Enam Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 6. Sayfa
ENAM SURESİ[1]
1- "Rablerine denk tutuyorlar."
Yani Rablerini tanımayanlar, ona, putları denk tutuyor-' lar ve onlara gereği gibi ibadet ediyorlar.[2]
Bu durum şu kavle benzer: Haza bizalike. Yani ona denk ve misil kıldım.
"Sonra bir ecel takdir etti."
Sonra ölüm zamanını takdir eden odur.
"Onun katında belirlenmiş bir ecel vardır."
Bir de Allah'ın katında takdir edilen bir (ecel) ahiret ^akti vardır. Bir rivayete göre birinci ecel hayattır. Kendi katında bunu (Ecelul mevt ilel bas) diye isimlendirmiştir.
2- "Sonra siz şüphe ediyorsunuz.." Yani diriliş hakkında şüphe ediyorsunuz.
6- "Min karnin."
Her asrın ehli bir kamdır (yüzyıl, asır.) Çünkü sonradan gelenler Öncekilere birleşip beraber olurlar.
Bir rivayete göre karn: Yirmi senedir. Tıpkı Ulevilerin karnları gibi. Çünkü buna benzer muayyen sayı veya rakamlar kavimden kavime değişir.
9- "Elbette onu bir'adam yapardık."
Eğer peygamberi bir melek yapsaydık, yine onu bir adam şeklinde gösterirdik. Çünkü aynı cinsten olanlar birbirlerine daha çok meyleder, bu şekilde yaratılanlar ve bu şekilde anlayıp kavrarlar. Cahiz şöyle demiş: Allah'ın ne güzel yaratılış lütüflarındandır ki, muallimleri çocukların akıllarının dengi şeklinde kılmıştır. Böyle olmasaydı aralarındaki iletişime bir çözüm bulunmazdı.
Abdulmelik b. Mervan karmaşık bir kelam işitip şöyle dedi: "Mecnun kelamı veya çocukları şaşırtan laflardır." dedi.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"Kimin bir çocuğu varsa ona çocuk olsun."[3]
Yani çocukların kelamıyla anlayabilecek şekilde ve ona yakın kelamla onunla konuşsun.
Bu manada bir şiirde şöyle söyleniyor:
"Uzun denli emeller beni gurbet diyarına indirdi. Dilediğim zaman tasavvur edemediğim bir kişiyle karşılaştım.
Şöyle denilene dek onu ahmak sayıyordum. Bir tabiattır ki; eğer bir akıl sahibi olsaydı ben de onunla akıllı olurdum diyordum."[4]
"Düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük."
Eğer biz o peygamberi kendilerine benzeyen bir adam şeklinde yapsaydık, düşmekte oldukları şüpheye yine bırakırdık. El-Libs: Şek manasındadır. Hunsa'a da şiirinde lebs'i şek manasında kullanmıştır:
"Görüyorsun ki oturan, hakkı söylediğini ve bunun rüşd olduğunu zannediyor, oysa nafile, yazıklar olsun ona, bak nasıl birbirine karıştırmış.
Onun makalesini tasdik et ama onun düşmanlığından sakın onlar şüphelendikleri gibi, sen de onların önünde karıştırmakla şüpheye boğ."[5]
12- "Kendine rahmeti yazdı."
Yani sevabından yaratıklar sunacağı münasebetiyle, Al-lah-u Teala kendi üstüne rahmetini yazdı. Yaratıkları kendine itaat etmeye çağırdı. Ve onlara delilleri gösterdi. Sonrada masiyet işyelenlere karşı gerekli cezayı vermekte acele etmedi.[6]
"Le yecmaannekum."
Daha Önce de geçtiği gibi cümlenin irabta mahalli yoktur. Çünkü kasem'in başlangıcıdır. Bir rivayete göre (Kete-be) ile konumu naspolmuştur.
"Ellezine hasiru."
(Le yecmaanne)'deki zamirden bedel üzere naspedil-miştir. Birinci veçhe göre mubtedayla ref a olmuştur. Haberi ise (Fehum la yu'minune)'dir.
14- "Yediren fakat yedirilmeyen."
Yani Allah rızık verendir, ona nzık veren olmaz. îbni Ub-deh şiirinde şöyle demiş:
"Kar ve ganimeti veren, ganimet gününde de verir yedi-rir.
Mahrum bırakılan, nasıl olsa ve nereye yönelse de mahrumdur."
Yani yedirmekten mahrum bırakılanın tekabülü, rızıktan tekabül edildiği gibidir.
19- "Li unzirekum bihi vemen beleğe."
Yani bana şu Kur'an vahyolundu ki, onunla, hem sizi, hem de kime ulaşırsa onu korkutayım.[7]
"Alihaten uhra: Başka ilahlar."
Cemaati, müfred müennes manası üzerine vasıflandırmış-tır. Çünkü cemaatun da şu kavi gibi müennestir:
"El-Kuruni'1-ula." (Ta-ha: 20/51)
Ve:
"El esmau'l-hüsna." (A'raf: 7/180)
23- "Summe lem tekun fitnetuhum illa enkalu."
Yani sonra onların içine düştüğü fitneden kurtuluş günü geldiğinde çare bulamayıp şöyle derler:
"Biz müşriklerden değildik."
Burada fiili müennes yapmıştır. Çünkü (en) fiille beraber olduğu zaman mastar manası verir ve (fitnetehum)'un nasbolması ise (Kane)'nin haberi olduğu içindir. İsmi ise (illa en kata)'dur. Çünkü isim olmaya daha elverişlidir. Çünkü vasıflanmayışı bakımından muzmere benzemiştir. Muz-mer ise zahir olandan daha belirgindir (araftır) ve isimden daha evladır.
25- "Ekinneten."
Ekinneten: Kinanen'in cemidir. Örtü anlamındadır. Kur'an'ı işittikleri zaman Rasulullah'a (s.a.v.) eziyet ediyorlardı. Allah, onları, Rasulullah'tan (ş.a.v.) vazgeçirttirdi.
26- "Vehum yenhevne anhu ve yen'evne anhu."
Yani onlar, insanları Peygamberden vazgeçirmeye çalıştılar ve kendileri de ondan uzaklaşırlar. Bir rivayete göre o kişi Ebu Talib'tir. İnsanları, Rasulullah'a eziyet etmekten alı-koyar ve bununla beraber sonra kendisi de ona iman etmekten uzak kalır.[8]
27- "Vela nukezzibu: Keşke yalanlamasaydık."[9] Ref ayla (Nureddu) üzerine atfedilmiştir. Ve o da (ley-
te)'nin haberiyle merfu olmuştur. Red ve tekzibi terketme, temenniye dahil olmuşlardır. İstinaf üzere ref a olması da ca-izdİr. Yani (bienna la nekezzibu.)
"Ve nekune: Olsaydık."
Kendilerinden haber vermeye başlamalarıdır. Sibeveyh şöyle demiş: Bu senin şunu demene benzer:
"Da'ni vela eudu." Yani Bırak beni keşke dönseydim.[10]
28- "Makanu yuhfune."
Yani evvelce gizleyip durdukları işleri kendilerine göründü. Bir rivayete göre onların alimlerinin onlardan gizledikleri şeyler, tabi olanlarına zahir olmaya başladı.
33- "Fe innehum la yukezzibunekc: Zira onlar seni yalanlamıyorlar."
Bu ifade şu misal üzere gelmiştir:
"Ey habibim! Falancaseni yalanladığı zaman beni yalanlamış olur.[11] Bir rivayete göre: Doğru söylediğini biliyorlar ve seni yalanlamıyorlar. Bu şuna benzer: "Addeltuhu ve fessektuhu." Onu dönderdİm ve onu fasiklaştırdim.
35- "Yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir kanal, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara."
Nefeken yerin dibine inen kanaldır.
Ka'b b. Züheyr de şiirinde (nefekan)'ı aynı anlamda kullanmıştır:
"Ve ikinize de çıkış yoktur. Onunla yerin içine inebileceğiniz bir kanal ya da göğe çıkabileceğiniz bir merdiven arayın ikiniz de."[12]
36- "Ancak dinleyenler kabul eder."
Ancak bunu diriler işitir, ölüler değil- Şairin şöyle dediği gibi:
"Eğer dirilere nida etseydin onlara duyururdun, velakin nida ettiğin kimselerde hayat yoktur."[13]
Bu manada bir şiir şöyle:
"Sanki ben, kervanından korkanları çağırıyorum ama onun elinde ilmikli ipe bağlı kovası düşüp ters düz olmuş."
38- "İki kanadıyla uçan."
Burada iki kanadıyla demiş, ama, balık suda süratle gider fakat kanatları yoktur! Murad olunan şudur: Yerde ve göklerde olanlardır. Çünkü bunların ikisinin dışında kalan mekanda canlılık yoktur ve çünkü bazen (tayyaran) süratli gitmek manasına gelir. Seleme b. Harşeb te şiirinde tayya-ranı surat manasında kullanmış:
"Şayet o, yerde gitseydi idrak edilirdi. Velakin o, bir kuş misali süratli gidiyor.
