Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Giriş - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 1. Sayfa

GİRİŞ. 2

Müellifin Hayatı ve Eserleri: 2

Müellifin Vasıfları: 3

Fıkıhta Mezhebi: 3

Müellifin Yazdığı Eserleri: 4

Şiiri: 5

Vefatı: 5

Kadılık dönemi: 5

Tefsir İlminde Işıklar 6

Tefsir İlmi: 6

İ'rabla İlgili Kitaplar: 12

Kur'an'daki Ahkamla İlgili Yazılan En Meşhur Kitaplar: 13

Ayet ve Surelerin Birbirine Olan İrtibatıyla İlgili Yazılan Eserler: 13

Kur'an'ın Lafız ve Manalarını Kapsayan Kitaplar. 13

Kur'an'ın Çeşitli Yönlerinden Bahseden Muhtasar Tefsirler: 13

Müellifin Tefsirindeki Kaynakları: 14

Lügat, Nahiv ve Edeb Konusu: 17

Şiir ve Şiirde Getirilen Deliller: 18

Şiirdeki Beyitlere Atfedilen Bir Araştırma: 19

Müellifin Kendisinde Nakil Yaptığı Kitapların Yanındaki (yeri) Durumu: 22

Nisaburi ve İbni Bahr'ın Karşılaştırılması: 24

Ebu Müslim'in Yazdığı Kitaplar: 25

Ebu Müslim'in Şiirleri: 25

Ebu Müslim'in Ölümü: 26

Nasih ve Mensuhta Sonuç: 29

İbni Ravendi ve Kur'an. 30

Nisaburi ve Kelam İlmi: 36

Müellifin Kelam İlmindeki Görüşleri: 39

Kitabın Özellikleri: 40

Kitap Üzerine Düşünceler: 41

Kitabın Nüshaları: 41

Müellifin Onsozü. 42

 


 

 

GİRİŞ

 

İnsanı yaratan, bilmediğini öğreten, akıl ve imanı kendi­sine bağışlayan, aklıyla kendisini mesul tutan ve imanıyla kendisini alçak gönüllü ve huşu sahibi kılan Allah'a ham-dolsun. AdnanoğuHarının en faziletli oğlu efendimiz Mu-hammed'e (s.a.v.) salat ve selam olsun.

İîîmlerin en şereflisi Kur'an ilmidir. Kelamların en ha­yırlısı Hakim ve Kahhar olan Allah'ın kelamıdır. Onunla in­san kalp yoluna ulaşır, onunla Allah'ın rızasını kazanır ve kurtuluşa erer, ne mutlu o kimseye ki onun etrafında top­lanır ve kalbini ona açar. Allah-u Teala şöyle buyurur:

"Muhakkak ki bunda, kalbi olan yahut şahit olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır."                                               (Kaf: 50/37)

İbni Kayyım bu konuda şöyle dedi: "İstenilene delil ge­tirme, en güzel lafızlarla açıklamayı ayet içine alarak, engel­leri gideren şartlarla etki eden hüküm ve yer üzerinde duru­lur. Ayet, bütün bunları en veciz lafız ve beyanlarla zımnı-na almış ve istenilen şeye işaret etmiştir. Cenabı Hakk'm:

"Muhakkak ki bunda bir öğüt vardır." sözü sûrenin başından buraya kadarına işaret etmektedir. Asıl etki eden de budur ve yine "Kalbi olan kimseler için" sözü asıl kar­şılanan yerdir, buradan kasıt diri olan ve Allah'ı idrak eden kalptir. Cenab-ı Hakk'm "kulak veren kimse" sözünde ise yine dinlemeye yöneldi, kendisine söyleneni dinledi, bu kelamla müteessir olmak şartıdır.

Ve yine: "O şahit olarak yeter." sözü yani hazır olan, bilinen kalbin şahitliğidir, bu tesir edecek olan engellere işarettir, bu da kalbin yanılması, kendisine söyleneni görüp, dü­şünüp anlamaması ve düşünmemesidir.

Kalbin etkilendiği etkileyici Kur'an olduğu zaman bu et­kilemeyi kabul eden yer diri olan kalp olur, şart bulunmuş olur ve o da dinlemektir. Böylece engel ortadan gitmiş olur. Ve o da kalbi meşgul etmek, muhatap olduğu şeylerden ayırarak dikkatini başka tarafa çekmektir. Ve dikkatini asıl şeyden çevirmekle, tesir hasıl olmuş olur o da fayda ve ha­tırlatmadır.[1]

Allah'tan kitabını bize anlamayı ve kalbimize galebe edeni açmayı dilerim, muhakkak ki o işiten ve görendir, o cömert ve affedendir, ondan isteyenler ümitsiz olmaz ve on­dan dileyenler ise geri çevrilmez.[2]

 

Müellifin Hayatı ve Eserleri:

 

İsim ve soyu: Topladığım kaynaklarda müellifin ismi, Muhammed b. Ebi el-Hasan en-Nisaburi el-öaznevi'dir. Bundan başka bulamadım. Bunun dışında mu'cemu'1-mü-ellifin sahibi ise babasının isminin Ali olduğunu zikreder. İlk hayat tercümesini veren Yakut (Mu'cemü'l-edibba cilt 19 sahife 124)'dür. Ondan sonra hayatmı verenler Yakuti'nin verdiğini harfiyen nakletmişlerdir. Suyuti Buğyetu'l-Vuat'ta[3] ed-Davudi Tabakatu müfessirin'de[4] ez-Zirikli A'lam[5] ve Ömer Kehhale mu'cemü'l-müellifm'de[6] hayatını vermekte-ler. Beyanu'1-Hak lakabıyla lakaplanmıştı.[7]

 

Müellifin Vasıfları:

 

Yakuti şöyle der: "Çok alim, işinde mahir idi, luğatı bi­len bir tefsirciydi. îkna edici fasih bir fıkıhcıydı."

Bu vasıflar gösteriyor ki müellif büyük özelliklere sahip­ti. Çok alimdi, yüksek makam ve yüce mertebeye sahipti.

Kitabı bize ne kadar alim olduğunu gösteriyor. Kitabı kı­sa ve öz olmasına rağmen o çok ilim ve büyük faydalar ih­tiva etmiş, lügat, nahiv, belagat, fıkıh ve hadiste çok fayda­lı olduğu gibi güzel söz ve munazaracı ve hazır cevap biri­siydi*

Elimizdeki kitaplar, ilmini nereden aldığını, hocalarının kim olduğunu, ondan kimlerin ilim aldığını ve kime okun­duğunu belirtmiyor. Sadece onun Nisabur'Iu olduğunu söy­lemişler. Zira umulur ki belkide kendisi Nisabur'dan hiç çık­mamıştır. Çünkü basılı Bağdat tarihi onun hakkında bir şey zikretmemiştir.[8]

 

Fıkıhta Mezhebi:

 

Hanefi mezhebine bağlı idi, bununla beraber Kureşi "Hanefi tabakalında" zikretmiyor, çok faziletine ve geniş il­me sahip olmasına rağmen Kasım b. Kutluboğa da (Tacu't-teracum'de) zikretmemiştir. Umarız ki o tanınanlardan bi­ridir, şiirinin ona işaret ettiği gibi, daha sonra o şiiri zikre­deceğiz. Cenabı Hakk'ın şu sözünü:

"Düşman tarafından engellendiğinizde."

(Bakara: 2/196)

Açıkladığı zaman kendisinin hanefi mezhebine bağlılı­ğım izah ediyor. "Şafii şöyle der: El-ihsar kelimesi düşma­nın engellemesi manasınadır. Çünkü bu ayet Rasulullah (s.a.v.) Hudeybiye'de umreden engellendiğinde inmiştir onun içindir ki Allah-u Teala şöyle buyurur:

"Emin olduğunuz zaman."                 (Bakara: 2/196)

Bizim görüşümüze göre ise ihsar (engel) hastalıkla olur. Bu İbni Abbas ve İbni Mesud'un da görüşüdür. Cenab-ı Hakk'ın şu sözünde (aynı ayetin devamında):

"Kolayınıza gelen kurbanı gönderin."

İbni Abbas o kurbanın koyun olduğunu söyler ve biz de bu görüşteyiz. Allah-u Teala'nın şu sözünde:

"Boşanmış kadınlar üç kuru (üç adet veya üç temizlik suresi bekleyip) kendilerini gözetlerler." (Bakara: 2/228)

(Müellif) Dedi ki: "Kuru kelimesi sahabe ve fukahanın çoğuna göre hayız müddetidir." Şafii mezhebine işaret ede­rek dedi ki: "Bazılarına göre temizliktir" der ve bunu kapa­lı bırakır. Sonra delil getirdi ki bu görüşüne ve mezhebine yardımcı olarak "kuru: hayızdır." dedi.

Cenabı Hakkın şu sözünde de:

"Adeletten ayrılmamanız için en uygun olan budur" (Nisa: 4/3) Teulu kelimesini tecuru yani üzülme ile tefsir et­ti. Sonra da şöyle dedi: "Kim bu ayeti çocuklarının çoklu­ğu ile açıklarsa mana yönünü ele almış olur lafız yönünü de­ğil." O bununla Şafii'yi söylemektedir. Ve bundan başka me-'seleler de vardır.[9]

 

Müellifin Yazdığı Eserleri:

 

Yakut şöyle söylüyor: Müellifin içinde icaz olduğunu id­dia ettiği kitapları vardır, şunlar gibi.

1- Halku'l-insan (insanın yaratılışı.)[10]

2- Cumelu'l-Geraib fi tefsiru'l-hadis (hadisin izahında-ki garip şeyler.)[11]

Seğani'nin söylediğine göre müellifin bu kitabının ihti­va ettiği kitapların geneli dil ağırlıklıdır, (el-Ebabu'z-zahir) adlı kitabının ne basılı bir nüshasını buldum ne de zikredi­len bu kitaptan bir nakil buldum. Umulur ki kitabın diğer cüzlerinde mevcuttur.

3- İcazu'l-beyan an meani'I-kur'an (Kur'an'm manala­rını özlü bir şekilde izah etme) Onbinlerce faydayı içine alır.[12]

Gecende de 553 Hicride bu kitabı tasnif etmiştir. İran mil­liye şura meclisi kütüphanesinde 4240 numarayla 104 yap­rak olarak bulunmaktadır. Müellifin hayatını yazan herke­sin zikrettiği üç kitabı bunlardır. Müellif te kitabında zikret­tiği gibi ben de, şu diğerlerini ekledim:

4- Keturiyadı fi bidulitiradi. Vedhu'l-Burhan'a: 1/118 ba­kınız.

5- El-Ğulaletu fi meseletu'l-yemin ela şurbi'1-mai min el-Kuzi velamaefi'1-kuzi. 1/139.

6-  Şarhu'l-ebyat: Beyitlerin izahı. Bu kitabında bulu­nan beyitlerdir. Cenabı Hakk'm şu sözünü tefsir ederken bundan bahseder. "Nefsini aşağılık yapan (beyinsiz)den başka" 1/171 yine onun eserlerinden,

7- Bahru'l-Burhan fi muşkilatı meani'I-Kur'an.[13]

8-  Dureru'l-Kelimat ela ğureri'l-ayati'I-mevhumeti't-tearudi ve'ş-şubuhat.[14]

9- Ğureru'l-Ekavil fi meanil tenzil[15] ev zübdetu't-tefsir ve lemetu'l-ekavil.[16]

10- Şevariduş-Şevahid ve kelaidu'I-kesaid.[17]

11-  Esiletul-Raia vel-ecvibeti's-sarie ila hulbeti'I-be-yan ve hilyeti'l-ihsan.[18]

12- El-Muciz fi nasih ve'I-mensuh[19]

13-  Et-tezkire ve tebşire fi mesaili'l-fıkhı. 1000 fıkhı meseleyi içine alan kitabı fıkhı meselelerin çoğunu kapsa­maktadır.[20]

Yakuti diyor ki: O yazdıklarında icaz olduğunu iddia etmektedir. Umulur ki bu iddianın sebebi Arab lügatini ge­niş şekilde bilmesi, delillerinin çokluğudur ve hatta hiç kimse onun kadar delil getiremiyeceğini zannetmiştir.

İcaz, sadece Allah'ın Kitabına mahsustur. Nice telifatlar vardır ki o teliflerin sahipleri ve alimleri gururlanmış, on­lardan sonra gelenler de tenkit etmiş ve sahiplerinin hatala­rını, şüphelerini ortaya çıkarmışlardır.

Belirttiğimiz gibi müellifin kendisi bu hatalardan beri ol­mamış, arınmamış. Allah-u teala yazara rahmet eylesin, onu avfu mağfiret etsin.[21]

 

Şiiri:

 

Kaynaklar müellifin iki beytten başka şiirinden bahset-memektedir. O iki beyti de şudur.

İnsanları horlama olur ki Allah'ın veli kuludur sen bil­mezsin.

Allah'ın yanında değerli olan kendini gizler, onların il­minde kadir gecesi gizlendiği gibi.[22]

 

 Vefatı:

 

Sunulan kitaplar onun ölümünden bahsetmiyor, ancak Zi-rikli A'lam'mda onun 550 hicride vefat ettiğini belirtir.[23] Ömer Rıda Kehhale Mu'cemu'l-Müellifin'de aynı görüşü alır, ama bu ikisinin bir zannıdır. Başka bir yerde ise Ömer Kehhale Hicri 553'te hayatta olduğunu belirtir.[24] Bu yılda da İ'cazu'l-Beyan kitabını tamamlamıştır, der. Vefatının 555 Hicri veya daha sonra olduğu tahmin ediliyor.[25]

 

Kadılık dönemi:

 

Kitabın el yazması sahifelerinde el-Kadı Mahmud b. Ebi'l-Hasen b. el-Hüseyin en-Nisaburi diye yazılıdır. Keş-fu'z-Zunun'da ise Halku'l-insan adlı kitabından bahseder­ken el-Kadı Beyanu'1-Hak Mahmud b. Ebi el-Hasen b. el-Hüseyin en-Nisaburi diye yazmaktadır. Fakat kadılık yapıp yapmadığını bilmiyoruz.[26]

 

Tefsir İlminde Işıklar

 

Tefsir İlmi:

 

İbni Haldun Mukaddimesinde diyor ki: Kur'an arap di­liyle ve Arap dili belagatı üslubu ile inmiştir. Araplar onu anlıyor onun müfredat ve terkiplerindeki manalarını biliyor­lardı. Kur'an cümle cümle ayet ayet olayların durumuna gö­re tevhidi açıklamak ve dini farzları belirtmek için iniyor­du.

O emirlerden bazıları: imanİ akidelerle ilgili, muamelat­la ilgili ahkam, takdim olan ve tehir olanı onu neshederdi. Rasulullah (s.a.v.) Kur'an'da bilinmeyenleri açıklıyor, na-sih ve mensuhu birbirinden ayırıyor, ashaba öğretiyor ve on­lar da öğreniyorlar, iniş sebebini belirtiyor, ondaki durumu naklediyordu. Allah-u Teala'nın şu ayette de bildirdiği gi­bi:

"Allah'ın yardım ve fetih geldiği zaman..."

Allah'ın yardımı peygambere geliyordu.

Muhakkak ki bunu İbni Ebi Şeybe ve Abd ibni Humeyd el-Bezzar ve Ebu Ya'la ve İbni Merdeveyh ve el-Beyhaki de Delail adlı kitaptan tahric ederek İbni Ömer'in şöyle dedi­ğini rivayet etti. "Bu sure kurban bayramı günlerinde Mi-na'da nazil oldu. Rasuluilah (s.a.v.) ise veda haccınday-dı."

"Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman..." Nasır su­renin hepsi inmişti. Rasulullah (s.a.v.) bununla veda edece­ğini anladı.

Ahmed, İbni Cerir, İbni Münzir, İbni Murdeveyh İbni Ab-bas'tan rivayet ederek şöyle dediğini rivayet ederler:

"Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde..." Yani Nasr suresi inince Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Nefsim bana ölümü haber veriyor, muhakkak ki ru­hum bu sene kabzedilecektir."

Bu rivayet Allah kendilerinden razı olsun bütün sahabi-lerden nakledilmiştir, bunu tabiiler de aynen nakletmişler ve onlardan da nakledilmiştir. Öncekiler sonrakiler arasında nakledilmeye devam etmiş ta ki bu bilgi ilim haline dönmüş­tür. Kitaplar yazılmış ve sahabe ile tabiinden varid olan nakiller birçok kitapta yazılmıştır. Meseleyi Taberi, Vaki-di ve Salebi gibi müfessirîer de nakletmişlerdir, kitapla­rında birçok nakilleri rivayet etmişlerdir.

Sonra lisan ilimleri; lügat mevzularında, irab ahkamlannda ve belagatta terkiplerde kelamdan yapılmış (sınai) bir ilim haline geldi. Bütün bu Özellikler araplann birer melekesi iken bu konularda tedvinler yapıldı. Öyleki bu konularda ne bir nakle ne de kitaba müracaat edildi. İşte Tu-nusi denilen bu alim artık lisan ehlinin kitaplarından te­lakki edilmeye başlandı. Bu da Kur'an tefsirine ihtiyacı meydana getirdi, çünkü Kur'an, arap dilinin metod ve bela-ğatiyle inmiştir. Böylece tefsir iki kısım oldu:[27]

1- Nakli tefsir: Seleften nakil olan görüşlere dayanır ki o da^ nasih ve mensuh bilgisi, nüzul sebebi ve ayetlerin maksadı gibi konulardır ki bu ancak sahabi ve tabiinden nak-lolan rivayetlerle bilinir.

2- Diğer tefsir ise dile dayanan tefsirdir. O da dil bilgi­si, i'rab, belagat gibi konuların manayı: maksat ve üsluba gö­re verir.

Bu tefsir ise öncekinden ayrılır, ancak önceki tefsir asıl kastolunandır. İkinci tefsir ise ancak dil ilmi ilim haline gel­dikten sonra oluşmuştur.

Birinci tefsir çeşitinde görüyoruz ki sahabe peygamber­den sonra da tabiin sahabeden nakil yapıyor. Tabiinden ba­zıları tefsirin tamamını sahabiden almış. Mesela Müca-hid'in dediği gibi: Kur'an'ı üç kez İbni Abbas'a okudum Fa-tiha'dan sonuna kadar ve her ayette durdum, ona sordum.[28]

îbni Teymiyye diyor ki: Tefsiri en iyi bilenler Mekke eh­lidir, çünkü onlar İbni Abbas'ın arkadaşlarıdır. Mücahid, Ata, İbni Ebi Rebah ve îkrime mevla İbni Abbas, Said b. Cü-beyr, Tavus ve diğerleri gibi.

İnsanlar Tabiinin nakillerini alıp almamakta ihtilaf etti­ler, şayet Rasulullah'tan ve sahabeden bu konuda nakil yoksa, imam Ahmed'den bu konuda iki görüş nakledilmiş, bir görüşe göre nakilleri kabul edilir, diğer görüşe göre ka­bul edilmez. Müfessirlerin çoğuna göre tefsirde tabiinlerin sözleri kabul edilir. Çünkü onlar tefsir görüşlerinin çoğunu sahabeden almışlardır.

