diyor: Düzlük, Harğüç v.b şekildeki az meyil...
[18] Sihah: 2/2356'da ise şöyle diyor: Lus (rasa) sabit kılmak anlamındadır.
[19] Ahmed: 5/350. Aynı lafızla rivayet etmiştir. İbni Cezime Zekat, "Rasulullah'ın {s.a.v.) elini sadık olana vurup şeytanı ondan menetmesi vb. anlatımı "bölümü: 4/105, No: 2457, Muhammed b. Abdullah el-Mahzumi ve Ebu Muaviye yoluyla rivayet etmiştir. İbn Cezime, "A'meş'in, İbn Beride'yi duyup duymadığına vakf değilim" demiştir. Muhakkik der ki: İsnadı zayıftır. Çünkü A'meş müdellistir. Eb Muaviye bu hadis hakkında onun için, "Onu ondan dinlediğini biliyorum" demiştir. Hakim Müstedrek, Zekat: 1/417, Muhammed b. Said b. el-İsfahani ve Ebu Muaviye yoluyla rivayet etmiştir ve "Şeyheyn (yani Buhari ve Müslim) şatı üzere sahihtir. Oysa ikisi de onu almamışlardır. Zehebi'de ona uymuştur" demiştir. Beyhaki Sünen-i Kübra Zekat; Cimrilik, pintilik ve hırslılığın kötülenmesi Bölümü: 4/187.
[20] Tirmizi Tefsir: 5/454, No: 3369, Ebu İsa: "Bu hadis sadece bu yönüyle bildiğmiz garip bir hadistir" demiştir. Arnavuti, Camiu'I-usul üzerine yaptığı yorumda şöyle demiştir: Bu hadisin senedinde, İbn Hibban'dan başkasının güvenilir saymadığı Süleyman b. Ebi Süleyman el-Haşimi vardır. Geri kalanlar güvenilirdir. Ca-mi'uI-Usul: 6/447.
[21] Sinan'la şöyle demiştir: 1/426: Bulaştırmak, lekelemektir.
[22] (.Mim, ayn)'da akıl şeklindedir.
[23] Abdulfettah Ebu Gudde, Risalet'ül-Müsterşidin üzerine yaptığı yorum: s. 82. Hadisi Beyhaki, Zühd bölümünde zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Enes'in hadisinden de onun bir şahidi vardır. (Bu hadis) Pek çoklarının dillerinde "adevvuyke" yani tesniye (ikinci) kalıbıyla cari olur. Bu şekildeki telaffuzun aslı yoktur. Meşhur akın ise "adevveke" yani müfred (tek) şeklindedir. Bunu Allame Acluni, Keşf'ul-Hafa ve Mezü'ul-İlbâs: 1/I43'te ifade etmiştir. Hafız Iraki ise şöyle diyor: İhya hadislerinin tahricinde kitabın başlan acaiptir. B/7- Beyhaki Züht bölümünde İbn Abbas'ın hadisinden almıştır. (Bu hadisin) senedinde hadis uyduran Muhammed b. Abdurrahman el-Cazevan vardır. Zebidi, Şerh'ul-ihya: 7/206: Bunda Zebidi, Iraki'nin sözünün akabinde şöyle diyor: Onun delilendirdiğini Hafız İbn Hacer'in yazısıyla buldum. Ayrıca bu hadis için Enes v.b varyantlarından başka varyantlar da vardır.
[24] Müslim'de: "Kaçanların ardındaki savaşçı, çalışanların ardındaki istiğfar eden gibidir" şeklindedir. Siracu'l-Muluk.
[25] Buhari Edeb Gazaptan korkma Bölümü: 7/19.Müslim İyilik, Sıla Edeb; "Gazap anında kendine hakim olanın fazileti ve hangi şeyle-gazap gider bölümü: 4/2014, No: 2609; Yahya b. Yahya, Abdulala b. Hammad ve Malik yoluyla rivayet etmiştir.
[26] Beyhaki Sünen'ül-Kübra Siyer, Korkaklık ve Cesaret Bölümü: 9/170.
[27] İbn Mübarek Kitab'ul-Cihad: s. 93, No: 111.Ebu Davud Cihad Cür'et ve Korkaklık Bölümü: 3/26, No: 2511.Abdullah b. Yezid ve Musa b. Ali b. Rebah yoluyla rivayet etmiştir.
[28] Nahl: 16/61.
