Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SEVGİLİ KARDEŞ MUHAMMED EL-HAMİS'İN ÖVGÜSÜ - Tevhid - 20. Sayfa

DİNİMİZDE KAÇINILMAZ KONULAR.. 2

Sevgili Kardeş Muhammed El-Hamis'in Övgüsü. 2

Tahkik Edenin Önsözü: 3

Giriş. 4

1- ALLAH'I (CC) BİLMEK.. 5

1- Allah'ı Bilmeye Ulaşmanın Keyfiyeti 5

2- Peygamberlerin Tevhidi 6

3- Tevhidin Rükünleri 7

4- Tevhidi Nefy Eden Ve Sakınılması Gereken Şeyler 10

5- Allah'ın Sıfatları Ve Kısımları 12

6- Te'vil Ve Buna Bağlı Konular 14

7- Allah'ın Fiili Sıfatları 16

2- DİNİ BİLMEK.. 17

1- İslam Rükünleri 17

2- İman. 20

3- Rasullere İman. 22

4- Ahiret Gününe İman. 25

5- Kader 29

6- Va'd (Cennet) Ve Vaid (Ateş) Ve Büyük Günahların Sayısı 33

7- İhsan. 36

3- NEBİ'İ (S.A.V.) BİLMEK.. 43

A- Şerefli Nesebi: 43

B- Doğumu ve Neşeti: 44

C- Peygamberliği: 44

D- İslam'a Daveti Ve Hicreti: 45

Peygamberin Hususiyetleri 46

Nebi'nin Mucizeleri 50

Nebi (s.a.v.)'in Hukuku. 53

KİTABIN SONU.. 60

Basıma Süren Müellefin Son Sözü. 60


DİNİMİZDE KA­ÇINILMAZ KONULAR

 

Sevgili Kardeş Muhammed El-Hamis'in Övgüsü

 

Hamd Allah'adır (c.c). O'nu över ve ancak O'ndan yar­dım isteriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O'na sığınırız. O'nun hidayet verdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığına da hiç kimse hidayet veremez.

Allah’dan (c.c.) başka hiçbir ilahın olmadığına Muham­med'in (s.a.v.) de O'nun Kulu ve Rasulü olduğuna şahadet ederim.

İmdi;

Muhakkak ki İslam alimlerinin, İslamı tahrif edip yan­lış tevillerde bulunan kişilere karış Selef akidesini neşredip bunu müdafaa etmeleri hususundaki büyük çabaları, gerçek­ten de şükran borcu olunan bir meseledir. Selef Akidesini yaymaya çalışan en büyük alimler grubunun başını Hanbeli Alimleri çekmektedir.

Elbette ki bazı Hanbeli kitaplarına bakılacak olursa; Ba­zı Hanbeli alimlerinin sözlerinde hataların ve yanlışların bu­lunduğu görülür. Lakin bu bazı hataların bulunması demek onların yapmış olduğu iyilikleri bizim beynimizden silip yok etmez. Çünkü Onlar hakkı ortaya çıkarmak için delillerle ilerlemişlerdir.

Onlara göre izzetli yaşamak ve ölçülü olmak ancak Kur'an ve Sünnete tabi olmak ve Rasulullah'ı (s.a.v.) sevmek, ona ittiba olmak ve onun sözünü her insanın sözünün önüne geçirmekle mümkündür.

İşte Hicri 14. asırda Mekke'de Harem bölgesi Hanbeli Alimlerinden olan değerli Şeyh Ebu Bekr b. Muhammed Arif Havkir Selef akidesini neşretmiş, şirke, bidatlere, hu­rafelere, kabirlere ve türbelere gitmek için yol tepenlere, ölü­lerden bir şeyler bekleyip onlara daha neredeyse ibadet edenlere, onlara adak adayanlara, yardım isteyenlere, etra­fını tavaf edenlere, toprağıyla teberrük edenlere, şifa isteyenlere vb... karşı savaşmıştır.

Tarihin de tescil etmiş olduğu gibi önemli husus vardır ki; insanları akideye, özellikle selef akidesine çağıran, hu­rafelerden alıkoymaya çalışan davet adamları hep dışlanmış, hapislere atılmış, eziyet ve tahkir edilmiş, teşhir edilmiş, ca­hil insanların korktuğu lakaplar atılmıştır. (Vahhabi gibi). Bazen de "Mücessim" bazen de "Azgın Harici" ve bazen de değerli hocamız Havkir'e atılan iftiralar ve ona yapılanlar.

Hocamızın Mekke-i Mükerreme'de insanları davet etme­si, ders vermesi engellendi. Dipçikle hapse götürüldü. Pe­ki niçin götürüldü. Sadece insanları selef akidesinin yolu­na çağırdığı, yanında Şeyhul İslam İbni Teymiye'nin, İbni Kayyim'in ve Abdulvahhab'ın kitapları bulunduğu için.

Hapislerde yedi seneye aşkın kadar bulundu. Melik Abdülaziz'in Hicaz'a girmesiyle de hapisten çıktı.

Değerli hocamız Havkir'in telif ettiği, Selef akidesinin insanlara akidedeki yardımı ve yararları konusunu içeren "Dinde kaçınılmaz konular" adlı kitapçığı sizlere sorulu cevaplı bir metodla hazırlamıştır.

Okuyan kişinin de mülahaza edeceği gibi bu kitapta ho­camız bir çok yerde Allah'ın (c.c.) kemalat sıfatlarını, lafız­lar, cevher, araz, Allah'ın (c.c.) Kıdem sıfatını, Muhalefetun lil havadis sıfatını vb. konuları yazmıştır. Her ne kadar Bu (Muhalefetun lil havadis sıfatı vb...) müellif selim bir ma­nada kullanmışsa da Selef alimleri bunu kullanmamıştır.

Görüşümüz şudur ki; meşru manaları yorumlamak yine meşru olan lafızlarla olabilmektedir. Şunu da unutmamak la­zım ki Kur'an-ı Kerim'in içerdiği manadan aşağı da inmemeli, dışında kalmamalı Yüce Allah'dan (c.c.) bu eserin faydayı kapsamasını, mizana büyük ecirler kazanmaya ve­sile olmasını, öldükten sonra da amel defterine fayda verme­sini, aynı şekilde bu kitapçığı neşredip emeği bulunana da, nafakasıyla bunu matbaa'ya verenlere de mizanlarında çokça ecirler vermesini dileriz.

Şüphesiz ki Allah (c.c.) herkesin maksatlarının arkasın­da olup her şeyi bilmektedir. O bize yeter ve O ne güzel ve­kildir.

Muhammed b. Abdurrahman el Hamis

İmam Muhammed b. Suud el-İslamiyye Üniversitesi Usulü Din Fakültesi Akaid bölümü müdür yardımcısı ve ho­cası.[1]

 

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın (c.c.) adıyla...

 

Tahkik Edenin Önsözü:

 

Hamd Allah'adır, (c.c.) O'na hamd eder, O'ndan yardım ister ve sadece O'ndan bağışlanma isteriz.

Allah'tan (c.c.) başka hiçbir ilahın olmadığına, O'nun tek ve ortağı bulunmadığına, Muhammed (s.a.s.)'in de O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet ederim. Şimdi:

İbn-i Kayyım el-Cevziyye'nin de (r.a.) dediği gibi:

'Tüm Rasullerin davet esası: Allah'ı (c.c.) isimleriyle, sı­fatlarıyla, fiilleriyle bilmektir. Sonra da bunu iki büyük asıl mesele takip eder.

1) Kendisine ulaşmak için yolun tarifi. Bu Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarını içeren şer’i kurallardır.

2) Ulaştıktan sonra bu yolu izleyen kişilere nelerin ola­cağı ve verileceği. Bitmeyen nimetlerden ve kesilmeyen göz nurlarından."

Rasulullah (s.a.v.) Refiki Ala'ya ümmetine Allah'ın (c.c.) isimlerini, sıfatlarını ve fiillerini anlatıp açıkladıktan sonra göçmüştür. Böylece onun anlattığı tarif olayı bitmiş, tamamlanmış, açıklanacak meseleler ve gayeler de belirtil­miş oldu. Nitekim kendisi en güzel ve doyurucu bir şekilde insanlara bu dini anlatmıştır.

Bunu insanlığın akıllarına eksik olarak bırakmamıştır. Çünkü tafsilat yönünden sadece bunun bir kısmının bilinme­si (idrak edilmesi) imkansızdır. İşte böylece Rasulullah (s.a.v.)'ın anlattıklarıyla ümmet geçti. Ta ki Sahabe zama­nının sonlarına doğru Kur'an ve Sünnetten ayrılan Kaderiyye ortaya çıktı. Daha sonra Basra'da Mutezile, Horasan'da Cehmiyye ve Mücessime zuhur etti.

Böylelikle de Rasulullah (s.a.v.)'in ümmetin bölünece­ği ile ilgili buyruğu tahakkuk etti.

Ümmetin yetmiş üç fırkaya bölüneceğini, yetmiş ikisinin cehenneme, bir tanesinin de cennete gireceğini, onun da Peygamberin ve Sahabelerinin üzerinde bulundukları yolun olduğunu belirtmiştir.

İşte o zamandan beri Selef ve Ehli sünnet alimleri, değer­li muhaddisler, ümmeti; "Rasulullah (s.a.v.)'ın ve ashabının üzerinde bulunduğu duruma" getirmeye, ihtilaftan, bidatler­den, tefrikadan, sapan ve saptıranlardan da alıkoymaya uğ­raşmışlardır. Ümmeti bu esaslar üzerine bina etmeye gayret ediyorlardı.

Veren Allah (c.c.) dır. Onlara ise sadece şükretmek dü­şüyordu.

Bu kitabı: (Dinimizde kaçınılmaz konular) müellif, Ra­sulullah (s.a.v.)'in ve sahabelerin üzerinde bulundukları yolu, itikad, inancı, vb... sorulu ve cevaplı bir metodla sun­muştur.                                    .

Bu eseri müellif seksen senedir neşretmeye koyulmuş ve vakti zatında buna Ezher Üniversitesi hocalarından bazıla­rı büyük övgü ve methiyeler yazmıştır.

Kitabı talik yapmam hususunda, muhalefet yapmayı sev­mediğim bu şeyi benim yapmamı istedi. Allah o kardeşimi­zi korusun ve metalandırıp ömründe ve amelinde de müba­rek kılsın.

Allah (c.c.) dan bu kitabın fayda vermesini ve müellife neşr ettiği için kıyamet gününde ecirler vermesini diliyorum. Son sözümüz ise şudur:"Hamd Alemlerin Rabbi olan Al­lah'a (c.c.) dır."

Ebu Muhammed Halid bin Ali Muhammed el-Anberi [2]

 

Giriş

 

Rahman ve Rahim olan Allah (cc.)'in ismiyle

Hamd, hayır dilediği kişiyi dinde fakih kılan, Tevhid'de ve imanda ihlası ilham eden, doğru ve emin nebisine (s.a.v.) uyana iyilikler bahşeden Allah'a (c.c.) olsun. Salatu Se­lam O'na (s.a.v.) ve ihlaslı olan Sahabelere olsun.

Şimdi:

Elinizde ki bu kitabı ben, yavrularıma, yolumuzda soru soran ve cevap verenin az olduğu, itkat edilmesi gereken şey­lerin bir arada toplanmasının zorlaştığı, yanlış söz ve görüş­lerin, sapıklığa ve azgınlığa giden meselelerin türediğini gör­düm. İşte bu yanlışları düzeltmek için yavrularımın içleri­ni ferahlatacak, kalpte sevgi tohumlarını bitirecek faydala­rı içermesi hasebiyle bunu "Dinimizde kaçınılmaz konular" ı yazmaya koyuldum. Bu asri yola giriştim. Rasulullah (s.a.v.) in sünnetini sorulu ve cevaplı bir şekilde öğretme­ye karar verdim. İslam, İman, İhsan... (Cibril hadisinde ol­duğu gibi.)

Çünkü Soru sormak ilmin yarısıdır. Buna cevap vermek bir kişinin içinde, hafızasında daha fazla kalır ve daha iyi an­lar.

Bunun rütbesi ise iki kısımdır:

İlk kısım İtikat hakkındadır. Bu da üç bölümdür. (Her bö­lümde de ayrı ayrı konular vardır.)

İkinci kısımda ise; İbadetler konusu bulunmaktadır. Bu da dört bölümdür. (Bunda da ayrı ayrı konular bulunmakta­dır.)

Şüphesiz ki Allah (c.c.) doğrulara götüren ve sonuçlara ulaştırandır.[3]

 

1- ALLAH'I (CC) BİLMEK

 

1- Allah'ı Bilmeye Ulaşmanın Keyfiyeti

 

1) Soru: Bir insanın her şeyden önce neyi bilmesi lazım?

Cevap: İlk önce Rabbini, dinini ve peygamberini bil­mesi lazım. Allah'ın (c.c.) ilk olarak kullarına nimet verdi­ği şey İslam dinidir. Bunun en yücesi de Onu bilmek için kendisinin yarattıklarına bakmak, akıl ve nakil ile delil ge­tirmesini takdir etmiş olduğudur.

2) Soru: Rabb Teala'yı bilmek nasıl olur? Ve buna han­gi yolla gidilir?

Cevap: Ayetlerine ve yarattıklarına bakıp tefekkür et­mekle. Her sanat eseri sanatkarına delalet eder. İnsan Allah'ın (c.c.) tek sanat harikasıdır. Yüce Allah (c.c.) tüm in­sanları ve alemleri icad ve nimet vermesiyle terbiye eden­dir. Rububiyyetliğin'den dolayı da ancak O'na ibadet edi­lir. Bu yüzden de yaratmıştır.

"Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."  [4]

3) Soru: İbadet ne demektir?

Cevap: İbadet Allah'a (c.c.) son derece sevgiyle be­raber O'na boyun eğmenin nihai gayesidir. Çünkü O yaratandır ve kulları üzerine mucittir. Her şeyi O terbiye ve ıslah eder. Bundan dolayı da kendisine ilah denilmiştir. Ya­ni mabud.

Allah (c.c.)'ın lafzı kendisinin yüce bir sıfatına delalet et­mektedir. Bu O'nun (c.c.) güzel isimlerinde (Esmaul Hüsna) ki manada ve yüce sıfatlarında toplanmıştır. Müşrikler bunları itiraf ettikleri halde, Allah'a (c.c.) Rabb, Halik, Razzak ve tüm işlerin O'na döneceğini kabul ettikleri hal­de bile yine de inkâr etmişlerdir.

İlahın manası; Kalben kendisine boyun eğilen ve teslim olunan.

4) Soru: Allah'ın (c.c.) zatı akıl ile tarif edilebilir mi?

Cevap: Akıl kendisini bile idrak etmekten acizdir. Ak­lın belirli bir sınırı vardır. Yüce Allah (c.c.)' ın zatını kendisinin dışında hiç kimse bilemez. Bunu idrak edememek de bir idrak olmuş olur.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"(Onlar) O'nu ilimleriyle kavrayamazlar." [5]

Bir ayette de:

"Hiçbir şey O'nun dengi olamaz." [6]     

İçinden nasıl bir görüntü geliyorsa Yüce Allah (c.c.) onun hilafınadır. (Subhanallah).

İslam araştırmacıları Allah'ın (c.c.) zatının hakikatinin başka hakikatlerin hilafına olduğu hususunda icma etmişler­dir. Allah'ın (c.c.) zatını düşünmemiz bizlere yasaklanmış­tır. O'nun yarattıklarını tefekkür etmekle emrolunduk.

Her şeyde O'nun ayetleri vardır.

Hepsi de O'nun tekliğine delalet etmektedir.

Aynı şekilde O'nu (c.c.) bilmek, O'na ibadet etmek ve mahluklarına bakmakla olur. Ve güzel isim ve sıfatlarını bil­mekle de. Nitekim bu tüm peygamberlerin tevhididir.[7]

 

2- Peygamberlerin Tevhidi

 

1) Soru: Tevhid ne demektir?

Cevap: İki kısmı vardır. Kavli ve Fiili. (Kur'an'da ol­duğu gibi)

2) Soru: Kavli Tevhidin kısımları nelerdir?

Cevap: Bu da İki nev'dir. Sülb ve İsbat.

Sülb: Allah (c.c.)'ın kemal vasıflarını teşbih ve inkardan tenzih etmektir. Ayrı olsun olmasın Onu tüm noksanlıklardan ve kusurlardan tenzih etmektir.

İlki "Onun kemal ve vasıflarını tenzih etmek", Onu şirkden, zahirden (başka destekçi bilmekten), kendisinin dışında şefaat vereceğine inanmaktan, eş, çocuk, denk ve yardımcı edinmekten Onu tenzih etmek.

İkincisi: "Onu tüm noksanlıklardan ve kusurlardan ten­zih etmek" Onun ölümden, aşırı yorulmadan, yorgunluktan, uykudan, yaşdan, Onda bir şeylerin biteceğinden, İnsanlar gibi yeme içmeye ihtiyacı olmadan, mahlukatını kıyamet koptuktan sonra kendi hallerine bırakıp onları hesaba çek­meyeceğinden ki bu Onun hikmetini nefy etmektedir, bunlardan tenzih etmektir.

İsbat: Bu Allah'ın (c.c.) kemal vasıflarını isbat etmek­tir. (Yani kabul edip Onların varlığını bilip Ona göre itikat getirmektir.) Onun Uluv, Azamet, Celal, Hayat, İrade, İşit­me, Görme, Kudret, İlim, Kelam, Kıdem,[8] Beka, O'nun Evvel ve Ahir, Zahir ve Batın olması, Medh (Övgü) vasıf­ları olan Esma-ı Hüsna ile sıfatlanmasıdır. Allah'ın (c.c.) bu güzel isimleri yine O'ndan türemiş manalara delalet eden­lerden türemiştir. Nitekim Allahu Subhane bunları inkar etmeyi şiddetlice yasaklamıştır.

3) Soru: Allah'ın (c.c.) güzel isimlerinde inkar nasıl olur?

Cevap: Onda ortak koşmak yada manalarını inkar et­mek, Onda tahrif ve ta'til'e (yok saymaya) götürülecek tevil işlerine girişmek.

İsimlerin hakikatlerini ve vasıflarını Kur'an’da, Sünnet­te ve Selefte geldiği gibi kabul ederiz.

4) Soru: Fiili tevhidin kısımları nelerdir?

Cevap: Tek ve ortağı bulunmayan Yüce Allah'a (c.c.) ibadet etmektir. Öyle ki O'nun dışında kimseye kul olmayacak ve O'nun şeriatının dışında (İman, İslam, İhlas vb... olsun başkası olsun) hiç kimsenin şeriatını kabul etmeyecek. O'na (c.c.) hiçbir şeyde ne maksatta, ne sevgide ne korku­da ne ümitte ve ne lafızda ne yeminde ve ne de adakta eş koş­mayacak. Bilakis o ortakları kalbinden, maksadından, dilin­den ve ibadetinden atar. Hakikatte bunların elbette hiçbir şeyde vücudu olmadığı gibi. İbn-i Kayyım'in dediği gibi bunlara kalbinden ve dilinden bir vücud da kılmayacak.

5) Soru: Fiili Tevhidin çekirdeği durumunda olan ibadet konusu üzerinde biraz daha durulmasını istiyorum?

Cevap: Fakih'ler İbadet kavramını şöyle tarif etmiş­lerdir. "Şer’an emredilen, akli ve örfle meydana gelmeyen şeylerdir. [9]

Bunun luğavi manası; kalbin ve rükünlerin boyun eğme­si, ihlaslı bir sevgiyle kalbin nihayi tazim göstermesidir. Ve bundan doğan ümit, korku, dua, haşyet, tevekkül, yakınlık, tevbe, adak, kurban vb... İslam şeriatına özgü güzel tazim ve teslimiyet içeren şer'i ibadetler ve kulların yapamayacağı sa­dece tek olan, Allah'a (c.c.) has olan, O'nun zarar ve yarar vermesi, ancak Ondan istenmesi bu itikadın tesiridir.[10]

 

3- Tevhidin Rükünleri

 

1) Soru: Tevhidin rükünleri kaçtır?

Cevap: İki tanedir: İhlas ve Sıdk.

İlki: İstenilene yönelmeyi tevhitlemek, başkalarının is­teklerine değil.

İkincisi: Allah'a (c.c.) ibadet etmeye takat getirmek ve gayret sarf etmeyi istemeye itikat etmek.

2) Soru: Tevhidin kısımları kaçtır?

Cevap: Üçtür.

Rububiyet tevhidi, Uluhiyyet tevhidi ve Sıfatlarında tevhid. (Şeyh Seferani de bunu böyle zikretmiştir.)

3) Soru: Rububiyet Tevhidi nedir?

Cevap: Allah'dan (c.c.) başka hiçbir yaratanın, rızık verenin, öldürenin, hayat verenin, mucid olanın ve yok edenin bulunmadığına itikat getirmek.

4) Soru: Uluhiyyet ya da İlahiyyat Tevhidi nedir?

Cevap: Yüce Allah'ı (c.c.) ibadette, ilahlıkta, boyun eğmede, yalvarmada, sevmede, iftihar etmede, Dua ve taleb etmede O'nu (c.c.) buna özgü kılmaktır.

Aynı zamanda bu tevhid kısmına Ubudiyyet tevhidi yada İbadet tevhidi de denilir. Aynı zamanda İbn-i Kayyim'in de dediği gibi buna İradi Ameli Tevhid de denilir.

5) Soru: Allah (c.c.)'ın sıfatlarının tevhidi ne demektir?

Cevap: Allah (c.c.)'ın kitabında Rasulü de hadislerinde kendisini nasıl vasıf etmişse (ileride de inşallah gelece­ği gibi) o halde teşbih ve te'vile girmeden isbat etmektir. Bu­na aynı zamanda İbn-i Kayyim'in de dediği gibi İlmi Habe­ri Tevhid adı verilir.

6) Soru: Bu kısımlardan hangileri Peygamberlerin getir­diği tevhid'tir? Ve bunlar gerekli midir?

Cevap: Bu hakikatte gerekli olup birbirinden ayrı değildir, İman ancak bunların hepsini kabul etmekle ta­mam olur. Allah'ın (c.c.) göndermiş olduğu peygamberler Uluhiyyet tevhidini anlatmışlardır. Allah'ın (c.c.) kitabın­da onlar hakkında anlattığı gibi: "O'nun dışında veliler edi­nenlere gelince, Onlar:

"Biz bunlara sadece bizleri Allah'a (c.c.) yaklaştırsın­lar diye ibadet ediyoruz (derler)." [11]

Bir ayette de:

"İnsanlardan bazıları vardır ki Allah'ı (c.c.) sever gibi severler." [12]

Ve buna benzer bir çok ayette Müşrikler Rububiyyet ve sıfatlarla ilgili tevhidi inkar etmemişlerdir. (Uluhiyyet tev­hidini inkar etmişlerdir.)

7) Soru: Müşrikler Rububiyyet tevhidini niçin inkar et­mediler? Bunun hakkında ayetler var mıdır?

Cevap: Allah (c.c.) onların Rububiyyet tevhidini ka­bul ettiklerini şöyle haber veriyor:

"Onlara Yeryüzü ve gökyüzünü ... kimin yarattığını soracak olursanız, "Allah (c.c.) diyeceklerdir."

Bir ayette de:

"De ki: "Sizleri semadan ve yeryüzünden rızıklandıran kimdir? (Sizlere) işitmeyi ve görmeyi veren ve diri­den ölüyü, ölüden de diriyi çıkaran kimdir?" [13]

Ve buna benzer rububiyeti ve mülkü kabul ettiklerini, uluhiyyeti de inkar ettiklerini gösteren ayetler.

8)  Soru: Müşrikler sıfatların tevhidini niçin inkar et­mediler?

Cevap: Allah (c.c.) onların tenzih etmekle birlikte la­fızları hilafına anlamayacağı şeylerden onların dilleriyle muhatap olmuştur.

Nitekim onların Hacc ibadetlerinden olan telbiye şiarla­rı, O'nun (c.c.) kemalat sıfatlarından "Hamd'ı[14] içeriyordu. Allah'ın (c.c.) fiillerinden de "Nimet veren" olarak onlar inanıyordular. Kudretini dilemesini, iradesini, tasarrufunu, kızmasını, razı olmasını, zengin olmasını, cömert olmasını -ki bunlar Onun (c.c.) hakiki mülkündendir- da onlar isbat ediyorlardı. Nitekim Kitap Ehli olan Araplar ve başkaları da bunu ikrar ediyorlardı ve bunu duyunca da hoşuna gidi­yordu. Çünkü bu da onlara mutabıktı.

9) Soru: Rasullerin ümmetlerine daveti nasıl olmuştur? Ve hangi kelimeyle çağrılmışlardır?

Cevap: Tüm Peygamberlerin kavimlerine ilettiği Al­lah (c.c.)'ın ayetlerinde de geçtiği gibi şunlardı:

"Ey Kavmim! Allah'a kulluk edin, Size ne oluyor ki Ondan başka ilahlar (ediniyorsunuz)" [15]

Bir ayette de:

"Ancak Allah'a (c.c.) kulluk edin." [16]

"Allah'dan korkmanız ve sakınmanız (için)." [17]

"De ki Allah'dan başkasını veli mi edineceğim!" [18]

"Allah'dan başkasının hükmüne mi uyacağım" [19]

"De ki: "Allah'dan başkasını Rabb mı bileceğim!" [20]

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Benim ve benden önceki Nebilerin söylemiş olduğu en faziletli söz: "La ilahe illallah"dır."  [21]

10) Soru: Rasullerin bu kelimeye davetleriyle ilgili bir mülahaza söz konusu var mıdır?

Cevap: Onların davetlerinin manası itikatla ilgili olup, sadece lisanla bu söz mücerred değildir. Bunun mana­sı Allah'a (c.c.) ibadet etmek ve sadece O'nu ilah kabul et­mektir. Tevhid kelimesindeki nefy edatı: Allah'dan başka mabud olmadığı ve O'nun bu mabudlar'dan beri olduğu manasını vermektedir. Şayet sadece: "Allah’dan başka Rab yoktur" dense bu İslam araştırma­cılarına göre yeterli olmaz.

11) Soru: Bir insanın cahiliyyeyi iyi bilmesine ve ona na­sıl çağrıldıklarını öğrenmesine ihtiyacı var mıdır?