Bir siyah devedir ki, bir gün yağmur yüklü bir bulut, onun tüylerini kıvırıp ona yapıştırdı."[14]
"Ümmettir."
Cemaatlerdir.
"Sizin gibi."
İhtiyaç bakımından sizin gibi ümmetlerdir.
Bir rivayete göre suret ve tabiatları bakımından sizin gibidirler. Bir rivayete göre bedi fıtratlı ve acaip yaratılış biçimiyle yaratıcıya delalet etmeleri bakımından emsalleriniz-dir. Bir rivayete göre maişet ihtiyaçarını görmeleri bakımından sizin emsallerinizdir. Arabi'nin dediği gibi:
"Allahu Teala bir yeri suladığında, keler bilir ki orası afetlerden uzak ve çayır çimeni iyidir. Orada kuru sert bir yerin başında yuvasını kurar. Her kişinin yaşam standartı için bir akıl veya planı vardır."[15]
"Biz o kitapta herşeyi yazdık."
Yani Ievhi mahfuz'da canlıların ecellerinden, rızık ve hallerine kadar hepsini yazdık ki, insan amelinin korunmaya muhafaza edilmeye ve sayılmaya daha evla olduğunu bilsin. Bir rivayete göre (Kitap)'tan kasıt Kur'an'dır. Zira herşey Kur'an'da mevcuttur. Gerek tafsilat gerekse mücmellik bakımından.[16]
44- "Mublisune,"
El-İblas: Tasa ve gamla beraber olan sukuttur.[17] Ferra'-ya göre el-İblas hüccetin kesilmesi[18] anında hayrete düşmektir.
45- "Dabiru'l-kavmi: Kavmin arkası"
Kavmin arkasında işlerin tedbirini yapan ve takip edendir. Et-Tedbir de bunun gibidir. İşlerin sonuna, neticesine bakandır. Yani onlardan hiçbiri ne arkada ne de sonda kaldı.
53- "Böylece bir kısmını bir kısmı ile imtihan ettik."
Yani bolluk ve ferahlık bakımından fakirleri zenginlerle ve İslam'a ilk girme ve diğer türlü şeylerle de zenginleri fakirlerle imtihan ettik ki, onların sabır, şükür ve çok rağbet göstermeleri ve yarışmaları din ve dünya konusunda artsın.
"Liyekulu."
Likey yekulu (demeleri için veya sebebiyle) manasında-dır. Burada (lam) akibet içindir.
Şairin de şiirinde belirttiği gibi:
"Ölümden yüz çevirin de harap için imar edin bakalım, hepinizin sonu toprağadır.
Ey ölüm senden bir imar görmedim asla. Öyle ki ne seviliyorsun ne de zulmediyorsun.
Sanki sen yaşlılığıma tıpkı yaşlılığın gençliğime hücum ettiği gibi hücum ediyorsun."[19]
Kuseyyir de şiirinde şöyle dile getirmiş:
"Tıpkı sırtlanın, yavrularına olan Özellik ve hususiyetleri gibi annesinin kamına yapışan yavrularından dolayı at yorgun düşüp geride kalıyor."[20]
55- "Veli testebine sebilul mücrimine: Suçluların yo-^Iu belli olsun diye."
Eğer istibane'yi müteaddi yaparsan (es-sebile)'yi naspe-dersin.[21] Hitap (ta)'sı ise Nebi (s.a.v.) içindir. (Ve izacaeke) şeklinde hitap daha önce geçmiştir.
57- "Hakkı anlatıyor."
Yani o hak olan bir hükmü[22] anlatıp hüküm veriyor.
Bir rivayete göre o hakkı yapıyor.
Huzeli de şiirinde bu anlamda kullanmıştır:
"O ikisinin üzerinde serdedilmiş iki şey vardır. Davut, o ikisini yerine getirdi veya Tubbaa ait olan tam ve kamilli-ği yaptı."[23]
59- "Gaybın anahtarları."
Yani nzik ve hayırlar bakımından gaybta olan şeyleri, onunla Allah'ın kullarına açacağı, genişleteceği hususunda takdir edilen şeylerin anahtarlarıdır.
"Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez." Yani kullar bilsinler ki amelleri, verilecek ceza bakımından sayılmaya daha evladır.[24]
60- "Gece sizi öldürür."
Geceleyin tasarruf atlarınızı elinizden alıyor. Bir rivayete göre geçici süreçte vefat edendir. Yani gece sizi tasarruftan menediyor. Er-Raciz'in dediği gibi:
"Zira, Edremoğulları kimseden değillerdir. Onlar ne Kays'ın ne de Esed'in oğullarmdandır ve ne de Kureyş'li-ler onları sayıca azaltabildiler."[25]
61- "Rasullerimiz onu vefat ettirir." Gönderdiğimiz melekler birinin eceli gelip sayılı günü
bittiği zaman onun ruhunu alır. Hakeza şu ayet:
"Ölüm anınız geldiği vakit ölüm meleği hepinizin ruhunu alacak." (Secde: 32/11) 65- 65- "Üstünüzden."
Yani Allah üstünüzden tufan, kazf ve sayhalar gibi semavi afetlerle azap etmeye kadirdir.
"Yahut ayaklarınızın altından."
Ayaklarınızın altından da: Bazı toprak parçalarını kaydırıp yok etmek ve yer sallantılarıyla da size azap etmeye kadirdir.
"Ev yelbisekum şiyaen."
Yahut sizi birbirine karıştırıp farklı guruplar kılarak sürekli birbirleriyle harp eden ve hiç barış yapmama gibi bir durumla da azap etmeye kadirdir.[26]
70- "Tubsele."
Yaptıklarından dolayı helake düşmektir. Bir rivayete göre hapsedilip rehin alınmasıdır. Şenfera her iki manada da işiirinde dile getirmiş:
"Başıma vurdukları zaman, başımda daha çok hasar olur. Bundan dolayı karşılaştığı anlarda da çok şeyler yerinde kalır.
Orada beni mesrur edecek bir hayat yoktur, öyleki gecelerin bulanıklığını hürlerle rehin tutup mutlu edecek bir gün yoktur."[27]
71- "Ardımıza döner miyiz?"
Mesala ümidi boşa çıkana, ökçesi üzerine gerisin geri döndü denilir.
"İstehvethu."
Şeytanların zelil ettği kimse. Heviye'den türemiştir. He-viye yehva heva'dandır. Heva, yehvi de huviye'dendir.
Bir rivayete göre (istehvethu) yoldan çıkardığı kimse manasındadir. Heva'dan türemiştir.
Şair de şiirinde aynı şekilde dile getirmiştir:
"Kasıtlı olarak sizi ziyaret etmedim velakin heva sahibi, kalbin isteği doğrultusunda ayaklarıyla oraya doğru gider."[28]
73- "Fissuri."
Yani fis-süveri[29] her iki şekilde de suret kelimesinin cemi yapılır. Sin ile suretun'un es-Suver ve es-Suvri şeklinde ceminin olması gibidir. Accac da şiirinde bu manada kullanmıştır:
"Hey, hey, taşlarla örülmüş duvarın sahibine, surların yükseğinden gittim."[30]
75- "Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için, İbrahim'e göklerin ve yerin muhteşem varlıklarını gös-teriyorduk."
Bir rivayete göre İbrahim de (a.s.) gece yolculuğuna (İsra'ya) götürülmüştür. Bir rivayete göre göklerde ve yerde olan ne varsa hepsi ona gösterildi.
76- "Hani İbrahim'in üzerini gece bürümüştü." Cennehu-cinanen ve cununen ve ecennehu icnanen: Bü-
rümek, kaplamak manasmdadır.
Huzeli de şiirinde kapamak manasında kullanmıştır:
"Kabirlerden az önce vardığım suyu gecenin karanlığı <mu bürümüştü."[31]
Zira bu cenne aleyhi 'dir, çünkü ezleme aleyhi'nin benzeridir.
"Bu benim Rabbimdir"
Bunu hüccetin usulü ve takririn gerekliliği üzerine söylemiştir. Kıyas sahipleri bunu, kiyasu'I-hafiy diye isimlendirmiştir. Şu şekilde olur: Gerekli olan emirin, onun varlığı üzerine gerekli kılınmasıdır. Bununla mümkün olan bir yönle onun hakkında araştırma yapmak mümkün değildir. Bir rivayete göre her ne kadar istifham harfi zikredilmemiş-se de, istifham ve inkar üzeredir. Ayette olduğu gibi:
"Efein mitte fehumu'l-halidune." (Enbiya; 21/34)
Şair şöyle demiş:
"Ömrüne yemin olsun ki, bilmiyorum yedinci dönüşte-mi taşı attılar yoksa sekizincide mi?"[32]
Raviler zannetmişler ki İbrahim (a.s.) doğduğunda mağarada saklanmıştır kî, Nemrut onu öldürmesin. Orada tam 13 sene geçiriyor. Orada ne semayı ne de bir yeri görüyordu. Daha sonra annesi bir gün onu ordan çıkardı o da bir yıldız gördü ve Allah'ın yıldız hakkında kıssa ettiğini şanından olduğunu söyledi ve zannedip zannını nefyetmeye delilerle düşünmeye başladı. Ta ki Allah hakkındaki marifeti bilgisi tam pekişmeye başladı.[33]
80- "Etuhaccunniy: Benimle tartışıyor musunuz?" Aslı etuhaccuneni'dir. Ayette olduğu gibi: "Kul etuhaccunena." (Bakara: 2/139)
Birincisi fiilde evla olan ref'a alemetidir. İkincisi ise fiilin çerden salim olması için zaid kılınmıştır. İki benzeri harf cem olmuş ve tahfifleri de ya hazf ile ya da idğam ile gerekli kılınmıştır.