[29] Tirmizi Kıyametin Sıfatları bölümü altmış nolu konu: 4/667, No: 2516. Tirmizi hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir. Esedü'l Ğabe: 3/293.Şuabu'l İman: Cilt: 1/60. Şam'daki Dar'ül-Me'mun li't-Turas yayınlarında el yazması ve fotokopisi bulunmaktadır. Mekke'deki Ummül Kura Üniversitesinin kütüphanesindeki 2130 nolu kitaba bakılabilir. Beyhaki'nin başka bir rivayeti şöyledir: "Hatandan dolayı sana musibet gelmez. Yine bilki galibiyet, sabırla; zorluk, kurtuluşla beraberdir."Munziri şöyle demiştir: "Muhammed b. Tahir bunun muttasıl (birleşik) bir senet olduğunu söylemiştir. Müslim, (bu hadisin) Musa b. Ali, Alinin babası ve sahabeden bir topluluk yoluyla gelmiş olmasıyla delil getirmiştir. El-Muhtasar: 3/369, No: 2401. Mevarid'uz-Zaman Zekat, Cimrilik Bölümü: s. 207, No: 808. Musa b. AH b. Rebah ve Makberi yoluyla rivayet etmiştir. Feyz'ül-Kadir: 4/160, Suyuti burada hadisin hasen olduğunu söyler. Mtinavi ise hadisi Buhari'nin kendine ait tarih kitabında rivayet ettiğini söyler. İbn Ebi Hatem ise senedinin muttasıl olduğunu söyler. Zeynu'd-Din Irak'ı ise senedinin iyi (ceyyid) olduğunu söylemiştir. Beyhaki Sünen'ül-Kübra, Siyer Bölümü, Korkaklık ve Cesaret konusu: 9/170, el-Makrizi ve Musa b. Ebi Rebah yoluyla rivayet etmiştir. Bakz. Tarih'ül-Kübra.
[30] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/447-454
[31] Kalem: 68/4. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/454-455
[32] Buhari Cihad Siyer; Boyunda kılıç taşıma ve yüklenme bölümü: 3/228. Hadise "Biz onu deniz gibi görürdük. Ya da "Deniz olarak demiştir" ibaresini de eklemiştir. Müslim Fezail Nebi'nin (s.a.v.) cesareti ve savaşa atılması bölümü: 4/1803, No: 107; Yahya b. Yahya et-Temimi, Said b. Mansur, Ebu'r-Ra-bi el-Ataki ve Ebu Kamil yoluyla rivayet etmiştir. Bunların hepsi de Hammad b. Zeyd'den almıştır. Lafızları da Buhari'nin lafzı gibidir. Ebu Davud Edeb. Bu meseleye ilgili ruhsat hakkındaki rivayetler bölümü: 5/263, No: 4988, Katade ve Enes yoluyla benzerini kısaca rivayet etmiştir. Tirmizi Cihadın fazileti, Panik anında çıkış bölümü: 4/199, -No: 1687, Katade ve Enes yoluyla Buhari'nin lafzının benzerim rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/455
[33] En-Nihaye: 4/82. Temel, Süratle adımların birbirine yakınlığı bölümü.
[34] Buhari Cihad Siyer, Panik anındaki sürat ve hızlılık bölümü: 4/10 ve Buhari Cihad, Siyer, Ağır (tenbel) at bölümü: 3/219.
[35] Nesai'ye gelince, o da Sünen'i Kübra'yı doğrular. Çünkü ben onu Sünen'i Suğra'da görmedim. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/455-456
[36] Sahih'i Müslim, Cihad ve Siyer Bölümü; Huneyn savaşı konusu: 3/1401, No: 1776.79 Aynı lafızla... el-Bera şöyle demiştir: Vallahi sıkıntı (savaş) kızıştığında ona (s.a.v.)-sığınırdık. Bizim en cesurumuz dahi onu yani Peygamber'i (s.a.v.) (yardıma) çağırırdı. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/456
[37] Bütün nüshalarda "kaçtınız" şeklindedir. Doğru olan ise Buhari ve Müslim'de sabit olduğu gibi "kaçtınız mı?" şeklindedir.
[38] Müslim, Cihad ve Siyer bölümü, Huneyn savaşı konusu: 3/141, No: 1776. Aynı lafızla rivayet etmiştir.
Buhari Meğazi Bölümü, Allah Teala'nın, "Huneyn günü çokluğunuz hoşunuza gitmişti" ayetinin izahı konusu: 5/99, Gander ve Şu'be yoluyla, küçük bir değişiklikle rivayet etmiştir. Tirmizi Cihad Bölümü, Savaş anındaki sebat konusu: 4/199, No: 1688 benzeri bir lafızla rivayet etmiştir. Takrib; 2/73, No: 623'de şöyle diyor: Amr b. Abdullah el-Hamedani Ebu İshak es-Sabii çokça hadis rivayet eden (Ebu Hureyre v.b gibi), güvenilir ve Abid'dir. Üçüncü asırdandır. 129 senesinde ölmüştür. Bundan önce öldüğü de söylenir.
[39] Esedü'I-Ğabe: 6/144, No: 5959'da şöyle demiştir: Ebu Sufyan b. Haris b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdimenaf el-Kureyşi el-Haşimi Nebi'nin (s.a.v.) amcası oğludur. Rasulullah'ın (s.a.v.) süt kardeşi idi. İkisini de Halime es-Sadiye emzirdi. Önceleri peygamber (s.a.v.) hicret etti. Sonra islam'a girdi ve güzel bir müslüman oldu. Rasululullah (s.a.v,) ile beraber fetihte bulundu, sevinçlere şahit oldu ve güzel belalara uğradı. Sonra Rasulullah (s.a.v.) Ebu Sufyan'i sevdi ve onu cennetle müjdeledi ve:"Ümit ederim ki sen Ham za'd an hemen sonrasın" dedi.
