OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM - Cihad - 37. Sayfa
1- Mücahidin Bilmesi Gereken Hükümler Ve Şer'i Adaplar
2. Savaşın Hile Tuzak Ve Adabı Hakkında Kısa Bir Özet
SONUÇ
Şüphesiz ki ilim çoktur. Olay şekilleri sınırlanamayacak kadar fazladır. Talimatlı hükümlerin belli bir kuralı yoktur. Her bilimin belli bir alanı vardır. Fakat basit olayları bilmemekte kimse mazur değildir. Meselelerin asıllarını bilmek gerekir. Sonra teferruat ve tali meseleler, meydana geldikçe hükümlerine bakılır. Meydana gelme yerlerine göre hüküm alırlar. Allah bazı insanları, bu konularda taklid mercii kılmıştır. [1]
1289- Meşhur bir hadiste şöyle diyor:
"İlim öğrenmek her müslümana farzdır. [2]
Muhakkiklere göre buradaki ilimden maksat; bir işe başlarken amelin sahih olmasının kendisine bağlı olduğu ilimdir. Bizim şimdi burada zikrettiklerimizin çoğu, herhangi bir savaşçının bilmesi gereken şeylerdir. Her ne kadar olayların meydana geliş şekli kişilere göre değişse de. Savaşçılar (Gaziler) dil ve yer olarak farklılık arzetseler de, İslam onları cihad üzerinde bir araya getirmiştir. Fiilleri arasındaki farklılık da taklidin sonuncudur. Bundan dolayı; mezhepleriyle amel edilen imamlar arasındaki farklılıkları burada anlatmak istedim. Taki her mezhebin mensupları, kendi mezheplerinin görüşleriyle amel etsinler. Burada çokça meydana gelen ayrıntılı olayları anlatacağım. Bu olayları çözebilmek, çoğu insan için zordur. Burada hükümleri bölümler halinde sundum. Dolayısıyla bu, "sonuç" bölümü iki kısımdan oluşuyor.
Birinci Kısım: Mücahid kimsenin bilmesi gereken hükümler ve şer'i adaplar hakkındadır.
İkinci Kısım: Savaştaki hile ve tuzaklarla ilgili kısa bir özettir.
Allah, kendisimden yardım istenendir. O herşey için yeterlidir. [3]
1- Mücahidin Bilmesi Gereken Hükümler Ve Şer'i Adaplar
İmamın veya tayin edilen amirin izni olmadan savaşmak mekruhtur. Haram değildir.Çünkü bunda en fazla kendi nefsini tehlikeye atma vardır. Bu da cihadda caizdir.[4] Şeyh'ül İslam Ebu Hafs el-Bulkini şöyle diyor:
"Bu kerahetten bazı durumlar istisna edilebilir. Bunların:
Birincisi: Savaşmak isteyen kişi veya grup izin istemeye gittiklerinde hedefleri kaybolacaksa, izinsiz savaşmaları mekruh değildir.
İkincisi: Eğer imam cihadı terk etmişse, o ve askerleri dünya işleri veya başka şeylere dalmışlarsa, ki durum günümüzde birçok yerde görülüyor- bu durumda savaşmak isteyen kişi veya grup için mekruhluk söz konusu değildir. Çünkü bu durumda ihmal edilmiş bir farzı yerine getirmektedirler.
Üçüncüsü: Savaşmak isteyen kişi izin alamıyorsa, izin istese de izin alamıyacağı kanaatinde ise, bu durumda onun için de kerahet söz konusu değildir. [5] Bulukini'nin tespiti çok güzeldir.
İmam Muvaffikuddin b. Kudame el-Hanbeli "Muğni" kitabında şöyle diyor:
"Eğer imam yok olursa, cihad tehir edilmez. Çünkü cihadın maslahatları, tehir edilmesiyle kaybolur.
[6]Komutanın ordusuyla veya askerleriyle kaçmama üzerine biatlaşması sünnettir. Çünkü Rasulullah da (s.a.v.) Hudeybiye senesinde böyle yapmıştır. Öncü kuvvetler çıkarması, düşmana karşı casuslar göndermesi, perşembe günü sabah yola çıkması, sancaklar oluşturması, her bölüğü bir sancak altında toplaması, her bölük için belli bir alamet koyması, -taki birbirlerini öldürmesinler, Savaş diyarına savaş düzeniyle girmesi sünnettir. Çünkü bu bir ihtiyat tedbiridir ve düşmana korku verir. Zayıfların yardımına koşması, iki tarafın karşılaşma anında dua etmesi, insanları savaş, sabır ve sebat'a teşvik etmesi, savaşı öğle sıcağından sonraya ertelemesi veya rüzgar kesilene kadar ertelemesi, bütün bunlar sünnettir. Bunlardan sonra galibiyet gelir. Bunlar eğer savaşa sabah başlamamışsa geçerlidir. Sesini fazla yükseltmeden tekbir getirmesi de sünnettir. Bütün bunlar salih hadislerde ifade edilmişlerdir. Bunlarda herhangi bir İhtilaf bilmiyorum.
[7]Kurtubi, Allahu Tealanın,
"Sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin." [8]
Ayetinin tefsirinde şöyle diyor:
"Bu zikrin hükmü, gizli olmasıdır. Çünkü zikreden yalnız başına ise [9] savaşta sesi yükseltmek kötü ve mekruhtur. Ancak saldırı sırasında grup halinde iseler, ses yükseltmesi güzeldir. Çünkü düşman askerlerine korku salar. Ebu Davud'un Kays b. Ubad'dan [10] rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı savaş sırasında bağırmayı kerih görürlerdi. [11]
[12]Müellif şöyle diyor: "Bu murseldir. Ebu Berde'nin[13] babasından rivayet ettiğine göre;
"Rasulullah (s.a.v.) savaş sırasında yüksek sesten ikrah ederdi. "Hakim rivayet ederken, Buharı ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir demektedir. [14]
Fasıl
İslamı bilmeyen, İslam davetinin kendilerine ulaşmadığı kimseleri, savaştan önce İslam'a davet etmek veya cizye ehlinden iseler cizye vermeye davet etmek vaciptir. Bu Malik, Şafii, Ahmed ve Ebu Hanife'nin mezhebidir. [15] Kendisine İslam daveti ulaşmış olanları ise yeniden davet etmek müstehabdır. Vacip değildir. Onlarla savaşma ilim ehlinin çoğuna göre mubahtır. Bu Şafii, Ahmed ve Ebu Hanifen'nin mezhebidir.[16] Malik'in ise bu konuda nakledilen birçok görüşü vardır.
İmam İbni Abdüsselam [17] İbni Hacib'in Muhtasarının şerhinde şöyle diyor:
"Eğer düşmanın durumunu bilmiyorsak, yani ona davet ulaştımı, ulaşmadımı? Bu durumda daveti tekrarlamak müstehabdır. Çünkü çoğunlukla davet onlara ulaşmıştır. Eğer bunun yanısıra daveti tekrarladığımızda kabul edeceklerse davet etmek vaciptir. Ancak eğer savaşa acele edersek, davetin hükmünün düşeceğinde şüphe yoktur.[18] Aynısı seriyyeler için de geçerlidir. Sünnetin zahirine göre seriyyede davet şart değildir. Seriyye gibi olan savaşlarda da durum alnıdır. Ka'b b. Eşref, İbni Ebi Hukeyk ve başkalarının Öldrülmelerinde olduğu gibi. Rasulullah (s.a.v.) [19] hayber günü davet yapılmasını emretmiştir. Davet üç sefer tekrarlanmış ve bazıları kabul etmiştir. [20]
Fasıl
Abderi "Kifaye" adlı eserinde şöyle diyor:
"Yahudi ve Hristiyanlar cizye vermekle dinlerininde üzerinde kalmalarına icma ile izin verilir. Kendilerinde kitap şüphesi bulunan Mecusiler de cizye karşılığında dinleri üzerinde kalmalarına izin verilir. Bu Malik, Ebu Hanife ve Ahmed'in ittifakla mezhebidir. Kitap ehli olmayan ve Kitap şüphesi de bulunmayanlar ki onlar puta tapanlar, dünyada iyi gördükleri hayvan, cisim... v.s tapanlardır- cizye verseler de dinleri üzerinde kalmalarına izin verilmez. İster Arap, ister acem olsunlar. Malik ve Ahmed bu görüştedirler. Ebu Hanife acemlerden cizyenin kabul edileceğini söylemiştir. [21]
Mesele: Onları gece yakalamak, yani gece baskını ile gafil avlamak [22] caizdir. İçlerinde kadın çocuk ve müslümanlar olsa da caizdir. Ahmed bu görüştedir. Ahmed şöyle söylüyor:"
Düşmana yapılan gece baskınım kerih gören kimse bilmiyoruz. Rum'ların savaşları hep gece olmuştur. [23] Mesele:
Düşman İslam beldelerine savaş açarsa, müslümanlar da onlara karşı çıkmazlarsa, Şafii'ye göre bu, onların savaştan kaçmaları gibidir. Kadı Hüseyin şöyle diyor:
"Bizim ashabımıza göre, bu eğer her kafire bir veya daha fazla müslüman düşüyor ise, savaş kaçağı gibi olurlar. Ancak eğer müslümanlar sayıca daha az iseler, o zaman karşı çıkmamakla günahkar olmazlar.
"Şafii şöyle diyor:
"Müslümanlara, kendilerine yardım gelinceye kadar veya güçleninceye kadar dayanmaları için baskı yapılmaz."Bunu Ezrai, Minhac'ın şerhi olan, "Kaniyye" kitabında zikretmektedir
[24]Mesele: Eğer imam bir kişi veya grubu farzı kifaye olan bir cihad için çağrırsa, cihad onlar için farzı ayn olur. İbni Rufa şerh'u vasitte ve başkaları bunu söylemektedirler. Çünkü imama itaat vaciptir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Size ne oluyor! Size Allah yolunda savaşa çıkınız denildiğinde, ağır davranıyorsunuz." [25]
Bu Malik ve Ahmed'in de mezhebidir. [26] Mesele:
îmamın zulmetmesi meşhur görüş ve Malik'in mezhebine göre Cihad'ın terkedilmesini caiz kılmaz. [27]Ahmed şöyle diyor: "Eğer komutan yenilgi ve müslümanları telef etmekle biliniyor ise, onunla beraber savaşa çıkmak benim hoşuma gitmez. Eğer komutan içki içmesiyle ve intikamcıhğıyla biliniyor ise onunla beraber cihada çıkılır. Çünkü bu hareketi kendisini etkiler. Rasulullah'dan (s.a.v.) şöyle rivayet edilmektedir:
"Şüphesiz Allah bu dini luui adamla destekler."[28]
Fasıl
Kadın ve çocuk eğer savaşmıyorlarsa onların öldürülmeleri haramdır. Malik, Şafii, Ahmed ve Ebu Hanife bu görüştedir. Eğer savaşırlarsa, öldürülürler. [29]
İhtiyar adam, zayıf, kör, yatalak, eli veya ayağı kesik olanın öldürülmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii bir görüşünde bunu caiz görmüştür. İster onların bulunduğu yerde aş olsun, ister olmasın. Malik, Ahmed ve Ebu Hanife bunu caiz görmemişlerdir. [30]
Bunların savaştıkları zaman öldrülmelerinde ise ittifak vardır.[31]Köşesine çekilmiş ruhbanın öldürülmesinde de ihtilaf edilmiştir. Malik bir görüşünde şöyle diyor:
"Onlar için maslahat teşkil eden şeyler, onlara bırakılır. Ancak çoğunluk teşkil eden bir topluluk olmaları durumu hariç." [32] Ahmed [33] ve Ebu Hanife [34]şöyle diyorlar:
"Köşelerine çekilmiş ruhbanlar öldürülmezler." Şafii'nin belirgin olan görüşüne göre ise;
îster yaşlı, ister genç olsunlar öldürülürler. Yine Şafii'ye göre işçi ve sanat ehli de öldürülür. Mesleği ile meşgul olan, çarşıda esnaflık yapan da öldürülür. [35] Eğer kadın korkutulursa, onun esir alınması hususunda Malik'ten iki görüş belirtilmiştir. Caiz olması ve caiz olmaması. Şafi'lere göre ise rahibin öldürülmesini caiz gördüklerinden dolayı bu da caizdir. [36]
Fasıl
Üzerlerine mancınığın yöneltilmesi, [37] üzerlerine ateş atılması, su gönderilmesi caizdir. İçlerinde kadın ve çocuklar olsa da. Eğer aralarında esir alınmış veya tüccar olan veya kendisine eman verilmiş olan müslümanlar ise, bunların yapılması zaruri değil ise, mekruhtur. Eğer zaruri ise sahih görüşe göre mekruh değildir.[38]
Fasıl
Ziraat bitkileri ve ağaçlar savaş diyarında üç kısımdır:
Birincisi: Telef edilmelerine ihtiyaç duyulanlar. Kalelerine yakın olanlar, onlarla savaşmaya engel olanlar veya yolu genişletmek için kesilmelerine ihtiyaç duyulanlar, savaşabilmek için kesilmeleri gerekenler, mancınık vb. gizlemek için gerekli olanlar, "Onlar bize yaptılar, biz de onlara yapacağız ki bir daha yapmasınlar" durumunda olanlar, gibi. Bütün bunlar bildiğimiz kadarıyla ittifakla caizdir.
İkincisi: Müslümanların kesilmelerinden zarar gördüğü şeyler. Örneğin; kalmalarından -müslümanların faydalandığı şeyler, hayvanlarını yemledikleri, gölgesinde barındıkları, meyvesini yedikleri ağaçlar veya:"Bizimle onlar arasında böyle bir adet yoktur, biz onlara yaparsak onlar da bize yaparlar" durumunda olanlar... gibi. Bütün bunlar da müslümanlar zarar gördüğü için haramdır.
Üçüncüsü: Kafirlere olan kin ve onlara zarar verme duygusundan başka müslümanlara fayda veya zararı olmayanlar. Malik ve Şafi'ye göre bunların kesilmesi caizdir. Ahmed'den iki rivayet vardır. Eğer bunlar müslümanlara kalacaktır şeklinde bir zan var ise, kesilmeleri mekruhtur.[39]
Fasıl
Komutan Muhazzil'in [40] orduya katılmasını engelleyebilir. Eğer o da cihada çıkarsa, onu geri dönderir. Eğer savaşa katılırsa herhangi, bir şeye hak kazanamaz. Eğer bir kafiri öldürürse, Şafii ve Ahmed'e göre onun eşyasını alamaz. Muhazzil:
İnsanları korkutan kimsedir. Örneğin şöyle der:
"Düşmanımız çoktur veya atlarımız zayıftır, Bizim onlara gücümüz yetmez... vb. sözler söyleyen kimsedir. Murcif'te aynı manayadır. O da insanları çok sarsan kimsedir. Şöyle der:
"Şöyle bir seriyye bize doğru yola çıktı veya onlara şu yönden şu kadar düşman kuvveti katıldı veya onların şu yerde şu kadar askerleri var... v.b gibi sözler. [41]
Ücret karşığı savaşa çıkma konusunda ihtilaf edilmiştir. İbni Münzir şöyle diyor:
"Malik şöyle dedi:
"Komutana çıkış için ücret veriliyordu, Medine ehli böyle yapardı. [42] Rey ashabı şöyle diyor:
"Eğer adam muhtaç ise, ona ücret verilmesinin bir sakıncası yoktur. Allah yolunda savaşmak üzere çıkar. Savaşta esir edilme korkusuyla başkasına Allah yolunda savaşması için ücret veren biri için bir mahzur yoktur. [43] Şafii şöyle diyor:
"Ücretle savaşmak caiz değildir. Başkasının malı ile biri savaşa çıkarsa, o ücreti geri vermesi lazımdır. Ancak sultanın verdiği ücret ona caiz olur. Örneğin sultanm malından birşey ile savaşması gibi.
[44]Müellif şöyle diyor: Sahih görüşe göre imam için de, başkası için de ücretle bir müslümanı cihada göndermeleri caiz değildir. Çünk o savaş, o kimse için belirlenmiş değildir. Savaş safına gelmiş ise o zaman belirlenmişdir. Bu durumda da farzı ayn olan bir şeye karşılık ücret almak caiz değildir. Bu Ahmed'in de görüşüdür. İbnu Kudame bunu "Muğni" de zikretmiştir. [45]
1290- Ebu Davud'un ve Beyhaki'nin Sünen'lerinde Ebu Eyyüb'den (r.a.) rivayet etiklerine göre; Ebu Eyyüb Rasulullah'ı (s.a.v.) şöyle derken işitmiştir:
"Sizlere şehirler açılacaktır. Ordularınız olacaktır. O ordularla seferler düzenlenecektir. Adam bu sefere katılmayı istemez, kendi kavmine kaçarak kurtulur. Sonra gidip diğer kabilelerle el sıkışır. Kendisini onlara arz eder. Şöyle der:
"Kimi korursam şu kadar gönderecek, kimide korursam şu kadar gönderecek." Dikkat edin. Bu ücret onun kanının son damlasına kadar geçerlidir. [46]
Niyet konusunda, ücret almadaki niyet hakkındaki açıklamalar geçti.Mesele: Nevevi "Ravda" da şöyle diyor: "Arkadaşlarımız şöyle diyor:
"Fey'den verilen rızıklar veya verilen sadakalar alanların normal haklarıdır. Bu onların cihadının ücreti değildir. Onların cihadı onlar tarafından yapılmıştır. [47] Mesele:
Ahmed şöyle diyor:
"Birisi başka birine savaşta kullanmak üzere birşey verirse, o kendi ehline onu bırakamaz. Çünkü savaş alanına varıncaya kadar, o mala sahip değildir. Oraya varınca, onun malı olur. Oradan kendi ailesine gönderebilir. Savaşa çıkmadan önce onda tasarrufta bulunamaz. Taki savaş şartına muhalefet etmiş olmasın. Eğer çıkmadan önce, onu ailesine infak ederse, onu hak etmiş olmaz. Ancak savaşa çıkmadan önce silah veya savaş aleti alırsa, bu müstesnadır." [48]
Fasıl
Savaşçıya zekattan verilir. Zengin olsa da yeme ve giyinmesi kadar ihtiyacı verilir. Gidip, dönünceye ve memleketine gelinceye kadar ihtiyacı karşılanır. Orada kalacağı müddet uzun olsa da. [49] Eğer atlı olarak savaşacak ise at ve silah verilir.
Rafii şöyle diyor: “At ve silah alabilecek kadar kendisine mal verilir. Bu verilenler onun malı olur. Eğer imam isterse onları mülk olarak ona vermeyebilir. İsterse onları ona kiralayabilir. Buna hakkı vardır.
"Bazıları şöyle diyor: "Birazını ailesine verebilir." Rafii şöyle diyor:
"Bu uzak bir görüş değildir. Ancak bu durumda savaşının isminin, nafakası sağlananlar listesinde olmaması şarttır. Eğer bu listeden herhangi bir hak alıyor ise zekattan ona birşey verilmez." Bu Şafii'nin mezhebidir. [50] Ebu Hanife'ye göre zengin olup da savaşa çıkanlara zekattan herhangi bir şey verilmez." [51]
Kurtubi Allahu Tealanın "Allah yolunda" ayeti hakkında şöyle diyor:
Onlar savaşanlardır ve atların beslendiği yerlerdir. Savaşlarında kullanmaları için onlara zekat verilir. İster zengin olsunlar, ister fakir olsunlar. Bu ilim ehlinin çoğunun görüşüdür. Malik'in mezbinin sonu da budur." [52]
Muhammed b. Abdul Hakem [53] şöyle diyor:
Kurtubi şöyle diyor:
"Sahih sünnetten olan bir hadise göre Rasuluilah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Sadaka zengine helal olmaz. Ancak beş kişi hariç. Allah yolunda savaşana, cihad için çalışana, kefil olduğu borcu kendisi yüklenene, cihad için bir adama ücret verene, miskin bir komşusuna sadaka verip komşusunun ona geri hediye etmesi durumunda helaldir. [54]
Malik, mürsel olarak Zeyd b. Eslem'den, o da Ata b. Yesar'dan, o da Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) o da Rasulullah'dan (s.a.v.) merfu olarak rivayet etmiştir.Ebu Zeyd ve başkalarının İbni Kasım'dan rivayet ettiklerine göre şöyle diyor:
"Zekattan savaşa gidene verilirdi. Gazvesinde kendisine yetecek malı olsa da, memleketinde zengin olsa da yine verilirdi. Bu zikredilen sahih hadisin zahirine de uygundur."
İbni Vehb'in Malik'ten rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Zekattan savaşçıya ve atların yetiştirilme yerlerine verilir. İster fakir olsunlar, ister zengin olsunlar." [55]
Mesele: Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Ehli Kitabla savaş, başkalarıyla savaştan daha hayırlıdır. Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet edildiğine göre Ümmü Halla'da şöyle diyor:
"Senin oğlun için iki şehid sevabı vardır." Kadın:
"Niye böyle ya Rasulallah?" deyince şöyle cevap verir:
"Çünkü onu Kitap ehli öldürmüştür." Ebu Davud rivayet etmiştir. [56]
Müellif şöyle diyor: Ebu Davud bu hadisi Ferec b. Fadale'den -Hadis te zayıftır- O da Abdulhabir b. Sabit b. Kays b. Şemmas'dan, o da babasından, o da dedesinden rivayet etmiştir. Ebu Davud bu hadisi bir bab başlığı yaparak Rumlarla savaşın, başkalarıyla savaştan daha faziletli oluşu babı diye nitelemiştir. [57]
Fasıl
Eğer kafirler bir savaşta müslüman esirler kadın ve çocuklarıyla kalelerinde müslümanlardan korunuyorlarsa, onları mancınık atışına hedef alma zaruri değilse, onları terkederiz. Taki müslümanlar telef olmasın. Yok eğer atış yapma zaruri ise; kafirler onlarla savaşın tam kızgın zamanında korunuyorlarsa, onları terkedecek olursak, bize galip geleceklerse veya yardım alacaklarsa veya o durumda kaleyi almak imkansızlaşıyorsa kaleyi mancınık atışına tabi tutmak caizdir. Müslümanlar da elden geldiğ kadar korunmaya çalışılır. Bu Şafii'nin [58] ve Ahmed'in [59] mezhebidir. Ebu Hanife [60] ise onların Mancınık vs. ile atışa tabi tutulmasını mutlak olarak caiz görmektedir. Ancak mümkün olduğu kadar müslümanları koruma şartıyla caiz görmektedir. Buna göre bir araba vs. ile müslümanlarm atışından korunmaları gerekir.
Mesele: Muğni sahibi şöyle diyor:
"Kafirler müslümanların gemisine ateş atarlarsa ve gemi tutuşursa, içindekilerin zannına göre gemide kalma veya suya atlamadan hangisi kendilerini'kurtarmaya daha yakın ise onu yaparlar. İki durum da aynı ise Ahmed: "İstediklerini yaparlar" demektedir. [61] Müellif şöyle diyor:
Bu Şafii ve Malik'in de [62] meşhur görüşüdür. Abderi'nin Muhammed b. Hasan'dan rivayet ettiğine göre;
"Kendilerini denize atamazlar" demektedir. Ahmed'den de bunun gibi bir rivayet vardır.
Evzai şöyle diyor:
Her ikiside ölümdür. En kolayını seçerler [63] Bazı Şafii alimleri şöyle diyor:
"İki seçenekten hangisi hayatlarım daha çok uzatacak ise, onu tercih etmeleri gerekir." Bunu İbni Abdüsselam elMalik [64] nakletmiştir. Şöyle demiştir.
"Sahih olan görüş budur. Çünkü hayatı mümkün olduğu kadar korumak vaciptir. [65]
Fasıl
Eğer müslümanların zayıflığına karşı, kafirler çok ise, müslümanların kaçması caizdir. [66] Yirmi beşinci bölümde bu konu ve hakkındaki ihtilaflar geçmiştir.
Mesele: Savaşta kafirlerden yardım isteme iki şart ile caizdir.
Birincisi: İhanetlerinden emin olmaları.