Cevap: Evet vardır. Cahiliyye hayatını araştırması la­zım. Allah'ın (c.c.) onlara peygamber ile birlikte hikaye ettiği şeyleri düşün ve onların hakkında Allah'ın büyük ki­tabında bizlere onların cedelleriyle ilgili belirttiği hususları da iyi öğren.

Ömer el-Faruk (r.a.) şöyle demiştir:

"İslam Dininin bağları teker teker çözülecek." Sahabe­ler:

"Ne zaman?" dediler,

"İşin başına cahiliyyeyi bilmeyen geçtiği zaman." dedi. Yada şöyle dedi:

"Nitekim sünnette bir çok konuda tahzir gelmiştir. (Bun­lardan biri de) biri iş başına geçer bazı işler görür, gördüğü bazı işlerde (cahiliyyeyi bilmediğinden) bazen büyük şirk'e girer, bazen de küçük şirk'e girer." Nitekim şöyle de riva­yet olunmuştur:

"Küfür dışında bir küfür." [22]

 

4- Tevhidi Nefy Eden Ve Sakınılması Gereken Şeyler

 

1) Soru: Rasulullah (s.a.v.)'in yasaklamış olduğu şeyler nelerdir? Bunlar hangi manalar altında oluşmaktadır?

Cevap: Bunların bazıları Kur'an’da, bazıları hadisler­de bulunmaktadır. Yasaklanmanın hikmeti Tevhid yandaşlarını himaye etmektir.

Bunlar takriben yirmi ikidir :

1) Kur'an'a zıt rukye ve muskalar takmak.

2) Ağaçlardan, taşlardan vb... şeylerle teberrük etmek.

3) Allah’dan (c.c.) başkası için kurban kesmek.

4) Allah’dan (c.c.) başkası için adak adamak.

5) Allah’dan (c.c.) başkasına sığınmak.

6) Allah’dan (c.c.) başkasından istemek ve Ondan (c.c.) başkasına dua etmek.

7) Ondan (c.c.) başkasından şefaat istemek. (Ondan (c.c.) başkasından şefaati taleb etmek manasında).

8) Salih kişilere aşırı derecede saygı göstermek, had­dinden fazla övmek.

9) Salih bir kişinin kabri başında ibadet etmek.

10) Sihir ve Kehanet.

11) Nüşre [23] ve uğursuzluk inancı.

12) Yıldız çeşitlerinden (Enva) yağmurun geldiğine inanmak.[24]

13) Birini Allah'ı (c.c.) sever gibi sevmek yada korkmak.

14) Riya ve amellerle dünyayı (aşırı) istemek.

15) Allah'a (c.c.) isyanda alimlere ve amirlere itaat etmek yada Allah'ın (c.c.) helal kıldığını haram, haram kıldığını da helal saymak.

16) Zıtlar edinmek.

17) Allah’dan (c.c.) başkasına yemin etmek.

18) Allah'ın (c.c.) dilemesiyle mahlukun dilemesini ay­nı seviyede görmek (Allah diledi ve filanca diledi demek gi­bi.)

19) Zamana sövmek.

20) İnsanları kadıların kadısı diye isimlendirmek.

21) İçinde Allah'ın (c.c.) zikri bulunan şeylerle dalga geç­mek.

22) Mahluklardan Allah'a (c.c.) şefaat istemek.

2) Soru: Tevhidin kısımlarını bizlere nefy eden şeyleri tarifleriyle beraber zikreder misiniz? Bir de Allah'ın (c.c.) sıfatlarının zıddı ne manaya gelir?

Cevap: Bu iki tanedir: Ta'til, teşbih.

Kim O'nun (c.c.) sıfatlarını nefy ve ta'til (yok) saysa Al­lah'ın (c.c.) tevhidini eksik kılmış ve yalanlamış olur.

Kim de O'nu mahlukatına benzetirse yine tevhidi eksik kılmış ve yalanlamış olur.

3) Soru: İlahiyyat tevhidinin zıddı nedir?

Cevap: Bu da ikidir.

-Allah'ı (c.c.) sevmekten, O'na yönelmekten ve O'na te­vekkül etmekten yüz çevirmektir.

-Bunlar da O'na (c.c.) şirk koşmak ve O'nun (c.c.) dışın­da dostlarını O'na (c.c.) şefaatçiler kılmaktır.

Şirk: Yüce Allah'ın (c.c.) sadece tek olduğu ilahi konu­larda mahluku halika benzetmektir. Başka bir deyişle: Mah­lukların gücü idaresinden çıkan bazı kişilerin olağan üstü güçlere sahip olduğuna inanıp, sadece Allah'a (c.c.) mahsus olan bu işleri mahluklara verme itikadı.

4) Soru: Rububiyyet tevhidinin zıddı ne olabilir?

Cevap: Allah (c.c.) ile beraber kainatları evirip çevi­ren birinin daha olduğuna inanmaktır. Rububiyyet olması Allah’dan (c.c.) kulları için verilen ve ilah olması da kullardan O'na (c.c.) verilen bir sıfattır.

5) Soru: Şirk asılları itibariyle kaç maddede toplanabi­lir?

Cevap: Bazı müteahhir alimlerin de belirttiği gibi altı maddede toplamak mümkündür:

1- İstiklal Şirki (İkilik): Bu iki tane ilah olduğunu kabul­lenen şirk çeşididir. Mecusilerin şirki gibi.

2- Tebid Şirki: Bir ilahtan bir çok ilah olduğuna inanan­lardır. Hıristiyanlar buna birer örnektir.

3- Takarrub Şirki (Yakınlaşmak): Allah'a (c.c.) yakın­laşmak için bazı şeyleri ortak kılarak ibadet etmektir.

4- Taklid Şirki: Son zamandaki bazı kişilerin taklitte aşı­rıya gitmeleri gibi.

5- Sebebler Şirki: Allah'ın (c.c.) kudretinden olmadı­ğına inanıp başka şeyleri, normal olayları vb... sebeplere bağ­layıp onlardan geldiğine inanmak. Tabiatçıların ve Felsefe­cilerin: "Filanca yıldız sayesinde bizlere yağmur yağdı" dedikleri gibi.

6- Ağrad Şirki: Bu Allah’dan (c.c.) başkası için amel­dir. Bunun da hükmü bazı alimlerin de belirttiği gibi sadece günahtır. [25]

 

5- Allah'ın Sıfatları Ve Kısımları

 

1) Soru: Gerektiği gibi Allah'ın (c.c.) sıfatlarıyla ilgili tevhid tam açıklanmadı. Cumhur Alimler bunu telif edip "Kelam ilmi" ve "Tevhidin Fenni" diye isimlendirmişlerdir. Ne dersiniz? [26]

Cevap: Sözümüz şu kelamda toplanır. Allah (c.c.) ken­disini güzel isimlerinin manası ve yüce sıfatlarıyla, kemal vasıflarının hepsiyle nasıl vasf etmişse ve Rasulü de ondan önceki peygamberler de O'nu (c.c.) nasıl vasf etmişlerse Yü­ce Allah (c.c.) işte öyle sıfatlanmıştır.

Allah'a (c.c.) Kur'an ve sünnetin ve icmanın dışında sı­fat vermek caiz değildir.

2) Soru: Allah'ın sıfatları kaç kısma ayrılır?

Cevap: İki kısma ayrılır: Zatına dair sıfatlar ve Fiil­lerine dair sıfatlar.

3) Soru: İlk kısmın manası nedir?

Cevap: Allah'ın başlangıçsız ve sonsuz hak sahibi ol­duğu zat sıfatlarıdır. Kur'an ve sünnette geçen O'nun yüzü, eli, gözü gibi.

Aynı şekilde sabit olan ve akla uyan: O'nun (c.c.) sıfat­larının zıddı bulunmamasıdır. Hayat, Kudret, İlim, İrade, İşit­me (Sem), Görme (Basar), Kelam.

Müteahhir alimler bunu subuti sıfatlar, mana sıfatları, akli sıfatlar diye isimlendirip bundan başkalarını da haberi sı­fatlar diye isimlendirmişlerdir.

4) Soru: İkinci kısmı anlatır mısınız?

Cevap: Başlangıçsız olmadan sonsuz hak sahibi fiili sıfatlarıdır. İstiva, Nüzul, Gelmesi, Yaratması, Rızık vermesi, Hayat vermesi,, Öldürmesi, Afv etmesi ve Cezalandırma­sı gibi.

Maturidi mezhebi Tekvin sıfatıyla olmayan şeylerle madumları çıkarmaya delalet eden her şey diye isimlendirmişlerdir. Bu da fiil ile tabir olunan manadır: Yaratma, Tahlik, İcad, İhdas,.İhtira (İcad etme) ve bunun gibi... Bu­nunla ilgili konu (İnşallah) yedinci soru babında Kadere iman ile ilgili ikinci babda gelecek.

5) Soru: Allah'ın (c.c.) bu sıfatlarını zahiri manasında ele almak ve o halde isbat etmenin durumu nedir? Ve bunlardan bazılarında tevil olabilir mi?

Cevap: Selef mezhebi: Allah'ın (c.c.) kendi nefsi için -mahluklara benzemeden- sabit kılmış olduğu sıfatla­rı keyfiyetsiz, şekilsiz ve ta'tilsiz bir halde sabit kılmış ve Onu mahluklardan tenzih etmişlerdir.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Hiçbir şey O'nun dengi olamaz. O işiten ve gören­dir." [27]

O'nun işitmesi bizim işitmemiz gibi değildir, görmesi de bizim görmemiz gibi değildir.

6) Soru: Allah'ın (c.c.) hakkında ve mahlukatın hakkın­da kullanılan ortak sıfatlar hakkında ne dersiniz? Burada ten­zih nasıl olur?

Cevap: Lafızlarda ortak olmak manalarda ortak olma­yı icap ettirmez. Sıfat mevsufuna tabiidir. Zatın nasıl olduğu bilinmezse ve zatlara da benzemezse sıfat ta böyle olur. Hadis ve kadim arasındaki fark da şüphesiz malumdur.

7) Soru: Yüce Allah'ın sıfatlarından hangilerini O'na tayin etmek ve adetlendirmek vacip olur?

Cevap: Kur'an ve sünnette varid olan bütün sıfatları ve ondan ayrı olanların hepsini hasr etmek vacip değildir.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Yüce Allah'ın (c.c.) doksan dokuz ismi vardır. Her kim bunları sayıp ezberlerse Cennete girer."

Buhari, Müslim ve Ehli Sünen rivayet etmişlerdir.

8)  Soru: Halef mezhebi Allah'a (c.c.) belirli sıfatlar adetlendirmişler midir? Selef nasıl sabit kılmıştır?

Cevap: Halef mezhebi sadece on beş tane sıfatı sabit kılmışlardır. Önce geçen yedi mana sıfatı ile:

-Hayat

-Kudret

-İrade

-İlim

-Kelam

-İşitme (Sem)

-Görme (Basar) dır.

Selbi sıfatlar (Yani manaları tenzih olan) beşdir. Kıdem, Beka, Muhalefetun lil Havadis [28] Kı­yam bi-Nefsihi [29] ve Vahdaniyet'tir.

Nefsi Sıfatlar ise: Vücud'tur ve Maturidiyye’ye göre iki sıfattır:

1) Tekvin,

2) Hikmet'tir. İşi iyi ve sağlam yapmak, her şeyi yerli yerine koymak manasına gelir. Selef bu sıfatları başka sıfat­ların yerine koymuşlardır.

9) Soru: Halef mezhebi bunları isbat etmeyi has kılma­dıkları halde bunların dışındakiler için neler demektedirler?

Cevap: Başkasının tevilini söylemekte ve Hadis (Ge­lecek) te kullanmak için de zahirine getirmemektedirler. Bunları akla uyması, O'nun, (c.c.) sıfatlarının zıddının bu­lunmaması ve O'nun mutlak kemal sıfatlarıyla mevsuf ol­duğunun bilinmesi için sadece hasr olmuş sıfatları isbat et­mek için has kılarlar.

10) Soru: Halef mezhebinde bizlere bu hasr olunmuş sıfatlarla başka sıfatların arasındaki fark tam anlamıyla açıklanmamıştır.

10) Cevap: Bu açık değildir. Selef ahdinde ve sözünde daha çok duran ve Hakka en yakın olandır. Açık olan görüş: Kur'an'dan ve Sünnetten sabit olan -az önce geçen sıfatla­rın tenzih ile beraber zahirine göre icra edilmesinde- bir far­kın olmadığıdır. Allahu Teala aklen bütün kemal sıfatlarıy­la muttasıf 'tır. [30]

Halefin sıfatlarının bir kısmını tesbit bir kısmını da tevil etmesi -ki bununla beraber bütün bunların zahirleri mahlukat hakkında ölüp ya sonradan çıkan cevher yada başkasıy­la ayakta duran araz (işitme, görme, ilim, irade gibi)- dedik­leri gibi, aklen de naklen de iki benzerin arasını ayırmak ca­iz değildir. Nitekim Allah (c.c.) kendi nefsini tenzih etmiş­tir.

"Hiçbir şey, O'nun benzeri olamaz."

11) Soru: Selef mezhebi niçin istivada olduğu gibi bu­nun hakkında sözü uzatmaktadır?

Cevap: Bunun hakkında Kitap ve Sünnette bir çok delil geldiğinden ötürü. Kur'an'da yedi yerde (İstiva) zikredilmiştir. Selef de bu konuda fetva vermişlerdir. Hepsi de şunu söylemişlerdir:

"İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür." Bu konu sıfat­lar hususunda bir kaide de olmuştur. Ahmed bin Hanbel şöy­le demiştir:

"İstiva olayı nakillerde gelen haberler gibidir. İnsanların yanlış algılamaları gibi değildir." [31]

 

6- Te'vil Ve Buna Bağlı Konular

 

1) Soru: Halef mezhebi bütün haberi sıfatları tevil etmiş­ler midir?                       .

Cevap: Halef mezhebinin çoğu tevil yapmaya meyil etmemişlerdir. Maturidiyye bunlardan birisidir. [32]

"Bedu'l-Emali" nin sahibi şöyle demiştir:

Arşın Rabbi Arşın üzerindedir.

Lakin temkin ittisal vasfı olmadan.

2) Soru: Tevili etmemenin tercih yönü nedir?

Cevap: Nefisler ancak isbat etmekle mutmain olur. Ni­tekim Nebiler insanların Halikı olan Allah'ın (c.c.) varlığını halkın nefislerinde karar kılmak için bunu çokça anlatmış­lardır. Onlara en zararlı olan şeyler de tevilcilerin kelamı­dır. Allah'ın (c.c.) sıfatlarını tesbit etmenin tevilden daha doğru olduğu tercihi bile isbat eden kişinin hilafına tevilci bile yaptığı tevilinde kesin olmaması bu konunun cevabına yeterlidir.

3) Soru: Bazı sıfatlarda bazı fasid (teviller) gerekli mi­dir? İstiva sıfatında O'nun (c.c.) uluv cihetinde olması gibi... Çünkü arş yedi semasının üzerindedir. Cihet de, mekan da sonradan çıkan sıfatlardandır -ki Allah (c.c.) bunlardan münezzehtir.

Cevap: Allah'ın (c.c.) sıfatlarını tenzih ile birlikte tes­bit etmek gerekir. (Te'vil) etmemek lazım. Malum olan şudur ki; her mevsufun sıfatı kendi zatına münasip ve hakikatine layıktır. Her kim Rabb olan Allah'ın (c.c.) sıfatlarından -ki Hiçbir şey O'nun (c.c.) benzeri olamaz- mahlukların sıfatlarını anlarsa sapıtmış olur. Yüce Allah (c.c.) insanla­rın kalplerine kendisinden bir şey istenildiği zaman yukarı­dan istemeyi fıtrattan kılmıştır. Hiç kimse "Ya Allah (c.c.)" deyip de -O'nun uluv da olmasından dolayı- dua ettiği za­man kalbinde bir sıkıntı duyup sağa ve sola dönmesi olmaz. Çünkü şayet kalbinde onun bu konuda bir sıkıntısı olsa bu­nu ondan def etmek mümkün olmaz.

4) Soru: Kur'an-ı Kerim'de geldiği üzere:

"Şüphesiz ki Allah (c.c.) bizimle beraberdir."  [33]

"O sizinle beraberdir."  [34]

ayetlerindeki "beraberlik" hakkında ne dersiniz?

4) Cevap: Sahabeler, Tabiin, dört mezhep imamı ve tüm ümmet ile diğer dinlerin imamları Allah'ın (c.c):

"O sizinle beraberdir" ayetini Onun mahlukatına gir­mediği, hulul etmediği ve karışmadığı, O'nun (c.c.) zatıyla her yerde olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Bilakis O (c.c.) ilmi, kudreti vb... ile herkesle beraberdir. O Arşa is­tiva etmiş ve mahlukatından uzaktır. "Beraberlik" iki türlü­dür: Has (Özel) ve Am (Genel) dir.

Has olan beraberlik; bu yardımla, rahmetle vb... ile ola­nıdır. [35]

5) Soru: Allah'ın (c.c.) kelam sıfatının harf ve sesle ol­duğu sözü nasıl Hanbeli mezhebine nispet edilebilir? Nitekim Yüce olan Allah (c.c.) mahlukata benzemekten mü­nezzehtir.

5) Cevap: Hanbeli mezhebi selefin yolunu izlemektedir. İmamları da bu yolun şeyhidir. Hepsi de şunda ittifak etmiş­lerdir.

-O'nun (c.c.) kelamı kadimdir, mahluk değildir.

-Harf ve sesle kadimdir. Keyfiyetini bilemeyiz. Nite­kim bunun hakkında bir çok hadiste gelmiştir. Takriben kırk kadar hadis. Kur'an' da Allah'ın (c.c.) nida etmesi sekiz ayette geçmektedir. Bu da (Nida) Arap dilinde sestir. Bu harfler kadimdir. Bizim hakkımızda olduğu gibi bunun edat ve mahreçlere gereği yoktur. Dolayısıyla Allah (c.c.) konu­şur, lakin keyfiyetini bilemeyiz. O ezelden de mütekellim idi ve bu ondan asla zail olmaz. İstediği gibi istediği zaman ko­nuşur. İstediği şeye emreder ve hüküm verir.

6) Soru: Mushaflarda yazılanlar tıpkı Allah'ın (c.c.) ke­lamı mıdır?

6) Cevap: Hafız İbn Hacer el-Askalani şöyle demiştir: "Eşarilerin" [36] karar kılmış olup belirttikleri görüş şudur: "Kur'an Allah'ın (c.c.) kelamıdır. Mahluk değildir. Mus­haflarda yazılıdır. Sadırlarda (içlerde) saklıdır, dillerde de okunandır." İbn-i Hacer devamla şu ayeti okudu:

"Ona (müşriklere) eman ver. Allah'ın (c.c.) kelamını işitinceye dek"  [37]

Hadiste de:

"Kur'an' la düşman topraklarına girmeyiniz.. Düşman eline geçer korkusundan dolayı." [38]

7) Soru: Lafız meselesi hakkında neler dersiniz?

7) Cevap: "Benim Kur'an okurken lafızım mahluktur" sözüne Ahmed bin Hanbel çok karşı çıkmıştır. Bidatçilerin sapıklıklarını reddetmeye giriştiği vakit bu bidatleri çıkaran kişilere Kur'an'ın mahluk olmadığını anlatmış ve zıddını iddia edenlerin de yollarını kapamıştır. Selef alimleri sözle­rinden şunu kast etmişlerdir. "Kur'an Allah'ın (c.c.) kela­mıdır ve mahluk değildir."

Bizlere, onlara (selefe) uymak, yanlışlara dalmamak, hakkında varid olan şeyleri olduğu gibi (ziyade ve noksanlık etmeden) almak ve bunda sabit kalmak düşer. [39]

 

7- Allah'ın Fiili Sıfatları

 

1) Soru: Tüm sıfatları (c.c), Tekvin sıfatı dahil kadim midir?

Cevap: Evet. Zati sıfatları kadimdir. Fiili sıfatları da selefe göre öyledir. Allah'ın (c.c.) fiilleri mahlukatının fiillerine benzemez. Çünkü Allah (c.c.) işleri vasıtasız ve aletsiz yapar.

"O'nun ancak bir şey hakkındaki emri "Ol" demek­tir. Ve hemen oluverir." [40]

Yüce Allah (c.c.) boş bir iş yapmaz ve kendi ihtiyacı için de bir şey yapmaz. Bilakis O (c.c.) Hakimdir ve her şeyi yerli yerince yapar. Seçmesi (takdir etmesi) ve hikmeti ile dilediğini yapar. O'nun ezelden de fiili vardı ebedi de böy­le olacaktır.

2) Soru: Yüce Allah'a (c.c.) salah ve aslah fiillerini kul­lanmak vacip midir?

Cevap: O'na (c.c.) mutlak olarak bir şeyin fiilini ver­mek vacip değildir. O'nun (c.c.) fiilleri ilmi ve iradesi dahilinde sadır olmaktadır. Bu Onun seçmesi için geçerlidir. O ki faildir, muhtardır. Dilemiş olduğu şeyi yapar ve seçer.

3) Soru: O'nun fiilleri hikmetinden hali olur mu?

Cevap: Bizler O'nun (c.c.) fiillerinin hikmetinden hali olmadığına inanıyoruz. O'nun hikmeti fiilindedir Ona hastır. Mahlukatın da fiillerine benzemez. Allah'ın (c.c.) za­tında ve sıfatlarında benzemediği gibi. Dolayısıyla salah ve aslah fiillerini söyleyen kişinin bu sözü beşer akıllarına nisbet etme zannları ile ilgili sözü batıl olmuş oldu.

4) Soru: İnsanın fiillerinin hikmetinde ve sırlarında ka­der konularına dalması caiz midir?

4) Cevap: Şeran doğru değildir. O'nun hikmetinin fiil­lerinde ona has olduğunu biliyorum. Kader konularına dalmak da İslam'da nehy edilen konulardandır. Bunlardan bir husus da vardır ki; Kur'an'da Allah (c.c.) tarafından haber verilen ve mütevatir hadislerden nakledilen, aklın ulaşa­madığı tabiat olayları vesilesiyle de cereyan etmeyen bir çok harikulade olay meydana gelmiş ve bunların hikmetleri de ortaya çıkmıştır.

5) Soru: "Sen Allah'ın (c.c.) sünnetinde bir değişiklik bulamazsın." [41]

ayetinin zahi­rinden tabiat olaylarının değişmeyeceği, normal olup bozul­mayacağı anlaşılıyor. Bu konu hakkında neler dersiniz?

5) Cevap: Buradaki Allah'ın (c.c.) sünnetinden murad; Allah'ın (c.c), peygamberi yalanlayan ve onlara düşmanlık edenlere karşı peygamberlere yardımının değişmeyeceği kast edilmiştir. Çünkü ayetin başı da bunu göstermektedir.

"Onlar ancak öncekilerin sünnetini, değişmeyen ana il­keyi görürler."

Sünnet burada değişmeyen manasında kul­lanılmıştır. Nitekim Allah (c.c.) tabiat olaylarını ve nor­mal adet üzere giden işleri dilediği gibi ve istediği zaman de­ğiştirir ve tahvil eder.

6) Soru: Peygamberler akılların alamayacağı şeyleri ge­tirirler mi?

6) Cevap: Sefarini ve başkalarının da belirttiği gibi: Peygamberler akılların hayrette kalacağı şeyleri getirirler. Hiç bir zaman imkansız olan şeyleri getirmezler. Akılların alacağı şeyleri getirir, imkansız ve hayal ürünü boş şeyleri asla getirmezler.[42]

 

2- DİNİ BİLMEK

 

1- İslam Rükünleri

 

1) Soru: Din ne demektir?

Cevap: Allah'ın (c.c.) ahkamlarla ilgili kanunlarıdır.

2) Soru: İnsanın dinini bilmesi nasıl olur?

Cevap: Şu üç rükün ile: İslam, İman, İhsan.

3) Soru: İslam nedir?

Cevap: Yüce Allah'a (c.c.) tevhidle (birlemekle) bo­yun eğmek, teslim olmak ve şer'i ahkamlarda itaat etmektir.

4) Soru: İslamın bina edildiği rükünler nelerdir?

Cevap: "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah" kelimesine şahadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Oruç tutmak ve gücü olduğu zaman Hacca gitmektir.

Her kim bunları yada bir kısmını inkar ederse müslüman olamaz.

5) Soru: Zikri geçen şahadet kelimesinin manası nedir?

Cevap: Tek olan Allah’dan (c.c.) başka hakkıyla iba­det edilen kimsenin olmadığına ve Abdulmuttalib bin Abdullah bin Muhammed (s.a.v.) in de peygamberlik risaletine iman etmek, onun emrettiklerine itaat ve haber verdik­lerini de tasdik etmektir.

6) Soru: Bu kelime-i Şahadeti getiren kişinin bunu itiraf etmesindeki doğruluğun işaretleri ne olabilir?

Cevap: Şahadet eden kişi söz olsun fiil olsun inanç ol­sun bunlara muhalif bir şey yapmayacak. Şayet yaparsa itirafı yalan olur. [43] Fakihlerin bunu mürted konusunda ele al­dıkları gibi.

7) Soru: Namaz kılmak nedir?

Cevap: İstenildiği günde belirli vakitlerde beş vakit namazı devamlı kılmaktır. Tıpkı Rasulullah'ın (s.a.v.), yanındakilerin ve daha sonra günümüze kadar dünyanın her ye­rinden gelenlerin kıldığı namaz şekli gibi.

İmam-ı Sabuni akide kitabında şöyle demiştir:

"Hadis alimleri beş vakit namazın vaktin evvelinde kılın­masının, tehir etmemenin daha faziletli olduğunu belirtmişlerdir. Fatiha suresini imamın arkasında okumayı rükuyu ve secdeyi tam yapmayı vacip kılmışlardır. Rüku ve secdeyi mutmain bir şekilde yapmayı emretmiş, rükudan kal­kıp dikilmeyi de mutmain bir şekilde yapmayı vacip kılmış­lardır. Aynı şekilde secdeden kalktıktan ve iki secde arası oturmada da mutmain olmayı namazın sahih olacağı rü­künlerden saymışlardır." (İnşallah) Namaz ile ilgili ay­rıntılı bilgileri ikinci kısımda ibadetler bölümünde gele­cektir.