Tefsirin bu merhalelerinde görüyoruz ki islam aleminde kitaplara giren birçok israiliyat ve hiristiyan görüşleri var­dır. Bu da ehli kitaptan İslama girenlerin çok olmasıyladır. Şer'i hükümlerle alakası olmayan birçok şey zihinlerine ta­kılmıştır: İnsanın yaratılışı ve varoluşun sırları gibi. Bazı ta­biiler araştırmadan ve tenkid etmeden çok kolayca israiliyat-tan olan haberleri almışlardır. Bunu en çok rivayet edenler ise ehli kitaptan müslüman olanlardır. Abdullah b. Selam Ka'bu'l-Ahbar ve Vehb b. Münebbih gibi.[29]

Tabiinden sonra ilim genişledi, Kur'an ilmi hadisten ay­rıldı, her ayetin ayrı ayrı tefsiri yapıldı, bu da Kur'an'daki ayetlerin tertip sırasına göre yapıldı.

Bu müelliflerin önsözlerinde mesela: İbni Cerir et-Tabe-ri ölümü 310 Hicri'de[30] Ebu Bekir Ibni Munzir en-Nisabu-ri ölümü 318 Hicri'de[31] Ebu Bekir İbni Murdeveyh ise ölü­mü 410 Hicri'de[32] vaki olmuştur. Daha başkaları da vardır. Bu tefsirlerin hepsi de senetle peygambere, sahabeye ve tabiine dayandırılarak rivayet edilmiştir. Bunlarda hadis ve sahabelerin sözlerinden başka birşey yoktur. Ancak İbni Cerir bazı görüşlere yöneldi ve bazılarında ise irab yönün­de tetkik edip konuştu. Kur'an ayetlerinden hüküm çıkarıl­ması gereken yerlerden hüküm çıkardı.

Sonra miifessirler telif ve cemler yaparken özetleme ve kısaltmaya gitmişlerdir.

İkinci kısım tefsire gelince: Onların tefsirleri ise daha çok lügat ve dil kurallarına dayanır. Bu konuda ilk telif yapan Ebu Ubeyde Muammer b. el-Müsenna'dır ki Hicri 210'da vefat etmiştir. Kitabını "Mecazu'l-Kur'an" adıyla yazmış­tır. Dr. Fuat Sezgi'nin tahkikiyle kitap basılmıştır. Sonra da Kutrub İbni el-Müstenirki Sibeveyh'in öğrencisidir. Hicri 206'da vefat etmiştir. Kitabından hiçbir şey bilinmemekte­dir. Kitabının ismi "Meani'l-Kur'an"dir. Sonra da el-Ahfeş Said b. Mesude o da Sibeveyh'in öğrencisi olup Hicri 215'de vefat etmiştir. Kitabım Kesai'nin isteği üzerine telif etmiş­tir. Diyor ki: Biz bir araya geldiğimizde benden bir kitap te­lif etmemi istedi ben de ona Meani'l-Kur'an'la ilgili bir kitap yazdım. O kitap onu. imam kıldı. Kufeli'lerden Kesai Ali.b. Hamza da bir telif yaptı ki o aynı zamanda Küfe'lile-rin şeyhidir. Hicri 189'da vefat etmiştir. Kitabının ismi ise (El-Müştebih fi'l-Kur'an)'dır. Çok güzel bir çekiciliği var­dır. Kütüphanelerde mevcuttur. Paris kütüphanesinde el yazma ile 665 nolu olarak kayıtlıdır.[33]

Başka bir kitabı daha şu isimle vardır: "Kitap ma iştebe-he min lafzi'l-Kur'an ve Tenazele min kelimati'l-furkan." Fakat bu kitap önceki kitabın aynısı mı yoksa değişik bir ki­tap mı bilemiyoruz.

Sonra Ferra Ebu Zekeriya Yahya b. Ziyat'tır, Kesai'nin öğrencisidir. Hicri 207'de vefat etmiştir. Onun da (Me-ani'I-Kur'an) adında kitabı vardır. Muhammed Ahmed Ali Naccar ve Ahmet Yusuf Necati'nin tahkikiyle 3 ciltle basıl­mıştır.

Salebi şöyle diyor: Ferra'nın (Meani'l-Kur'an) adlı kita­bını yazmasının sebebi şöyledir. Arkadaşlarından Ömer b.

Bekir Me'mun'un vezirlerinden Hasan b. Sehl'in kendi­sinden Kur'an'dan bazı şeyler sorduğunu ve kendisine ce­vap veremediğini, kendisi için bir usul kitabı yazmasını mektupla ister o da bunu yazar ve kitaba bakmasını ister. Ki­tabı kendisi okuyunca arkadaşlarını toplar ve:

"Toplanın size Kur'an'la ilgili birşeyler yazdıracağım." der, onlara bir gün tayin eder, onlar hazırlanınca onların hu­zuruna çıkar ve mescitte müezzin olan ve aynı zamanda Kur'an okuyucusu olan bir adama:

"Oku" der o da Fatiha'yı okur ve o da tefsir yapar böy­lece bütün Kur'an'ı tefsir yaparak kitabını yani tefsirini yazar.[34]

Sonra Ebu Ubeyde el-Kasım b. Sellam gelir ki Hicri 224'te vefat etmiştir. O da onların kitaplarından topladı. On­larda rivayetler ve dayandığı kaynaklar, sahabe, tabiin ve fa-kihlerin görüşleri vardı.[35] Bunların yarısını rivayet etti ve di­ğer yansını rivayet etmeden öldü ve çoğu da ondan rivayet edilemedi. Ebu Ubeyde ilk defa iki tür tefsiri bir araya top­layandır. Yani rivayet tefsiri ve lügat ve nahiv tefsirini. Fakat onun tefsirinden birşey bilinmiyor. Burklman onun tef­sirinin kaybolduğunu söyler.[36]

Kıfti "Yunus b. Habib" hayatını anlatırken o da Sibe-veyh'in şeyhidir. Hicri 182'de vefat ettiğini onun da (Me-ani'l-Kur'an) adında bir kitabının olduğunu anlatmakta­dır.[37]

Böylece Yunus b. Habib'in ilk defa lügat ve nahiv kural­larıyla telif yaptığını fakat bu kitabından haber alınamadı­ğını tahmin ederim ki Tatarların yok ettiğini belirtir.

Yine Kıfti'nin belirttiğine göre Kesai'nin şeyhi Ebu Ca­fer el-Ruasi Hicri 187'de vefat etmiş ve onun da (Meani'l-Kur'an) diye eserinin olduğunu söyler.

Kıfti bugüne kadar bu eserin rivayet edildiğini söyler.[38]

Kifti Hicri 7. asırda 624'de vefat etmiştir. Böylece anla­şılıyor ki kitap yaygın olup neşredilmiştir. Fakat bir kitap­tan da bir haber alamadık, umarız ki dünya kütüphanelerin­den birinde mevcuttur.

Sonra ilimlerle beraber fıkhı ithilaflar da yayıldı, Kelam ilmi yaygınlaştı, islami gruplar mezheplerini yaymaya baş-ladılarVe mezheplerine çağırmaya başladılar. Felsefi birçok kitap tercüme edildi. Bu ilimler ve bu ilimlerle ilgili araş­tırmalar tefsirle iç içe girdi.

Edebi ilimler: Arapça aslından zayıflamaya başladı, Arapların yabancılarla karışması nedeniyle, Kur'an elfa-zının ve belagatının anlaşılması için bu ilimlerin tefsirle ka­rışması bir ihtiyaç oldu.

Kelam ilmi: Guruplar oluştu ve bütün guruplar ayet­lerle görüşlerine deliller getirdiler. Alimler tefsirlerinde kelam ilmine yöneldi. Doğruyu yanlıştan ayırmaya ve Kur'an'ın işaret ettiği ve etmediğni belirtmeye başladılar.

Fıkıh İlmi: Fıkıh ilmi genişledi ve alimler ise fıkıhta de-rinleştiler. Tefsirciler ahkamın alındığı hükümleri öğrenmek, kanun yapma yönünden tamamlamak ve Kur'an'ı şerh etmek için fıkıhla birleştirdiler.

Böylece tefsir üç kısma ayrıldı:

1-  Rivayet tefsiri: Daha Önce geçtiği gibi en meşhur tefsirler: İbni Cerir et-Taberi, ed-Durru'I-Mensur, İbni Ke­sir. Suyuti Tefsiri ve İbni Ebi Hatim Tefsiri gibi.

2-  Rey tefsiri: Reyden kasıt içtihattır. Yani içtihadla yapılan tefsirdir, nasih ve mensuh bilgisi, nüzul sebebi, ca hiliye şiirini bilme ve onunla delil getirme Arap dilinin la­fızlarının delalet ettiği yönleri ve tefsirde arap dilinin bütün yönlerinibilerek tefsir yapmaktır. Bu tefsirin en meşhurla­rı ise şunlardır:

1- Fahru'r-Razi Tefsiri: 16 cilt olarak basılmıştır. Ke­lam ilmi ağırlıklıdır. Bozuk görüşler ve batıl mezheplerin gö­rüşlerine reddiyeler vardır.

2- Kadı Beydavi Tefsiri: Büyük bir cilte basılmış ve üze­rine çok haşiyeler yapılmıştır.

Şeyh Zade haşiyesi, Beydavi üzerine yapılan en güzel ha­şiyedir, dört büyük cilt olark basılmıştır. Hefacı haşiyesi: 8 cilt olarak basılmıştır.

3- Zamahşeri Tefsiri: İsmi el-Keşşaf'tır. 4 cilt olarak ba­sılmıştır.

İbni Haldun diyor ki: Tefsirlerden bu ilmi en iyi içine alan Zahamşeri'nin Keşşafıdır. Ancak müellif itikatta Mutezi-le'dir. Kendi fasit mezhebine deliller getirmektedir.[39]

Bazı alimler diyor ki: Zamahşerinin tefsirinden daha güzel belagat tefsiri görmedik, tefsirin üzerine çeşitli haşi­yeler yapılmıştır.

Haşiyelerden bazıları şunlardır:

İbni Münir İskenderi'nin "el-intisaf fima tedemmenehu el-Keşşaf mine'l-itizal" Keşşafla beraber basılmıştır.

Muhammed Aleyan el-Merzuki Ezher alimlerinin bü-yüklerindendir. Haşiyesi kio da Keşşaf la beraber basılmış­tır.

Şerafeddin Tayibi'nin haşiyesi: Zemahşeri'deki lafız­ları kapsamaktadır, Mutezile mezhebine cevaplar vermek­te delillerinin zayıf ve bozuk olduğunu, belağanın ehli sün­netin söylediği doğrultuda doğru-olduğunu Mutezile'nin dediği doğrultuda doğru olmadığını beyan ediyor.[40]

İbni Hişam'ın "Muhtasaru'l-întisaf minel-Keşşaf' adlı haşiyesi. Daha önce de zikrettiğimiz İbni'l-Munir'in "el-in-tisafı'nın özeti yapılmıştır ve bazı ziyadeler yapılmış olup kitap el yazması olarak Berlin kütüphanesi ve Ezher kütüp­hanesinde bulunmaktadır.[41]

4- Camii'l Tevil li muhkemi'l Tenzil Ebu Müslim el-İs-fehani Muhammed b. Behr. Vefatı Hicri 321 olup Mutezi-le'nin büyüklerindendir. 14 ciltlik büyük bir tefsirdir.[42]

Yanlız kaldığı görüşlerinden biri de, Kur'an'dan neshi in­kar etmesidir. Bu konuda özel bir bölüm ayıracağız. Razi tef­sirinde bazı görüşlerini belirtmektedir. Ebu Hayyan'da Bahr adlı tefsirin bazı görüşlerini belirtmiştir. Müellifimiz de bazı görüşlerini belirterek red etmektedir. Kurtubi de yine tefsirinde bazı görüşlerini belirtir.

5- Hicri 384'te vefat eden Rumani'nin "el-Camiu fi ulu-mi'1-Kur'an" Tefsiri de faydalı ve büyük bir tefsirdir. Fakat içinde Mutezile'nin görüşleri izah edilmiştir.[43] Kitap hala ko­ruma altındadır. 7 cildi Paris kütüphanesinde, 12 cilti ise Mescidi'l-Aksakütüphanesindedir.

6- Hicri 749'da vefat eden büyük alim Şemsuddin el-İs-behani'nin tefsiri. Davudi şöyle diyor: "Büyük bir tefsir yazdı ama tamamlayamadı."[44]

Es-Sufdi ise şöyle diyor: Onu tefsirinde aklına geleni yaz­dığını gördüm, herhangi bir kaynağa bakmadan, Keşşaf ile Mefatihu'1-Gayb (İmam Razi'nin) arası güzel bir derleme tefsir, veciz, ibare ve bir çok konuda yapılan itirazların zi­yadesiyle yazılmıştır.[45]

7- Hicri 543'de vefat eden Malik'i imamlardan Ebu Be­kir İbni el-Arabi'nin "Envaru'1-Fecr fi tefsiri'l-Kur'an" ad­lı eseri de bu eserlerdendir. Müellifi diyorki: "80 bin yap­raktan oluşan tefsiri 20 senede hazırladım."[46]

Şeyh Yusuf el-Hazzam el-Mağribi (Vefatı Hicri 760'da) şöyle diyor, Ebubekir b. Arabi'nin tefsiri olan "Envaru'1-Fe-cr"in tamamını Adil melik müminlerin emiri Ebu Anan Fa-ris b. Ebi Salt Osman b. Yusuf b. Abdilhak ki o Ebi Ennan kabilesinin Merakeş şehrinde sultandı, onun bir kitaplığı var­dı, onun kitaplığında tamamını 80 cilt olarak gördüm. Kitap­tan herhangi bir şey eksilmiş değildir.

Diyorum ki: "Şeyhimiz kadı Muhammed Abdullah el-Şenkiytı'nin bize söylediğine göre kitap Fas'ta Ribat'ta kı-raliyet kütüphanesinde bulunmaktadır.

8- Mekkiyi'l-Kaysi'nin (Vefatı Hicri 407) "El-Me'sur an Malik fi Ahkami'l-Kur'an ve Tefsiri adlı eseri. 10 cüzdür, onu 300 cüzden toplamış şeyhi "Ebu Bekir el-Udfuvi'nin tef­sirine dayanmaktadır. (Vefatı Hicri 388) Tefsirinin ismi ise "el-İstiğna"dır. Büyük bir tefsir olup 120 cilttir. 12 se­nede tamamlanmıştır. Bazılarının Mekkiyu'l-Kays'ınm tef­sirini tahkik ettiklerini duydum ve yakında basılacağının ha­berini aldım.

9- Ebi Abbas Kevaşı (vefatı Hicri 680)nin "et-Tefsirul Kebir" adlı eseri, ve yine onun "Tefsiru's-Sağir" diye bir tef­siri de vardır.

Suyuti diyor ki: Şeyh Celalettin Mehelli tefsirinde ona da­yanmakta ve itimat etmektedir. Ben de ona ve onunla bera­ber "el-veciz"e ve "Tefsiru'l-Beydavi"ye ve "İbni Kesir"e ve Celaleyn tefsirine dayandırdım, görüşlerim tefsir el yaz­ması olarak mevcuttur. Başkaları gibi kaybolmamıştır. Bir nüshası ise Medine'de İslam üniversitesi kütüphanesinde mikrofilme alınmış olarak bulunmaktadır.

10-  Maverdi tefsiri ismi "En-Nuketu ve'1-Uyun" dur. Kuveyt'te 4 cüz olarak basılmıştır. Kurtubi tefsirinde çok­ça bu tefsire dayanmaktadır.[47]

11- İbni Atiyye'nin tefsiri (vefatı Hicri 546) ismi "el-mu-harreru'l-veciz fi tefsiri'1-kitabi'l-aziz" dir. Ebu Hayyan Bahru'l-Muhit adlı tefsirinde diyor ki: Tefsir ilminde en gü­zel tasnifi yapan, iyiyi kötüden ayıran en açık görüşlü bir tef­sirdir.[48]

İbni"Teymiyye diyor ki: "İbni Atiıyye'nin tefsiri Ze-mahşeri'nin tefsirinden daha iyi, daha açık, nakil ve araştır­ma olarak da daha çok tercih edilecek bir tefsirdir."[49] Tef­siri büyük bir tefsirdir. Fas'ta basılmaya başlanmıştır, şim­diye kadar 11 cüzü çıkmıştır.

12- Ebu Leys Semerkandi (vefatı Hicri 373) nin "Bahru'I-Ulum" tefsiri. Üç büyük ciltten oluşan el-yazmasi[50] olarak Daru'l-;Kutubu'l-Mısri ve Ezher kütüphanesi ve Irak va­kıflar kütüphanesinde bulunmaktadır.[51] Irak'ta basılmaya başlamıştır. Üç cüzü yayınlanmış ve En'am suresinin sonu­na kadar gelinmiştir. Bu da el yazması birinci cilde denktir.[52]                     .            '

Şeyh Zeynüddin Kasım b. Kutluboğa hadisleri tahriç et­miş (vefatı Hicri 854) ama basılamamıştır.[53]

13- Kurtubi'nin tefsin ismi "El-Camiu li ahkami'l-Kur'an" dır. Çeşitli baskılarla basılmıştır. O da Maverdi tef­sirine ve İbni Arabi'nin Ahkamu'l-Kur'an'i[54] ve en-Nu-has'ın i'rabu'l-Kur'an'ına dayanmaktadır.[55]

2- Tefsiru'l-İşari: O, Kur'an ayetlerinin hilafına olan ayetlerin tevilidir. Gizli bazı işaretlerle ancak tarikat er-bablanna zahir olabilir. Bununla ve murat olunan zahiri şeyler arasında tatbik mümkündür. Bu tefsirin şer'i bir as­lı vardır. îbni Ebu Hatem'in İbni Abbas'tan naklettiğine göre şöyle demiş: "Kur'an'da haberler ve misaller vardır. He­lal ve haram, nasıh ve mensuh, muhkem ve müteşabih, açık ve gizli yönü okunuştur, gizli yönleri tevil edilir. Alimler uğ­raşırlar sefihler (aklı kıt kimseler) ise ondan uzaklaşırlar."[56]

İşaret tefsirinin iki şartı vardır.

1-  Arap dilinde kararlaştırılmış kaidelerin maksadına zahiren uygun olması.

2-  Kendisine delil olacak ayet, hadis veya diğer kay­naklardan itirazsız kaynakların olması gerekir.

Bu tefsir çeşidi asıl görüntüsünden uzaklaşmış değildir, ayetin görünüşü anlaşılmaktadır, ayet bu nedenle kapalı değildir. Buna dilin, örfünde delil getirilmektedir ve sonra gizli mefhumlar böylece ayetin yanında anlaşılmaktadır.[57]

Bu çeşit tefsirlerden: Sehl b. Abdullah el-Tusteri'nin (ölümü Hicri 273) "Tefsiru'l-Tusteri" isimli tefsiridir. Ken­disi Zühd ve takva ehli olup tefsiri bir ciltten ibarettir.