İkincisi: Öyle bir konumda olacaklarki, eğer ihanet edip kafirlere katılsalar bile yine müslümanlara destek olacak iseler, caizdir. [67] Malik'in mezhebine göre müşriklerden ancak gemi tayfası [68] veya hizmetçi [69] olarak kullanılacaklarsa yardım istemek caizdir. Ahmed şöyle diyor:
"Müşrikten yardım istenmez." Bunun caiz olduğu da ondan rivayet edilmiştir. [70]
Fasıl
Düşmandan eşyayı almanın hükmü ve alimlerin ihtilafı:Öldürülenin eşyası öldürene aittir. Eğer öldürenin ganimette bir payı var ise ayrıca köle, cariye ve çocuk da olur. Ahmed bu görüştedir. Kişi eşyayı almaya şu şartlarla hak kazanır.
Birincisi: Öldürülenin savaşçılardan olması. Eğer bir kadın veya çocuk veya yaşlı bir ihtiyar veya yatalak bir zayıf öldürmüş ise, onların eşyasını almaya hak kazanamaz.
Muğni'nin sahbi şöyle diyor:
Bu konuda ihtilaf olduğunu bilmiyoruz. Bunlardan birini öldüren onların eşyasını almaya hak kazınır."
İkincisi: Ölüde bir engelolması. Eğer öldürme ve yaralamada aşırı gitmişse veya uykuda iken veya yemek yerken vb. öldürülmüş ise, öldüren onun eşyasını almaya hak kazanamaz. Bu Ahmed'in de görüşüdür.
Üçüncüsü: Adamı öldürmesi veya aşırı bir şekilde yaralaması, öyleki adam ölü hükmüne gelmiş ise, örneğin iki elini ve ayağını kesmiş ise veya ellerini ayaklarını kesmiş ve gözlerini oymuş ise, yine eşyasmı alamaz. Ahmed bu görüştedir. Eğer onu esir ederse zahir görüşe göre eşyasını alır. Ahmed şöyle diyor:
"İster imam onu öldürsün, ister öldürmesin, eşyasnı alamaz."
Dördüncüsü: Onu öldürmek için nefsini tehlikeye atmış olması. Örneğin düelloda öldürmüş ise veya onların saflarına sızarak öldürmüş ise eşyasmı alır. Ancak düşman safında İken veya kalede iken bir ok ile veya başka bir şey ile öldürmüş ise eşyasını alamaz. Yine eğer düşman yenilmiş ise, onlardan kaçan birine kavuşup öldürürse yine alamaz, eğer savaş devam ediyor ise arkasını dönüp kaçan birini öldürürse eşyasını alır. Ahmed de bu görüştedir.
Hadisçilerden bazılarına göre; Savaşta bir kafiri savaşırken veya sırtını dönmüşken, kaçarken veya müslümanlara saldırırken her durumda öldürürse eşyasını almaya hak kazanır. Ebu Sevr, İbni Munzir bu görüştedirler. Buna Seleme'nin hadisiyle delil getirmişlerdir. [71]
Bu hadis Buhari ve Müslim'in Seleme b. Ekva'dan (r.a.) rivayet ettikleri hadistir. Şöyle diyor:
"RasuluIlah (s.a.v.) ile beraber Havazin savaşına gittik. Bir gün kuşluk vakti Rasulullah ile beraber iken, kırmızı bir devenin üstünde bir adam geldi. Deveyi çöktürdü. Kavmiyle beraber yemek yedi. Bakmaya başladı. Bizde ise öğle vakti bir zayıflık ve halsizlik vardı. Bazılarımız yaya idi. Adam yola çıktı ve hızlandı. Devesi geldi. Onun ipini çözdü, çöktürdü ve üzerine oturdu. Deve hızlandı. Arkasından beyaz siyah karışımı bir deveyle bir adam geliyordu. [72] Ben de hızlanarak çıktım. Devenin ayaklarının [73] hizasına geldim. Sonra öne geçtim ve devenin yularından [74] tutarak onu çöktürdüm. Adam ayağnı yere koyunca kılıcımı salladım [75] ve adamm boynunu vurdum. Adam öldü. Sonra deveyi alarak geldim. Üzerinde adamm yükü ve silahı vardı. Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı beni karşıladılar. Rasulullah(s.a.v.):
"Kim adamı öldürdü?" dedi.
"İbni Ekva'" dediler. Rasulullah (s.a.v.):
"Eşyasının hepsi onundur" buyurdu. Bu Müslim'in rivayetidir. [76] Buhari [77] ise hadisi kısaca nakletmiş ve onunla:
"Kendleriyle savaşılan birinin İslam beldesine emansiz girmesi" babı diye bir konu açmıştır.
İbni Münzir şöyle diyor:
"Eşyayı alma hadislerin ve Seleme'nin hadisinin zahirine göre Öldürene aittir. Şafii şöyle diyordu:
"Eşya savaş devam ederken ve düşman da savaşırken, öldürene aittir.[78] Ben Seleme'nin hadisini onun yanında görmedim. Eğer Şafii bu hadisi bilseydi onun mezhebinden bildiğimiz kadarıyla, bu hadisle hükmederdi.
"Alimler ihtilaf etmişlerdir. Eşyayı alabilmek için imamın söylemesi şart mıdır? Şafii [79] ve Ahmed'e göre: Eşya öldürene aittir. İmam ister söylesin, ister söylemesin [80] Ebu Hanife'ye göre: İmam, kim birini öldürürse eşyası onundur, demiş ise, öldüren eşyayı alır. Eğer imam bunu dememiş ise, eşya genel ganimettendir.[81]Malik'e göre ise imam bunu savaştan sonra söylerse caizdir. Savaştan önce söylemiş ise alması caiz değildir.
[82]Eşyanın beşte birinin alınıp alınmayacağında ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve Ahmed'e göre, beşte bir genel ganimetten alınır. Eşyadan alınmaz.
[83]Malik'e göre genel ganimetten ve eşyadan beşte bir alınır. Ondan gelen bir rivayete göre ise, imam isterse beşte bir alır. İstemezse almaz. [84] Nevevi Müslim'in şerhinde bunu Malik'ten nakletmiştir. Şöyle diyor:
"Bu görüşü kadı İsmail de tercih etmiştir. [85]
Mesele: Evzai'ye göre ölülerin eşyalarım alınıp onların çıplak bırakılmaları caizdir. Ahmed de aynı görüştedir. Rasulullah'ın (s.a.v.):
"Eşyanın hepsi onundur"
hadisiyle bu hükmü vermişlerdir. Sevri ve İbni Münzir bunu kerih görmüşlerdir. Çünkü avret yerleri açılmaktadır. [86]
Fasıl
Selb: Ölünün üzerinde bulunan elbise, mest, re'n denilen mestten daha uzun, ayak kısmı olmayan dizlik, savaş aletleri zırh [87], miğfer, [88] silah, üzerinde savaşılan binek ve yaya olarak savaştığı halde yularından tuttuğu bineğin üzerindeki eğer, semer, gem, yular ve başkalarından oluşan eşyalardır. Eğer atı ölürülenden kaçmış veya başka birinin elinde ise Selb'den sayılmaz. Selb'den sayılan şeylerden bazıları da, takılar [89] süsler, kemerler, [90] yüzükler, para kesesi [91] ve içinde olan paralar, binilen deve de zahir görüşe göre selb'dendir.
Atın yanında asılı duran çanta [92] ve içinde bulunan dirhem ve altın eşyalar Selb'den değildir. Ahmed para ve deve hariç hepsinin selbden olduğunu söylemiştir. "Bu ikisi ise Selbden değildir" demiştir. Ahmed'de gelen bir rivayete göre yularından tutulup çekilirken savaşılan binek hakkında iki görüş belirtmiştir. İsterse hayvan adamın bir tarafına bağlı olsun.[93] Nevevi şöyle diyor:
"Öldürenin ikisinden birini tercih etmesi gerekir." Bütün bunlar Şafii'nin mezhebidir.
[94]Ebu Hanife'ye göre Selb: Ölümün üzeinde bulunan elbise, silah, binem bineğin üzerinde bulunan eğer, aletler, bineğin üzerindeki çantada bulunan mallar veya hayvanın üzerinde olup çantada olmayan şeylerin hepsidir. Ölünün kölesiyle beraber başka bir bineğin üzerinde bulunanlar ise selbden değildir. [95] Bütün bunlar Şafii'nin mezhebine uygundur. Ancak çanta hariç.
Malik'in meşhur mezhebine göre ise normal olmayan şeyler selbden edğildir. Süsler, tac, takı, haç gibi şeyler selbden değildir. Aynı şekilde altın da selbden değildir. [96]
Mesele: Selbi (yani eşyayı) hak eden ondan yüzünü dönderirse, onun üzerindeki hakkı bitmez. Çünkü o, onun için belirlenmiştir. Şafii mezhebinin sahih görüşü budur. [97]
Alimler Selbin öldürene delilsiz verilip verilmeyeceği konsunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve Ahmed'e göre selb ancak delile karşılık, öldürene verilir. Sabit bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyor:
"Kim birini öldürürse delil getirmesi gerekir ki Selb onun olsun."
Malik'e göre Selb delilsiz, olarak öldürene verilir. Nevevi Müslim'in şerhinde nakletmiştir.
[98]Yine Öldürenin kendisine verilmemesi korkusundan dolayı selbden bazı şeyleri gizleyebilir mi gizleyemez mi ihtilaf etmişlerdir. Ahmed şöyle diyor:
"İmamın izni olmadan birşey alması hoşuma gitmez." Şafii'ye göre ise alıp gizleyebilir. İbni Münzir de bu görüşü seçmiştir. [99]
Fasıl
Muğni'nin sahibi şöyle diyor: "Eğer imam:
"Kim herhangi bir şey almışsa, o onundur" derse bir rivayete göre alması caizdir. Bu Ebu Hanife'nin Şafii'nin iki görüşünden biridir. Ahmed seriyyeler için şöyle diyor:
"Seriyye çıktığında vali şöyle derse:
"Kim kendisiyle birlikte birşey getirdiyse, o onundur. Kim bir şey getirmediyse, onun için birşey yoktur. Ganimetler imamındır" ve başka bir şey yapmazsa caizdir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) Bedir ashabı için:
"Kim bir şey aldıysa, o onundur" buyurmuştur. Onlarda ganimet için savaşmışlar ve ona da razı olmuşlardı. [100] İkinci [101] rivayet ise:
"Caiz değildir" şeklindedir. Bu görüş te Şafii'nin arkadaşlarına aittir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ve halifeler ganimetleri paylaştırırlardı. Çünkü diğer durum ganimetlerle uğraşıp savaşı ihmal etmeyi beraberinde getirir. Bu düşmanın galibiyetine yol açar. Bunun için caiz değildir. Bedir olayı ise mensuhtur. O olayda müslümanlar ihtilaf ettiler. Allahu tealada şu ayeti indirdi:
"Sana ganimetleri soruyorlar. [102]
[103]Abderi Kifaye'de Şafii'den bu konuda yukarıda geçtiğ gibi iki görüş nakletmektedir. Bu görüşlerin sahih olanı:
"Bu şartın batıl olduğudur. Abderi'nin nakline göre Malik ve Ahmed sahih olduğunu söylemektedirler.
[104]Müellif şöyle diyor: Şafii'nin mezhebinde bilinen görüş; imamın beşte biri almama şartı tek sözle batıldır. [105] Nevevi "Zevaidi'r-ravda" da söylemektedir. İbni Kecc'de bif vecih nakletmektedir:
"Eğer bir zaruretten dolayı şart koşarsa, beşte bire bölünmez. Bu da istisnadır ve batıldır.
"Hanefiye'den "Kafi'nin" sahibi şöyle diyor:
"Eğer imam ordusuyla darul harbe girerse ve bir seriyye gönderirse ve elde ettiklerini onlara verirse caizdir. Belki de bunda maslahat vardır. Eğer İslam diyarından bir seriyye gönderirse, seriyyedekilerin elde ettiklerini almalarına izin vermesi uygun değildir. [106]
Hidaye'nin sahibi ise seriyyenin darul harpten veya İslam diyarından gönderilmesinin arasını ayırmamaktadır; Şöyle diyor:
"İmamın alınan bütün şeyleri onlara vermesi uygun değildir. Çünkü bu durumda herkesin hakkında iptal etme söz konusudur. Eğer kendisi seriyye ile beraber iken bunu yaparsa caizdir. Çünkü tasarruf kendisindedir. Belki maslahat bundadır.
"Kurtubi Allahu Teala'nın:
"Biliniz ki aldığınız ganimetlerin beşte biri Allah'ındır.”.. [107]
Ayetinin tefsirinde şöyle diyor:
"Cumhura göre bu ayet surenin başındaki ayeti neshetmektedİr. Bir görüşe göre; bu ayet muhkemdir. Mesuh değildir. Ganimetler Rasulullah'ındir (s.a.v.). Savaşçılar arasında dağıtılmaz. Aynı şekilde ondan sonraki imamlar içinde öyleydi.
Mazeri'nin bir çok alimimizden naklettiğine[108] göre İmam'ın ganimetten bu payı ayırmaya hakkı vardır. Bir görüşe göre; bundan maksat seriyyelerin ganimetleridir. Yani seriyyenin ganimetlerini imam isterse beşte birini alır, isterse hepsini dağıtır.
İbrahim Nahai şöyle diyor:
İmam seriyye gönderirse ve onlar da ganimet elde ederlerse, imam isterse beşte birini alır. İsterse hepsini onlara verir." Bunu Ömer b. Abdülberr Mekhul ve Ata'dan da nakletmiştir. Ali b. Sabit şöyle diyor:
"Mekhul ve Ata'ya; elde ettikleri ganimetin hepsini onlara dağıtan imamı sordum."
"Bunu yapabilir" dediler. [109] Özetle bitti. [110]
Fasıl
Ganimetin dağıtılması ve bu konuda alimlerin ihtilafı:
Ganimette ilk yapılacak şey, bunların korunma ve taşınma masraflarının çıkarılmasıdır. Ayrıca selbi beşte biri almadan çıkarmak gerekir diyenlere; genel ganimetten selb de çıkarılır. Sonra geriye kalanlar beş kısma ayrılır. Sonra bir kağıt alınır ve birinin üzerine, "Allah içindir" veya "maslahat içindir" yazılır. Dört tanenin üzerine, "ganimetler için" yazılır. Bunlar birbirine benzer beş sandığa konur. Bunlar sandıklara gizlenir. Sonra her bir parça için bir sandık açılır. Üzerinde, "Allah içindir" diye yazılan çıkınca, o da beş kısma ayrılır:
Birinci kısım: Müslümanların maslahatları için. Yaraları sarma, kale yapımı, mescid yapımı, kadı, alimler ve müzezinlerin nafakaları gibi. Onların fakir veya zenginliklerine bakılmaz. Önem sırasına göre bunlar dizilir.
İkinci kısım: Rasulullah'ın (s.a.v.) akrabaları için bunlar Haşimoğulları, Abdulmuttalib oğullarıdır. Onların fakirleri zenginleri ve kadınlarına dağıtılır.
Üçüncü kısım: Yetimler içindir. Bunlar babası olmayan küçüklerdir. Meşhur görüşe göre fakir olmaları şarttır.
Diğer iki kısım ise miskinler ve yolda kalanlar içindir. Bu Şafii'nin mezhebidir. Bunun teferruatı fıkıh kitaplarında geçmektedir. [111]
Ebu Hanife şöyle diyor: Bu beşte bir üç kısma ayrılır. Yetimler, miskinler ve yolda kalanlar." Ona göre Haşim ve Abdulmmutaliboğullannın Rasulullah'a (s.a.v.) akrabalıklarının hükmü, onun vefatından dolayı kalkmıştır. Rasulullah'ın (s.a.v.) kendisinin payının ortadan kalktığı gibi. Fakat onların fakirleri de diğer üç kısma girerler ve onlara öncelik verilir. [112] Malik şöyle diyor:
Fey' ve Humus aynıdır. İkisi de devlet hazinesine konulur.[113] Kurtubi tefsirinde şöyle diyor:
"Malik, şöyle diyor:
"Beşte bir imamın görüşüne bırakılmıştır. Belli bir miktar olmadan ondan alır. Ondan İstediği kadarını akrabalara dağıtır. Geriye kalanı müslümanların maslahatında kullanır. Bunu dört halife de söylemiştir. Böylece amel de etmişlerdir. Rasulullah'ın (s.a.v.) sözü de buna delalet etmektedir." Allah'ın size verdiklerinden benim payım sadece Humus'tandır. Humus ta geri size dönecektir." Bu beşte birlik humus ayrıca beşe veya üçe bölünmez." [114]
İbni Kesir ed Dımeşki tefsirinde şöyle diyor:
"Şeyhimiz Allame İbni Teymiyye şöyle diyor:
"Malik'in görüşü, selefin çoğunluğunun görüşüdür. En sahih görüşte budur.[115] Malik'e göre Rasulullah'ın (s.a.v.) akrabaları sadece Haşimoğullarıdır.Mesele:
Muhtasarın bazı şerhçileri şöyle diyor:"İbni Mevvaz [116] şöyle diyor:
"Eğer imam isterse ganimetleri beş eşit kısma ayırır. Eğer isterse de hepsini satar ve parasını dağıtır. Buna hakkı vardır.
"İbni Sahrun babasından şöyle naklediyor:
"îmanı ganimetleri satar ve parasını dağıtır. Eğer alacak kimseler bulamazsa, kura ile beş kısma ayırır." Ganimetin geriye kalan dört kısmı ise savaşçılar arasında paylaştırılır. [117]
Kadı Ebu Bekir b. Arabi Ahkam'ında, bu konuda icma olduğunu nakletmektedir. Ancak eğer imam esirlere iyilikte bulunup onları serbest bırakmak isterse, bunu yapabilir. Bu durumda savaşçıların onlar üzerindeki hakları yok olur.[118]
Cihad niyetiyle olay yerine gelen hür, baliğ, müslüman, sağlam her erkeğin ganimetten pay almaya hak kazanması konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar ister savaşsınlar, ister savaşmasınlar. [119] Mesele:
Malik şöyle diyor:
"Erkekler hasta olraka savaşta hazır bulunsalar, yine pay alırlar. Aynı şekilde kör ve topal kimseler de eğer savaşta bir fayda sağlıyorlarsa onlara da pay verilir. [120]
Muğni'nin sahibi şöyle diyor:"Eğer savaşa çıkan kimsenin hastalığı geçici değilse kötürüm [121] ve felçli [122] gibi kimselere pay yoktur. Ancak hastalığı geçici ise, ateşlenen, başı ağrıyan kimse gibilere pay verilir. [123]
Ganimetin paylaştırılma şekli konusunda ihtilaf etmişlerdir. Malik, Şafii, Ahmed ve Fukaha'nın geneline göre; atlıya üç pay -kendisine bir atma iki pay- verilir. Yayaya bir pay verilir. Ebu Hanife'ye göre atlıya iki, yayaya'bir pay verilir. Ancak bu görüşüne kimse katılmamıştır.
[124]Beraberinde birden fazla at bulunan kimse ihtilif edilmiştir. Malik, Şafii ve Ebu Hanife'ye göre birden fazla ata pay verilmez. Ahmed'e göre iki ata pay verilir. Fazlasına verilmez. [125] Hidaye sahibinin ve başkalarının naklettiğine göre Ebu Yusuf ta bu görüştedir.
[126]Ana-babası arap olmayan at, babası arap, anası acem olan at, anası arap babası acem olan at hakkında ihtilaf edilmiştir. Malik, Şafii ve Ebu Hanife'ye göre; hangi cinsten olursa olsun ata iki pay verilir. Ahmed'e göre ise arap olmayan birinci görüş gibi bir görüş te nakledilmiştir. Ahmed'e beraberinde iki acem atı bulunan kimse sorulunca:
İkisine de pay verilir" diye cevap vermiştir. [127]
Katır, eşek veya deve üzerinde savaşa katılana yaya gibi bir pay verileceği konusunda alimler ittifak etmiştir. [128] Fakat bazılarına göre.bunlara da az bir şey verilir.[129] [130]Fakat Muğni'nin sahibinin Ahmed'den naklettiğine göre şöyle diyor:
"Deve üzerinde savaşa katılıp, başkasına güç yetiremeyen kişiye ve devesine birer pay verilir.
[131]Mesele: Malik ve Şafii'ye göre; gemide savaşan denizcilerde at var ise karada olduğu gibi atına da pay verilir. Kalede yapılan savaşta da durum aynıdır.[132]Atlı olarak savaşa çıkıp, düşmanla karşılaşmadan önce ölen kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. Malik, Şafii ve Ahmed'e göre ata pay verilmez.[133] Ebu Hanife'ye göre ise atlı kimsenin payını hak kazanır. [134] Eğer savaşa yaya olarak çıkıp sonra bir at satm alırsa veya ödünç alırsa ve onunla savaşa girerse Şafii ve Ahmed'e göre atlı kimsenin payına hak kazınır.[135] Ebu Hanife'ye göre ise yayanın payına hak kazanır. [136] Ebu Hanife'den birinci görüş te rivayet edilmiştir.
Bir kimse atlı olarak savaşa çıkıp sonra atını kaybederse ve atını başka biri bulup onunla savaşırsa, atın iki payı sahibine verilir. Bu Ravda da zikredilmiştir. [137] Mesele:
Ödünç verilen veya kiralanan atın iki payı, ödünç alan veya kiralayanındır. Bu Şafii [138] Malik [139] ve Ahmed'in görüşüdür. Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Kiralayan hakkında herhangi bir ihtilaf bilmiyoruz." [140]
Mesele: Şafii'ye göre gasp edilen ata pay verilir. Ona verilen iki pay gaspedenindir.[141] Malik de bu görüştedir. [142] Ahmed'e göre ise atın payı, atın sahibinindir.
Bazı Hanefi alimlerine göre ise; gasp edilen ata pay verilmez.[143] Savaşa katılan gaspederse, İbni Kasım'a göre atm payları sahibinindir. İbni Sahnun'a göre ise; gaspedenindir. Ancak bir atın ücretini sahibine ödemesi lazımdır. Fakat savaş sona yaklaştığında gaspederse atın payları sahibinindir. [144] Mesele:
Bir köle efendisinin atıyla savaşa katılırsa, ata pay verilir. Atın payları, sahibinindir. Köleye ise az bir şey verilir. Ahmed'den bu görüş nakledilmiştir. Muğni'nin sahibi ise şöyle diyor:
"Ebu Hanife ve Şafii'ye göre ata pay verilmez."[145]Ata verilen payların kendisine verilmesi karşılığında, atını başkasına veren kimse hakkında ihtilaf edilmiştir. îbni Münzir şöyle diyor:
"Malik bunu mekruh görüyordu." Şafii'ye göre bu caiz değildir. Ahmed şöyle diyor:
"Bunda bir beis olmayacağını ümid ediyorum."Savaşın bitiminden ve ganimetlerin alınmasından sonra ölen kimse hakkında ihtilaf edilmiştir. Şafii'ye göre; bunun hakkı varislerine geçer. Malik ve Ahmed de bu görüştedirler. Ebu Hanife'ye göre ise; Ganimetlerin İslam diyarında dağıtılmasından önce ölen kimseye bir şey verilmez. [146] Eğer savaşın bitiminden sonra, ganimetlerin elde edilmesinden önce ölürse, sahih olan Şafii'nin görüşüne göre yine pay almaya hak kazanır ve hakkı varislerine geçer. Malik de bu görüştedir. Ahmed'e göre ise ona pay yoktur.
Şafii'ye göre savaşın ortasında ölen kimseye ganimetten pay yoktur. Hakkı düşer. Ahmed de bu görüştedir. Eğer savaşın ortasında atı ölürse, atın iki payı kaybolmaz. Şafii bu görüştedir. [147]
Ganimet elde etmiş bir orduya katılan kimse hakkında ihtilaf edilmiştir. Malik, Şafii ve Ahmed'e göre; bu ganimetten ona pay yoktur. Ganimet savaşa katılana verilir. Ebu Hanife'ye göre ise; eğer ordu ganimetleri islam diyarına getirmeden önce darul harpte katılmış ve onların getirilmesine iştirak etmiş ise pay alır.