8) Soru: Namazın vücubiyetini inkar edenin ve tembel­liğinden dolayı kılmayanın hükmü nedir?

Cevap: Namazın vücubiyetini inkar eden kişi kafir olur... Bunu imam yada yardımcısı üç gün boyunca tevbeye çağırır... Tevbe etmezse mürtedlere uygulanan hüküm gi­bi onları öldürürler.

İkincisine gelince; Tembelliğinden dolayı kılmayan ki­şi ise kafir olmaz. Lakin üç gün boyunca İmam yada yardım­cısı onu tevbeye çağırır. Tevbe etmezse öbür namaz vakti girmeden bir küfür çeşidi olarak öldürürler. Namazın bir şar­tını, rüknünü yada icma edilmiş bir konu hakkında yine ye­rine getirmemesi dahilinde direnirse yine hüküm aynıdır. Öl­dürme de, tekfir etme de tebliğden sonradır.

Şeyh Takıyuddin [44] şöyle demiştir:

"Namaz kılmayan kişi kılıncaya dek, toplum tarafından "namazı kılmayan kişi" olarak bilindiği konusunun yayılma­sı gerekir. Ona selâm vermek yada selamını almak da ge­rekmez."

9) Soru: Zekatı vermek ne demektir?

Cevap: İkinci kısımda (İnşallah) geleceği üzere ki­şinin malından vermesi vacip olan miktarda servete hak kazananın vereceği mal, para vb...

10) Soru: Bunu inkar edenin hükmü ve terk edip terkin­de azimli olanın hükmü nedir?

Cevap: Önceki hükümde olduğu gibi hüküm aynı olup mürtedler hükmü uygulanır.

İkincisine gelince; Zekatın farz olduğunu biliyor ve bu­na rağmen hala vermiyorsa tevbeye çağrılır. Eğer bilmiyor­sa tebliğ edilir. Eğer vermemekte ısrarlıysa hadden öldürü­lür. Kafir olarak değil. Aynı şekilde bu olay bir kabile hak­kında cereyan etse zekat vermeseler İmam yada yardımcı­sı onları da öldürür.

11) Soru: Üzerinde zekat borcu olduğu halde ölenin hükmü nedir?

Cevap: Bunun hükmü Allah'ın (c.c.) haklarıyla kul­ların hakları gibidir. Malını terekesinden (borçtan) varis çıkarır. Eğer küçük bir çocuk ise velisi verir. Şayet zekat ile beraber insanoğlunun borcu varsa, malı da az olsa terike (kalan mal) hisselere bölünür. Ancak ona rehini varsa tekaddüm eder.

12) Soru: Ramazan orucundan maksat nedir? Bunu taf­silatlı bir şekilde açıklar mısınız?

Cevap: Ramazan ayının tarife ihtiyacı yoktur. Zaten orucu malumdur. Vücubuna gelince; işte bunda tafsilatlı açıklamalar vardır. Müslümanlık, akıl, buluğ gücü yetme­si aranan vacipleridir. Mümeyyiz (temyiz haline varan çocuk)'in tuttuğu oruç sahihtir. Velisine çocuğuna bu orucu aşı­laması için eğer gücü yeterse emretmesi vaciptir. Şayet terk ederse namazda olduğu gibi babası da onu döver. An­cak oruç daha meşakkatli olup ona takat getirmesi itibar olu­nur.

Hayızlı ve nifaslı kadınlara da hastalıkları dışında oruç vaciptir. Lakin onlardan hastalığı sırasında sahih olmaz. Onlar hayız ve nifas müddetince iftar yaparlar sonra da ka­za ederler. Misafire de, hastaya da ve bu hükümde olana da vaciptir. Onların bu halde iken iftar açmaları (tutmamaları) sünnettir. Kaza etmeleri gerekir.

13) Soru: Yaşlı hastaların yada iyileşmesi çok zor olan hastaların oruç tutmaları vacip midir? Kefaret verdikleri takdirde bu onlara caiz olur mu?

Cevap: Oruç tutmaktan aciz olurlarsa üzerlerine va­cip olmaz. Çünkü Allah (c.c.) kişiye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Bunlar her gün için kefaret olarak 1 müd buğday, başka şeyden de yarım sa' verirler. [45]

Onlardan yemek yedirmek sefer ve hastalık dolayısıyla düşer. Çünkü iftar etmek karşılaşılan bir özürdür. Ölünün ye­rine oruç tutulmaz. Çünkü bu katıksız bir ibadet olup şeriat tarafından vacip kılınan asli bir meseledir. Başkası bu işe kalkışamaz. Namazda olduğu gibi. [46]

14) Soru: Orucu inkar edenle özürsüz terk edenin hük­mü nedir?

Cevap: (Az önce geçtiği gibi) Zekattaki hükmün aynısıdır.

15) Soru: Gücü yetenin Hacca gitmesi ne demektir? (Gücü yettiği zaman) hemen mi gidecek?

Cevap: Hacc, kişinin ömründe bir defa Allah'ın (c.c.) evi olan Kabe'ye özel bir biçimde kast edip gitmek­tir. Bu yola gidecek kadar azığı varsa ve buna gücü yeter­se o zaman Ona vacip olur.

Eğer bunlarla beraber vakti olup yol güvenliği de varsa hiç beklemeden gider. Şayet bunlardan aciz olursa imkan da­hilinde bu gitme işine azimli olur. Eğer azimkar olmazsa gü­nahkar olur.            

İbadetlerde aciz olmakla beraber azimli olmak günah olmayıp eda konusundandır. Hacca gücü yettiği halde bir in­san buna azimli de olsa lakin gitmezse büyük bir günah iş­lemiş olur. Zekatı vermeme gibi.

Haccın vücubiyetini inkar eden ve yapmamak için azim­li olup terk edenin hükmü az önce zekat hükmünde geçti.

16) Soru: Umre Hacc gibi vacip midir?

Cevap: Hacc gibidir. İster Mekkeli olsun yada başka bir yerden olsun.

"Ey Mekke Ehli! Sizin üzerinize umre yoktur. Sizin an­cak umreniz Kabe'yi tavaf etmektir."

Hacc ve Umre ile ilgili ahkamlar (inşallah) ikinci kısım­da ibadetler hanesinde gelecektir.[47]

 

2- İman

 

1) Soru: İman ne demektir?

Cevap: Muhammed (s.a.v.) in tüm getirdikleri, dinden öğrettikleri ve üzerinde icma edilmiş tüm meseleleri kalbin tasdik etmesidir. [48]

2) Soru: İmanın rükünleri kaçtır?

Cevap: Altıdır. Allah'a (c.c), meleklerine, kitapları­na, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şer­rin de Allah’dan (c.c.) olduğuna inanmaktır.

3) Soru: Seleften "İmanın söz, amel, niyet olduğu ve ar­tıp eksildiğini" söyledikleri meşhurdur. Peki nasıl iman is­minden çıkarıp tasdike kasr ediyor ve rükünlerini bu altı ta­nesinde kılıyorsun?

Cevap: Evet. Selefin bu zikrettikleri meşhur görüş bizim itikadımızdır. Lakin İmanı ve İslamı manası bakımın­dan bir çatı altında toplayacak olursak aralarında bir fark yoktur. Başkasının doğru söylediğine ikisinde birden doğrulayacaktır. İkisi de toplandığı vakit (aynı mana altında) o zaman ikisini ayırırız. Cibril'in Rasulullah'ın (s.a.v.) sordu­ğu hadis de olduğu gibi. Kendisi insanları dinlerini öğretmek için icabette bulunmuştu. Bizler de bu rivayeti almayı uy­gun bulduk.

4) Soru: İmanın rükünlerinden ilk rükün olan Allah'a (c.c.) imanın manası nedir?

Cevap: Rububiyetinin ve İlahlığının tekliğine inanmaktır. [49]

Vasıtiyye adlı kitapta şöyle denmiştir:

"Yüce Allah (c.c.) kitabında ve Rasulullah (s.a.v.) hadis­lerinde kendisini nasıl vasf etmişse bunu da tahrif ve ta'til etmeden, keyfiyet ve temsil de vermeden iman etmek Allah'a (c.c.) imandır." Buna dair açıklamalar tafsilatlı bir şekilde ilk babda ve sorularda geçmişti.

5) Soru: Meleklerine iman ne demektir? İslam'ın rü­künlerinden sayılan melekler kimlerdir?

Cevap: Onların varlığına iman etmek demektir. Al­lah'ın (c.c.) kerim kulları, beşer sıfatlarından arınmış, günahlardan korunmuş, Sahih hadislerde varid olduğu gibi nurdan yaratılmış mahluklardır. Sayılarını sadece Allah (c.c.) bilmektedir.

6) Soru: Meleklere icmali olarak iman yeterli midir?

Cevap: Evet. Lakin tafsilatlı bir şekilde has isimle an­latılıp tayin edilenler hariç (Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail[50], Münker, Nekir, Rıdvan, Malik, Rakıb, Atid vb...) Bunlara tafsilatlı bir şekilde iman vaciptir. Aynı şekilde has bir nev olarak tayin edilen de böylecedir. Arşı taşıyan melekler, Ha­faza melekleri, Yazıcı melekler (bunlar illiyyun ve mukarrebun'dur) diğerleri de amelleri yazmakla, kulu helak edi­ci şeylerden sakındırmakla ve hayra sevk etmekle görevlidirler. Kulu hayra sürüklerler şeytan ise şerre... Hepsinin de belirli makamları vardır.

7) Soru: Melekler gözle görülmeyen alemlerde yaşarlar. Peki bunlara benzer başka alemler var mıdır?

Cevap: Yüce Allah'ın (c.c.) yarattığı bir çok gözle gö­rülmeyen alemleri vardır. Havada uçan yılan türleri vardır ki bunları biz sadece merceklerle görebiliriz.

Cinler alemi bunlardandır. Bunlar da insanlar gibi İslam dini ile mükellef olup müslümanı sevap alır, kafiri de azap alır. Yüce Allah'ın (c.c.) buyurduğu gibi:

"Şüphesiz ki cehennemi dolduracağım." [51]

İçlerinde insanoğluna vesvese verip maksatlarına göre in­sanları yönlendirenler de vardır. Aralarında insanları gözetleyenler bile bulunmaktadır.. Allah (c.c.) dilediği kişinin üzerine bunları musallat kılar ve dilediği kişinin üzerine de bunların hile ve tuzaklarından korur.

"Rabbi'nin ordusunun dışındakileri. O'nun (c.c.) dı­şında hiç kimse bilmez."

Allah'ın (c.c.) gözle görülmeyen gaybi alemleri bulun­maktadır. Melekler aleminde olduğu gibi. Bunlar latif varlıklardır. Bazen bazı melekler Rasulullah'a (s.a.v.) insan su­retinde gelip görünmektedir. Tıpkı Rasulullah'a (s.a.v.) Dıhye El-Kelbi'nin suretinde bir meleğin geldiği gibi. Yü­ce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Ona tam bir insan suretinde göründü."  [52]

8) Soru: Melekler insanlardan faziletli midir?

Cevap: Ehli Sünnet mezhebi beşerin mezheblerden da­ha faziletli olduğunu belirtmişlerdir.[53] Bazıları da:

"İnsan nevi onlardan daha fazla faziletlidir. Onun cibilliyetinden çıkıp mükellefiyete tabi olduğu için" demişlerdir. Bazıları ise; Bu faziletlendirme'de -fazilet yönünde ihtilaf nisbet olacağından dolayı- büyük bir faydanın olmadığını söylemişler.

9) Soru: İmanın rükünlerinin üçüncüsü olan Kitaplara iman ne demektir?

Cevap: Allah'ın (c.c.) Rasullerine -Allah'ın gerçek ke­lamı- olan kitaplar indirdiğini itiraf etmektedir. O'nun (c.c.) kitapları çoktur. Bunun sayısı hakkında gelen rivayetlerde ihtilaf edilmiştir. Bunlara icamlı bir şekilde iman yeterlidir. Ancak dört büyük kitap hariç. Bunlar Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an-ı Kerim'dir. Bunlara iman vaciptir. Çünkü hepsi Allah (c.c.) tarafından indirilmiştir. Bunun manası indiril­diği gibi mevcud olacakları manasına gelmez, Kur'an hariç çünkü o Kur'an'ı Allah (c.c.) değişmeden ve tahriften ko­rumuş ve şöyle buyurmuştur:

"Ona batıl giremez." [54]

Bir ayette de:

"Şüphesiz ki biz Onu (Kur'an'ı) koruyacağız."  [55]

Nitekim günümüzde de bunu teyid eder. Çünkü Kur'an bir çok yönüyle mucize kitaptır.

10) Soru: Aslı bozulan semavi kitaplara müracaat etmek caiz midir?

Cevap: Caiz değildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) elinde Tevrat tan bir yaprakla Ömer'i (r.a.) görünce kızmış ve:

"Senin İslam'dan şüphen var mıdır?"  [56]

diye buyurmuştur. Ancak şüpheleri bazı insanların kafasından silmek için zarureten bakması caizdir. Lakin buna da ehil kişi olacak.[57]

 

3- Rasullere İman

 

1) Soru: Rasullere imanın manası, ne demektir? İman rükünlerinin dördüncüsü olan rasullerin gönderiliş gayeleri nedir?

Cevap: Allah'ın (c.c.) Rasulleri olduğuna, bunları insanlara ve cinlere dünya ve ahiret hayatları için, yaşayışlarını İslam'a göre düzenlemelerini irşad için gönderdikle­rine iman etmektir. Adil ve Hakim olan Allah'ın (c.c.) hik­metlerinden biri de en şerefli mahlukatı olan insanlara dün­ya ve ahiret işlerini tanzim edecek kanunlar biçmesidir. Onlara adil ve insaf esası üzerine bina edilmiş mukaddes ka­nunlarla peygamberler göndermiş ve insanların hikmetin açıkladığı başka bir ihtiyacının da beyanını açıklamıştır. Tıp­kı Allah'ın (c.c.) insanları hayvanlardan korumuş olduğu gi­bi onlara layık kıstaslar vermiştir. Onları içinde devamlı ka­lacakları ve yaşayacakları şeylere de hidayet etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bu zikredilen hikmete şöyle işaret edil­miştir:

"İnsanların Allah'a (c.c.) karşı bahaneleri olmasın di­ye.."  [58]

2) Soru: Allah (c.c.) onların hususiyetlerini ayırıp belirt­miş midir?

Cevap: Onların hususiyetlerini şu ayette geçtiği gibi temyiz etmiştir:

"Allah peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilen­dir..."  [59]

Allah (c.c.) peygamberleri mahlukatı arasından özel bir şekilde seçmiş ve Yüce ve temiz olan Allah (c.c) ile kulla­rı arasında vasıta olsunlar diye onları kutsamıştır. Onların yönlü münasebetleri bulunmaktadır. Peygamberlik kazanılmış bir şey değildir.

3) Soru: Allah (c.c.) onların doğruluğuna alametler kılmış mıdır? Mesela O'nun risaletine delalet edip gönderilen bir meleğin onun halkına söyleyip haber vermesi gibi.

Cevap: Evet. Allah (c.c.) onların risaleti'nin doğruluğuna işaret eden mucizeler kılmıştır. İşte bu O'nun (c.c.): (Rasulullah (s.a.v.) dua ederken)

"Kulum doğru söyledi"

sözünün konumunda olduğu gibi. Aynı zamanda o pey­gamberlerin celil halleri, güzel sıfatları, selim fıtratları ve kemal ahlaklarından dolayı onlara mucizeler de bahşedilmiş­tir.

4) Soru: Mucize ne demektir? Keramet ile arasındaki fark nedir?

Cevap: Mucize; Hayıra ve saadete çağıran kişilerde beliren harikulade olaylardır. Meydan okuma yönünden peygamberlik davetiyle ilintilidir. Bu Peygamberlerin risaletinin doğruluğuna bir işaret olsun diye Peygamberliği in­kar edenleri ikna emek için istenilen şeydir.

Keramet ise; Meydan okuma olmadan ve peygamberli­ğin davetinden olmadan peygamberin dışındaki müslümanlardan zuhur eden harikulade olaylardır. Allah (c.c.) bu ke­rameti o salih insana anlamadığı bir şekilde verir. Kendisi buna muktedir değildir. Kendisinde kerametlerin bulundu­ğunu kişi anlayamaz. Çoğunlukla bir kişinin kendisi için ya­da başkası için Allah'ın (c.c.) veli kulu olduğunu kesin kıl­ması doğru değildir. Bunu da bilemez. Onun evliya olması­na bir şeyin birden olması delalet etmez. Yada istidrac'ın olması.

İbn-i Kesir (r.a.) tefsirinde şöyle demiştir: "Hiçbir kim­se belirli bir kişi hakkında Allah'ın velisidir diye karar kılması olmaz. Çünkü bu gaybı konulardan olup bunu ancak Al­lah (c.c.) bilir."

5) Soru: Nebi ve Rasul arasındaki fark nedir?

Cevap: Nebi: kendisine şeriat vahy edilmiş olan, biz­zat kendisinden amelin yapılması gereken kişidir. Kendisi­ne ihtiram olsun diye nebi olan kişiye tebliğ etmesi emredilmemiştir.

Rasul; ise Kendisine şeriat vahy edilen, tebliğ etmesi de emredilen kişidir. Dolayısıyla her rasul nebidir. Lakin her nebi rasul değildir.

6) Soru: Bir kimsenin bütün Nebi ve Rasullerin sayıla­rını ezberinde bulundurması konusu tafsilatlı bir şeklide iman gerekir mi? 

Cevap: İcmali olarak bir kimsenin Allah'ın (c.c.) Ne­bi ve Rasulleri'nin olduğuna iman etmesi yeterlidir. Hepsinin teker teker ezberinde bulundurması vacip değildir. An­cak onlardan her hangi birisinin nübüvvetini yada Rasullüğünü inkar etmek küfür olur. Nebilerin sayısının kaç oldu­ğunu gerçekten bizler bilemeyiz. Lakin Kur'an'da isimleri zikredilen yirmi beş tanedir.

7) Soru: Bu yirmi beş peygamberin isimleri nelerdir?

Cevap: Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyüb, Şuayb, Musa, Harun, Zülkifl, Davud, Zekeriyya, Süleyman, İlyas, Elyes'a, Yunus, İsa, Muhammed (Allah'ın Selamı üzerlerine olsun.)

8) Soru: Bunlardan hangileri Ulul Azm' dır?

Cevap: Beş tanesidir. Muhammed (s.a.v.), İbrahim, Musa, İsa, Nuh (Aleyhimus-selam).

9) Soru: Onlara hangi sıfatları vermek vaciptir?

Cevap: Dört sıfatı vermek vaciptir. Sıdk, Emanet, Emredileni tebliğ ve Temizliktir.

10) Soru: Onlar hakkında neler imkansızdır?

Cevap: Onlara vacip olan sıfatlara zıt sıfatları onla­ra yakıştırmaktır. Mesela; Yalan, hıyanet, hakkı gizlemek, gaflet ve belade (akılsız) gibi.

İcmali olarak onların kemal sıfatlarla sıfatlandırdıkları­na iman gerekir. Onların günahlardan ve ayıplardan masum oldukları ve günahtan da arınık bulunduklarına iman da böyledir. (Vaciptir.) Çünkü onlarda bu kısımların bulun­ması demek bu az önce de işaret ettiğimiz gibi Peygamberlerin gönderilişinin hikmetlerini nefy eder.

11) Soru: Onlar hakkında neleri söylememiz mümkün­dür?

Cevap: Onların yüksek mertebelerini yok edecek bir iş yapmadan diğer beşerler gibi günlük işlerini, yaşayışlarını yapabilirler. Mesela; yemek yeme, su içme, cima yapmaları, onların hastalanmaları, ticaret yapmaları ve de­ğeri az olmamaksızın meslek edinmeleri gibi.

12) Soru: Onların günahlardan masum olduklarına itikat etmek gerekli midir? Ve bu nasıl olur?

Cevap: Evet, Onların küfürden, büyük günahtan ve küçük günahlara ısrarlı olmaktan masum olduklarına iman vaciptir. Bazı alimlerin de belirttiği gibi üç yönde onları ma­sum kılmıştır:

1- Onları selim fıtratta, yüce ahlaklı ve günahlardan da kaçan, onlara rağbet etmeyen kılmıştır.

2- Allah (c.c.) onlara günahların cezalandırılacağını se­vapların da mükafatlandırılacağını vahy etmiştir. İşte onlar da hep bundan dolayı günahlardan geri durmuşlardır.

3- Yüce Allah (c.c.) peygamberlerle günahların arasına, Yusuf'un (a.s.) kıssasında olduğu gibi bazı ince olan gaybi olayları sokmuştu:

"Şayet Rabbin'in burhanını görmeseydi." [60]

Peygamberlerin dışındakilere ise masumluk yoktur. On­lara Allah'ın (c.c.) emrettiklerini tebliğ etmek hususunda bu onlara vaciptir.

13) Soru: Veli peygamber derecesine ulaşabilir mi? Veli kimdir? Az önce İbn-i Kesir'den "Hiç kimsenin belirli bir kışı hakkında o Allah'ın velisidir diye karar kılamaz" demiş­tiniz. Nitekim Kur'an ve Sünnette bir çok yerde veli geçmek­tedir.

Cevap: Velinin peygamber derecesine ulaşamayaca­ğına icma edilmiştir. Allah'ın (c.c.) en faziletli velileri nebilerdir. En faziletli nebileri de rasullerdir. En faziletli rasulleri de Ulul Azm olanlardır. Bunların en faziletlisi ise Muhammed (s.a.v.) dir.

Veli kullarını Allah (c.c.) şöyle beyan etmiştir.

"Onlar iman eden ve Allah (c.c.) dan korkanlardır."  [61]

Onların alametleri takva ve sünnete tabi olmalarıdır. Onlar bu övülen ümmetin her sınıfından olabilirler. Tacir sanatkar, çiftçi vb.

Bu sıfatlara haiz olana iyi zan ile mukabelede bulunuruz. Ve o kesin Cennete girecektir diyemediğimiz gibi kesin Allah’ın velisidir diye de karar vermeyiz. Ehli Sünnet Alim­leri, sadece Rasulullah'ın (s.a.v.) müjdelediğini kesin ola­rak belirtmişlerdir. Çünkü bu onlar için gaybi bir konudur insanın ne şekilde öldüğünü bilememektedirler. Hiçbir in­san da nasıl bir ölümle öleceğini de bilemez. Lakin İslam üzere ölen bir kişi hakkında (İnşallah) onun cennete gire­ceği zan edilir.[62]

 

4- Ahiret Gününe İman

 

1) Soru: İman rükünlerinin beşincisi olan ahiret gününe iman ne demektir?

Cevap: Ölümden sonra kıyamet gününde başka bir ha­yatın olduğuna, iki sual meleğinin soru sormak için gelmesine nimetlerin verileceğine, kabir hayatı, kabir azabının ola­cağı, cezasının çekileceği, dirilmenin olacağı, kalkmanın, haşrın, hesabın, mizanın, sıratın, havuzun, şefaatin, mü­minlere cennetin, kafirlere cehennemin, müminlere Allah'ı (c.c.) görmenin olacağı vb.... ile ilgili tüm ahiret hayatına iman etme akidesine sahip olmaktır.

Beyhaki'nin rivayet ettiği Cibril hadisindeki lafızda;

"İman: Allah'a (c.c), meleklerine, kitaplarına, Rasullerine, Cennete, cehenneme, mizana, ölümden sonra dirilmeye, kaderin ve şerrin O'ndan (c.c.) olduğuna iman etmendir." diye buyurmuştur. Dedi ki:

"Bunları ben yaparsam mümin miyim?" Rasulullah (s.a.v.):

"Evet" dedi. Bunun üzerine o:

"Doğru söyledin" dedi.

2) Soru: İki meleğin kabirde soruları ne olacaktır? Ka­bir hayatındaki nimetleri ve azabı konusunu açıklar mısınız?

Cevap: Münkir ve Nekir adında iki melek ölüye so­ru soracaklardır. Rabbin kim?, Dinin ne?, Nebin kim?, Bazen de daha çok sorar. Mümin şöyle der:

"Rabbim Allah’dır (c.c), Dinim İslam'dır, Nebim Muhammed'dir (s.a.v.). Ama şüpheci kişi:

"Ah! Ah! Bilmiyorum, İnsanlar bir şeyler söylüyorlardı ben de başka şeyler söylüyordum." (Sonra bu şüpheli) kişi­ye azap verilir."

İşte bu Rasulullah'ın (s.a.v.) kabir fitnesinden Allah'a (c.c.) sığındığı ve sığınılmasını ümmetine emrettiği konudur.

Beyhaki'nin İbn-i Abbas (r.a.) dan rivayetine göre Rasulullah (s.a.v.) bu duayı Kur'an'dan bir sureyi öğrettiği gibi öğrettiklerini belirtmiştir.

Şöyle demiştir:

"Ya Rabbi! Cehennem azabından, kabir azabından, mesih Deccal'ın, yaşamın ve ölümün fitnelerinden Sana sığınırım." [63]

Ebu Hüreyre (r.a.) nın rivayetine göre ise; (İbare şöyle­dir):

"Sizden biri namazın sonunda dört şeyden Allah'a (c.c.) sığınsın. Ondan sonra da başka istediğini oku­sun."  [64]

Bazı fakihlerimiz bunları son teşehhüdde okumayı müstehap görmüşlerdir. Din Ehli sual meleklerinin kabirde so­ru soracağına, orada nimet ve tersi olan azabın hak olacağı­na iman etmişlerdir.

3) Soru: Ölü nasıl sorguya çekilir, nasıl azab ve nimet gö­rür? Bizler onun hareket etmediğini görmekteyiz.

Cevap: Ölü ölümünden sonra Ruhlar alemi olan baş­ka bir aleme göçer, Buna Berzah da denilir. Burası dünya ve ahiret'in arası olduğundan böyle isimlendirilmiştir. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Onun arkasında (ötesinde) dirileceğiniz güne kadar berzah (alemi) vardır." [65]

İşte bu berzah aleminde insanlar dünya ve ahiret'ten uzakta olup ahiret'e hazırlık içindedirler. Kabir azabı ve nimeti de bu devrede cereyan eder. İşte bu azapta, nimette hem ruhlarla ve hem de bedenlerle gerçekleşir. Ölülere sorgu su­al sorulması olayı da varid olduğu şekilde tahakkuk eder.