[40] Lisanu'1-Arap: 3/691'de şöyle dedi: Hareket (Nefd) Nefede mastardır. Mesela, elbise ve saç v.b hareket etti veya ettirdi denilir. Yani onu hareket ettirdiğinde...
[41] Nihaye'de şöyle dedi: 2/480. Şuara'nın cemi olan= şu'r; -şin'in zammesi ve ayn'ın sükunuyla yazılan şekli- kızıl bir bitkidir. Deve yada eşeklerin arkasında çıkan beyazlık (şeklindeki yara) olduğu da söylenmiştir ki bu (yara) hayvana çok eziyet verir.
[42] Nihaye: 2/95'de şöyle demiştir: (de'da) (tede'da), yuvar!" ' ve düştü anlamındadır.
[43] Sireti İbni Hişam: 3/31.
[44] Uyunul Eser: 2/14.
[45] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/456-458
[46] Müslim, Cihad ve siyer bölümünde, "Huneyn savaşı" konusunda: 3/1398, No: 1775'de rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/458-459
[47] Ebu Davud, Elbiseler bölümünde, "Başlığın üzerine sarık" konusunda: 4/247, No: 1784'de Musannif yoluyla Kuteybe'den rivayet etmiştir. Tirmizi, "Bu hadis hasen ve ğaribdir. İsnadı sağlam değildir. Ebu Hasan el-Askalani ve İbni Rukane'yi bilmiyorum" diyor.
[48] Mizzi, Tehzibu'l-Kemal: 1/417.
[49] Fetih: 48/29.
[50] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümü, "Faziletinde cami olan" konusunda: 9/46'da Muhammed b. Ukayl'dan rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor:"Bezzar rivayet etmiştir. Senedinde bilmediğim kişiler vardır."
[51] Nihaye: 1/194.
[52] Nihaye: 5/152.
[53] Buharı Sahabeler bölümünde, "Ömer'in (r.a.) menkıbesi" konusunda, 4/199'da rivayet etmiştir/Ayrıca Edeb bölümünde, "Gülme ve tebessüm etme" konusunda, 7/93'de rivayet etmiştir. Aynca yaratılışın başlangıcı bölümünde, "İblis ve askerlerinin sıfatlan" konusunda, 4/96'da rivayet etmiştir. Müslim, Sahabenin Faziletleri bölümünde, "Ömer'in (r.a.) fazileti" konusunda, 4/1864'de, No: 2396'da, Yakub b. İbrahim b. Sa'd yoluyla babasından rivayet etmiştir.
[54] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/459-462
[55] Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümü, "Ömer'in müslüman oluşu" konusunda, 9/61'de Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Taberani Kebir ve Evsat'da rivayet etmiştir. Kebir'in isnadı sahihtir."Aynı şekilde, 9/62'de Sevban'dan rivayet etmiştir. Heysemi, "Tabe: rani rivayet etmiştir. Senedinde Yezid b. Rabia er-Ribhi vardır. Terkedilmiştir. İbni Adiy, "Mahzuru olmayacağını ümid ederim" diyor. Diğer ravileri sikadırlar."Aynı şekilde, Sahabenin Menkıbeleri bölümünde, "Ömer'in (r.a.) menkıbesi" konusunda, 1/262'de, No: 338'de, Hasan'dan rivayet etmiştir. Muhakkik, "İsnadı zayıftır. Çünkü mürseldir. Fakat İbni Sirin'den gelen ikinci bir mürsel ile güçleniyor. Hasen sened oluyor" diyor. Mevarid'uz-Zam'an, Menkıbeler bölümünde, "Ömer'in (r.a.) fazileti" konusunda, s. 535, No: 2180'de, Aişe'den rivayet etmiştir. Uyun'ul-Eser, "Ömer'in (r.a.) müslüman oluşu" konusu, i/11 'de Aişe'den rivayet edilmiştir.
[56] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/462-463
[57] Sireti İbni Hişam: Ömer b. Hattab'ın (r.a.) müslüman oluşu: 1/294. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/463
[58] Sireti İbni Hişam: Ömer b. Hattab'ın müslüman oluşu: 1/294.
[59] Riyadun Nadre: 1/197. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/463-465
[60] Riyadu'n-Nadre: 1/209.Mecma'uz-Zevaid, Menkıbeler bölümünde, "Şeytanın Ömer'den korkuşu menkıbesi" konusunda, 9/70'de mana ile rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor:"Taberani iki isnadla nakletmiştir. İkinci rivayetin isnadı sahihtir. Ancak Şa'bi İbni Mes 'ud'dan işitmerniştir. Pirinci rivayette Mes'udi vardır. Sikadır. Fakat karıştırmıştır." Mes'udi'nin rivayeti Şa'bi'nin rivayetiyle destekleniyor. Sahih olduğu ortaya çıkıyor.
[61] Riyadun-Nadre: 1/208.
[62] Riyadu'n-Nadre: 3/208.