Aynı tefsirden Ebu Muhammed el-Bekli el-Şirazi'nin (ölümü Hicri 666) "Araisu'l-beyani fi hakaiku'l-Kur'an"dır. Uzun zamandan beri iki cilt olarak basılmıştır.[58]

 

İ'rabla İlgili Kitaplar:

 

Böylece değişik kitaplarda vardır. Bu kitaplar özellikle Kur'an ilimlerini kapsamaktadır. Mesela bazıları Kur'an'in i'rabi ile ilgilidir ki şunlardır:

Ebu Ca'fer en-Nuhas'm üç cilt olarak basılan "İ'rabu'l-Kurlan".

Eou'1-Beka el-Ukberi'nin iki cilt olarak basılan "Et-tib-yan fi i'rabi'l-Kur'an".

Îbnu'l-Enbari'nin eskiden beri üç cilt olarak basılan "el-Beyan fi i'rabi'l-Kur'an"

Es-Seminu'1-Halebi'nin geç de olsa altı cüz olarak güzel bir tertible basılan "ed-Durru'I-Mesun fi ulumu'l-kitabi'l-meknun. Kendi sahasında en güzel kitabdır ve diğer kitap­lar da şunlardır.[59]

 

Kur'an'daki Ahkamla İlgili Yazılan En Meşhur Kitaplar:

 

İbni Arabi el-Maliki'nin dört cilt olarak basılan "Ahka-mul-Kur'an."

El-İIkiye el-Herasi eş-Şafii'nin iki ciltlik "Ahkamu'l-Kur'an."

El-Cessas el-Hanefi'nin üç büyük cilt şeklinde basılan "Ahkamu'I-Kur'an."

İbni Fersu'l-Malik el-Gırnati'nin (ölümü Hicri 559) "Ah-kamu'l-Kur'an."

Davudi Ğırnati'nin Kitabı hakkında şöyle der: "Çok faydalı bir kitaptır. Bu konuda en güzel yazılan kitaptır.[60] Ki­tap el yazması olarak bulunmakta ve hatta mikro filim ola­rak da Medine'deki islam üniversitesi kütüphanesinde bu­lunmaktadır.[61]

 

Ayet ve Surelerin Birbirine Olan İrtibatıyla İlgili Yazılan Eserler:

 

Bu konuda yazılan en güzel kitap Burhaneddin Bekai'nin (Ölümü H. 885) "Nazmu'd-dureri fi tenasubi ayeti ve's-sü-veri" adlı Hindistan'da basılan 22 ciltlik kitabıdır.[62]

Ebu Hayyan el-Endulusi'nin şeyhi Ebu Cafer Ahmed b. ez-Zübeyr'in (Ölümü h. 807) "el-Burhan fi tertibi suveru'l-Kur'an" ki geç de olsa imam Faysal üniversitesinde Ri-yat'ta basılmıştır.[63]

Suyuti'nin "Tenasubu'l-Dureri fi tenasubu's-suveri" kü­çük çaplı kitabı, matbudur.[64]

 

Kur'an'ın Lafız ve Manalarını Kapsayan Kitaplar.

 

Bunlardan Rağıb el-İsfehani'nin (ölümü H. 425) "el-Mufredaf'ı basılmış haldedir.

Kamus.1 un sahibi Feyruzabadi'nin "Besairu zevi't-tem-yiz fi'l-letaifu'l-Kitabu'l-aziz"i altı cilt olarak basılmıştır.

İbni Cevzi'nin tek ciltte basılan "Nüzhetu'l-a'yunu'l-Nevazir fi'1-vucuh ve'n-Nezair" adlı kitabı.

Kadı Damiğani'nin tek cilt olarak basılan "el-vucuh ve'n-Nezair" adlı kitabı.[65]

 

Kur'an'ın Çeşitli Yönlerinden Bahseden Muhtasar Tefsirler:

 

Bunlardan "Nesefi tefsiri" ki üç cilt olarak basılmıştır.[66]

Yine bu tefsirlerden sayılan "Vedehu'l-Burhan" bu eli­mizdeki kitaptır.

KeJbi'nin tek büyük bir ciltten ibaret olan "Et-Teshil" de bu kitaplardandır.

Bunların dışında Kur'an ilimlerinden bahseden kitaplar var­dır, geçmişten ve şu anda Kur'an'ın büyüklüğünü, icazını ve belagatının kuvvetini izah eden kitaplar vardır. Yazarlar jfazmış, müellifler telifler yapmış ama hiç kimse kitabullahı tamamen anlatacak güce sahip olamamıştır. Çünkü onların sözleri hadis (sonradan olan), Allah'ın kelamı ise ezeli ve ka­dimdir, onun içindir ki insanların kelamı nasıl Allah'ın kela­mını kuşatabilir ki? Bu konuda Cenab-ı Allah Kehf ve Lok­man surelerinde şöyle buyurur:

"De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mü­rekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tü­kenir. Yardım için bir o kadarını daha getirsek yine yetmez."                                                   (Kehf: 18/109)

"Yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsa, denizler de mürekkep olup, arkasından yedi deniz daha gelip mürek­kep olsa ona yardım etse de Allah'ın kelimeleri yazılsa yi­ne bunlar tükenir. Allah'ın kelimeleri tükenmez. Allah öyle üstündür, öyle hikmet sahibidir." (Lokman: 31/27)[67]

 

Müellifin Tefsirindeki Kaynakları:

 

Nisaburi'nin tefsiri okununca anlaşılır ki müellif yüksek bir kültüre sahiptir, kitaplara ve teliflere, arap şiirlerine ve divanlarına vakıftır.

En fazla kaynak olarak faydalandığı kitaplar ise Kur'an ilimleri ile ilgili kitaplar olduğunu anlamaktayız. Bu ki­taplardan bazıları şunlardır:

1- Ebu Ubeyde'nin Mecazu'l-Kur'an'ı: Bu konuda yazı­lan ilk kitaplardandır. Bir çok alimin görüş aldığı veya red ettiği, rivayetler ve nakiller yaptığı bir kaynaktır.

Cahiz kitabın müellifi hakkında şöyle söyler: Ebu Ubey-de gibi harici ve ya toplu bütün ilimleri daha iyi bilen biri­si yoktur.[68]

Ebu Ubeyde Hicri 210'da vefat etmiştir.[69] Kitabı iki cilt olarak Dr. Fuat Sezgin'in tahkikiyle basılmıştır.[70]

2-  Ferra'nın Meani'l-Kur'an'ı: Meani'l-Kur'an konu­sunda kitapların anası ve direği sayılır. Öğrencilerine mes­citte yazdırmıştır.[71] Alimlerin çoğu güvendiklerini belirtmiş­lerdir. Bu konuda Kufi'lerin kaynağı olmuştur.

Ferra Hicri 207'de vefat etmiştir.[72] Müellif kendisinden nakiller yapmış bazen de fikirlerine reddiye yapmıştır. Ki­tabı üç cilt olarak Prof. Ahmet Yusuf Necati ve Muhammed Ali Neccar tarafından güzel bir çaba harcanarak tahkik edi­lerek basılmış ancak kitaptaki deliller tam yerine oturtulma­mış, bir çoğu kime ait olduğu belirtilmemiştir.

3- Kesai'nin Menai'l-Kur'an'ı: Kesai Kufe'de nahivci-lerin şeyhidir. Onun Meani'l-Kur'an diye kitabı vardır. Müellif bazı konularda ondan nakiller yapmaktadır. Kitap basılı değildir. Kitabın el yazması var mı yok mu bilmiyo­ruz. Kesai Hicri 189'da vefat etmiştir.[73]

4-  Ahfeş'in Meani'l-Kur'an'ı: Sibeveyh'in. öğrencisi olan Ahfeş'in ismi Said b. Mesade'dir.[74] Kesai'nin isteği üze­rine "El-Meseletu'1-Zenburiye"[75] den sonra tasnif etmiş­tir. Kitabında Kesai'ye dayanmaktadır.[76] Ahfeş Bakara su­resinin tefsirini teşvik etmiş ve büyük önem vermiştir. Ki­tabının üçte birini Bakara suresinin tefsirine ayırmıştır, bundan sonrası ise tamamen özettir. Ahfeş Hicri 2i5'de vefat etmiştir- Kitap Dr. Faiz Faris'in tahkikiyle iki cüz olarak basılmış kitapta büyük bir çaba harcamıştır. Bizim bi­linmeyen delileri tamamlamamız ve açıklamamız gerekir.[77]

5-  Muberred'in Meani'l-Kur'an: Muberred'in yazdığı iki kitap vardır. Birincisi "İ'rabu'l-Kur'an" adındaki kita­bıdır. Diğeri ise "el-Hurufu fi meani'l-Kur'an" dır.[78] Taha suresine kadar yazmış, fakat tamamlayamamıştır. Bunlar­dan başka bir kitabı daha vardır ki ismi "Ma ittefeket elfa-zuhu ve ihtelefet mainih fi'l-Kur'an"dır.[79] Müellif Müber-red'ten delil olarak bazı şiirler nakletmektedir.

6- Cessas'ın"Ahkamu'l-Kur'an". Müellif ondan iki ve­ya üç defa nakil yapmıştır. Kitap üç cilt olarak basılmıştır, fakat kitap tahkike ve yemden basılmaya muhtaçtır.

7- îbni Bahr el-îsfehani'nin tefsiri. Biz onun için ayrı bir başlık ayırdık.

8- Nakkaş'ın tefsiri: Asıl ismi Muhammed b. el-Hasan el-Bağdadi el-Mukrii'dir.[80] El-Müfessir olup Irak'lılarm tefsir­de ve kıraatta imamdır. Tefsirinin ismi "Şifau's-sudur" dur. Onun "el-işaret fi ğaribu'l-Kur'an"[81] ve "el-muvaddih fi meani'l-Kur'an" adlı eserleri de vardır. Hicri 35l'de vefat etmiştir.

9- Ebu'l-Kasım b. Habib el-Nisaburi'nin tefsiri:[82] İsmi el-Hasan b. Muhammed b. Habib el-Nisaburi'dir. Meani'l-Kur'an ve ilimlerinde asrının imamıydı, edebiyatta, nahiv­de bilgili ve savaşlar, kıssalar ve siyer bilgilerine sahip idi. Ondan Nisabur'a ilim yayılmıştır. Onun tasnif ettiği eserler zirveye ulaşmıştı. Şafii mezhebine tabi idi. Müellif ondan na­killer yapmaktadır. Beyhaki'nin de "Şuabu'l-iman"da ondan nakiller yaptığı gibi. Onun tefsiri meşhurdur. Hicri 406'da vefat etmiştir.

10-  Saalebi tefsiri: Müellifi Ahmed b. Muhammed b. İbrahim Ebi İshak en-Nisaburi el-Saalebi'dir.[83] Kur'an ilim­lerinde Saalebi zamanın tek kişisi olduğu söylenir. Onun da tefsiri meşhurdur. Onun kitabı "El-Arais fi Kısası'l-Enbiyai Aleyhi ve's-selam" basılmıştır. Ebu'l-Hasan el-Vahidi ilmi­ni ondan almıştır. Hicri 427'de vefat etmiştir.[84]

11- Maverdi tefsiri: İsmi "en-Nuketu ve'I-Uyun"dur. Hidır Muhammed Hıdir'ın tahkikiyle dört cüz olarak Ku­veyt'te basılmıştır. Müellifi Ali b. Muhammed b. Habib el-Kadi Ebu'l-Hasan el-Maverdi'dir.[85] Şafii mezhebinin gözde alimlerinden olup bazı bölgelerde kadılık yapmış sonra da Bağdat'a yerleşmiştir.

Tefsirinden anlaşıldığı gibi Mutezile'ye muvafakati ne­deniyle İbni Salah onu mutezili olmakla suçluyor. İbni Sub-ki ise aslında onun mutezili olmadığım, sadece kader mese­lesinde Öyle düşündüğünü söyler.

jyitiellif bir çok defa kendisinden nakil yapmıştır. Nite-kmfKurtubi tefsirinde en çok dayandığı bir kaynak olrrfuş-tur. Kurtubi'nin en fazla güvendiği üç kaynak şunlardır:[86]

1- İbni Arabi'nin Ahkamu'I-Kur'an'ı.

2- Nuhhas'ın İ'rabu'l-Kur'an'i

3- Maverdi'nin tefsiri. Maverdi Hicri 450'de vefat etmiş­tir.

Böylece diyebiliriz ki: Müellif imamların ve müfessirle-rin büyüklerin kitaplarına itimat etmiş onlardan çeşitli söz­ler ve görüşler almış ancak ilimde yaygın ve meşhur olan­lardan da nakiller yapmıştır. Sahabe ve tabiinin büyüklerin­den nakiller yaptığı gibi onlardan bazıları şunlardır.

1- Abdullah îbni Abbas.

2- Abdullah İbni Mes'ud.

3- Ali b. Ebi Talib,

4- Mücahid b. Cebir.

5- El-Hasan el-Basri.

6- Eş-Şabi.

7- İkrime.

8-El-Dehhak.

9- Said b. Cübeyr.

10- Katade, Hepsinin hayatı tercümesi yeri geldikçe bu kitapta belirtilecektir.

Bu vesile ile kendisinden önceki büyük alimlerden nakil­ler yaptığını buluyoruz. O alimler de şunlardır:

1- El-Kadı Abdulhamid:[87] Asıl ismi Abdulhamid b. Ab-dulaziz Ebu Hazim el-Kadı'dır. Hanefi mezhebine bağlı olup Şam'da, Kufe'de ve Kerh'te kadılık yapmıştır. Alim, fadıl ve takva sahibi idi. Irak ehlinin mirasta ve hisapta ho-calarmdandı. İlmini Hilal b. Yahya er-Razi'den almıştı, bu zat ta Irak ehlinin fakihlerindendi. Halife el-Mutet el-Abba­si'nin yanında önemli bir yeri vardı. Şu kitaplara sahipti. "Edebu'1-Kadı", "El-Feraid" ve "el-Muhaderat ve'1-sıcı-lat". Hicri 292'de vefat etmiştir.

2- Abdullah b. Hüseyni[88] İsmi Ebu Muhammed en-Nisa-buri veya tanımış yönüyle en-Nasihi'dir. Horasan'da baş ka­dılık yapmış asrının Hanefi şeyhlerindendir. Buhara'da sul­tan Mahmud b. Sebektekin'in kadılığım yaparken hacca gitmiş Bağdat'ta geçerken de Hicri 4I2'de hacla ilgili bir ko­nuşma yapmıştır. "El-Cemm beyne veykfı hilal vel-Hesaf' adlı bir kitabı vardır. Bişr b. Ahmed el-Isfehayani ve Ebu Amr b. Hanedan ve başkalarından bahseder. Güvenilir sa-lih bir zat olup Hicri 447'de vefat etmiştir.

3- El-Kadı Ebu'l-Kasım el-Davudi:[89]

Sealibi şöyle der: O bu gün en faziletli insanlardandı. Edebiyatın çeşmesi ilmin odası olarak görülmüştür. En bü­yük iyilikler meşalesini yakmıştır.

Bununla en yüksek şerefe nail olmuş, onun cömertli­ğinden haber verilmiş, onun önderliği övülen hareketlerle te­sir bırakmıştır. Hicri 430'da ölmüştür.

4- Ebu Sait ed-Derir: Horasan'da insanların en bilgilisi idi, Horasan Tahiriye'ye bitişiktir. El-Sueli anlatıyor, Ebu Temam'a (diğer lakabı) insan soru sorunca o daha sözünü bitirmeden soru soran cevabını almış olurdu, sanki o insa­nın ne soracağını önceden biliyor ona göre cevaplıyordu. Adamın bir ona şöyle dedi:

"Ey Eba Temam sen neden bilinen şiirden söylemiyor-sıan?" O da şöyle dedi:

"Sen neden bilinen şiirden bir şey bilmiyorsun?" Adam böylece sustu. İşte bunu Ebu Sait ed-Deriri söyledi.[90]

5- İbni Urfe: Nefteveyh lakabıyla bilinir. İsmi İbrahim b. Muhammed b. Urfe'dir. Edebiyatı iyi bilen ve zeki bir insan­dı. Cerir, Ferezdek ve Zirrumme'nin şiirlerine yazılan zıt şi­irleri ezbere bilirdi. Hadîs rivayet ediyordu. Muberret'ten, Salep'ten ilim aldı. Zahiri mezhebinin fıkhında derinleşti. Hicri 313'de vefat etti.[91]

 

Lügat, Nahiv ve Edeb Konusu:

 

Müellifi lügatta imam olarak görüyoruz, nahivci ve edip olan, kaynaklardan haberdar, önemli nakilleri bilen, arapla-rın en önemli ilim erbabından ve meşhur şahsiyetlerden na­killer yapmıştır. Onlar da şunlardır:

1- Sibeveyh.

2- EI-Kesai.

3- Ebi Amr b. el^Ala.

4- El-Ferra.

5- El-Ahfeş.

6- El-Muberred.

7- İbni Enbari.

8- Ebi Ali el-Farisi.

9- İbni Cinni.

10- Saleb.

11- Ez-Zuccac.

12- Ebi Amr ez-Zahidi.

13- İbni Sirac.

14- El-Cahiz ve diğer büyükler, hepsinin hayat hikaye­leri kitapta yeri geldikçe belirtilecektir.[92]

 

Şiir ve Şiirde Getirilen Deliller:

 

Görüyoruz ki müellif edebiyatta büyük mesafe katetmiş ve kitabı şiir delilerine hakimdir, bu şiirler mana ve lafza yöne­liktir. Kitabına değer üzerine değer katmak, güzelliğine gü­zellik katmak ve sayfalarına sayfa ekliyerek telif edip yazmış­tır. Ve yine görüyoruz ki şiir Huzeli'lerin şiirlerinden çokça getirmektedir. Bu o konuda isabetlidir. Çünkü onlar arapla-rın en büyük şairleridir. Hasan b. Sabit'e soruldu:

"Arapların en şair olanı kimdir?" O da:

"Kabile olarak mı yoksa fert olarak mı?" dedi. Onlar:

"Kabile olarak" dediler. Dedi ki:

"En şair kabile Hüzeyl Kabilesi'dir.[93] Kur'an'ın bir kıs­mı da onların şivesiyle inmiştir. Ebıi Hatem Sicistani diyor ki: Kur'an Kureyş, Hüzeyl, Temim, el-Ezd, Rebi ve Heva-zin ile Sait b. Bekr kabilelerinin şivesiyle inmiştir."[94]

Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle buyuruyor: Kur'an Mudar ka­bilesinin diliyle inmiştir.[95]

Bazı kimseler İbni AdbuJberr'in hadiste geçen yedi me­selelerini buna yorumladığını izah ederler. "Kur'an-ı Kerim yedi harf üzere nazil olmuştur."

Mudar kabilelerden oluşur: Huzeyl, Kinane, Kays, Dab-be, Teymu'r-Rebab, Esed b. Huzeyme ve Kureyş'tir. Bu ka­bileler yedi şiveyi oluşturur.[96]Bütün bunlar Huzeyl'in fesa-hatına ve konumuna delalet ediyor. Hatta eski büyük alim­ler de onların şiirlerini ezberliyorlardı.