"Ben, sizin ona ortak koştuklarınızdan korkmam. Ancak Rabbim ne dilerse o olur."
Yani, onu diriltir de onun üzerine muktedir kılar. Bir rivayete göre manası lakin rabbimin dilemesinden korkuyo-rumdur. Bu halde istisna burada munkatı olur.
86- "Ve! yesa."
Buraya elif lam'm dahil olması ya arap vezinlerine muvafık olan bir acem ismidir. Şairin de dediği gibi:
"Velid b. Yezîd'i mübarek, hilafete şiddetle sarıldığını orada yaşlandığını bulduk."[34]
Ya da yeser gibi arapça olduğundandır veya muzari fiil olmasındandır. Elif lam (ellezi) manasmdadır. Tarif için değildir. Sanki şöyledir: Ellezi yeseu hayrehu ve bereketu-hu'dur. Öyle ki onun hayrı ve bereketi boldur.
Şairin şiirinde belirttiği gibi:
"Ve yustahracel yerbun min nafekaihi vemin beytihi. Şihetil yutekassau."[35]
Yani ellezi yetekassau.
89- "Eğer şimdi şu kavim buna nankörlük ediyorsa."
Mekke ehlidir.
"Biz onların yerine inkar etmeyecek bir kavim vekil ederiz."
Yani Medine ehlini.
90- "Febi hudahumuktedih."
Sonundaki ha harfi zamiri mukadder olan mastar içindir vakfe için değildir. Takdiri (Febi hudahum iktedde iktîda-en.)
Şair de aynı şekilde kullanmıştır:
"Bu Süraka'dır, öyleki o, Kur'an'ı Öğretiyor kişi, rüşvet anında, rüşvetle karşılaşırsa onu eritebilir."[36]
91- "Sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oyna-yı versinler."
(Yel'abune)'nin cezm olmamasının sebebi emrin cevabı olmadığı içindir. Lakin hal konumunda tevbih (ikaz, azarlama, yerme) için gelmiştir. Sanki şöyledir. Sunime zerhum fi havdihim laibine'dir. (Sonra onları bırak, oynadıkları yerde oynasmlar.)
Kim ki: "Fehebli min ledunke veliyyen yerisuni."
(Meryem: 19/5)[37]
Ayetini zannederse hal üzere zannetmiş olur. Yani (Veliyyen varisen li.) Yani bana varis olacak veli.
94- "Furada: Teker teker"
Ferid kelimesinin cemidir. Redif ve rudafa gibi. Veya ferdan kelimesinin cemidir. Sekran ve sukara gibi.
"Tekattaa beynekum: Aranızdaki bağ kopmuştur."
Yani aranızdaki ilişki ve bağlar koparılıp gitti. Müca-hid'ten nakledilmiştir. (Beyn) burada zarf değildir. Lakin vasi için olan bir isimdir. Zıt anlamlı bir kelimedir. Hem vasi hemde ayrılık manasına gelebilir.
Allahu Teala ayetinde şöyle demiş:
"Ve eslihu zate beynikum." (Enfal: 8/1)
"Ve felemma beleğa mecmaa beynihima."
(Kehf: 18/61)[38]
Ebu Ali şöyle demiş: Aslında o zarftır. Ancak serbesti-yet bolluk anında isim olarak kullanılır ve zarfiyet manasından arındırılır. Huzeli'nin şiirinde kullandığı gibi:
"Açık bir havada yüksekçe bir yerde onunla karşılaştı. İki gözünün araşma toprak tesadüf etti."[39]
Kim onu nasbederse zarf olduğunu ikrar etmiş olur. Kufilerin yanında ise o: Tekatta ma beynekum şeklindedir. Basri'lerin yanında ise ma'nın hazfıyla; Tekattaal-emru ev-Essebebu beynekum şeklindedir ve böylece sıla yönündeki mezhebi kabullenmiyorlar.[40]
96- "Güneş ve ayı bir hesap ölçüsü kılmıştır." Husbanen: Yani haseben'dir. Şahab ve Şehbân'da olduğu gibi. Bu da iki mana üzerinedir:
1- Menzillerindeki seyirleri, belli bir vakit'e göredir.
2- Ay ve yılların hesaplan, ikisinin seyirlerine göredir.[41]
98- "Bir kalma yeri."
Yani sulbte karar kılındı. (Ve mustevdeun) Rahimde muvakaten emanet bırakmıştır. Bir rivayete göre yeryüzünde karar yeri kılınmıştır. Ve kabirde de geçici bir süre için bırakı vermiştir.
99- "Onunla herşeyin nebatını çıkardık."
Yani onunla herşeyin rızkım çıkardık. (Habben mutera-kiben) Yani birbiri üzerine daneleri birikmiş başaklar.
"Hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar."
Burada talu kelimesi zikredilmiş:
"Minennahli kinvanun." dememiştir. Çünkü taTu leziz bir yemek ve devamlı bir menfaat .olduğu içindir. Diğer semerelerin kümeleri gibi değildir. El-Kinvu: Hurma salkımıdır. Şair Şemmah da kinvu kelimesini şiirinde salkım olarak kullanmıştır:
"Kendilerine ey zinetten arınmış adeta güzellik abidesi ceylanlar dediğimiz genç kızlar döndü.
Güvercinler onlara yaklaşıyor oysa onlar da üzüm tomurcuklarından sarkan salkımlarla oynuyorlar."[42]
Kinvan kelimesi cemdir. Ama tesniye kalıbı üzerine gelmiştir. Sinvanun da bunun gibidir. Sidanun sadin kelimesinin cemi ve tesniyesidir. Bakır anlamındadır. Huzeli de şiirinde bu anlamda kullanmıştır:
"Gökyüzü insanlara yağmur yağdırmadığı zaman, bizim, her kıtlık ve şiddetle kurban edeceğimiz develerimiz vardır. Bizim, bakirden olan kepçelerimiz ve kendisinden istifade etmediğimiz zaman kesecek nudar ağaçlarımız vardır."[43]
dır.[44]
"Daniyetun: Sarkan."
Koparılması el ulaşacak kadar dallan yere sarkık olan. Bir rivayete göre birbiri üzerine binmiş daneler veya başaklardır.
"Ve yenihi: Olgunlaştığında."
Olgunlaşmak ve meyve vermektir.731
100- "Icad ettiler."
Yani yalan söylediler.
105- "Desinler de."
Buradaki lam harfi akıbet içindir.
"Ders almışsın."
Yani senden önce indirilen kitapları okudun ve yazdın demektir. Bir rivayete göre burada hazf vardır: "Nusarriful a-yate lieella yekulu dereste." Arap kelamında çoğu kere (la) harfi hazfedilir.
Huzeli de şiirinde bu bağlamda kullanmıştır:
"Harp ateşi ve hilesi sizce ve bizce malumdur. Karşılaştığımız zaman barış ehli semizdir.
Bizdeki öncüler, azimli ve cüretkardırlar her darlıkta içtenlikle savaşmaya koşarlar."[45]
Yani la yebrehu.
108- "Fe yesubbullahe adven: Onlar da bilmeyerek Allah'a söverler."
El-Advu vel-aduvu, vel-udvanu, vel-idau, veli'tidau aynı anlamdadırlar.[46]
109- "Mucize geldiğinde de inanmayacaklarının far-kindamısımz?"
Mütevekkil ve feth denilen iki kişi bunun üzerine bahse girip ödül koydular. Enneha Feth; (inneha) şeklindedir dedi. Mütevekkil ise (enneha)'dır dedi. Ta Basra'dan Muber-rid gelmişti ve Feth ile karşılaşmıştı.