[148]İmamın izni olmadan darul harbe giren ve ganimet alan kişi veya grup hakkında ihtilaf etmişlerdir. Şafii, Ahmed'den gelen bir görüşe göre ve ilim ehlinin çoğuna göre bu ganimetlerden beşte biri alınır. Gerisi ise ona veya onlara verilir. [149] Malik'e göre eğer bunu yapanlar hür kimseler ise böyle yapılır. [150] Eğer köle iseler, bu konuda Malik'den iki görüş nakledilmiştir. Eğer bunlar zımmi iseler, beşte bir alınmaz. Rafü ve Nevevi şöyle diyorlar:
"Bir veya birden çok kimse gizlice darul harbe girip, çalarak bir mal elde ederlerse, bunda iki görüş vadır.
Birincisi: Gazali bunun kesin olduğunu söylemiş ve bilinen görüş olduğunu belirtmiştir. Bu mal alan kimsenin özel malıdır. Cumhurun görüşü ise; bu mal ganimettir. Beştebiri alınır. Sahih olan görüş te budur.
[151]Ebu Hanife şöyle diyor:
"Bu mal elde edenindir. Beşte biri alınmaz. Çünkü cihad edilmeden kazanılmış mubah bir maldır. Odun toplamaya benzer. Cihad imamın izniyle veya karşı koyma gücü olan bir gurup tarafından yapılır. Bu ise sadece bir hırsızlıktır. Bu kazançtır." [152] Hanefi'lerden darul harbe akın düzenlerlerse ve bir şeyler elde ederlerse, aldıklarının beşte biri alınmaz. Çünkü ganimet galibiyet ve zorla alınır. Hırsızlıkla alınmaz. Beşte bir (Humus) ise ganimete uygulanır.
Eğer bir veya iki kişi imamın izni ile darul harbe girerlerse bunda iki görüş vardır. Meşhur olan görüşe göre; beşte biri alınır. Bunun alınmasının sebebi imamın izin vermesi değil, galibiyetlerinin desteklenmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla zorla alınan ganimet gibidir. Eğer gücü olan bir cemaat darul harbe girip birşeyler elde ederlerse, beşte biri alınır. İsterse imam onlara izin vermemiş olsun. [153] Mesele:
Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"İmamın olmadığı durumlarda cihad ihmal edilip geciktirilmez. Eğer bunun sonucunda ganimet elde edilirse, ganimet sahipleri bunu şeriata göre bölüştürürler." Kadı şöyle diyor:
"İmam çıkana kadar cariyelerin paylaşımı tehir edilir. [154] Mesele:
Hayvanları sürmek, eşyaları korumak ve hizmet için ücretle tutulan kimse savaşta hazır bulunursa ona da pay erilir. Bu Şafii'nin en açık görüşüdür. [155] Bu görüşü İbni Münzir Malik ve Ahmed'dende rivayet etmiştir. Malik'in arkadaşları bu konuda ihtilaf etmişlerdir. İbni Hacibin Muhtasar'ında zikretiğine göre; bu kimsenin niyeti savaşma ise ve aldığı ücret veya ticareti bu niyetine tabi olan bir durum ise ona pay verilir. [156] Eğer adamın asıl niyeti ücret alma veya ticaret yapma ise, ona pay verilmez. Ancak savaşırsa pay verilir. [157] Mesele:
Askerlerin tüccarları ve meslek sahipleri; terziler, eğer yapanlar, elbise yapanlar [158] gibi bunlar savaştıkları zaman onlara da pay verilir. Bu Malik, Ebu Hanife, Ahmed ve Şafii'nin görüşüdür. Ahmed'den gelen bir rivayete göre; bunlar olay mahalline gelmekle pay almaya hak kazanırlar. Savaşmasalar bile. Revyaniye göre en sahih olan, İbni Münzir'in "israfta" ve Muğni'nin sahibinin Şafii'den naklettikleri görüş şudur:
"Tüccar savaşta hazır bulunursa, ister savaşsın, ister savaşmasın ona pay verilir. [159]
Ganimetlerin darul harpte iken dağıtılması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ebu Hanife'ye göre; ganimetler islam diyarına getirilinceye kadar darul harpte dağıtılmaz. Eğer dağıtılırsa, dağıtan günah işlemiş olur. Dağıtım caizdir. [160] Malik [161] ve Şafii'ye [162] göre ise, darul harpte ganimetin dağıtılması caizdir. Hatta Şafii'nin arkadaşları ganimetin daru'l-harpte dağıtılmasını daha evla görmüşlerdir. Mühezzebin sahibinin ve başkalarının naklettiklerine göre ganimetin özü olmaksızın dağıtımının islam diyarına bırakılması mekruhtur. [163]
Mesele: Dağıtımı yapan kimse taşıyamamaktan dolayı bıraksa ve: [164]
"Kim bir şey alırsa, o onundur. Kim bir şey taşırsa, o onundur" derse, o onun olur. Bu Ahmed'den nakledilmiştir. [165]
Fasıl
Abderi Kifaye'de şöyle diyor: Dağıtılan malların beşte dörtü savaşanlara verilir. Onlardan olmayan birinin onların arasına katılması caiz değildir. Bu Ahmed'in de görüşüdür. [166] Ebu Hanife'ye göre; bu miktarın artırılması caizdir. Onlardan olmayanın onlara katılması caiz değilir. Malik'e göre imam bazılarına bazılarından daha fazla verebilir. Onlardan olmayanların onlara katılması caizdir. Hata şöyle dîyor:
"İmam savaşanların hepsine vermeyip tamamen başkalarına verilebilir. [167]
Dağıtılmayan mallar ise topraklar, evler gibi; bunların savaşanlar arasında dağıtılması vaciptir. Ebu Hanife şöyle diyor:
"İmam bunları savaşçılar arasında dağıtabilir. Öylecede tutabilir. Onların eski sahiplerini orada tutabilir. Onları eski sahiplerine verip onlara haraç ve cizye bağlayabilir. Eğer müslüman olurlarsa da haraç onlardan kaldırılmaz.[168] Malik'e göre bunlar ganimet olmakla vakıf olurlar. [169]
Fasıl
Tamamen hür olup esir alınan erkekler hakkında ihtilaf edilmiştir. Şafii'ye göre:
"İmam müslümanların maslahatına uygun olan, boyunlarının vurularak öldürülmelerini emredebilir. Yakma veya boğmayı emredemez. Onlara iyilikte bulunup onları bedelsiz olarak serbest bırakabilir. Onları müslüman esirlere karşılık ve mal ile serbest bırakabilir veya onları köle de yapabilir. Bu durumda fidye veya kölelik parası ganimet olur. Malik ve Ahmed de bu görüştedir.
Ebu Hanife'ye göre: İmam, Müslüman esirlerle onları değiştiremez. Onları fidye karşılığında da serbest bırakamaz. Yine onalara iyilikte bulunup onları karşılıksız da serbest bırakamaz. [170]
Kitap ehlinden olan esirleri imamın cizyeye bağlayıp islam diyarında zımmı olarak hür bırakması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Malik Ahmed ve Ebu Hanife'ye göre; imam bunu yapabilir. Bu onun için caizdir.
Şafii'ye göre ise bu caiz değildir. Beyhaki'nin sünennide Şafii'den naklettiğine göre ise bu caizdir.
İbni Yunus [171] "Şerhu tenbihte" bu konuda iyi yönün olduğunu nakletmektedir.
[172]Kafirlerin esir alınan kadın ve çocukları ise ittifakla köleleştirilirler. Onlar ganimet mallarının hükmündedirler.[173]
Mesele: Malik'e göre puta tapan kafir arapların köleleştirilmeleri caizdir. Ebu Hanife ve Ahmed'e göre ise bu caiz değildir. Birinci görüş daha sahihtir. [174] Mesele:
Bir müslüman erken davranıp, imamın izni olmadan esiri öldürürse, imam onu azarlar. [175] Alimlerin geneli bu görüştedir. Evzai bu görüştedir. Bu iki görüşü Abderi Kifaye'de zikretmiştir. [176]
Fasıl
Muğni'nin sahibi şöyle diyor: Evli birisi karısı ile beraber esir edilirse, nikahları iptal olmaz. Ebu Hanife bu görüştedir. Malik ve Şafii'ye göre ise nikahlan iptal olur. Eğer kadın yalnız başına esir edilirse ittifakla nikahları iptal olur. Ancak Ebu Hanife'ye göre eğer kocası da ondan bir gün sonra esir edilirse, nikahları iptal olmaz. Eğer adamm kendisi yalnız başına esir edilirse nikahı iptal olmaz. Ebu Hanife'ye göre iptal olur. Ancak eğer kendisine iyilikte bulunulup serbest bırakılırsa ve fidye ile serbest bırakılırsa nikahı iptal olmaz. [177]
Fasıl
Hür ve akıllı olan bir kafir, kendisine galip gelinmeden önce müslüman olursa, canı ve malı korunmuş olur. Bunda ihtilaf yoktur. İster emniyette iken müslüman olsun, ister korku halinde müslüman olsun. Ayn şekilde küçük çocuklarınıda esir edilmekten kutarmış olur. Ondan dolayı çocuklarına da islam hükümleri uygulanr. Kadının hamileliği, doğurmuşun hükmündedir. Doğan çocuk annesine "tabi olarak köleleştirilmez. [178] Ebu Hanife bu görüşte değildir. Ona göre köleleştirilir. Dedenin müslüman oluşu, küçük torunu korur. Ancak oğlunun hanımı köleleştirilir. Sahih görüş budur. Yine aynı şekilde galip gelinmeden Önce kadın müslüman olursa, canını, malını ve küçük çocuklarını korumuş olur. Bir kimse islam diyarına girdikten sonra müslüman olursa ve onun darul harpte küçük çocukları var ise, onlar da müslüman hükmüne geçerler. Onların esir alınmaları caiz değildir. Bu Ahmed'in görüşüdür. Muğni'nin sahibinin nakline göre Malik de bu görüştedir. Ebu Hanife'ye göre ise bunların esir edilmeleri caizdir. [179]
Hür ve mükellef bir esir, imam kendileri hakkında herhangi bir hüküm vermeden önce müslüman olursa canını korumuş olur. Şafii'nin sahih görüşüne göre ise müslüman olmasından dolayı köleleştirilmez. İmam onu köleleştirme, bedelle veya bedelsiz serbest bırakma konusunda serbesttir. Bunun da şartı vardır. O da onun müslümanlar arasında dinini ve canını koruyacak bir aşiretinin olmasıdır. [180] Ahmed'e göre ise esir müslüman olunca derhal azat edilmiş olur. Kadınların hükmü gibi. İmamın bunda seçme hakkı yoktur. [181]
Fasıl
Malik, Şafii, Ebu Hanife ve Ahmed'e göre ana babasıyla beraber esir edilen çocuk ana babasının dininden sayılır.
[182]Bir çocuk sadece babası ile birlikte esir edilmişse bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Ahmed'e göre çocuk müslümandır. Malik, Şafii ve Ebu Hanife'ye göre ise çocuk küfürde babasına tabidir. [183] Eğer çocuk yalnız başına esir edilirse Şeyh Ebu Hamid [184], Muğni|nin sahibi ve başkalarının naklettiği icmaya göre müslüman olur. [185] Fakat icma iddiası zayıf bir görüştür. Çünkü Şeyh Ebu İshak Şirazi Abderi ve başkalarına göre Şafii mezhebinin görüşü, çocuğun küfrü üzerinde kaldığıdır. Çocuk esir alanın dinine tabi olmaz. Havi'nin sahibi şöyle diyor:
"Çocuk islamda esir alanın dinine tabi olur. [186] Eğer çocuk annesiyle beraber esir edilirse Malik ve Ahmed'e göre müslümandır. Şafii'ye göre annesinin küfrüne tabidir. Zannedersem bu Ebu Hanife'nin de görüşüdür. [187]
Esirler arasına fark koyma konusunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii'ye göre esir almanlar arasına [188] ana-baba ile çocuk arasına fark koymak caizdir. [189] İbni Münzir şöyle diyor:
"Bir taifeye göre esirler arasında fark konulmaz. Küçük ile büyük, kadın ile erkek aynıdır, eşittir. Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir. Hanefilere göre ise ana baba ile çocuk arasına erkek kardeş ile kızkadeş arasına fark koyma caiz değildir. Aynı şekilde erkek çocuk ile kız çocuk arasına da fark konulmaz. Eğer bunların beraber amcası, dayısı, dedesi, kardeşinin oğlu veya kendisiyle evlenmesi haram olan yakın akrabalarından biri var ise, valinin dağıtım veya satış sırasını ayırması caiz değildir.
"Müellif şöyle diyor: Hanefi kitaplarında, bunun mekruh olduğu geçmektedir. Hanefi mezhebine göre vali bunların arasını ayırırsa caizdir. Şafii'ye göre ise ayırması haramdır. Muğni'nin sahibi anne ile küçük çocuğun arasını ayırmanın caiz olmadığı konusunda ilim ehlinin icmasını nakletmektedir. Ahmed şöyle diyor:
"İkisinin arası ayrılmaz. Anne razı olsa da." [190] Bunu "Tenbihul gafilin an a'malil cahilin" [191] kitabında zikrettim.Mesele: İbni Münzir şöyle diyor:
"Ganimetlerle beraber satılıp üzerinde müşterinin biraz mal bulduğu cariye konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bir grup alime göre; bu mal orduya dağıtılan ganimetlere katılır. Bu Şafii'nin görüşünün kıyasıdır. Biz de bu görüşteyiz. Ahmed'e göre de ganimetlere katılır. Malik ise az olan miktara cevaz vermiştir. Yani müşteri alabilir. Ancak çok olursa caiz değildir. [192]
Mesele: Abderi şöyle diyor:
"Eğer müslümanlar müşriklerin binek ve hayvanları alırlarsa, onlara olan kinlerinden dolayı hayvanları Öldürmeleri caiz değildir, müşriklerin onları kendilerinden alma korkusunda oldukları zamanda öldürmeleri caiz değildir. Yemek için hari isterse hayvanın ayaklarının bağını keser, [193] isterse kafasını vurur. Fakat boğazlaması mekruhtur. [194]
Razi'nin Hanefilerden baz lalimlerdan naklettiğine göre ise, eğer onları islam diyarına götüremiyorsa, onları boğazlar ve yakar. Mal ve silahlarıda yakar. Demir olanları ise gömer. [195]
Fasıl
Az mal ve alimlerin bu konudaki ihtilafı:
Savaşta hazır bulunan çocuk ve kadın konusunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii [196] ve Ebu Hanife'ye göre; erkeğin payından az olan az miktarda mal bunlara verilir [197] Ahmed'e göre ise bunlara da tam pay verilir. [198]
Malik'e göre ise bu ikisine ganimetten pay yoktur. Biraz büyümüş, savaşabilen, fakat baliğ olmamış çocuğa ise savaşırsa tam pay verileceğini söylemiştir. [199] Hanefi'lerden Hidaye'nin sahibi şöyle diyor:
"Ona da eğer savaşırsa az bir mal verilir.
Kadın eğer hastaların başında durur ve yaralıları tedavi ederse ona da az bir mal verilir. [200] Savaşa katılan köleler konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ebu Hanife, Şafii ve Ahmed'e göre onlara da az bir mal verilir. İbni Münzir'in naklettiğine göre Malik, ganimetten onlara pay olmadığı görüşündedir. [201] Mesele:
Şafii'nin en belirgin görüşüne göre bu az mal ganimetlerin beşte dördünden verilir. Ebu Hanife de bu görüştedir, İkinci görüşe göre ise ganimetlerin aslından verilir. (Yani paylaşımdan önce). Bu iki görüş te Ahmed'den rivayet edilmiştir.
Üçüncü bir görüşe göre ise, ganimetlerin beşte birlik kısmından verilir.[202]Şafii mezhebine göre[203] imam vereceği az miktar malı eğer yayaya veriyorsa, yayanın miktarından az olmasına çalışır. Eğer az miktar mal veriierecek kişi atlı ise yayanın miktarından daha fazla alır. Bu konuda iki görüş vardır.
Birincisi: Bu miktar atlı kişinin miktarından az olur. Bu Ahmed'in görüşüdür.
[204]İkincisi: Bu miktar atlı kişinin miktarından az olmaz. Maverdi bunun kesin olduğunu söylemiştir. Bu konuda köle ister efendisinden izin alsın, ister almasın, çocuk velisinden ister izin alsın ister almasın, kadın kocasından ister izin alsın, ister almasın. [205]
Ahmed şöyle diyor: Köle efendisinin izni olmadan savaşa katılırsa ona az miktarda mal verilmez. Zımmi kimse imamın izniyle savaşa katılırsa az miktarda mal alır. Eğer izinsiz katılırsa birşey alamaz. Sahih görüş budur. [206] Bilakis imam gerekli görürse onu azarlar. Eğer imam onu ücretle tutmuşsa, sadece ücretini alır. İmam az miktarda mal alacakları onların menfaatine göre değişik şekilde onlara mal verebilir. Savaşa katılanı tercih eder. Diğerlerine göre daha çok savaşanlara öncelik verir. Atlı olanı yayaya tercih eder. Yaralıları tedavi edip, susuzlara su taşıyan kadını, sadece yükleri gözeten kadına tercih eder. [207] Mesele:
Ganimetlerden pay alacaklardan, başkalarına ne zaman daha fazla savaşan kimselere normal payından başka az miktarda mal verilir, Bir görüşe göre bu az miktarda mal, maslahatlar için ayrılan kısımdan duruma uygun miktarda verilir. İmamın güçlü gördüğü ve fedakarlığının daha fazla olduğu kanaatine vardığı kimseye normal payından fazla vermesinin delili; Seleme b. Ekva'nın Abdurrahman b. Uyeyne'nin kıssasındaki sözüdür:
"Rasulullah (s.a.v.) bana bir atlının ve bir yayanın payı kadar bana verdi." Müslim ve başkaları rivayet etmiştir. Hadis yukarıda "tehlikeye atılma" konusunda zikredilmiştir. [208] Mesele:
Verilen az miktarda mal verilen kimselerin hakı mıdır, yoksa isteğe bağlı bir şey midir? Şafii'den iki görüş nakledilmiştir. Meşhur olana göre bir haktır. [209]
Fasıl
Nefl Hakkındadır:
Nefl: İmam veya komutanın, hücumda, öncülere karşı ilerlemede veya bir pusuyu korumada tehlikeye atılan, fedakarlıkta bulunan birine ihtiyacın gerektirdiği kadar fazladan verdiği mal'dır. [210]Mesele:
Nefl'in bir kişiye veya bir cemaate verilmesi caizdir. Belli olmayan birine de verilebilir. Örneğin imam veya komutan:
"Kim bu kaleye çıkarsa veya kim bu suru yıkarsa veya kim burayı delerse onun için şu vardır" demesi gibi. Bu ilim ehlinin çoğunun görüşüdür.
İbni Kasım'ın naklettiğine göre-Malik: İmamın:
"Kim falan yerde savaşırsa veya kim düşmanla savaşıp bir kelle getirirse onun için şunlar vardır" demesini kerih görmüştür. Aynı şekilde bir adamın da bu tür şeyler için savaşmasını da kerih görmüştür. [211]
Neflin kendisinden alınacağı yer konusunda ihtilaf etmişlerdir. Malik'e göre nefl sadece Humus'tan kullanılır. [212] Şafii mezhebindeki sahih görüş, Şafii'nin "el-ümm" de belirttiği görüşe göre; nefl maslahatlar için Humus'tan ayrılan beşte birlik kısımdan kullanılır. [213] Ahmed ve bir cemaatin görüşüne göre ganimetlerin beşte dörtlük kısmından verilir. [214] Ebu Hanife'ye göre imam ganimetlerin beşte dörtlük kısmını dağıtmadan önce ondan kullanabilir. Ancak dağıttıktan sonra ancak Humus'tan kullanabilir. [215] Mesele:
İbni Münzir şöyle diyor:
Rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) giderken Humus'tan sonra dörtte biri nefl olarak vermiş. Dönüşted e Humus'tan sonra üçte biri nefl olarak vermiştir. Evzai, Hasan Basri ve Ahmed de bu görüştedirler. [216]
Bu görüşe göre ki Ebu Hanife de bu görüştedir.- İmam veya komutan darul harbe girdiği zaman, önden düşmana baskın yapması için bir seriyye gönderirse ve onlara humusu çıkardıktan sona ganimetlerin dörtte birini verirse caizdir. Bu dörtte birlik kısım genel ganimetin beşte birlik başka bir kısmıdır. Geriye kalan beşte üçlük bölümü ise ordu ve seriyye arasında yine paylaştırır. Geriye dönerken bir seriyye gönderse ve onlara humustan sonra üçte birlik kısmı nefl olarak verirse caizdir. Buna göre ganimetleri onbeş kısma ayırır. Humus olarak üç kısmı ayırır. Sonra geri kalan on iki paydan dördünü de seriyeye dağıtır. Sonra geriye kalan sekiz payı da ordu ve seriyye arasında yine dağıtır.
Alimler şöyle diyor: Geriye dönüşteki payı, giderkenki paydan daha fazla yaptı. Çünkü geriye dönüş seriyyesi daha zordur. Gidişte ordu seriyyenin arkasındadır. Onu takip eder. Düşman ondan korkar. Dönüşte ise seriyyeye arkadan destek olacak kimse yoktur. Çünkü ordu geri dönmektedir. Düşman ise uyanıktır. Ayrıca geriye dönüşte ailelerine daha çok iştiyak duyuyorlardır. [217]
Fasıl
Fey' ve kullanımındaki ihtilaflar:
Fey': Kafirlerden savaş yapılmadan alınan mallardır. Bulunan at, binek gibi. Müslümanların haberini alınca, onlardan korkup kaçan kafirlerin bıraktıkları mallar gibi. Zimmet ehlinin verdiği cizye ve belde ehlinin üzerinde ittifak ettikleri şeyler gibi. İslam diyarına girdiklerinde vermeleri şart koşulan itcaret vergileri gibi. Zimmet ehlinden ölüp de varisi olmayan kimsenin malı gibi. [218] Mesele:
Nevevi şöyle diyor: "Revyani "Huliyye" de şöyle diyor:
"Eğer kafirler belli bir para karşılığında savaş sırasında bizimle anlaşırlarsa, bu ganimettir." [219]
Hidaye'nin sahibi şöyle diyor:
"Alınan malla eğer kafirlerin yanına varılmadan alınmış ise cizyenin kullanıldığı yerlere kullanılır. Ancak ordu gidip onları kuşatmış ise ve sonra bunları almış ise bu ganimettir. Beşte birini (Humus) alır ve gerisini askerlere dağıtır. Çünkü manen zorla alınmıştır. [220]
Fey'in bölüştürülmesi ve beşte birinin alınması konusunda ihtilaf etmişlerdir. Malik'e göre:
"Beşte birinin alınması vacip değildir. Bu imamın içtihadına bağlıdır. Onu isterse Rasulullah'ın (s.a.v.) akrabalarına ve ailesine dağıtır. İsterse de sonradan gelecek müslüman yönetciler için bırakır ve elde tutar. Bu konuda yukarıda açıklamalar geçmişti. Ebu Hanife'ye göre müslümanların maslahatında kullanılır. Malik'in görüşünde olduğu gibi beşte biri alınmaz. Şafii'ye göre ise beşte biri alınır. Bu beşte birlik kısım ganimetlerin humusunun kullanıldığı gibi kullanılır. Geriye kalan beşte dörtlük kısım konusunda ise üç görüş vardır.
Birincisi: Cihad için hazırlanmış ücretli askerlere harcanır.
İkincisi: Maslahatlar için harcanır.