[63] Müslim Sahabenin faziletleri bölümünde, "Ali'nin (r.a.) fazileti" konsunda, 4/1870-1871'de rivayet etmiştir. El-İstiab: 3/1097.
[64] Buhari, Cihad ve siyer bölümünde, "Rasulullah'm (s.a.v.) İslam ve peygamberliğe daveti" konusunda, 4/5'de Sehl b. Sa'd'dan rivayet etmiştir. Müslim, Sahabenin menkıbeleri bölümünde, "Ali'nin (r.a.) menkıbesi" konusunda, 4/1872, No: 2405 'de Selme b. Ekva'dan rivayet etmiştir. Tirmizi, Menkıbeler bölümünde, "Ali'nin (r.a.) menkıbesi" konusunda, 5/638, No: 3724'de, Sa'd b. Ebi Vakkas'dan rivayet etmiştir.
[65] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/465
[66] Ahmed, 3/16'da rivayet etmiştir. Mecma'uz-Zevaid Menkıbeler Bölümünde, "Ali'nin (r.a.) cesareti ve bayrağı taşması" konusunda, 9/124'de rivayet edilmiştir.
[67] Biyografisi, s: 386'da geçti.
[68] Lisan'ul-Mizan: 3/361, No: 1454'de şöyle diyor: "Abdullah b. Mus'ab ez-Zübeyri Mus'ab b. Abdullah'ın babasıdır. İbni Main, "Zayıftır" demiştir. İbn Hibban, "sikadır" diyor. Buharı ve İbni Ebu Hatim zikretmişler, fakat görüş belirtmemişlerdir.
[69] O, Mus'ab b. Sabit b. Abdullah'dır. S: 424'de geçti.
[70] Takrib: 1/367, No: 97'de şöyle diyor: "Sa'sa'a b. Suhan el-Abdi. Kufe'ye geldi. Büyük bir tabiindir. Muhadram'dır. Sikadır. Muaviye'nin hilafetinde öldü."
[71] Bakara: 2/194.
[72] Riyadun Nadre fi menakibil aşere: 2/225.
[73] Zehairil Ukba.
[74] Riyadu'n-Nadre: 2/225.
[75] El-İstiab: 3/1123.
[76] Takrib'de şöyle difor: "Muttalib b. Ziyad b. Ebi Züheyr es-Sekafi. Sakitoğullarının azadlı kölesidir. Kufe'lidir. Saduktur. Vehmedebiliyor. Sekizinci tabakadandır. Seksenbeş yılnda öldü."Mizan'da şöyle diyor: "ibni Main ve başkaları, "sikadır" diyorlar. Ebu Davud, "Sahihtir" diyor. Ebu Hatim, "delil olmaz" diyor. İbni Sa'd, "zayıftır" diyor."Tehzib'de şöyle diyor: "Ahmed ve İbni Main, "sikadır" diyorlar. İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Adiy, "Hasan ve Garip hadisleri var. Münker hadisini görmedim. Mahzuru olmayacağnı ümit ederim" diyor. İçli, "Kufe'lidir. Sikadır" diyor."Takrib: 2/254, No: 1175; Mizan: 4/128, No: 8591; Tehzib: 10/177, No: 231.
[77] Biyograisi s: 165'de geçti.
[78] Biyografisi s: 329'da geçti.
[79] Takrib: 1/409, No: 255'de şöyle diyor: "Abdullah b. Hasan b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib el-Haşimi el-Medeni. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Sika ve değerli biridir. Beşinci tabakadandır. Kırkbeş yılının başında, yetmiş beş yaşında öldü."
[80] (a) nüshasında "Hayber" kelimesi yoktur.
[81] Siret-i İbn-i Hişam: 3/216.
[82] (m) nüshasında kesiretün diye geçiyor.
[83] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/465-469
[84] İbni Mübarek Cihad kitabında, s. 77, 91 'de No: 92'de rivayet etmiştir. Hılyetul Evliya: 8/174'de rivayet edilmiştir. İsbehani şöyle diyor: "İshak b. Yahya b. Talha'mn ğarib hadislerindendir. Süleyman'dan sadece İbni Mübarek nakletmiştir."Tabakatu İbni Sa'd: 3/218'de özetle nakledilmiştir. Mevarid'uz-Zam'an: s. 546, No: 2213'de rivayet edilmiştir. Hakim, Sahabenin marifeti bölümünde, 3/266'da Aişe'den rivayet etmiş ve, "Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir." demiştir. Mecma'uz-Zevaid, Savaşlar ve Siyer bölümünde, "Uhud savaşı" konusunda, 2/112'de Arşe'den rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedindeki İbni Yahya b. Talha terkedilmiştir" diyor. Îbni Mübarek'in ikinci bir rivayetinde şöyle diyor: "Musa b. Talha bana şöyle dedi:"Talha otuz yedi veya yetmiş beş yara ile geri döndü. Yan tarafı parçalanmştı. Orta parmağı felç olmuştur. Erkeklik organı kesilmişti." s: 71, 80, No: 92.Aynısını Hakim, Müstedrek, Savaşlar bölümü: 3/25'de rivayet etmiş ve, "Buhari ve Müslim'in şartlaryla sahihtir" demiştir. Zehebi de bu görüştedir. Kenz'ul-Ummarın sahibi: 10/426'da bu hadisi uzunca nakletmiş ve Ebu Davud et-Tayalisi, İbni Sa'd, İbni Seniy, Taberani Evsat ve Kebir'de, Darekutni Efrat'da, Ebu Nuaym Marifet'de, İbniAsakir ve Ziya el-Makdisi'ye nispet etmiştir. Keşf 'ul-Estar an Zevaidil Bezzar, Hicret ve Savaşlar bölümü, "Uhud savaşı" konusu: 2/324'de rivayet edilmiştir. Bezzar şöyle diyor:"Bunu Ebu Bekir Sıddık'a nispet eden kimseyi bilmiyoruz. Bundan başka senedinin olduğunu da bilmiyoruz. İshak'tan İbni Mübarek ve bir topluluk rivayet etmiştir."Heysemi, Mucemma': 6/112'de şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedinde İshak b. Yahya b. Talha vardr. Terk edilmiştir."Takrib: 1/62, No: 443'de şöyle diyor: "İshak b. Yahya b. Talha b. Ubeyduüah et-Teymi. Zayıftır. Beşinci tabakadandır. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/469
[85] Tehzibu Tarihi İbni Asakir: 7/86.
