Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fatiha Suresi [1] "Bismillah" Allah'ın Adıyla - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 1. Sayfa

FATİHA SURESİ[1]

 

"Bismillah"

Allah'ın adıyla. Okumaya besmele ile başlamak vacip­tir. Allah'u Teala'nın şu sözünden dolayı:

"Rabbinin adıyla oku."                        (Alak: 96/1)

Ba'nın kullanılışı okumanın besmele ile başlanmasının gerekliliğini teşvik etmektedir.[2]

Besmeleyle bütün işlere başlamak sünnettir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:

"Akla dayanan hangi iş olursa olsun besmeleyle baş­lamıyorsa o iş bereketsizdir."[3]

"Allah" kelimesi Allah celle celaluhunun ismidir, sade­ce ona aittir, herhangi birşeyden türememiştir.[4] Manası o ibadeti hak etmiştir, yani ibadete sadece o layıktır. İbadet edi­len put manasına ve ibadete müstahak olan manasında de­ğildir. Çünkü kendisine ibadet edilen veya kendisine bunun üzerine ibadet etmeye müstahak olan demek, yokken ve sonradan yaratılan demektir. Onun ismi yücedir o "ilahtır" ve ezelidir, sonu yoktur.

"Er-Rahmani'r-Rahim"

Her iki isim rahmetten alınmadır. Rahmet muhtaç olana nimet vermektir. Tamamu'n-nimeti: Nimeti veren kişinin verdiği fiilinden müstağni olması gerekir. Kendisine nimet verilen de ona muhtaç olması gerekir. Nimetlendiren Al­lah'tır ve ibadet ona layıktır ve ona hamd vaciptir. Nimet öy­le bir noktaya ulaşır ki yaratıklardan hiç biri ona güç geti­remez. Mesela hayat, akıl ve his nimeti gibi. Bazen kullar için onun sebeblerini elde etmede yardım babından kolay­lık sağlar. Şunlar gibi: Mesela ilim çalışması ve ahlakını dü­zeltmesi, uygun mal ve makam gibi sebepler. Bunun için iki isminden biri yapılışı mübalağa sigasıyladır. O da "er-rah-man" dır. Nimet verenlerin hiç biri buna ortak olamaz.[5]

 

"Alemlerin rabbi"

"Er-rabbu" sahip olan, düzenleyen manasınadır. "Er-Rabbaniyyun" ilimle uğraşan ve ilmi düzenleyen alimlerdir. Rab kelimesinin diğer bir manası da hafız yani koruyandır. İçinde kumar okunun konulduğu bez torbaya da Rababeten veya Rabbetun[6] denilmektedir.

Huzeli şöyle dedi: En güzel şarap, Şam şarabıdır. Başka yerden satın alınıp getirilmiştir, çok nefistir, tam ikram edilecek cinstendir. Sancağından iyi olduğu bilinir. Bazen atlılar onu getirir civarda satar ve onun sahibi adeta güven arzeden güvenilir biridir.[7]

Rabbi hakiki manada seyyid (yani efendi) kelimesi kar­şılığı kullanmak doğru değildir. Çünkü seyyid sadece diri olan, seçebilen manasınadır, halbuki Rabb kelimesi daha ge­niş ve kapsamlıdır.

"El-Alem" akıllı varlıklar için çokluk ismidir. İbni Ab-bas'a (r.a.) göre ruh taşıyan bütün canlıların ismidir.[8]

Hasan (rahimehullah) şöyle der: Alem yerle gök arasın­da olan ve içine aldığı her şeydir.[9]

Birinci görüş akıllıları kapsadığı için daha evladır. Çün­kü develer alemini gördüm denilmez. Çünkü lügatta asıl olan şey görünendir. Mesela el-Alem: dağın tepesi için kullandı­ğı gibi bayrağa da ve üst dudağın üstündeki görünen ayrılık yerine de aynı isim verilmektedir. Zira bu zahir ve açıktır. Görünen daha çok çoğullar için kullanılırsa da hususi ma­nada akıllılar kasdedilir. Çünkü onlar yaratılışta baş ve gö­rünenler gibidir. Onlar deliller oldukları gibi delil de göste­rililer. Fakat bütün yaratılanlar alemin içine girer, velev ki akıllı olmasa da. Bu mana daha genel ve daha da uygundur.