Muberrid ona muhtar olan (inneha) şeklindedir demiş. Ve kelamın şu kavle iltizamından dolayıdır demiş: "Kul inne-mel-ayatu indellahi vema yeş'irukum." Ona ya Muham-med dedi:
"İnneha iza caet la yu'minune." İstinaf üzeredir." der. O da direk Mütevekkil'in yanına gidip Hatar'ın ne olduğunu söyler.[47] Derhal Muberrid'in getirilmesini emreder ve der ki:
"Çoğu kıraatçılar fetha üzere (enneha) okuyor" diyerek sevinmeye başladı. Ve ödül için koyduğumuz malı istiyorum ey Feth!" dedi. Çıktıklarında Feth şöyle dedi:
"İlk başladığınız şey yalan iledi?!" O da:
"Size ne yalan söyledim" der. Ben sadece şunu söyledim der. Mütevkkiİ:
"İnsanların çoğu (enneha) okuyor." dedim. İnsanların çoğu da Ebu Esved'in şiirinde dediği gibi okuyor:
"İnsanların çoğu, ya yalan söyleyip hevasına göre söyler yahut doğru söyleyip çok kaviller söylerler ve onu sabit tutamazlar. Eğer onlara getir ve tahkikini yap denilse tahkik yapamazlar."[48]
Hemzenin fethini takdir olan lamın hazfıyla yapmıştır;
"Vema yuş'irukum imanuhum lienneha[49] iza caetyu'mi-nııne evla yu'minune."
111-"Karşılarına."
Yani alenen görünerek. Reeytuhu kubulen ve kibelen[50] Onu alenen gördüm. Bir rivayete göre Kubul: Kebil kelimesinin cem'idir, kefil manasındadır. Yani herşeyi onların gözlerinin önüne toplasaydık ve bu da söylediklerimize dayanak ve kefil olsaydı yine iman etmezlerdi. Bir rivayete göre el-Kebil kebiletu'nun cemidir. El-Kübul ise Kebirin cemidir, Sefinetun, sefinun ve sufun gibi. Yani herşey onların gözlerinin önüne alenen, aşikare, sınıf sınıf gelseydi yine iman etmezlerdi.
113- "Veli tesğa: Kansın."
Buradaki lam harfi akibet içindir. El-ğurur üzerine matuftur. Şurada:
"Yuhi ba'duhum ila badin zuhrufe'l-kavli ğururen." 112. Ayet,
Yani "lil ğururi ve lien tesğa ef idetu nezine la yu'minu-ne, veli yerdevhu veli yakterifu."
117- "Senin Rabbin kendi yolundan sapanı en iyi bilendir."
(A'lemu)'nun kendisine izafe edilmesiyle (men)'in cer konumunda olması caiz'değildir.
Çünkü ne zaman (ef ala) bir şeye izaf eedilirse o, onun badinden olur. Şu sözün gibi: "Zeydun efdale aşiretuhu" Zeyd, aşiretinin en faziletlilerindendir ve (tealallahu en ye-kune ba'de'd-dalline.) Allah'ın bazı sapıklardan olması münezzehtir. Buradanaspkonumundaydı. A'lemu'danmu-rad ise: Yolundan sapanları Allah'ın daha iyi bilmesidir. Ba harfi hazfedilmiş ve buradaki (a'Iemun)'da kendi nefsine vasi olmuştur. Zahir olan bu şeye delalet eden vasi olan bir fiili izmar etmiştir. Ta ki kavi şöyle oldu: (Ya'lemu ev alime men yedillu an sebilini.)
Kendisinden sonra zahir olan ba harfi buna delalet ediyor. O da şu kavidedir: "Ve huve a'lemu bil muhtedine."
Mubteda olması hasebiyle de merfu olmuş olması da caizdir. Kendisinden sonra gelen (yedillu)'da onun haberidir. Sanki böyle demiş gibidir: "inne rabbeke a'lemu eyyu-hum yedillu ansebilihi."
122- "Ölüyken dirilttik."
Yani sapıklıktaydı ona hidayet verdik.[51]
125- "Allah kimi saptırmak isterse onun göğsünü İslam'a karşı daraltır."
Yani zaharec. Bir rivayete göre o da Harec gibi sıfattır. Mastar değildir. Şöyle denildiği gibi: Denifun denefun kemimin kememin. Bu kelam darbı mesel olarak verilmiştir. Çünkü aslında kalb ilim ve iman mahallidir. Kalbi öyle bir vasıflandırmış ki, sapıklığı daralmayla hakeden kimse sınıfına koymuş. Zira bu durum göğsün ferah bulması ve açık olmasının hilafınadır. Ve çünkü onun kalbi üzerine mühür vurulmuş keten ve deri şeklinde vasıflandırmış. Tıpkı korkak olanın mefud yani kalpsiz, yüreksiz, göğsü boş olan diye vasıflanmış olduğu gibi. Ayette olduğu gibi:
"Onların göğüsleri boştur." (İbrahim: 14/43)
Yani sadece havadan ibarettir, kalpsizdirler,
Tufeyl Gunvi şiirde şöyle demiş:
"Atlılar, savaş günü, altmış yaşım aşmış, metaı beklemeyen bir köleyle karşılaştılar;
Öyle ki ne kendisine gelen bir hayırdan dolayı seviniyor ne de kendisine musallat olan bir musibetten dolayı sabırsızlanıp tutuşuyor.
Hiç durmuyor, atlar gelip geçiyor, aldırmıyor ve kamış boğumu gibi boşta değildir."[52]
"Göğe çıkacakmış gibi olur."
Yani göğsünün darlığından ve İslam'a olan nefretinden dolayı o kimse gibidir ki güç yetirmediği şeyi murad ediyor. Huzeli'nin dediği gibi:
"Dağın üzerine süratle çıkar orada bal arısının yiyecekleri emeceği şeyler vardır,
Tüylerinin rengi kırmızı veya sarıya çalar onun boynu ise alacalı sarıdır, orada kalktığı zaman onun nefreti yükselir.
Tıpkı hedefine giden oklar gibi döner istediği yere gitmek ister."[53]
128- "Ey cinler topluluğu siz insanlarla çok uğraştınız."
Ey cinler topluluğu insanlardan bir çoğunu aldattınız ve onları kendinize bağladınız, insanlar da cinlere şehevi arzular ve yardımı heva üzerine tercih etmesi şeklindeki süslemelerle uydular. Cinler de insanları, cinlerin yoluna koyup itaat ettirmekle kendilerine bağladılar,[54]
129- "Zalimlerin bir kısmını bir kısmına musallat ederiz."
i Yani bazı zalimleri bazı zalimlere musallat ederiz. Bu bağlamda şiirde de dile getirmiştir:
"Hiçbir kuvvet yoktur ki Allah'ın kudreti onların üzerinde olmasın.
Her zalim, kendisinden daha zalimiyle mubtela olacaktır."[55]
Ahtal da bu manada şiirde söylemiş:
"İllatoğlulari, onu onlara bedelen ona güvenip işlerini ona bıraktılar ve Malik'i aldattı ve Yezid de aldanacakür."[56]
Bir rivayete göre onları biribirleriyle cezalandırırız.
Ayette olduğu gibi:
"Onu döndüğü sapıklıkta bırakırız." (Nisa: 6/1X5)
130- "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz."
Gerekli olan hüccetin aleyhlerine olması sebebiyle: "Ey
Rabbim! Biz kendi aleyhimizde şahidleriz." diyecekler.
135- "Ala mekanetikum."
Yani yolunuz üzere. Bir rivayete göre temkininiz üzerine olduğunuz şey üzere. (Artık dünya evinin sonu olan cennet kimin olacaktır bileceksiniz.)
136- "Ekinlerden Allah'a kıldılar."
Yani Allah'ın yarattığını Allah'a isnad ettiler.
"Mine'I-harsi..."
Müşrikler inançlarınca ekinden Allah içindir diye bir pay ayırdılar buna hars dediler ve putları için bir pay ayırdılar. Buna da hars dediler. Sonra rüzgarın gelmesi sonucu Allah için ayırdıklarını, putlar için ayırdıkları payla birbirine karıştırdı ve onlarla onu öylece bıraktılar ve dediler ki: "Allah bundan daha zengindir." ve aksini yaptılar.
"Ne kötü hüküm veriyorlar."
Burada (ma) 'nm konumu reftir. Yani sae'I-hukmu huk-mehum. Veya (ma)'nın konumu nasb'tır. Yani sae hükmen hukmuhum.
137- "Dinlerini karıştırıp bozsunlar."
Lebistu sevbe elbesuhu velebestu aleyhil emre elbisuhu.
Yani birşeyi birine iyi, hoş göstermek.
141- "Hasad günü hakkını verin, israf etmeyin." Bir rivayete göre o, hayır üzere, zekat haricinde verilen
şeyin men edilişi hakkındadır.[57]
Bir rivayete göre bu şey taksir manasında olan es-Sırf-tir.[58] Cerir de şiirinde (sırf)'i kullanmıştır:
"Ona yüzyıl boyunca verin. Sının sekize tamamlayın, on-ların verişlerinde ne bir minnet ne de sırf vardır."[59]
Şiirde serefu taksir manasındadır.
142- "Hemuleten ve ferşen."
EI-Hemuletu: Yük ve binek için kullanılan büyük deve-' lerdir. El-Fereşu: Yük için kullanılmayan küçük develerdir. İbni Abbas'tan nakledildiğine göre: El-Fereş: koyun ve dilendiği gibi yenilen şeylerdir. Ebu Ubeyde, Huzeli'nin kav-î lini tefsir etmiş:
"Ve Allah için yumuşak kanatlı tavşancıl kuşu yüze inen felçten olsa gerek tavşan etlerini iki kanadının altına yastık yapıyor.