Ölünün hali uykuda olan kişinin hali gibidir. Üzerine va­ki olacak her şey onun dünyada ahd olunma cinsinden de­ğildir.

Bar'i olan Allah'ın (c.c.) hikmetinden biri de berzah aleminde olan hadisleri müminin saadeti ve kafirin de şekavetinden ötürü setr etmesidir.

Bu olay nasıl imkansız olabilir ki! Nitekim insan aklının alamayacağı nice olaylar, nice gaybi hadiseler vardır ki dünyada da bunun benzerlerini görmek mümkündür. Rüya olayında olduğu gibi...

4) Soru: Berzah alemi Peygamberler dahil -ki onların hayatlarına inanmaktayız- bütün insanlığa şamil midir?

Cevap: Peygamberlerin hayatları berzah türü olmayıp bunun hakikatini Allah’dan (c.c.) başkası bilemez. Bu misallendirme olayı bakımından meleklerin halinden daha bü­yüktür. Aksi taktirde kim Allah'ın (c.c.) haber vermiş oldu­ğu bu Allah'ın (c.c.) katında olayını bilebilir ki? Nitekim Al­lah şöyle buyurmuştur:

"Onlar Allah katında diridirler." [66]

Peygamberlerin hayatta (diri) olması şehitlerin dirildiğinden derece bakımından daha yüksektir. Onların cesetleri yeryüzüne haramdır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Peygamberlerin cesetleri yeryüzüne haramdır." [67]

Bir hadiste de:

"Ben ilk yeryüzünden cesedi ayrı tutulan kişiyim." [68]

5) Soru: Öldükten sonra dirilme (ba's) ve neşr ne demek­tir?

Cevap: İkisi de müteradif manada olup, bedenlerin ia­de edilmesi ve ruhlara girmesi demektir.

Müslümanlar öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna iman etmişlerdir. İşte bu İsrafil (a.s.) in sura üflemesine ka­dar devam eder.

"Sur'a da üfürüldüğünde hemen kabirlerinden Rabblerine doğru süratle gidecekler." [69]

Kur'an ve Sünnette Dehrilerin (Zamana tapanlar, koministler, her şeyin tabiattan olduğunu savunanlar) görüşlerini red eden ve ba's (öldükten sonra dirilme)'ın olduğuna da­ir onları çürütücü bir çok deliller vardır. Bu münkinattandır. [70] Ba's'den sonra gelen haşr, hesap vb... kıyamette vuku bu­lacak olan diğer olaylar da bu türdendir.

6) Soru: Haşr ve hesap nedir?

Cevap: Haşr; bütün insanları bas'dan sonra belirli bir yere bedenleriyle, ruhlarıyla, çıplak, sünnetsiz ve parlak olarak Rasulullah (s.a.v.) in şefaatine kadar kimisi bineklere kimisi yan üstü yürüyerek kıyamette bir durağa kadar bir­leşip toplanmalarıdır. Allah (c.c.) hebabı görür, mizanlar ku­rulur, divanlar açılır, yapılan imanlı ameller ve suretler ile ilgili sahifeler de uçuşur.

"Kitabı sağından verilenlere gelince; yakında hesabı çok kolay olacak ve sevinçli bir şekilde ehliyle karşılaşacaktır. Kitabı (solundan) arka tarafından verilene ge­lince; yok olacak ve cehenneme girecektir."

7) Soru: Mizan ne demektir?

Cevap: Diğer Alimlerinizin bu konu hakkındaki gö­rüşleri şöylecedir:

Sevapların ve günahların tartılacağı mizanın hak olduğu­na iman ettik. Şöyle demişlerdir:

"Onun amellerinin sahifelerinin tartılacağı lisanı ve iki kolu bulunmaktadır."

İbn-i Abbas (r.a.) şöyle demiştir:

"Sevaplar en güzel şekliyle ölçülür. Günahlar da en çir­kin ve kötü ölçüyle ölçülür."

Allame Şeyh Mer'a "Behçet" adlı eserinde şöyle demiş­tir:

"Sefarini'nin akide kitabında da belirttiği gibi doğru­su mizan da murad; hakiki manada bir mizan oluşudur. Şu bir gerçektir ki, Berzah hayatı ve ahiret alemi dünyadaki ha­yata kıyaslanamaz. İsimleri aynı da olsa geldiği şekliyle iman ettik.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Kimin mizanı ağır gelirse, işte onlar felaha ulaşan ki­şilerdir. Kimin de mizanı hafif gelirse, işte nefisleri hüsrana uğrayan ve ebedi bir şekilde cehennemde kalacak onlardır."  [71]

8) Soru: Allah (c.c.) her şeyi bildiği halde tartının hik­meti nedir?

Cevap: Şeyh Mer'a şöyle demiştir :

"Bunun hikmeti; adaletin açığa çıkması ve faziletin açıklanmasıdır. Öyle ki bu zerre miktarı kadar sevap ve günah bile olsa tartılacaktır.

9) Soru: Sırat nedir?

Cevap: Gelmiş geçmiş herkesin üzerinden geçeceği al­tında da Cehennem bulunan uzun bir köprüdür. Ondan tak­va sahibi olan kurtulmuşlar geçer, füccarlar da kayıp aşağı düşerler. Nitekim bu köprünün vasfı hakkında alimler delil­lerde geldiği üzere çokça konuşmuşlardır. Bizler geldiği şekliyle iman ettik.

10) Soru: Havuz nedir?

Cevap: Bu değerli ümmetin varacağı Kevser adındaki bir havuzdur. Suyunun sütten bile daha beyaz olduğu, tadı­nın baldan bile daha tatlı olduğu, ibriklerinin sayısının da se­madaki yıldızlar kadar çok olduğu, onun suyundan içen ki­şinin ebediyen daha susamayacağı hakkında sahih hadis­ler gelmiştir.

Kevser havuz'un Sırat'tan sonra yoksa önce mi olacağı konusunda ihtilaf edilmiştir.

Bazıları da hem önce ve hem de sonra olacağını lakin içil­me olayının Sırat'tan önce bir kavim için olduğunu, öbür­lerine de Sırat'tan sonra olduğunu vurgulamışlardır. Öyle ki sonradan içmelerinin sebebi, işledikleri günah ve hatalardan dolayıdır. Aynı zamanda Sırat'ta tehzip olup o şekilde Kev­ser'e gelmişlerdir. Bu konu, Ehli Hak'ın icma'sı ile sabit olan bir konudur.

11 Soru: Şefaat nedir?

Cevap: Nebi (s.a.v.) in ümmetinden olan herkese ge­nel olarak (Allah'ın izni ile) yaptığı şefaatidir. Tevhid eh­li olup ta günahkarlar ve büyük günahları işlemiş olanlara da şefaati özel olacaktır. Bunlar yanıp kızardıktan sonra O'nun (s.a.v.) şefaati ile (Allah izin verirse) çıkacaklardır. Sonra da şefaati vesilesi ile Cennete gireceklerdir. Rasulullah (s.a.v.) ilk şefaat veren ve olunan olacaktır.

Diğer peygamberler, melekler ve müminlerin ise şefaatleri bulunacaktır. Şu ayette buyurulduğu gibi:

"O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat et­mezler. Onlar korkusundan dolayı titrerler." [72]

Kafirlere şefaatçilerin şefaatçisi olan Nebi (s.a.v.)'in faydası olmayacaktır.

12) Soru: Cennet ve cehennem nerededir? Bunların manası nedir?

Cevap: Bunların mekanları nasslar geldiği üzere açıklanmamıştır. Bilakis bu Allah'ın (c.c.) bileceği bir konudur. Bu ikisi yaratılmış olup asla tükenmezler. Cennet içi­ne alacağı kişiler için güzel bir yuva, cehennem ise, oraya girecekler için çok kötü bir ceza yeridir. Cennet ehli cennet­te ebedi kalıcıdır. Cehennem ise mücrimlere ebedi kala­cakları bir yerdir.

"Onlara hafifletilmez ve onlar da azapda ümitsiz ka­lacaklardır." [73]

Hadiste ise şöyle buyurulmuştur:

"Kıyamet gününde ölüm güzel bir koyun suretinde ge­lir. Cennet ve cehennem arasında kurban edilir. Sonra da: "Ey Cennet Ehli! Ebedi kalın Sizlere ölüm yoktur. Ey Cehennem Ehli ebedi kalın sizlere ölüm yoktur." [74]

13) Soru: Müminlerin Allah'ı (c.c.) görmesi nasıl olacak­tır?

Cevap: Allah'ı (c.c.) görme keyfiyetsiz olarak ve sı­nırsız olarak olacaktır. Gören de görünen de basar halinde olacaktır.

Ahiret alemi dünya alemine kıyas edilemez. Allah'ın (c.c.) dengi, benzeri hiç kimse olamaz. Allah'ın (c.c.) ve Rasulu'nün haber verdiği gibi iman ettik.

"O gün yüzler vardır ki parlaktır. Rabblerine bak­maktadırlar." [75]

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki Sizler Rabbinizi Dolunay çıktığı zaman Ay'ın halini gördüğünüz gibi (açık seçik) göreceksiniz."

14) Soru: Kıyametin alametleri yani Kıyametin yaklaş­ma belirtilerine nasıl inanıyorsunuz?

Cevap: Bizim bildiğimiz yada bilmediğimiz olsun bu konuda gelen tüm sahih nakillere iman ettik ve bunların doğru ve hak olduğunu kabul ettik. İsterse aklımıza uyma­sın yada bilmediğimiz bir konu olsun. Bunların hakiki ma­nalarına muttali olamasak da. Kıyametin alametleri şöyledir:

1) Deccalin çıkması

2) Meryem oğlu İsa'nın çıkması ve Deccal'i öldürmesi

3) Yecüc ve Mecüc'ün çıkması

4) Güneşin batıdan doğması

5) Dabbetu'l-arzın ve bunlara benzer başka dabbelerin çıkması. Muvaffik bin Kudame'nin de belirttiği gibi.

Sifarani büyük kıyamet alametlerini on tane kadar say­mıştır. Bunların beş tanesi az öncekilerdi. Beş tanesi de şunlardır:

1) Mehdi'nin çıkması.

2) Kabe'nin ravaklarının yıkılmasıdır.

3) Kur'an'ın içlerden silinmesi. [76]

4) Dumanın çıkmasıdır.

5) Adn denilen yerden ateşin çıkmasıdır.

"Durre" adlı kitaba yaptığı şerhte Sifarani bu kelamı orada uzatmaktadır.[77]

 

5- Kader

 

1) Soru: İmanın rükünlerinin altıncısı olan kaderin ha­yır ve şerrin Allah’dan (c.c.) olduğuna iman nedir?

Cevap: Yüce Allah'ın (c.c.) mahlukatını yaratmadan önce hayırı, şerri, itaati, isyanı, sevileni, sevilmeyeni vb... takdir etmesidir. Onların bütün fiillerini de Allah (c.c) ya­ratmış ve şöyle buyurmuştur:

"Allah (c.c.) sizleri yarattı ve siz de bilmiyordunuz." [78]

Başka bir ayette de:

"Şüphesiz ki biz her şeyi takdir ile yarattık." [79]

Kulların fiilleri Allah'ın (c.c.) iradesi, takdiri, ilmi ve kud­reti ile olmaktadır.

İmam-ı Ahmed şöyle demiştir:

"Kim kader'i inkar ederse kudreti de inkar etmiş olur."

İmam-ı Şafii şöyle demiştir:

"Kaderiyye fırkası ilimi bırakınca müslümanların düşma­nı oldular."

2) Soru: Yüce Allah'ın (c.c.) mahlukatının tüm fiilleri­ni yaratan olması, insanların nasıl olsa kendi iradelerinin dı­şında olduğu için buna mecbur olması ve çalışmada hayır'ı istemesi, kötülüğü terk etmesinde bir şey yapamaması gibi ve dolayısıyla sevabı mı yada günahı mı hak etmemesinde bunun bu şekilde gelişmesinde durum gereklimidir?

Cevap: Bu gerekli değildir. Çünkü Allah (c.c.) insa­na idrak ve kudret vermiştir. Ona hayır ve şer yollarını beyan etmiş ve ona hayırda yürümeyi, günahlardan da kaçın­mayı emretmiştir. Ona aklı da bir araç kılmış onunla yürüdüğü yolda, yaşantısında iradesini, seçmesini, kudretini ve aklını kullanmasını biçmiştir.

Sonra da kul iradesi ve ihtiyarı sonucu kazanır. Nitekim Allah (c.c.) kulun yaptığı ve kazandığı şeylere mutlaka kar­şılık verir. Kudreti bütün kainatları kuşatmış olduğu halde, bunlar da mercidir. Kul bir konuda zorlandığı ve imkansız bir şey vaki olduğu zaman O'nâ (c.c.) sığınır ve "Ondan yardım istemeye yönelir. Ümit kesmez. Emredildiği gibi ha­yırlara koşan bir kişinin çalışması zail olmaz. Şerlere denk gelip, ölümün pençesine şu itikata inanması ile beraber; -ona isabet edecek şey, ilahi emri dilemezse isabet etmeyeceği, ilahi emri dilememişse de isabet edeceğini düşünebilir.

Şayet insanlar ona fayda vermek hususunda birleşseler Allah (c.c.) yazmamış olduğu müddetçe hiç kimse ona bir fayda vermez. Aynı şekilde tüm mahlukat ona (kula) bir za­rar vermek hususunda birleşseler Allah (c.c.) dilemediği sürece ona bir zarar veremezler.

"Allah (c.c.) sana bir sıkıntı dokundurursa O’ndan başka hiçbir kimse gideremez. Sana bir hayır dilerse O'nun lütfunu  geri çevirecek hiçbir kimse yoktur." [80]

Şüphesiz ki bu akide bir insanda bulunduğu zaman kuv­veti, kahramanlığı ve aklı geliştirir. İlk asrın müslümanları da bu şekilde yürümüşlerdi. Bunu hiçbir akıl sahibi yalan­lamaz.

3) Soru: Şer olan şeyler yada noksanlık zannı uyandı­racak şeyler Yüce Allah'a (c.c.) izafe edilebilir mi?

Cevap: Noksanlık zannı verecek şeyleri O'na (c.c.) kullanmak ve izafe etmek caiz değildir. Mesela;

"Ey maymunları ve domuzları yaratan" yada "Ya şerri yaratan, şerleri taktir eden" demek gibi.

Her ne kadar Allah (c.c.) bütün şerleri ve tüm varlığı yarattıysa da sadece bu şekilde diye O'na (s.a.v.) bunları iza­fe etmek doğru değildir.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ya Rabbi! Hayır Senin elindedir. Şer ise sana değil­dir."

İbrahim (a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Hastalandığım zaman bana şifa verecek O'dur." [81]

Her ne kadar hepsi Allah (c.c.) dan ise de hastalığı ken­disine, şifayı da Allah'a (c.c.) izafe etmiştir.

Hızır şöyle buyurmuştur:

"Ben onu kusurlu yapmak istedim." [82] Ve:

"Rabbin (definelerini) çıkarmalarını istedi." [83] ayetleri.

4) Soru: Nehy edilen şeyleri yapmak ve emredilen şey­leri de yapmamada kaderi öne sürmek caiz midir?

Cevap: Caiz değildir. Nitekim Nebi (s.a.v.) de bundan nehy etmiştir. Yoksa bu olay insanlar arasında daha çok ah­makların kullandığı kendisini sıyırmak için "nasıl olsa Al­lah (c.c.) yarattı deyip içki içmesi vb... şeyleri yapıp özür te­lakkisinde bulunması haline gelir ve kendisini yükümlülük­ten kurtarmak ister. Nitekim bu kazanç itikatı hususundan tabiatına dalmaktır. Hem din hem de dünyanın cezası teret­tüp eder. (Az önce geçmişti) Şüphesiz ki, kulları üzerine in­dirdiği kitaplar ve gönderdiği rasuller hususunda hücceti baliğa Allah (c.c.) içindir.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Rasullerin (gönderilişinden) sonra onların Allah'a (c.c.) karşı bir bahaneleri olmasın diye..."  [84]

Allah (c.c.) hiç kimseyi masiyete zorlamaz. İtaati terk etmeyi de özür görmez. Kul bir fiili yapmaya yada terk etme­ye gücü varsa Allah (c.c.) emreder ve nehy eder. Şöyle bu­yurduğu gibi:

"Allah (c.c.) hiç kimseye taşıyamayacağı yükü vermez. Herkesin yaptığı (hayır) kendisine, yaptığı (kötülükler de) kendisinedir." [85]

Bir ayette de:

"Allah’dan gücünüzün yettiği kadar korkun" [86]

Başka bir ayette de:

"O günde herkes yaptıkları ile karşılık görür. Zu­lüm yoktur bugün!" [87]

Bunlar kulda bir kesbin (kazancın) olduğunu, iyilik, ha­yır vb yapmışsa sevapla karşılık görür, kötülük vb... yapmış­sa ceza ile karşılık görür ve Allah'ın (c.c.) kaza ve kaderine de razıdır.

Bazıları da şöyle demiştir:

Kulun hareketlerinde zaruri bir durum vardır ki kulun kudretinde ve iradesinde bazı fiil ve hareketlerinde isteği dı­şında hareketler olabiliyor. Mesela başkaları olmadan ani ce­reyan eden hareketler ile, kişinin titremesi gibi.

5) Soru: Kazaya rıza ve kadere de teslim olmak vacip mi­dir? Bunların manası nedir?

Cevap: Kaza'ya razı olmanın manası: Kulun hoşlan­mayacağı yada çok büyük elemler görse de Allah'ın (c.c.) hükmüne karşı gelmemesi ve zıt düşmemesidir. Kula isabet eden musibetlerde bunun hükmü müstehaptır. Dindeki emir ve nehyler de ise şer’i, dini kaza vaciptir. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Hayır Rabbine and olsun ki seni hakem seçip hük­müne…"  [88]

Lakin küfür ve isyandaki kaza için ise caiz olmaz. Çün­kü Allah (c.c.) bu sakat olan şeylere razı olmayı nehy etmiştir. Her ne kadar etmişse de onu emretmiş değildir.

Bazıları da şöyle demiştir: Allah'ın (cc.) bir sıfatı olan kazaya razı olmak vaciptir. Sifarini bunu şiir şeklinde şöyle nazm etmiştir.

"Kula her içeriğe razı olması vacip olmaz, lakin kaza'ya hariç."

6) Soru: Sadece kadere güvenip vesile yollarına hiç baş vurmamak caiz midir? Mesela çalışmadan rızık isteme gi­bi.

Cevap: Caiz değildir. Çünkü Allah (cc.) sebeplerle müsebbeleri bağlı kılmıştır. Bu sebepleri elde etmeyi de emretmiştir. Her sebebe de fayda içeren ve zararları def eden özellikler vermiştir. Bu sebepleri de terk edeni de ce­zaya tabi tutmayı vacip kılmıştır. Her imanı kuvvetli olan ve bu sebeplere aklı iyi kesen kişi Allah'a (cc.) dayanmakla beraber bunları yapmayı hiçbir zaman ihmal etmez. Hadiste buyurulduğu gibi:

"Aklet ve tevekkül et." [89]

Her kim de bu sebeplerden yüz çevirirse aklını yitirmiş, bozmuş olur. Onda günah ve ceza olayı terettüp eder. İnsan­lar da onu ayıplar ve içi kendi kendine kan ağlar.

7) Soru: Dua etmek fayda verir mi? Ve bu sebeplerden sayılır mı?

Cevap: Sevban Hadisinde şöyle buyurulmuştur:

"Kaderi sadece dua engeller" [90]

Bu manada Aişe (r.anha) ve Ömer (r.a.) nın da hadisleri var­dır. Özellikle de çok ısrarlı edildiği vakit. Lakin vesile, sebep­leri arar ve onları terk etme yoluna girmez. El işlemekte, dil dua etmekte, kalpte Rabbine tevekkül etmektedir.

8) Soru: İmanda istisna yapmak caiz midir? Yani bir kişinin teberrük yönünü dilemesi yada cehaletiyle, bilmemesi ile "Ben inşallah müminim" demesi gibi.

Cevap: Ehli Hadis ve Hanbeli mezhebi bunu caiz görmüşlerdir. Bunu bu şekliyle telaffuz etmek de bazıları­na göre müstehaptır.

İbn-i Akil şöyle demiştir:

"Şüphesiz ki bunda bir şüphe söz konusu yoktur. Bi­lakis ileriye dönük Allah'ın (cc) imandan ayırmamasını istemedir. Yada bazı amellerin kabul edilmesini istemek, taksire (kasr etmeye) ulaşmak yada nefsi tezkiye etmeyi ke­rih görmeden dolayı söylenir."

Nitekim iman artıp eksildiği için bu olabilir. Ama İslam’da istisna yapmak (İnşallah demek) caiz değildir. Mesela: "Ben müslümanım inşallah" demek gibi. Bu şekilde söy­lenmez. Bazıları buna da caiz demişlerdir. Evla olan; bun­ların sakat yollara gitmemesi için bu yolların kapatılması­dır. Tıpkı selefin prensiplerinden olduğu gibi bu konuda ve her konuda varid olan nasslarda vukufiyet' tir.[91]

 

6- Va'd (Cennet) Ve Vaid (Ateş) Ve Büyük Günahların Sayısı

 

1) Soru: İtaatkar bir müminin amel ettiği vakit sevaba müstehak olur mu? Günahkar da günah işlediği zaman aza­ba müstehak olur mu?

Cevap: Allah (c.c.) itaatkar bir kula fazlı ile, günah­kara da adaleti ile azap'la muamelede bulunur.

Bizler itaatkar bir kul hakkında kesinlikle Cennete girer yada belirli bir kişi için onun kurtulmuşlardan olduğunu ke­sin karar kılamayız. Aynı şekilde günahkarlar için de kesin cehennemliktir de diyemeyiz. Bilakis mümin korku ve ümit arasındadır. Allah (c.c) mutlak malik olup da yaptığından as­la sorulmaz. Günahkarın tevbesini kabul etmese de O (c.c.) günahları afv eder. Kafir de müslüman olduğu vakit diler­se onu da afv etmeyebilir. Nitekim O (c.c.) mahlukatın acı­larını ve azaplarını cürümsüz bir şekilde yapmaktadır. [92]

Allah (c.c.) sevaplarla ve azaplarla muamelede bulunma­yı acele de yapabilir, geciktirebilir de.

2) Soru: Allah'ın (c.c.) müminlere cenneti vaad etmesi ve muvahhid birer mümin olup da günah işleyenlere de vaid (tehditli) azap vereceği değişebilir mi?

Cevap: Allah'ın (c.c.) vaadi hak olup şer'an kesinlik­le O'nun (c.c.) vaadi değişmez.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuş­tur:

"Allah'ın vaadi. Allah (c.c.) vaadini (hiçbir zaman) değiştirmez."

Başka bir ayette de:

"Şüphesiz ki Allah (c.c.) vaadinden asla dönmez." [93]

Günahkarlara da tehditi kerem olma nisbetine göre Al­lah (c.c.) onu değiştirebilir. Araplara göre darbı misal olmuş bir konudur bu... "Afuvvu'l-Kerim" Kerem sahibi olan Al­lah'ın avf etmesi...

Bunda Allah'a sözlerde bir yalan söz konusu asla olamaz.

Günahkar müslümanların taifelerinden bir sınıfdan her bir şahıs için vaadin gitmesi olabilir. Nitekim avf azaptan sonra olduğu görüşü doğrudur. Azap görmeyi de Yüce Al­lah (c.c.) onlara vaad etmiştir. Muvahhid müslümanlara da bunu nefy etmiştir. Şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki Allah (c.c.) kendisine şirk koşulması hariç dilediğinden tüm günahları afv eder." [94]

3) Soru: Günahkarlar kimdir? Bunların hükmü nedir ve haklarında ne vacip olur?

Cevap: Her büyük günah işleyen yada küçüklerde ıs­rarlı olan kişi asi ve fasık olarak isimlendirilir. Asinin hükmü; diğer müminler gibidir. Günahlarından dolayı İslam'dan çıkmaz. Lakin şahitliği kabul edilmez ve arkasından na­maz kılınmaz.[95] Zalim bir hakimin (İmamın) arkasında ise kılınabilir. Cuma da Bayram namazları da...

Günahkarın günahından dolayı tevbe etmesi vacipdir. Bu tevbe de üç rükün ile olur.

1- Tamamıyla o günahtan soyunmak.

2- Yaptığına pişman olması.

3- Daha o günaha girmemek için azimli olması.

4) Soru: Büyük günah (kebair) nedir?

Cevap: Bunları işleyen kişiye dünyada bir had yoktur. Ahirette de bir tehditi bulunmamaktadır.

"Bazı Alimler de şunu ilave etmişlerdir: Yada bunun hakkında tehdit vardır. İmanı zedeler ve bu­nu işleyen lanete uğrar."

5) Soru: Büyük günahların sayısı kaçtır?

Cevap: Bu konuyu bir çok alim kendi arasında topla­mış ve sayısı hakkında da ihtilaf edilmiştir. Bazıları çok bazıları da az olarak zikretmiştir.

Şeyh İbn-i Hacer El-Mekki "Zevacir" adlı eserde bunla­rı 466 kadar saymış ve bunları içeren bir telif hazırlamıştır. Hafız Zehebi de 70 kadar Büyük günah'ı zikredip kita­bına telif etmiştir. [96] Bunu "İkna" adlı kitabının sahibi nazm etmiş ve bunları 66 kadar olduğunu zikretmiş ve buna mu­kabil olan listede toplamıştır.

İbn-i Kayyim "Medaricu's-Salikin" adlı eserinde tevbe etmesi gereken kişilerle ilgili bir fasıl zikretmiştir. Kul bu büyük günahlardan tamamıyla arınmadan tevbe etmiş ismi­ne ulaşamaz. Şöyle demiştir:

"Bunlar 12 kadar cinstir. İşte Allah'ın (c.c.) haram kıldığı şeyler bu eksende dönüp dolaşır. İnsanlar da ancak bu günahları terk etmekle ve rasullere tabi olmakla bu alem'den (huzurla) göçer giderler.

Bunları 12 tane cins olarak yani 12 tane büyük ana gü­nah olarak zikretmiş ve bunları şerh de etmiştir. Bunlar:

1- Küfür

2- Şirk

3- Nifak

4- Fısk

5- İsyan

6- Günah

7- Düşmanlık

8- Haddi aşmak

9- Münker

10- Azgınlık

11- Delilsiz Allah (c.c.) hakkında konuşmak.