"Din gününün malikidir."

"El-Maliku"[10] Mülk üzerinde tasarruf yapmaya gücü ye­ten, "el-meliku" emir vermeye ve düzenlemeye gücü yeten manasınadır. Görünüşte birincisi daha Özeldir. Fakat bu mana gücü kullanma itibariyle daha kuvvetlidir. Malik ve­ya melik okunuşu biri diğerinden daha doğrudur demek mümkün değildir. Çünkü iki şekli de vahiydir[11] ve iki oku­yuş ta faydalıdır.

"Ed-Dini" Ceza, hüküm, hesab ve taat diye tefsir edil­miştir. Asıl mana ise cezadır. Çünkü hesap ceza içindir. Hüküm ise ceza verilecekler içindir. Taat ve hükümden do­layı ise ceza veya mükafat verilmesi gerekir. Böylece sebe­bin isimlendirilmesi o şeye sebeb olanın ismiyledir.

Melikin din günü sahibi diye tahsis edilmesi onu yü­celtmek ve onunla övmek içindir. Ayette de olduğu gibi:

"Arşın Rabbi."                                  (Enbiya: 21/42)

Allah'u teala dünyada bazı kullarını mülke sahip kılar ve söz sahibi eder. Ahirette ise tek söz sahibi Allah'tır.

"İyyake" de doğru olan görüş ise Ahfeş'in[12] görüşüdür. Ona göre konulmuş, muzmer (gizli), muarraf (bilinen) bir isimdir ve muzaaf değildir.[13] Kaf harfi hitap içindir onun irapta yeri yoktur. Burada kafin yerindedir, onun içindir ki burada türemiş değildir. Çünkü muzmer olan isimlerin ken­disinde herhangi bir türeme yoktur. Ancak Züccac'dan bir rivayet vardır.[14] (Züccac meşhur arap dili alimlerinden-dir). O ayetten türediğini yani alamet manasına olduğunu söyler.

"İyyake na'budu" Biz sana ibadet ederiz, senin gerçek­liğinden biz sana ibadet ederiz. Muzmer olan isimler nasıl türemiş olur? diye sorulduğunda bu görünen bir durumdur, muzmer onunla ham kılınmıştır.[15]

"İyyake" tekrar edilmiş. Çünkü burada kaf "nabuduke ve nesteinuke"de olan kaf manasındadir. Bu bir eğitimdir. Her büyük dava ve ona yönelmeyi gerekli kılıyor onun için de iki kelimeyi tek sözle bağlamamış ve ikisini tek çırpıda söylememiştir. Kısa ve öz olduğu için "Nabuduke ve nesta-inuke" denilmemiştir. Çünkü "Nestainu" ayetin geliş şekli­ne uygundur. Bunun için burada ibadet yardımın önüne ge­tirilmiştir. Rahman'ın öne geçirildiği gibi, çünkü bu en be­liğ olandır. Çünkü ibadet edilenin zamirinin ibadet edenin önüne geçmesi tazim ve düzenliyi tertibe riayet edilmesi ba­kırcından daha uygundur.

Fakat burada "iyakena'budu" hitap lafzıyladır. "el-Ham-dulillah" ise surenin başında geldiği halde gaib lafzıyla­dır. Çünkü sen karşındakine hamdediyorsun ibadet değil. Fa­kat hamd lafzı normal bir şekliyle gaibliğiyle beraber kula-mlmiştır. İbadet ise şereflendirmenin en son noktasıdır. Al­lah'a yakınlıkla hamdın son merhalesi ile hitap şeklinde ibadet kelimesi geçmiştir. Bunun için surenin sonunda:

"Öyle bir yola ilet ki senin nimet verdiğin kişilerin yo­luna." geldi                                                  (Fatiha: 1/7)

Nimeti Iafzen kendisine isnat etmesiyle gadap kelimesi­ni mağdubi aleyhim lafzına daha güzel ve taltif olsun diye çevirmiştir.