Üçüncüsü: Humusun bölüştürüldüğü gibi bölüştürülür.Geçimleri sağlanan ücretli askerlere dağıtılma şekli, herbirine verilecek miktar konusunda birçok mesele vardır. Fıkıh kitaplarında genişçe geçmektedir. [221]
Fasıl
Zorla esir alınan bir müslüman ne zaman kafirlerden kaçmaya fırsat bulursa ihtilafsız' bunu yapması gerekir.Eğer kafirler bir müslümanı şartsız serbest bırakırlarsa, o müslüman onlarla savaşabilir, öldürebilir, esir alabilir, mallarına el koyabilir. Bu Ahmed'in görüşüdür. Eğer onların ondan ve onun da onlardan emin olması şartıyla serbest bırakırlarsa, müslümanın sözüne ihanet etmesi haramdır. Aynı şekilde onun onlardan emin olduğu, fakat kendisinden eman istemedikleri durumda da onlar savaşamaz. Sahih görüş budur. Bu Ahmed'in görüşüdür. Eğer onların beldelerinden çıkmaması şartı ile serbest brakırlarsa, yine de oradan çıkması gerekir. Bu şarta bağlı kalması haramdır. Ahmed'e göre vefa göstermesi gerekir. Eğer tekrar onlara geri dönmesi veya fidye olarak onlara mal göndemesi şartı ile bırakırlarsa, geri dönmesi haramdır. Ahmed'den gelen bir rivayet böyledir. Mal ise eğer zorlanarak kendisine şart koşulmuş ise, bu şart batıldır. Ahmed'in görüşü budur. Eğer kendisi isteyerek onlarla anlaşmış ise, onu göndermesi vacip değildir. [222]
Çünkü hak olmayan bir gerekliliktir. Fakat göndermesi müstehaptır. Ahmed'e göre vaciptir. [223] İbni Abdüsselam el-Maliki Muhtasar'ın şerhinde şöyle diyor:
"Bir esir [224] birşeye itaat ederek güvence verirse, bunu yerine getirmesi vaciptir. İhanet etmesi caiz değildir. Kendisinden zorla güvence alınan veya güvence vermeyen kimsenin, onların mallarından alabildiğine alması caizdir. Sâhnun'a göre malına ve canına güvence verirîirse kaçmaz. Malik'e göre kendisi kaçar, ama onların mallarından herhangi birşey almaz. [225]
Ebu Hasan Malik'i "tebsire"de şöyle diyor:
"Düşman bir müslümanı esir alırsa ve kaçmayacağına dair ondan güvence alıp onu serbest bırakırlarsa veya kaçmayacağına dair ondan söz alıp onu bırakırlarsa, o kişi kaçamaz. Çünkü eğer söz veya güvence vermeye zolanmış ise, onun kaçması müslümanlara zarar verir. Düşman elindeki müslüman esirlerin sıkıştırılmasına ve müslümanlarm sözlerini yerine getirmedikleri kanaatinin oluşmasına sebep olur. [226]
Fasıl
Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Yolunu kaybeden düşman veya rüzgarın müslümanlara doğru sürüklediği düşman, onları alan kimselerindir. Bu Ahmed'den gelen bir rivayettir. Diğer rivayete göre ise onlar fey'dirler. [227]Ahmed'e, Rum melikinin gönderdiği içinde adamları olan ve rüzgarın Tarsus'a doğru sürüklediği bir gemi soruldu. Tarsus ehli bu gemiye karşı çıktılar. İçindeki adamları öldürüp, mallarını aldılar, Ahmed şöyle dedi:
"Bu Allah'ın müslümanlara vermiş olduğu fey'dir." Yollarını kaybedip müslüman köylerden birine giren ve esir alınan kimseler sorulunca da,
"Onlar köylülerindir. Aralarında paylaşırlar" demiştir. [228] Bir kalede bulunan veya bir süvari birliğinden olan bazılarının düşmanla savaşmak için çıkıp silah veya mal elde ettikleri sorulunca, Ebu Abdullah'a göre bunlar kaledekiler veya süvari birliği arasında paylaşılır.
Mesele: Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Kendileriyle savaşılanlardan biri, emansız olarak İslam diyarına girerse, durumuna bakılır. Eğer adamın üzerinde silah var ise ve bunları İslam diyarında satmak istiyorsa, ticaret için gelenler emansız olarak girebildikleri için kendisine dokunulmaz. Ahmed şöyle diyor:
"Müslümanlar bir gemiye binip denizde, düşman topraklarından gelen ve içinde müşriklerin tüccarları bulunan ve İslam beldelerine giden bir gemi görürlerse, onlara karışmazlar. Onlarla savaşmazlar. [229] Rafü, Nevevi ve başkalarının zikrettiğine göre, ticaret amacı, emanı sağlamaz. Eğer adam:
"Ticaret amacının emanı gerektirdiğini zannetmiyordum" derse, onun bu zannına itibar edilmez ve öldürülür. [230]
Müellif şöyle diyor:
Şafii alimlerinden bir topluluğa:
"Kendi beldesinden çıkıp islam beldesine giden bir harbi ticarete gidiyor ise, amirlerden birinin onu, müslümanlarm limanına girmeden önce veya girdikten sonra öldürmesi caiz midir? Yoksa onun emanı kabul edilir mi edilmez mi?" diye sordum. Şöyle cevap verdiler:
"Müslümanların limanına girmeden önce ve girdikten sonra onun öldürülmesi caizdir.[231]îbni Abdüsselam Muhtasar'm şerhinde şöyle diyor:
Divandaki kural, Tehzib'de geçtiği gibidir.
"Beldemizde bulunan bir harbi, onu yakalayıp alan kişinin midir, yoksa fey'midir?" diye sorulunca şöyle dedi:
"Malik'e göre, düşmandan birileri bizim sahilimizde bulunursa ve biz tüccarız veya benzeri bir şey derlerse, bu onlardan mazaret olarak kabul edilmez. Onlar da, onları alan kimsenin değillerdir. İmam onlar hakkında karar verir. Bana göre bunlar müslümanlar için fey'dir. Bir Rum, tüccar olarak bizim sahilimize gelirse ve yakalanırsa
"Gelen tüccarlara, malını satana kadar dokunmadığınızı zanediyorum" derse veya islam beldesine yönelmişken daha düşman topraklarında yakalanırsa ve,
"Sizden eman almak için geldim" derse, bu müşkil bir durumdur. Bana göre tekrar yerine gönderilir.
İbni Vehb'in Malik'ten naklettiğine göre, izinsiz olarak sahilimize yaraşan ve yakalanan düşman, tüccar olduklarını söylüyorlarsa ve doğru söyledikleri de bilinmiyor ise, gemilerinin batıp denizin onları buraya dağru sürüklemesi veya susuz kalmışlardır ve su almak için izinsiz sahile inmiş olmaları ihtimalleri var ise ve beraberlerinde silahlar var ise, bunlar imamın görüşüne kalmışlardır. Bunların beşte biri alınmaz. Beşte bir, atlar ve bineklerle üzerine akın edilip alınanlardan alınır. İbni Abdüsselam şöyle diyor:
"Eğer doğru veya yalan söylediklerine dair herhangi bir işaret yok ise, bunlar ya köleleştirilirler veya memleketlerine geri dönderilirler. Meşhur görüşe göre öldürülmeleri caiz değildir. Başka bir görüşe göre ise, engelleyici unsurları olmaması ve aslın gereği olarak öldürülmeleri caizdir.
İbni Rüşd üç görüş zikretmektedir:
Birincisi: İslama yanaştıkları veya fidye için veya ticaret için geldikleri şeklinde yakalandıktan sonra söyledikleri sözler kabul edilmez. Bunlar fey' olurlar. İmam onlar hakkındaki görüşünü belirtir. Bunlar ister İslam diyarında yakalansınlar, ister daha oraya kavuşmadan yakalansınlar. Yine ister karşılıklı ticaret yapılan bir topluluktan olsunlar ister başka bir topluluktan olsunlar farketmez.
İkincisi: Söyledikleri kabul edilir ve memleketlerine gönderilirler. Ancak söylediklerinin yalan olduğu ortaya çıkması durumanda söyledikleri kabul edilmez. Örneğin:
"Biz tüccarz. Ticaret yapmak istiyoruz derler, ama yanlarında ticaret yapacakları herhangi birşey yoktur ve kendileriyle beraber silahlar vardır. Bir görüşe göre İslam beldesine kavuşmadan önce yakalanırlarsa böyle yapılır. İslam diyarına geldikten sonra yakalanırlarsa, fey' olurlar. Bu Yahya b.Said'in, Malik'in ve Sahnun'un görüşüdür. Bir başka görüşe göre ise yola çıkmalarıyla yakalanmış iseler, İslam diyarında yakalansalar da yine sözleri kabul edilmez.
Bu İbni Kasım'ın, "Bünye"deki görüşüdür. Bir başka zayıf görüşe göre ise müslüman beldesinde uzun müddet kaldıktan sonra ve yalan söyledikleri ortaya çıktıktan sonra kabul edilmez. Bu görüş İbni Kasım'ın Yahya'dan duyduğu görüştür.
Üçüncüsü: Eğer karşılıklı ticaret yapılan bir beldeden iseler, fidye veya ticaret veya eman istemek için geldiklerini söylüyorlar ise, söyledikleri kabul edilir veya memleketlerine geri gönderilirler. Aksi takdirde fey' olurlar. İbni Hacip, "Elvadihatu"da bu görüşte olduğunu söylemiş ve bunu Malik'e de nispet etmiştir. Bu Rabia'nın ve Sahnun'un da görüşüdür.
Bu konuyu bilinen bir maksatla uzattık.
[232]Mesele: İbni Abdüsselam şöyle diyor:
"Harbilerden bazıları eman ile islam diyarına ticarete gelirlerse, alışveriş yapıp geri dönerlerse, sonra rüzgar onları tekrar islam diyarına sürüklerse, ilk eman yine onlar için geçerlidir. Emanın bitimi adamların beldelerine geri dönmeleridir. Müdevvene'de geçtiğine göre beldelerine dönene kadar eman geçerlidir. İslam beldesini terk edene kadar canlarına ve mallarına eman verilir.
İbni Mevvaz şöyle diyor:
"Belelerinde emin yerlerine kavuşana kadar, onlara eman vardır. Sahih olan görüş Müdevvene'de geçen görüştür. [233]
Fasıl
Kafirler müslümanlardan ganimet alırlarsa, o mallar onların mülkiyetine geçer mi? Bu konuda ihtilaf'etmişlerdir. Malik ve Ebu Hanife'ye göre onların mülkiyetine geçer. Ancak Ebu Hanife bunun için, malların darul harbe taşınmasını şart koşmuştur. Bu mülkiyetten de müslümanların çoğunun annesini ve anlaşmalı köleyi istisna etmiştir. Ebu Hanife'ye göre bu ikisi onların mülkiyetine geçmezler. Şafii'ye göre ise kafirler müslümanların mallarından herhangi bir şeye sahip olamazlar. Bu İbni Abdüsselam'ın da tercih ettiği görüştür. [234] Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Bu Ahmed'den gelen görüşlerin de en belirginidir. Ahmed şöyle diyor:
"Eğer o mala dağıtımdan önce sahibi kavuşursa, o mal onun hakkıdır. Ancak dağıtımdan sonra onları alamaz. Çünkü imamın yaptığı dağıtım hüküm yerine geçer. Hakkında içtihad edilen herhangi bir konuda imam hüküm verirse, o konuda hükmü geçerlidir. Ahmed'den ise bu konuda iki rivayet vardır. [235]
Mesele: Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Harbi olan bir kafir müslüman olur veya eman ile îslam beldesine girerse ve daha önce müslümanların mallarını almış ve telef etmiş ise, bunu karşılamaya mecbur olmadığı konusunda ihtilaf yoktur." Eğer müslümanlardan ganimet aldığı mal elinde iken müslüman olursa, o mal onundur. Bunda da ittifak vardır. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kim birşey kendisinde iken müslüman olursa, o şey onundur. [236] Malik de Ahmed'in görüşündedir.[237] Şafii şöyle diyor:
"Müslüman olduklarında mal ellerinde ise onları sahiplerine geri vermeleri gerekir. [238]
Mesele: Eğer ganimetler arasında bir müslümanın malı bulunur ise ve o malın o müslümanın olduğu dağıtımdan önce sabit olursa, o mal bedelsiz olarak sahibine verilir. Bu Şafii'nin görüşüdür. [239] Malik, Ebu Hanife ve Ahmed de bu görüştedirler. Şafii'ye göre o malı payına düşen kimse [240] sahibine geri verir. Sonra imam onun payını beytül maldan tamamlar. Eğer beytül malda bir şey ise dağıtımı iptal eder ve yeniden dağıtır. Malik'e göre ise sahibi eğer biliyorsa onu parayla satın alır. Eğer bilmiyorsa bedelle alır. Bu Ebu Hanife ve Ahmed'den gelen bir rivayetin de görüşüdür. Diğer bir rivayete göre ise Ahmed'in görüşü, sahibinin onda herhangi bir şekilde hakkının olmadığıdır.[241] [242]
"Müslümanlar müşriklerden aldıkları ganimetler arasında müslümanların alametinin üzerinde bulunduğu mallar olursa ve sahipleri de bilinmezse, bunlar ganimettir. Ahmed şöyle diyor:
“Mısır'dan gelen bir müslüman gemisinin yolunu, rum'lar kesmişti. Ona el koydular. Daha sonra müslümanlar onlardan geri aldılar,- Elindeki malların sahipleri biliniyorsa, o mallar yenilemez." Bundan anlaşıldığına göre, sahipleri bilinmiyorsa, o zaman yenilebilir. Buna benzer bir görüşü, Sevri ve Evzai de belirtmişlerdir. Şöyle diyorlar:
"Bunlar ganimet olurlar." Şafii'ye göre ise sahibi gelinceye kadar bekletilir.
Eğer üzerinde resim bulunan bir şey bulursa, onu olduğu halde geri dönderir. Ahmed ve Şafii bu görüştedir. Ahmed'e şöyle soruldu:
"Rum beldesinde bir gemiyle karşılaştık. İçinde gemiciler vardı.[243]"Bu falanın, bu falanın" dediler?" Ahmed şöyle cevap verdi:
"Bunların sahipleri biliniyor. Bunlar bölüştürülmez.[244]Malik'e'göre malın bir müslümana ait olduğu bilinip, kimin olduğu bilinmezse mal bölüştürülür, bekletilmez. Bu Müdevvene'de söylenmiştir. Aynı şekilde malın ait olduğu belde bilinse bile, sahibi bilinmese yine dağıtlır. Malik ve İbni Kasım'ın görüşlerine göre böyledir. [245]
Mesele: Eman verilen birisi müslümanlann mallarıyla İslam beldesine gelirse, sahiplerinden başkalarının onları alması Malik'e göre mekruhtur. Çünkü bir müslümanın malını gönül hoşluğu olmadan almaktadır. Müdevvene'de böyle söylüyor. Mevaziye'de ise Malik başka müslümanın esas sahibi gelir ve o da ona verir ümidiyle o mallan almasının müstehap olduğu görüşündedir.
Müellif şöyle diyor: Eğer sahibi gelir ve ona bu malı alması mekruhtur denilmesi ve iki görüşün birleştirilmesi daha iyi olurdu. Malik'in mezhebine göre bir müslüman o malı alırsa veya ona hibe edilirse, o kişi o mala sahip olmuş olur. Müdevvene'de böyle söylüyor. Buna göre önceki sahibinin o malı karşılıksız veya parayla alması söz konusu değildir. Mevaziye'de ise eski sahibinin onu almaya daha çok hakkı olduğunu söylemektedir. [246]
Fasıl
İbni Abdüsselam ibni Hacib'in Muhtasar'mda geçen "Zımmi biri sözünü bozarak çıkarsa harbi olur" sözü hakkında şöyle diyor:
"Yani bir zımmi darul harpte ev almak için çıkar ve verdiği sözü ve zimmeti terkederse, o kimse isteğiyle başbaşa brakılmaz. Harbi ile savaşıldığı gibi onunla da savaşılır. Eğer öldürülürse telef olmuş olur. Bu sahih görüştür. Bunda ihtilaf olduğunu bilmiyorum.[247]
Fasıl
Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Müşriklerin başlarının bir beldeden başka bir beldeye taşınması mekruhtur. Onların ölülerinin azalarının kesilmeside (müsle) mekruhtur. Onlara işkence de mekruhtur. Ölülerin mancınıktan atılması da mekruhtur. Ahmed bu görüştedir. Eğer bir maslahat için yaparlarsa caizdir. Rivayete göre Amr b. As İskenderiyye'yi kuşatınca İskenderiye ahalisi müslümanlardan bir kişiyi yakaladılar. Onun kafasını kestiler. Adamın yakınları kızgnhkla Amr'ın yanına geldiler. Amr:
"Onlardan bir kişiyi tutun. Kafasını kesip mancınıkla onlara atın" dedi. Müslümanlar bunu yapınca, onlar da müslümanın kafasını aynı şekilde müslümanlara attılar. [248] Müellif şöyle diyor:
Kafirlerin başlarının İslam beldesine taşınmasının mekruh oluşu konusunda Şafii'lerin iki görüşü vardır. [249] Ebu Bekir'e (r.a.) Berrak'ın başı Şam yoluyla getirilince, bunu iyi görmemiş ve:
"Bu acemlerin adetidir" diyerek bunu yasaklamıştır. Bunu Beyhaki bir çok senedle rivayet etmiştir. Bir sened raviIeri iyidir. Yukarıda Ebu Harad'ın seriyyesinde geçtiği gibi:
"O, Rufaa b. Kays'ın başım Rasulullah'a (s.a.v.) getirmiş ve o da bunu yasaklamamıştır. [250] Fakat İbni ishak'ın rivayetinde bu nehyediliyor.
1291- Taberani'nin ravileri sika olan bir sened ile Firuz ed-Deylemi'den [251] rivayet ettiğine göre; Esved el-Ansi'nin başını Rasulullah'a (s.a.v.) getirmiştir. [252]
Fasıl
Muğni'de şöyle diyor:
"Kendileriyle savaşılan kafirlerde [253] hediye kabul edilmesi caizdir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) Mısır sultanı Mukavkıs'ın hediyesini kabul etmiştir. Bu savaş sırasında olmuştur. Ebu'l-Hattab şöyle diyor:
"Müşriklerin ordu komutanına veya kuvvet komutanlara verdikleri hediyeler ganimettir. Çünkü müşrikler bunu müslümanlarm korkusundan dolayı yapmaktadırlar. Buna göre fert olan amirlere verilen hediyeler onlarındır. Kadıya göre ise o da ganimettir. Eğer darul harpten İslam diyarına gönderilmiş ise, onlar hediye edilenindir. îster, imam olsun,ister başkası olsun. Bu Şafii ve Muhammed b. Hasan'm görüşüdür. Ebu Hanife'ye göre ise, her halde hediyeler hediye edilenindir. Bu görüş Ahmed'den de rivayet edilmiştir. Şafii mezhebine göre, hediye verildiği zaman savaş devam ediyor ise bunlar ganimettir. Müslümanların hepsinindir. Eğer savaştan sonra verilmiş ise, o zaman hediye edilenindir. Benzer bir görüş ise İbni Kasım'danda nakledilmiştir. [254]
Fasıl
Eman ve bu konudaki ihtilaflar:
Şafii mezhebine göre mükellef bir müslümanın kendi isteğiyle harbi birine veya belli sayıdaki adama verdiği emandır. Bir bölgeye veya bir beldeye verilen eman ise barış emanıdır. Bu da imama hastır. [255] Ahmed bu görüştedir. [256] Ebu Hanife'ye göre bir müslüman bir kafire veya bir şehir ahalisine eman verirse emam geçerlidir, sahihtir.
[257]Kölenin verdiği eman hakkında ihtilaf etmişlerdir. Şafii,Ahmed veMalik'in meşhur görüşüne göre emam caizdir. [258] Ebu Hanife'ye göre eğer kölenin savaşmasına izin verilmişise emam caizdir. İzinli değilse emam da caiz değildir. [259]
Kadının emanının cevazı konusunda ittifak etmişlerdir.Eşyayı birbirinden ayırt edebilme yaşına gelmiş çocuğun emam konusunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii mezhebine göre emam caiz değildir. Ahmed de bu görüştedir. Malik'in meşhur görüşüne göre caizdir. Şafii'den de böyle bir görüş nakledilmiştir.
Hanefi'lerden Hidaye'nin sahibi şöyle diyor:
"Sahih görüşe göre eğer savaşması için izin verilmiş ise emanı sahihtir. Eğer bundan men edilmiş ise köledeki ihtilaf bunda da vardır. [260] Yani Ebu Hanife ile Muhammed arasında- İbni Münzir "israfta çocuğun emanın caiz olmadığına dair icma nakletmektedir. Akledemeyen çocuk eman vermek isterse, bu sahihtir. Aksi takdirde yukarıdaki ihtilaf söz konusudur. [261] Aynı şekilde zımminin verdiği emanm caiz olmadığı konusundaki icma naklinde de şüphe vardır.
[262]Mesele: Bir kafir esir alındığında, fertler ona eman veremezler. Ona iyilikte bulunup serbest de bırakamazlar. Müslümanlardan birisi:
"Ben buna daha önce eman vermiştim" derse, bu da kabul edilmez. Ancak iki kişi ona şahitlik ederse, onların şahitliği kabul edilir. Bu Şafii'nin görüşüdür. [263]
Fasıl
Bir müşrike eman manasına yapılan işaret Şafii ve Malik'e göre emandır.[264] Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Eğer eman manasında kullandıkları bir işaretle onlara işaret ederse ve "ben bununla emanı kastetmedim" derse, sözü kabul edilir. [265]
Meseleler: Nevevi "Ravda" da Rafii'ye tabi olarak şöyle diyor:
"Eman maksad ifade eden her türlü lafızla meydana gelir. İster bu lafız açık olsun, ister kinaye olsun. Açık lafızlar örneğin; seni mükafatlandırdım, sen mükafatlandırıldın, seni emniyetlendirdim, sen emniyettesin, sen benim emammdasın, sana şiddet yoktur, sana korku yoktur, korkma, ürkme, gibi lafızlardır.
Kinaye lafızlar ise örneğin; istediğin gibi olman bana aittir, istediğin gibi ol gibi lafzlardir. Eman mektup ve yazıyla da verilir. Elçi ister müslüma olsun, ister kafir olsun. Eman ibareyi anlamaya gücü yetenin anlayacağı işaret ile de verilir. Eman verilen kişinin eman verildiğini bilmesi, eman haberinin ona ulaştırılması gerekir. Eğer eman haberi ona ulaşmamış ise ona eman yoktur. Bir müslüman acele edip onu öldürürse, bu caizdir. Emanın kabul edilmesinin sözlü olarak ifade edilmesi şart değildir. Eğer kafir,
"Senin emanını kabul ettim veya senin emaninda değilim tedbirini al" gibi lafızlar kullanırsa eman ona göre şekil kazanır. İmama göre bu söz ile eman red edilmiş olur. Çünkü eman tek tarafda meydana gelmez. Eğer imam tüccarların islam diyarına girişlerini maslahata uygun görür ve:
"Kim ticaret için İslam diyarına girerse, o emandadır" derse caizdir. [266]
Fasıl
Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Bir müslüman bir düşman askeriyle karşılaşırsa ve ona:
"Dur veya "Silahını at" derse, ona eman vermiş olur. Aynı şekilde:
"Korkma, ürkme, telaşlanma. Sana korku yoktur, sana şiddet yoktur" gibi lafızlar kullanırsa, bütün bunların eman olduğunda ihtilaf olduğunu bilmiyoruz. Eğer ona:
"Kalk veya dur veya silahını at" derse, bizim alimlerimize göre bu emandır. Çünkü kafir bunun eman olduğuna inanmaktadır. [267] Eğer bir casusa veya öncüye eman verirse, eman gerçekleşmez. İmam şöyle diyor:
"Kafirin emniyetli yere kavuşmaması gerekir. Çünkü öylelerinin islam diyarına girmesi ihanettir. Bunun için bunun öldürülmesi gerekir." İbni Abdüsselam el-Maliki şöyle diyor:
"Onlardan biri ticaret için geldiğinde, öldürülmesi caizdir. Sonra onun casusluk için geldiği ortaya çıkar. Dolayısıyla ona verilen eman batıl olur. İmam da onu öldürme veya köleleştirme konusunda serbesttir. Aynı durum onun düşmanın casusu olduğu bilindiğinde de geçerlidir.
[268]Eman verildiğinde emandaki kişinin öldürülme ve esir alınmadan kurtulduğunda ittifak etmişlerdir.