12- Müminlerin yolunun dışında bir yol izlemek

6) Soru: "İkna" kitabının sahibi olan Hanbeli şeyh Mu­sa Hicavi bu büyük günahları manzumesinde kaç maddede saymıştır?

6) Cevap: 66 büyük günah olarak saymıştır. Bunlar şöylecedir:

1- Büyük şirk

2- Haksız yere cana kıymak

3- Faiz yemek

4- Sihir

5- Zina iftirasında bulunmak

6- Batıl yolla yetim malı yemek

7- Savaştan kaçmak

8- Zina

9- Livata

10- İçki içmek

11- Yol Kesmek

12- Başkasının malını çalmak, yemek ve söz, fiil ve el­le de batılca yemek

13- Yalan yere şahitlik

14- Anne babaya karşı gelmek

15- Gıybet

16- Nazar bocuğu takmak

17- Yemini gamus

18- Namazı terk etmek

19- Bilerek abdestsiz namaz kılmak

20- Vakitsiz namaz kılmak

21- Kıbleye dönmeden namaz kılmak

22- Kıraatsiz namaz kılmak

23- Allah'ın (c.c.) rahmetinden bir gencin ümit kesmesi

24- Allah'a (c.c.) kötü zan beslemek

25- Allah'ın tuzağından emin olmak

26- Akrabalık bağlarını koparmak

27- Kibir ve gösteriş

28- Fitne atmak için yalan söylemek ve Peygamber'e kasden iftira etmek

29- Deyyusluk yapmak

30- Hulleli nikah

31- Mümini adaletsiz bilmek

32- Gücü yettiği halde Haccı terk ve onu yapmaya azmet­memek

33- Zekatı vermemek

34- İslam hakiminin hükmünü kabul etmemek

35- Hakka muhalefet etmek

36- Rüşvet vermek

37- Ramazan ayında bir günde olsa bile özürsüz fitre ver­memek

38- Dinde ilimsiz konuşmak

39- Sahabeye sövmek

40- İsyanda ısrarlı olmak

41- Sidikten kaçınmamak

42- Hayızlı kadına fercinden yaklaşmak

43- Kadının özürsüz kocasına karşı gelmesi

44- Kadının kocasına yaklaşması yasak olan yerden yak­laşması

45- Hidayete tabi olmak isteyen bir kişiye ilmi gizlemek

46- Canlı resim yapmak

47- Kahine gitmek

48- Medyuma gitmek ve sözünü doğrulamak

49- Allah (c.c.) dan başkasına secde etmek

50- Bidat yada sapıklığa çağırmak

51- Ganimet malından çalmak

52- Ölünün arkasından cahiliyye ağıtları vb... yapmak

53- Uğursuzluk

54- Altın ve gümüş kablar kullanmak

55- Vasiyetçinin vasiyetinde haram olan varise malı vermesi

56- Kölenin efendisinden kaçması

57- Kadına dübüründen yaklaşmak

58- Hür kadını satmak

59- Beyti Haram'da savaşmayı helal görmek

60- Faiz kazanmak ve ona şahitlik yapmak

61- İki yönlü nifak

62- İmamın cemaati aldatması

63- Hayvana haram yoldan yaklaşmak

64- Efendinin kölesini kötü bir şekilde yönetmesi

65- Cumayı terk etmek

66- Kendisine ait olmadığı halde başka bir nesebe ken­dini katmak.[97]

 

7- İhsan

 

1) Soru: İhsan nedir?

Cevap: Allah'ı (c.c.) görmediğin halde O'nu (c.c.) gö­rüyormuşçasına ibadet etmendir. Bu Nebi (s.a.v.) in iman­da olduğu gibi insanlara dinlerini öğretmek için Cibril'in so­rusuna verdiği cevaptır. İman başlangıç, İslam ortası, İhsan da tamamlayandır. Bunların hepsi de halis olan din'dir.

2) Soru: Bana İhsanı biraz daha açar mısınız?

Cevap: İhsan genel bir lafız olup, manası gayet açık­tır. Her müminden tüm manalarıyla, yönlendirdiğini, kalbi­ni fikren yada azalarıyla amele sevk etmesidir.

Yüce Allah (c.c.) ihsanı her şeye biçmiştir. Muhabbetin­den muhsin olan, iyilik yapan kullarını da kılmıştır. İhsanın karşılığına mislini ve benzerini de kılmıştır. Hangi mümin muhsin bir şekilde bir amel işler ve Allah'ın (c.c.) onu gö­zettiğini de biliyorsa onun yaptığı ameli sağlam ve güzel yap­ması lazım.

3) Soru: Buna nasıl genel diyebiliyorsunuz? Nitekim Rasulullah (s.a.v.) bunu az önce de geçtiği gibi ibadete has kılmıştır.

Cevap: Yüce Allah (c.c) insanı sadece kendisine bo­yun eğerek ve her halde O'nu (c.c.) sever bir şekilde ibadet etmesi için yaratmıştır. İbadetteki ihsan yani şer'an kendi­sinden istenilen; En sağlam ve tam yönleriyle yerine getir­mek manasındadır. İbadetteki ihsanın başı ihlas'tır. Dolayı­sıyla aynı zamanda kast edilen şeylerden biri de, bundan her amelin hareketi, şekli yada ihsan ile onda sükun bulmada ihlas yolu ve Allah'ı (c.c.) gözetme şuuru vardır, işte bu ade­ti ibadet kılan güzel niyet etme olayıdır. Şüphesiz ki Rasulullah (s.a.v.) bu hadisi işiten kişiye ihlasa ulaştıracak iki yo­lu öğretmiştir.

4) Soru: İhlasa ulaşılacak ilk yol nedir?

Cevap: Nebi (s.a.v.) buna: "O'nu (c.c) görüyormuşçasına ibadet etmedir." sözü ile işaret etmektedir. Başka bir rivayette: "Allah'ı (c.c.) görüyormuşçasına ondan korkmandır" diye buyurmuştur.

Yani, içinden her halinde Mevla'nın (c.c.) önünde imiş­sin ve sanki O'nu görür ve işitiyormuşsun gibi takdir etmen­dir. Şüphe yok ki yaptığın şey ihlasa en yakın olan andır.

Senden sadır olan bir hareket olsun sakin olman olsun bu­nu da boyun eğme, huşu, güzel vakar, kalbin, azaların ko­runması, içinin ve dışının aynı olmasıyla da (ihsanında) içinden takdirine katmamazlık etme! Amelini sağlam ve güzel bir şekilde doğru amel ve fiillerle süslemeyi de terk et­me!

5) Soru: İhlasa ulaşmanın ikinci yolu nedir?

Cevap: Buna Rasulullah (s.a.v.)’ın: "Şayet sen O'nu (c.c.) görmesen dahi O seni görür." sözü işaret etmektir. Yani; Rabbinin önünde hazır olma­nın tasvirini içinden takdir edemiyorsan, o zaman içinden O'nun (c.c.) seni müşahade ettiğini düşün. Her canlının da yaptığı hareket ve sakinliklerini de O'nun (c.c.) onları gör­düğünü düşün. O her nefis üzerine kaimdir.

6) Soru: Bu manayı bana açıklayan bir misal verir misi­niz?

Cevap: İnsanların adetleri üzere de belirttiği gibi bu­nu mukayese etmek malumdur. Mesela büyük kralların yanına çıkıldığı vakit en güzel elbiselerin giyilmesi edepli bir şekilde bulunulması vb... yada salih kişilerden haya konusunun pırıldaması, onlara bizlerin hürmet göstermesi gi­bi.

İlim Ehline göre: "Kalpler Allah'ı (c.c.) zikretmekle ve bu özellikte olan ihlas ve huşunun manası da, (salih) olan kişi de Hadisi Şerifte belirtildiği vasıfta olduğu gibi belirmekte­dir:

"Onlara baktığımız zaman Allah'ı (c.c.) hatırlatır."

7) Soru: İhlas ve Allah'ı (c.c.) gözetmek nelerin üzerine terettüp eder?

Cevap: Kim Allah'ı (c.c.) gözetirse O'nun sınırlarını aşmazsa, O kul O'nun (c.c.) hükmünü bildiği halde yasak bir şeyi de işlemez. İnsanlar arasında açık bir şekilde yapılama­yacak şeyleri açıktan yapmayacağı gibi kendi nefsiyle baş ba­şa kaldığı zaman da Allah (c.c.) dan haya eder. Amelleri en güzel ve en eksiksiz bir şekilde ifa eder. İsterse bu dünya iş­leri olsun. Çünkü Allah (c.c.) ve Rasulu bunda ihsanı ve nasihati emretmişlerdir. O zaman da bu amel Allah'ı (c.c.) gözettiğinden ibadet sayılmaktadır.

8) Soru: Bazıları Tasavvufun[98] bir bölümünü ihsan ma­nasında kullanmışlardır. İnsanoğlu bunu nefsinde çok garip karşılamaktadır?

Cevap: Amellerin kabul edilme sebebi olan ihsan ve ihlas'tan murad; Allah'ın (c.c.) yüzünü istemeyi ve O'ndan başkasına iltifat etmemeyi tahkik etmektedir. Dolayısıyla bu konu dinin rükünlerinden bir rükün sayılmaktadır. Ameller buna mebni olup kabul edilmeleri de ona dönücüdür. Bunun da iki makamı vardır:

1- Müşahade Makamı; Bunda kul Allah'ı (c.c.) kalbinde müşahade eder ve bir şekilde amel eder. Kalpte imanla par­lar. Basiret gözü irfanda nüfuz eyler. Ta ki gayb açık bir şe­kilde olur. İşte bu gözetmedir, ihlastır ve ziyade'dir. Bunun sahibine de "Arif" denilir.

2- Sadece ihlas makamı; Bu da kulun Allah'ı (c.c.) mü­şahade ettiği zamanda amel ettiği için hazır olduğu, O'na muttali ve yakın olduğu bölümdür. Kul amelinde buna ha­zır olursa ve bunda amel ederse işte bu sadece Allah (c.c.) için gösterilen bir ihlastır. Çünkü bu başkasına iltifat etme­yi ve başkası için amel etme iradesini engeller. Ona da Allah’dan (c.c.) korkması, haşyet etmesi ve: O'na (c.c.) tazim etmesi gerekir.

9) Soru: İhsan kalbin amellerinden midir? Değil midir?

Cevap: İhsan genel olup, zahiri ve batini amelleri kapsayan, mevcut amelleri sağlam yapmak manasına gelir. Bu ihsanın başında da geçtiği gibi ihlas'tır. İhlas ta kalbi amellerdendir.

Sehl bin Abdullah şöyle demiştir:

"Kişinin nefsine en ağır gelip zorlandığı konu ihlastır. Çünkü bunda bunun bir nasibi yoktur."

10) Soru: Batini ameller nelerdir? Ne tür meziyetleri var­dır?

Cevap: Bunlar kalbi amellerdir. Rasulullah (s.a.v.) in şu hadisi bunun meziyetine işaret etmektedir:

"Allah (c.c.) sizin suretlerinize bakmaz. O sizin kal­binize ve amellerinize bakar."  [99]

Kim bunun hakikatına varırsa bunun zahiri amellerin ruhu olduğunu anlar. Şayet bunları farz kılsa tüm azaları da farz kılmış olur, Müstehap kılsa -ki bu Allah (c.c.) için de sevimlidir- diğer organları da müstehap kılmış olur.

11) Soru: Kalbin amelleri nelerdir?

Cevap: Bunlar çokçadır. İhsanın nihayi gayesi olan ihlas bundandır. Aynı şekilde Allah'ı (c.c.) sevmek, O'na tevekkül etmek, O'na yakınlaşmak, O'ndan korkmak, O'ndan ümit beklemek, O'nun emir, nehy ve takdirlerine sabretmek, O'ndan razı olmaktır. Bizim anneden doğmamız, O'na dön­memiz, O'nun için huşulu olmamız, O'nun (c.c.) ayetleri­ni ve mahlukatını tefekkür etmemiz vb... de bunlardandır.

Bu amellerin zıdlarını edinmek ise çok tehlikelidir. İh­lasın zıddı, riya, gösteriş, kibir vb...

Nitekim bunu "İhya-i Ulumi'd-din[100] adlı eserin sahibi fasılalara ayırmıştır.

12) Soru: Riya amelleri yok eder mi?

Cevap: Amelin aslına riya girmişse sahih olan görü­şe göre bunun batıl olduğudur. Şayet asli ameli Allah (c.c.) için olursa bu ameline riya karışsa kendisi de engel olmaya çalışsa o zaman bu ona zarar vermez. Bunda ihtilaf yoktur.

Lakin kendisi riyaya engel olmaz da riya devam edecek olur­sa bu ihtilaflıdır.

13) Soru: Bir insan riyanın dışında başka bir şeye niyet etse ve bu şekilde ibadete koyulsa o amel batıl olur mu?

Cevap: "İkna" ve "Munteha" adlı eserlerde şöyle denmiştir:

"Bir insan ne zaman ki oruca, yemek yeme düşüncesiy­le beraber niyet etse yada Hacca giderken ticaret için veya o yerleri gezmek niyetiyle çıkarsa bunun ecri muhakkak ki düşer. İşte bunun batıl olmayışı tam bir niyetsizliğin olmamasındandır. Şayet niyetin hiçbiri Yüce Allah (c.c.) için olmasa o zaman ibadeti batıl olur. "

Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir:

"Tacir, müstecir vb... gibilerine savaşta niyetlerine göre değeri alırlar. Bunlar, canı ve malı için Allah (c.c) yolunda savaşan kadar ola­mazlar. Onlar dışında bir şeyler onun niyetine karışmaz."

14) Soru: Mücahid (rha)'den rivayete göre kendisi: "Cemmal Haccının, işçinin Haccının, Tacirin Haccının ecrinin tam olup ecirlerinden bir şeylerin eksilmeyeceği anlaşılıyor. Ne dersiniz?

Cevap: Bazıları şöyle demiştir:

"Bunun gerçek maksatlarının sadece Hacc olduğu, kazanç elde etmek için vb... gibi niyette olmadığını söylemişlerdir."

Bununla da Hacc yapmak için malı alan kişi ile, Malı al­mak için Hacc yapan kişinin durumunu ayırmışlardır.

15) Soru: İnsanlar bir kişiyi övünce o da buna sevinir­se salih amelleri azaltır mı?

Cevap: Azaltmaz. Ebu Zer'den (r.a.) Nebi (s.a.v.)'e:

"Allah (c.c.) a hayırlı ameller işleyen bir kişiyi öven ki­şilerin onun ameli için hükmü soruldu?

"Şöyle buyurmuştur:

"Bu müminin acil olan (erken verilen) müjdesidir."  [101]

Ebu Hüreyre (r.a.) nın hadisinde:

"Bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) geldi ve:

"Ya Rasulallah! Bir adam vardır ki yaptığı amel kendi­sini sevindirmektedir. Ancak bu kendisine başkaları tarafın­dan muttali olunca bu sevincine gidiyor." Şöyle buyurmuş­tur:

"O kişiye iki ecir vardır. Gizli ve açık ecir. " [102]

16) Soru: Bir insanın yaptığı bir ameli güzel bir maksadla anlatması zarar verir mi?

Cevap: Zarar vermez. Bilakis bunda Allah'ın (c.c.) nimetini insanlara anlatacak bir söz ve bunda yine insanla­rın ona uymasında bir yönlendirişi vb....varsa o zaman se­vap bile olur. Bu yüzden bazı alimler kendi hayat hikayelerini yazılara dökmüştür. Mesela: Celal Es-Suyuti ve buna benzer alimler nefislerini tezkiye etmemek için bu gibi yol­lara baş vurmuşlardır.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Nefislerinizi tezkiye etmeyiniz." [103]

Edebiyatçılar şöyle demiştir:

"Bir insanın kendisini övmesi yada buna benzer davra­nışlarda bulunması kendisine gerekmez. Nitekim bunda on­lar için örnek alınacak manzaralar vardır."

Bazıları da şöyle demiştir:

"Doktorun hastasına fayda verecek (vesile) ilaçlar ver­mesi gibi. Müellifi de kendi yazmış olduğu kitabı övmesi olabilir."[104]

 

İmanın Şubeleri

 

17) Soru: İhsanın nihayi gayesine ulaşmış muhsin bir in­san kimdir?

Cevap: Bu gerçek bir mümin olup, kendisinde ima­nın altmış kadar yada yetmiş kadar şube (haslet vb...) si bulunan kişidir.

18) Soru: Bunun manası ve adetleri nasıldır?

Cevap: Bu konuda "Fethu'1-Bari" adlı eserde İbn-i Hacer ve buna bağlı olarak Suyuti (rha) şöyle demişlerdir:

"Zikretmiş olduğum bu konudaki şubeler, kalbin amellerin­den, dilin amellerinden, bedenin amellerinden sayılmakta­dır. Kalbin amellerinde yirmi dört kadar hasletin inanılma­sı, niyet getirilmesi gerekir bunlar:

1) Allah'a (c.c.) yaklaşmak iman etmek ve buna Zatına, sıfatlarına tevhid getirmek ve kendisinden başka her şeyin sonra çıktığına inanmak da girer. Çünkü hiçbir şey O'na (c.c.) benzemez.

2) Meleklerine iman

3) Kitaplarına iman

4) Peygamberlerine iman

5) Kaderin, hayırın ve şerrin O'ndan (c.c.) olduğuna

6) Ahiret gününe iman (buna kabir, dirilme, neşr, hesap, mizan, sırat, cennet, cehennem vb...girer.)

7) Allah'ı (c.c.) sevmek

8) O'nun (c.c) için sevmek ve buğz etmek

9) Nebi (s.a.v.) e muhabbet beslemek (buna O’nu tazim et­mek, O'na salat-u selam etmek ve sünnetine tabi olmak da girer)

10) İhlas (buna riyayı ve nifakı terk etmek de girer)

11) Tevbe

12) Allah'dan (c.c.) korkmak

13) Ümit

14) Şükür

15) Vefa

16) Sabır etmek

17) Allah'ın (c.c.) kazasına rıza

18) Tevekkül

19) Merhamet

20) Tevazu (buna büyüğe hürmet küçüğe sevgi de girer)

21) Kibir'i ve kendini beğenmeyi terk

22) Hased'i terk

23) Kin beslemeyi terk

24) Gazap etmemek

Dilin amelleri de dört hasleti içermektedir. Bunlar:

25) Tevhid kelimesini telaffuz etmek

26) Kur'an okumak

27) İlim öğrenmek

28) Öğretmek

29) Dua

30) Zikir (buna istiğfar etme de girer)

31) Boş sözlerden sakınmak

Bedeni ameller otuz sekiz haslettir :

a- Bunlardan bir kısmı bizzat kendisi olup, bu da on beş haslettir, bunlar:

32) Hissen ve hükmen olsun bütün her şeyden temizlen­mek (buna necasetlerden kaçınmak da girer)

33) Setr-i avret

34) Farz ve nafile namaz kılmak

35) Zekat

36) Köleyi azad etmek

37) Cömertlik (buna yemek yedirme ve misafire ikram­da bulunma girer)

38) Farz ve nafile oruç tutmak

39) Hacc

40) Umre

41) Tavaf etmek

42) İtikaf

43) Kadir gecesini iyi geçirmek

44) Dinde hicret etmek (buna şirk beldesinden hicret etme de girer)

45) Adağa bağlı kalmak

46) Yeminlerde araştırma yapıp kefaretleri ödemek

b- Bedeni amellerden bir kısmı da tabi olmakla alaka­lıdır, bunlar da on yedi.haslettir:

47) Nikahla iffetlenmek

48) Aile'nin geçimini sağlamak

49) Anne ve Babaya iyilik etmek (onlara karşı gelmemek de bu kapsamdadır)

50) Evlatlarını yetiştirmek

51) Akrabalık bağlarını gözetmek

52) İyi İslam idarecilerine itaat etmek yada kölelere rıfkat'le davranmak                                

c- Bunların bazısı da geneldir :

53) Adaletle beraber başkanlık yapmak

54) Cemaate uymak

55) Ulul Emre itaat etmek

56) İnsanlar arasında ıslah edici olmak (bu ıslah etmeye emre uymayan harici ve haddi aşanlar da eklenmelidir)

57) İyilikte yardımlaşmak (buna iyiliği emretmek, kötü­lükten nehy etmek de girer)

58) Haddleri uygulamak

59) Cihad etmek (buna nöbet bekleme de girer)

60) Emaneti eda etmek (buna beş vakit namazı eda etmek de girer)

61) Vefatı ile birlikte karz etmek

62) Komşuya ikram

63)  Güzel muamelede bulunmak (buna malın hepsini helalından kazanmak da girer)

64) Malı infak etmek (buna malı israf ve saçıp savurmak da girer)

65) Selam almak

66) Aksırana dua etmek

67) İnsanlardan ezayı önlemek

68) Boş şeylerden sakınmak

69) Yoldan eza verecek şeyi kaldırmak

Hafız İbn-i Hacer (r.h.) şöyle demiştir:

"İşte bunlar atmış dokuz haslettir. Bunun sayısının bazı­larının bazısında aynı özellikleri de içermesi bakımından yet­miş olması da mümkündür. Allah-u Alem."

19) Soru: İslam'ın üç rüknü olan İman, İslam ve İhsan ile ilgili dönüp dolaşan kelam bitti. Öyleyse İmamı Nevevi'nin Din işleriyle ilgili zikrettiği konuları nelerdir?

Cevap: İmamı Nevevi'ye göre Din'in işleri dört'tür. Bunların bazısını da birbirine ek olarak kılmış bazılarını da tek olarak telif etmiştir :

1- Maksadın doğruluğu,

2- Ahidin yerine getirilmesi,

3- Nehyedilen şeylerden kaçınmak,

4- Sahih bir itikad'dır.

Bazıları da bu sözünü bir beyitte nazm etmiştir.

"Din iş­leri doğru bir maksad, and ve durmaktır. Nehy edilenleri terk ve sahih bir akidedir,"

İşte bu hakikatte, İhsan makamında imanın şubeleridir. Çünkü şubeler; sahih bir inanca, güzel bir muaşerete ve nefsin terbiye edilmesine münhasırdır.[105]

 

3- NEBİ'İ (S.A.V.) BİLMEK

 

1) Soru: Kişinin İslam'a girmesini sağlayan Şahadet kelimesinden olan Nebi'ye (s.a.v.) iman etmek konusunu bir insan nasıl elde edebilir?

Cevap: İlim ehline sormakla, Rasulullah'ın (s.a.v.) ha­yatını anlatan siyer ve şemail kitaplarına göz atmakla ulaşılabilir. Lakin, bir kişiye bazen O'nun (s.a.v.) bazı hususi­yetleri, bazı hayatı gizli saklı olabilir, tam açıklanmamış ola­bilir. Allah (c.c.) de Nebi'sinin (s.a.v.) siretini, O'nun zu­hurunu tam ince teferruatı ile temyiz etmemiş, tam açıkla­mamıştır.

2) Soru: O zaman O'nun (s.a.v.) değerli hayatının en önemli taraflarını zikret.

Cevap: Bizler konumuzda O'nun (s.a.v.) hakkında en önemli konuları zikredeceğiz. Yani nesebini, doğumunu, ya­şamını, peygamberliğini, Rabbine davetini. Bunları dört bahisde (konu) zikredeceğiz: [106]

 

A- Şerefli Nesebi:

 

Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf bin Kussa bin Kilab bin Murre bin Kab bin Luey bin Galip bin Fehr bin Malik bin Nadr bin Kinane bin Huzeyme bin Mudrike bin İlyas bin Nadr bin Nezzar bin Ma'd bin Adnan.

Buraya kadarki nesepte ittifak edilmiştir. Adnan'dan yu­karıya da ihtilaf edilmiştir. Sahihi Müslim’de rivayet edildiği gibi; Rasulullah'ın (s.a.v.) İsmail (a.s.) bin İbrahim (a.s.) (Halilurrahman) ın oğullarından olduğunda ihtilaf yoktur. Vasıl bin Eska 'Rasulullah (s.a.v.) den şöyle derken işitmiştir:

"Allah (c.c.) Kinane kabilesini İsmail (a.s.)'ın oğulla­rından seçmiştir. Kureyş’i de Kinane'den seçmiştir. Kureyş kabilesinden de Haşim'i seçmiş beni Haşim'den seçmiştir."[107]

 

B- Doğumu ve Neşeti:

 

Rasulullah (s.a.v.) Fil yılında Miladi (571) tarihinde Mekke-i Müşerrefe'de meşhur iki dağ arasındaki ovada doğmuştur. O'nu dedesi Abdulmuttalib tekeffül ediyordu. Sonra da O'na bakan amcası Ebu Talib oldu. Kendisi doğ­ru ve emanete dikkat eden bir hayat yaşardı. Bu yüzden de insanlar O'na (s.a.v.) "Emin" ismini vermişlerdi. Amcası O'nu (s.a.v.) Beni Haşim'in ve Mudar kabilesi'nin önde gelen adamları önünde Hatice binti Huveylid ile evlendir­miş ve nikah kıyımında şöyle demiştir:

"Hamd, Bizleri İbrahim'in zürriyetinden Ondan da İsma­il'i, Ma'd ve Mudar (Kabilelerini) önder, Evini (Kabeyi) ter­biye eden, bizleri O kabeye hacı ve emniyet için de yaşama­yı nasip eden, insanların başına da idareciler kılan Allah'a olsun."

Şimdi Kardeşim Abdullah'ın oğlu Muhammed'e gelin­ce; Hiç kimse şimdiye kadar O'nun kadar iyilik vb... bakımından tartıda daha ağır gelmemiştir. Velev ki malı olma­sın. Çünkü mal yok olacak olan ve boş olan şeyleri günde­me getirecek konudur. Muhammed'e gelince sizler akraba­lık bağlarından da bildiğiniz gibi (her yönüyle güvenilirdir) Kendisi Hatice binti Huveylid ile nikahlanmıştır. Benim malımdan da Hatice'ye öncesi ve sonrası bulmak üzere (is­tenildiği gibi) mehir'i verdi. Vallahi O'na bundan sonra büyük bir haber ve celil bir hediye vardır."