Sanki kuşların kalpleri yuvalarının içinde atılan kuru hurmaların nüvesi gibi bazı amaçlar doğrultusunda atılıyor misali."[60]
Tevessudu ferheyha: Sermektir. Ayette (Hummeleten veferşen): Allahu Teala'nın onları ferş yaptığı gibi o da yenilen etleri yastık yaptı. Bu garip doyurucu, bedi ve uzak bir görüştür. Çünkü onları tüyünden döşek ve yastık yapma gibi menfaatler elde ettikleri gibi hakeza son derece güzel yemeklerle de istifade ettiler. Manalar son derece birbirine uyumlu ve lafızlar da birbirlerine müteradiftirler. Onların şu sözlerini bilmiyor musun?:
"Ma biha debicun."[61]
Ve:
"Tenasele aleyha'I-veşau."[62]
Ed-debic'den murad çiçekler vs. ile süslenmiş, nakışlanmış semttir.
El-veşau'dan murat ise alaca karışık renktir. Siyah içinde beyazın olmasıdır.
Bunlarla diyarlar dekore edilip süslenir güzeleşir. Eserler bununla güzelleşip iyi olur.
Müfredi: Ed-Dibac'dan feil veznindedir. Diğeri de el-Ve-şa'dan fial veznindedir. Ve hakeza en nefis mallarına da şöyle demişler: "Naketun ve cemelun. En-Naketu: "Fi'letun min Tenku'ş-şey'e ve tuhayyiruhu ve ecveduhu." Yani bir şeyi seçip ayırarak en hayırlısını ve iyisini edinmektir. El-Cema cemal'dan yapılmıştır. Allah-u Teala'nın ayette ifade ettiği gibi:
"O hayvanları akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, sizin için onlarda bir güzellik var."
(Nahl: 16/6)
Bu manada şiirde de ifade ediliyor:
"Maişeti güzelleştirip çoğaltan güzellik hareket İdmanının güzelliğidir.
Bir kişinin kapısından içeri girdiğinde ise onun etrafını bereketle doldurur."[63]
143- "Sekiz çift."
Yani hayvanlardan dört sınıftan sekiz çift yaptı. Her sınıftan iki erkek ve dişi yaptı. Koyun, keçi sığır ve koyun sürüsünü daha sonra gelende zikretmiş.
"De ki: O iki erkeği mi?"
Yani tahrim olayı erkek olan yönündeyse bütün erkek hayvanlar haramdır. Yok eğer müenneslik yönündeyse bütün dişi hayvanlar haramdır. Yoksa bütün helaller aynı halde helaldir. Sonra ondan doğanların hepsi haram kılındı öyleyse hepsi haramdır; Çünkü ana rahimleri bunların hepsine şamildir.
"Nebbiuni."
Haber verin.
"İlimle."
Doğrulukla, sıdkla ve sonra şöyle hitap etmiş.
144- "Yoksa şahit mi oldınız?" Müşahedenizden bana haber verin. Delil konusunda kelam bütün hüccetleri kapsamına alıp tam şamil oluyor.
146- "Evil hevaya."
Bağırsaklardır. Bir rivayete göre karnın içinde kalan herşeydir. Fevail veznindedir. Müfredi haviyau ve haviye-tu. Kasiau vekavasiu gibidir. Eğer bunun müfredi haviyye-tun ise o da feai! veznindedir.-Sefinetun ve sefaiin gibi.
152- "Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Biz nefse gücünün yettiğinden başkasını yüklemeyiz."
Yani ölçek ve tartıyı gücünüzün yettiği kadar tam ve denk getirin.[64]
154- "İylik edenlere tamamlamak."
Yani Musa'ya kitabı vermekle ona verilecek ihsan mükafatını, cezasını tamamlamış olduk.
156- "Demeyesiniz diye."
Yani dememeniz için veya kerahaten demeniz için.
158- "Yahut Rabb'inin gelmesini."
Yani yahut emrin hepsi Allah'ın oluncaya dek şu ayette olduğu gibi:
"Bugün mülk kimindir?" (Ğafir: 40/16)
"Rabb'inin bazı ayetleri."
Rabbinin bazı kıyamet alametlerinin gelmesidir.[65]
159- "Fırkalar halinde idiler."
Yani Yahudiler[66] fırkalar halindeydiler. Müşriklerle müslümanlara karşı fırkalar halinde oldular.[67]
[1] Taberani ve İbni Murdeveyh'in, İbni Ömer'den çıkardıklarına göre Rasulullah (s.a.v.): "En'ara suresi, hepsi bîrden bana nazil oldu, bunu yetmiş bin melek hamledip getirdi hamd ve teşbih seslerini yükselterek getiriyorlardı." dedi diyor.
Hakim'in çıkardığı sahih kabul ettiği, Beyhaki'nin Şuabu'I-İman'da ve İsmaili'riin Mu'cem'de Cabir'den çıkardıklarına göre şöyle demiş: En'am suresi nazil olduğu zaman, Rasulullah (s.a.v.) teşbih edip sonra şöyle dedi: Bütün ufukları kapsayacak sayıda melek eşliğinde getirdiler. Müs-ledrek: 2/315.
[2] Ayet hakkında İbni Cerir'in naklettiğine göre İbni Zeyd şöyle demiş:
"Onlar ibadet ettikleri ilahları Ali ahu Teala'yla denk tuttular. Oysa Allah 'a ne bir denk ne de bir ortak vardır. Ve ne de onunla beraber başka bir ilah vardır. Ne bir arkadaş ne de çocuk edinmiştir. Tefsiri Taberi: 7/145.
[3] Mahlutada: İza şi'tu yerine iza seyyetu gelmiş hatadır. İbni Ku-teybe: İki beyiti Uyunu'l-Ahbar'da nisbetsiz zikretmiş: 3/24. El-Beyan ve't-Tebyin: 4/89; Mucemu'l-Edibba: 2/178; Beyit: Arar b. Velid b. Ukbe b. Ebu Muit'indir. Şafiiydi ve bunlarla temsil getiriyordu. Bazıları ise beyitleri Şafiiye nisbet ediyorlar. Birincisi daha doğrudur. Divanı Şafii: 73.
[4] Hadisi İbni Asakir ve Deylemi nakletmiştir. Senedinde Muham-med b. Asım vardır. Onun hakkında Zehebi (Duafa)'da meçhuldür demiş. Ebu Hatem de onun için bir şeyler karalamıştır. Esbab Vurud Hadis: 3/231.
[5] Beyit onun divanında yoktur. Tefsiri Kurtubi: 1/340; Durru'l-Masun: 1/322; Behcetu'l-Mecalis: 2/542; İkinci beyit Tefsiri Maverdi: 1/511; Birincis Behçetu'l-Mecalis: 1/50. Burada ittebesa yerine ilteme-sa gelmiş.
[6] Tirmizi nakletmiş sahih kılmış, İbni Mace ve Beyhaki'nin Ebu Hureyre'den naklettiklerinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi diyor:
"Allah yaratıkları yarattığı zaman kendi kudretiyle kendi üzerine şöyle yazdı; Şüphesiz Rahmetim gazabıma galebe gelmiştir."
[7] Ayet hakkında, Abdurrezzak ve Abdubnu Humeyd Katade'den şöyle dediğini nakletmişler: "Nebi (s.a.v.) şöyle diyordu;
"Allah'ın emrini tebliğ edin. Kime, Allah'ın kitabından bir ayet ulaşırsa, Allah'ın emri ona ulaşmıştır."
[8] Firyabi, Abdurrezzak, Taberani ve Hakim'in sahih kılıp. 2/315'te. İbni Abbas'ın ayet için şöyle dediğni nakletmişler: Ebu Talib hakkında nazil oldu. Müşrikleri Rasulullah'a (s.a.v.) eziyet etmekten meneder ve onun getirdiklerinden de uzak kalırdı.
[9] Hamza, Hafs ve Yâkub (Vela nukezzibe ve nekune.) şeklinde temenninin cevabında maiyet vavından sonra (en) müzmer olmakla beraber; nasb ile okurlardı. İbni Amf birincisini ref a, ikincisini de nasbey-le okurdu. Diğerleri de (Nureddu) üzerine atfen ikisini de ref ayla okurlardı. İthaf sh: 206.
[10] Kitabu Sibeveyh: 3/44.
[11] Tirmizi, Hakim'in sahih kıldığı: 2/315'te ve Ziya'nın Muhta-ra'da naklettiklerine göre Ali (r.a.), Ebi Cehil Nebi'ye (s.a.v.) şöyle dedi diyor: "Biz seni yalanlamıyoruz velakin getirdiğin şeyleri yalanlıyoruz." Bunun üzerine bu ayet nazil olmşutur. Aridetu'l-Ahvezi: 11/186.
[12] Beyit: Kus'eyr'indir. Daha önce 7 rakamıyla geçmişti.
[13] Onu bulamadım".
[14] Tefsiri Maverdi: 1/521; Bahru'l-Muhit: 4/114.