Esmai şöyle dedi: Huzeylin şiirlerini Kureyş'ten bir gen­cin üzerinde olduğunu zaptettim ki ona Muharnmed b, İdris aŞafii deniliyor. Sanki müellif onu hıfzediyordu. Bu eski büyük alimler arasında yaygın bir olaydı. Bu son zamanlar­da ise cehalet alabildiğine yayıldı, ilim azaldı. Bu ise garip ve acaip bir durumdur. Çünkü alimliğe nisbet edilenlerin ço­ğu islami şiirlerinin beyitlerinden bir vezin dahi getiremi­yorlar, kaldı ki cahiliyye şiirlerinden getirsin. Zamanımız­da cahili şiirlerinden ezberleyenler varsa bu da nadir bir olay­dır. Şeyhimiz Ahmet b. Muhammed Hamid Hüsni Şenlciti Medine-i münevvere'de kalmıştı. Allah onu muhafaza ve ko­rumasına alsın. Buluğ çağına ermeden iki yıl önce Kur'an hafızı olmasına izafeten cahiliyye muallakatlannı da ezbe­re biliyordu. Yine o Zurrimme'nin divanını, cahiliyye ve di­ğer şiirlerin çoğunu ezberlemişti. Bu lügatta büyük manzu­melere izafeten bildiğiydi. İbni Malik'in "EI-Müsellesu fİ'l-Iuğa"daki nazmı gibi ve o yaklaşık üç bin beyite denk­tir. Bununla beraber fıkıh, tevhid, mantık ve diğer ilimler­le ilgili manzumeleri de biliyordu. Bu, bize selef alimleri­ni hatırlatıyor ve onların ezberlediklerini ve rivayetlerini ha­tırlatıyor. Ki o asında büyük hüccet idi. Allah onların bü­yük alimlerle desteklemiş dinin onunla muhafaza etmiştir, onunla ınkarcılaia ve delilleri noksanlara cevap ve delil ge :irtmiştir.[97]

 

 

Şiirdeki Beyitlere Atfedilen Bir Araştırma:

 

Lügatta şiirin sahibine nisbet edilmesi önemli bir iştir, söyleyeni belli olan şiir söyleyeni belli olmayandan daha de­ğerlidir. Buna rağmen bazı tefsir kitapları ve lügat kitapla­rı yine söyleyeni belli olamayan şiirleri içine almışlardır. Bir çok insan da şiirleri birbirine karıştırmış, sahibinden başka­sına isnat etmiştir. Bu konuda Seğani'nin şöyle söylediği­ni görüyoruz.[98]

Bu Ebu Mansur el-Ezheri zamanının ve asrının şeyhi ve asrının imamı ve sığınağıdır, çok nakil yapmakla meşhur­dur ve çok dayanaklı ve sabırlı idi. Eccac'ın şiiinde kelele[99] (yoruldu) kelimesine örnek getirerek şu şiiri okuyor:

"Takı yorgunlukla yapılan kazancı helal kılıyorlar.[100] Halbuki şiir Ruube'nin şiiridir. Eccac'ın değildir. Diğer bir rivayette "Kavim helal kılıyor" Burada da Rekede (sa­kin oldu, dindi) kelimesini[101] delillendirirken söylediği şiir "Kartal susuz bir haldeyken o sakinleşiyordu." Fakat bu şiir de Eccac'ın olup Ruube'nin değildir.[102] Kedese (tardet-mek) kelimesine şiirle Ubeyd delil getiriyor:[103]

"Görünüşte dağ keçisi gibi yürüyen zırhla kavulmuş at gi­bi." Bu şiir de Muhelhel'indir, Ubeyd'in değildir.[104]

Fakat Ebu Nasır İsmail b. Hammad el-Cevheri ki onu fazi­let sahibi kişiler düşen yağmura benzeterek onun fikirlerine uyu­lacak değerli bir kişi olarak kabul etmişlerdir. O ise Seabe (bir şeyi diğerine reva görmek) terkibinde söylemiştir.[105]

İbni Mukbil şöyle diyor: Su vasfını kaybedip bal gibi ya­pışan suya ince yapraklı gülü keserek katıyorlar. Sonra di-yer: Bununla değişikliğe uğrayan (el-lezc) yapışan kelime­sini kastediyor.

Keskin Za harfi babmdaki lam faslında diyor ki: El-Le-cizu el-Lezcin değiştirilmişidir ve böylece beyti söylüyor,[106] Eğer bu değiştiren kalbeden İbni Mukbil'in divanına baksa bilinecek ki bu kaside zai değil nunlu bir kasidedir. Kaside­nin başı muhakkak ki zaman dirileri ayıracaktır ve keyfine görç hareket edenleri de kesin olan günde ayıracaktır.[107]

Zikrettiği beyitten önce şu beyit vardır:

Derinin ucunu duruyorlar, onunla misvak ağacının dane-lerini ve yabani sedir ağacının danelerinden kötüden iyisi­ni ayırdediyorlar.

El-Licz diyen lügatta hata etmiştir. Söylerken nunlu ka­fiyeyi za'lı kafiye kılmıştır.[108]

"Şesebe"[109]nin terkibinde demiş: El-Vekkaf Ukayli şöyle demiş: Ben ona dedim ki gitme anı geldi, onu, esmer, siyah, dar, şiddetli bir kuraklıkla ürküttüm.

Bu beyit Muzahim Ukayli'nindir Vakkaf'm değil.[110] Ama bu sanatın şeyhi ve bu alanda mahir ve usta olan Ebu Hüse­yin Ahmet b. Faris b. Zekeriyya er-Razi'nin tasnif edilen eserlerinin çok olmasına ve eserlerinin mükemmelliğine rağmen yine onun bu güzelliği ve mükemmelliği bu sahada sürçmekten ve zemmedilmekten salim olamamıştır.

Mücmel de "tememe"[111]nin terkibinde zikretmiş:

El-Mütemmemu: El-Mukesseru'dur (kırılmak-kırdırıl-mak) demiş. O şairin şu sözündedir: Yahut o yorulan, kırı­lan, dökülenin uyanması gibidir.

Kimin metaı, birbirine meze edilmiş arap şiirlerini koru­mak olursa Aruz ilminin biraz nasibim almış demektir ve ona tam kamil alim hükmü verilir ve Ebu Kebir Huzeli'nin şu sö­zünün ölçüsü üzerine: Ey Züheyr ihtiyarlıktan kaçış var mıdır. Yahut ömrünü geçiren kerem sahibi için ebedilik yok mudur?[112]

"Ke inhiyad"inin rivayetinde (ev) kelimesi yoktur. Be-yİt ise tavildendir ve Zirrumme'nindif. Başı şöyledir.[113] Ben­zerleri ondan nasibini aldığı zaman onun kalbi veya ödü kop­tu.

(Essahabiyyu fi fıkhi'1-luğa) adlı kitabında Hurufu'l-Maani'de "Ruveyde"[114] kelimesini zikrederken onu zikretmiş: Ve demiş ki o kelime "Rudin" kelimesinin ismi tasgiridir (küçültme ismi) ve o da mehel (yavaş yavaş)'dır dedikten sonra şöyle demiş: Sanki o, yavaş yavaş yürüyen gibidir.

Bu şiir söylenirken kalbedilip, tahrif edilmiş. Rivayet şöy­ledir: Sanki o sarhoştur, öteye beriye gidip gelerek yürüyor.[115]

Şiirin başı şöyledir: Yürüyor ama adımlarım sabit bir şe­kilde atıp yürümüyor.

Beyit, Cumuh ez-Zaferi'nindir. Onu, kuyuyu kazıp suyu çıkarttığı günde söyledi ki o gün ise nefret ve bıkkınlıktır.

Ama onların şeyhlerinin şeyhi Seyf İsliyt Yakub b. Sik-kiyt bu sanat dalında kendisine işaret edilen kişidir. (İs­lah) adındaki onun kitabı ise ıslah edilmeye muhtaçtır.

Zira onu Fa'lin ve Fealin babında demiştir.[116]

Ebu Züeyb şöyle dedi: Bir maktul vardır henüz ondaki da­marlar atıyor, onu bitkisiz yerde gizledim, meşin sofrasının içindeki maddeleri gizlediği gibi.

Beyitin başı raiyye kasidesindendir. Bir cüzü şöyle: Bit­kisiz yerde onun eşekleri yemini yemeye meyleder.[117]

Bunda vekf kelimesine bir şahit yoktur. Onun bu kısmı baiye kasidesindendir. Başı şöyle iple dikiş arasında sarık­tı.[118]

Allah'ın fazlıyla biz bunların çoğunu zikrettik. Beyitler-deki çoğu tahrifatları veya sahiplerinin dışındakilerine nis-bet edilişlerini veya muhakkiklerin, söyleyenini bilmediği bazı beyitleri bulduk. Bunları, tahkik ettiğimiz birinci kita­bımızda işaret edip açıkladık ki o kitap: (El-Medhal li ilmi tefsir kitabillah)'tır. Hakeza aynı durumları bu kitabımızda da mütalaa ettik. Bakan olursa bunları bulabilir.

Bununla herhangi bir hata veya eksiklik olduğunu kas­tetmedik. Zira maksadımız ilmin açıklanması ve doğıu ola­nı bulmaktır. Yine bu kitabımızda söyleyeni belli olmayan bir çok beyitlerin kaillerini bulamadık. Sahiplerinin kim olduğunu da bilemedik. Kim ki bunları bilirse bize haber ver­sin. Bundan dolayı ona çok teşekkürlerimizi arzederiz. Al­lah vere ki bunların yazılışları doğru ola. Allah-u Teala'nın dediği gibi: "Her bilenden daha iyi bilen vardır."

Müellifin üzerine birçok beyiti istidrak ettikki müellif on­ları sahibinin dışına ve sahibi olmayana nisbet etmiş. Bu ka­bilden olan onun şu sözüdür[119]: Ömer b. Hattab şöyle dedi: Kalbimi saf, temiz, hanif dinine ve İslama girmek için hida­yet verdiğinde Allah'a hamdettim.

Aslında beyit-Hamzab. Abdu'l-Muttalib'indir. Müslüman olduğunda söylemiş. Ondan sonra şu beyitler vardır: Kulla­ra lütfeden ve onların yaptıklarından haberdar olan ve Az­iz olan Rab'ten gelen bir din için, onun risaleleri bize okun­duğu zaman kalp sahibi ve görüşü sağlam olandan gözyaş­ları akmaya başlar.[120]

Ömer b. Hattab müslüman olduğunda şunları söylemiş:

Minnet sahibi Allah'a hamdolsun ki ondan bize kuvvet­ler geldi ki ondan başka kuvvet yoktur. Başladık ama yalan­ladık. Bize yanında haber olan Nebi bize doğru olan sözü söyledi.

Ben Hattab'ın kızına[121] zulmettim, daha sonra geceleyin Rab bana hidayet verdi ve dediler ki: Ömer atalarının dini­ni terketti.[122]

Ömer'in müslüman olma haberi için İbni İshak ve İbni Hişam siyerine bak. Bir çoğu beyti Ömer'e nisbette vehmet­miş. Onlardan biri de Sağani'nin Abab'taki vehmidir. Bu­nunla beraber onun doğru olduğunu zannetmiş ve kendisi­ni hatalı bulanları da hatalı olarak addetmiş.

Bunlardan biri de Allah-u Teala'nın şu ayetinin yanında yaptığı vehmdir: "Allah taponlarla alay eder."[123] Müellif şu iki beyiti söylemiş: Onların evindekiler onların uzaklaş­masından ağladılar süratle göz yaşlarım aktı ağlayan her iki kişiden hangisini kınayayım ki. îbret almak isteyen mi re­zil ve kepazelikten dolayı ağlıyor yahut üzüntüden ağlayıp ta vehm mi ediyor.

Müellif bu iki beyiti Muzahim Ukayli'ye nisbet etmiş. Oysa Lubna'nın sahibi olan Kays b. Zürayh'indir. Meşhur bir şairdir. Kendi konumunda zikrettiğimiz gibi Müzahim Ukayli'nin değildir.

Hakeza Zuhruf suresinde şu ayeti tefsir ederken: ''İkiniz de zalim olduğunuz için bugün pişmanlık size fayda ver­meyecektir. Çünkü siz azapta müştereksiniz."[124] müellif şu beyiti söyler:

Eğer etrafımda kardeşleri üzerine ağlayanların çokluğu olmasaydı kendimi öldürürdüm.

Kardeşim gibi ağlamıyorlar ama onun hüznüne bakarak onjdan nefsi teselli ediyorum.

Müellif bu iki beyiti Leyla Ahiliye'ye nisbet etmiş. Bu da ondan bir vehimdir. Oysa bu iki beyit Hunsa'nmdır. Kardeşi Sahr'm mersiyesi için söylemiş. Kaside'nin başı şöyledir. Her akşamlayıp sabahladığımda hatırlamak beni kahru perişan ediyor. Ben artık Sahr'm üzerine ağlaya ağ­laya yaşlandım. Kötü günlerde ve cesurluk bazında hangi genç Sahr gibidir.[125]

Şairin dediği manada daha nice beyitler vardır. Hiç kim­se ilmin tamamını kuş atmamıştır. Hayır eğer bin yıl idman ve tecrübe de etse. Zira ilim taşkın deniz suyu gibidir ve her-şeyin iyi olanından al.

Allah'tan amel ve sözde, hata ve zillete düşmekten, za­ferin kolaylaşmasını ve emelimize ulaşmayı temenni eder ve ona sığınırız.[126]

 

Müellifin Kendisinde Nakil Yaptığı Kitapların Yanındaki (yeri) Durumu:

 

Müellifin bu kitaptaki durumu muhakkik alimlerin duru­mu gibidir, kendisinden önce geçenlerden naklediyor. Ba­zen nakil yaptıkları şahsa teslim oluyor ve susuyor. Ba­zen de itiraz ediyor ve sözlerini iptal edip ret ediyor. Buna bazı misaler verelim:

AUah-u Teala'nın şu sözünde olduğu gibi:

"Her kim dünyada ve ahirette ona (peygambere) Al­lah'ın asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa."

(Hac: 22/15)

Müellif diyor ki: Ebu Ubeyde dedi: Muhakkak ki yardım yağmurdur. Onların sözünde yardım görmüş yer demek­tir.[127] Biz burada Ebu Ubeyde'nin sözünü harfi harfine al­dık. Müellif diyor ki: "Bu ayetin mecazi yanı: "Allah rızık-landırmıyacak mı sandılar, Allah'ın vermiyeceğini mi san-düar"dır. Müellif diyor ki: Beni Bekir'den bir dilenci cami­de bize şöyle dedi:

"Kim bana yardım ederse Allah da ona yardım eder, ya­ni kim bana verirse Allah ta ona verir."

Deniliyor ki: Yağmurun yardımı şu yer içindir, yani ku­rutmuş, öldürmüş ve diriltmiş yer.[128]

Müellif diyor ki: Ayetin akışı da (Allah-u Teala'nın sö­zünde) "Dünyada ve ahirette" vermeme görüşünden men edi­yor.

AUah-u Teala'nın başka bir sözünde:

"Yanhz bir kişiye bağlı olan bir adam."

(Zümer: 39/29)

Ebu Ubeyde dedi ki: Yani anlaşılan bir adam.[129]

Müellif diyor ki: O sulh kelimesinden yani anlaşmadan değildir, her ne kadar Ebu Ubeyde'nin böyle söylediği gibi değildir. Fakat bu selime yesiimü selameten ve selemen in  mastarıdır. Bununla vasfedilmiştir, yani bu kurtulmuştur,  beridir manasınadır.[130] Ve yine Allah-u Teala'nın şu sözünde olduğu gibi.

‘ Onlara köklerini kesen bir rüzgar gönderdik."

(Zariyat: 51/41)[131]

Müellif diyor ki: O batı rüzgarıdır. Çünkü o hızlandırıyor, bilakis bulutları söküyor, yok ediyor. Fakat bu görüş îbni  Ebi Ziib'in rivayet edip güney rüzgarları demesinden doğrudur ve îbni Cerir'in Mücahit'ten yaptığı saba vegüneydoğu rüzgarlarıdır naklinden de daha doğrudur. Çünkü doğu ve güney rüzgarları bulutlan yağmuru daha da hizlandırıyor  bulutları yağmursuz hale getirmiyor. Bunun için daha sevilen ve tercih edilendir. Hamit b. Sevri'nin şiirinde dediği gibi:

Doğu rüzgarının estiği ile biz tevbe ederiz sözümüzle; Allah gençliği uzaklaştırmaz.

Azgın  gözlerle o gecelerde kadınların bizi dinletmeleri kokularının güneyden gelmeleri gibi.

El-A'şa diyor ki: Onun için doğmuş bir yücelik yoktur ve onun için doğu ve güney rüzgarlarında da fayda yoktur. Yani ona güney rüzgarından yağmurla bir sey ulaşmıyor.Herhangi  bir sıkıntısı da doğu rüzgarıyla giderilmiyor.

Hakim'in rivayeti ve İbni Abbas'ın da doğrulaması müellifi teyid ediyor. Cenabı Hakkın da şu sözünde olduğu gi­bi:

‘Köklerini kesen bir rüzgar."          (Zariyat: 51/41)

Müellif dedi ki şiddetli olan, herhangi bir şey yapmayan rüzgarlardır.[132]

İbni Cerir İbni Abbas'tan rivayetle ayet için şunu söyler. Kökü kesen rüzgar o rüzgarlardır ki ağaçları aşılamaz (et­kilemez) ve bulutlara etki etmez.[133]

Bir hadiste de: "Biz doğu rüzgarıyla yardım gördük ve Ad kavmi ise batı rüzgarıyla helak oldu."[134]

Ve Cenab-ı hakk'ın şu sözünde olduğu gibi: "Yürekler korkudan hancereye (boğaza) dayanmıştı."[135]

Müellif diyor ki: Deniliyor ki "Beleğet" kelimesinin manası nerdeyse ulaştı manasındadır. Öyleyse kalb yerinden çıktımıydı sahibi ölür.

İbni Enbari burada tevil yaparak manayı bozmuştur. Şöyle der: Kade fiiil gizlenmez eğer gizlenmesi caiz olsa o zaman Zeyd kalktı cümlesi nerdeyse Zeyd kalkıyor mana­sına gelir. O zaman Zeyd kalktı cümlesinin tevili Zeyd kalkmadı olur.

Müellif cevap vererek şöyle der: Tevil doğrudur fasit değildir, Çünkü genelde kade'nin gizlenmesi sayılmayacak kadar çoktur. Bafcat cümlenin taşıdığı manaya ve kelimenin de­lalet ettiği manaya göredir. Görüyorsun ki sen diyorsun ki onu korkuttum neredeyse ölüyordu o da korkudan diyorsun.

Cerir'in sözünde de olduğu gibi;

Gözlerinin bir kısmı tam beyaz olan bizi öldürdü sonra da bizim maktullerimizi diriltmediler. Kalp sahibi olan ba­ğırıyor taki hareket edecek hal kalmaymcaya kadar halbu­ki onlar Allah'ın en zayıf hareket eden mahluklarıdır.

Yani nerdeyse bizi Öldürdü ve bağırdı.

Müellif diyor ki Kurtubi de aynı ayette şöyle der.

Kade fiilinin gizliliği arap dilcilerin görüşlerine göre mübalağa (çokluk) manasmdadır. Şiirde de olduğu gibi.