Burada hidayet sorulması (elbetteki meydana geliyor) müstakbelde ömür üzerinde sabit olması içindir. Deniliyor ki burada hidayetin istenmesi ahirette cennet yoluna iletmek içindir. Sanki burada verilen sözün mükafatı yerine getiril­mek içindir şu ayette belirtildiği gibi.

"Onunla Allah, rızasının peşinde giderleri esenlik yollarına iletiyor."                                     (Maide: 5/16)

Yani esenliğe giden yollara. Deniliyor ki bütün sapıklık­ların ve şüphelerin verdiği eziyetten dolayı hidayete ermek isteyen kalbindeki şüphelerin yok olması için hidayeti hidayet verenden sorup onu istemesi en güzel şeydir. Ali (r.a.) şöyle buyurur[16]:

"Dosdoğru yol, Allah'ın kitabıdır. Hidayetin istenmesi onu muhafaza etmek ve bunun manasını açıklamak içindir."

Rasulullah (s.a.v.) ise şöyle buyurur:

"Dosdoğru yol benim gittiğim yol ve benden sonra hi­dayete götüren Raşid halifelerimin yoludur."[17]

Sünnetin bütün yönleriyle hidayeti istemek iman için en güzel şeydir.

Adiy b. Hatem (r.a.) Rasulullah'dan (s.a.v.) sordu:

"Ya Rasulallah kendilerine gazap edilenler kimlerdir?" Peygamberimiz:

"Onlar yahudilerdir" buyurdu.

"Sapıklığa batanlar kimlerdir?" diye sorunca onlar da:

"Hristiyanlardir"[18] buyurdular.

Kur'an da buna işaret etmektedir. Yahudiler için:

"Allah'ın gazabına uğradılar..."         (Bakara: 2/61)

Cenabı Hak hristiyanlar için ise:

"Düz yoldan şaşmış bir milletin keyiflerine uyma­yın."                                                           (Maide:.5/77)

Eğer denilse ki "Gayran" kelimesi devamlı nekire (belir­siz) manasınadır ve nasıl marife (belirli) bir kelime onunla vasfedilir? Deriz ki "Ğayri'l-mağdubi" kelimesi Ahfeş'in gö­rüşüne gör e"el-lezi" kelimesine bedeldir, vasıf değildir. Ebu Ali el-Farısi[19] (meşhur nahivci)'nin sözüne göre muhakkak ki "gayr" kendisine izafe edilenle beraber marifedir. Zira ma­rifete izafe olunanın hükmü marife olmasıdır. Zira burada "gayr" ve "misl"de aslında nekire kılınmış, manalarından do­layı ikiside marifelere izafe edilmelerine rağmen böyledir. Çünkü mesela sen desen senden başkasını gördüm onun dışında gördüğün her şey, onun dışında gördüklerinden sa­yılır. Mesela desen ki senin gibisini gördüm, bu onun gibi onun ahlakı, ilmi makamı yaratılışı ve sayılmayacak kadar çok şey onun gibi sayılır, mana itibariyle her iki cümle de nekire olur. Eğer marifenin bir zıddı varsa sen de onu isbat edip zıddını yok etmek istiyorsan o zaman işiten bilir ki sen onu "gayr" ile izafe ediyorsun. O zaman (ğayr)'ı onun zıd­dıyla izafe ettiğin için marife olur.

Mesela desen ki durmayıp hareketlenmen gerekiyor, sü­kundan başkası marifedir o da harekettir. Burada sen sanki kuvvetlendirmek için hareketi tekrarlamışsın. Bu da öyledir.