Rasulullah (s.a.v.) evlendi ve Hatice (r.a.) Onunla vahy gelmeden önce beş sene kadar kalıyor sonra da vefat ediyor. Rasulullah (s.a.v.) in yaşı da o zaman Kırk dokuz yaş ve se­kiz ay kadar idi. Hatice'nin ölümünden üç gün sonra Ebu Ta­lib öldü. İkisi de Rasullah'a (s.a.v.) çok yardım etmişlerdi.[108]

 

C- Peygamberliği:

 

Nebi (s.a.v.) peygamberliğinden önce ticaretle uğraşır­dı, tek başına insanlardan uzak olarak Hira Mağarasına Allah'a (c.c.) ibadet etmek için (uzlete) çekilirdi. Taki (bir se­ferinde) Cebrail (a.s.) O'na gelip Kur'an'dan Alak Suresi'nin başındaki ayetleri getirdi.

"Oku! Seni yaratan Rabbin'in adıyla oku! O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin kerem sahibi­dir. O ki kalemi öğretti. İnsana da bilmediğini öğretti."

Meleği görmeden ve vahyin keyfiyetinden hayrete düşüp korkuya kapıldı. Hatice (r.a.)'ye gitti ve bunları ve korku­sunu anlattı. Ona şöyle dedi:

"Allah'a (c.c.) yemin olsun ki O seni asla mağdur et­mez. Çünkü Sen akrabalarına bakan, yetimi gözeten, fakire yardım eden, Misafire ikram eden, Hakk'ın yan­daşlarına yardım eden, -başka bir rivayette:- doğru konu­şan, emaneti yerine getiren birisin."

Hatice, Rasulullah (s.a.v.) ile beraber Amcasının oğlu Va­raka bin Nevfel'e gittiler. Rasulullah'a yardım eden gayet yaşlı, ihtiyar ve İncil'den yazı yazan biri idi. Hatice (r.a.) ona şöyle dedi:

"Ey Amca oğlu! Kardeşin'in oğlundan dinle, Ve Rasulullah (s.a.v.) ona başından geçenleri anlattı. Varaka O'na (s.a.v.) şöyle dedi:

"İşte bu Allah'ın (c.c.) Musa'ya indirdiği Cebrail adlı me­lektir. Ah Keşke Sana yardım edenlerden olsam! Ah keşke kavmin Seni kovdukları zaman ben de hayatta olup sana yar­dım etsem"

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Beni dışarıya mı atıp kovacaklar?" Varaka:

"Evet, Şüphesiz ki senin gibi gönderilen herkes mutlaka yurdundan kovulmuştur. Şayet o gününde ben sana yetişir­sem sana çok kuvvetli bir şekilde yardım ederim,"[109] dedi.

Allah (c.c.) O'nu (s.a.v.) kırk yaşının başında tüm alem­lere peygamberlikle müşerref kılmış, onları insanların bu din üzerindeki temiz fıtratlarına ancak Allah'a (c.c.) kulluk etmeleri ve kendi nefislerini hürriyete götürmelerini sağla­maya vesile olmuştur.[110]

 

D- İslam'a Daveti Ve Hicreti:

 

Nebi (s.a.v.) Mekke'de 13 yıl insanları Allah'a çağırmış­tır. Kendisi beldesindeki etrafa, arap kabile ve başlarına İslam'ı davete giderdi. Kendisi bu davetleri sırasında çok­ça eza görmüş hatta Kureyş, O'nu (s.a.v.) Mekke-i Müşerref'den çıkıp hicret etmesini bile ona zorluyorlardı. Kendi­sini ve ehlini üç sene boyunca muhasara altına almışlardı. Sonra da Daru'n-Nedve'de bazı kişilerden mütüşekkil ka­bilelerin O'nu (s.a.v.) öldürme kararı bile çıkmış ve O'nun kanını kabileler arasında heder edeceklerdi.

Rasulullah (s.a.v.) o topluluktan onların anlamadığı bir şekille çıktı ve Medine-i Münevvere'ye hicret etti.

Bundan önce de Mina'da bulunan Akabe yakınlarındaki bir yerde (şimdiki Mescidi Beyat denilen yer) Rasulullah'ın amcası Abbas'ın (r.a.) huzurunda Ensar'dan olan Evs ve Hazreç kabileleri O'na (s.a.v.) bu yolda yardım etme husu­sunda beyat etmeye gelmişlerdi. Orada da kufi yazıyla yazılmış bir de taş bulunmaktadır.

Rasulullah'a (s.a.v.) ulaştıkları zaman O'na canları ve malları ile muhacirlerle birlikte yardım etmeye koyuldular.

Nebi (s.a.v.) Medine-i Münevvere'de on sene kalmış, bir çok yere seriyyeler göndermiştir. Göndermiş olduğu seriyyeler tam 35 tanedir. Daha sonra kendisinin de komutasın­da bazı gazalar da vuku bulmuştur. Bu da 19 kadar idi. Ba­zıları bunun 27 tane olduğunu belirtmiştir. Ta ki Mekke-i Mükerreme'nin fethine kadar (Hicretin 8. yılı) bu devam et­miş, bu fetihte Kabe'de bulunan bütün kabilelerin 360 adet putu da yıkılmıştır. Müşriklerin içindeki putçu düşünceyi ko­partmış, bu süre de onlara tevhid akidesi ve tevhid kelime­si davet edilmiştir. Bu olay, hicretin 10. yılma kadar devam etmiş, Arafat'ta Veda Haccında Allah (c.c.)'ın şu ayeti de nazil olmuştur.

"Bugün ben dininizi kemale erdirdim. Nimetimi de üzerinizde tamamladım. Din olarak da İslam'dan razı oldum."[111]

Rasulullah (s.a.v.) insanlara hutbe verdi ve:

"Tebliğ ettin mi?" diye buyurdu. Sahabeler:

"Evet" dediler. (Sonra) Sema'ya gözünü yönelterek şahadet parmağı ile işarette bulunarak:

"Şahit ol Ya Rabb" diye buyurdu.

Nebi (s.a.v.) Medine-i Münevvere'ye döndü. Allah (c.c.) O'na dini tamamlamış, kendisi de insanlara tebliğ etmiş ve dini açıklamıştır. Sonra da Allah (c.c.) O'nu yanında bulu­nan Nebi ve Rasullerinin yanına aldı. Hicretin 11. yılı Rebiulevvel ayında 13. Pazartesi günü vefat etmiştir. (Salat-u Selam üzerine olsun)[112]

 

Peygamberin Hususiyetleri

 

1) Soru: Nebi (s.a.v.) hususiyetleri nelerdir?

Cevap: Allah'ın (c.c.) Nebi'sine has kılmış olduğu, Onu kendisinden başkasıyla ayırt ettiği, bazılarını Ona mucize kıldığı hususiyetleri çokçadır.

Alimler bunu tasnif etmiş ve buna dair bazıları fıkıh ki­taplarına bab eklemiş, bazıları da akaid kitaplarına bunu ek­lemede bulunmuşlardır.

2) Soru: Bizlere en önemlilerini zikreder misiniz?

Cevap: Bundan sekiz tanesini zikredelim :

A- O'nun (s.a.v.) tüm mahlukata insan, cin ve melekle­re (bir görüşe göre) için gönderildiği.

Allah (c.c.) şöyle bu­yurmuştur:

"Alemlere uyarıcı olsun diye…" [113]

Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur.

"Ben tüm mahlukatın hepsine gönderildim."[114]

B- Kendisinin Hatemü'l-enbiya oluşu, kendisinden son­ra hiçbir peygamberin gelmeyişi. İsa (a.s.) in ahir zamanda gelmesi bu konuyu nefy etmez. Çünkü O geldiğinde Rasulullah'ın (s.a.v.) şeriatı ile hükmedecek.

Kendisi (s.a.v.) tüm şeriatları nesh etmiş, Din ve dûnya iş­lerinde beşerin ihtiyaçlarına göre de kefil olmuştur. İşte bundan dolayı Nübüvvet Muhammed (s.a.v.) ile son buldu.

C- Rasulullah'ın (s.a.v.) Nebiler dahil olmak üzere tüm mahlukata üstünlüğü Onunla diğer Nebiler arası faziletleştirme ile ilgili gelen nehyden maksad; bunun onlardan bi­rini eksik ve kusur sayma olayına götüreceğinden dolayıdır.

D- Onun (s.a.v.) ümmeti tüm ümmetlerden daha fazilet­li olması. Öyle ki onların şahitleri rasullerin tebliği ile mu­hataptırlar. Bu ümmet sapıklıkda asla birleşmez. Nitekim ha­diste de belirtildiği gibi ilk asırdaki sahabelerde bu manza­ra belirmişti.

E- Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerinde O'nun "Cevami-u Kelim" olduğu yani kısa kelimelerle çok uzun manalara ge­lecek bir tarzda konuşması.

Müslim ve başkalarının rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Bana Cevami-u Kelam verildi. Kelamım da benden kısaltıldı." [115]

Başka bir hadiste ise:

"Bana Kur'an ve Onun bir misli daha verildi."  [116]

Yani sünnet verildi. Sünnette özellikle mutevatir hadis­lerde itaat ve iman ile ilgili Kur'an'da ahkamlar vardır. Nitekim O peygamber heva ve hevesinden konuşmaz.

F- Kıyamet gününde Makamı Mahmud'da, öncekilerin ve sonrakilerin de övdüğü o büyük şefaati vardır. Bu sade­ce Nebi (s.a.v.)'e verilen diğer peygamberlere verilmeyen bir şefaat’tir. Bu ümmetine genel olup duasında (s.a.v.) Rabbin'den kullarıyla hesabın arasını kötü yer olan cehen­nemden uzaklaştırmak için yalvarmasıdır. O ilk şefaat eden, ilk şefaati kabul olunan ve ilk defa cennetin kapılarını ça­lacak olandır.

Rasulullah'ın (s.a.v.) özel şefaati ise müslümanların gü­nahkarları ve büyük günahları işlemiş olan kişileredir. Fakat başka kendisinin ümmetinden olmayanlara ise genel bir şefaati olmayacaktır. Şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet gününde Nebiler sonra alimler sonra şehidler şefaat edecektir."

İbn-i Mace, Beyhaki Osman bin Affan'da (r.a.) rivayet etmişlerdir. [117]

Bir husus da vardır ki: Bazı insanlar bir kişiyi dost, ve­li, şefaatçi edinince onun Allah (c.c.) katında şefaat verdiğine inanmaktadırlar. Meliklerin, Amirlerin vb... kişilerin ha­vasına onların bakmasıyla fayda verdiği inancı gibi.[118] Onlar, Allah'ın izni olmadan hiç kimsenin şefaat verme­yeceğini hiç bilmezler ki! O'nun (c.c.) rızası olmadan kav­li, ameli, Rasule (s.a.v.) tabi olmayan bir kişi'ye izin verme­den şefaat vermeyeceğini de bilemezler ki! Allah (c.c.) sa­dece şefaat’e malik olup ancak Ondan bu talep edilir. Şefa­atçilerden değil. O'nun Nebi'sinin bizleri mahrum etmeme­sini dileriz.

G- Onu hayatta iken ziyaret etmek, din konularda öğren­mek ve yerine getirmek için O'na (s.a.v.) hicret etmek, O'nun kendisine gelen bir kişi için Allah'a (c.c.) tevbe etmesi hususunda yardım etmeye (vesile) olmasını istemek, Ondan Allah'a (c.c.) istiğfarda bulunmasını talep etmektir. Yani günahkarların günahlarını bağışlatmaya vesile olma­sını.

Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Peygamber de onlara mağfiret isteyiverseydi, Al­lah'ı (c.c.) elbette çokça tevbeleri kabul eden, çok rahmet eden bulacaklardı." [119]

Mekke fethinden önce O'na (s.a.v.) gidip hicret etmek va­cip idi.

Onun kabrini ziyaret etmek de böyledir. Günümüzde Onun erkek ve kadınların kabrini ziyaret etmesi de fakihlerimize göre hususi bir şekilde müstehap'tır. Çünkü kadın­ların Nebi (s.a.v.) in kabrinin dışındaki kabirlere gitmesi mekruh görülmüştür.

İbni Nasrullah şöyle demiştir:

"Her kim peygamberin kabrine gitmeyi, orayı ziyaret et­meyi isterse o zaman oraya ziyaret için seyahate çıkması müstehap olur." [120]

Bazıları da şöyle demiştir:

"Bu gerekli değildir. Müstehap olan Nebi (s.a.v.)'in mescidine namaz kılma niyetiyle sefere çıkmaktır. Sonra da tahiyyetül mescid namazı kıldıktan sonra kabr-i şeriflerini ziyarete giderler.

Buradaki namaz bin kat daha fazla sayılmaktadır. Şayet mescidi Nebeviye gitmek için yola çıkmayı adarsa bu nez­rinde durması oraya gitmesi vacip olur."

3) Soru: Mescidi Nebevi'de namaz kılmak ve Rasulullah'ın (s.a.v.) kabrini ziyaret etmek niyetiyle ikisini de cemetmek daha mı sevap olur?

Cevap: Bazı Safiler şöyle demiştir:

"Ziyaretle Allah'a (c.c.) yakınlaşmayı [121] Mescidi Nebevi'de namaz kılmak için de yolculuk yapmayı ve sevabını el­de etmeyi[122] niyet eder.

Burada aynı zamanda emrine tazim örneği bulunmakta­dır "Beni ziyaretimin dışında hacet bulunmamaktadır."hadisinin manası: Bir özür, hacet vb... bulunan bir kişiyi Şar'i buraya çağırmaz. Aynı zamanda burada itikafa kalmak da sünnettir. Talim, ders vermek, Allah'ı (c.c.) zikretmek, çokça Nebi (s:a.v.) e Salat-u Selam getirmek de böylecedir.

Bazıları da tüm amellerde çokça amel etmek için getirme­yi de zikretmiş ve bir müslümanın da şu sekiz maddeyi mescid'de yapmasının da mümkün olduğunu belirtmişler­dir:

1- Burasının (Mescidin) Allah'ın (c.c.) evi olduğuna ve içinde bulunan kişinin de Allah'ı ziyarete geldiğine itikad etmesi.

2- Namaz vakitlerini bekleyen bir murabıt olması. Ya­ni bir namaz vaktinden öbür vaktini.

3- İtikaf etmek, kulağın, gözün ve tüm azaların kendi­sine haram olan şeylerden uzak olması.

4- Tüm İslam dışı fikirlerden uzak olmak.

5- Sadece Allah'ı (c.c.) zikretmek ve Allah'ı zikreden­leri işitmek.

6- Faydalı şeylerde bulunmak. İyiliği emretmek ve kö­tülükten sakındırmak.

7- Güzel niyetle Allah’dan (c.c.) haya edip günahları terk etme. Öyle ki bu yaptığı üzerinde belirecek ve insanlar onun günaha bulaşmadığını zan edecek.

8- Allah (c.c.) için kardeşlik edinmeden istifade etmek. Nitekim bu iki darda da ganimet ve bir azıktır.

4- Soru: Onun kabrini ziyaret edenin nelere dikkat et­mesi gerekir? [123]

Cevap: Öncelikle caiz olan ziyarette de dinini ihti­yat altına alması lazım, bu yolda namazlarını muhafaza etmesi gerekir. Çünkü tek bir namazı orada kılmak farz ve zi­yaret ise müstehaptır. (günahlar işlemeksizin yada hatalı ve tehlikeli konulara girmeksizin) Bu ibadetin de Hacda oldu­ğu gibi belirli bir vakti yoktur.

Rasulullah (s.a.v.) den şöyle denmiştir:

"Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin." [124]

Ve:

"Kabrimi ibadet edilen bir puta çevirmeyin. Allah yahudileri ve hristiyanları lanet etsin çünkü onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler." [125]

Kişi'nin son sözü de Nebi'ye (s.a.v.) selavat getirmek ile biter.

H- (Mucizelerden) Onunla sahabelerin kendisi hayatta iken yağmur duasına çıkarken kendisini Allah (c.c.) ile ara­da vesile kılmak.[126]

Bu konu da Ebu Talib'in dediği gibi:

"Bembeyaz yüzü ile Onun vesilesi ile Allah’dan bulut­ların yağmurunu istedik. Çünkü O (s.a.v.) yetimlerin dire­ği ve dulları koruyandır." [127]

Aynı şekilde Müminlerin emiri Ömer bin Hattab'ın (r.a.) Abbas (r.a.) ile yağmur duasına çıktıkları vakit şöyle demiş­tir:

"Ya Rabbi! Belalar ancak günah sebebiyle iner. Tevbe de bunları ortadan kaldırır. Nitekim kavim beni sana Nebiyyinin amcası olarak yerine bir vesile olarak kıldılar. İşte günahlı ellerimizi sana açıyoruz. Tevbeyle sana yalvarıyoruz. Bizlere yağmur yağdır."

(Sonra) Sema bir dağ kadar genişledi ve yeryüzündeki (yeşillikler de) yağmurun yağmasıyla bollaştı. İnsanlar da bu şekilde yaşayışlarına devam ettiler. "Bu Zübeyr bin Bekkar senedi ile rivayet etmiştir. Bunu Fethu’l Bari’de nakletmiştir. [128]    

5- Soru: Nebi (s.a.v.) vefatından sonra tevessülün hükmü nedir?

Cevap: Bu konu cahillerin zan ettiği gibi alimlerin büyüklerine göre, dinin bir rüknü de değildir, vacip de değildir. Bunun mustahap olması ve olmaması hakkındaki ihtilaf edilmiştir. Bazı fakihlerimiz bunun istiğfar babında: Nebi ve salih kişilerle tevessül etmenin mübah olduğunu belirtmişlerdir.!!!

İmam-ı Ahmed şöyle demiştir:

"Kişi Nebi (s.a.v.) ye duası ile tevessül eder. Bazı fakihlerimiz ise bundan men etmiştir."[129]   

Haram yolları kapama yönünden dolayı. Nitekim bazı cahiller bu yolu tevessül kapsamından çıkarmış ve buna ait olmayan konuları eklemiştir. Bu konuda Hanefiler de bazı meşhur olmuş lafızları da men etmiştir. Allah-u Alem. [130]

 

Nebi'nin Mucizeleri

 

1) Soru: Nebi (s.a.v.) in hususiyetlerinden olan mucize­leri nelerdir?

Cevap: Sizlere on tanesini zikredelim:

1- Kur'an-ı Azim: Bu tüm mucize yönlerini içeren ve kı­yamete kadar baki olacak olan kitaptır. Bunun mucize olu­şu çok yönlü olup bu konuyu alimler kitaplarında telif etmiş­lerdir. Müfessirler de bu konu ile ilgili bir bahis konusu yap­mış ve Kur'an' ın hayrete düşüren yönlerini zikretmişlerdir. Kur'an' a hayret etmemek gerçekten imkansız bir konudur.

Kur’an mucizele­ri :

a- Arapların konuşma adetlerinden olan şiir, söz, seci sa­natı, belagat üslubu vb. olmayan, bununla kıyaslaması bile doğru olmayan bir yücelikte ve büyüklükte gelen harika belagat ve fasahat içermiş oluşu.

b- Gaybi haberleri kuşatması, kalplerde olanlardan mey­dana gelecek olan şeylerden haber vermesi. Haber verdiği bu konuları anlatıp bunların hangi asırda olursa olsun haber verdiği şekilde tahakkuk etmesidir. İnsan da bunları okudu­ğu zaman, bu olaylar çıktıktan sonra aklını kullanmakla idrakine varmaktadır.

c- Rasulullah (s.a.v) okuma yazmayı bilmediği halde geçmiş asırlardan, kalmamış ümmetlerden ve eski zamandaki şeriatlardan vb. daha nice konulardan haber vermiştir. Allah'ın (c.c) buyurduğu gibi:

"Sen bundan önce hiçbir kitap okumuş değildin. Ve sağ elinle de onu yazmamıştın. O zaman batıl söyleyen­ler elbette şüphe ederlerdi." [131]

d- Kur'an okunduğu zaman dinleyen kişinin kalbine işittiği sıra kendisinde bulunan öğüt ve inzardan dolayı korkması ve Ondaki kuvvetli atmosferden dolayı da heybet kazandırması.

e- Onu okuyan kişi hiçbir zaman usanmaz. Velev ki bir yeri defalarca dönüp dolaşsa yine de Kur'an onu tekrar tekrar okumaya sevk eder. Belagatı ve tatlılığı ile okuyanı büyüler. Tilaveti ile de bütün kalbini kuşatır.

f- Arapların ve kitap araştırıcılarının ve daha başka ki­şilerin akli delil ve haklı yöntemlerde bile bilmediklerini Kur'an'ın bütün ilimleri toplamış olması.

g- Öğrenen kişiye ezberi kolaylaştırması. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki biz Kur'an'ı hatırlatmak için kolaylaş­tırdık." [132]

Önceki ümmetlerde bu kitap kadar ezberlenen bir kitap yoktur. 

h- Din, dünya işleri, ahlak, ibadet, muamelet vb... ile il­gili ihtiyaçlara kefil olması.

i- Önceki ümmetlerin hak yoldan ve tevhidden sapıp adetlere, geleneklere ve taklitlerin hükmünü kabul ettiklerini bizlere haber verip hatırlatmaktadır.

j- Kur'an'ın değişiklikten, tahriften tüm bölük pörçük olmasından korunmuş olması ve Ona tüm zamanlarda kafir­lerin düşmanlık beslemesine rağmen Allah'ın (c.c.) Onu muhafaza etmesi. Yüce Allah (c.c.) şu ayetinde ne kadar da doğru söylemiş:

"Onu biz indirdik ve biz koruyacağız." [133]

k- Bütün Araplar Kur'an'ı bir sure de olsa bir benze­rini getirmekten aciz kalmaları. Nitekim bu Kitap, Kureyşin önde gelen hatiplerine meydan okumuş ve kulakları O'nun (c.c.) ayetleri ile tıkıldamış kendileri de acizlikten yok olmuş ve yıkmaya yeltenmişlerdir. Sonradan gelenler de acizliklerinden bir şey yapamamışlardır. İşte bu Kur'an'ın mucizeliğinin en büyük delillerindendir. Nitekim bu Halik olan Allah'ın (c.c.) Nebi (s.a.v.) yi tasdik eden kelamıdır. Kur'an'ın nuru tüm İslam alemine yayılmış, kelimeleri insanların dillerinde telaffuz edilmiş, arap fesahati da cahiliyyesinden sonra Kur'an'ın vesilesi ile yükselmiştir.

Kur'an'ı ezberleme; en büyük temel atma ve en ilmi ka­riyere sahip olma hadisesidir.

2- Miraç: Hicretten önce Nebi (s.a.v.) in ruhu ve cese­di ile beraber yatsıdan sonra beyti Makdis'ten aniden yüce semalara, oradan Sidre-i Münteha'ya, oradan da Allah'ın (c.c.) katına iki yay yada daha az bir mesafe kala yükselme­si ve orada kalemin gıcırtılarını duymasıdır. Allah (c.c.) Nebi'ye elli vakit namaz farzı kıldı. Musa'ya (a.s.) gidince kendisine ve ümmetine bu namazın farz kılındığını anlattı. Musa da O'na (s.a.v.):

"Git dön! Bu namazları hafifletmesini iste, ümmetinin bu­na gücü yetmez" demiştir.

Sonra da Rasulullah (s.a.v.) Al­lah'a (c.c.) gidip bunu azaltmasını istemiş ve yine Musa ile karşılaşınca yine hafifletmesini istemiş. En son olarak gidi­şinde beş vakit namazı Allah (c.c.) emretmiştir. Nebi (s.a.v.) o geceden sonra Mekke'de sahih hadis kitaplarında varid ol­duğu gibi sabah namazını kıldı.

3- Ayın ikiye ayrılması olayı: Ayın yarılması olayı Kur'an'la ve mütevatir hadis seviyesine kadar ulaşmış sa­hih sünnetlerle sabit olmuş bir hadisedir. İlim ehli bunun Mu­sa (a.s.) ın denizi ikiye ayırması gibi ulvi alemde başka rastlanmayan bir mucizenin olduğu konusunda icma etmiş­lerdir.

1) Soru: Felek'in, Mirac'da semanın ve ayın ayrılması gibi ayrılması olayı nasıl caiz olabilir? Nitekim inşikaktan (ayrılmadan) önce bunun konumu evveliyat yada kabul edilen konulardandır. Allah'ın (c.c.) kudreti imkansız olan şeylerle ilintili değildir.

Cevap: Allah'ın kudreti adete uymasa da harikulade olaylardır. Aklen bunu çözmek imkansızdır. Ayın ayrılma­sı hadisesi Rasullerin de (sa. hum) belirttiği gibi felekin de ayrılmasının caizliğine delalet eder. Felsefecilerin hilafına, çünkü onlara göre felek harikulade olayları ve muhteşem va­kaları kabul etmez. İmam İbn-i Teymiyye'nin (r.ha) belirt­tiği gibi. Gerçi aralarında kabul edenler de çıkmıştır. Önce­ki bölümlerde belirttiğimiz gibi aklın belirli bir anlama ka­pasitesi vardır. Şeriat da aklın kabul edeceği şeyleri getirir, imkansız olan hayal ürünü olan şeyleri değil. Allah'ın (c.c.) hikmeti de mahlukların hikmetlerinin içeriğinden değildir.

4- Parmaklarından suyun fışkırması: Sular Allah’dan (c.c.) bir bereket olarak Nebi (s.a.v.) in her elini suya değdirmesiyle parmaklarının arasından fışkırtmıştır. Nitekim Tebük ve Hudeybiye savaşlarında birden parmaklarının arasın­dan su fışkırmış, ordu da o sudan içmiş ve hacetlerini gider­mişlerdir. İbn-i Kayyim'in "Hedyu'n-Nebevi" adlı kitabın­da geçtiği gibi bu bazı cahillerin zan ettiği gibi bizzat etin ve kan damarlarından çıkmış bir hadise değildir."

Bu tıpkı Musa (a.s.) in asasını kayaya vurup su çıkartma­sı gibi bir mucizedir. Aynı zamanda Allah’dan (c.c.) bir bereket olarak Nebi (s.a.v.) in yemek yediklerinde yemeğin hiç bitmemesi ve çoğalması ve insanların çokça ondan ye­meleri de aynı şekildedir.

5- Kütüğün ağlaması: Kütüğün üzerinde hutbe vermeyi Rasulullah (s.a.v.) terk edince kütüğün ağlaması. Aynı şekil­de taşın ve ağacın Onunla (s.a.v.) konuşması. Süleyman'ın (a.s.) kuşlarla konuşması gibi.