Mesele: Rafii, Nevevi ve başkaları şöyle diyor:
"Eğer müslüman küfür diyarında zayıf ise ve dinini açığa vuramıyor ise, orada kalması haramdır. İslam diyarına hicret etmesi vaciptir. Eğer hicrete güç yetiremiyorsa, gücü yetene kadar özürlüdür. Eğer kavminde itaat edilen birisi olmasından dolayı veya onu koruyacak bir aşiretin olmasından dolayı dinini açığa vurabiliyor ise ve dininin fitneye düşmesinden korkmuyor ise hicret etmesi vacip değildir. Fakat müstehaptır. Taki onların sayısını çoğaltmasın veya onlara meyletmesin. Zayıf bir görüşe göre ise yine vaciptir. Sahih olan görüş birincisidir. [269]
Müellif şöyle diyor: Ahmed'in mezhebi yukarıda geçenlerin hepsine muvafıktır. Nevevi şöyle diyor:"
Havi'nin sahibi şöyle diyor:
"Eğer islamın kavmi arasında yayılmasını ümid ediyorsa, orada kalması daha efdaldir. Eğer darul harpte köşesine çekilme veya onların istediklerini yapmamaya gücü yetiyor ise orada kalması vaciptir. Çünkü onun esas yeri islam diyarıdır.Eğer oraya hicret ederse bulunduğu yer darul harbe dönüşecektir. Bu da haramdır. [270]
Müellif şöyle diyor: [271]
1292- Ebu Davud ve başkalarının Semrete b. Cündüb'den (r.a.) rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:"
Kim müşrikle bir araya gelip onunla beraber oturursa, o da onun gibidir.[272]
Taberani'de rivayet etmiştir. Onun rivayeti şöyledir:
"Rasulullah (s.a.v.) müşriklerle beraber oturmaktan, onlarla bir araya gelmekten alıkoydu. Şöyle buyurdu:
"Kim onlarla oturur veya bir araya gelirse, o da onlardandır." [273]
1293- Bu hadisi Hakim de rivayet etmiş ve Buhari'nin şartı ile sahih olduğunu, söylemiştir. Ancak Buhari'nin lafzı şöyledir:"
Kim onlarla oturur veya bir araya gelirse bizden değildir.[274]
1294- Ahmed'in Cerade b. Ebu Ümeyye'den rivayet ettiğine göre:"
Rasulüllah'ın (s.a.v.) ashabından iki kişi birbirlerine şöyle diyorlardı:
"Hicret kesilmiştir." Bu konuda ihtilaf ettiler. Ben Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına gittim ve:"
Ya Rasulallah! Bazı insanlar hicretin kesildiğini söylüyorlar" dedim. Rasulullah (s.a.v.):"
Cihad olduğu müddetçe hicret kesilmez" buyurdu. [275]
1295- Yine Ahmed'in Malikoğullarndan bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle diyor:
"Düşmanla savaşıldiğı müddetçe hicret kesilmez.
[276]Her iki hadisin ravileri de sahih hadis ravileridir. [277]
1296- Bu hadisi Bezzar Sevban'dan rivayet etmiştir Onun rivayeti şöyledir:
"Kafirlerle savaşıldığı müddetçe, hicret kesilmez."[278]
1297- Taberani'nin ravileri sika olan bir sened ile Kays b. Ebu Hazim'den, onun da Halit b. Velid'den rivayet ettiğine göre; Rasulullah (s.a.v.) Halit b. Velid'i Has'am kabilesinden bazı insanlara gönderdi. Onlarda secde etmekle kendilerini kurtarmaya çalıştılar. Halit de onları öldürdü. Rasulullah (s.a.v.) bir diyetin yarısı ile onların diyetini verdi.
Sonra şöyle buyurdu:
"Ben müşriklerle oturup onların ateşini göstermeyen her müslümandan beriyim.” [279]
Mesele: Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
"Ahmed'in görüşüdür zahirine göre bir müşlümanın esir olduğu müddetçe evlenmesi caizdir. Çünkü eğer hanımı da onunla beraber esir edilmiş ise nikahları sahih olmakla beraber kafir onun hanımıyla cinsi ilişkiye girmesini engeller.
Zühri şöyle diyor:
"Esirin düşman elinde olduğu müddetçe evlenmesi caiz değildir." Hasan evlenmesini mekruh görmüştür. Çünkü esirin çocuğu olursa, o da köle olur. Başkalarının da onun hanımıyla cinsi ilişkiye girmediklerinden emin olamayız. Ahmed'e, hanımıyla beraber esir edilen bir müşlümanın onunla cinsi ilişkiye girmesi sorulunca, şöyle cevap vermiştir:
"Nasıl ilişkiye girecek. Belki onlar da o kadınla ilişkide bulunmuşlardır." Esrem şöyle diyor:
"Belki kadın onlardan bir çocuk doğurur ve çocuk onlardan olur." Ancak ticaret ve benzeri bir amaçla onlardan eman alarak oraya giderse yine evlenmesi uygun değildir. Çünkü hanımının çocuk doğurduğunda, kafirlerin çocuğa sahip çıkıp onu kendi aralarından büyütüp, onların dinine girmesinden emin olamaz. Eğer şehveti galip gelirse müs-lüman bir kadınla evlenmesi mubahtır. Çünkü zaruret halidir. Ancak yine ondan uzak durur. Taki çocuk doğurmasın. Kişi onlardan biriyle de evlenmez. Çünkü eğer kadın onlardan ise, orada kadın çocuğa sahip çkar ve çocuğu kendi dinine tabi kılar. Eğer onlardan bir cariye satın alırsa, onunla cinsi ilişkiye giremez. Çünkü çocuğuna sahip çıkmaları korkusu vardır. Onu alıp köleleştirebilir ve kafir yapabilir-ler. [280]
Fasıl [281]
1298- İmam Ebu Bekir b. Münzir şöyle diyor:
"Rasulullah'dan (.a.v.) gelen bir hadise göre şöyle buyuruyor:
"Kim müşriklerle beraber oturursa, ondan zimmet kaIkar.[282]
Müellif şöyle diyor: Bunu Hâmmad b. Selme Haccac'dan, o da İsmail b. Ebi Halit'ten, o da Kays'tan [283], o da Cerir'den, o da Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet etmiştir. Beyhaki Sünen'inde nakletmiştir.
İlim ehli ticaret amacıyla şirk diyarına giriş konusunda ihtilaf etmişlerdir. Malik ve Evzai bunu mekruh görmüşlerdir. Hasan'dan rivayet edeldiğine göre, düşman topraklarına yiyecek taşıyanların fasıklar olduğunu söylemiştir. Ata ve Amr b. Dirar onların beldesine silah taşımayı kerih görmüşlerdir. Leys b. Sa'd şöyle diyor:
"Bunu yapan cezalandırılır." Ebu Bekir şöyle diyor:
"Kafirlerin hükümlerinin müslümanlara uygulandığı yerlerde Darul harbe giriş mekruhtur. Eğer onlarla alışverişte, bulunursa bu haram değildir. [284]
Mesele: İmam bir savaş diyarıyla [285] barış yaparsa, sonra onları başka bir topluluk esir ederse, bizim onları satın almamazı veya onları kendimize köle olarak alamayız. Abderi bunu Şafii mezhebinden nakletmiştir. [286] Malik ve Ahmed de bu görüştedir. Ebu Hanife'ye göre ise bu hakkımız vardır. [287]
Fasıl
Darul harpte sınır oluşturma konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ahmed'e göre onların beldesinden çıkıncaya kadar orada sınır oluşturanlayız. Malik ve Şafii'ye göre ise İslam diyarından sınır oluşturulduğu gibi harp diyarında da sınır oluşturulur.
İbni Münzir şöyle diyor: Rey ashabına göre darul harpte bulunan müslüman bir kişi, orada zina ederse ve sonra oradan çıktıktan sonra bunu itiraf ederse, ona had uygulanmaz. Çünkü müslümanlarm hükümlerinin uygulanmadığı bir yerde zina etmiştir. [288]
Fasıl
Kadınlarla beraber düşman topraklarına sefere çıkılmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak onları koruyacak ve onlardan emin olunacak kadar büyük bir ordu ile çıkarlarsa bu caizdir. İbni Abdüsselam'ın Muhtasar'daki açıklamasına göre emniyetin olmadığı durumlarda sefere çıkmak caiz değildir. İbni Hacibin, "kadınlarla büyük bir ordu olmaksızın düşman topraklarına çıkılmaz" sözü hakkında şöyle diyor:
"Bu caiz olmamanın kafirlerin topraklarıyla sınırlanmasından, İslam topraklarında her halükarda seferin caiz olduğu sonucu çıkmaktadır. Issız dağlar ve vadiler de dahil. Ancak durum böyle değildir. Alimler İslam diyarında da olsa emniyetli olan vadi ve dağlarda kadınlarla sefere çıkmaya cevaz vermişlerdir.
[289]Yine mushaf ile düşman topraklarına çıkmanın da caiz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak mushafı koruyacak kadar büyük bir ordu ile olursa caizdir. Malik'e göre düşman toprağına herhangi bir şekilde sefere çıkmak caiz değildir. İster emniyetli bir orduyla olsun, ister olmasın. Çünkü orada düşürme veya onların topraklarında unutma korkusu vardır.
[290]Müellif şöyle diyor: Bunlar bu kitaba uygun gördüğüm hükümlerdir. Burada zikredilen her meselenin ayrıntıları fıkıh kitaplarında zikredilmektedir. Allah muvaffakiyet verendir. [291]
2. SAVAŞIN HİLE TUZAK VE ADABI HAKKINDA
KISA BİR ÖZET
İnsanlar savaşın, hile, tuzak ve aletleri hakkında kitap yazmışlardır. Bu kitap bu konuda geniş bilgi ihtiva etmemektedir. Fakat burada kısa bir özet sunacağız. Bilinmesi geeken yöntem ve girişler gibi. Yardım ancak aziz ve hakim olan Allah'tandır (c.c).
Bazı hikmet sahipleri şöyle diyor: "Allahu Teala savaşm adaplarını şu ayetinde bizler için toplamıştır:
"Ey iman edenler! Bir topluluk ile karşılaştığınızda sebat edin. Allah'ı çokça anın. Umulur ki felaha erersiniz. Allah'a ve Rasulune itaat edin. Ayrılığa düşmeyin. Yoksa dağılırsınız ve havanız gider. Sabrediniz. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." [292] Müellif şöyle diyor:
Bunu söyleyen doğru söylemiştir. Allahu Teala bu ayette savaşanlara beş şeyi emrediyor. Bu beş şey bir toplulukta bulunduğu zaman, mutlaka galip gelirler. Sayıları ister az, ister çok olsun, Bunlar: Sebat, Allah'ın çokça zikredilmesi, Allah'a ve Rasulune itaat, zayıflık ve dağılmayı gerektiren tartışmalardan kaçınmadır. Bunlar bir araya geldikleri zaman oklardan oluşan bir bağ gibi olurlar. Birlikte kırılmasına güç yetirilmez. Ayrıldıkları zaman tek tek kırılan oklar gibi kolayca kırılırlar. Beşincisi ise sabırdır. Sabır galibiyetin sahibi ve nedenidir. Bu beş Özellikten biri ne zaman kaybedilirse, onun miktarı kadar galibiyetten kaybedilir. [293]
1299- Sahihi Buhari ve Müslim'de Cabir.ve Ebu Hureyre den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle diyorlar:
"Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Savaş hiledir.” [294]
Bu, cahiliyye ve İslam'da akıllı kimselerin üzerinde ittifak ettikleri bir şeydir. "Savaş hiledir" sözünün manası: Yani savaş bir hile ile yön değiştirir. Kesai [295] ve Ebu Zeyd [296] böyle söylemişlerdir.
Rivayet edildiğine göre Amr b. Abdivud Ali ile düello edince» ona doğru geldi. Ali ona şöyle dedi:
"Ben iki kişi ile savaşmaya gelmedim." Amr arkasına dönünce Ali ona vurdu. Amr:
"Beni aldattın" deyince, Ali:
"Savaş hiledir" dedi. Buna benzer bir hareketi Halife el-Hadi harici kendisine saldırınca yaptı. Yanında kimse yoktu.Üzerinde silah da yoktu. Harici kendisine yaklaşana kadar yerinde hareket etmemişdi. Yaklaşıp elini kaldırınca El-Hadi:
"Boynuna vur" diye bağırdı. Sanki haricinin arkasında duran birine emrediyordu. Harici arkasına dönünce Hadi üzerine sıçrayarak göğsüne bir tekme yapıştırmıştı. Elinden kılıcı alarak hariciyi Öldürmüştü. Tercümesinde bu olay yukarıda anlatıldı.
Bunun gibi şöyle denilmektedir:
"Nice hileler vadır ki kabiliyetten daha faydalıdır." Bazı hikmet sahipleri de şöyle demişlerdir:
"Düşmanını gücün ile istediğin zaman, onun sana göre zayıf yönünü bilene kadar ona yaklaşma. Onu hile ile istediğin zaman, her ne kadar büyük olsa da onu yanında büyütme." [297]
Fasıl
Bir topluluğa savaşa gideceği zaman yakındaki ve uzaktakilerin şüphe etmeyecekleri şekilde başka tarafa gidiyormuşcasma yönünü gizlemesi sünnettir. Maksadını kendi adamlarına ve başkalarma belirtmemesi gerekir. Ancak zaruretten açıklaması gerekiyor ise, bunu açıklar. Rasulullah'in (s.a.v.) Tebuk seferinde yaptığı gibi Rasulullah (s.a.v.) bu seferde niyetini insanlara açıklamıştı. Taki sefere uygun [298] şekilde .hazırlansınlar ve uzaklığından dolayı tedbirli davransınlar. Eğer yönünü normal şekilde başkasına gidilecekmiş gibi yakınlık, uzaklık veya korkutma [299] ile gizliyebiliyorsa, bunu da yapsın. Gizleme imkanı bulduğu kadar da maksadını açıklamasın. [300]
1300- Sahihi Buhari ve Müslim'de rivayet edildiğine göre; Rasulullah ne kadar savaşa çıktıysa maksadını başkasına gidiyormuşçasına gizlemiştir. [301]
Fasıl
Elçi, gönderenin durumunu ortaya koyar. Çünkü gönderenin cesaretinin ve ilerleyişinin bir örneğini taşımaktadır. Onun aklının ve anlayışının tercümanıdır. Onun kemal sıfatlarının aynasıdır. Nice elçiler vardır ki, düşmanının kalbinden kendisini gönderenin kokusunu silip atmıştır. Acizliği, korkaklığı, pejmürdeliği [302] zayıflığı, dilinin kekemeliği ile bunu yapmıştır. Nice elçiler de vardır ki gönderenin korkusunu düşmanın kalbine, iyi görünüşü, şiddetle ilerleyişi, coşkunluğu, sebatı, kalbinin güçlülüğü, dilinin açıklığıyla sokmuştur. Bu da düşmanın kırılışının ve ona galip gelmenin sebebidir. İnsanın elçisini şeddetle eleştirmesi ve dönmesi [303] gerekir. Açık gözlülüğünü, söz ve davranışlarındaki ferasetini, aklını, coşkunluğunu, sebatını bir çok defa tecrübe etmesi gerekir. Bu elçiyi birçok defa aynı yere göndermemesi gerekir. Çünkü aynı yerden o elçiye yakınlık gösterilip iyilikte bulunulabilir.
Kalpler iyilik yapana doğru kaymaya meyillidirler. Bunun sonucunda elçi gerekli sözlerle düşmanını tanıdığı için üzerine gidemez. Ona vefa duygusundan dolayı onunla karşılaşmaktan çekinir. Pasif[304] olmaması gereken yerde pasif cevaplar verir. Bütün bunlardan aksilikler ortaya çıkar. İyilik, dilin kilididir. Belkide bunun sonucunda elçide öyle bir sadakat meydana gelir ki, elçi düşmanın tarafına geçer-ve kendisini gönderenin yanında ona zarar verir ve o da bunun farkında bile olmaz. Nice devletler vardır ki yok oluşlarının sebebi, elçilerinin ihaneti ve kalplerinin başka tarafa meyletmesidir. Meğazi konusunda geçtiği gibi; Doksan sekiz senesinde Müslime b. Abdülmelik'in Rum tağutuna Konstantiniyye'ye gönderdiği ilyon'un yaptığı gibi.
Ancak elçiler farklı olursa, istenilene daha güvenli olarak kavuşulur ve korkulan durumlardan da emin olunur. Ancak eğer elçiye tam bir güven ile güveniliyorsa ve hiçbir şüphe duyulmuyor ise aynı elçinin gönderilmesi daha iyidir. Çünkü gönderilene karşı cesareti vardır. Yanma birkaç defa girip çıkmıştır. Geçmiş oturumlardan onunla oturmayı bizzat görüp yaşamıştır. Duruma göre içinde söyleyeceklerini belirler ve cesurca ona söyler. Allah doğru olanı ilham edendir. [305]
Fasıl
1301- Hadiste şöyle diyor:
"Arkadaşların hayırlısı dört tanedir. Seriyyenin hayırlısı dörtyüzdür. Ordunun hayırlısı dört bindir. On ikibin kişilik ordu azlıktan dolayı yenilmez." [306]
Ebu Davud ve başkaları rivayet etmişlerdir.
Bölüğün öncüsünün, savaşı ve tuzakları bilen biri olması vaciptir. Eğer bölük kırılırsa, bu ordu için büyük bir zayıflık olur. Yaralayıcı bir darbedir. Düşmanına karşı attan daha duyarlı, kartaldan [307] daha açık gözlü, saksağandan [308] daha çok sakınan, kaplandan daha çevik, [309] aslandan daha cesur olması gerekir. Bölüğün tek vücud halinde ilerlemesi gerekir. Konakladığında kurşunla kaynatılmış bina gibi konaklaması gerekir.
Sahabeler Rasulullah (s.a.v.) ile beraber bir eyer konakladıkları zaman, bazısı bazısına sokulurdu. Öyleki üzerlerine bir örtü atılsaydı, hepsini kapatırdı. [310]
Fasıl
Ordu komutanının, cihadın faziletini, çeşitlerini anlatan hadis toplantılarını, savaş kitaplarının okunma toplantılarını sıkça yapması gerekir. Müslümanların fetihlerini, savaşçıların hilelerini, süvarilerin saf oluşturmalarını, kahramanların maceralarını, cesurların savaşlarını, onlardan nakledilen şiddetli sabrı, kalabalık düşmana galip gelmeyi, anlatan toplantıları yaygınlaştırması gerekir. Bütün bunlar iman sahiplerinin kalplerini güçlendirir. Korkakların kalplerinden korkuyu giderir. Cesurların cüret ve cesaretlerini artırır. İnsan tabiatı, iyi işler yapanlarla yarışmaya, onlara benzemeye, kendi cinsinin fertleriyle karşılaştırmaya meyillidir. Buna bir de İslam'ın cihadı teşviki, onu övmesi, onu yapmaya karşılık mükafaat vadetmesi, güzel olduğuna dair kesin deliller ortaya koyması, imam veya komutanın cihadda başarı gösterenleri sevmeleri, onu kendisine yaklaştırması ve diğerlerinden ayırması eklenince, bununla mükellef tutulan kişinin bunu yapması zaruri hal alır. Ondan ayrılması zorlaşır. Bu söylediklerimiz yaşanmış, defile ihtiyaç duymayan durumlardır. [311]
Fasıl
Savaş tedbirlerinde asıl olan, komutanların ve sancak sahiplerinin seçilmesidir. Ordu komutanı, sancak taşıyıcısı ve benzerlerinin cesaret, güç, cüret ve din ehlinden seçilmeleri vaciptir. Kalbinin sabit, güçlü olması, kuvvetinin yerinde olması savaş tecrübesini yaşamış olması, adamları tanıyor olması, kahramanları cezbeder olması, olayları yaşamış olması. Savaş sırasındaki gür sesine[312] dikkat etmesi gerekir. Eğer orda üzerindeki etkisi böyle ise, kalbinin gücü savaştığı kuvvet ve şiddetli, coşkunluğu, sebatı, belirttiğimiz şekilde ise, o galibiyetin güvencesidir. Konumu önemlidir. Kalbin vücuttaki yeri gibidir. O ne zaman bozulursa ordu da bozulur. Ne zaman düzelir ve sebat ederse, onlar da düzelir ve sebat ederler. Acemlerin hikmet sahipleri şöyle diyor:
"Bin tilkiye hükmeden bir arslan, bin arslana hükmeden bir tilkiden daha evladır." Meşhur kahraman Surmanı şöyle diyor:
"Savaş komutanında on özelliğin bulunması gerekir:
1- Arslanın kalbinin kuvvetinde olması, korkmaması gerekir.
2- Kaplanın kibirliliğinde olması, tevazu etmemesi gerekir.
3- Ayının cesaretinde olması, bütün azalarıyla öldürmesi gerekir.
4- Hücumda domuz gibi olması, geriye dönmemesi gerekir.
5- Saldırıda kurt gibi olması, bir taraftan ümidini kesince, diğer tarafa yönelmesi gerekir.
6- Silahı yüklenmede karınca gibi olması, kendi ağırlığından daha fazla silah taşıması gerekir.
7- Direnmede kaya gibi olması gerekir.
8- Sabretmede eşek gibi olması gerekir.
9- Utanmamakta köpek gibi olması, avı ateşe girse, onun arkasından girmesi gerekir.
10- Fırsatları değerlendirmede horoz gibi olması gerekir. [313]
Fasıl
Ordu komutanının savaştan önce, güvenilir casuslarını düşman askerlerine göndermesi, her an onlardan haber alması, sayılarını ve silahlarını öğrenmesi, sayılarını kontrol altında tutması, oluşturdukları tuzakları öğrenmesi gerekir. Komutan ve ileri gelen cesur ve kahramanlarının isimlerini öğrenmesi, meliklerinin yanındaki durum ve konumlarını öğrenip onlara hile yapması gerekir. Mümkün olduğu-kadar onların tabiatlarının meyilli olduğu yönlerde, onları tuzağa düşürmesi gerekir. Taki savaş sırasında ya komutanlarına karşı gelsinler, veya savaştan uzaklaşsınlar. Onları rezil etmesi, onların büyüklerinin, komutan ve din adamlarının diliyle sahte kitaplar üretip, sözü uzatması bunları kendi askerleri arasında yayması gerekir. Taki bununla kalpleri güçlensin. Bunu düşmana da bildirmesi gerekir. Ordusuna ve askerine karşı kalbinin şiddetli olması gerekir. Yalan olduğunu bile bile bunun kin olmasından korkması gerekir. Bunun onun kalbinde etki bırakması gerekir.
Rivayet edildiğine göre Mihleb'in askerleri ona şöyle dediler:
"Haricilerin bize attığı ve Ebzi denilen birinin yapmış olduğu zehrili oklara karşı dayanamıyoruz." Mihleb:
"Onu hallederim inşaallah" dedi. Sonra:
"Mihleb'den Ebziye! Hediyen kabul edildi. Çok değerli bir hediye idi. Bu mektubumla beraber sana bin dirhem gönderiyorum. Onu al ve benimle irtibatını koparma. Kısmetin büyük, beni istediğin gibi bulacaksın" diye bir mektup yazdı. Elçiye haricilerin herhangi bir cemaatın içine gir ve dolaş. Senden mektubu alana kadar kal. Onlar mektubumu alır ve başkanlarına verirler. Elçi söylenenleri yaptı. Mektub haricilerin lideri "Katra"ya ulaştırıldı. Katra Ebzi'nin acele öldürülmesini emretti. Haberin doğruluk derecesini araştırmadı şöyle dedi:
"Mihleb ile hediyeleşen birine ne yapayım?" Bundan dolayı dağıldılar. Dağılmalarının sebebi, bu olay idi. Mihleb ashabına şöyle dedi:
"Onları savaş ile meşgul edip, tartışmadan alıkoymayın. Onlar şimdi ayrılırlarsa bir daha kesinlikle birleşemezler." Söylediği gibi de oldu." İbni Cevzi "Ezkiya" kitabında zikretmiştir.