[15] Beyit onun Mafdaliyat'mdadır. Mafdaliyat sh.: 17; Şerh Maf-daliyat: 1/169. İkincisi Hazanetu'1-Edep: 3/26; Mücmel: 2/278; Eli Kabul Hudariyyeh: Rengi siyah ve tozumsuya çalandır. EI-Fethau kanatları yumuşak.olandır.
[16] İbni Cerir: 7/189'da naklettiğine göre Ebu Zer şöyle demiş: "İki koç Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında birbirine tosladılar ve o da bana dedi ki: "Ey Ebu Zer biliyor musun hangi şeyden dolayı birbirine tosladılar?" Ben de: "Hayır ya Rasulallah!" dedim. O da:
**Lakin Allah biliyor ve İkisinin arasında gerekli hükmü verecek"
dedi. Ebu Zer:
"Rasulullah (s.a.v.), havada kuşların katalanm niçin dönderdiğinin sebep ve hikmetlerini de bize Öğretti." dedi.
[17] İbniEbu Hatem ve Ebu Şeyh'inUbadeb. Samit'ten. naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiş:
"Allah tebareke ve teala bir kavmin bekasını veya devamlı artışlarım dilediği zaman, onlara afiflik olmasını ve iyi niyet dilediğinde de onlara bir kapı açar ve bir kavme kesiklik murat ettiğinde ise onlara hıyanetten bir kapı açar: "B.öylece, ne zamanki yapılan ihtarları unuttular, üzerlerine nimet ve zevklerden herşeyin kapıların açtık. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, onları ansızın yakaladık. Artık o anda, bütün ümitlerinden mahrum kaldılar."
[18] Mea'nil-Kur'an: 1/335.
[19] Beyitler AIİ b. Ebu Talib'e (r.a.) nisbet edilmiştir. Aslında Ebu Nuvvas'indır. Divanı sn.: 200, Bazı değişikliklerle beraber Hazane-tu'I-Edeb'tedir ve o Hamasetti']-Basriye'dedir. Birincisi Tasrih'te: 2/12; Hem'ul-Hevami: 2/32; Hazanetu'1-Edeb: 9/530; Hepsi Behcetu'l:Meca-lis'te: 3/335'tedir. El-Heyevan: 3/51.
[20] Lisanu 'I-Arab. Asabe. Yavrularından dolayı karnında yorgunluk ve ağırlık olan afi tasvir ediyor. Asebe: Yavru veya damızlık hayvanın dölüdür. Yani dişi at, kuyruk sokumu kemiğiyle aygırdan olan neslini veya dölünü dışarı atar kuşlar ve yırtıcılar da yer. Ummu's-Sebil: Sırtlandır. Divanı sn.: 82.
[21] Nafi ve Ebu Cafer (es-SebiIe)'yi nasp ile (veli testebine sebi-lel mücrimine) okumuşlar, İthaf sh.: 209.
[22] Sad ile (Yekussu) şeklinde Nafi, İbni Kesir, Asım ve Ebu Cafer okumuşlar. Hadis veya eseri kasse yapmak isteyenler aynı şekilde onlara tabi olup o şekilde okurlar. Diğerleri ise kesreli dad ile (yakdi) yaparlar. Sadece dad İle resm edilebilir. İki lafzın sakin olmasından dolayı sanki ya tabii olarak hat olarak hazfedilmiş. İthaf sah.: 209.
[23] Beyit Ebu Zueb Huzeli'nindir. Divan Huzeliyin: 1/143; Tefsiri. Taberi.: 11/56; Tefsiri Kurtubi: 8/311; Mecazu'I-Kur'an: 1/75.
[24] Hatib zayıf bir senetle İbni Ömer'den naklettiğine göre Rasu-lullah (s.a.v.) şöyle demiş:
"Yeryüzünde ne kadar ekin ve ağaçların üzerinde de ne kadar semere varsa hepsinin üzernde besmele ve falancanın oğlu falancanın rızkı olduğu yazılıdır. İştt ifadeyi bu ayeti celile kapsıyor."
[25] Er-Ricz, manzıır ei-Vibri'nindir. Mahtutada: İnne beni Adem şeklindedir hatadır. Beyit: Tefsiru'l-Maverdi de: 1/529; Tefsiru'l-Kurtubi: 7/5; Mecazu'l-Kur'an: 2/132; El~Lisan: Vefa. Tefsiru'l-Taberi: 21/56.
[26] Abdurrezzak, Tirmizi sahih kılmış ve Nesai'nin Habbab b. Eret'ten naklettiklerine göre ayet hakkında şöyle demiş: Nebi (s.a.v.) namaz kılarken Habbab onu izledi ve sabah namazı olduğu zaman ona şöyle dedi:
"Ey Allah'ın peygamberi bu gece namaz kıldığın gibi hiçbir zaman görmemiştim" dedi. O da:
"Evet, bu, terli i b ve tergib namazıydı. Rabbinden üç hususiyeti istedim, ikisini verdi birini vermedi. Rabbime şunu sordum: Daha önceki ümmetlerin helak olduğu şeylerle bizi helak etmemesini taleb ettim ve isteğim yerini buldu. Rabbimden dışımızda olan bir düşmanı bize musallat etmemesi ıi taleb ettim ve istediğim yerini buldu ve sonunda: Rabbimden f»i J fırkalara bölmemesini talep ettim ama isteğim reddedildi." ded\
[27] Rıbiu'l-Ebrar; 2/729; Hayavan: 60/450; Akdu'l-Ferid: 1/53; Eğani: 21/89. İkinci beyit Lisanu'1-Arab md. Secese (La ercu) vardı. (La tulfamn) yerine Mecazı-'1-Kur'an: 1/373. Mesela deniliyor ki: "Laatike secisu'J-Ieyali." Yani gecenin sonunda sana gelmem demektir. (La atike secise ucisin.) Her zaman sana gelmem demektir.
[28] Beyit, Abdulmelİk b. Abdurrahim Harisi'nindir. Hassil Has. sh.: 1/3; Divanı sh.: 87; Yetime't-Dehr: 3/89.
[29] Ebu Davud ,Tirmizi hasen görmüş ve Hakim'in sahih gördüğü bir nakilde Abdullah b. Amr'dan şöyle dediğini rivayet etmişler: Sur hakkında Rasulullah'dan (s.a.v.) sorulduğu zaman şöyle cevap verdi:
"O üfürülen bir boynuzdur." Müstedrek: 2/436; Arideh: 9/260; Sünen Ebu Davud: 4742. Ahmed ve Hakim'in Abdullah b. Amr'dan naklettiklerine göre Nebi (s.a.v.) şöyle demiş:
"Üfürecek olanın ikisi de ikinci semadadırlar. Birinin başı meş-rikte ayakları mağribtedir. İkisi de ne zaman üfürmeyle emroluna-caklarını bekliyorlar. Emredildikten an sur'a üfürecekler."
[30] Mecazu'l-Kur'an: 1/5; Kitab Sibeveyh: 2/245; Lisanu'1-Arab madde. Suver. Divanı sh.: 15.
[31] Tefsiri Maverdi: 1/539. Lisanu'1-Arap madde: Sedefe. Beyit, Berik Huzeli 'nindir. Adı İyad b. Huveylid'tir. Dîvan Huzeliyin: 3/56; Ed-dad Kutrub sh.: 78; Es-Sedef: Gecedir. Edhem: Siyahtır.
[32] Beyitler Amr b. Ebu Rabia'nındır. El-Kitab: 1/485; Şerhu'1-Eb-yal Seyrafi: 2/152; Mukîedeb: 3/294; Kamil Muberrid: 2/245; Muğni Le-bib: 5; Tefsiru'NKurtubi: 7/27; Divanı: 399.
[33] Bu kıssayı İbin Ebu Hatem, Suddi'den nakletmiştir. Durrul Mensur: 3/304. Zayıftır. Ebu Şeyh, Beyhaki ve İbni Mürdeveyh'in Muaz b. Cebel'den naklettiklerine göre Nebi (s.a.v.) şöyle demiş:
"İbrahim, göklerdeki ve yerdeki melekut alemini gördüğü zaman birini bir hata üzerinde görür ve ona beddua eder. Daha sonra tekrar birini günah üzerinde görür ona da beddua ettiği zaman Allah ona vah-yedîp şöyle dedi: Ey İbrahim, sen duaları kabul olan kullardansın hiç kimseye beddua etme. Kullarım üç hal üzeredirler. Ya onun sulbünden bana ibadet eden zürriyet çıkarırım, ya da ömrünün sonunda bana tev-be eder ben de tevbesini kabul ederek affederim. Yahut da arkasını döner ve cehennem de arkasından onu takip eder."
[34] Beyit îbni Miyade er-Rrimah b. Ebred'indir. Meani'I-Kur'an Ferra: 1/342; Tefsiri Kurtubi: 7/33; Muğni Lebib Rakam: 63; Hazanetu'i-Edeb: 2/226; Divanı sh.: 192.