6- Bedir vakasında meleklerle güçlendirilmesi.

7-  Allah'ın (c.c.) O'na (s.a.v.) düşmanlarından ve in­sanlardan korunmasını Ona önceden haber vermesi.

8- Duasının (s.a.v.) kabul edilmesi.

9- Gelmiş ve geçmiş gaibi haberler vermesi.

10- Yaratılışının ve doğruluğunun güzel yüzünün, açık heyetinin ve güzel (ahlakı) ve vakarı O'nun (s.a.v.) nübüv­vetine ve meziyetlerine delalet eder.

Abdullah bin Selam'ın dediği gibi:

"O'nun yüzünü gördüğümde O'nun (s.a.v.) yüzünün ya­lancı bir yüz olmadığına inandım."

Ebu Süfyan hadisinde Hirakl'in dediği gibi:

"Kendisi insanlara ve Allah'a (c.c.) yalan söyleyen bi­ri değildir." [134]

Yüce Allah'ın Kur'an'da habibine darbı misal verdiği gi­bi:

"O (zeytin) ağacının yağı, neredeyse kendisine ateş dokunmaksızın dahi aydınlık verecektir."  [135]

Tıpkı Naftavi'nin dediği gibi:

"O (s.a.v.) Kur'an okumasa da yüzü nübüvvetine delalet emektedir."

Abdullah bin Revaha'nın dediği gibi:

"Şayet bunda apaçık bir delil olmasa bile O'nun (s.a.v.) tabiatı sana hayırı getirir."[136]

 

Nebi (s.a.v.)'in Hukuku

 

1) Soru: Nebi (s.a.v.)’in hukuku nelerdir?

Cevap: Tevhidin tahkiklerinden biri de üç kısım ol­duğunu bilmendir.

-Allah'ın (c.c.) hakkı -ki hiçbir mahluk buna ortak olmaz.

-Rasulullah'ın (s.a.v.) hakkı.

-Her ikisi arasındaki hak.

2) Soru: Tek olan Allah'ın (c.c.) hakkı nedir?

Cevap: Bu ibadet, tevekkül, korku, haşyet, takva, yakınlaşma, ümit, teşbih, tekbir ve tehlil gibi... konular.

3) Soru: İkisi (Allah ve Rasulu) arasındaki haklar neler­dir?

Cevap: Bu muhabbet beslemek, iman, tasdik ve ita­at gibi konular.

4) Soru: Sadece Rasulullah'ın (s.a.v.) hakkı nedir?

Cevap: Kadı İyaz ve başkaları bunu yedi hak kadar ol­duğunu belirtmişlerdir. Bunlar:

1- O'na (s.a.v.) itaatin vacip oluşu, sünnetine uymanın gerekli oluşu, getirdiklerine teslim olmak ve hükmüne rıza göstermektir. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Hayır Rabbine yemin olsun ki onlar Seni hakem se­çip." [137]

2- Hadiste geldiği gibi O'na (s.a.v.) muhabbet besleme­nin gerekli olması:

"Sizden biri beni çocuğundan validesinden ve tüm insanlardan daha çok sevmedikçe tam anlamıyla iman et­miş olmaz." [138]

Nesei ve başkaları rivayet etmiştir.

5) Soru: Nebi (s.a.v.) i sevmenin belirtileri nelerdir?

Cevap: Ona uymak, emrettiklerine razı olmak, Onun dediklerini her beşerin sözünün önüne geçirmek.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun O da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." [139]

3- Nasihatini dinlemenin vacip olması. Hadiste de belirtildiği gibi:

"Dîn nasihattir."

"Kimin için Ya Rasulallah?" denildi.

"Allah için, kitapları için, Rasulleri için ve tüm müslümanlar için"

Nasihat kelimesi; nasihat edilen kişiye hayırı murad et­me demektir. Bazı selef şöyle demiştir:

"Rasulullah'a (s.a.v.) nasihat Onu kollamak, yardımcı ol­mak ve himayet etmektir (Gerek yaşamında, gerekse ölümünde)."

Onun sünnetini ihya etmek (kollamak), yüz çevirmek, Onu yaymak, Rasulullah'ın kerim ahlakı ile ahlaklanmak ve edebi ile de edeplenmek.

4- O'na (s.a.v.) saygı göstermek. Onun sabrettiği tüm şeylere sabretmek ve bununla beraber hayatında ve ölümünde edebi gözetmek. Dolayısıyla O'nun (s.a.v.) sesinden ve nidasından fazla sesi yükseltmek ve dışarıda Ona (s.a.v.) yüksek sesle nidada bulunmak doğru değildir. O'nun kabri yanı başında da sesi fazla yükseltmemek.

5- Akrabalarına sevgi bilmek. O'nun (s.a.v.) akrabala­rı olduğundan dolayı iyi davranmak. İsterse bu akrabalık uzak olsun arap cinsine kadar kureyş kabilesi gibi.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"De ki: "Ben sadece akrabalarımda sevgi göstermek hariç sizden bir ecir istemiyorum." [140]

Aynı şekilde Ahmed bin Hanbel'in Ebu Bekr (r.a.) ın Müsned’inde rivayet ettiği gibi hadiste de olduğu gibi.[141]

6) Soru: Ehli Beyti daha çok mu sevmemiz lazım?

Cevap: Ehli Sünnet ve Cemaat usullerinden biri de Eh­li Beyti sevmek, onları dost bilmek ve Rasulullah'ın (s.a.v.) vasiyetini korumaktır.

"Ğadir Hum" [142] günü şöyle demiştir:

"Ehli Beytim hakkında Allah’dan (c.c.) korkmanızı hatırlatırım." (Bunu iki defa söylemiştir.)

Rasulullah'a (s.a.v.) amcası Abbas (r.a.) a bazı insanla­rın kareyş (kabilesine) tebessüm göstermediklerini şikaye­ti gelince şöyle demiştir:

"Nefsim elinde olana yemin olsun ki, Allah için sevme­dikçe ve O'nun (c.c.) için akrabalarını gözetmedikçe iman etmiş olmazlar.[143]

Buna Rasulullah'ın (s.a.v.) zevceleri (Allah hepsinden ra­zı olsun) de girer. Bunlara tazim etmek, onlara dua etmek, onların faziletlerini bilmek ve onların müminlerin anneleri oldu­ğunu ikrar etmek gerekir. Dünyada ve Ahirette zevceleri hu­susiyetle Hatice'dir. Çünkü o kadınlar arasında Ona ilk inanan ve en çok çocuğu olan Hatice olmuştur. Ve Aişe (r.a.) da böylecedir. Her kim Aişe'ye (r.a.) zina iftirası atarsa Allah’dan (c.c.) beri ve kafir olmuş olur. Kitabını yalanlamış olur. Bizler sahabelere buğz besleyen Rafızilerin ve Ehli Beyti sözle ve fiille eziyet veren Haricilerin yollarından beriyiz.

7) Soru: Ehli Beyti öncelikli kimlerdir?

Cevap: Rasulullah'ın (s.a.v.) cübbesini açıp barındır­dığı kişiler bunlar: Fatıma, Hasan, Hüseyin (Allah hepsin­den razı olsun) olup Rasulullah (s.a.v.) bunları:

"Şüphesiz ki Allah (c.c.) sizlerden pisliği gidermek is­ter" [144] ayeti nazil olunca cübbesinde barın­dırmış ve himaye etmiştir.

Şöyle buyurmuştur:

"Ya Rabbi! İşte bunlar benim Ehli Beytim. Onları ter­temiz kıl." [145]

Onlara yine lanetleşmenin nehyi ile ilgili ayet nazil olun­ca;

"Ya Rabbi! Onlar benim elimdir" [146] diye duada bulunmuş­tur.

6- Sahabelere sevgi beslemek, özellikle dostlarına O'nun (s.a.v.) sırlarını saklayanlara ve bununla örnek timsali olmuş kişileri kollamak. Dört halife gibi. Bunlara iyilik etmek ve onları gözetmek. Onları sevme alameti, saygı gösterme ve onlara uymaktır. Güzelliklerini hatırlamak, aralarında çıkan anlaşmazlıklara dalmamak, hukuklarını ve yaptıklarını da (insaflıca ele almak).

Allah'ın (c.c.) Bedir Ehli hakkında buyurduğu gibi:

"Dilediğinizi yapın, nitekim ben sizleri bağışladım" [147]

Aynı şekilde hadisi şerifte çocuğun validine iyilikte dav­ranmasından önce sahabelere iyilikle yad etmeyi belirtmiş­tir.

Allah (c.c.) onların vasıflarını da işte şöyle belirttiği gi­bi:

"Ey Rabbimiz! Bizleri ve imanda bizleri geçen kardeş­lerimi bağışla." [148]

Ehli sünnet ve Cemaatın usullerinden biri de Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabının kalplerini selamette bırakmaktır. Ayette ve hadiste bu buyurulduğu gibi.

Hadiste şöyle denilmiştir:

"Ashabıma sövmeyin! Nefsim elinde olana yemin ol­sun ki şayet sizden biri Uhud dağı kadar altın biriktirse onların derecelerine ulaşamaz, yarısına bile ulaşa­maz." [149]

7) Soru: Aralarındaki faziletlendirme hakkında neler dersiniz?

Cevap: Rasulullah'ın (s.a.v.) buyurduğu gibi onlara saygılardan biri de haklarını gözetmek ve yüce mertebelerini ayırd etmektir.

"İnsanların seviyelerine göre davranın."

Dinde geçenler olarak onların faziletine Yüce Allah (c.c.) da şahidtir. Ehli Sünnet; Hudeybiye antlaşmasından ön­ceki Mekke fethinde infak edenleri sonradan edenlerden üstün saymış, savaşanları, Muhacirleri Ensara takdim etme­yi, Hulefa-i Raşidinin tertip sırasına göre makamlarını da üs­tün kılmıştır. Selefin de belirttiği gibi. Onlar nasıl bu konu­yu ele almışlarsa bizler de bu ölçüde ele aldık. Her ne kadar bazı usulcülerin bu meselenin itikad ile ile ilgili yakini ko­nulardan olmadığına dikkat çekmiş olsalar da (biz bu konu­da da Selefe uyarız.)

9) Soru: Hulefa-i Raşidin arasındaki faziletlendirme na­sıldır?

Cevap: Bunun manası İslam'a faydası çok olanın be­lirttiği konudur. Ebu Bekr (r.a.) nın ve Ömer'in (r.a.) hilafeti Risalet kelimesinin başında tahakkuk etmiş, insanlar bu devrede tanzim edilmiş, harb konusu ayarlanmıştır. Osman (r.a.) ve Ali (r.a.) nın hilafetinde ise; nübüvvetin başlangı­cında oluşmuştur. Lakin buradaki fazilet belirli bir kişiyi tüm yönleriyle öbürlerinden ayırıp, kahramanlığın, ilmin, nesebin vb... şeylerin sadece onda bulunduğunu başkalarında bu­lunmadığını ayırmak manasında değildir. Aynı zamanda Allah (c.c.) katında bu kişinin daha çok sevaba ve fazilete girdiğini söyleme manasında da değildir. Çünkü bunlar gaybi konular olup bunları Allah dan (c.c.) başkası bilemez.

7- Ona ve Aline Selam okumak. Allah (c.c.) şöyle bu­yurmuştur:

"Şüphesiz ki Allah ve melekler Nebi'ye salat-u se­lam getirirler." [150]

Bunun fazileti hakkında bir çok hadis varid olmuştur. Bu salavatı Cuma günü ve gecesinde söylemek, İsmi anıldığın­da söylemek müstehaptır. Bazıları da Onun yanında bunu söylemeyi vacip görmüşlerdir. Bizim mezhebimizden olan İbn-i Batta da bu görüştedir. Belbahi de bu görüşü kabul edil­miştir. Şafii mezhebinden olan Halimi, Malihi'den Lahmi, Hanefilerden Tahavi de vacip diyenler arasındadır.

Bizim mezhebe göre namazı rükünlerinden olan son te­şehhüde de bunu okumak rükünlerden sayılmıştır. Cuma ve iki bayram hutbelerinin de rükünlerindendir.

10) Soru: Salat getirmek ne demektir?

Cevap: Salat Allah’dan (c.c.) olunca rahmet, Melek­lerden olunca istiğfar, başkalarından olunca da dua ve teslimiyet manalarına gelir. Bu böylece de meşhur olmuştur. İbn-i Kayyim "Cilau'l-Efham" adlı kitabında on beş tane ve­cih olarak hesaplamış ve Allah'ın (c.c.) salat'ın O'na (s.a.v.) makamının menzilinin yakınlığının raf edilmesiyle ikramı murad etme olarak açıklamıştır. Bizim de salat-u selamla­rımız bu şekilde olup, Allah’dan da böylece yapmasını di­leriz.

11) Soru: Selam getirmek ne demektir?

Cevap: Razil ve noksanlık olmadan Selamlama, karşılamadır!

12) Soru: Namazda tahiyyatta okunulan İbrahim zikri geçen salavattaki "Al" kimlerdir?

Cevap: Ahmed (r.a.) nın belirttiği ve Sahabelerin de çoğunun katıldığı görüşe göre bunlar dinine tabi olanlardır. "İkna" adlı kitapta şöyle demiştir:

"(Ali) dinine tabi olanlardır. Doğrusu da bunu (ehl) söz­cüğüne katmamaktır." Yani bir insanın ehli sadece akraba­sı yada karısı olur.

"Celau'l- İfham" adlı eserin sahibi de bu (Al) kelimesi­nin (ehl) manasında olduğunu, akraba, eş manasında olduğunu bunu da ayetin siyakının içeriğinin bulunduğunu, tef­sirinde bunu zikretmiş ve ilgili bazı hadisleri de delillendirmiştir. İşte bu ayetten ve hadislerden çıkan özel algılayış ve meziyetlerdir.

13)  Soru: Namazda tahiyyatta zikredilen İbrahim (a.s.) in ali kimlerdir?

Cevap: Onlar burada enbiyalardır. Kastedilen de burada Allah'ın (c.c.) Rasulüne (s.a.v.) salavat getirmesidir. Tıpkı yalnız İbrahim zürriyetinden gelen tüm enbiyalara salat-u selam getirdiği gibi. İbn-i Kayyimin de açıkça belirt­tiği gibi bu bazı lafızlarda da geldiği gibidir, (ala İbrahim ve ala Ali İbrahim gibi...)

14) Soru: Rasulullah'a (s.a.v.) salat-u selam getirmenin faydaları nelerdir?

Cevap: Bu çokça olup İbn-i Kayyim bunları kırk ta­ne kadar toplamıştır. Bunların hepsi şöylecedir :

1) Allah'ın (c.c.) emrine uymak.

2) Allah'ın ve bizim Salatınızın muvafakat etmesi. Her ne kadar salatlar değişse, O'nun (c.c.) salatı sena ve teşrif bizimkiler ise dua ve sualdir.

3) Meleklerin buna muvafakat etmeleri.

4) Bir salavat getirene Allah'ın (c.c.) on salavat getirme­si.

5)  Allah (c.c.) onu on derece yükseltir.

6) Ona on hasenat verir.

7) Ondan da günahı da düşürür.

8) Kul Allah'ın (c.c.) önünde durduğu zaman, Alemlerin Rabbi olana dua ettiği zaman duasına icabet edilmesini umar ve Sema ile yer arasında durmaktadır.

9) Bu salat Rasulullah'ın (s.a.v.) şefaatine bir sebeptir. (Allah'ın izni ile) Özellikle de Ruveyfi hadisinde de olduğu gibi buna yaklaşma vesilelerini istediği yada bunu yal­nızca istediği zaman.

10) Günahların dökülmesine bir sebeptir.

11) Allah'ın kuluna ehemmiyetli gördüğü şeylerde kafi gelmesine bir sebeptir.

12) İbn-i Mesud (r.a.) nın hadisinde de geldiği üzere kı­yamet gününde kulun O'na (s.a.v.) yakın olmasına bir sebep teşkil etmesi.

13) Zorlanan, çeken kişiler için Onun sadakat makamı­na geçmesine sebeptir.

14) İhtiyaçlarını gidermesine (bu salatı selam) vesilesi ol­maktadır.

15) Salavat getirmekle Allah'ın (c.c.) ve meleklerin ona salavat getirmelerine sebeptir.

16) Bu salavat getirene bir zekat ve temiz olmasına se­beptir.

17) Hacer el-Askalani'nin de Ebu Musa (r.a.) hadisinde belirttiği gibi salavatın kula ölümünden önce cennetin müj­desinin verildiğine sebeptir...

18) Aynı şekilde yine Hacer el-Askalani'nin belirttiği ha­diste bunun kıyamet gününün dehşetinden kulun kurtuluşu olduğuna sebeptir.   

19) Bu Nebi'nin (s.a.v.) salavat getiren müslümana ica­bet etmesine sebeptir. 

20) Kulun unuttuğu şeyi haklatmasına sebeptir.   

21) Kişinin meclisinin güzelliğine ve oradan kalkınca ona bir hüsran eseri olarak dönmemesine bir sebeptir.

22) Fakirliği gidermek için bir sebeptir.

23) Rasulullah (s.a.) zikredildiği vakit salavat getiren ki­şinin cimrilik isminden kurtulmuş olmasına sebeptir.

24)  Onun (s.a.) adı geçtiği zaman salavat getirmeyen kişinin burnunun yerde sürülmesine sebeptir.

25) Salavat getiren kişiyi Cennetin yoluna koyar ve o salavatı terk edenin yoluyla farklı gitmesine sebeptir.

26)  Kişiyi pis kokulu meclislerden (Allah ve Rasulunun zikredilmediği yerlerden) uzaklaştırmasına sebep olur. Ve Onu (c.c.) hamd ve sena etmesine, Rasulullah' a (s.a.v.) da salavat getirmesine sebep olur.

27) Allah'a (c.c.) hamd etmek ve Rasulullah'a salavat ge­tirmek ile ilgili kelamları da tamamlamış olmasına bir sebep­tir.

28) Salavat getirmek, Ebu Musa (r.a.) ve başkalarının ri­vayet ettiği gibi kulun bu yol üzerinde nurunun çokça par­layacağına sebep olması.

29) Kul bunun vesilesi ile çile ve cefalardan kurtulur.

30) Bu Allah'ın salavat getiren kişi için Rasulunu ehli se­ma ve yeryüzü ehli arasında güzellikle övmesi olayına bir sebeptir. Çünkü ceza amel cinsindendir.

31) Bu az önce de geçtiği gibi salavat getirenin amelin­de, ömründe ve maslahat sebeplerinde bereketin olmasına bir sebeptir.

32) Bu Allah'ın rahmetine bununla ulaşmanın bir sebe­bidir. Çünkü bu onun manasından yada gereksinimlerindendir.

33) Bu Rasulullah (s.a.v.) in muhabbetinin devamına, zi­yadesine ve fazlasına ulaşmanın bir sebebidir.

34) Salavat getirdiği zaman Nebi (s.a.v.) in muhabbeti­ne ulaşma sebebidir.

35) Bunda kulun hidayete girmesine, Ona ince bir şekilde tabi olma ışığında kalbin hayat bulmasına sebep olması.

36) Bu O'na (s.a.v.) salavat getirenin isminin arz oldu­ğuna ve zikrinin geçtiğine bir sebeptir.

37) Bu kulun bu yol üzerinde ayaklarının sabit kalacağı­na ve bunun caizliğine bir sebeptir.

38) Rasulullah'a (s.a.v.) selavat getirmek; Allah'ın (c.c.) bizlere verdiği nimet olan, Rasulunün haklarını, elimizden geldiği kadar eda etmek ve ona şükran borçlu olmak mese­lesinin ifa edilmesine bir sebeptir.

39) Bu Allah'ın (c.c.) zikrini, Ona şükrü ve kulları üze­rine indirdiği nimetleri bilmeye sebeptir.

40) Rasulullah'ın (s.a.v.) üzerine bir kulun salavat getir­mesi, Onu övmek, sevgisine ve dostluğuna mazhar olmak ve Yüce Allah'ın (c.c) Onun makamını ve derecesini artırma­sı manasına gelmektedir. Aynı zamanda bunda Allah'ın (c.c.) kulun Habibini sevmesinden dolayı bu kula bir sevgi­si ve dünyasına bağlı konularda matlub olanın olmasına bir sebeptir. İbn-i Kayyim’in açıkladığı gibi.

15) Soru: Salavat getirilmesi istenilen yerler nereler­dir?

15) Cevap: Bu Hafız İbn-i Kayyim'in kitabında belirt­tiği gibi kırk tane olup bunların bazıları sıraya göre değişmektedir. Salavat getirilmesi vacip olan olduğu gibi müstehap olanı da vardır. Bunlar:

1- Namazda son teşehhüdde.

2- Şaafi'ye göre ilk teşehhüdde

3- Kunutun sonunda

4- Cenaze namazında

5- Hutbede. Cuma, İki bayram ve yağmur duasındaki hutbelerde vb...

6- Müezzine icabetten sonra

7- Duanın baş, orta ve sonunda

8- Mescide girer ve çıkarken

9- Safa ve Merve'de

10- Toplanan bir kavmin ayrılmadan önceki halinde

11- Rasulullah'ın (s.a.v.) zikri geçince

12- Telbiye bittikten hemen sonra

13- Haceri Esvedi selamlama anında

14- Çarşıya yada davete giderken

15- Gece uykusundan kalkınca

16- Kur'an okuma bittikten sonra

17- Cuma günü

18- Meclisden kalkınca

19- Mescidlere giderken ve onları görürken

20- Önemli ve şiddetli zamanlarda ve bağışlanma ister­ken

21- İsmini yazarken

22- İnsanlara ilim öğretirken ve zikir çekerken, İslami kıssalar ve dersler anlatırken

23- Günün evvelinde ve sonunda

24- Günah işledikten sonra

25- Fakirlik sıkıntısı, ihtiyaçlar ve korku zamanlarında

26- Nikah kıyılırken

27- Aksırırken

28- Abdestten sonra

29- Eve girerken

30- Allah'ın (c.c.) zikredilmiş olduğu her yerde

31- Unuttuğu şeyi hatırlamak için

32- İhtiyâçlarda bu kula hatırlatılır

33- Ezan okunduğu vakit

34- Namazlardan sonra

35- Kurban keserken

36- Namazda teşeheddün başka kıratte "Allah ve melek­ler Rasule salat-u selam getirir.." ayeti okunduğunda

37- Malı olmayan kişinin sadakasının yerine

38- Uyurken

39- Her hayırlı kelamın başında

40- Bayram namazlarında

Hafız İbn-i Kayyim'in cem ettiği bu maddeleri bizler da­ha iyi akılda tutulsun diye ihtisar yaptık. Allah-u Alem.[151]

 

KİTABIN SONU

 

Hamd, nimetiyle salih amelleri tamamlayan, Selefi bir yol ve Ahmed bin Hanbel'in mezhebine göre yazmış olduğum bu yapraklarımın baş bölümleriyle oluşan "Dinde kaçınılmaz konular" adlı eserimi de tamamlayan Allah'a (c.c.) olsun.

Allah’dan (c,c.) umarak yazdığım bu eseri Onun Kerim olan yüzü için halis bir şekilde olmasını ve bu İslami konu­ları öğretmede Ehli Hak olan alimlerin görüşlerinin kuvvetliğine de bağlanarak Cennatin-Naim'i kazanmak için bir sebep teşkil etmesini dilerim.

Bazıları da şöyle demiştir :

"Her mümin için kendi aki­desinin sahih ve doğru olduğunu uzman şahıslar önünde açıklayıp belli etmesi gerektiğini eğer düzgün ise Allah (c.c.) katında onun akidesinin sahihliğine şahitlik ederler, eğer tersi ise o zaman da Allah'a (c.c.) bunun fesat olup bun­dan dolayı da tevbe etmesini beyan ederler."

Hak bizzat kendisi bir delil olup basiretten hali değildir. Mutlaka hakkın yardımcıları bulunur. İhlas sözden kalbin derinliklerine dalar. Delilin kuvvetliliği ve beyanın güzel­liği de vicdanı istimlak eder. Bunlara da nefsin içindeki yankılardan tereddütler gelir ve ondan geriye dönmesi de ar­tık imkansız olur. Aynı şekilde kalbin derinliklerine imanın karışmasından sonra "İlimden sonra Haktan geriye dön­menin imkansızlığı gibi" bu da imkansız olur.

Bu yazdığım kitabı da hicri 1332 yılında Recep ayında Cumartesi günü bitirdim.[152]

 

Basıma Süren Müellefin Son Sözü

 

Evvel ve Ahir olan Allah'a (c.c.) hamd olsun. Salat-u Se­lam da benzeri görülmemiş Nebisine, Aline ve sahabelerine olsun.

İmdi; İlk kitap serilerinden "Dinde kaçınılmaz konular" adlı eser aslından hattı ile, baştan başa incelemeye tabi tutulmuş, tahsis edilmiş ve güzelleştirilmiştir. Bu benim yaz mevsiminde Mekke-i Mükerreme'deki derslerin tatili sırasında Mısır'a gittiğim sırada gelişmiştir.

Ben bu kitabın ikinci kısmına bazı şahsi talikler yapıp ve burada kebair ile iman şubelerini de konularda anlatıp o şekilde basacağız. (İnşaallah)[153]

Bu kitap Hicri yılının 1332 yılında Şevval ayının 20. de basılmıştır.

A- Mısır Adalet Bakanlığı müftüsü Allame Şeyh İmam Muhammed Buhayt'ın Övgüsü

Hamd nimetiyle salih amelleri tamam kılan Allah'a (c.c.)dır. Salat-u Selam da Efendimiz olan, açık mucizeler­le desteklenmiş Muhammed'e (s.a.v.), Aline, ashabına, diğer tabi olanlara ve hizbine olsun. İmdi:

Mekke müderrislerinden olan Şeyh Ebu Bekr bin Muham­med Arif Havkir'in "Dinde kaçınılmaz konular" adlı eseri­ni okudum. (Allah onu düşmanlarından korusun)

İlk başlayanlar için çok faydalı bir eser olarak buldum. Onlardan elbette ki Alimlerin de nasipleneceğine inanıyorum. Özellikle bu dinin akide yönünü ele almış ve uzunca kitaplarda yazılan bu yazıları O kısaltmıştır. Üslubunda bir sadelik, manalarında da bir kolaylık göze çarpar. Müellif bu eserinde icaz sanatlarını kullanmaktan (edebiyat yapmaktan) ve konuları çokça uzatmaktan sakınmış ve kitap önümüze or­ta halli bir şekilde belirmiştir. Netekim işlerin en hayırlısı or­ta olanıdır.