Bir rivayete göre; Kisra büyük bir ordu ile İsbehand'ı Rum'lara karş gönderdi. İsbehand zafer kazandı ve daha önce kimsenin alamadığı söyleri aldı. Rum'ların hazinesini alarak olduğu gibi Kisra'ya götürdü. Kisra, İsbehand'ın kazanmış olduğu zaferin onu kendisine karşı gelmeye ve büyüklenmeye sevkedeceğini sandı. Onu öldürmek üzere bir adam' gönderdi. Gönderilen adam akıllı biri idi. İsbehand'ı, akıllılığını ve aldığı tedbirleri görünce, "bu adamın öldürülmesi bir cürümden başka bir şey değildir" dedi. Sonra ona geliş maksadını anlattı. İsbehand Kayser'e:
"Seninle görüşmek istiyorum" diye haber gönderdi. Görüştüler. İsbehand:
"Bu habis beni öldürmeye niyetlenmiş. Bunun için bana bir adam göndermiş. Ben de onu öldürmek istiyorum. Onun istediği gibi. Bana istediğim kadar adam ver, sana onun hazinesinden, senden aldığımdan daha çok vereyim ve senin yolculuk masraflarını karşılayayım." dedi ve ona güvenceler verdi. Kayser buna razı oldu ve kırkbin kişi ile Kisra'nın üzerine yürüdü. Kisa, Kayser'in bazı askerlerini satın aldı. Dinine sadık bir papazı çağırdı ve şöyle dedi:
"Sana bir mektup yazıp vereceğim. Onu İsbehand'a götürüp vereceksin. Kimsenin bundan haberi olmasın." Ona bin dinar verdi. Kisra papazın mektubu Kayser'e götüreceğini biliyordu. Çünkü papaz Rum'ların ölmelerini istemiyordu. Mektupta şöyle diyordu:
"İsbehand'a! Sana yazıyorum. Kayser bana doğru yaklaştı. Allah bize iyilikte bulundu. Alacağın tedbirleri al Onları dağıttın. Kayser Medain'e gelinceye kadar ona karışmayacağım. Sonra şu gün onu gafil yakalayacağım. Bana yüz kişi gönder, onları komutan yapayım.
"Papaz mektubu aldı ve onu Kayser'e götürdü. Kayser şöyle dedi:
"Bu doğrudur. Bizi öldürmek istiyorlar." Geriye dönüp gitti. Kisra arkasından İyas b. Kabise et-Tai'yi gönderdi. Rumların çoğu öldü. Kayser zor kurtuldu. [314] Kisra zeka yönünden zirvede olan birisi idi.
Ondan rivayet edildiğine göre müneccimler şöyle dediler:
"Sen öldürüleceksin." Kisra:
"Vallahi beni öldüreni ben de öldüreceğim" dedi. Sonra bir zehir getirtti. Onu bir ilaca karıştırdı. Sonra ilacın üzerine:
"Bu ilaç, cinsi ilişki içindir. Tecrübe edilmiştir. Kim bundan şu kadar alırsa, şu kadar cinsi ilişkide bulunur." diye yazdı. Oğlu Şireveyh onu öldürdükten sonra, onun hazinesini geziyordu. Kendi kendine şöyle dedi:
"Bu ilaç ile şu şekilde yapılıyordu" Sonra ondan kullandı ve öldü. [315]
Fasıl
Casusların kendisine ulaştırdığı haberlere uygun olarak, sahte haberleri okların üzerine bağlayarak düşman ordusuna atmalıdır. Gerektiği şekilde yapmalıdır. Bu konuda hiç bir masraftan kaçınmamalıdır. Eğer galip gelirse, yaptığı harcamalar ona zarar vermez. Eğer yenilirse de geriye kalacak olan şeylerin kendisine faydası yoktur. Hile ve tuzaklar için harcamada bulunmak, savaş ve çatışmada insanların telef olmasından iyidir. Allah'ın yardımlarından biri de yapabilecek kimselere Allah'ın hileleri ilham etmesidir. Beceremeyen kimseler yapılan hile ve tuzak ilhamları, onlar için hasret olurlar. [316]
Fasıl
İbin Cevzi şöyle diyor:
"Rivayet edildiğine göre "Şemir zulcerah" denilen bir sultan Semerkand'da gelip kuşatır. Fakat bir türlü galip gelemez. Kalenin etrafını bekçilerle kontrol etti. Şehir ahalisinden birini yakalıyıp getirirler. Sultanın kalbine bu adamla konuşmak gelir. Adamdan şehri sorar. Adam şöyle der:
"Oranın Meliki insanların en ahmağıdır. Tek isteği; yeme, içme ve cinsi ilişkidir. Fakat onun bir kızı var. İşi yöneten, çekip çeviren odur. Eğer o olmasa şehirdeki herkes helak olur. Şemis adamla kıza hediyeler gönderdi ve ona şöyle demesini söyledi:
"Ben arap topraklarından senin için geldim. Senin akıllığın bana ulaştı. Geldimki seninle evleneyim. Bir çocuğumuz olsun ve arap ve acem herkese hükmetsin. Mal elde etmek için buraya gelmedim. Bugün yanımda dört bin sandık altın ve gümüş var. Onları sana vereceğim ve Çin'e geri döneceğim. Eğer şehri bana verirsen benim karım olursun. Eğer ben ölürsem, mallar senin olur." Mektup kıza ulaşınca şöyle dedi:
"Onu sevdim. Malı göndersin." Şemis ile adamları arasındaki işaret çan sesi idi. Adamlar şehre girince çanlar çalındı. Adamlar sandıklardan çıkarak kapıları tuttular. Şemis ordusuyla saldırıya geçti. Şehre girdi. Şehir ahalisini öldürdü. İçindekileri alarak Çin'e döndü.[317]
Rivayet edildiğine göre İskender bir gün ordusuyla beraber savaşa çıktı. Saflar bağlanınca şöyle bağırmalarını emretti:
"Ey Fars topluluğu! Sizlere vermiş olduğumuz emanı biliyorsunuz. Kim sözünde duruyorsa, askerlerden ayrılsın. Ona vermiş olduğumuz sözü yerine getiririz." Farslar birbirlerini itham ettiler. İlk sıkıntı aralarında böyle başladı. [318] Bir rivayete göre Fars komutanı "Dara" saf oluşturunca şöyle bağırdılar:
"Ey Dara'nm askerleri! Ey insanlar! Biz anlaştığımız gibi yaptık. Siz de verdiğiniz sözün arkasında bulunun." Dara askerlerinin kendisini teslim etmeye karar verdiklerini gördü. Bu da onun yenilmesinin sebebi oldu. [319]
Fasıl
Savaşta en önemli tuzaklardan biri de arkadan gelecek askerlerdir. Bunlar çok az sayıda da olsalar, ortaya çıktıklarında, kalbe korku, azalara zayıflık, akılda donukluk, ilerlemede duraklama meydana getirir. Savaşçı arkasını emniyette hissetmeyince rakibine saldıramaz. Arkasından birilerinin geleceğini varsaydığı anda, dikkati dağılır. Saldırı ile savunma arasında bocalar. Karşı koymadaki azmi ve cesareti zayıflar. Meydana geleceklerle kalbi korkuyla dolar.
Arkasında kendisini yönlendiren bir ses veya konuşan birilerini duyunca, isterse bir kişi olsun hemen ona döner. Arkadan gelenlerle öldürülen askerlerin sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Cahiliyye ve İslam'da ölümlerinin sebebi arkadan gelenlerdir. [320]
Fasıl
Savaş için saf oluşturunca güneşin düşmanın gözüne ve rüzgarın onun yüzüne gelmesine çalışması lazım. Eğer düşman erken davranıp bunu sağlamış ise ve onu oradan çıkarmada mümkün olmadıysa, askerini başka bir yere çeksin. Taki durum kendi lehine dönüşsün. Düşmanm kalbine korku salmak için çalışması, sancakları dağıtması, davulları çaldırması, borazanları öttürmesi, kahramaları kendisinin düzene koyması gerekir. Başkalarına dayanmaması gerekir. Cesur ve kahramanları ordunun merkezine alması gerekir. Kanatlar bozguna uğrarlarsa, gözler merkeze bakar. Sancağı dalgalanıyor, davulu çalıyor ise, merkez kanatların kalesine dönüşür. Kaçanın sığındığı yer olur. Ancak merkez bozguna uğrarsa, kanatlar da parçalanır. Bu durum şuna benzer: Bir kuşun bir kanadı kırıldığı zaman, kuş ölmez. Ancak kafası parçalandığı zaman, kanatların sağlamlığı bir işe yaramaz.Yan kanatlar bozguna uğradığı halde merkezin sebat etmesiyle zafer kazanan ne kadar komutan vardır. Merkez kanatların dönüş yeri olmuştur. Merkezi bozguna uğradığı halde kanatların sebatıyla zafer kazananlar oldukça azdır. Ancak bu ordu komutanı tarafından bir tuzak olursa, o zaman olur. Cesur ve kahramanları yan kanatlara verir, diğerlerini de merkeze toplar. Düşman merkeze saldırıp orayı yok etmeye çalışırken kanatlar düşman üzerinde birleşirler. Cesaret ve kahramanlıklarına güvendiği kişilerden bir bölüğü hazır bulundurması gerekir. Düşmanın bir tarafa yüklendiğini görünce, bu bölük ilk çatışmada o tarafı sabit tutmak için oraya yardıma gider. Tam teşkilat kalkanlı, [321] kargılı ve mızraklı [322] adamlarını öne geçirir. Bunlar bir saf oluştururlar. Bunlar mızraklarını omuzlarının arkasına atarlar. Yüzlerini düşmana çevirirler. Hepsi diz üstü çökerler. Hepsi sol dizini yere koyarlar. Kalkanları ellerindedir. Arkalarında seçilmiş okçular olur. Süvariler ise onların arkasında olur.
Düşman müslümanlara saldırınca öndeki saf yerinden kımıldamaz. Kimse ayağa kalkmaz. Düşman yaklaşınca, okçular onları ok yağmuruna tutar. Sonra öndekiler mizraklarıyla düşmanın göğsüne doğru vuruşlar yaparlar. Daha sonra müslüman süvariler onların arasından düşmana saldırır ve onları yakalarlar.
Düşman askerleri arasındaki kahramanlara bakması lazım. Komutanlarını gözden geçirmesi gerekir. Onlara yetecek kadar cesur ve yürekli kişiyi onlara yöneltir. Onları kırıp geçirince diğerleri de onların arkasından gelirler. Onlardan sonra diğerleri birşey yapamazlar. Düşmanın zayıflayan tarafını gözetip oraya saldın yapması gerekir. Ordu komutanının yerini gizleyip, düşmana göstermemesi gerekir. Taki kendisine saldırı yapılmasın. Kendisine her yerde değişik alametli yerler yapması gerekir. Kendisine ve yakın adamlarına değişik yerler seçmesi gerekir. Savaş sırasında yakın adamlarıyla bir yerden bir yere sürekli yer değiştirmesi gerekir. Öyleki konumu düşmana gizli kain ama kendi askerleri onun yerini bilirler. [323]
Fasıl
Bir şehri almak istediği zaman, önce etraf köy ve beldeleri almakla işe başlaması gerekir. Rivayete göre bir Rum meliki "sakaliye" yi almak isteyince, yere bir örtü serilmesini emreder. Sonra ortasına bir dinar atar ve ileri gelenlere ve komutanlara şöyle der:
"Kim bu örtüye basmadan bu dinarı alırsa, onun mülk edinmeye layık olduğunu anlamış olacağız." Hepsi örtünün etrafında dururlar ve hiç kimse onu anlamaz. Bunu görünce örtünün bir tarafını katlar ve hepsi de dinarı alır. O zaman onlara şöyle der:
"Eğer sakaliye şehrini almak istiyorsanız, etrafındaki kaleleri, küçük şehirleri önce fethedin. Zayıflayınca şehrin kendisini de alırsınız." [324]
Fasıl
Zeyyal el-Abesiyye'nin annesi, oğluna tavsiyede bulunur. Zeyyal araplann en cesurlarındandı. Şöyle der:
"Ey oğlum! Gücüne güvensen de, kaçacak kişinin yüzünü görmeden savaşta hemen saldırma. Nefis en güçlü şeydir. Hile yapmaya imkan bulursan yap. Hile yapamazsan, rakibinin en zayıf yönünü bul. En güzel şiddet ve güç, hilenin arkasında olduğu güçtür. Savaştığın kimse ile kurdun oturuşu gibi otur. Karganın kaçışı gibi ondan kaç. Sakınma, cesaretin yularıdır. Umursamadan saldırma, gücün düşmanıdır.
"Ebu Süreyya oğluna şöyle diyordu:
"Ey oğlum! Hilene gücünden daha çok güvenir ol. Sakınmana, cesaretinden daha çok güven. Şüphesiz savaş umursamayan için savaştın. Ganimet sakınanındır. Devletler yok olunca, yaptıkları hileler, onlar için suç olur. Allah bir beldeye belanın gelmesine izin verirse, afet hilededir."Bazıları şöyle diyor:
"Kim düşmanını zayıf görürse gururlanır. Kim gururlanırsa, düşmanı ona galip gelir. Savaşta kalplerinizi cesaretle uyarın. Cesaret galibiyetin seoebidir. Kininizi hatırlayın. Çünkü savaşta saldırıp ilerlemeyi sağlar. İtaati elden bırakmayın. Çünkü savaşçının kalesidir. Nice hileler vardır ki,güçten daha değerlidir. Nice kelimeler vardır ki bir orduyu yenmiştir. Sabır galibiyetin nedenidir. Düşmanınla savaşmayı, en son hilen yap. Galibiyet, tedbirle beraberdir. İsyanla beraber, galibiyet olmaz. Çatışma anında korkmayınız. Güç yetirdiğiniz zaman sarsılmayınız. Çıktığınız zaman aşın gitmeyiniz. Ganimetlerde bir şeyler saklamayınız. Cihadı, küçük dünyalık şeylerden arındırınız." [325]
Fasıl
1302- Rasulullah (s.a.v.) düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyi yasaklamıştır. Şöyle buyuruyor:
"Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Allah'tan afiyet dileyiniz. Onlarla karşılaştığınız zaman, sabrediniz."
Başka bir rivayette şöyle diyor:
"Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Allah'tan afiyet dileyiniz. Çünkü siz ne ile deneneceğinizi bilmiyorsunuz." [326]
1303- Abdurezzağın Ma'mar'dan, onun da Yahya b. Ebi Kesir'den rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Çünkü bilmiyorsunuz, belki de onlarla belaya uğratılacaksınız. Allah'tan afiyet dileyiniz. Ellerinde yalın kılıçlarla gelip, döndüklerinde nara attıklarını da yere oturtun sonra şöyle deyin:
"Allah'ım! Ey bizim ve onların Rabbi! Bizleri de, onları da elinle hareket ettiriyorsun. Onları şüphesiz sen öldürüyorsun." Size yaklaştıklarında onlara saldırınız. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır. [327]
1304- Yine Abdurahman b. Ziyad yoluyla Abdullah b. Yezzid'den, onun da Abdullah b. Amr'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Allah'tan afiyet dileyiniz. Onlarla karşılaştığın/, zaman, sebat ediniz ve Allah'ı zikrediniz. Nara atıp saldırırlarsa, sizler susunuz. [328]
1305- Yine şöyle buyuruyor:
"Sizlere yaklaşınca onlara ok atınız. Size yaklaşana kadar onlara kılıç sallamayınız.[329]
Abdurrezzak, Ebu Davud ve başkaları rivayet etmişlerdir.
Hadiste geçen "Kesebekum" "sizlere yaklaşınca" manasına gelmektedir. "el-Kesbu" kelimesi yakınlık manasına gelmektedir. [330]
Fasıl
Rasulullah (s.a.v.) azaları kesmekten (musle), ateşle yakmaktan, ihanet etmekten ve sözünde bulunmamaktan men etmiştir. Bu dört yasağı ısrarla belitmiştir. Bunlar Allah katında en büyük günahlardandır.
1306- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Dört özellik kimde bulunursa, o halis bir münafıktır. Bunlardan birisi kimde bulunursa, onda bırakıncaya kadar nifağın bir şubesi bulunmaktadır: Emanet verilince ihanet eder. Konuştuğu zaman yalan söyler. Anlaştığı zaman ihanet eder. Davalaştığı zaman aşırı gider. [331] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. [332]
1307- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Kıyamet gününde üç kişiyle hesaplaşacağım. Benimle söz verip sonra ihanet eden adam. Hür birini satıp parasını yiyen adam. Bir işçi tutup emeğinden istifade eden ve onun ücretini vermeyen adam.[333]
Buharı rivayet etmiştir. [334]
1308- Rasulullah (s.a.v,) şöyle buyuruyor:
"Allah kıyamet günü önceki ve sonrakileri topladığı zaman, her hain için bir bayrak kalkar şöyle denilir:
"Bu falanoğlu falanın ihanetidir. [335]
Müslim ve başkaları tarafından rivayet edilmiştir. Sayılamayacak kadar çok yolla rivayet edilmiştir. Sahabeden bir cemaat tarafından rivayet edilmiştir. [336]
1309- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Müslüman zimmeti bir tanedir. O zimmet ile en yakın müslüman bile yoluna gider. Kim bir müslümana ihanet ederse, Allah'ın, meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun. Allah kıyamet gününde ondan kefaret ve fidye kabul etmez. " [337]
Müslim ve başkaları rivayet etmişlerdir.
Hadiste geçen "Hafere" kelimesi ihanet etmek, sözünü bozmak, manasına gelir. Ordu komutanının ve başkalarının ihanet ve sözü bozmaktan sakınmaları gerekir. İnsanların üzerinde bulunan en kötü özelliklerden biridir. İhanet etmek büyük günah olmakla beraber vebali çabuk gelir. İnsanı çok rezil eder. Müminlerin özelliklerinden değildir. [338]
1310- Enes (r.a) şöyle diyor:
"Rasulullah (s.a.v.) bize hitap etti ve şöyle dedi:
"Emaneti olmayanın imanı yoktur. Sözünde bulunmayanın dini yoktur. [339]
Ahmed, Bezzar, Taberani ve İbni Hibban rivayet etmişlerdir. [340]
1311- Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
Sözünü bozan her topluluğa mutlaka ölüm girecek-Hakim Ebu Bureydete'den rivayet etmiştir. Müslim'in şartıyla sahih olduğunu söylemektedir. [341]
1312- Safvan b. Selim'den o da sahabeden olan Ub-de'den o da babasından rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim sözleşmeli birine zulmederse veya onun malını eksiltirse veya gücünün yetmeyeceği bir şeyle sorumlu tutarsa veya onun hoşnutluğu olmadan ondan birşey alırsa, kıyamet gününde ben ondan davacıyım. [342]
Ebu Davud rivayet etmiştir. [343]
1313- Amr b. Hamik'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kim bir adama kanı için eman verir de, sonra onu öldürürse öldürenden beriyim. İsterse öldürülen kafir olsun." [344]
İbni Hibban Sahih'inde ve İbni Mace rivayet etmişlerdir. İbni Mace'nin rivayetinde,
"O kıyamet gününde ihanet bayrağını taşıyacaktır." geçmektedir. [345]
1314- Ebu Bekre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kim sözleşmeli birini haksız yere öldürürse, cennet kokusunu alamaz. Cennet kokusu ona yüz senelik mesafededir. [346]
1315- Bir rivayette şöyle diyor:
"Kim sözleşmeli birini sözleşmesi devam ederken öldürürse, cennet kokusunu alamaz. Cennet kokusu ona beşyüz senelik mesafededir. [347]
İbni Hibban Sahih'inde rivayet etmiştir. [348]
Kitabın Bitişi:
1316- Raslullah (s.a.v.) şöyle buyruyor:
"Kim size bir iylikle gelirse onu mükafatlandırın. Bir şey bulamazsanız ona dua edin. Taki onu mükafatlandırdığınızı bilesiniz.” [349]
Ebu Davud, Nesai, İbni Hibban, Taberani rivayet etmişlerdir. Taberani'nin rivayeti şöyledir:
"Kim size bir iyilikte bulunursa ona mükafat verin. Eğer ona mükafat veremiyorsanız Ona dua edin. Taki teşekkür ettiğinizi bilesiniz. Şüphesiz Allah şakirdir. Şükredenleri sever. [350]
Her müslümanın üzerindeki haklardan biri de içinde bulunduğu nimetleri görmesi ve o nimetlere sebep olan kimseye teşekkür etmesidir. Her müslümanın Allah yolunda canını ortaya koyanlara dua etmesi gerekir. Taki acizliğine rağmen kendisi de o yola kavuşsun. Onlara tabi olmaktan aciz oluşunu ve güçsüzlüğünü görüp malını bu yolda sarfetmesi gerekir. Eğer Allah'ın muvaffak kıldığı sahabe, tabiin, onların yolundan giden mücahid ve savaşçılar, dinin koruyucuları ve yardımcıları, İslamın cesur ve kahramanları, saldırı ve hücum adamları, doğu ve batıyı fethedenler, onlara askerlik yapan askerler, topladıkları ordular ve bölükler, bu yollarda harcamış oldukları çaba ve mallar, püskürttükleri saldırılar, islamdan dönen mürtedleri tekrar dine dönderinceye ordular, geriye püskütmeleri, olmasaydı, Rum ve Fars sultanlarını tahtlarından indirip onları küçük düşürmeleri, onlardaki asalet ve izzet giysilerini çıkarmaları, onların cisimlerini parçalamaları, onlarda var olanları yok etmeleri, onların binlerden oluşan çokluklarını aza indirmeleri, onların havadaki burunlarını indirmeleri, [351] onların muhkem kale ve şehirlerine mancınıkları bağlamaları, onların kale ve muhkem yerlerini yok etmeleri olmasaydı, bizler onların sağladıkları nimetlerin devammda yaşayamazdık. Onların sarfettikleri üzüntü ve çabaların semeresini yiyemezdik. Onların canlarıyla, cömertlikleri ve keremleriyle çoğaldıkları emniyetle yaşayamazdı Taki sonuçta onların üzerinde çalıştıkları değerleri unutur ve bilemez hale gelirdik. Dine karşı inat edenleri ve onlara karşı çıkmayı akıl edemezdik. Bizlere sağladıkları imkanlarla mızrak ve kılıçlarla gelen ölüm tasından içmekten kurtulduk. İçinde bulunduğumuz nimet ve refahla bu durumlarla kurtulduk. Eski alışverişin üzerimize vacip kıldığı teslimattan kurtulduk. Elimizdeki imkanlar ve sebeplerle kanaat ettik. Kaybolup elden giden dereceler ve sevdiklerimizle nefislerimize gıpta ettik. Dünyaya eğildik. Susamış kimsenin çöldeki seraba eğilişi gibi. Gurur diyarı olan dünyada dönüşü ve gidişi olmayanın duruşu ile durduk. Cihaddan yüz çevirdik. Halbuki cihadı gerektiren sebepler hiç de farklı değil. Gayret dalgasından tembellik çukuruna düştük. Şu anda cihadı anan yok. Yeni gelen din güzel ve zarif olmasıyla birlikte emanda cihadın elbisesi vardır şeklinde bir anlayış oluşturdu. Bu anlaşı heva ve umursamazlıkla kurudu. Onun yıldızı daha önce parlıyor iken izzet semasından kayboldu. Onun ismi ve şekli sanki hiç yokmuş gibi silindi. Bundan dolayı daha önce güçlü ve kuvvetli olan din zayıfladı. Müslümanlar daha önce güçlü ve korunuyor iken zayıflayıp korumasız kaldı. Karada ve denizde saldıran düşmandan yardım diler hale geldik. Bir kuşun bir taneyi gizli ve açıkta yuttuğu gibi yutulduk. Denizde ve karada fert ve topluluklar halinde alınıp götürüldük. Hiçbir kalp bunun için hareket etmedi. Sanki onlar hak, bizler batıl üzerindeyiz.