[35] Beyit, cahili plan Zihirek et-Tuhevi'nindir. Hazanetu'l~Edeb: 1/35; Tefsiri Kurtubi: 7/33; Nevadır Ebu Zeyd'in sh.: 67; İbni Yaiş: 3/144. Yerbu: jarbaa denilen hayvandır: Bunun deliğine nafeka denilir. Yetekassau: Jarbaamn yuvasının toprağını eşip dışarı atmasıdır.
[36] Beyif Sibeveylı'in şevahidlerindendir: 1/437; Hazanetu'1-Edeb: 2/3; Muğni Lebib Rakam: 397; Emali İbni Şeceri: 1/339; Hem'ul-Hevami: 2/33. Kaili belirsizdir. A'lem şöyle demiş: Bu şair kıraatçılardan biridir. Buna riya ve rüşvet aldığı ve bu konuda hırslı olduğunu nisbet etmiş.
[37] Bu kıraat bütün kıraatçıların kıraatlanna göredir. Ancak Ebu Amr ve Kesai müstesna onların ikisi de cezm ile okumuştur. İthaf sh.: 297.
[38] Birinci ayette (beyne) vasi için ikincisindeyse ayrılık, firak için gelmiştir. Mütercim.
[39] Beyit Ebu Harraş Huzeli'nindir. El-Belkaatu: Yüksekçe olan yerdir. El-Beraz bariz olan boşluktur. El-Cebub yer demektir. Ebu Said; Hicaz ehli şöyle dedi demiş: "Aheze cebubeten mine! ardi." Yani bir parça toprak aldı. El-Lisan beyene duvanı Huzeliyin: 34.
[40] İbni Şahin Taberani Hakim ve Hatib'in Abdullah b.Ebu Ev-fa'dan naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiştir:
"Allah'ın kulları içinde hayırlı olanlarınız o kimselerdir ki güneş, ay, yıldız ve gölgeleri Allah'ı anmak, hatırlamak için gözetirler."
Durru'1-Mensur: 3/327; Müstedrek: 1/51. Ve sahih görmüştür. Zehe-bi de bunu ikrar etmiştir.
[41] 153'teki 3 nolu dipnottur.
[42] Divan Şemmah sh.: 112; Muhkem: 2/388. Birinci beyit Emali ibniŞeceri: 1/41. Lisan madde. Hesene Muhassis: 15/88. ikinci beyit Rağ-betu'1-Amil: 1/76; İbdal Ebu Tib: 2/476. El-Lisan Mememe. Utul: Zinet takmamış kadındır.
[43] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Mahtutada, (Mezalİb-Tudar ve Sirm yerine Hazeme) gelmiş ikisi de hatadır.tkinci beyit Esasu'l-Belağa madde Sayede İktidab sh.: 462. Zamaşheri şöyle demiş: Onun yanında Sad'tan bir tencere vardır o da bakırdır. Es-Saydau ve's-seyyedan'dır. Çömlek, kazan vs. yapılan taştır. Sirem: Deve sürüsü. Müfredi sarimetun'dur. El-kutar: Yağmurlardır. Mufredi Kıtr'dır. El-Muzanib: Muğarif tir kepçeler. Nudar: Nudar ağacı. Divan Huzeliyin: 1/27.
[44] Tasti'nin İbni Abbas'tan naklettiğine göre Nafi b. Ezrak ona şöyle demiş:
"(Yen'ihi)nedir?"Oda:
"Olgunlaşıp semere vermesidir" demiş. Araplar bunu biliyor mu?" diye sormuş" O da:
"Evet, şairin şöyle dediğini duymadın mı?" demiş:
"Semanın ortasına doğru gidip eğrilip bükülünce, tıpkı yumuşak bir dalın eğrilip birşey bitirip olgunlaştırdığı gibidir."
[45] Beyit Muattal 'mdir. Beni Ruhm'lu Huzeli 'terdendir. Mahtuta-da: Ceriu yerine cera, Eddarrau yerine el-Fezau, marin yerine mudun gelmiş hatadır. Amr b. Huveylid'e ağıt yaptığı beyi derindendir. Selfaun: Atılgan yiğit. Mutelebbibun: Kemer takandır. Divan Huzeliyin: 3/47-48.
[46] Abdurrezzak Abdubnu Humeyd ve İbni Cerir'in Katade'den naklettiklerine göre şöyle demiş:
"Müslümanlar Kureyş'lilerin putlarına, onlar da Allah'a küfrediyorlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Tefsiri Taberi.: 7/309.
[47] El-Hatar mal veya rehin olarak konulan şeydir
[48] Beyit Ebu Esved'in Divan'ında sh.: 14'tedir. Oradada metin kısmındaki iki beyit vardır: Eğani: 21-23; Uyunu'l-Ahbar: 1/59; Lisanı: 1/157. Müellif, kıssayı muhtasar olarak zikretmiş. Vezir Kıfti de onu zikretmiş ve şöyle demiş: Bir gün Mütevekkil okurken yanında da Feth b. Hakan vardı. (Vema yuşirukum enneha İzacaet la yuminun). Feth b. Hakan, ona şöyle dedi:
"(İnneha) kesreyledir ey efendim." Bunun üzerine onbin dirhem üzerine ödül koyup anlaştılar. Bunun için Muberrid'in arkadaşı olan Yezid b. Muhammed el-Muhellebİ'yi hakem seçtiler. Yezid; bunun üzerinde durduğu zaman, ikisinden birinin yanında düşmekten çekindi ve şöyle dedi:
"İkisi arasında fark göremiyorum. Müminlerin emirinin kapısının öncü bir alimden hali kaldığı kadar acaip birşey görmedim." Mütevekkil şöyle dedi:
"Burada kendisinden sorulacak kimse yok mudur?" O da: "Basra'da Muberrid denilen kişiden daha alim birini bilmiyorum" dedi. Bunun üzerine;
"Onun gelmesi gerekir" dedi. Muhammed b. Yezid şöyle dedi:
"Sırlan bilen veya gören kimsenin vasıtasıyla, Feth b. Hakan'ın yanına girdirildim. Bana "Ey Basra'li" dedi:
"Vema yuşirukum enneha îzacaet la yuminun" ayetindeki harfi nasıi lefsir ediyordun?" dedi. Fethaylamı yoksa kesreyle mi? Ona dedirnki:
"înneha" kesreyledir. Bu görüş iyi ve muhtar olandır. Bu ayetin evveli de şöyledir:
"Ve eksimu billahi cehde eymanihim ieîn caethum ayetun leyuminun-ne biha. Kul: İnnemel ayatu indellehi vema yuşirukum) şeklindedir ve sonra Allah-u Teala:
"Ey Muhammed" dedi. "înneha iza caet la yuminun" demiş. Daha Önce geçmiş fceiamıyla alınmıştır bu." ve tekrar:
"Sen doğrusun" dedi. Bunun Üzerine müminlerin emirinin evine gitti ve benim geldiğimi söyledi. Şöylece üzerinde anlaştıkları ve ödül olarak koydukları dirhemleri talep etti. Bunun üzerine benim gelmemi söyledi ve ben de gittim. Mütevekkil 'in gözü bana değdiğinde bana şöyle dedi:
"Ey Basra'li! Bu ayeti nasıl okuyorsun?: "Vema yuşirukum enneha izacaet la yuminun." Kesreyle mi fethayla mı?" Bunun üzerine ona dedim ki:
"Ey müminlerin emiri: İnsanların çoğu bunu fethayîa okuyor."Bu-nun üzerine gülerek sof dizine vurdu ve dediki:
"Ey Feth haydi anlaştığımız malı getir." ve dedi ki:
"Ey efendim. Vallahi sâna dediğinin hilafını bana söyledi." Ve tekrar:
"Bırak şimdi şunu bunu sen malı hazırla?" dedi. Muberrid şöyle dedi:
"Neyse vaktaki çıktım, ben henüz ineceğim yere ulaşmadan, Feth'in elçileri bana geldiler. Ve tekrar yanına döndüğümde dediki:
"Ey Basra'fi bize ilk önce yalan ile başladın!" Ben de:
"Hayır ben yalan söylemedim." dedim. Dedi ki:
"Nasıl olurda sen müminlerin emirine doğru olan" (Vemayuşirukum enneha) Fetha iledir demişsin." Ben de dedinıkî:
"Ey Emir! Ben böyle demedim. Ancak şöyle dedim:
"İnsanların çoğu: "Enneha'"yi fethayla okuyorlar, çoğu da yanlış üzeredirler. Zira ben dedikodudan veya kınanmaktan korktum id o da müminlerin emirindendi. Ve bana:
"İyi etmişsin" dedi. Ebu Abbas şöyle dedi:
"Ben Feth'ten daha cömert ve lisanında daha çok hayır dökülen kişi görmedim."
İnbahu'r-Ruvat: 3/243-244.
[49] Bir rivayete göre burada (ennaha) lealle manasındadır. Nadr b. Şumeyl şöyle demiş: Bir adam gelip Halil b. Ahmed'ten bu ayet hakkında sorduğu zaman o da (ennaha) lealle manasındadır derdi. Sen şöyle dediğini bilmiyor musun?:
"Sen git. Zira sen bize şu şu şeylerle geliyorsun." O da diyor ki: "LealJeke."