Allah (c.c.) müellife de Onun gibi bu dinde yetişmiş diğer bir çok Alime de en güzel karşılığı versin. Çünkü O (c.c.) dilediği her şeye Kadir'dir. Karşılığı da en cömert olan­dır. Allah (c.c.) beni de Onu da razı olduğu şeylerde muvaf­fak kılsın. Çünkü O (c.c.) işiten, yakın olan ve dualara icabette bulunandır.

Allah'ın fakir ve aciz kulu

M. Buhayt Ezher’de Hanefi Alimlerinden

Allah (c.c.) Onu da tüm müslümanları da afv etsin (Amin)[154]



[1] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/3-5.

[2] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/6-7.

[3] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/14.

[4] Zariyat: 51/56.

[5] Taha: 20/110.

[6] Şura: 42/11.

[7] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/15-16.

[8] Şeriat te "Evvel" ismi gelmiştir. Kadim ismi Allah'ın (c.c.) isim­leri arasında bulunmamaktadır. Bilakis O bir vasıftır. Kur'an'da ve Sün­nette varid olmamıştır. Nitekim bunu Şeyh Abdülaziz bin Baz Tahavi Ki­tabına yaptığı ta'likin'de de vurgulamıştır. Muhammed El-Hamis.

[9] İbadetin en güzel tariflerinden olup, Allah'ın (c.c.) sevdiği, razı olduğu tüm sözleri ve zahiri batini tüm amelleri yapmak, bunların zıtlarından da kaçınmak.

[10] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/17-19.

[11] Zümer: 39/3.

[12] Bakara: 2/165.

[13] Yunus: 10/31.

[14] Nasıl olabilir ki şöyle söylüyorlardı: "Lebbeyk! Senin ortağın yoktur. Ancak bir ortak var ki o da senin bize verdiğin." Muhammed El-Hamis.

[15] Araf ve Hud.

[16] Hud: 11/2.

[17] Nuh: 71/3.

[18] En'am: 6/14.

[19] En'am: 6/114.

[20] En'am: 6/164.

[21] Hasen bir hadistir. Buna benzer bazı hadisleri Tirmizi (3585), Beyhaki ve başkaları rivayet etmişlerdir.

[22] Bunu Taberi ve başkaları Ata bin Ebi Rebah'dan rivayet etmiştir. Tavus da bunu: "Kim Allah'ın (c.c.) indirdikleriyle hükmetmezse iş­te onlar kafirlerin ta kendileridir." Ayetini tefsir ederken söylemiştir. Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/20-23.

[23] Nüşre (Sihiri bozmak): Rukye ve ilaçtan bir bölümdür. Kendi­sine cin çarpması sonucu hastalık peyda gelmiş olduğunu zanneden ki­şiler için tedavi edilen ilaçlardandır. Hastalığı ortadan kaldırmaya vesi­le olduğu için nüşre diye isimlendirilmiştir. Nihaye İbni Esir kitabında (5/14) şöyle demiştir: "Ebu Davud' un (3868), Ahmed' in (3/294) ve baş­kalarının Cabir bin Abdullah (r.a.) dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle den­miştir: "Rasulullah'a (s.a.v.) Nüşre' den soruldu şöyle buyurmuştur:

"O şeytan işidir." Hasan-ı Basri (r.ha) den gelen bir rivayette ken­disi şöyle demiştir: "Nüşre (sihiri bozmak) sihirdendir."

[24] Hadiste geçen Enva'nın yirmi sekiz menzili bulunmaktadır. Ay her gece bu nevi yıldızların menziline iner.

Allah'ın (c.c.) ayeti de bu istikamettedir:

"Aya da bizler menziller takdir ettik." Her on üç gecede bu nevilere düşer. Bir yıldız fecrin doğuşuyla birlikte mağrib’te bulunur. Sonun­da doğar ve doğuda da o zamanda onu karşılar. Hepsi de yılın bitimiyle biterler. Araplar önceden bunların menzillere düşmesini yada doğmalarının sonucu yağmur yağdığına inanırlardı. Yağmuru o nev'lere (yıldız­lara) dayandırırlardı. Ve "Filanca yıldızdan dolayı bizlere yağmur yağ­dı." derlerdi. Bunların nev diye isimlendirilmesinin nedeni: Bunlardan bi­ri batıya düşünce doğuya da bir yıldız doğarmış. Nev burada yıldız doğ­du manasında kullanılır.

Alimler "Filanca yıldız sayesinde üzerimize yağmur yağdı" diyen bir kişinin kafir olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları küfür derken bazıları da küfür saymamışlardır. Bunlardan küfürdür diyenler şöy­le demiştir: "Kim sadece yıldızların sayesinde yağmurun geldiğine, on­ların yeryüzünü evirip çevirdiğine inanıyorlarsa o zaman kafir olur. Tıp­kı bazı Cahiliyye'nin zan ettiği gibi. Bu büyük bir alim kitlesinin görü­şüdür. Doğrusu da budur.

Bunların üzerine şunu da demişlerdir: "Şayet bir insan: "Filanca yıl­dız sayesinde bizlere yağmur yağdı" der ve bunun Allah'dan (c.c.) ve merhametindendir derse, yıldızların, nevlerin, vb. sadece vesile olduğuna inan­sa bunlardan bir şeylerin olmadığını kastetse; Mesela:

"Filanca vakitte bizlere yağmur yağdı vb..." derse o zaman kafir ol­maz.

Bunun da mekruh olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır. Doğru gö­rüşe göre bu da mekruhtur. Mekruh olmasının sebebi: Küfür ve dışında olan sözlere iki de bir gitmeye müsait olduğu ve bunu diyene kötü zan bes­lenebileceği içindir. Bak. Nihaye: 5/22. Müslim (Nevevi): 2/60.

[25] Bu amelleri yok eder. Bunu Allah (c.c.) salih ve ihlaslı yapılma­dığı süre kabul etmez. Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/24-27.

[26] Bunu ilmi kelam diye isimlendirenler bidatçilerdir. Çünkü Eh­li Sünnet Alimleri bunu Tevhid diye adlandırmışlardır. İki ayrı isimlen­dirme. Tevhidin kaynağı: Kur'an ve Sünnettir. Kelam ilminin ise: Felse­fe, Mantık, Cedel. Nitekim Selef bu sapık olan şeylerden nehyetmiştir.

[27] Şura: 42/11.

[28] Muhalefetun lil Havadis: Mahlukatından hiç kimseye benzememesidir. Ne zatında, ne sıfatlarında, ne de fiillerinde. O'nun (c.c.) zatı cev­her ve arazla ya da başka sonradan çıkan şeylerle vasfolunmaz. Bunlar­dan hiçbir şey O'na, sıfatlarına ve fiillerine benzemez. (Gerçek Dip­not'tan)

İlk başlarda da vurgulandığı üzere kıdem Allah'ın (c.c.) isimlerinden değildir. Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: "O Evveldir, Ahirdir." (Muhammed El-Hamis)

[29] Kıyam bi-Nefsihi: Hiçbir şeye ihtiyacı olmaması, herkesin O'na (c.c.) ihtiyacı olmasıdır. (Gerçek Dipnot'tan)

[30] Bununla beraber Allah'ın (c.c.) ve Rasulü 'nün vasf etmediği şey­le O'nu (c.c.) vasf etmek caiz değildir. (Gerçek Dipnot'tan.)

[31] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/28-32

[32] Maturidiyye sadece sekiz sıfatı tesbit etmişlerdir. Bunlar: Hayat, Kudret, İlim, İrade, Sem, Basar, Tekvin'dir. Bazılarında muzdarip ve bazılarında ise ihtilaftır. Bunların dışındakileri ise tatil etmektedirler. (Muhammed el-Hamis).

[33] Tevbe: 9/40.

[34] Hadid: 57/4.

[35] Am (genel) olan beraberlik ise; Müellifin de kitabında belirtti­ği gibi "onun kudretinin, ilminin, herkes ile beraber olmasıdır."

[36] Lakin Eşarilerin çoğu bunun aksinedir. Onlara göre; Kelam harf ve ses değildir. Bunun manası nefsiyle kaimdir. Lafızlarda mahluk­tur. Koyuldukları şeye delalet etsin diye. Böylece Kur'an'a, sünnete ve selefe muhalefet etmişlerdir.

[37] Tevbe: 9/6.

[38] Buhari (2990), Müslim (1861), İbn-i Ömer'den (r.a.) hadisi bu manada zikretmiştir.

[39] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/33-36

[40] Yasin: 36/82.

[41] Ahzab: 33/62, Fetih: 48/48.

[42] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/37-38

[43] İslam şeriatında yapılan her zıt iş kişinin şahadetini itiraf ede­nin itirafının yalan olduğunu göstermez. Bu yaptığı zıt iş küfür ise o za­man farklı.

[44] Yani Şeyhu'l-İslam İbn-i Teymiyye (rh).

[45] Sa': Bin kırk dirheme eşittir. Yaklaşık olarak 2.917 kg. dır. (Mütercim)

Doğrusu; Onlara kefaretin gerekmediğidir. Çünkü bunun hakkında bir delil yoktur. Bu Malik ve Ebu Sevr'in görüşüdür.

[46] Bu mesele hakkında ihtilaf edilmiştir. Sahih olan görüşe göre Ve­linin ölünün yerine -eğer borcu varsa- oruç tutabileceğidir. Buhari ve Müs­lim'in Aişe (r.anha) dan rivayet ettikleri hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

"Kimin oruç borcu olduğu halde ölmüşse velisi onun yerine tu­tabilir." Bu görüşte olanlar:

"Hadis Alimleri (Allah hepsinden razı olsun), Şafii muhaddislerinden bir topluluk, Ebu Sevr. İmamı Beyhaki İmamı Şafiinin bu hadis hakkında sahih taliki yaptığını nakletmiştir. Hadis sahih rütbeli bir hadis­tir. Elhamdülillah.

[47] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/39-44

[48] Şuurlu bir şekilde teslim olmakla beraber. (Muhammed El-Hamis.)

[49] Kendisine layık manalardan delalet eden isim ve sıfatlarıyla tek oluşu. (Muhammed El-Hamis.)

[50] İslam'da ölüm meleğinin Azrail diye isimlendirildiği varid de­ğildir. İsrailiyattan olsa gerek.

[51] Ayetin tamamı: "Şüphesiz ki ben Cehennemi topluca insan ve cinlerden doldura­cağım." (Hud: 11/119, Secde: 32/13)

[52] Meryem: 19/17.

[53] Bazı meleklerden tabi. Çünkü üstünlük iman ve takvadır. Cibril'in imanı ile salih olan beşerin imanı bir değildir. Dikkat et! Bu konuda ayrıntılara girmemek daha uygun ve daha doğrudur. (Mahmud El-Haddad.)

[54] Fussilet: 41/42.

[55] Hicr: 15/9.

[56] Ahmed bin Hanbel 3/387 ve başkaları rivayet etmiştir. "İrvau’l-Galil" adlı eserinde Muhaddislerin Şeyhi bu hadisi hasetlenmiştir.

[57] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/45-48.

[58] Nisa: 4/165.

[59] En'am: 6/124.

[60] Yusuf: 12/24

[61] Yunus: 10/63.

[62] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/49-53.

[63] Müslim: 590. Müellifin bunu Sahihi Müslim'e izafe etmesi da­ha uygundur.

[64] Müslim: 588; Süneni Beyhaki: 2/154. Bu iki hadiste kast edilen emir vücup manasındadır.

[65] Müminun: 23/100.

[66] AI-i İmran: 3/169.

[67] Hadis sahihtir. Müellif bu manada rivayet etmiştir. Sahih olan laf­zı şöyledir:

"Allah (c.c.) peygamberlerin cesetlerine toprağı haram kılmıştır." Ebu Davud: 1047,1531; Nesei: 1374; İbn-i Mace: 1085; Ahmed: 4/8; Hakim: 1/278 vb. Evs bin Evs'in hadisinden.

[68] Müslim: 2278; Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Tam lafzı şöyledir: "Ben ademoğlunun efendisiyim. İlk cesedi kabirden ayrı tutula­nım. İlk şefaat veren ve olunanım (Allah'ın izni ile)" İki konumda da Ebu Said (r.a.) den Tirmizi rivayet etmiştir. 3148, 3615. Müslim'in riva­yet ettiği gibi.

[69] Yasin: 36/51.

[70] Münkünattan maksat: Akıllara imkansız gelmeyen şeylerdir.

[71] Müminun: 23/102.

[72] Enbiya: 21/28.

[73] Zuhruf: 43/75. Buna benzer Buhari rivayet etmiştir. 6544; Müslim 2844. vb.

[74] Buhari buna benzer rivayet etmiştir: 573; Müslim: 633. Teşbih görünen şeylerin değil görme olayının açık seçik bir halde görüleceği ile ilgilidir.

[75] Kıyame: 75/22.

[76] Rasulullah (s.a.v.)'in: "On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz" diye buyurduğu hadiste yu­karıda zikredilen ilk üç madde zikredilmemiştir. Hadiste bunların yeri­ne Nebi (s.a.v.) şunları söylemiştir:

"Doğudan, batıdan ve Arap yarımadasında ay ve güneş tutulma­larının olacağını bildirmiştir." (Muhammed El-Hamis)

[77] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/54-61.

[78] Saffat: 37/96.

[79] Kamer: 54/49.

[80] Müslim Ali (r.a.) dan namazın başlangıcında okunan: "Yüzümü semavatı ve yeryüzünü yaratan Allah'a (c.c.) karşı hanif, müslüman olarak..." ayetinden bu hadisi rivayet etmiştir. (Mürselat: 771)

[81] Şuara: 26/80

[82] Kehf: 18/79.

[83] Kehf: 18/82

[84] Nisa: 4/165.

[85] Bakara: 2/285.

[86] Teğabun: 64/16.

[87] Ğafir: 40/17.

[88] Nisa: 4/65.

[89] Tirmizi rivayet etmiştir: 2517; İbn-i Hibban: 2549; vb. Muhaddislerin şeyhi bunu "Muşfiletu'1-Fakr" adlı eserinde hasenlenmiştir. (22)

[90] İbn-i Mace: 90,4022 vb. Günümüzün değerli muhaddisi (Elbani) sahihihin'de rivayet etmiştir. (154)

[91] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/62-67.

[92] Rum: 30/6.

[93] Al-i İmran: 3/9.

[94] Nisa: 4/48,116.

[95] Bu mutlak olarak değildir. Lakin başkası bulunmadığı taktirde arkasında namaz kılınır.

[96] Meşhur olan nüşre sahih değildir. Sahih olan nüşre iki tanedir. Mustevin ve meşhur olanı.

[97] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/68-73.

[98] Ey Şeyh Havkir-Allah (c.c.) seni afv etsin- Tasavvuf nerede İh­san nerede? Tasavvufçular İhsan ismi gibi Şer'i olan isimlerden razı olmamakta onlar kendi çıkarttıklarından sadece razı olmaktadır. Mesela Mürid, Arif, Sofu, Salik, Derviş vb...

Bir de şu var ki; Rabbimiz'in bizlere seçip razı olduğu bu yüce İslam dini'nin tasavvuf gibi sapık ve şatafatlı bir topluluktan, ilk asrın değerli şahsiyetlerinin bile bunu bilmediği muhakkaktır.

Bunların İslam'a ve Müslümanlara zararları başkalarından geri kalma­maktadır. Bu olay ki; İslam'da yeri olmayan bidat ve sapıklıklarla doludur. Her sapıklık ise ateştedir.

[99] Müslim: 2564, 34; Ebu Hüreyre’den (r.a.) baş lafzı şöyledir: "Allah (c.c.) suretlerinize ve mallarınıza bakmaz..."

[100] Bu kitabı okumaktan bütün Müslümanlar sakınsın! Çünkü içer­diği konular Kur'an ve Sünnete muhalif felsefi fırkaların görüşleri, Sufilerin bidat ve hurafeleri ve mantıki görüşlerden ibarettir. İçinde bir çok aslı asdarı olmayan hadisler vardır. Bir çok Alim de bu kitabı zemm edip kitaplar tasnif etmiş ve sakındırmıştır. Hatta Turtuşi "Din ilimlerinin ölü­mü" adında (İhya kitabının aleyhinde) bir kitap yazmıştır. Aynı zaman­da Kardeşimiz değerli Ali Hasan Abdulhamid Eseri'nin : "İhya-u Ulumud-Din Alimler ve tarihçiler terazisinde" adlı risalesine bakınız.

Ahmed bin Hanbel (rha) bu amelin batıl olmayacağını söylemiştir. İbn-i Raceb'in buyurduğu gibi. Şöyle demiştir:

"Katıksız bir riya şüphesiz ki müminden farz bir namazı olsun, oru­cu, olsun, sadaka yada Hacc olsun vb...bu amelin müslüman amellerini yok ettiğinde şüphe yoktur."

[101] Müslim rivayet etmiştir. (2462) Alimler şöyle demiştir:

"Bu müjdenin manası, erken hayırla verildiğinin müjdesidir. Bu ahirete ertelenen müjdeye de bir delildir. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Sizlere müjdeler olsun, bu gün cennetteler…" Bu erken verilen müjde, Allah’ın (c.c.) rızasına, sevgisine ulaşmak ve O’nun (c.c.) mahlukatını sevmesidir.

[102] Zayıf bir hadistir. Tirmizi: 2384; İbn-i Mace: 4226; vb.

[103] Necm: 53/32.

[104] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/74-80.

[105] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/81-84.

[106] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/85.

[107] Müslim: 2276; Tirrnizi: 3606; vb... rivayet etmiştir. Başka bir ri­vayette de şöyle buyurulmuştur:

"Ve ben hayırlının en hayırlısıyım."

Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/85-86

[108] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/86-87.

[109] Buharı.

[110] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/87-88.

[111] Maide: 5/3.

[112] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/88-90.

[113] Furkan: 25/1.

[114] Müslim: 523; Ebu Hüreyre (r.a.) den. Hadisin tamamı şöyledir: "Ben altı şeyle diğer Nebilere üstün kılındım. "Bana Cevami-u Ke­lim verildi, bana korkutma ile yardım olundu, ganimet bana helal kı­lındı, yeryüzü bana mescid ve teyemmüm yeri kılındı, tüm mahluk­lara gönderildim, Nebiler bende son buldu"

[115] Bunu Müslim rivayet etmemiştir. İlk satırı Muttefekun aleyhtir. Bu lafızla rivayet eden: Ebu Ya'la’dır. Ömer (r.a.)'nın hadisinden, Darekutni de rivayet etmiştir: 4/144 İbn-i Abbas'dan.

[116] Sahih bir hadistir. Ebu Davud: 4304; İbn-i Mace Darimi vb.

[117] İbn-i Mace: 4313; vb... Bu hadiste Anbese bin Abdurrahman var­dır. Kendisi hadis uydururdu.

[118] Yada günümüzde: "Şefaat Şeyhim!" diyen bazı geri zekalı so­fuların dediği gibi. (Mütercim)

[119] Nisa: 4/64.

[120] Ey İbn-i Nasrullah! Bu nasıl olabilir ki? Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ancak üç mescid için sefere çıkılır..." Hiçbir zaman sadece Ra­sulallah' ın (s.a.v.) kabrini ziyaret etmek için sefere çıkılmaz. Bu konu­da İbn-i Abdulhadi'nin "Sarimi El-Munki" adlı eserini okumalısın!.

[121] Bilakis Allah'a yakınlaşmak bu konuda ancak Mescidi Nebevi’ye yolculuk etme ile mümkündür. Aksi takdirde Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerine muhalif bir nehiydir bu. Medine'ye vardığında kabri şerifle­rini ziyaret etmeleri müstehaptır. Nitekim hiçbir sahabe (r.anhum) Onun kabrini ziyaret etmek için Medine'ye yolculuk yapmamışlardır. Bilakis onlar Mescide namaz kılmak için giderlerdi. Namazlarında ise O'na (s.a.v.) selavat getirirlerdi. Onların bazıları mescide girerken bazıları da çıkarken bunu okurlardı. Rasulallah (s.a.v.) Aişe (r.a.) nın odasında medfundur. O sahabeler odanın içerisine girmezler, odanın dışında dururlar­dı.

Her kimde mescide namaz kılmaya değil de sadece kabrini ziyare­te giderse bu kişi bidatçi olup Seyyidil Murselin'e ve sahabelerin icmasına muhalefet etmiş olur. Aynı zamanda başka bir husus daha vardır ki; kabir ziyaretine gitmek için yolculuk yapmak haramdır. Ziyaret de sadece "Şer'i ziyaret" (sefer dışında) yapmak ise müstehaptir. Çok dikkatli ol­malısın bundan dolayı!

[122] Hadisin tamamı: ''Kim bir özrü, haceti dışında bana ziyare­te gelirse kıyamet gününde benim ona şefaat etme yetkim vardır. (Al­lah'ın izniyle)" Tabarani ve başkaları rivayet etmiştir. Bu hadiste kabir ziyareti ile ilgili bir konudan bahsedilmemektedir. Ölümünden bunun­la beraber bu isnad zayıf, metni de münkerdir. Delil olmaz. Buna benzer hadîslere de dayanmak caiz değildir, sonra da ziyaretle ilgili de bir konu bulunmamaktadır. Bak: "Sarimi El-münki" 40.

[123] Bir kişinin kabri sadece kastetmesi doğru değildir. Onun sade­ce Mescidi kastetmesi gerekir. Sonra dilerse kabri ziyaret eder. Çünkü hadiste:

"Ancak üç mescid için yolculuk yapılır" diye buyurulmuştur. Hat­ta İmam Malik:

"Ben Nebi'nin (s.a.v.) kabrini ziyaret ettim" demeyi bile kerih gör­mektedir. Çünkü şer'i olan kabir ziyaretindeki maksad; selam ve duadır, işte dua ve Selam namaz dahil her yerde olabilir ezan dinlendiği vakit ve her dua anında..."

[124] Sahihtir. Tahricine bak: "Tahzirus-Saacid men ittehezel-Kubur mesacid."

[125] Aynı eser'den.

[126] Yani (s.a.v.) in duasıyla. Nitekim sahabeler O hayatta iken duasıyla tevessül ederlerdi. Ondan kendileri için Allah'a (c.c.) dua etmele­rini istiyorlardı. Yağmur duasında olduğu gibi vb. Vefat edince amcası Abbas ile tevessül ettiler. Rasulallah'ın (s.a.v.) yüzü suyu vb. hürmeti ile değil. Dolayısıyla vefatından sonra Onunla tevessül caiz olmaz.

[127] Buharı: 1008.

[128] Fethu’l-Bari: 2/575; Hacer El-Askalani’nin, Zübeyr bin Bekkar’ın itimat ettiği Musannıfından bak: "Mucem El-Varide fi Fethil Bari" Şeyh Meşhur bin Hasan’ın.

[129] İtimad edilen ve doğrusu da budur. Akideyi muhafaza etmek açısından bunun zıddı ile amel etmemek lazım. Haram yolları da üstelik tıkamaktadır. İlk asrın değerli insanlarının ameli de bu istikamet üzerinde idi.

[130] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/90-97.

[131] Ankebut: 29/48.

[132] Kamer suresinde bir çok ayette.

[133] Hicr: 15/9.

[134] Buhari: 7 ve Müslim rivayet etmiştir.

[135] Nur: 24/35.

[136] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/98-102.

[137] Nisa: 4/65.

[138] Nesei (5013) Enes'den (r.a.).

[139] Al-i İmran: 3/31.

[140] Şura: 42/23.

[141] Herhalde Ebu Bekr (r.a.)'ın sözünü kast etmektedir.

"Nefsim elinde olana yemin olsun ki Rasulallah'ın (s.a.v.) akrabala­rına bakmam kendi akrabalarıma bakmamdan bana daha sevimlidir." Ahmed Müsned'inde rivayet etmiştir: 1/10. Hadis Buhari ve Müslim'de de geçmektedir!.

[142] Müslim: 2408, Ğadir Hum: Mekke ile Medine arasında bir yer ismi. Cuhfe'den 3. Mil uzakta.

[143] Ahmed: 1/201; Tirmizi: 3758; Hakim: 3/333; Tirmizi bu hadi­se hasen, sahihtir demiştir.

[144] Ahzab: 33/33.

[145] İbn-i Cerir Et-Taberi ve başkaları bu ayetin tefsirinde bunu riva­yet etmişlerdir. Müslim: 2424. Müellifin de belirttiği gibi duayı zikretmemiştir. O ancak cübbesinde onları barındırdıktan sonra bu ayeti okudu.

[146] Müslim: 2404/32.

[147] Buhari Müslim. Hadisin tamamı "Hatib bin Ebi Beltea" kıssasın­da zikredilmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki Allah (c.c.) Bedir'e katılmıştır. Nereden biliyorsun ki nitekim Allah (c.c.) Bedir Ehlini muttali kılmıştır ve şöyle buyur­muştur:

"Dilediğinizi yapın, Çünkü ben sizleri bağışladım" Başka bir riva­yette de:

"Ben sizlere Cenneti vacip kıldım."

[148] Haşr: 59/10.

[149] Buhari Müslim.

[150] Ahzap: 33/56.

[151] Bak: "Cilau'l-Efham" adlı kitabına. Lakin bu zikrettiklerinin hep­sinde sahih birer delil yoktur. Hepsinin teker teker delillerini toplamalısın. Nitekim burada bazılarında delili olmayanlar da bulunmaktadır. Mesela "Telbiye'yi bitirince, ezan okununca, kurban kesince, malı olma­yan kişinin sadakasının yerini tutması, aksırırken. ile ilgili deliller."

Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/102-114.

[152] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/115.

[153] Bu kitap bir kaç risale serisinden oluştuğundan bu ilk çıkan kitaplardandır. Yukarıda zikredilen ikinci kitap elinizdeki bu eser değil­dir. (Mütercim)

[154] Ebubekir Bin Muhammed Arif Havkir, Tevhid, (Dinde Kaçınılmaz Konular), Tevhid Yayınları, (Mütercim: Abdullah Alpaslan Tunçer), İstanbul 1999: 20/115-117.