Birine zararlı bir şekilde kızdığınız zaman ya güneşin per­desini üstünden yırtarız ya da kan akıtırız. Yani nerdeyse (damlatıyordu) manasınadır.[136]

 

Nisaburi ve İbni Bahr'ın Karşılaştırılması:

 

Bir nebzecik te olsa önce İbni Bahr'ın hayatından bah­sedelim. Her ne kadar hayatını fazla anlatan yoksa da biz bi­raz da olsa tanıtalım. Onun asıl ismi Muhammed bin Bahr el-İsfehani'dir. Lakabı ise Ebu Müslim'dir.

İbni Hacer lisanu'l-mizan kitabının 5/89'da o Ebu Sele­me'dir diyor. Fakat bu umulur ki yanlıştır. Çünkü kitap isim yanhşlıklarıyla doludur. Bu konuda tahkikli ilmi derecede bir kitap ta basılmış değildir.

Davudi de İbni Hacer'e uyarak zaten ondan aynı olarak o da Ebu Selame diyor. Tabukatu'l-müfessirin: 2/109'dao da ondan harfiyyen naklediyor Özet ve çok kısa bir hayat hi­kayesidir.

Razi ise tefsirinde (3/229 da) onun Ebu Müslim lakabıy­la Iakaplandığmı söyler. Ayn. şekilde Tacu's-Subkı İb-hac'ta 2/230'da Yakuti Mu'cemü'l-Edıbba'da 18/35'de Brockelman Tarihu'l-Edebu'l-Arabi: 4/17'de aynı Ebu Müs­lim lakabını söylüyorlar.

Ebu Müslim hicri 254'de doğmuştur. Yakuti Ebu Müs­lim'i anlatırken şöyle der:

"Muhammed b. Bahr el-îsfehani Ebu Müslim diye îakab-lanır. O çok okuyan, edip, konuşan ve mücadeleci bir insan­dı. Brockelman şöyle diyor:

"Onun Abbasilerin vezirlerinden ve el-Muktedir el-Ab-basinin veziri olan Ali bin İsa'nın yanında önemli bir yeri vardır.

Diyorum ki: Ali b. Isa vezirliğini hicri 315'de almıştır. Bakışını tamamen buna yöneltti. Çünkü işler yürüyüp gidi­yordu, durum ise düzelmişti. Sonra da İsfehan'da çalışmış ve Muktedir için Fars'ta çalışmış ona mektup yazarak onu-n işlerini yüklenmişti.

Yakuti diyor ki: İbni Ebu Bağl Hicri 300'de aracı gelir­leri ve Haracı Divanı memuri idi.

O Bağdat'ta kendisine verilen görevi Ebu Müslim İbni Bahr'a vererek kendisinden sonra gelirler divanına bakma­sını istedi. Sonra İbni Ebi Bağl îsbehan'a giderek onun gö­revini aldı. Ebi Ali b. Rustem hicri 321'de vefat etti. Onun yerine Ebu Müslim İbni Bahr geçti bu da şevval ayında meydana geldi. Daha sonra Ali b. Buvey 500 atlıyla Muzaf­fer b. Yakuti'yi 5000 atlısıyla mağlup etti. İbni Buvey İsbe-han'a zilkade ayının ortalarında girdi ve Ebu Müslim'i gö-.revden aldı. Böylece anlıyoruz ki Ebu Müslim yüksek bir makama ve yüksek bir ilime sahipti, faziletli bir ilim sahi­bi, hayat tebrücesiyle dolu, mühim işler yapmış bir insandı.[137]

 

Ebu Müslim'in Yazdığı Kitaplar:

 

Yakuti onun birçok teliflerinin olduğunu belirtir. .

1- Camıu't-tevil Iimuhkemi't-tenzil Ala mezhebi mute­zile. 14 cilttir.

Ebu'l Hüseyin b. Babavayh tarihu'r-Rey adlı kitabında İbni Hacer de ondan naklederek şöyle söyler.

Ebu Müslim el-İsfehani mutezile mezhebindendi. Onla­ra yöneldi ve onların mezhebine göre tefsir yazdı.

Ebu Cafer Muhammed b. el-Hasan el-Tusi meşhur tefsi­ri (Et-Tibyanu'1-camı li ulumi'l-Kur'an)'nın mukaddimesinde şöyle der. Muhammed b. Bahr el-İsfehani Ebu Müslim bu doğrultuda güzel,.vasat bir yol edinmiş ve Ali b. Isa Er-Romani'de aynı şekildedir. İkisinin kitabı yazılan kitapla­rın mana ve söz olarak en iyileridir, ikisi de konuyu bir hayli uzatmışlar.

2- Kitabu Camii Rasulillahi.

3- Kitabu-Nasih ve'1-mensuh.

4- Kitabu fi'n-nahv. [138]

 

Ebu Müslim'in Şiirleri:

 

Şiirlerinden çok az şey bize ulaşmıştır. Bunlardan Ebu Muammer hakkında dediği şiir gibi:

"Sen bu kahraman komutandan mı veriyordun. Benim ya­nımda yanlışsız değerli bir söz vardır. Eğer ben hedefimden hata ettiysem ben onu bu sebebten kalbime atılan bir direk yaptım. Sen kalbime atılan beni sualdensin."

Ve yine onun başka bir şiirinde:

"Bütün vadilerde alevlenen bir ateş görüyorum onun her yerde ışıklan vardır. Beni Abbas ondan gafil kaldı ve izah edilen bol bir emanetti Ümeyye'nin ondan geri kalıp sır­ra eriştiği gibi onu müdafa eden olmadığından onu müdafa için esiyor."[139]

 

Ebu Müslim'in Ölümü:

 

Ebu Müslim 322 Hicride vefat etti. Vefat edince Ali b. Hamza b. Ammare el-İsfehani şöyle bir mersiye söylüyor:

"Dediler İbni Bahr Muhammed'e mersiye yazmıyacak mısın? Onlara dedim ki kalbimi bana verin ve dinleyin. Kalbi musibetlerden yaralanmış, hicran dolmuş, vurulup uçan kişi konuşamaz.

Dostluğu ve arkadaşlığı ortaya çıkan kişinin yapabileceği tek şey gönderildiği yere geri dönmektir. Kim ki vefalı­ların vefalısıysa o muhlistir. Kim ki faziletli şeyleri kendin­de tutarsa faziletli olur. Bir bulut ki, buluttan akan su gibi onunla meyveler olgunlaştı. Meyveler berraklıkları süresin­ce panldıyordu. Tutuşan keskin zeka bir kor gibidir. Onun­la keskin ve güzel hind kılıcı yapılır. Kim ki kitabet evinde ve mantıkla donatılmişsa sarsılmaz.

Müellifi defalarca İbni Bahr'dan nakiller yapmaktadır. Bazen de nakillerde ondan izahlar getirmektedir. Bu nakil­lerin çoğu ona yapılan itirazlardır. Bazen de ondan bahset­meden ondan nakiller yapıyor.

Ebu Müslim tefsirindeki görüşlerinde bir çok zaman yanlız kalmaktadır. En meşhurları Kur'an'daki neshi inkar etmesidir. Onu bundan kaçmaya taşıyan bir olay naklet-mesidir, onu buna inandıran ise neshin bu işi teyit etmesi­dir.

İbni Cevzi diyor ki;

Yahudiler neshi inkar ettiler ve dediler o bida'dır (bir gö­rüşün ortaya çıkması ve görüşün değişmesi).

Nesh ile Bida' arasındaki fark ise nesh bir ibadetin Kur'an'la bilinmesiyle beraber onun kaldırılmasıdır. Ken­disinde teklif olmakla beraber gayesinin sona ermesi ve sonra o teklifin kaldırılmasıdır.

Bida'ya gelince kendisiyle emrolunan şeyden intikal­dir. Bu sonradan varolan bir söz iledir ve geçmişte olan eski bir ilimle değil.[140]

Alimlerden bir kısmı İbni Bahr'in bu görüşünü reddet­tiler o alimlerden bazıları şunlardan "El-İmam er-Razi, et-Tacu's-Subki ve kitabın müellifi. Razi görüşlerini zikrede­rek reddediyor ve şöyle diyor: "Altıncı mesele" Kur'an'da neshin varlığına ittifak edilmiştir. Ebu Müslim İbni Bahr ise Kur'an'da vaki olmadığını söyler.

Cumhur çeşitli yönlerden delil getirerek Kur'an'da va­ki olduğunu söylüyor.

Birinci delil: Cenab-ı hakkın buyurduğu bu ayet:

"Biz daha iyisini veya benzerini getirmedikçe bir ayetin hükmünü kaldırmayız veya onu unutturmayız."

(Bakara: 2/106)

Ebu Müslim ise çeşitli yönlerden cevap vermektedir.

1. Cevap: Ayette kastedilen neshler eski şeriatlarda ve kitaplarda, incil ve Tevrat'taki değiştirmelerdir. Cumarte­si, batı ve doğuya yönelerek kılanan namaz gibi. Bunları Al­lah koymuştu ve biz bunların dişmdakilerle ibadet ediyoruz. Zira yahudî ve hristiyanlar şöyle diyorlardı: "Sizin dinini­ze inanmayana tabi olmayınız." Allah'u Teala bu ayetle bunu iptal etti.

2. Cevap: Nesihten kasıt levhi mahfuzdan alınıp diğer ki­taplara konulmasıdır, o da denildiği gibi mesela kitabı nes-hettim (değiştirdim, başka yere naklettim.)

3. Cevap: Biz bunu açıklayarak dedik ki bu ayet neshe işaret etmiyor. Bilakis eğer nesh olursa ondan daha hayır­lısına vaki olur.

İkinci delil: Neshin Kur'an'da olduğunu söyleyenlerin ikinci delili Allah'u Teala kocası ölen kadının tam bir yıl iddetini beklemesini emrediyor. Bu da şu ayettedir:

"Sizden vefat edip geride zevceler bırakanlar, zevce­lerinin bir seneye kadar evlerinden çıkarilrnayarak fay­dalandırılmalarını vasiyet etsinler."       (Bakara: 2/240)

Sonra bu dört ay on gün diye değiştirildi.

Cenab-ı Hakk'ın şu sözünde olduğu gibi:

"içinizden ölenlerin geriye bıraktıkları eşleri dört ay on gün (bekleyip) kendilerini gözetlerler."

(Bakara: 2/234)

Ebu Müslim, diyor ki: Sene olarak belirtilmesi küllidir ve bu devam etmektedir. Çünkü eğer hamile ise ve hamilelik müddeti de bir sene ise o zaman iddeti bir sene olur. Eğer bu hüküm bazı yönlerde kalırsa o zaman tahsis olur, nesh de­ğildir.

Ebu Müslim'e verilen cevap: Muhakkak kî hamileliğin müddeti hamileliğin bitmesiyle sona erer, bu bir sene olsun veya bir seneden az olsun bu da senenin iddet için konulma­sını külliyen yok etmektedir.

Üçüncü Delil: Allah'u teala peygamberle gizli görüşme­den önce sadaka verilmesini emrediyor:

"Ey inananlar siz peygamberle gizli konuşacağınız za­man bu gizli konuşmadan önce bir sadaka verin."

(Mücadele: 58/12)

Sonra bu nesh edildi.

Ebu Müslim diyor ki: Bu sebebin bitmesi ile bitmiştir. Çünkü bunu yapmanın sebebi münafıkları, böyle bir şeye ça­ğırmakta ve onlar tasadduk edemeyecekleri için mümin­lerden ayrılacaklardı ve bu da hasıl olunca bu taabbudi çağ­rı kalktı.

Ebu Müslim'e cevap: Eğer böyle olsa kim tasadduk et­mezse münafık olur. Bu da batıldır. Çünkü rivayete göre Ali'den (r.a.) başkası tasadduk etmemiştir. Cenab-ı Hakkın şusözü de buna delalet etmektedir:

"Çünkü yapmadınız Allah da sizi bundan affetti."

(Mücadele: 58/13)

Döndüncü delil: Muhakkak ki cenabı Hak bir kişinin on kişiye karşı seb'at etmesini savaşmasını emretmektedir.

"Eğer sizden sabreden yirmi kişi olsa, onlar ikiyüz ka­firi yenerler."                                              (Enfal: 8/65)

Sonra bu Cenab-ı hakkın şu sözüyle neshedilmiştir.

"Şimdi Allah sizden yükü hafifletti sizde zaaf bulun­duğunu bildi bundan böyle sizden sabreden yüzkişi ol­sa iki yüz kafiri yener."                              (Enfal: 8/66)

Beşinci Delil: Allah'u Teala buyuruyor ki:

"İnsanlardan bazı akılsızlar "Onları üzerinde bu­lundukları kıbleden çeviren nedir" diyecekler."

Sonra Allah'u Teala şu sözüyle bunu onlardan giderdi: "Yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir." Ebu Müslim diyor ki: Bu kıblenin hükmü müşkil du­rumda veya bir özür bulunduğu zaman sadece bilgiyle ken­disine yönelmesi bir bütün olarak caizdir.

Ebu Müslim'e cevap: Muhakkak ki zikrettiğim gibi Ku­düs ile başka bir yön arasında fark yoktur. Kudüs'ün diğer yönlere göre tahsis edilmesi, ayrıcalık arzetmesi genel ola­rak* kaldırılmış ve neshedilmiştir.

Altıncı Delil: Allah'u Teala buyuruyor ki: "Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz za­man Allah ne indirdiğini bilirken sen Allah'a iftira edi­yorsun (bu sözleri kendin uydurup Allah'a atıyorsun) der­ler."                                                          (Nahl; 16/101) Burada tebdil kaldırma ve isbat etme manalarına gelir. Kaldırma ya okuyuş ya da hükmen. Öyleyse bu nasıl bir kal­dırma ve neshtir.

Ebu Müslim buna delil getirerek diyor ki: Allah'u Teala kendi kitabında belirtiği gibi o batılı getirmez, eğer neshe-dilmişse o zaman batılı getirmiş olur.

Ebu Müslim'e cevap: Burada kasıt bu kitap Allah'ın di­ğer kitaplarından batıl geçmemiştir ki onu iptal etsin ve daha sonra da geçmiyecektir ki onu batıl saysın.[141]

Müellif İbni Bahr'in görüşünü sunarak mensuh ayette ce­vap verip reddediyor. Allah'u teala'nm şu sözünde:

"Eğer biz bir ayeti neshedersek."     (Bakara: 2/106) Müellif diyor ki İbni Bahr'in Kur'an'dan bir şeyin nesh olmasını menetmesi, zahir olanın hilafınadır, tevil ve zor olanları açıklamak içindir.

İbni Bahr önceden geçtiği gibi neshi önceki şeriatlara at­fediyor. Musannif buna cevap vererek diyor ki:

Bunun üzerine ayet ıtlak olunursa bundan Kur'an'ıh ayetleri anlaşılır. Eğer Kur'an'la geçmiş kitapları nesh mümkünse o zaman bazı ayetlerin bazı ayetleri neshetme-si de mümkündür.

Halbuki birinci kıblenin neshi, bir kişinin on kişiye denk­liği, orucun seçilmesi'(tercihi,) peygamberle görüşmeden ön­ce sadaka vermek, müşriklerle anlaşmak (sulh yapmak), zevceleri gidenlerin onlara nafaka vermeleri, kocası ölenin bir yıl iddet bekmesi gibi hepsi de Kur'an'da vardır.

Görüyoruz ki müellif dil, kıyas ve nas ile deliller getir­mektedir.

Dil itibariyle zihne ilk gelen mana hakikatin alemetidir. Nassın hakikata atfedilmesi mecaza atfedilmesinden daha doğrudur, hak iki manası sakıncalı ise ancak o zaman me­caza atfetmek doğru ölür. Lügat ve usul kitaplarında da ol­duğu gibi.

Onun içindir kişmüellif şöyle diyor: "Ayet itlak olundu­ğu zaman onunla Kur'an ayetleri anlaşılır."

Kıyasa gelince, o yeni kıyas neshin üzerine yapılması ba-kımındandırro da eski şeriatlardır. Bu caiz olunca diğerle­ri de caiz olur." Nassa gelince Kur'an'da nesh ayetleri arz edilmiştir, her ne kadar muhalifler kabul etmese de. Al-lah'u Teala buyuruyor ki:

"İçinizden ölüp geriye eşler bırakan (erkek)ler eşleri­nin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimle­rinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkar­larsa kendi hakkında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibi­dir."                                                       (Bakara: 2/240)

îbni Bahr bunu tevile atfederek bununla neshi iptal edi­yor. Bu ayeti kerimeyi açıklarken yeterince şerhettik, ora-ya bak. Allah-u Teala buyuruyor ki:

"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin, eğer onlar şahitlik ederlerse, o ka­dınları ölüm (alıp) götürünceye, ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde tutun (dışarı çıkarma­yın)."                                                             (Nisa: 4/15)

İbni Bahr bunu kadının kadınla baş başa kalması, sevi­cilik yani kadın livatası diye yorumluyor, bundan kurtulmak ise evlenmek ve helalden nimetlenmektir diyor. Bu ise ha­dislere ve varid olan rivayetlere.muhaliftir, ayette ise bunun kurtuluş yolu yüz celde (dayak) ve evli ve dul olanları ise taş ile recmdir. Yüz celde (dayak) ve bir yıl uzaklaştırmada be­karlar içindir, genel için değildir. Bu konudaki haberler sa­hihtir.

Bu konuda aklı habere takdim etmek Mutezile mezhebi­nin görüşüdür. Hatta onlar bir çok konuda bir çok hükmü ret etmişlerdir, akla aykırıdır diye, velev ki sahih haber de ol­sa. Onların zubabe hadisini ve diğer hadisleri inkar ettikle­ri gibi.[142]

 

Nasih ve Mensuhta Sonuç:

 

Derim ki, bir çok insan Kur'an-ı Kerim'deki mensuh ayetlerden konuşmakta, bazıları birçok muhkem ayeti de mensuhlara katmaktadır. Bazıları da hata ederek mensuh ile tahsis edilenleri karıştırmaktadır.

Alimlerin çoğuna göre Kur'an'da mensuh vardır. Birbi­rine muhalif durumda olan bu ayetler 20 ayettir: Suyuti bunları bir şiirde toplamış ve şöyle demektedir:

İnsanlardan çoğu birçok ayeti mensuh sayıyorlar. Sayı­sız şekilde ayetleri buna dahil etmişler. Halbuki neshedilen bu ayetlerin sayısı yirmiden fazla değildir. İlim erbabı ve bü­yükler bunları belirtmişler. Ölüme hazır olan mahir ve usta kişinin kendi ehline vasiyete yönelmesi ayetleri.

Yemenin haramlılığı uykudan sonra cima etmekledir. Oruca gücü yeten için fidyenin olması meşhur bir şeydir.

Onun takvasının hakkı, hadis ve haberlerde olduğu şey­lerdir. Harem'de savaşmak ancak kafirlere karşıdır.

Vasiyyetle beraber bir sene iddet beklemek nefis ve fikr hadisine yaklaşmak zina eden için yemin ve haps vardır onları terketme daha evladır. Onların şehadetlerinin inkar edilmesine karşın sabır ve kaçınma vardır.