[50] Şeyhimiz Allame Ahmed b. Muhammed Hamid el-Haseni eş-Şankiti şöyle dedi:
Kibelun, iktidarın muvaf akatında geldi, bu apaçık ve alenen muradif olarak gelmiş. Lahin kafi harfi kesre yapılır. Ne v'de ise onun kafini cem sigası için zamme yap. Eğer es-Savi'ye bakarsan bunu görürsün.
Burada kîbel iktidar manasında gelmiştir. Ayette olduğu gibi (bi cu-nudin la kibele biha: Güç yetilmeyecek derecede askerlerle geldi) ve ayan manasındadır. Ayette olduğu gibi. Ve nev'i manasındadır ayette oludğ gibi;
"Külle şey'in kubulen."
fbni Malik Müselles'te şöyle demiş,: Mİslu kibelun*un yanında kesreyledir. Tıpkı Ayan ve iktidarın kesre yapıldıkları gibi."
[51] İbnİ Miinzir ve İbni Ebu Hatem'in Zeyd b. Eslem'den naklettiklerine göre ayet hakkında şöyle demiş: Bu ayet Ömer b. Hattab ve Ebu Cehii b. Hişam hakkında nazil olmuştur. Sapıklıkta olmaları hasebiyle ölü durumundaydılar. Allah Ömer'i İslam'la diriltti ve aziz kıldı ve Ebu Cehil'i de ölümünde ve sapıklığında bıraktı. Böylece Allah'ın Rasulu (s.a.v.) şöyle niyazda bulunmuş:
"Allah'ım İslam'ı Ebu Cehil b. Hişam veya Ömer b. Hattab'la aziz kıl."
[52] Beyitler Tufeyl b. Avf Gunvİ'riindir. Bunu Zura b. Amr için ağıt yapmış. Nevadir Ebu Zeyd: 149; Vahşiyyat: 125.
[53] Beyit; Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Es-Semra: Dağdır. Cearis: Bal ansı yiyecekleridir.
Kıtru'1-Ğila. Müfredİ: Kitretun'dur. Hedeflere giden oktur. Ğila: Atışlardaki artıştır. Bal arısının süratini, hedefe atılan oklara benzetmiş. Es-Siyab: Hedeflerdir. Sabe: Hedeftir. Mahtutada: Mustedillun de-babeha'dir. Hatadır. Meani'l-Kebir: 2/618; Divanu'l-Huzeliyin: 1/76-77.
[54] Hasan şöyle demiş: Onların biribirinden istimta etmeleri yoktu. Ancak cinler emretti insanlar da yaptı.
[55] Behcetu'l-Mecalis; 1/367; Temsil ve'1-Muhadere sh.: 453. Nisbetsizdir.
[56] Divan'da: (Tevakeleni benuHllat minkum) geçmiş.
Malik: Malik b. Musma el-Cuhderi'dir. Yezid; Yezid p. Haris Şey-bani ve Abdulmelik'in Rey şehrindeki valisidir. Divan'ul-Ahtal: 213.
[57] İbni Ebu Şeybe ve İbni Cerir'in Ebu Alİye'den naklettiklerine göre ayet hakkında şöyle demi§: "Onlar zekat haricinde birşeyler ihsan ediyorlardı. Daha sonra aşırı gidip israf ettiler. Bunun üzerine ayet nazil oldu.
"İsraf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez." Tefsiri Taberi: 8/60. Said b. Ciibeyr'den nakledildiğine göre şöyle demiş: Bu zekat ayeti nazil olmadan önceydi. Kişi mahsulundan verir, hayvan besler ve yetimlere ve miskinlere verirdi. İşe yaramaz kötü olan malını verirdi. Nakledildiğine göre Atiyye Avfi şöyle demiş: Hasat vakti geldiğ ivakit, harmanlayıp hasatlarm eledikleri zaman ondan birşeyler verirlerdi. Öşür ve öşrün yansı bu uygulamayı neshetti. Nakledildiğine göre İkrime şöyle demiş: Zekat Kur'an'daki bütün sadakaları neshetti.
[58] Es-Sırf: Gaflete düşmek manasındadır. Taksirde bunun neticesinde oluşur. Sağani şöyle demiş: "Vekad seriftu'ş-şey'e." Yani o şeyden gafil olup ve o konuda cahil oldum. Bazı araplardan anlatıldığına göre, bazı arkadaşları ona, mescitten bir yer vermeyi vad ederler ve ona muhalefet ederler. Bu konuda ona sorulduğunda ise: Size uğradım ve sizi sırf ettim. Yani gaflete düşürdüm.
[59] Divanı sh: 174; Tefsiri Kurtubi: 7/111; Mucmelu'İ-luğah: 2/493; El-îbab madde:_Serefe.
[60] Beyit, Sahr Gay Huzeli'nindir. Fethau'l-Cenaheyn: Yumuşak kanatlı. Likvetu: Bükük ve istediği şeyi kapandır. Kasb: Kuru hurma. Nu-vatu'1-Kasb: Kuru ve sert. Zira burada çokluk murad'tır. Divan Huzeli-yin: 2/25. İkincisi müzekker ve'1-müennes. İbni Enbari'de 434. Muhakkik tanıtmamış tır.
[61] Mahtutada zebihun'dur hatadır. Zamahşeri şöyle dedi: "Mafid-dari debicun." Mecaz kısmmdandır. Debece'den feil veznindedir. Çünkü insanlar diyarları süslerler. Debeceha: Süsledi manasmdadir.
[62] Esasu'l-Belağa'da şöyle demiş: "Veşeti'l-maşiyetu." Sürü üreyip çoğaldı. İbni Faris şöyi^ demiş: "El-vaşiyetu" çok yavrusu olandır. Doğuran, üreyen her şeye bu lenilebilir. Er-Reculu'1-vaşm ve'1-veşiy: Çok çocuklu adam. El-Veşiy: çokluktur. Veveşa benî fulan: Falancaoğulları çoğaldı. Vema veşet hazihil amaşiyetu indi: Bu sürü benim yanımda hiç doğurup çoğalmadı. Mücmel: 4/926.
[63] BesairZevi Temyiz: 2/396. Tamsil vel-Muhaderetu'da nisbetşiz-dir, sh.: 196. Müsrin'in yerine ikisinde de (et-taniy) vardır. Yani ezrari.
[64] Tirmizi'nin çıkarıp zayıf gördüğü ve Beyhakİ'nin Şuabu'l-İman'da İbni Abbas'tan naklettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:
"Ey tüccar topluluğu! Siz Öyle bir şey üstlenmişsiniz ki, sizden Önce gelip geçen onunla helak olmuşlardır. O da ölçü ve tartıdır."
îbni Mürdeveyh'in Abdullah b. Mes'ud'tan naklettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ölçü ve tartıyı eksik yapan her kavme, Allahu Teala (c.c.) onlara açlığı musallat etmiştir."
[65] Ahmed b. Hanbel (İmam Ahmed), Tirmizi, Ebu Ya'la'mn Ebu Said el-Hudri'den Rasulullah'ın (s.a.v.) bu ayet hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:
"Yevme ye'ti ba'du ayati rabbike."
Ayetlerden kasıt: Güneşin batıdan doğuşudur.
Müsned: 3/31; Tirmizi: 3073; İmam Ahmed, Buharı, Müslim ve Ebu Davud'un Ebu Hureyrc'den naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmaz. Batıdan doğup insanların hepsi bunu gördüğü vakit, işte bu zamanda kişinin imanı kendisine bir menfaat sağlamaz." Ve sonra ayeti okur.
Feth'ul-Bari: 8/297; Müsned: 2/231. Ahmed, İbni Ebu Şeybe ve Müslim'in Ebu Hureyre'den naklettikle-rien göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Üç şey çıktığı veya belirdiği vakit eğer kişi Önce iman etmemişse onun imanı fayda vermez: 'Deccal, Dabbetul arz ve Güneşin batıdan doğuşu."
Sahih Müslim: 158; Müsned: 2/445.
[66] Abdurezzak ve îbni Ebu Hatem'in Katade'den naklettiklerine göre ayet hakkında şöyle demiş:
"Onlar Yahudi ve Hristiyanlardır. İbni Ebu Hatem, Taberani ve Bey-haki'nin Şuabul İman'da Ömerb. Hattab'dan (r.a.) naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) Aişe'ye (r.a.) şöyle demiş:
"Ey Aişe "Dinlerini ayrı ayrı fırkajara ayırarak parçalananlar veya onlar, bid'at çıkar, heva sahipleri ve dalalette olanlar işte bu ümmettendirler. Onların tevbesi kabul olmaz. Ey Aişe: Her günah işleyen için tevbe vardır ancak bid'at ve heva sahiplerinin tevbeleri yoktur. Ben onlardan beriyim onlar da benden." der.
[67] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/346-376.
İslami Okul Okulların En Önemlisi