Çünkü imanla nİmetlenen herkes kendisine gazap edile­nin dışındadır. Bunun tersi ise kızılmışiarın dışında olan her­kes, kendilerine nimet verilenlerdir. Bu da marifede ona denktir ve gayr bu takdirle marifedir.[20]

Burada Allah'ın gazabı konusunda manevi bir şey vardır, Allah'ın gazabının niceliği hususunda. Allah'tan olan gaza­bın bizim gazabımızdan muhalif olduğunu bilmek gerekir. Bizden olan gazap, kanın kaynayıp intikam duygularının gel­diği anda olur. Allah'tan olan ise, kendisine asi olana, zara­ra vermeyi murat etmesiyle olur. Burada bütün sıfatlardaki mananın zorluklarını tarif etmek asıldır, başlangıç itiba­riyle lafızlardakİ zanlar gidilmemelidir. Fakat tamam olma itibariyle gidilmelidir. Allah'u Teala'nın vasıfları (sıfatlr.-rı) nihai maksatlara hamledilir. Başlangıçta olan maksatla­ra değil mesela yumuşaklık ve rahmet bu ikisi kalbin sıkı­şıp bir şeyi kendi dışında görmesiyle olur, sonra tazelenip bu istenmeyen şeyin gitmesini istemeye başlar, bizim ken­dimize yaptığımız yumuşaklık ve rahmet vasıfları kalbin sı­kışmaya başladığı andır. Fakat Allah'u Teala için bütün yardım dileğini tamamlamak içindir. Öyleki bununla müb-tela olana yardım eder. Bizdeki sevgi tabiat itibariyle asla yöneliktir. Onun tamamı ise hayır ve düzeltmeyi istemektir. Allah için ise tam mana taşır nisbi değildir. Bizde kızgınlık tabiatımızı bulandırır, bizi duygusallığa götürür, yüz hattı-mız değişir, gözlerimiz kızarır, beden endişeli ve kararsız olur. Sonra da aynı cinsten ceza vermeyi ister. Bu da rıza­ya (razı olmaya) zıttır. Allah Teala ise bu son mana üzeri­ne onunla vasıflanır, o da gaye ve eksikliklerdir. Böyle söz Allah'ın bilinen sıfatları üzerine cereyan eder. Allah daha iyi bilir.

"Amin"

Manası yani Allah'ım bunu yap demektir, isimdir ama fi­il onunla isimlendirilmiş. Bu çeşit birçok isim vardır: sah-mah, ruveyden, ileyke veduneke gibi.

Onun aslı Amin'dir. Elif çok olmuş. Sanki o, onunla değil de Emene'den Feiyl vezninde türemiştir.[21]

 



[1] Tefsircilerden Miicahid dedi ki: Fatiha suresi Medine'de nazil oldu. Katade ise: Fatiha suresi Mekke'de nazil oldu dedi. İki görüş top­lanarak Fatiha suresi bir kez Mekke'de bir kez de Medine'de nazil olmuş­tur. Buhari, Darimi, Ebu Davud, Tirmizi ve diğerleri Ebu Hureyre'den tah-ric ederek dediki:

"Rasulullah (s.a.v.) dedi ki:

"(Elhamdülillah! rabbil alemin) Kur'an'in anası, kitabın anası ve yedi ayettir."

Ebu'l-Hasen el-Herali ise şöyle dedi: Fatiha Kur'an'ın anasıdın. Çtin&ü Kur'an'ın manası ayrıntılı olarak onun mücmel, genel şeklin-dendtr., Fatiha'nın ilk üç ayeti esmai hüsnayı ve yüce sıfatlan kapsar, fa­kat Kur'an'da bununla ilgili olanlar toplu manadan ayrıntılı olarak açık­lanmıştır. Diğer üç ayet yani "ihdina" dan sonrası ise yaratılanların Al­lah'la olan bağlantısını ve yaratılanların işlerini ve Allah'ın rahmetine yö­nelmeyi kapsar.