Ey kardeşim! İçinde bulunduğumuz kötü durumu inkar etme. Kemale erdikten sonra zevale dönen durumumuzu görmezlikten gelme. Çünkü biz dinin en büyük şiarlarını terk ettik. Sorumlu olduğumuz müşriklerin bazı durumlarını ihmal ettik. Yüksek bina ve meskenler kurmaya yöneldik. Bu şer diyarında her sakıncalı işe rağbet ettik. Kesinlikle cihad hiçbir kalpden geçmiyor. Uzun emeller içinde, çalışmaya sevkeden hiçbir sebeb görmedik.İçinde bulunduğumuz durumda hazineler kazanıp biriktirmemiz söz söylemekten daha evla oldu. Allah kimi hidayete erdirirse, o hidayet bulmuştur. Kimi de delalete götürüşe, onu ondan başka ödendecek de yoktur. [352]
[1] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/527-528
[2] İbni Mace, Mukaddime bölümünde, "Alimlerin fazileti ve ilim elde etmeğe teşvik" konusunda: 1/81, No: 224'de Enes'den rivayet etmiştir. Zevaid'de şöyle diyor: "İsnadı, Hafs b. Süleyman'dan dolayı zayıftır." Suyuti şöyle diyor:"Şeyh Muhyiddin Nevevi'ye bu hadis soruldu.""Senedi zayıftır" dedi. ancak mana yönünden sahihtir. Onun öğrencisi Cemaleddİn Mizzi ise:"Bu hadis bir çok yolla rivayet edilerek hasen derecesine ulaşmıştır" diyor. Ben bu hadisin elli tane senedini topladım."Misbahuz Zuccace fi zevaidi İbni Mace: 1/30.Suyuti Cami'is-Sağir'de rivayet etmiş ve, "Sahihtir" demiştir. Münavi, Feyd'ul-Kadir'de şöyle diyor: "İbni Adiy, el-Kamil'de, Beyhaki, Şuab'da, Enes b. Malik'ten rivayet etmişlerdir. Taberani, Es-Sağir'de Halif Hüseyn b. Ali'den rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Seneddeki Abdülaziz b. Ebi Sabit çok zayıftır. Taberani, Evsat'da İbni Abbas'tan rivayet etmiştir. Seneddeki Abdullah b. Abdülaziz b. Ebi Ruvad zayıftır. Taberani Kebir'de İbni Mes'ud'dan rivayet etmiştir. Hadisi Osman b. Abdurrahman b. Osman el-Kureşi'den, o da Hammad b. Ebi Süleyman'dan rivayet etmiştir. Buhari, Osman için, "Meçhuldür. Hammad'ın hadisi ancak Sevri, Şu'be ve başkaları gibi karıştırdıktan sonra ondan rivayet eden eski alimler rivayet ederlerse kabul edilir" Hatip el-Bağdadi Ali'den (r.a.) rivayet etmiştir. Taberani Evsat'da, Beyhaki Şuab'da Ebu Said'den rivayet etmişlerdir." Peydu'l-Kadir: 4/267, No: 5264.Elbani bu hadis için şöyle diyor: "Sahihtir." Sahihul Cami'is Sağir: 4/10, No: 3808.
[3] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/528-529
[4] Muğnil Muhtaç: 4/220.
[5] Muğnil Muhtaç: 4/220.
[6] El-Muğni: 10/374.
[7] Muğnil muhaç: 4/220.
[8] Enfal: 8/45.
[9] Bütün nüshalarda, "Baliğen" diye geçiyor. Bu yanlıştır. Doğrusu Kurtubi'nin naklettiği şekildedir.
[10] Takrib: 2/129, No: 152'de şöyle diyor: "Kays b. Ubad ed-Dubei: Künyesi Ebu Abdullah el-Basri'dir. Sikadır. İkinci tabakadandır. Muhadramdır. Seksen yılından sonra öldü. Onu sahabeden sayanlar hata yapmaktadırlar."
[11] Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Savaş sırasında susmanın emredilmesi" konusunda: 3/113, No: 2656'da rivayet etmiştir.
[12] Kurtubi Tefsiri: 8/24. Enfal: 45. ayetin tefsiri.
[13] Ebu Berde b. Ebi Musa el-Eşari. Biyografisi s: 665'de geçti.
[14] Müstedrek Cihad bölümü: 2/116'da rivayet edilmiştir. Hakim şöyle diyor:"Bu isnad Buhari ve Müslim'in şartlarıyla sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir." Zehebi'de bu görüştedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/530-532
[15] El-Hurşi Ala Muhtasiri Hahı: 3/112; Muğnil Muhtaç: 4/223; El-Muğni: 10/385; Haşiyetu İbni Abidin: 4/129.
[16] Hasiyeti İbni Abiin: 4/129; Keyful Kana': 3/40; Bidayet'ül-Müctehid: 8/64.
[17] Biyografisi yukarıda geçti.
[18] El-Hurşi: 3/112.
[19] (m) nüshasnda "Ali" fazlalığı vardır.
[20] Bidayet'ül Müctehid: 1/403. Bu meseleyi bazı eleştirilere rağmen çözümlüyor. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/532-533
[21] Haşiyetu İbni Abidin: 4/198; El-Muğni: 10/387; Bidayet'ül-Müctehid: 1/405; Muğnil Muhtaç: 4/224.
[22] Sihah: 3/969'da şöyle diyor: "Kebese: Aniden saldırmaktır."
[23] Keşful-Kma': 3/47.
[24] Muğnil Muhtaç: 4/219.
[25] Tevbe: 9/38 .
[26] E1-Muğni: 10/366; EI-Hurşi: 2/111.
[27] Mukaddimem İbni Rüşd: 1/265
[28] El-Muğni: 10/371. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/533-535
[29] Bidayetül Müctehid: 1/400.
[30] Bidayetül Müctehid: 1/400.
[31] İfsah: 2/430: Şöyle diyor: "Eğer kör ve ihtiyarın tedbir alan, yönlendiren kimseler olduklarını görürlerse onları öldürmelerinin vacip olduğunda ittifak etmişlerdir."
[32] El-Hurşi:2/112.
[33] Keşful-Kına': 3/50.
[34] Hasiyeti İbni Abidin: 4/132.
[35] Muğnil Muhtaç: 4/223.
[36] El-Hurşi: 3/112; Muğnil Muhtaç: 4/23. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/535-536
[37] Sihah: 4/1455'de şöyle diyor: "Mancınık: Taş atılan alettir."
[38] Muğnil Muhtaç: 4/223. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/536
[39] El-Hurşi: 3/117; Muğnil Muhtaç: 4/226-227; Keşf ul Kına': 3/49. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/536-537
[40] Sihah: 4/1684'de şöyle diyor: "Azele: Yardımını terkeönektir."
[41] El-Muğni: 10/372.
[42] El-Hurşi: 3/119.
[43] Şerhu Feth'ul-Kadir: 5/443.
[44] Muğnil Muhtaç: 4/222. .
[45] El-Muğni: 6/143.
[46] Ebu Davud Cihad Blümünde, "savaşta ücret alma" konusunda: 3/35, No: 2525'de Ebu Eyyüb'den rivayet etmiştir.Munziri şöyle
[46] Ebu Davud Cihad Blümiinde, "savaşta ücret aima" konusunda: 3/35, No: 2525'de Ebu Eyyüb'den rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Ebu Eyyüb'den bu hadisi nakleden, kardeşinin oğlu Ebu Sevret'edir." Muhtasar: 3/376, No: 2414. Fethurrabbani Cihad Bölümü, "Dünyalık mal için savaşan kimsenin payı, elde ettiği şeydir" konusunda: 14/22'de Yezid b. Abdu Rabbih yoluyla Muhammed b. Harb'dan rivayet etmiştir. El-Benna şöyle diyor:"Ebu Daavud rivayet etmiştir. O ve Munziri hadis hakkında sukut etmişlerdir. Hadis sahihtir."
[47] Muğnil Muhtaç: 4/222; Nevevi'nin Er-Ravdatu: 10/240-241.
[48] El-Muğni: 10/398. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/537-539
[49] (m) nüshasında, "Ona ödenir" kelimesi fazladır.
[50] El-Mecmu': 6/228, 237.
[51] Cessas: 4/329-330.
[52] Kurtubi Tefsiri: 8/185. Tevbe Suresi: 60. ayet.
[53] Dibacul Mezheb: 2/163, No: 9'da şöyle diyor: "Muhammed b. Abdullah b. Abdulhakem Ebu Abdullah babasından işitmiştir. ibni Vehb, Eşheb, İbni Kasım ve başkaları da Malik'in arkadaşlarından işitmişlerdir. Muhammed Şafii'nin arkadaşıdır. Ondan ilim almış ve onun kitaplarını yazmıştır. İbni Haris şöyle diyor:"Alimler ve fakihler arasında yeri belirgin olan biriydi. Delil getirme ve münazarada oldukça ileri seviyedeydi. Mağrib ve Endülüs'ten insanlar yanına gelip ilim ve fıkıh öğrenirlerdi." İbni Abdulberr şöyle diyor:
"Zamanındaki fakih ve ilim adamıydı." İbni Kasım şöyle diyor: "Mısır'da riyaset Muhammed'de biterdi." Birçok eseri vardır. Bazıları şunlardır: Ahkam'ul Kur'an, Kitaba ye sünnete muhalefetinde Şafii'ye reddiye. İkiyüz altmış sekiz yılında öldü."
[54] Muvatta Zekat bölümünde, "Sadaka alması caiz olanlar ve sadakanın alınması" konusunda: 1/268, No: 29'darivayet etmiştir. Muhammed Fuad Abdulbaki şöyle diyor:"Bu hadis Mürseldir. Ebu Davud ve İbni Mace birleştirmişlerdir." Ebu Davud Zekat bölmünde, "Zengin olduğu halde sadaka alması caiz olanlar" konusunda: 2/286, No: 1635'de, Abdullah b. Mesleme yoluyla Malik'den rivayet etmiştir.
[55] Kurtubi Tefsiri: 8/185-187,
[56] Ebu Davud Cihad bölümünde, "Rumlarla savaşmanın diğer milletlerle savaşmaktan daha efdal olması"
konusunda: 3/13, No: 2488'de rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Abdulhabir'in dedesi, Sabit b. Kays b. Şemmas'tır. Kays b. Şemmas değildir. Buharı şöyle diyor: "Abdülhabir babasından o da dedesi Sabit b. Kays'tan o da Rasulullah'dan (s.a.v.) rivayet etmiştir. Ondan da Ferec b. Fadale rivayet etmiştir. Onun hadisi sağlam değildir. Münker hadisler nakletmiştir. Ebu Hatim Razi şöyle diyor:"Abdülhabir'in hadisi sağlam değildir. Münkerdir." İbni Adiy, "Abdülhabir bilinmiyor" diyor."Muhtasar: 3/359; El-Muğni: 10/370.
[57] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/539-542
[58] Muğnil Muhtaç: 4/224.
[59] Keşful Kanat: 3/51.
[60] Şerhu Feth'ul-Kadir: 5/447-448.
[61] El-Muğni: 10/554.
[62] EI-Hurşi: 3/121.
[63] 'El-Muğni: 10/554.
[64] ) (m) nüshasında "Şerhul muhtasar" fazladır.
[65] Şerhus Sağir ala akrabil mesalik: 2/283. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/542
[66] Bidayetül Müctehid: 1/404..
[67] E1-Mecmu': 18/62
[68] Sihah: 1/129'da şöyle diyor: "Nevati: Denizde tuzculuk yapanlardır. Şam lehçesinde kullanılır."
[69] El-Hurşi: 3/114.
[70] El-Muğni: 10/456. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/544
[71] El-Muğni: 10/419-424.
[72] Sihah: 4/1565'de şöyle diyor:."Esmai şöyle diyor: Evrakul İbni: Rengi beyaz ile siyah arası olan devedir. Eti en güzel olanıdır. Ancak araplarda yaptığı iş ve gidişat yönüyle sevilmez."
[73] Sihah: 6/1614'de şöyle diyor: "Verk: Dizin üstüdür."
[74] Sihah: 5/1915'de şöyle diyor: "Hitam: Yulardır."
[75] Sihah: 2/1 123'de şöyle diyor: "İhterete: Sallamaktır."
[76] Müslim, Cihad ve Siyer bölümünde, "öldürenin, ölürdüğü kimsenin selbini almayı hak etmesi" konusunda: 3/1374, No: 1754'de rivayet etmiştir. Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Eman isteyen casus" konusunda: 3/112, No: 2654'de Haşim b. Kasım yoluyla, Hişam ve İkrime'den rivayet etmiştir.
[77] Buhari, Cihad ve Siyer bölümünde, "Harbi, emansiz İslam diyarına girerse" konusunda: 4/31 'de, İbni Umeys yoluyla İyas b. Selme b. Ekva'dan özetle rivayet etmiştir.
[78] Nevevi, Radatut Talibin: 6/372-373.
[79] E1-Mecmu': 18/113
[80] El-Muğni: 10/426-427; Ravdatut Talibin: 6/376.
[81] Haşiyetu İbni Abidin: 4/376.
[82] El-Hurşi: 3/130.
[83] El-Mecrmt: 18/115; El-Muğni: 10/425-426.
[84] Haşiyetul Adevi maal hurşi: 3/129-130.
[85] Nevevi Şerhul-Müslim: 12/59.
[86] EI-Muğni: 10/431. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/544-548
[87] Lisan'ul-Arap: 1/969'da şöyle diyor: "Dir'u: Demir elbisedir. Zırhtır."
[88] Sihah: 2/771 'de şöyle diyor: "Miğfer: Başa giyilen demirden başlıktır."
[89] Lisan'ul-Arap: 2/627'de şöyle diyor: "Tuk: Boyuna asılan süstür. Yuvarlak olan herşey Tük'tür."
[90] Lisan'ul-Arap: 2/663'de şöyle diyor: "Minkatu: Beli sıkan her-şeydir."
[91] Lisan'ul-Arap: 3/189'da şöyle'diyor: "El hem yanu: Para kesesidir."
[92] Lisan'ul-Arap: 1/678'de şöyle diyor: "El hakibetu: Ok çantasıdır."
[93] El-Muğni: 10/428-431.
[94] Er-Ravdatu: 6/375.
[95] Haşiyetu İbni Abidin: 4/157.
[96] El-Hurşi: 2/130-131.
[97] Nihayetul Muhtaç: 8/76.
[98] Nevevi Şerh'ul-Müslim: 10/59;
[99] Nevevi Şerh'ul-Müslim: 12/59. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/548-550
[100] EI-Muğni: 10/431.
[101] Muğni'de, "ikincisi" diye geçiyor.
[102] Enfal: 8/1.
[103] El-Muğni: 10/462.
[104] Kifaye'yi bulamadım. Şerhu Fethi'-Kadir: 5/512.
[105] Şerhu Siyeril Kebir: 2/648.
[106] Haşiyem İbni Abidin: 4/155-156.
[107] Enfal: 8/41.
[108] Kurtubi'de "böyle nakletti" diye geçiyor.
[109] Kurtubi'de "onlar için" diye geçiyor.
[110] Kurtubi Tefsiri: 8/2-3. Enfal: 41. ayet tefsiri. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/550-552
[111] E1-Mecmul: 18/157.
[112] Hişayetu İbni abidin: 4/149.
[113] El-Hurşi: 2/129.
[114] Kurtubi Tefsiri: 8/11: Enfal: 41. ayet tefsiri.
[115] İbni Kesir Tefsiri: 2/312.
[116] Elvafi bil vefeyat: 1/335, No: 209'da şöyle diyor: "Muhammed b. İbrahim b. Ziyad. Künyesi Ebu Abdullah'tır. İskenderiye'lidir. Meşhur eserleri vardır. Fıkıhta önemli eserleri vardır. İbni Ebi Matar ve İbni Mübeşşer ondan nakletmişlerdir. Şam'a, İbni Tolon'un sohbetini dinlemek için geldi. Mezhebinin liderliği, ince meseleleri ve anlayışı onda sona eriyordu. İkiyüz seksen birde öldü.
[117] E1-Mecmu': 18/157.
[118] İbni Arabi Ahkam'ul-Kur'an: 2/862.
[119] El-Hurşi: 3/132.
[120] El-Hurşi: 3/133.
[121] Sihah: 5/2131 'de şöyle diyor: "Zeminun: Kötürüm kimsedir."
[122] El-Muğni: 10/449.2133
[123] Sihah: 5/335'de şöyle diyor: "Falic: Bir rüzgardır."
[124] El-Muğni: 10/443.
[125] El-Muğni: 10/447.
[126] Haşiyetu İbni Abidin: 4/146.
[127] El-Muğni: 10/445; El-Mecmu': 18/162; Haşiyetu İbni Abidin: 4/148; EI-Hurşi: 3/134.
[128] El-Muğni: 10/449.
[129] Sihah: 1/422'de şöyle diyor: "Radaha: Az bir şey vermektir."
[130] İbni Munzir, El-İşraf.
[131] El-Muğni: 10/448.
[132] El-Mecmu': 18/163; El-Hurşi: 3/134.
[133] El-Mecmu: 18/164. ,
[134] Haşiyetu İbni Abidin: 4/146.
[135] El-Mecmu': 18/164.
[136] Haşiyetu İbni Abidin: 4/1616.
[137] Haşiyetu İbni Abidin: 4/146-147; Er-Ravdatu: 6/385.
[138] El-Mecmu': 18/164.
[139] El-Hurşi: 3/134,145.
[140] El-Muğni: 4/460-461.
[141] El-Mecmu': 18/163'de şöyle diyor: "İki vecih vardır. Biri gasp eden için. Diğeri kendisinden gaspedilen içindir."
[142] El-Hurşi: 3/135.
[143] El-Muğni: 10/460.
[144] EI-Hurşi: 3/135; Haşiyetu's-savi Ala Şerh'il Kebir: 2/300.
[145] El-Muğni: 10/459.
[146] Haşiyem İbni Abidin: 4/142.
[147] El-Muğni: 10/462-463; El-Mecmu: 18/171; Haşiyetu İbni Abidin: 4/141-142.
[148] El-Muğni: 10/449-450!
[149] El-Muğni: 10/530-531.
[150] El-Hurşi: 3/135.
[151] Nevevi, Erravdatu: 10/260.
[152] Haşiyetu İbni Abidin: 4/151; El-Muğni: 10/531.
[153] Hidaye: 2/149; Haşiyetu İbni Abidin: 4/151.
[154] El-Muğni: 10/374.
[155] El-Mecmil: 18/168.
[156] (a) nüshasında yoktur,
[157] EI-Muğni: 10/529.
[158] El-Muğni: 10/530; El-Mecmu': 18/170.
[159] Tertibil Kamus: 1/265'de şöyle diyor: "Elbezzu: Elbisedir. Satıcısına Bezzaz denilir."
[160] ŞerhuSiyeril Kebir: 3/101.
[161] EI-Hurşi: 3/136.
[162] (m) nüshasında "Ahmed" kelimesi fazladır.
[163] El-Mecmu': 18/175; El-Muğni: 10/466.
[164] El-Muğni: 10/485.
[165] El-Muğni: 10/462. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/552-561
[166] Şerhu Siyeril Kebir: 3/847.
[167] El-Hürşi: 3/130; El-Mecmul: 18/162.
[168] Şerhu Feth'ul Kadir: 5/469-470.
[169] Savi haşiyeli Şerhu Sağir: 2/313. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/561-562
[170] EI-Mecmul: 18/102; El-Muğni: 10/400.
[171] Esnevi Tabakatuş Şafıi'yye: 2/572, No: 1273'de şöyle diyor: "Şerefeddin b. Yunus Ahmed b. Musa b. Yunus. İbni Hallikan Şöyle diyor:"Beşyüz yetmiş beş yılında Musul'da doğdu. Orada büyük bir imam oluncaya kadar, babasıyla çalıştı. Hıfzı çoktu. Tenbihi şerhetti. Gazzali'nin ihyasını özetledi. Altıyüz yirmi iki yılında öldü."
[172] Muğnil Muhtaç: 4/228.
[173] El-Muğni: 10/403.
[174] El-Muğni: 10/400,402.
[175] (m) ve (a) nüshalarında şu fazlalık vardır: "İmam onun fetvasını verebilir. Karşılığını ödemek zorunda değildir."
[176] El-Muğni: 10/467; El-Mecmu': 18/105. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/562-563
[177] El-Muğni: 10/473-474. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/563
[178] (a) nüshasında, "Aslına tabi ıharak" diye geçiyor.
[179] El-Muğni: 10/475.
[180] Muğnil Muhtaç: 4/228.
[181] EI-Muğni: 10/402. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/564
[182] El-Muğni: 10/473.
[183] EI-Muğni: 10/472.
[184] Tabakatul Hanabile: 2/171, No: 638'de şöyle diyor: "Hasan b. Hamid b. Ali b. Mervan Ebu Abdullah el-Bağdadi. Zamanında hanbelilerin imamıydı. Değişik ilimlerde eserleri vardır. Eserlerinden bazıları şunlardır: El-Camiu fil mezheb, Şerh'ul-Hazmi, Şerhu Usulu'ddin ve Usulü Fıkıh. Mekke'den dönerken, vakise yakınlarında, dörtyüz üç yılında öldü."
[185] El-Muğni: 10/472.) 10/472
[186] E1-Mecmul: 18/120; El-Muğni:
[187] E1-Mecmul: 18/122.
[188] . (a) nüshasında "sebyun" diye geçiyor.
[189] E1-Mecmul: 18/125-126.
[190] El-Muğni: 10/467-468.
[191] İbni Nuhas; Tenbihul gafilin an A'malil cahilin: s, 207.
[192] El-Muğni: 10/500-501.
[193] Sihah: 1/180'de şöyle eliyor: "Arkabe: Hayvanın ayak bağıdır."
[194] El-Hurşi: 3/118.
[195] El-Muğni: 10/507-508 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/565-567
[196] EI-Mecmul: 18/167.
[197] Haşiyetu İbni Abidin: 4/147.
[198] El-Muğni: 10/451-454.
[199] El-Hurşi: 3/132.
[200] Haşiyetu İbni Abidin: 4/147-148.
[201] el-Mecmu': 18/167; El-Muğni: 10/451; Haşiyetu İbni Abidin: 4/147; El-Hurşi: 3/132.
[202] el-Mecmu': 18/167; El-Muğni: 10/458; Haşiyetu İbni Abidin: 4/174.
[203] el-Mecmul: 18/169.
[204] El-Muğni: 10/457-458.
[205] Mavedi el-Havi
[206] El-Muğni: 10/456; El-Mecmul: 18/166-167.
[207] Er-Ravdatu: 6/370-371.
[208] El-Muğni: 10/417.
[209] Er-Ravdatu: 6/370, İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/567-569
[210] El-Mecmul: 18/149.
[211] El-Muğni: 10/412; El-Mecmul: 18/134.
[212] El-Hurşi: 3/130.
[213] El-Üm: 4/147; El-Mecmu': 18/153.
[214] El-Muğni: 10/416-417.
[215] Haşiyetu İbni Abidin: 4/155-157.
[216] El-Muğni: 10/409, 416, 417.
[217] El-Muğni: 10/409, 416, 417. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/569-571
[218] El-Mecmul: 18/184.
[219] Nevevi Er-Ravdatu: 6/355.
[220] Hidaye: 2/139.
[221] El-Muğni Şerh'ul-Kebir: 10/547,550; EI-Mecmu1: 18/160-162. Vehbe Züheyli, İslam fıkhında harbin eserleri haşiyesi: s. 564. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/571-572
[222] (a) nüshasında yoktur.
[223] El-Muğni: 10/548-550.
[224] (m) nüshasında "imam" diye geiyor. Bu açık bir hatadır.
[225] Muhammed b. Ahmed b. Ceziy el-Gınnati el-Maliki. Kavanini Ahkamiş Şer'iyye: s. 173. İbni Abdi'l-Berli El-Kafi fi kıssatil ehlil Medine: 1/405.
[226] Hattab Mevahibul Celil II Muhtasarı halil: 3/354. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/572-574
[227] El-Muğni: 10/441.
[228] El-Muğni maa Şerhi'1-Kebir: 10/564-656.
[229] El-Muğni: 10/441.
[230] Er-Ravdata: 10/280.
[231] Er-Ravdata: 10/280.
[232] Aliş, Şerhu Menhti celil ala Muhtasi allame Halil: 1/732-733; Mevvak, Tacul iklil li muhtasari Halil: 3/362.
[233] Tacul iklil li muhtasari Halil: 3/362. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/574-577
[234] Haşiyem İbni Abidin: 4/160; El-Kafi fil fkıh: 1/408.
[235] El-Muğni: 10/482; Mukaddimem İbni Rüşd: 1/273-275.
[236] El-Muğni: 10/483.
[237] Şerhus sağır ala akrabil mesalik: 2/291.
[238] Er-Ravdatu: 10/293-294.
[239] (a) nüshasında yoktur.
[240] Bu (m) ve (a) nüshalarında vardır, (e) nüshasında ise "maa" harfi geçiyor. Bu doğru değildir.
[241] Derdir; Şerhus Sağir: 2/302-303; Er-Ravdatu: 10/293-294.
[242] (m) ve (a) nüshalarında "Mes'eletun" diye geçiyor. Muğni'nin sahibi şöyle diyor:
[243] sihah: 1/269'da şöyle diyor: "Nevatiyyu: Denizde tuzculuk yapanlardır. Şam lehçesinde kullanılır.