[86] Istiab: 2/511-512.
[87] Riyadun Nadre: 2/264.
[88] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/470-472
[89] Buharı, Savaşlar bölümünde, "Meleklerin Bedir'e gelmeleri" konusunda, 5/14'de rivayet etmiştir.
[90] Nihaye: 2/101.
[91] Tarih ve Cerh ve Ta'dil'de zikretmişler ve hakknda sukut etmişlerdir. Tarih: 6/372, No: 2675; Cerh: 6/261, No: 1443.
[92] Riyadu'n-Nadre: 2/266. Şöyle diyor: "Beğavi Mu'ceminde rivayet etmiştir.
[93] Riyadu'n-Nadre: 2/270.
[94] (m) ve (a) nüshalarında, "ve ok yarası" diye naklediliyor.
[95] (m) ve (a) nüshalarında, 4'fiha' fazladır.
[96] Buhari, Sahabeler bölümünde, "Zübeyr b. Avvam'ın menkıbesi" konusunda: 4/211 'de rivayet etmiştir.
[97] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/472-474
[98] Riyadu'n-nadre: 2/262'de şöyle diyor: "Beğavi Mu'cem'inde rivayet etmiştir.
[99] Takrib: 1/161, No: 229'da şöyle diyor: "Hassan b. Sabit b. Munzir b. Haram el-Ensari el-Hazreci. Künyesi Ebu Abdurrahman veya Ebu Velid'dir. Rasulullah'm (s.a.v.) şairidir. Meşhurdur. Elli dört yılında yüzyirmi yaşında öldü."
[100] Riyadu'n-Nadre: 2/268-269.
[101] Mecma'uz-Zevaid, Meğazi ve Siyer bölümünde, "Uhud savaşı" konusunda: 6/113'de rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedindeki Osman b. Abdurrahman b. Vakkas terkedilmiştir."
[102] Riyadun Nadre fi menakibil aşere: 2/295.
[103] Nihaye: 4/210'da şöyle diyor: "Tekevvefe: Toplamaktır. Küfe ismi de buradan geliyor."Lisan'ul-Arap: 3/314'de şöyle diyor: "İbni Seyyid'e şöyle diyor: "Küfe bu şekilde isimlendirildi. Çünkü Sa'd burayı inşa etmek isteyince, orayı onlara gösterdi ve, "burada toplanın" manasındaki, "Tekevvefu fi hazal mekan" dedi."
[104] İstiab: 2/608; Riyadu'n-Nadre: 2/268. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/474-476
[105] İbni Ebi Şeybe, Cihad bölümünde rivayet etmiştir. Kavileri sikadır. Yalnız, "Maktu" hadîstir.
[106] Riyadu'n-Nadre: 2/299.
[107] Safvetüs Safve: 1/361.
[108] Mücadele: 58/22. Esedül Gabe: Amir b. Abdullah b. Cerrah'ın biyografisi: 3/128, No: 2705. İbni Esir şöyle diyor: "Vakidi bunu reddediyor ve, "Ebu Ubeyde'nin babası İslam'dan önce öldü" diyor. Fakat ilim ehli bu görüşü red ediyor."
[109] Nihaye: 4/278'de şöyle diyor: "Leveke: Bir şeyi yutmaya çalışmaktır."
[110] Nahl: 16/126.
[111] Sireti İbni Hişam, Uhud Savaşı: 3/39-40. Tabakatu İbni Sa'd Hamza: 3/18; Vakidi: 1/267.
[112] Vakidi Uhud Savaşı: 1/317.
[113] Takrib: 2/66, No: 543'de şöyle diyor: "Amrb. Sabit, Ebu Mik-dam el-Kufi'nin oğludur. Bekir b. Vaü'in azadlı kölesiflir. Zayıftır. Red edilmekle itham edilmiştir. Sekizinci tabakadandır. Yetmiş iki yılında öldü."