Zina eden erkek veya kadın için akdi menetmek vardır. Akitte seçilen kişi üzerinde mahzuriyet yoktur.

Gelen kadın İçiri mehri vermek ve gizli konuşma da böy­ledir. Hakeza gece namazı için de hal böyledir.

Malik olan için isti'zan ayeti ve hazır olanlar için fazla­dan olan pay veya nasip ayeti.[143]

İbni Bahr'ın ayrıldığı fırkarlardan birisi de şu ayeti ke­rimedir. Allah-u Teala buyuruyor ki:

"Dedik ki: Ey Adem sen ve hanımın cennette otu­run."                                                        (Bakara: 2/35)

Bu cennetin bilinen cennet olmadığını, bilakis başka bir yer olduğunu söyler. Bunda delil ise ebedi olan cennette in­tikal yoktur. Zira İblis ebedi cennete gidemez ki onların aya­ğını kaydırsın.

Müellif cevap vererek red ediyor ve diyor ki: Doğru olan tevatür olan nakillerle de bildirilen ebedi olan cen­nettir. Onun için lamu'l-tarif yani belirlilik takısı almıştır.

Yine yalnız kaldığı ve inkar ettiği sözlerden biri de me­leklere sihrin öğretilmesi ve bunun Allah'tan inmesi, zira bu çok kötü birşeydir ve Allah bundan münezzehtir. Allah-u te-ala'nın bu sözündeki tefsirine dönülerek:

"Süleyman'ın hüki mranlığı hakkında onlar şeytan­ların uydurdukları sözlere uydular."    (Bakara: 2/102)

Biz bunun üzerine yeterince açıklama yaptık ve Ebu Müslim'in gittiği yolu açıkladık.[144]

 

İbni Ravendi ve Kur'an[145]

 

Bir nebzecik te olsa İbni Revendi'den ve onun teliflerin­den bahsedelim. O Ebu'l-Hüseyin Ahmet b. İshak el-Raven-di'dir. İsfehan'ın yanı başında bulunan Kaşan'ın bir köyü­ne nisbet edilen Ravend'lidir. Kelam ilmiyle uğraşmış ve on­da çok belirli hale gelmiştir. Kendi zamanında ondan daha iyi kelam ilmini bilen olmamıştır. Ondan daha dikkatli ve da­ha inceleyicide bilmiyoruz. Onun toplaritıları konferansla­rı vardır kelam alimleri ile, kelam alimleri onun kitapların­dan nakiller yapmaktadır. Asrmdaki fazilet sahibi kişiler ara­sındaki belirli özelliği iyi bir muameleye güzel bir mezhe­be ok hayaya sahip olmasıdır, kendisinde bulunan bu mezi­yetlerden kendisine arız olan bir şeyden dolayı sıyrıldı çık­tı ve ilmi aklından da fazla idi. Kendi nefsinden bahsederek: Bir şeyhe uğradım, gördüm ki elinde Kur'an var ve o Kur'an okuyor şu ayete gelince:

"Yerin ve göğün (mirası) sahibi Allah'tır." ayetinde-ki miras kelimesini mizab diye okudu. Sordum dedim kî:

"Ne demek "mirasu's-semavaü ve'1-ardı"." Dediki:

"Bu gördüğün yağmurdur." Dedim ki:

"Eğer başkaları senin gibi okuyorsa bunu düzeltmek mümkün değildir. Halbuki bu mizab değil mirastır." Dedi­ki:

"Allah beni affetsin ben kırk senedir böyle okuyorum ve benim mushafimda da böyle yazılıdır."

Bu onun halini ve dininden haber vermektedir. Fakat bu onun değişmeden ve zındıklığa düşmeden Önceki halidir.

Onun zındıklığının sebebi ve o yola götüren şey ise ırki duyguları, gurur meselesi ve cemaatinin yani beraber otur­duğu kişilerin kendisine yaptıkları eziyetlerdir.[146]

Eba İsa b. Lavi el-Yahudi el-Ehvazi ile oturmaya ve onun kitaplarını telif etmeye başladı. Bu yahudi mala olan düşkünlüğündendir ki onun Kur'an'a ve İslam dinine olan kusur ve ayıplara ve küfrü dolu olan arkadaşlarının da ha­karetlerini taşıyan kitaplarını yaymaya başladı. Zaten bu Ya­hudilerin hile ve adetlerindendir.

Telif ettiği kitaplar 114'e kadar ulaştı.[147] Bu kitaplardan bir kısmı Kur'an'da kusur veya ayıp bulma ile ilgilidir. Bunlardan birisi "El-Taç" kitabıdır. El-Muarri Taç hakkın­da şöyle demektedir. Onun tacı bir terlik dahi olmaya mü­sait değildir. (Taç: Başa takılan ödüldür. Na'I ise ayağa gi­yilen terlik manasınadır) Acaba onun tacı kahinlerin söyle­diği ufın ve tuffin veya cevrebin ve huffm mıdır? Denildi ki:

"Cevreb ve huf ne demektir." Dedi ki:

"Bu ikisi cehennemde iki vadidir."

Onu alimlerden Ebu'l-Hüseyin Hayyat, Ebu Ali el-Cü-bbai ve kadı Abdulcebbar el-Hemezani eleştirdiler. Onun ki­taplarından biri de "Kadıbu'z-Zeheb"dir. Bu kitabında Al­lah'ın eşyaya yönelik ilminin hadis olduğunu iddia eder, Al­lah bilmiyordu ki kendisi için ilim yaratsın. (Haşa Allah bu illetten beridir.) Bu görüşünü Ebu'l-Hüseyn el-Hayyat ten­kit ediyor.

Muarri diyor ki: Kim kadıbı yapmışsa eli kesilmiş zara­ra uğrayanlardandır. Keskin bir şeye binmesi bunu yapma­sından daha hayırlıdır. Başka bir kitabı da "Halku'l-Kur'an"dır. İbnu Revendi'nin yaptığı bazı itirazlar ve veri­len bazı cevapları izah edelim.

Fahru'r-Razi diyor ki[148]: İbni Ravendi bazı ayetleri zik­retmiş ve bir birine zıt olduğunu zannetmiş.

Şeyh buna cevap vererek[149] şöyle der: "Biz bunlara ya­ni bu cahil ve basit kişilere cevap olması için ayetleri zik­redelim. Zannediyor ki Allah'u teala'riın şu sözü:

"Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra sadece ara­larındaki çekenıemezlik yüzünden ayrılığa düştüler."

(Casiye; 45/17)

Allah'u teala'nın şu sözüne zıttır.

Fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalple­rin iti üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koy­duk."                                                        (En'am: 6/25)

Başka bir ayet:

"Onlar öyle kimselerdirki Allah kalplerini mühürlemiştir."                                                     (NahI: 16/108)

Şeyh bunu cevaplayarak şöyle der: Birinci ayetle ilimden kasıt deliller ve Kur'an'dır. İlmin kendisi değildir, onun için Cenab'i hak ilmi genelleştirmiş ve sımrlandırmamiştır. Onun için delil ilim olarak isimlendirilmiştir. Kitap ta ilim olarak isimlendirilmiştir. Mesela Ebu Hanife bildi ve İmam Şafii bildi denilmektedir. Böylece zıtlık giderilmektedir.[150] Yine başka sözünde Allah'u teala'nm şu sözü:

"Allah kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun Allah'tan sonra bir dostu olmaz."                             (Şura: 42/44)

Şu ayete zıttır.

"Şeytan onlara yaptıkları işleri süsledi bu yönden peygamberleri yalanladılar. O bugün de onların dostu­dur."                                                          (NahI: 16/63)

Ayetlerden biri kafirlerin velilerinin olmadığını belirtir, ikincisi onların velilerinin olduğunu belirtir.

Kadı Abdulcebbar cevap vererek diyorki: Allah'u Teala'-nın "Artık onun Allah'tan sonra bir dostu olmaz" sözün­de ise kasıt: Allah'u Teala ahirette onlara hakir edici ceza verdiği andır. "O bugün onların velisidir"den kasıt dün­yadadır. Çünkü günün zikredilmesi buna işarettir. Burada za­man olarak ta her ne kadar aynı vakti kastetse de bir zıtlık yoktur. Çünkü bundan kasıt yani onlara fayda veya zarar ve­recek bir dost yoktur. Fakat şeytanın onlara dost olması onlara fayda veya zarar veremeyçektir.

Yine iddialarından birisi Allah'u Teala'mn şu sözü:

"Çünkü şeytanın hilesi zayıftır."             (Nisa: 4/76)

Ayeti Allah Teala'mn şu sözüne zıttır:

"Şeytan onları istila etmiş (ruhlarına hakim olmuş) onlara Allah'ı anmayı unutturmuştur."

(Mücadele: 58/19)

Diğer bir ayette:

"Şeytan onlara işlerini süslemiş te onları doğru yol­dan çevirmiştir."                                       (Nemi: 27/24)

Zannederek diyor ki insanı ve kalbini etkileyen, insanı di­ninden döndüren nasıl zayıf olur?

Kadı Abdulcebbar cevap vererek diyor ki: Şeytanın hi­lesi zayıflardan kasıt şeytanın zarar verme gücünün olma­dığıdır. Çünkü o vesvese verir ve kötülüğe çağırır, ona ta­bi olununca zarar görülür. Yoksa bulunduğu hal üzere ka­lır. Bunun misali zengine mal vermesi için fakirin verdiği vesveseye benzer. Fakat zengin vermeme gücüne sahiptir, fakat zengin malı verirse bu fakirin hilesinin kuvvetinden de­ğildir, malı verenin görüşünün zayıfhğındandır.

İbni Ravendi'nin hayret verici iddialarından biri de bir­birine zıt saydığı şu ayetlerdir:

"Andolsun, biz gökleri yeri ve ikisi arasında bulunanlan altı günde yarattık."                         (Kaaf: 50/38)

Diğer ayeti kerime ise şöyledir:

"De ki siz mi arzı iki günde yaratanı tanımıyor ve ona eşler koşuyor sunuz? İşte alemlerin rabbi odur. Ona üs­tünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereket­ler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitki­lerini ve ağaçlarım) tam dört günde takdir etti (düzene koydu). Sonra buhar halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: isteyerek veya istemeyerek gelin dedi. İkisi-de isteyerek geldik dediler. Böylece onları yedi gök ola­rak iki günde varetti."                       (Fussilet: 41/9-12)

*Bu ayetlerden zannediyor ki eğer sayılar sayılırsa altıdan fazla olur, çünkü yerin iki günde yaratıldığı zikredilmekte­dir. Tam dört günde yaratılıp takdir edildiği söylenmekte, ye­di göğün iki günde yaratıldığı belirtilmektedir. Böylece bu sekiz gün eder iddiasında bulunmaktadır. Kadı Abdulcebbar Hemezani cevap vererek şöyle diyor: Allahu Teala bu ayet­le:

"De ki siz mi arzı iki günde yaratanı tanımıyor ve eş­ler koşuyorsunuz" ayetinden şu ayete:

"Tam dört günde takdir etti." kadar kısmı ve geçen iki günle beraber dört sayısı bunun dışında zikredilmemiş tir.

Bu fasihin dediği gibi bir kişinin Basra'dan Bağdat'a on günde gittim Küfe'-de on üç gün kaldım. Bunda on gün bunun dışında sayılmamıştır. Bilakis on gün üç günde sayıl­mıştır. Sonra Cenabı hak:

"Yedi göğü iki günde takdir etti." buyurmaktadır. Bu­rada dördün dışındakini kastetmiş.

Bu böyle olunca da elbetteki şu ayeti kerimeye muhalif değildir.

"Yeri ve göğü ve arasında kalanı altı günde yarattı."

Yine iddia ederek diyor ki: "Allah'u Teala'mn şu sözü:

"O ki yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi."

(Bakara: 2/29)

Diğer ayet ise:

"Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? (Al­lah) onu yaptı. Yükseklik miktarım yükseltti, onu düzen­ledi. Gecesini örtüp kararttı, küslüğünü (güneşinin ışığı­nı) açığa çıkardı. Bundan sonra da yeri yuvarlattı."

(Naziat: 79/27-30)

Birinci ayette yerin gökten önce yaratılması gerektiğini söylüyor. İkinci ayette, yedi göğün yaratılışının yerden ön­ce olması gerektiğini zannediyor.

Kadı Abdulcebbar Hemedani cevap vererek şöyle söylü­yor: "Allah'u teala haber veriyor diyor ki yeri daha sonra yu­varlattık, daha önce yaratılmış fakat dehhaha kelimesiyle onu yaydık manası kastedilmiştir. Allah'u Teala onu gökten önce yarattığını söylemektedir. Yaydığını, göğün yaratılı­şından sonra da yayma işinin yapıldığını belirtmektedir. Burada kitabın müellifi de burada itirazları zikrederek ay­nı cevaplarla cevap vermektedir. Daha diğer itirazları zik­retmesine izafeten yapmış ama bu cevapları okuyucu tefsir kısmında şu ayetle beraber okuyacaktır:

"Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler." (Saffat: 37/49)

Kitabm müellifi diyor ki: îbni Ravendi şiir ve teşbihte de cahildi. Çünkü "Beydil neamı" deyiminde herhangi bir dil güzelliği yoktur ki teşbih yerine geçsin de onunla teşbih ya­pılsın. Fakat araplaf da bunu naklediyor. Halbuki bu dil araplarındır ve Kur'an da bu dil üzere gelmiştir, Beyd keli­mesi cahiliye şiirinde de yumurta diye geçmiş.

Raciz cahiliyyede şöyle demiş:

Yuvarlaklıkta yumurtanın rengi, sarılığı müstesna, senin rengin gibidir.

Urve şöyle dedi:

Sanki o kadınlar isteksizlikten, eski bitkiler arasında kalan üst üste biriken yumurtalar gibidirler.

Ferazdak şöyle dedi:

Bana geldiler o kadınlar, benden önce kimse onlara do-kunmamıştı. Onlar deve kuşu yumurtasından daha sağlam ve dürüsttürler.

Aynı kelimeyi şair Urve ve Ferezdak ise beyazlık veya deve kuşunun yumurtası diye kullanarak teşbihte bulun­muşlardır. Müellif bu üç şiirde örnek getirerek İbni Raven­di'nin arapçaya hakim olmadığını ve şiiri de bilmediğini be­lirtmektedir.

Kadı Ebu Ali el-Tenati şöyle diyor: İbni Ravendi inkar­cılarla beraberdi. Bundan dolayı kınanınca ben onların mez­heplerini bilmek için yapıyorum derdi. Babasının yahudi ol­duğu ama İbni Ravendi'nin müslüman olduğu söylenir.

Bazı Yahudiler müslümanlara söylediler: Bunun babası bizim kitabımız Tevrat'ı ifsat ettiği gibi. bu da sizin kitabı­nızı ifsat edecektir.[151] Fakat onun delilleri onun aleyhine dön­dü, onun itirazları, kursağında kaldı. Ulema onu cevapları ve reddiyeleri ile susturdu. Müellif Kur'an'da kusur oldu­ğunu söyleyenlerin itirazını ve ihtilaflarını zikrediyor ve alimlerin verdikleri cevaplan da anlatıyor. Diyorki Ebu Ubeyde dedi ki:

"Ben inkarcıyla karşılaştım bana Bakara suresinin ilk ba­şını okudu:

"Elif lam mim. Bu kitap" Bu kitaptan kasıt bu mudur? Hangi şeydir bana onu göster" dedi. Ben de dedim ki:

"Eğer arapçadan delil kabul ediyorsan cevaplayayım." O da:

"Getir delilini" dedi. Ben de:

"Şair Hufaf b Nedbe'nin şiirinden cevap vedim."

Ve yine bir ayeti kerimede cenabı hakk şöyle buyurur:

"İkişer üçer, dörder kanaatli..."            (Fatır: 35/1)

Müellif diyor ki: Bazı itirazcılar şöyle dediler: "Üç kanata sahip olanlar uçamazlar, normal halini kay­bettiği için, kanatları kırık olan bir kuş gibi. Cahiz cevap ve­rerek şöyle dedi:

"Uçma meselesinde bu akla yakındır. Fakat bunun dışın­da kullanırsanız da bu akla yakındır. Fakat bunun dışında kullanırsanız o zaman üç kanat bu anlamın dışına taşar. Eğer tüyle kanat uçmak için şartsa o zaman yarasanın uçma­ması lazımdır. Çünkü tüyleri yoktur."

Müellif Cahiz'in cevabma ek yaparak diyor ki: İnsanlar ayakları üzere dururlar. Dört ayaklıların ise ön ayakları üzerine dayandıkları ve dizlerinin ön ayaklarda olduğu gö­rülür. Mesela insanlar ve yırtıcı hayvanların avuç veya pen­çeleri elindedir, kuşların ise pençesi ayağmdadır. Öyleyse üçüncü kanatın diğer iki kanada yardımcı olması bakımın­dan yerinin diğer ikisinin arasında olması da caizdir.

 Allah'u Teala'nın şu ayette buyurduğu gibi: "De ki: Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı (ona) tapan­ların ilki ben olurdum. Çünkü çocuğa saygı, babasına saygı demektir. Fakat böyle bir şey olmaz."

(Zuhruf: 43/81)

Dedi ki ebide'dendir iza enife. (Kaçındığı zaman). Bazı Basra alimleri böyle tefsir ettiler inkarcılardan biri de sor­du:

"Kaçınmanın kullukla ne ilgisi var?" Dedi ki:

"Kur'an araplara inmiştir ve bu onların dilidir."

Haffaf b. Nedbe adındaki şair de şiirinde

"Kavmimle onlara sövmekten kaçınırım. Darım ve Be­ni Reyah'ı terkederim. Eğer söversem -ki onlar kavmimin naziri ve mislidir.- Onları başarıya ulaştırmam daha evladır."

Buna daha çok örnekler de verilebilir. Kur'an'a itiraz et­mek veya kusur bulmaya çalışmak eskiden beri olan bir iştir. Her asırda Kur'an'a kusur atfeden zındıklar çıkmıştır. Al-lah'u teala kitabını müdafa için İlim adamları diriltmiş, güç vermiş, hayvanların ağızlarına taşlar artırmıştır ki Kur'an'm mucizesi devam etsin.

"(Kur'an'ın.) zikri biz indirdik ve biz onu koruyaca­ğız."                                                             (Hicr; 15/9)

Ayetiyle teyid etmiştir.

Yakın tarihlerde bazı yahudiler avrupa ülkelerinden bi­rinde çok süslü ve güzel Kur'an'lar basarak Afrika ülkele­rine dağıttılar. Sadece "Gayr: Başka" kelimesini çıkardılar: i "Kim ki islamdan başka bir din edinirse o dini kabul edilmeyecektir."