[244] El-Muğni: 10/481-482.
[245] El-Mudevvene: 2/13-14.
[246] El-Mudevvene: 2/12-14; Et-Tacu veliklü limuhtasari halil maalhattab: 3/363. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/578-580
[247] El-Kafi fi'l-fıkh: 1/417. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/581
[248] El-Muğni: 10/565-566.
[249] Şerh'ul-Behcet: 5/123.
[250] Beyhaki'de, Cihad kitabı, "Kellelerin nakli hakkındaki rivayetler" konusu, 5/132'de bulamadım. Belki başka kitaptadır.
[251] Takrib: 2/114, No: Sİ'de şöyle diyor: "Firuz ed-Deylemi el-Yemani. Sahabidir. Hadisleri vardır. Rasulullah (s.a.v.) döneminde peygamberlik iddia eden Esvedi ölüren sahabidir. Osman döneminde öldü."
[252] Heysemi, Cihad bölümünde, ''ölülerin başlar taşınır" konusunda: 5/330'da, Firuz ed-Deylemi'den rivayet etmiş ve, 3Taberani Evsat'da rivayet etmiştir. Ravileri sikadır." demiştir." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/581-582
[253] (a) nüshasında, "Kafirden" diye geçiyor.
[254] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/582-583
[255] E1-Mecmu': 18/93,585.
[256] Keşf'ul-Kana': 3/104.
[257] Şerhu Feth'ul-Kadir: 5/462.
[258] Er-Ravdatu: 10/279; El-Kafi fi Fkıh: 1/404; Keşf ul Kana': 3/104.
[259] Şerhu Feth'ul-Kadir: 5/465.
[260] El-Muğni: 10/432.
[261] Er-Ravdatu: 10/279; Seyyid Sabık, Fıkhus SUnne: 3/94-96.
[262] Şerhu Fethu'l-Kadir: 4/237; EI-Kafi il fıkıh: 1/404.
[263] Muğnil Muhtaç: 4/237. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/583-584
[264] Muğnil Muhtaç: 4/238.
[265] Muğnil Muhtaç: 10/559.
[266] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/584-585
[267] El-Muğni: 10/558,
[268] NeylulEvtar: 8/8-10.
[269] Er Ravdatu: 10/282.
[270] Er-Ravdatu: 10/282.
[271] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/585-587
[272] Ebu Davud, Kitap ehli bölümünde: "Şirk topraklarında ikamet etme" konusunda: 3/224'de Semre b. Cundub'dan rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Bu hadis konusundaki açıklamalar, Cerir b. Abdullah'ın hadisinde geçiyor: "Muhtasar: 4/91. s: 1066. Bu hadiste ise; "Muhammed b. Davud b. Süleyman; hadisi kabul edilir. On birinci tabakadandır." Takrib: 2/160, No: 199. "Süleyman b. Musa Ebu Davud el-Kafi. Hadisi yumuşaktır. Sekizinci tabakadandır." Takrib: 1/331, No: 502."Cafer b. Sa'd b. Semre b. Cündüb; güçlü değildir. Altıncı tabakadandır." Takrib: 1/130, No: 82."Habib b. Süleyman b. Semre b. Cündüb; Meçhuldür. Yedinci tabakadandır." Takrib: 1/222, No: 108. Buna göre hadisin senedi zayıftır. Fakat hadis başka rivayetlerle desteklenip güçleniyor.
[273] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/587
[274] Hakim Müstedrek'te Fey' bölümünde: 2/141'de rivayet etmiş ve, "Buhari'nin şartı ile bu hadis sahihtir. Fakat onlar rivayet etmemişlerdir." demektedir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/588
[275] Ahmed: 4/62'de rivayet etmiştir.Heysemi, Mecma'uz-Zevaid'de: 5/251 "de nakletmiş ve "Ahmed rivayet etmiştir. Ravileri sikadır" demiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/588
[276] Ahmed: 5/271'de rivayet etmiştir. El-Benna Fethurrabbani'de: 20/96'da şöyle diyor: "Hafız, İsabe'de nakletmiş
ve Buhari, Ebu Hatim, İbni Hibban'a, Abdullah b. Muheyriz, Abdullah b. Sa'di'den rivayetle onlara nispet etmiştir. Şöyle diyor:
"Nesai, İdris el-Hulari'den, o da Abdullah b. Vaknan es-Sadi'den rivayet etmiştir. Abdullah b. Sa'di yoluyla gelen rivayet hakkında, Ebu Zur'a ed-Dımeşki, "Bu hadis sahihtir" diyor."
Mecma'uz-Zevaid, Cihad bölümünde, "Hicret hakkındaki rivayetler"konusunda: 5/25l'de rivayet edilmiştir. Heysemi şöyle diyor: "Nesai, özetle rivayet etmiştir. Ahmed sahih bir senedle rivayet etmiştir."
[277] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/588-589
[278] Keşf ul-Estar an zevaidü Bezzar, Hicret ve savaşlar bölümünde, "Hicretin devamı konusunda: 2/304'de, No: 1748'de rivayet edilmiştir. Bezzar şöyle diyor:"Muhammed'in bundan başka rivayetinin olduğunu bilmiyoruz." Ancak Muhamed'in, Nesai'de başka bir rivayeti daha vardır. Bezzar'ın başka bir rivayetinde: 2/304, No: 1749'da "Kesilmeyecektir" diyor. Mecma'uz-Zevaid, Cihad bölümü: "Hicret hakkındaki rivayetler" konusunda: 5/251 'de rivayet edilmiştir. Heysemî şöyle diyor: "Bezzar rivayet etmiştir. Senedinde, Yezid b. Rabia er-Rahbi vardır. Zayıftır."Heysemi'nin, Mecma'daki sözleri ikinci rivayeti de kapsarlar.
[279] Ebu Davud Cihad bölümünde, "Secde ederek korunmaya çalışan kimseyi öldürmenin yasaklanması" konusunda: 3/104, No: 2645'de rivayet etmiş ve, "Bunu Haşim, Ma'mar, Halit el-Vasiti ve bir topluluk rivayet etmişlerdir. Fakat sened'te Cerir'i zikretmemişlerdir" demektedir. Tirmizi, Siyer bölümünde, "Müşriklerin arkasında durmanın mekruhluğu" konusunda: 4/155,,No: 1604'de, Musannif yoluyla Hunad b. Seriy'den rivayet etmiştir. Munziri şöyle diyor: "Ebu Davud'un naklettiğine göre, bunu bir topluluk mürsel olarak rivayet etmiştir. Tirmizi de mürsel olarak nakletmiştir. İsmail'in -Yani İbni Ebi Halit- çoğu arkadaşı senedde Cerir'i ziketmemişlerdir. Buhari'den nakledildiğine göre: "Doğru olanı hadisin mürsel olduğudur" demiştir. Nesai de mürsel olarak rivayet etmiştir." Muhtasar: 3/348.Elbani İrvaul öalil'de: 5/29-33'de şöyle diyor: "Bu hadis sahihtir."
[280] El-Muğni: 10/511-512 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/589-590
[281] (m) nüshasında "mesele" diye geçiyor.
[282] Beyhaki, Sünen'ul-Kübra: 9/12-13.Suyuti, Camii'de nakletmiş ve sahihtir diye işaret koymuştur. Şöyle diyor: "Taberani ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. "Münavi, Feth'ul-Kadir: 6/79, No: 8499'da şöyle diyor: "Musannif, sahihtir diye işaret koymuştur. Fakat dediği gibi değildir. Seneddeki Haccac b. Ertee'yi Zehebi zayıflar arasında zikretmiştir. "Yumuşaklığı üzerinde ittifak edilmiştir." demektedir. Elbani, İrva'da: 5/353'de No: 5941 'de "sahihtir" diyor. Bu rivayet zayıftır. Ancak kendisini destekleyen başka rivayetler vardır. Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayet ettikleri, "Müşriklerin arkasında durup, onların ateşini görmeyen müslümandan ben beriyim" hadisi buna örnektir. Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Secde ile korunan birini öldürmenin yasaklanması" konusunda: 3/104, No: 105'de No: 2645'de rivayet etmiş ve, "Haşim, Ma'mar, Halit el-Vasiti ve bir topluluk, Cerir'i senedde zikretmemişlerdir" demiştir. Munziri şöyle diyor: "Tirmizi ve Nesai rivayet etmişlerdir. Ebu Davud, bir topluluğun hadisi mürsel olarak rivayet ettiğini zikretmiştir. Tirmizi de mürsel olarak nakletmiş ve "sahihtir" demiştir." Nesai de mürsel olarak rivayet etmiştir.
Muhtasaru Ebu Davud: 3/436-438, No: 2530. Tirmizi, Siyer bölümünde, "Müşriklerin arkasında durmanın mekruhluğu" konusunda: 4/155, No: 1604'de rivayet etmiştir. Mecma'uz-Zevaid Cihad bölümünde, "Kafirler arasında durmanın yasaklanması" konusunda: 5/253'de rivayet edilmiştir. Heysemi, "Taberani rivayet etmiştir. Ravileri sikadır" diyor. Bu rivayet, Kays b. Ebi Hazim'den, o da Halit b. Velid'den nakletmiştir.
[283] O, İbni Ebi Hazim'dir. Biyografisi, s: 320'de,geçti.
[284] Asarul Harp fil fıkhil İslami: s. 512-514.
[285] (m) ve (a) nüshalarında, "Devr" fazladır.
[286] (m) ve (a) nüshalarında, "Dedi" kelimesi fazladır.
[287] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/591-592
[288] El-Muğni; 10/537 İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/592-593
[289] EI-Muğni: 10/379-380, 10/391; DerdirŞerh'üs-Sağir 2/279
[290] Derdir, Şerh'üs-Sağir: 2/279.
[291] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/593-594
[292] Enfal: 8/45-46.
[293] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/595
[294] Buhari Cihad ve Siyer Hendek savaşı bölümü: 4/24. Aynı lafızla; Müslim Cihad ve Siyer Savaşta hile ve kandırma bölümü: 3/1361, No: 1739. Abdullah b. Mübarek ve Muammer yoluyla rivayet etmiştir. Tirmizi Cihadın fazileti, Savaşta hile ve kandırmaya ruhsat olduğuna dair bölüm: 4/193, No: 1675. Ahmed b. Müni ve Nasr b. Ali ve Süfyan yoluyla rivayet etmiştir. Ebu Davud Cihad Bölümü, Savaşta tuzak konusu: 3/99, No: 2636. Said b. Mansur ve Süfyan yoluyla ve 2637 no ile Ka'b b. Malik'ten rivayet etmiştir. Aynı lafızla...
[295] (...) ve (.,.)'da "Nesai" şeklindedir ki bu hatadır. Doğrusu bizim dediğimizdir.
[296] İnbahu'-Ruvat: 2/30, No: 269'da şöyle der: Said b. Evs b. Sabit Ebu Zeyd el-Ensari dilci ve gramercidir. Ebu Zeyd el-Ensari 214 senesinde ölmüştür. Ebu Zeyd adalet sahibiydi ve sika idi. "Tahfiful hemz ve Îmanu'l-Osman ve Ğaribu'1-Esma" adlı bir kitab vardır.
[297] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/595-597
[298] (a) nüshasında "Tetiku" diye geçiyor. Bu yanlıştır.
[299] (a) nüshasında yoktur.
[300] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/597
[301] Buhari Cihad ve Siyer bölümünde, "Savaş amacıyla çıkıp, başka bir yöne sapan kimse" konusunda: 4/6'da rivayet etmiştir. Müslim Tevbe bölümünde, "Ka'b b. Malik ve arkadaşının tevbe hadisi" konusunda: 4/2128'de, No: 2769'da, Zühri yoluyla, Abdurahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'ten rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/597
[302] (m) nüshasında, "Kubhu" diye geçiyor.
[303] (m) ve (a) nüshalarında "El- İhtiyar" diye geçiyor.
[304] Sihah: 5/2116'da şöyle diyor: "el-Müdahenetu: Saklanmak, pasif kalmaktır."
[305] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/598-599
[306] Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Müstehap olan ordu, arkadaş ve seriyyeler" konusunda: 3/82, No: 2611 'de rivayet etmiş ve "sahihtir ve mürseldir" demiştir. Tirmizi, "Seriyyeler hakkındaki rivayetler" konusunda: 4/125, No: 1555'de rivayet etmiş ve "Bu hadis, hasen ve ğaribdir" demiştir. Bu hadis, Zühri yoluyla Rasulullah'dan (s.a.v.) mürsel olarak rivayet edilmiştir. Hibban b. Ali el-Anzi Ukayl'dan, o da Zühri'den, o da Ubeydullah b. Abdullah'tan, o da İbni Abbas'tan, o da Rasulullah'dan (s.a.v.) mürsel olarak rivayet etmiştir. Muhammed b. Yahya el-Ezdi. El-Basri'nin senedinde, Ebu Ammar, Vehb b. Cerir'den rivayet etmiştir. İbni Mace Cihad bölümünde, "Seriyyeler" konusunda: 2/944, No: 2827'de Enes b. Malik'den rivayet etmiştir. Zevaid'de şöyle diyor: "İsnaddaki Abdülmelik b. Muhamed es-San'ani ve Ebu Selme el-Amili zayıftırlar." Ebu Hatim şöyle diyor: "Babamı şöyle derken işittim: "El-Amili terkedilmiştir. Hadisi batıldır. "Süneni Darimi Cihad bölümünde, "Ordu, bölük ve arkadaşların en hayırlıları" konusunda: 2/215'de Hibban b. Ali yoluyla Yunus ve Ukayl'dan rivayet etmiştir
[307] Sihah: 1/187'de şöyle diyor: ''Akab: Kartal kuşudur."
[308] Sihah: 4/1528'de şöyle diyor: "Akak: Saksağan kuşudur."
[309] Tertibil Kamus: 3/529'da şöyle diyor: Fahd: Kaplandır."
[310] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/599-601
[311] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/601
[312] Sihah: 3/1486'da şöyle diyor: "Ma'maa: Kahramanların savaştaki sesleridir."
[313] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/601-602
[314] Kitabul Ezkiya: s. 159.
[315] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/603-605
[316] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/605-606
[317] El-Ezkiya: s. 166-S67.
[318] El-Ezkiya: s. 158.
[319] El-Ezkiya: s. 158. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/606-607
[320] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/607
[321] Lisanu'1-Arap: 1/971'de şöyle diyor: "Derk: Bir çeşit kalkandır."
[322] Sihajı: 4/1490'da şöyle diyor: "Mızrak: Kısa mızraktır."
[323] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/608-609
[324] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/609-610
[325] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/610-611
[326] Buhari Cihad bölümünde, "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin" konusunda: 4/23'de rivayet etmiştir.
Müslim, Cihad bölümünde, "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmenin mekruh oluşu" konusunda: 3/1362, No: İ742'de İbni Cureyc yoluyla Musa b. Akabe'den rivayet etmiştir. Ebu Davud Cihad bölümünde, "düşmanla karşılaşmayı temenni etmenin mekruh oluşu" konusunda: 3/95, No: 2631 'de, Ebu Salih Mahbub b. Musa yoluyla, Ebu İshak el-Fezari'den rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/611
[327] Abdurezzak Cihad bölümünde, "Gulul yapana ne yapılır?" konusunda: 5/247-248, No: 9513'de rivayet etmiştir. Muhakkak "Said b. Mansur mürsel olarak nvayet etmiştir" diyor.Said b. Mansur Cihad bölümünde "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz" konusunda: 2/3/243, No: 2518'de rivayet etmiştir. Muhakkik şöyle diyor: "Hafız Feth'ul-Bari'de şöyle diyor: "Said b. Mansur, sahih bir senedle Ebu Abdurrahman el-Cebeli'nin mürsellerinden birini, merfu olarak rivayet etmiştir."Heysemi, Mecma'da, savaşlar ve siyer bölümünde, "Hayber savaşı" konusunda: 6/151 'de Cabir b. Abdullah'dan, uzunca rivayet etmiş ve "Ta-berani Sağir'de rivayet etmiştir senedinde Halil b. Mürre vardır" Ebu Zur'a, "şehittir, salihtir" diyor. Bir cemaat "zayıftır" demiştir. Takrib: 1/228, No: 166'da şöyle diyor: "Halil b. Mürre ed-Dab'i. Zayıftır. Yedinci tabakadandır." İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/611-612
[328] Abdurrezzak Cihad bölümünde, "öulul yapana ne yapalım?" konusunda: 5/250, No: 9518'de rivayet etmiştir. Sunenul Kebir Siyer bölümü, "Savaşta susma" konusunda rivayet edilmiştir. "Seneddeki Abdurahman b. Ziyad b. En'am. Ezberi zayıftır" Takrib: 1/480, No: 938. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/612
[329] Ebu Davud, Cihad bölümünde, "Savaşta kılıç sallama" konusunda: 3/118, No: 2664'de rivayet etm;ştir.
Buhari Meğazi bölümünde, "Bedir'e katılanların fazileti" konusunda: 5/10-11 'de rivayet etmiştir.
[330] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/612-613
[331] Buhari İman bölümünde, "Münafığın alametleri" konusunda: 1/12'de İbni Ömer'den rivayet etmiştir. Müslim İman bölümünde, "Münafığın özellikerinin açıklaması konusunda: 1/78, No: 58'de, Veki' yoluyla A'maş'tan rivayet etmiştir. Ebu Davud Sünnet bölümünde, "imanın eksilip artmasının delili" konusunda: 5/64'de, No: 4688'de Abd b. Nemir yoluyla A'maş'tan rivayet etmiştir. Timizi, İman bölümünde, "Münafığın alametleri hakkındaki rivayetler" konusunda: 8/19, No: 2632'de Ubeydullah b. Musa yoluyla, Süfyan'dan rivayet etmiştir. Nesai, İman bölümünde, "Münafığın alametleri" konusunda: 8/116'da, Süleyman yoluyla Abdullah b. Mürre'den rivayet etmiştir.
[332] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/613
[333] Buhari, Alişverşiler bölümünde, "Hürbirini satanın günahı" konusunda: 3/41'de rivayet etmiştir.
[334] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/613-614
[335] Müslim, Cihad ve siyer bölümünde, "ihanetin haramlığı konusunda: 3/1359, No: 1735'de İbni Ömer'den rivayet etmiştir. Buhari Edeb bölümünde, "insanların babalarının adıyla çağrılması" konusunda: 7/115'de Müsedded yoluyla rivayet etmiştir. İkinci rivayeti, Abdullah b. Dinar yoluyla, İbni Ömer'den nakletmiştir. Ebu Davud, Cihad bölümünde, "sözünde bulunma" konusunda: 3/188, No: 2756'da, Abdullah b. Dinar yoluyla, İbni Ömer'den rivayet etmiştir. Tirmizi Siyer bölümünde, "Her hainin kıyamet gününde bir bayrağı olacaktır" konusunda: 4/144, No: 1581'de Sahr b. Cüveyriye yoluyla Nafi'den rivayet etmiştir. İbni Mace, Cihad bölümünde, "Biaata vefa gösterme" konusunda: 2958, No: 2872'de Ebu Vail yoluyla İbni Ömer'den rivayet etmiştir.
[336] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/614
[337] Müslim'de, "Alnu veya Safrun" diye naklediliyor. Müslim Hac bölümünde, "Medine'nin fazileti, Rasulullah'ın (s.a.v.) bereketli olması için oraya dua etmesi, Haram oluşu, avının ve ağaçlarının haram oluşu ve haram sınırlarının beyanı" konusunda: 2/999, No: 1371 'de rivayet etmiştir. Buhari, Medine'nin faziletleri bölümünde, "Medine'nin harem oluşu" konusunda: 2/221 'de, Ubeydullah el-Eşcai yoluyla Süfyan'dan rivayet etmiştir. Ebu Davud, Menasikler bölümünde, "Medine'nin haram oluşu" konusunda: 2/531, No: 2034'de, Muhammed b. Kesir yoluyla, Süfyan'dan rivayet etmiştir.
[338] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/614-615
[339] Ahmed: 3/135'de Enes b. Malik'ten rivayet etmiştir. Keşf'ul-Estar, İman bölümü, "Emaneti olmayanın imanı yoktur" konusunda: 1/68, No: 100'de Amr b. Musa eş-Şami yoluyla Ebu Hilal'den rivayet etmiştir. Bezzar şöyle diyor: "Bu lafzla sadece Enes'in rivayet ettiğini biliyoruz. Sadece bu senedle geldiğini biliyoruz. Ebu Hilal'den bir cemaat rivayet etmiştir. Hafız değildir."Mecmau'z-Zevaid İman bölümü, "Emaneti olmayanın, İmanı yoktur" konusunda: 1/96'da rivayet etmiştir. Heysemi şöyle diyor:
"Bezzar, Taberani, Evsat'da rivayet etmişlerdir. Seneddeki Ebu Hilal'e, İbni Main ve başkaları "sikadır" demişlerdir. Nesai ise "zayftır" demiştir.Mevarid'uz-Zam'an İman bölümünde, "Kamil İmana muhalif davrananlar" konusunda: s. 41, No: 48'de rivayet edilmiştir.
[340] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/615
[341] Müstedrek Cihad bölümü: 2/146'da rivayet edilmiştir. Hakim Şöyle diyor: "Bu hadis, Müslim'in şartı ile sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmemişlerdir." Zehebi de bu görüştedir. Beyhaki Sünenü'l-Kübra'da İstiska namazı bölümünde, "Zulümden çıkmak, sadaka, nafile hayırlar ve icabet edilme ümidiyle Allah'a yaklaşmak" konusunda: 3/346'da rivayet etmiştir. İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/616
[342] Ebu Davud Harii- imaret ve fey' bölümünde, "Zimmet ehlinin mallarının onda birini alma. İşarette ihtilaf
etmeleri" konusunda: 3/437, No: 3052'de rivayet etmiştir. Strıedinde meçhul kişiler vardır.
[343] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/616
[344] Mevaridu'z-Zam'an Cihad bölümünde, "ihanetin yasaklanması" konusu da: s. 405, No: 1683'de. Amr b. Hamik'den rivayet etmiştir. İbni Mace Diyetler bölümünde, "Birine eman verip, sonra onu öldüren kimse" konusunda: 2/896, No: 2688'de Abdulmelik b. Ömer yoluyla, Rufaa b. Şeddad el-Utbani'den rivayet etmiştir. Zevaid'de şöyle diyor: "İsnadı sahihtir. Ravileri sikadırlar. Rufaa b. Şeddad'ı süneninde rivayet etmiştir ve "sikadır" demiştir. İbni Hibban sikat'da zikretmiştir. Senedin diğer ravileri Müslim'in şartlarına uygundurlar."
[345] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/616-617
[346] Takrib: 2/68, No: 568'de şöyle diyor: "Amr b. Hamik b. Kahil b. Habib el-Huzai. Sahabidir. Kufe'de oturmuştur. Sonra Mısır'da kalmıştır. Muaviye'nin hilafeti döneminde öldürülmüştür."
[347] Mevarid'uz-Zam'an Diyetler bölümü, "sözleşmeliyi öldüren kimse" konusunda: s. 368, No: 1531 'de, Ebu Bekre'den rivayet edilmiştir.
[348] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/617
[349] Mevaridu'z-Zam'an: 368, No: 1531'de Ebu Bekre'den rivayet edilmiştir.
[350] Ebu Davud, Edeb bölümünde, "iyilğe teşekkür etme" konusunda: 5/158, No: 4813"de manayla rivayet etmiştir. Mevaridu'z-Zam'an, iyilik bölümünde, "iyiliğe teşekkür etme" konusunda: s. 506, No: 2071'de rivayet edilmiştir. Munziri şöyle diyor: "Ebu Davud şöyle diyor: "Yahya b. Eyyüb, Ammara b. Guzye'den, o da Şurahbil'den, o da Cabir'den (r.a.) rivayet etmiştir."O, Şurahbil b. Sa'd el-Ensari el-Hatmi'dir. Hatmoğullarının azadlı kölesidir. Medine'lidir. Künyesi Ebu Sa'd'dır. İmamlardan bir çoğu "zayıftır" demişlerdir." Muhtasar: 7/179.
[351] (m) nüshasında yoktur.
[352] İbn Nehhas, Cihad, Tevhid Yayınları: 2/618-620
İslami Okul Okulların En Önemlisi