[114] Cerh'te şöyle diyor: "Sabit b. Hürmüz. Ebu'l-Mikdam el-Haddad. Bekir b. Vail'in azadh kölesidir. Amr b. Ebi Mikdam'ın babasıdır. Ahmed onun için, "sikadır" diyor. Yahya b. Mani, "sikadır" diyor. Ebu Hatim, "salihtir" diyor."Mizan'da şöyle diyor: "Sabit b. Ebi Mikdam, bazı tabiinlerden rivayet etmiştir. Meçhuldür. İbni Cevzi böyle naklediyor. Sabit'in Ebu Mikdam olması uzak bir ihtimal değildir. O sabit b. Hürmüz'dür. İbni Müseyyeb'den rivayette bulunmuştur. Sikadır. Nesai onunla delil getirmiştir. Cerh: 2/459, No: 1854; Mizan: 1/368, No: 1377.
[115] Siyeri A'lamun Nübela: Cafer b. Ebu Talib'in biyografisi: 1/211. Muhakkik şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Ancak senedi kopuktur. Amr b. Sabit'in babası altıncı tabakadandır. Senedi şöyledir. Ebu Ahmed ez-Ziibeyri Amr b. Sabit'ten o da babasından rivayet etmiştir."
[116] Esedül Ğabe: 1/206, No: 391 'de şöyle diyor: "Bera b. Malik b. Nadr el-Ensari. Enes b. Malikin kardeşidir. Uhud'a ve hendeğe katıldı. Diğer bütün savaşlara Rasulullah'a (s.a.v.) yanında katıldı. Bedir'e katılmadı. Cesur ve yiğit biriydi. Tuster günü Farslar yenildikten sonra yirmi beş yılında Hürmüzan tarafından öldürüldü."
[117] Esedül Ğabe: Bera b. Malik: 1/207, No: 391. İbni Abdülberr'in İstiab: Bera b. Malik: 1/153, No: 172; Hılyetül Evliya Bera b. Malik: 1/350, No: 50.
[118] Esedül Ğabe Bera b. Malik: 1/206.
[119] Siyeri A'lamun Nübela Bera b. Malik'in Biyografisi: 1/196. İsnadı Ma'mar Eyyüb'den, o da İbni Sirin'den rivayet etmiştir. Muhakkik şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Fakat sened kopuktur. İbni Şirin Bera'dan işitmemiştir."
[120] Biyografisi: s. 508'de geçti.
[121] Tertibil Kamus: 4/239'da şöyle diyor: "İnhena: Eğilmektir." İbni İshak: 3/19'da şöyle diyor: "Eğilinceye kadar, onunla düşmanı biçmendir.'
[122] Bütün nüshalarda, "Hişam" diye naklediliyor. Doğrusu, "İbni Hişam"dır.
[123] Sireti İbni Hişam: 3/19-20.
[124] Nihaye: 4/219.
[125] Sireti İbni Hişam Kılıçların yıkanması: 3/43.
[126] Esedül Ğabc, Semmak b. Hurşe: 2/352. İbni Esir şöyle diyor: "O gün öldürüldü. Bir rivayete göre ise yaşadı ve Ali (r.a.) tarafında Sıffin savaşına katıldı. Birinci görüş daha doğrudur."
[127] Nihaye: 1/339'da şöyle diyor: "Yecsu: Dizlerinin üzerine oturdu."
[128] Teöibil Kamusul Muhit: 4/91'de şöyle diyor: "Kinanetus siham: İçinde tahta olmayan, deriden ok torbasıdır."
[129] Biyografisi: s. 309'da geçti.
[130] Siyeri A'lamun Nübela: Ebu Talhâ el-Ensari'nin
biyografisi:2/32.Müstedrek Sahabenin Marifeti Bölümü: 2/302'de rivayet
edilmiştir. Hakim şöyle diyor: "Bu hadis bu senedle rivayet edilmemiştir.
Ravilerinin hepsi sikadır. Bu hadisi Ali b. Yezid b. Ced'an'dan, o da Enes'den
rivayet etmiştir."Zehebi şöyle diyor: "Ravileri sikadır. Bu metin
İbni Uyeyne yoluy
[131] Bütün nüshalarda, "Kervan" diye geçiyor. Doğru olanı "deve" şeklindedir.
[132] Esedül Ğabe: 2/111.
[133] Siyeri A'lamın Nübela, Halit b. Velid'in biyografisi: 1/366.
[134] Bütün nüshalarda "Hizam diye naklediliyor. Bu yanlıştır. Doğrusu Takrib'de geçtiği gibi "Hazim"dir. Biyografisi: s. 320'de geçti.
[135] Tabakatu İbni Sa'd Ebu Bekir Sıddık'ın Necd'deki Kilab oğullarına gönderilen seriyyesi: 2/118.
[136] Takrib: 1/229, No: 170'de şöyle diyor: "Havvat b. Cubeyr el-Ensari. Sahabidir. Bedir'e katıldığı söyleniyor. Kırk altı yılında veya daha sonra öldü. Yetmiş dört yaşındaydı."