Fatihanın fazileti ile ilgili çok rivayetler vardır. Ahmet, Buhari ve Da­rimi 'ııİn Ebu Said b. Mualla'dan tahric ettiğine göre Ebu Said b. Mual-la (r.a.) şöyle diyor. Bir defasında namaz kılıyordum. Peygamberimiz (s.a.v.) beni çağırdı cevap veremedim ve:

Rasulullah (s.a.v.):

"Allahu Teala, Allah ve Rasulu davet ettiği zaman ona uyun bu­yur m uy or mu?" dedi. Sonra da: "Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük surenin ne olduğunu Öğretiyim mi?" dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkarken:

"Ya Rasulallah, bana Kur'an'daki en büyük surenin ne olduğunu öğretecektiniz" dedim. Rasulullah (s.a.v.)

"Eihamdulillahi Rabbi'l-AIemin'dir. O süre yedi ayet ve bana ve­rilen büyük Kur'an'dır." buyurdu. Müsned-i Ahmet: 3/45.0 ve Fet-hu'I-Bari:8/155'ebak.

İmam Ahmed ve Beyhaki iman konusunda iyi bir.senetle Abdullah b. Cabir'den (r.a.) Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Peygamber (s.a.v.) ona dedi ki:

"Sana Kur'an'da inen en hayırlı sureyi söyleyeyim mi?"

"Evet ya Rasulallah!" dedim. Dedi ki:

"Bu sure fatiha süresidir." Zannederim dedi ki:

"Fatihada bütün hastalıklara şifa vardır." Mû'sned: 4/177.

Hakim tahric etti ve sahih gördü.

Beyhaki Makıl b. Yesar (r.a.)'dan Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyur­duğunu rivayet ediyor:

"Zikirden bana ilk verilen Bakara süresidir, arşın altında ise bana Fatiha suresi ve Bakara'nın sonu verildi. Mufassal olan ziya-delik verildi." Müstedrek: 1/561.

Beyhaki iman konusunda Hasan'dan (r.a.) Rasulullah'ın (s.a.v.) şöy­le buyurduğunu rivayet ediyor:

"Allahu Teala 104 kitap indirdi, onlarda olan bütün bilgileri şu dördüne koydu, bunlar da; Tevrat, İncil, Zebur ve (Kur'an) Fur-kan'dır. Sonra Kur'an*a Tevrat, İncil ve Zebur'daki bilgileri koydu. Sonra Kur'an ilimlerini mufassal olanlara koydu. Sonra muassal olanları Fatiha suresine koydu."

Kim fatihanın tefsirini bilirse indirilen kitapların hepsinin tefsirini bi­lir. Fatiha için onüç isim vardır hatta bu şiirlere de konu olmuştur. Fati­hanın onbir ismi vardır: Ummu'l-Kitap, Kur'an, Vafİye, Salat, Hamd, Esas, Rukiyye, Şifa ve Seb'u'l-Mesani.

Ebu Zeyd Belhi Fatma'nın tefsiri üzerine bir kitap yazmıştır. Fahru'r-Razi tefsirinin önsözünde şöyle der. Bil ki bazen aklıma bu surei kerime­nin faydalan hususunda onbinlerce faydanın ve güzelliğin çıkartılabile­ceği aklıma geliyor. Bazı çekememezlikleri olan milletler bunu cehalet­leri, kin ve inatları yüzünden garipsemektedir. Bunu kendilerinin uydur­dukları boş manalardan ibaret olan boş sözlere,- boş kelimelerden ibaret olan ve anlaşılmayan sözlere hamlettiler. Biz bunu önsözümüzde belirt­tik ki bu bir uyan mahiyetinde olsun, çünkü bunlar mümkün olan şeyler­dir, olması pek yakındır.