Ayetini bozmaya çalıştıysalar da Allah bunu yoketti ve nurunu tamamladı. Şüphecilerin şüphesini giderdi ve bunu ortaya çıkarttı. Böylece bütün bu basılan Kur'an'lar topla­tılıp müslümanlar tarafından yokedildi. Allah'adır hamd ve minnet. Allah'tan bizi Kur'an'la muhafaza etmesini ve bizleri dininin ve Kitabının koruyucusu ve nasihatçisı kılma­sını dileriz. Hamd alemlerin rabbine olsun. Amin.[152]

 

Nisaburi ve Kelam İlmi:

 

Dindeki kelam ilmi sonradan var olan ilimler olarak iti­bar edilir, içinde çeşitli fikir ve ihtilafların, mezhep ve grupların ortaya çıktığı bir ilim dalıdır. Bu gruplardan biri de mutezile'dir. ilk defa bu mezhebi oluşturan Vasıl b. Ata el-Gezzal'dir. Hasan el-Basri'nin ilim halkasında bulunuyor­du. Ne zaman ki "Fasik ne mümin ne de kafirdir." deyince Hasan el-Basri onu kendi meclisinden kovdu ve Amr b. Ubeyd te ona katıldı. Ve ikisi de Hasan Basri'nin halkasın­dan ayrıldı böylece mutezile diye isimlendi.[153]

Ondan sonra Mutezile çeşitli gruplara ve fikirlere ayrıl­dı, görüşleri ve mezhepleri yayıldı, çeşitli insanlar, alimler ve halifeler etkilendi. Hatta bazı halifeler milleti zorla on­ların fikirlerine yöneltti. Bir çok alim onların görüşlerini red­detti ve cevap verdi. İnsanlar onların hakkında çeşitli görüş­lere ayrıldılar. Maveraunnehir alimleri Mutezile'nin delale­te gitmesi konusunda çok mübalağa ettiler. Hatta mecusiler-den daha da kötüdürler, dediler. Onlar (Mecusiler) ancak bir konuda şirk koştular Mutezile'nin koştuğu şirkler ise sayıl­maz, dediler.[154]

Fakat alimlerden araştırmacılar ve insaf sahibi insanlar Mutezile'nin islami bir grup olduğuna ittifak ettiler. Zikrolunan bu görüşü insanlar için bir uyarı ve ikaz olduğuna ham­lettiler.[155] Şeyhul İslam Ebu'l-Kasım Ahsan'a soruldu:

"Mutezile kafir midir?" O:

"Hayır" dedi "Ve onlar Allah'u Telayı her türlü noksan­lıktan tenzih ederler." dedi. Ehli Sünnetin durumu soruldu yine:

"Hayır onlar ise Allah'ı yüceltiyorlar" dedi.[156]

İmam Fahruddin Razi dedi ki: Ebul Kasım Ahsan'ın sö­zünden kasıt her iki grup ta Allah'u Teala'nm isbatı, yüce­lişi ve azametini isbat için çalışmışlardır. Ehli sünnet görü­şünü Allah'ın azameti konusunda yoğunlaştırırken Allah var iken hiçbir mahluk yoktu demektedirler. Mutezile ise görü­şünü Allah'ın hikmeti konusunda yoğunlaştırmış ve o her-şeyden beridir. Ona noksan sıfatlar yakışmaz demektedir­ler.[157]

Görüyoruz ki: Cahiz (Mutezile'dir) şöyle söylüyor: Eğer onların konumlan, derecesi olmasaydı bütün milletlerden halk yok olurdu. Eğer Mutezile olmasaydı bütün mezheple­re mensup halk tabakası yok olurdu.[158] Doğru olan Mutezi­le'nin islamı müdafa ettiğidir. Onlar Kur'an'a itiraz eden fel­sefecilere karşı koymuşlardır. Onlara reddiye vermişler, görüşlerini zayıflatmışlar. Fakat bazen onlardan da etki­lenmişlerdir. Felsefeciler üç önemli konuda küfürle itham edilmişlerdir. O konular şunlardır:

1- Haşnn (Yani dirilip hesaba gitmenin) cesetle olmayıp ruhla olduğunu iddia etmeleri.

2- Alemin sonradan yaratılmadığını, ezeli olduğunu söy­lemeleri.

3- Allah'ın külli olan şeyleri bildiğini, cüzleri bilmedi­ğini iddia etmeleridir.

Nitekim şairin birisi de felsefecileri üç konuda kafir saydı.

Üç şeyle felsefeciler kafir sayıldılar. Çünkü Onlar inkar ettiler oysa onlar sabit ve gerçek idiler. Onlar da hasrı cis-mâni, alemin hadisliği ve Allah'ın cüzleri bilmemesi konu­sudur.[159]

Mutezile'den çok alimler çıkmıştır, onlardan yüksek şöhrete sahip muhakkikler çıkmıştır. Onlardan bazıları şun­lardır. EI-Ahfeş, Ebu Ali el-Farisi, İbni Cinni, er-Rumani Nefteveyh, el-Me'mun el-Abbasi, İbni Ebi Duad, el-Ca-hiz ve daha başkalarıdır.

Onların Kur'an'a yapılan itirazlara verdikleri cevaplar­la ilgili bir çok eserleri vardır. Bazıları şunlardır:

1- Cahiz'in Nazmu'l-Kur'an'ı.

2-  Kitabu kutrup fima seele anhu el-mulhidune fi'l-Kur'an.

3- Cahiz'in Kitabu Mesailu fi'1-Kur'an'ı.

4- Bişir b. el-Mutemir'in fi Muteşabihu'l-Kur'an adlı ki­tabı.

5-  Muhammed b. Yezidu'l-Vasiti'nin İ'cazu'l-Kur'an fi Nazmihi ve Telifihi adlı kitabı.

6- İbni Uhşeyd'in Nazmu'l-Kur'an'ı.

7- Cubbai'nin Tefsiru'l-Kur'an'ı.

8- Kadı Abdulcebbar'ınMüteşabihu'l-Kur'an.

9- Zemahşeri'nin el-Keşşaf'ı[160] ve diğer birçok kitap.

Bazı alimler onlardan etkilenmişlerdir. Müellifimiz de on­lar ve onların görüşlerinden etkilenmiştir. Mesela Mutezile gi­bi o da Cenab-ı Hakk'ın sapıklığa götürmesini nefyetmiş, bu­nu kabul etmemiştir. Mutezile de nitekim Allah'ın kulu için kü­für ve fuhşu istemesini nehyetmiş ve şöyle demişlerdir:

"Allahu teala zina, Lutilik, öldürme, günahkarların gü­nahını, kafirin küfrünün olmasını murad etmemiş, çirkin ve kötü olan günahların hepsi zemmedilmiş tir. Bunların hep­si beğenilen ve istenen olması lazım, ya da bunların hepsi gafletten ve yanlışlıkla olması gerekir ki bu da Cenab'ı Hakk'ın şu sözüne aykırıdır:

"Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz. Şüphe­siz Allah bilendir. Hikmet sahibidir."     (İnsan: 76/30)[161]

Onların mezhebinin hilafına varid olan ayetleri tevil ediyorlar. Müellif de Bakara suresinin 26. ayetinde geçen:

"...bir çoğunu onunla saptırır..."

Ayetini onlar için o zaman sapmayla hükmeder yani on­ları cennetinden kovar ve sevaptan engeller, demektedir.

Deniliyor ki sapıtma cenab-ı hakka verilen misale izafe edilmesi bu (onun hükmüyse) sapıtmanın onun yanında ol­masıdır, Allah'u Teala'nın şu sözünde putlar için buyurdu­ğu gibi:

"Ya rabbı onlar insanlardan çoğunu saptırdılar."

(İbrahim: 14/36)

Yani onların sebebiyle sapıttılar.

Ahfeş te bu aynen denildiği gibidir diyerek şöyle der: Onu falanca kadın helak etti.

"Yani falancanın kadının aşkından helak olduğu zaman­dır, Allah'ın dininden sapma da böyledir." Bu çeşit teviller­le Allah'a sapıtma düşüncesini atfetmekten kaçmışlardır, Bu­nunla beraber Kur'an'da bu konuyla ilgili birçok ayet varid olmuştur. Şu ayetlerde olduğu gibi:

"Allah'ın saptırdığını doğru yola iletmek mi istiyorsunuz?"                                                        (Nisa: 4/88)

"Allah'ın saptırığını kim yola getirebilir."

(Rum: 30/27)

"Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın (yanındaki) bir bilgiye göre saptırdığı."                    (Casiye: 45/23)

"Bu (iş) senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğine yol gösterir­sin.                                                          (A'raf: 7/155)

"De ki: Allah, dilediğini saptırır, (Hakka) yöneleni de kendisine iletir."                                        (Ra'd: 13/27)

"Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola iletir."                                       (Müddessir: 74/31)

Bunların dışında daha birçok ayet bulunmaktadır. Yine başka bir ayette şöyle buyurur:

"Onlar ki söz verip bağlandıktan sonra Allah'a ver­dikleri sözü bozarlar."                              (Bakara: 2/27)

Bunlar tevhid itibari ile ve Peygamberlerin gönderilme­sinin gerekliliği üzerine insan aklında duran Allah'ın koy­duğu delillerdir. Diyorlar ki Allah Teala'mn peygamber göndermesi üzerine vaciptir. Ayet üzerindeki notumuza ba­kınız. Bu konuda cenabı Hakkın buyurduğu şu ayette:

"Biz onları, ateşe çağıran önderler yaptık."

(Kasas: 28/41)

Dedi ki ayetteki ceale (yaptık, kıldık) kelimesi vasıf ma­nasında ceale manasınadır. Mesela dediğin gibi onu kötü adam yaptığın gibi. Böylece ayetteki "cealnahum" kelime­si uzak manada kullanılmıştır. Zanlarına göre Allah İçin görünen zahir ve buna benzer manaların olmamasıdır. Mu­tezile mezhebi bitmiş, yok olmuş, böyle yapmışlardır. Mu­tezile mezhebi bitmiş, yok olmuş, gitmiştir. İlim talebeleri­nin aklında ancak kendisinden çok az notlar kalmıştır. Böy­lece bu konu üzerine bir uyarı yaptık ki doğru ve sağlam mezhebi bulmada, orta yolu tesbit etmede okuyucu aldan­masın ve şaşmasın.[162]

 

Müellifin Kelam İlmindeki Görüşleri:

 

Esmau'l-Hüsna'da "el-Kadim" ismini inkar ediyor. Al-lah'u teala'nın şu sözünde tefsir yaparken:

"Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına dönece­ği konaklar tayin etmişizdir."                    (Yasin: 36/39)

El-Kadim öyle ki üzerinden bir yıl gelip geçmesiyle ku-ruyarak bükülmesidir. Kelamciların kadim kelimesini esmai hüsna arasından çıkarıp tercih etmeleri hoşumuza gitmedi. Allah'u Teala, bazı mahrukatlarının en zayıf hallerini (ur-cun)'a benzetmiş ve (kadim)'i ise en dakik sıfatlarından biri kılmıştır.

Esmai hüsna arasında kadim sıfatını sayanların bazıları şunlardır: El-Beyhaki "el-Esma ve's-Sıfat" adlı kitabında, el-Halimi "el-Minhac fi şuabi'1-iman" adlı kitabında, el-Cur-cani ise "el-Tarifat" adlı kitabında belirtmişlerdir ve daha bir •çokları da saymışlardır. Beyhaki Allah'u teala'nın isbatı ve şanı yüce Allah'ın vücudunu itirafı babında şöyle der:

"O sıfatlardan biri de kadim sıfatıdır. Allah'ın Rasu-lü'nden (s.a.v) gelen rivayet şöyledir. İmran b. Husayn ri­vayet ederek dedi ki:

"Peygamber'in (s.a.v.) yanma girdim. Yanındakiler şöy­le dediler:

"Biz sana bu emri (kadim meselesini) sormaya geldik." Peygamber (s.a.v.):

"Allah'u teala var iken ondan başka birşey yoktu" bu­yurdu. (Buhari rivayet ediyor).                                          .

Halimi ise şöyle der: Kadim sıfatı peygamber'den (s.a.v.) gelen şekliyle kitapta (Kur'an'da) nas olarak gelmemiştir. Her ne kadar bu manayı içeren şeklinde gelmiş te olsa. De­nildi ki: Allah'u Teala için o, var olanlardan önce de vardı manasında kadim sıfatı vardır.[163]

Her şeye rağmen bu mesele ihtilaflı bir meseledir. Bu ko­nuda hadiste Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Yüce Allah'a, onu kerim yüzü ve kadim olan salta-natıyla kovulmuş şeytandan ona sığınırım."

Hakim, onu Müstedrek'te tahric etmiş.[164]

İbni Mace'nin rivayetinde kadim ismi doksan dokuz isimde zikredilmiş.[165]

Böylece yine de müellifin sözü ve onların sözündendir-ki diyorlar ez-Zat kelimesi hatadır. Çünkü Allah'ın sıfatla­rına mübalağa için olan müenneslik (dişilik) tası bitişmez. Mesela el-Allametu (çok bilen) denilmez. Çünkü o alemle­ri daha iyi bilendir.[166] Sonradan müellif ise nefyettiği şeyi kendisi şu ayetle isbat ediyor.

"Allah'ın yanında (ona kullukta) kusur edişimden do­layı vah (bana)."[167]                                  (Zümer: 39/56)

 

Kitabın Özellikleri:

 

Görüyoruz ki kitap hacim olarak küçük te olsa tefsir il­miyle beraber çeşitli ilimleri kapsamaktadır. Ayetlerin ço­ğunu arzetmekte, ayetlerdeki ihtilaflı ve bilinmeyen yönle­rini, ayetlerin birbiriyle olan bağlantılarını açıklamıştır. Mesela İnsan suresinde olduğu gibi hikmetle ilgili ayetlerin tekrarını Kasas suresinde belirtmektedir, ayetlerde işaret ettiği faydalı bilgilere izafetendir bunlar. Allah'u Teala'nın şu sözünü tefsir ederken:

"Kuşları teftiş etti."                           (Nemi: 27/20)

Kitabın asıl özelliği üzerinde ilmi bir tahkikin yapılma­sıdır. Denilen her görüşü de almamış, bilakis görüyoruz ki bazı görüşlere cevap veriyor, bazılarını da zayıf addedi­yor.

Özellikle Kur'an'ı müdafa etmiş, Kur'an'a kusur bu­lanlara reddiye vermiş, bunları da Fatır, Zuhruf, Rahman ve Saffat surelerinde belirtmiştir.

Görüyoruz ki edebi bağlamda sözleri bir birine bağlama­sı, genişletmesiyle güzel bir baskı oluşmuştur. Cenab-ı Hakkın şu sözlerini tefsir yaparken:

"Uykunuzu dinlenme yaptık."              (Nebe: 78/9)

"Vay demek Allah dilediğine rizık açar."

(Kasas: 28/82)

(Sarf kaidelerine uyarak) Kelimelerden kelime türetme (iştikak). Kelimenin çıkış ilmini de sunmuş. Allah'u Te-ala'nın şu sözünde tefsir yaparken:

"Çünkü onların içlerinde keşişler vardır."

(Maide: 5/82)

"(Muacizine) Ayetlerimizi iptal etmek isteyenler" di­ğer ayette:

"Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indi­ren..."                                                  (Furkan: 25/1)

Meseleleri kelam ilmiyle birleştirmiş, Bakara suresinin başında sıfatullah ile ilgili güzel ve önemli kaideler çıkar­mıştır. Feraset ilmi ve ona taalluk eden meselelerden bah­sederken şu ayeti getirmektedir.

"Sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık."

(Mü'minun: 23/14)

Yıldızlar ve astronomi ilminin delillerini araştırırken şu ayeti belirtir:

"Şira yıldızının sahibi"

Astronomi ve Kozmografya ilminde bazı illetleri talil ederken şu ayeti getirmiş:

"Yoo, yemin ederim o (geceleri) geri dön(üp ışık ver)enlere."                                             (Tekvir: 81/15)

Coğrafya ilmiyle ilgili meselelere izafeten ise bazı coğ-rafik meseleleri Talak ve Kehf suresinin izahında belirtir. Hukemadan nakil yaparken Ölüm ve fenayı talil ederken de Zuhruf ve İnsan surelerinde izah etmektedir. Belağa ve fıkhu'1-Lüğa ile ilgili bazı meseleleri de izah etmektedir.

Bunların hepsi gösteriyor ki müellif ilimlerde derinleş­miş bütün şerİ ilimlere vakıf olduğunu, aynı zamanda asrı­nın faydalı ilimlerini bilen, bize güzel ilmi neticeler veren, medeniyetle güzel eser bırakan ve kendisinden sonraki nes­lin faydalanması için bu çalışmaları gösteren biridir. Bu konu Peygamber'in (s.a.v.) şu hadisinin altına girmektedir.

"Sizin en hayırlınız Kur'an öğrenen ve öğretendir."

Allah'tan bizleri kitabının ve peygamberinin sünnetinden faydalandırmasını dileriz.[168]

 

Kitap Üzerine Düşünceler:

 

Bütün işler ne kadar da sağlam olsa kemale ulaşmaz, bütün kitaplar ne kadar da güzel olsa yine de zirveye ulaş­maz, ancak Allah'ın kitabı ki onda batıldan bir şey bulunmaz, kemal ondadır. Onun içindir ki kitapla ilgili bazı dü­şünceler serdediyoruz.

1- Bazı alimlerden nakiller yapılırken devamlı olmasa da genelde kimden nakil yapıldığı belirtilmemektedir. Mesela burada şu ayetlerde:

"O her gün (her an) yeni bir iştedir." (Rahman: 55/29) "Onlara bol su verirdik (nzıklannı bollaştırdık)."

(Cin: 72/16) Cin suresinin tefsirinde bu durum görülmektedir.

2- Bazı şiirsel beyitleri nisbet ederken vehim ediyor ki bu hatalardan neredeyse kimse kurtulamamış.

3- Bazen veya nadiren Tevrat'taki ihtilaflı konuları nak­letmektedir. Umulur ki müellif bunu caiz görenlerdendir. Bu konuda şu ayeti nakleder:

"Ateşin içinde bulunanda."                    (Nemi: 27/8)

4- Bazı ayetleri konusunun dışında getirmesi. Şu ayet gi­bi:

"Zira (o, kavmine) kızarak gitmiştir." (Enbiya: 21/87)

5- Ayetleri takdim ve tehir (öne ve arkaya) etmesi. Özel­likle Fussilet suresi ve diğer konularda. Fakat bunların hep­si müellifi ve kitabı kötü gösterecek şeyler değildir. Allah bu şiiri söyleyene rahmet etsin ne kadar da güzel söyle­miş. Kimin huyu ve karakteri tam olarak beğenilmiş ki ki­şinin kendi ayıplarını soymak ona şeref olarak yeter. Bu bi-:zim son yazdığımızdır. Hamd alemlerin rabbine mahsustur.[169]

 

Kitabın Nüshaları:

 

İslam üniveritesi kütüphanesinden mevcut olan mikrofi-limden başka nüshaya vakıf olamadık. Bu nüsha ise orta ha­cimli, 1619 numarada kayıtlı, 372 yapraktan ibarettir. Her yaprağı iki sahife ve her sahife ise 17 satırdır.