[137] Sihah: 2/554'de şöyle diyor: "Vedetun: Güvenli sakin yerdir"
[138] Sihah: 5/2026'da şöyle diyor: "Li emetin: Zırh'tır."
[139] Sihah: 6/2294'de şöyle diyor: "Seniye: Eğilmek, bükülmektir."
[140] Sihah: 5/1788'de şöyle diyor: "Felele: Dönmek yüz çevirmektir."
[141] Sihah: 3/339'da şöyle diyor: "Şase: Emretti manasınadır. Sais ise emreden, yönlendiren manasındadır."
[142] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/476-493
[143] Esedül Ğabe: 5/477, No: 5519'da şöyle diyor: "Yezid b. Esid b. Asid'e. Babası Esid ve Amcası Ebu Haysame el-Ensari ile birlikte Uhud'a katıldı."
[144] Esedül Ğabe: 1/108, No: 160'da şöyle diyor: "Esid. Esid b. Useyd'dir. Bu Ebu Useyd Malik b. Rabia b. Budn b. Amir b. Avf b. Harise el-Hazreci es-Saidi'dir. Abdan el-Mervezi sahabeden zikretmiştir."
[145] Esedül Ğabe: 3/52, No: 2560'da şöyle diyor: "Dırar b. Ezver. Ezver'in adı Malik b. Evs b. Cezime b. Rabia b. Malik'tir. Künyesi Ebu Ezver'dir. Şair, cesur ve atak biriydi. Ebu Bekir'in hilafetinde Halit b. Velid'in emri ile Malik b. Nuveyre et-Temimi'yi öldüren kimsedir. Yemame'de Müseyleme'nin öldürülmesine şahid oldu. Orada büyük bir belaya uğratıldı. İki ayağı da kesildi. Dizlerinin üzerinde sürünerek savaşmaya başladı. Atların ayakları altında kaldı ve öldü."
[146] İbni Asakir. Bulamadım. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/493
[147] İbni Asakir: Bulamadım.
[148] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/493-494
[149] Mecma'uz-Zevaid, Cihad bölümü, "Savaşta meşveret" konusunda: 5/319'da rivayet edilmiştir. Taberani de kesik senetle rivayet etmiştir.
[150] (m) nüshasında "savaşta" diye naklediliyor.
[151] (m) nüshasında, "Sayılır" diye naklediliyor.
[152] Takrib: 2/69, No: 575'de şöyle diyor: "Amr b. Dinar el-Mek-ki. Künyesi Ebu Muhammed el-Esrem'dir. Cuhmoğularının azadlı kölesidir. Sikadır. Dördüncü tabakadandır. Yirmi altı yılında öldü.
[153] Tehzib'de şöyle diyor: "Cafer b. Zübeyr b. Avam b. HuveyIid b. Esed b. Abduluzza el-Kureşi el-Esedi. Zübeyr'in en küçük çocuğuydu. Annesi, Kays b. Sa'lebe oğullarından Zeyneb diye biriydi."Esedül Ğabe'de şöyle diyor: "Abdullah b. Zübeyr ve Cafer b. Zübeyr'in Rasulullah'a (s.a.v.) biat ettikleri söyleniyor. Bu yanlıştır. Biat edenler Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Cafer'dir. O zaman altı yaşında idiler."
[154] Riyadun Nadre fi Fadailil Aşere: 2/280.
[155] Takrib'de şöyle diyor: "Abdurrahman b. Muaviye b. Huveyris el-Ensari ez-Zerki. Künyesiyle meşhurdur. Saduktur. Hıfzı kötüdür. Mürcie olmakla itham edilmiştir. Altıncı tabakadandır. Otuz yılında öldü."Cerh'te şöyle diyor: "Malik'e, o sorulunca "sika değildir" dedi. İbni Main, "Onun hadisi delil olmaz" diyor. Ebu Hatim, "Güçlü değildir. Hadisi yazılır. Ama delil olmaz" diyor. Tehzib'de şöyle diyor: "İbni Hibban Sikat'da zikretmiştir. İbni Adiy, "Hadisi çok değildir. Malik Medine'li olduğu için onu daha iyi bilir. Ondan birşey rivayet etmemiştir." diyor."Takrib: 1/498, No: 1116; Cerh: 5/284, No: 1352; Tehzib: 6/272, No: 539.
[156] Biyorafisi, s: 549'da geçti.
[157] (m) nüshasında, "Talha" diye naklediliyor. Bu açık bir hatadır. Esedül Ğabe: 2/66, No: 1281'de şöyle diyor: "Hanzala b. Ebi Amir el-Evsi. Hanzala, Müslümanların ileri çelenlerinden ve faziletlilerindendi. Meleklerin yıkamasıyla meşhurdur. Uhud günü şehid edildi.
[158] (m) nüshasında yoktur
[159] Esedül Ğabe'de şöyle diyor: "Abdullah b. Ebi Süfyan b. Haris b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenafel-Kureşi el-Haşimi. Sahabeden sayılıyor. Fakat hiçbir rivayeti yoktur. Rasulullah'ı da görmemiştir."