[2] Meşhur Müfessir Cessas ise şöyle den "Kur'an'da açık bir şekilde durum izah edilmektedir. O da Allah'u Teala'nın Alak süresindeki:

"Rabbinin adıyla oku" Besmeleyle okumaya başlamayı emretmek­tedir, okumadan Önce istiazeyİ emrettiği gibi." Ahkamu'l-Kur'an: 1/7

İsim haber olduğu zaman emir manasını kapsamaktadır. Bilinen şey odur ki bu Allah'tan haberdir. Çünkü o Allah'ın ismiyle başlıyor bu bi­ze bir emir ve başlangıçta onunla başlamamız gerekir. Onunla açmak bir teberrüktür, çünkü böyle başlamanız bize haber verilmektedir.

[3] Hadis şöyle rivayet edilir:

"Akla dayanan hiç bir şey yokturki besmelesiz başlansın da be­reketi kesik olmasın"

Rehavi Erbain'de Ebu Hureyre'den naklediyor. Suyuti Camiu'1-Ke-bir'de naklediyor: "Allah'a hamdla başlanmayan bütün sözler ke­siktir (yani faydasızdır)." İbni Mace Nikah'ta 1/610 ve Ebu Davud 2118 rakamıyla rivayet etmişlerdir.

[4] Bu, Sibeveyh ve tahikkçilerin görüşüdür.

[5] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/

[6] İbni Faris (Er-Rubabetu) için şöyle dedi: Kumar oklarının ko­nulduğu bez parçası veya başka birşeydir. Mücmel: 2/371.

[7] Beyitler Ebu Zueyb Huzeli'nindir, Adı Huveylid b. Halid'tir. Bir asır cahiliyyede yaşadı sonra İslam'a ulaştı ve müslüman oldu. Me­dine'ye ulaştı ve Nebi'nin (s.a.v.) cenaze namazında hazır bulundu ve def­nedilmesine iştirak etti. Sonra Ebubekir'e biat eti ve oradan ayrıldı. Os­man b.Affan zamanında vefat etti. Huzeli'lerin en şair olanıdır. Eşaru'l-Huzeliyin: 1/33.

İkincisi: Mücmel: 2/371. Betliyosinin Müsellesi: 2/60. Mucemu Ma-kayisi'1-luğa: 2/383. Lisan mad. Rabebe: 1/391.

Sebiyyeten: Satın alınan. Leha ğayetun: Şarapçının alamet olarak dik­tiği sancak. Ukab: Onun sancağı iyi olduğunu gösteriyor.

[8] Nebi'nin (s.a.v.) amcasıın oğlu Abdullah b. Abbas'tır. Hicret­ten üç yıl Önce doğdu. Nebi (s.a.v.) ona dua edip şöyle dedi:

"Allah'ım, ona hikmeti ve Kur'an'ın tevilini öğret." İbni Mesut onun için şöyle der: "İbni Abbas ne güzel Kur'an tercümanıdır." H. 68'te Taif'te vefat etti. Muhammed b. Hanefiyye onun üzerinde namaz kıldırdı.

[9] El-Hasan b. Ebi'l-Hasan el-Basri künyesi: Ebu Sait'tir. Tabi­inin efendilerinden ve büyüklerindendir. Basra imamlanndandır. Za­manında ümmetin en alimi, en abidi, en fasihi ve korkmadan hakkı söy­leyenidir. Hicri 110'da vefat etmiştir.

[10] Allah'u Teala'nın (Maliki yevmiddin) kavimdendir.

[11] Elif ile (Malik) şeklinde, Asım, Kesai, Yakub ve Halef okumuş­tur. Meleke'den ismi faildir. Diğerleri ise semia vezni üzerine sıfatı mü-şebbehe olarak (meliki) okumuşlar. İthaf Fudalai'l-Beşer: 122.

[12] Said b. Masadandır. Sibeveyh'ten daha yaşlı olduğu halde on­dan ilim almış. Arkadaşları arasında en mahir olanıydı. İlk önce Halil ile arkadaş oldu. Ondan ise Ebu Amr Cürmi ve Ebu Osman Mazini ilim al­mıştır. Son zamanlarda basılan (Meanİ'l-Kur'an) adlı kitabı vardır. H. 215'te vefat etmiş.