Yazısı fena değildir, ilk sahifesİ hariç genelde yazısı açıktır. Kitabın asıl nüshası İrlanda Şesterbeyti Kütüphane­sinde bulunmaktadır. Bu nüsha Hicri 8. asra aittir. Biz ma­ket üzerine basılan nüshaya ulaşınca gördük ki kitabın baş­ka bir nüshası da Mısır Kahire (Daru'l-Kutubu'l-Mısriyye) halk kütüphanesinde 1043 numarayla kayıtlıdır. Mekke Ummu'l-Kurra Üniversitesi'nde fotokopisi mevcuttur. On­dan da mikrofilim nüshası aldık, elimizdeki nüshayı onun­la karşılaştırdık. Nüsha da Hicri 8. asırda yazılmıştır.

Görülen odur ki her iki nüsha da aynı nüshadan nakledil­miştir. Bu da kitaptan bazı saf yalan göstermektedir.[170]

 

Müellifin Onsozü

 

Yarabbi kolaylaştır ve tamamla. Allah rahmetiyle örtsün, ka­dı ve fakih, imam ve hakkı açıklayan son müfessirlerden, alim­lerden Mahmud b. Ebi'l-Hasan b. Hüseyin el-Nisaburi dediki: Allah'a hamd ve ona hakkını verdikten sonra, salat ve selam ya-ratılanlann en hayırlısı Muhammed'e (s.a.v.) olsun, onun temiz olan ehline ve onun kokusu olan aile efradına selam olsun. Muhakkak ki ilimlerin en efdali indirilen kitabullahın ilmidir. O kitap ki Allah ve kulu arasında bir vasıtadır. Gördüm ki onun tefsirleri öncekilerde olduğu gibi ya sözü uzatıp çok tek­rar yapmışlardır veya tek görüş üzerine mahsur kalmıştır. Tıp­kı sonrakilerin mecmualarında olduğu gibi.

Birinci yol aşın kısa ve öz oluşundan kalbe şifa verme­mektedir, ikincisi sözün uzamasıyla zihnin onu almasını zorlaştırıyor. Bunun için de Cenab-ı Haktan muafakiyetler diledim, indirilenin müşkilelerini izah edebilmek için ve te­vilin zorluklarını aşabilmek için güzel muvafakiyetler, ve­ciz sözlerle, güzel çıkışlarla, anlaşılmayan yerleri icazlı bir şekilde izah etmeye, derin bir anlayışla, güzel bir şekilde zor olan müşkilleri çözmeyi diledim. Akla hareket veren şiirle­ri[171] suratla güzellerinden aldım. Güzel bir baskı olsun di­ye topladım. Yazarlar ve edebiyatçılar da ondaki güzel gö­rüşlerden nasiplerini alsınlar diye yaptım. Akıl sahibi alim­lerin bu konuda manalarını araştırdıkları gibi yaptım. Bu tel­sini toplayıp kısalttım, tevil miktarını sınırladım. Bu da iki konuda toplanan diğerleri gibi karanlığın içinde beliren be­yazlık ve alında beliren siyahlıktan beyazlık[172] gibi görünüp gitti.[173] Muvafakiyet Allah'tandır.[174]



[1] El-Fevaid. Ibni Kayyim el-Cevziyye s. 3;

[2] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/6-7.

[3] Buğyem'l-Vuat:2/277.

[4] Tabakatu'i-Mufessirin: 2/312.

[5] E1-A'lam:7/167.

[6] Mu'cemıTI-Müellifin: 12/157.

[7] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/7.

[8] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/8.

[9] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/8-9.

[10] Tabakatu'l-müfessirin: 3/312 bakılsın ve Buğyetu'1-vuat: 2/277. Kitab Mısır milli kütüphanesinde 2445 numarayla iki cilt olarak bulun­makta birinci cildi 150 ikinci cildi 103 yapraktır.

[11] Seğani'nin Mukaddimetu'l-Elbab 24. sayfasına bakınız ve Buğ-yetuM-Vuat: 2/277. Mu'cemu'l-Edibba: 7/145. Bu kitap Sultan Ahmet kü­tüphanesinde 2334 noda kayıtlı olarak bulunmaktadır.

[12] Hediyyetu'l-Arifin: 6/403; Mu'cemu'I-Edibba: 19/124.

[13] Hediyyetu'l-Arifin'in: 6/403 sahifesine bakınız ve mucamiil Mü­ellifin: 12/182; İdahu'l-Meknun: 1/183,162,468.

[14] Bunun Mu'cemu'l-Miiellifin'de: 12/182'de anlattı, İdahu'l-Meknun: 1/83, 162, 468; Hediyyetu'l-Anfın: 6/403.

[15] Mu'cemu'l-Müellifin: 12/182'de zikredilmiştir ve iydahu'l-metninde: 2/58-144'dc zikredilmiştir.

[16] Mu'cemu'l-müellifin: 12/182'de ve Hediyyetu'l-Arifin: 6/403'de zikretmiştir. İdahu'l-Meknun: 1/83, 162, 468.

[17] Mu'cemu'l-Müellifin: 12/182. İdahu'l-Meknun: 2/58-144.

[18] Hediyyetu'l-Arifin: 6/403.

[19] Teşersetrebeti Kütüphanesi'nde 3883 numarada yazılı olarak bu­lunmakta, birkaç nüshası mevcut olup benim de yanımda o nüshalardan biri bulunmaktadır.

[20] Keşfu'z-Zunun: 1/393'e bakınız.

[21] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/9-11.

[22] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/11.

[23] EI-A'lam: 7/167 ve Mu'cemu'l-Müellifin: 12/157'ye bakılsın.

[24] Mu'cemu'l-Müellifin: 12/182'ye bakılsın.

[25] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/12.

[26] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/12.

[27] îbni Haldun'un mukaddimesine Tefsir ilmi kısmına bakılsın.

[28] Taberi Tefsiri: 1/90 ve Mukaddimatu fi usulü 't-tefsir İbni Tey­miyye: s. 37.

[29] Et-Tefsirve'l-Müfessirun: 1/130'a bakılsın.

[30] (Taberi) meşhur tafsir sahibidir. Kendi konumunda yapılan tas­nif edilen en güzel eserlerdendir.

[31] Tefsiri basılmamıştır.

[32] Tefsiri basılmamış ve Ed-Durru'1-Mensur'da Suyuti ondan çok nakil yapmıştır.

[33] Brokelman'm Tarihu'l-Edebu'l-Arabi: 2/198'e bakılsın. Eseri gördüm eser müteşabih ayetlerin lafızlarından tefsir yapmadan bahseder.

[34] İnbahu'r-Ruvat: 4/9-10'abakm.

[35] Inbahu'r-Ruvat: 3/10'a bakın.

[36] Tarihu'l-Edebu'i-Arabi: 2/159'a bakın. Bu konuda iki kitabı vardır. Bİiri "öaribu'l-Kur'an" diğeri ise "Meani'I-Kur'an"dır.

[37] İnbahu'r-Ruvat: 4/77.

[38] Înbahu'r-Ruvat: 4/107.

[39] İtni Haldun'un Mukaddimesine s. 367'ye bakınız.

[40] îbni Haldun'un Mukaddimesinde s. 368.

[41] Şeyh Abdul Ğaniy el-Dekr'in tahkik ettiği şuzuru'z-zehebin şerhine bakılsın (el-mukaddime). s. 12.

[42] Burakelman'ın Tarihu'l-Edebu'l-Arabi'ye 4/17-18'e bakılsın.

[43] Er-Rumani en-Nahvi s. 93'e bakılsın. Nucumu'z-Zahire vefeyat senet: 384. Keşfu'z-zun'un sahibi şöyle demiş: "Abdulmelik b. Ali el-Mii-ezzin Herevi (Hicri 489'da vefat etmiş) Özetlemiş fakat bu özetlemeden haber alamadık.

[44] Tabakatu'İ-Müfessirin: 2/313 tefsirinde Ahzab suresinin sonu­na kadar gelmiştir. Veliyyuddin Carullah kütüphanesinde el yazması olarak İstanbul Beyazıt camiinde 99 noda kayıtlıdır. Hataen bu eser Ra-ğıb İsbehani'ye nİsbet edilmiştir.

[45] Tabakatu'l-Müfessirin: 2/314 Davtdi'nin.

[46] TabakatuM-Müfessir.n: 2/169.

[47] Böylece en a',ik şekilde bütün kıraatler (okunuş şekilleri) Kur­tubi tefsirinde açıkl?.nmaktadır.

[48] Bahru'l-nıunit: 1/9 bakın.

[49] Fttava İbni Teymiyye: 2/194; Er-£efsir ve müfessirun: 1/241.

[50] Et-Tefsir ve Müfessirun: 1/225.

[51] Bahru'l-Ulum: 1/8.

[52] Bahru'I-Ulum: 1/1.

[53] Keşfu'z-zunun: 1/234.

[54] 4 cilt olarak basılmıştır.

[55] Irak'ta üç cüz olarak basılmıştır. Denilmektedir ki Kurtubi tef­sirinin çoğunu İbni Atiye'nin tefsirinden almıştır.

[56] Et-Tefsir ve'1-Mufessirun (Zehebi'nin kitabı): 2/354.

[57] El-İtkam fi ulumu'l-Kur'an: 1/185.

[58] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/12-24.

[59] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/24.

[60] Davudi'nin Tabakatu'l-Müfessirin: 1/363.

[61] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/24-25.

[62] Öğrendim ki kitap şu anda Mısır'da da basılmaktadır.

[63] Meleku't-Tevil: 1/20.

[64] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/25.

[65] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/25.

[66] Nesefi tefsiri, Beydavi tefsiri gibidir. İkiside Zemahşeri'nin Keşşafından faydalanmış Nesefi Hanefi, Beydavi ise Şafii görüşlerim be­nimsemiştir.

[67] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/26.

[68] EI-Beyanve't-tebyin: 1/133.

[69] Vefayatu '1-Ayan: 2/157.

[70] Mecazu'l-Kur'an Dr. Fuat Sezgin'in tahkikine bakılsın. Sezgin güzel bir çaba harcamıştır.

[71] Yazmasına 203 hicride başlamış, haftada iki gün yazdırmış ffic-ri 2O5'de bitirmiştir. (Tarihu'l-Ulemai'l-Nahviyine) Tenuhi'nin kitabı­na s. 188'e bakılsın,

[72] Tarihu'i-Bağdat: 14/155.

[73] Tarihu'l-Ulemai'l-Nevhiyin s. 192. Davııdi'ninTebakatu'1-Mu-fessirin: 1/402.

[74] Kıfti'nin Tercümatehu fi inbahi'r-ruvat: 2/157.

[75] Arabm sözüdür. Ben akrebin eşek arısından daha kölü ısırdığı­nı zannediyorum ki bu öyledir de ve böylede söylenilir. Böylece o anla­tılır. Kesai bunu sorunca Sibeveyh bunu kabul etmemiştir. Muğni'1-Le-bibe:s. 121.

[76] Zebidi'nin Tabakutu'l-Nahvİyin ve'I-luğaviyyine s. 72.

[77] Bizim tahkikimiz olan el-Medhelu'I-ümi tefsiru kitabullah'a da bakılsın.

[78] El-Fihrist s. 88.

[79] El-Fihrist s. 88. Kitap eskiden beri Abdu'1-Aziz el-Meymıı-ni'nin tahkikiyle basılmıştır.

[80] Hayat hikayesi için Yakuti'nin Mu'cem'i: 6/496 ve Suyuti'nin Tabakatu'l-Mufessirin: s. 80. Davudi'ninTabakatu'l-Mufessirin: 2/131 ve Vefayatu'1-Ayan: 3/425.

[81] Umulur ki müellif Nakkaş'ın el-işaret kitabından nakil yapmıştır.

[82] Suyati'nin Tabakatu'l-Mufessirin: s. 35; Buğyetu'î-Vuat: 1/519; Davudi'ninTabakat'ı: 1/140.

[83] Davudİ'nin Tabakat-ı Müfessirin'i: 1/66; İnbahu'r-ruvat: 1/119; Subki'nin Tabakatu'ş-Şafii: 4/58.

[84] Tefsiri büyüktür fakat basilmamıştır. Medine İslam Üniversite­sinde fotokopi yapılmış bir nüshası vardır.

[85] Davudi'nin Tabakatu'l-Müfessirin: 1/428; Subki'nin Tabakam'ş-Şafii: 5/267 ve Lisanu'I-Mizan: 4/260.

[86] Kurtubi tefsirine bakınız. En güzel şekilde izah edilmiştir.

[87] Zirikli'nin el-A'lam: 3/287 ve'1-Cevahiru'I-Müdiye: 1/296 ve Ta-rihu'l-Bağdat: 11/62.

[88] EI-A'lam: 4/79 ve Tarihu'l-Bağdat: 9/443 ve el-Cevahiru'l-Mudiye: 1/74.

[89] Yetimetu'd-dehr: 4/345; Et-Temsü ve muhadere Sealebİ'nin s. 348.

[90] İsmi Ahmet b. Halit'tir. İnbehu'r-Ruvat: 1/76.

[91] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/27-32.

[92] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/32-33.

[93] El-Eğani: 6/56'ya bak. El-Um'da: 1/56 ve Şi'rul Huzeliyyin fi'1-esreyn el-cahili ve'1-İslami s. 147'ye bakılsın.

[94] El-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an: 1/63.

[95] Suyuti'ninİtkan'ı: 1/63.

[96] Suyuti'ıün İtkan'ı: 1/63. 34

[97] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/33-34.

[98] Mukadimetul-Ebbab el-Zahiri ve'1-lubabu'l-Fahir s. 34.

[99] Tehzibu'l-Lügat: 9/451.

[100] Divanu Rube s. 122.

[101] Tehzibu'l-Lügat: 10/39.

[102] Divanu'1-Eccac s. 110 ve Mukaddimetu'1-Ebab: s. 34.

[103] Et-Tehzib: 10/46.

[104] Mukadimetul Ebbab: s. 34 Lisanu'1-Arab zehera maddesine bak.

[105] Es-Sıhah: 1/147.

[106] Es-Sıhah:2/89..

[107] Divanu İbni Mukbil: s. 301.

[108] Mukaddimetu'1-Abab: 36.

[109] Es-Sıhah: 1/1J5.

[110] Mukaddimeiü'I-Abab: 36. ve Et-Tac: şesebe.

[111] El-Mücmel: 1-98.

[112] Divanu'l-Huzeliyyin: 2/111

[113] Divan Zirrumme: 2/1173. Mukaddimetu'1-Abab: 38.

[114] Es-Sahibi: 226. Ahmet Sakar tahkikti.

[115] Lisan: 4/171; Mukaddimetu'1-Abab: 39, Et-Tac: 2/349.

[116] Îslahu'l-Mantık: 63.

[117] Divanu'l-Huzeliyin: 1/31. Mukaddimeni'1-Abab: 40.

[118] Divanu'l-Huzeliyin: 1/79.

[119] Allah-u Teala'nın şu kavlinin tefsiri: (Bel millete Ibrahime hanifen). 1/173.

[120] Beyitlerle beraber kıssanın aslına, tbni Hişam sireüne ve Rav-du'1-Unf'un şerhine bak: 2/49.

[121] Sire'de böyledir. Umulur ki vezindan dolayı doğrusu (Be­ni) 'dir.

[122] Ravdu'1-Unf: 2/100.

[123] Bakara 15. ayetine bak: 1/113.

[124] İkinci ciltte Zuhruf 39. ayete bak.

[125] Divanu'l-Hunsa'ya bak. sh. 84.

[126] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/35-40.

[127] Ayetin Tesiri: 2/83.

[128] Mecazu'l-Kur'an: 46

[129] Mecazu'l-Kur'an: 2/189

[130] Vedhu’I-Burhan:2/331

[131] Divani'l-A'şa: s. 9.

[132] Durru'l-Mensur; 3/622

[133] Durru'l-Mensur: 3/623

[134] En-Nihaye tbni Esir'in 2/98 şeyhin ve Ahmed bin Hanbel'in tahriç ettiği hadiste ise Suyuti'nin Fethu'l-Kebir'ine 3/262 bakın.

[135] Ahzab süresi 10 ve Vedhu'I-burhan: 2/180 bakın (Elimizdeki eser)

[136] Kurtubi Tefsir 14/145'e bak. 44

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/41-44.

[137] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/44-45.

[138] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/45-46.

[139] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/46.

[140] İbni Cevzi'nin El-Meseffabi ekaffi Ehli Resuhi minel iimi'n-nasıh vel-mensuh s. 11-12.

[141] Razi'nin tefsiri: 3/227-230 bak.

[142] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/46-52.

[143] İtkan fi ulumi'1-Kur an: 2/30.

[144] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/52-54.

[145] Vefayatu'I-Ayan: 1/94-95; El-Fihrists: 4; el-Muntezim: 6/99.

[146] El-Fihrist: 4.

[147] Vefayatu'1-Ayan: 1/94.

[148] Nihayetu'1-îcaz fi Dirayetu'I-İcaz s. 383.

[149] Şeyh: Kadı Abdu'I-Cebbar'dır.

[150] Nihayetu'1-İcaz sh. 384.

[151] İbni Dimyat'in Zeylu't-tarihi Bağdad'ına bak. 19/81. 60

[152] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/54-62.

[153] Zehebi'nin Siyeri A'lamu Nubela: 5/465'e bak. .62

[154] Bu onların şu sözünden dolayıdır. "İnsan kendi seçtiği fiillerinin yaratıcısıdır. Allah'u Teala ise şöyle buyurur:"Allah'tan başka yaratıcı mı vardır."                    (Fatır: 35/3)

[155] Molla Aliyu'l-Kari'nin Şerh Fıkhı'l-Ekber'i: 45-46.

[156] Tefsiru'r-Razi: 2/58.

[157] Yani, sapıtma, son bulma, tab ve benzeri şeylerin nisbeti.

[158] Kitabu'l-Hayavan Ii'1-Cahiz: 4/206.

[159] Şerh Cevheretu't-Tevhid: 68

[160] İbni Nedim'in fihristine bak. Bu gibi şeyler geniş olarak kita­bında çokça zikredilmiştir.

[161] Ebu Muzaffer Isferayi'nin Et-Tebsıru Fi'd-din: 64'e bak.

[162] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/62-67.

[163] EI-Minhac, Halimi'nin: 1/88. Beyhaki'nin Esmau ve's-Sıfat. sh. 23

[164] Şeyh Muhanrned Emin Şankiti'nin, Menhec ve Dirasat İi aya-til esmai ve's-Sıfat. sh. 9'a bak.

[165] Onu, dua kitabı, Esmaullah babında tahric etmiş ve senedinde zayıflık vardır. İbni Ivıacc: 2/1270.

[166] Yasin suresinin 33. ayetinin tefsirine bak.

[167] Zümer suresinin 56. ayetinin tefsirine bak.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/67-68.

[168] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/69-70.

[169] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/70-71.

[170] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/71-72.

[171] Yani aklın hareket etmesi. Hadiste şöyle geçer: "onun yanın­dan bir cenaze geçtiğinde öyle bir hareket ediyordu ki. Yani süratle ha­reket ediyordu." Lisanu'1-Arap mahade. 7/31.

[172] El-Ğurretu: Beyazlıktır. Ed-Duhm: Deve ve atlardan siyah olanıdır.

[173] Ezheri şöyle dedi: El-Kurhatu: Alındaki beyazlıktır. Kurame-tu: Siyahla kırmızı arasında renktir. At, deve ve diğer hayvanlarda olur. Lisan: Kemete.

[174] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/73.