İstiab'da şöyle.diyor:."Rasulullah'ı (s.a.v.) görmüştür. Fetihten sonra onunla beraberdi. Müslümandı."Esedül Ğabe: 3/263, No: 2980; İstiab: 3/921, No: 1578.
[160] (m) nüshasında "yecsu" diye naklediliyor.
[161] Esedül Ğabe: 3/53, No: 2561'de şöyle diyor: "Dirar b. Hattab b. Mirdas b. Kuseyr b. Amr b. Habib b. Şeyban b. Muharrib b. Fihr b. Malik el-Kureşi el-Fihri. Fetih müslümanlarmdan idi."'
[162] Tehzibu Tarihi Dimeşk: 7/34
[163] Esed'ül-Ğabe: 3/54.
[164] Esed'ül-Ğabe: 3/348, No: 772 de şöyle diyor: "Culeybib. Ensardandır."
[165] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/494-500
[166] Müslim Sahabenin Faziletleri Bölümünde, "Celebibi'in faziletleri" konusunda: 4/1918'de no: 2472'de rivayet etmiştir.
[167] Esedül Gabe: 3/20.
[168] Esedül Ğabe: 2/44, No: 1233'de şöyle diyor: "Hakim b. Cebele b. Husayn b. Esved b. Ka'b b. Amir b. Haris. Ebu Ömer şöyle diyor: "Rasulullah'a (s.a.v.) kavuştu. Fakat hiçbir rivayetini görmedim. Salih bir adamdı. Cemel vakasında öldürüldü."
[169] (m) ve (a) nüshalarında 'Elhadani' diye naklediliyor
[170] Esedü'1-ğabe: 2/44.
[171] Takrib'de şöyle diyor: "Osmart b. Ebi Atike, Süleyman el-Ezdi. Künyesi Ebu Hafs ed-Dimeşki'dir. Kadı idi. Ali b. Yezid el-Elhani'den naklettiği rivayette zayıftır demişlerdir. Yedinci tabakadandır. Ellibeş yılında öldü."
Cerh'de şöyle diyor: "Abdurrahman, Ebu Hatim'den nakille şöyle diyor: "Düheyme'nin onun için, "Mahzuru yoktur" dediğini işittim. Beldenin kadısı idi. Ali b. Yezid'ten yaptığı rivayetin dışındaki rivayetleri red edilmemiştir."
Yahya b. Main, "Bir şey değildir" diyor. Ahmed, "Mahzuru yoktur" diyor. Nesai, Metruk'inde "Ebu Hafs el-Kas zayıftır" diyor.
Takrib: 2/10, No: 76; Cerh: 6/163.
Nesai'nin Ed-Duafa ve'1-Metrukin: s. 76, No: 416.
[172] Sihah: 2/1143'de şöyle diyor: "el atatetü: Sesin aktarımıdır. İnsanlar, "hayt hayt" dediklerinde, bunun aktarımım anlatır.
[173] Sihah: 4/1584-1585'de şöyle diyor: "Ed-Dekku: Kırıp, yerle Diretmektir."
[174] (m) ve (a) nüshalarında "Onlar" diye geçiyor.
[175] Siyeri A'lamun Nübela: 4/499-500.
[176] Takrib: 2/280, No: 1424'de şöyle diyor: "Mihleb b. Ebi Sufre. İsmi Zalim b. Sarik el-Atki el-Ezdi'dir. Künyesi Ebu Said'dir. Basra'hdır. Emirlerin sikalarındandır. Savaşı bilen biriydi. Düşmanları onu yalancılıkla suçluyordu. İkinci tabakadandır. Mürsel rivayetleri vardır. Ebu İshak es-Sebii şöyle diyor: "Ondan daha faziletli bir emir görmedim" Seksen iki yılında öldü.
[177] Bütün nüshalarda.Yesteciru" diye geçiyor. Bu manayı vermiyor. Doğrusu"Yetecerreu" dur.
[178] Tarih'ul-Bağdat: 13/21, No:'6985'de şöyle diyor: "Müminlerin emiri Musa el-Hadi b. Muhammed el-Mehdi b. Abdullah el-Mansur b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas. Künyesi Ebu Muhammed'dir, Halifelik için kendisine biat edildi.
[179] Sihah: 5/1997'de şöyle diyor: "Ğulmet: Bastıncı şehvettir."
[180] Takrib: 1/36, No: 218'de şöyle diyor: "İbrahim b. Şemmas el-Öazi. Künyesi Ebu İshak es-Semerkandi'dir. Bağdat'a geldi. Sikadır. Onuncu tabakadandır. Yirmi bir yılında öldü."
[181] Sihah: 2/2207'de şöyle diyor: "Menn: İki rıtıldır."
[182] Bulumadım.
[183] (m) nüshasında "Buldum diye naklediyor.
[184] Tertibil Kamus: 1/222'de şöyle diyor: "Baht: Nasip, pay'dır."
[185] (m) nüshasında, "cariyenin kalbine" diye naklediyor.
[186] Hadid: 57/21.
İslami Okul Okulların En Önemlisi