[13] Çünkü (iyyake)'deki Kef harfi hitap içindir irapta mahali yok­tur. İsim de olmaz. Çünkü isim olsaydı o, ona izafe edilirdi. Muzmer olan­lar ise izafe olmaz. Halil'e göre o, muzmer isimdir (iyya) ona izafe edil­miştir. Çünkü (iyya) kelimesi fiil İle fail üzerine takdim olduğundan ve harflerin çokluğuyla uzun olduğundan aşikar olana benziyor. Abkeri'nin Tibyan'ı: 1/7.

[14] Ebu İshak İbrahim b. Sırri'dir. İşi olan Züccaciyeliğe nisbet edil­miş. Müberrid'ten ders almış. Ez-Züccaciye de ondan ders almış. Arapça ve Nahiv konusunda imamlardan biriydi. Basılmış (Meani'l-Kur'an ve İrabuhu) adlı kitabı ve (Faaltu ve ef'altu) adlı kitabı vardır. H. 316'ta vefat etmiş.

[15] İbni Cinni bu görüşü, Sırru Sanaatu'l-İrab'ta (1/316) red etmiş. Züccac'ın Meani'l-Kur'an'ı 1/48'e bak.

[16] İslam'a ilk girenlerden ve Rasulullah'ın amcasının oğlu Ali b. Ebu Talip'tİr. Raşid halifelerden ve cennetle müjdelenenlerdendir. Ra­sulullah'ın kızıyla evlenmiş. Sahabenin alim ve fakihlerinden biridir. H. 40 yılında 60'a yakın bir yaşta vefat etti. Nesai'nin onun faziletleri hak­kında bir kitabı vardır. Matbudur: 1/22. Senedi hasendir.

[17] Onu, onun lafzıyla bulamadım. Lakin o manada'varid olmuş. Abd İbni Humeyd, İbni Ebi Hatem: 1/22 ve İbni Cerirl/74'te Ebu Ali-ye'den, Allah'u Teala'nın (sırata'1-mustakim) ayetinin yanında çıkarttık­larıdır ve dedi ki: O Rasulullah (s.a.v.)'dir. Ve ondan sonra gelen iki ar­kadaşıdır. Hakİm'in İbni Abbas'tan çıkarıp sahih gördüğünde şöyle de­miş, "O, Rasulullah ve iki arkadaşıdır." Miistedrek: 2/59'a bak. O mana­da Rasulullah'ın kavli şöyledir:

''Sünnetime ve benden sonra gelen raşit halifelerin sünnetine sa­rılın." Ebu Davut, Tirmizi, Ahmet ve İbni Hibban çıkarmış ve sahih gör­müş.

[18] Hadisi, Ahmet: 4/378, Abd İbni Humeyd, Tirmizi onu hasen gör­dü: 2957 rakamıyla ve İbni Hibban sahihinde: 1715 rakamıyla Ady b. Ha-tem'den çıkardığına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:

"Kendilerine kızilanlar yahudiler, sapitanlar ise hiristiyani ardır." Dunu'1-Mensur: 1/42.

 îbni Ebu Hatem şöyle dedi: Kendilerine kızilmışların, yahudilerin oldu­ğu ve sapılanlann hristiyanlar şeklinde tefsir edilmesi hususunda tefsirciler arasında bir ihtilaf olduğunu görmedim. Tefsir İbni Ebu Hatem: 1/23.

[19] Ebu AIiyyu'l-Farisi: Hasan b. Ahmet'dir. Nahiv alimlerinden biridir. Adudu'd-devle İbni Büveyh ile arkadaşlık etti. Onun, onun yanın­da konumu pek yüce oldu. İbni Cinni ondan ilim almış. Onun (El-İdah ve ef-tekmile) adlı iki eseri vardır. İkisi de matbudur. H. 377'de vefat etmiş.

[20] Bu nakil, Farisi'nin (El-Huccetu fi'l-kıraat) kitabından alınmış­tır: 1/143.

[21] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/74-84.