Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yunus Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 10. Sayfa

 

YUNUS SURESİ[1]

 

2- "Kademe sıdkin."

Yüksek derecede tam bir sevap demektir. Öyleyse iyi ameller halisane şeyler takdim edin. Bir rivayete göre ken­dileri hakkında yazılmış iyi bir saadet vardır. Bir rivayete gö­re haklarında yazılmış halisane taatler vardır.

3- "Altı günde."

Altı günde meleklerin yaratıktan yaratığa bakıp ondan ib­ret alıp idrak etmeleri için. Bir rivayete göre yaratıkların hal­den hale geçip değişmeleri daha muhkem ve tek ittifaka benzemekten daha uzaktır.

4- "Allah'ın va'di haktır."

Mastar manası üzerine naspolmuştur. Yani "vaade va'den ve "hakkakehu hakken." Bir vad vadetti ve onu gerçekten gerçekleştirdi.

Veya "merciukum" kavlinde fiil manası olduğnudan naspolmuştur.

Huzeli'ninde şiirinde kullandığı gibi:

"Yeryüzüne isabet eden ancak ondan bir taraf ve kökü ve­ya damarı düren bir boğum veya ağacın gövdesidir."[2]

Şiirde (teyyil mihmel); lafzında olmayan bir fiil üzerine naspedilmiştir. Çünkü manası şöyledir:

"Teva tayyil mihmeli: Tayyüi mihmel onu dürdü." Keza Ka'b'ın RasuluIIah'a atfen söylediği şiirinde de ay­nı şekilde kullanmıştır:

"Benim arzu ettiğim bütün dostlar dediler ki: Benim se­ninle meşgul olduğum seni aldatmasın, zira jurnalciler onun etrafında gelip giderek söylentiler söyleyip ey ibni Ebu Selma muhakkak ki sen öldürüleceksin."[3]

Yani (yekulune kilen) ve daha sonra (kilen) kelimesini onlara izafe etmiştir.

"Salih amel isteyenlere adaletle."

Yani sevaptan olan nasipleri ve adaletten sapmalanyla. ve­ya zulmetmeleriyle. Burada adelet manasında olan (kist) mu-rad edilmemiştir. Çünkü adalet üzerine kafire de mümine de hamledilebilir.

5- "O Allah'tır ki, güneşi bir ışık ve ay'ı da bir nur yaptı, miktarlar ve ölçüler tayin buyurdu."

Burada hilali tahsis etmesindeki sebep şudur:

"Çünkü genel hesap ölçüleri hilale göre düzenlenir. Se­nelerin sayısı aylara göre düzenlenir. Çünkü ölçü ve miktar­lar hilale nisbet edilir. Işık nurdan daha fazla olduğundan gü­neşe nisbet etmiştir. Mesela enarel-leyle (geceyi nurlan-dirdı) denildiği gibi(edael-leyle (geceyi ışıklandırdı) de­nilmez.

10- "Onların oradaki duası: "Allah'ım seni teşbih ederiz."

Yani bunların cennetteki duaları:

"Allah'ım! Seni teşbih ve tenzih ederim" sözüdür. Bir şey arzuladıkları zaman (subhanekellahumme) derler. O anda ar­zuladıkları şey gelir.[4]

Onda olan arzu ve isteklerini giderdiklerindeyse (elhamdu-lilahi rabbil alemine) derler ve onlardan o şey giderilir.

"Birbirleriyle karşılaştıklarında söyledikleri ise: Se-lam'dır."

Onların cennette olan mülkleri zevale uğramaktan emin ve selamettedir veya beridir.

11- "Eğer Allah, insanlara hayrı çarçabuk istedikle­ri gibi, fenalığı da hemen acele olarak verseydi, muhak­kak ecelleri son bulur, biterdi."

Yani eğer kendi nefislerine, çocuklarına ve sevdiklerine yaptıkları dua hemencecik kabul edilseydi helak olup gider­lerdi.

16- "Vela edrakum bihi." * Yani sizi bilmiyorum.

19- "Eğer Rabb'inden bir söz geçmemiş olsaydı."

Yani Rabbin ezelde daha önce asilerin görecekleri ceza­yı ertelememiş olsaydı. Bir rivayete göre o, müddet ve ömürlerin son bulması hakkında takdir edilen eceldir.

21- "Ayetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır." Yani onların ayetlerimize karşı küfür ve tekzibi olduğu

zaman. Bir rivayete göre onlara her nimet verdiğimizde asi olup iyilik ve ihsanı terkediyorlar, düşmanlık ediyorlar.

22- "Sizi bulunduğunuz gemilerde götüren." Mana zahir olduğu için muhatab zamirinden gaip zami­rine geçmiştir. Bu durum arap kelamında çokça rastlanan şeydir.

Bu meyanda Ubeydullah b. Kays şiirinde şöyle ifade et­miştir:

"İki genç kız vardır. Onlardan biri hilale diğeri de güne­şe benziyor. Siz iki genç kız mutluluk yıldızıyla doğdunuz hiçbir gün kötü ve alçak bir günle karşılaşmadınız."[5]

Huzeli de aynı şekilde şöyle dile getirmiş: "Senin sevgin öyle bir yaramazlaşmış ki aranızdaki bağ artık porsumuş eskimiştir. Sen Selma'nın zamanının kendi ahdinin hilafına zikrettiği zaman çözülüp bozulur."[6]

İbni Mu'tez[7] (Mehasin kelamul iltifat'ta) zikredip şöy­le demiş:

"O mütekellimin muhataptan haber vermeye ve aksi üzerine insiraf etmesidir, dönmesidir.

Bu meyanda Cerir şiirinde şöyle dile getirmiş: "Güvercin Zilerakte surur'dan sıçrayıp zıpladı beni güç­lüğe soktu, sen halen ağaç arasında akan suda ve ağacı sık ve gür olan eski nadirdesin."[8]

Zira kelamda iltifatın güzelleştirilmesinin maksadı, ke­lamın asıl manasından çıkıp başka tarafa yönelmiş olmasın­dan ve asıl denilenden diğer yönlere kaymasındandır. Bu meyanda Cerir şiirinde şöyle dile getirmiştir: "Ne zaman ki çadırlar yüksek tepelerin başında olursa bu­lutlar yağmur yağdırır. Ey çadırlar, Süleyman'ın fer'i beşa-mada bize veda ettiğini unuttun mu ki, o zaman beş ama sulandırılmıştı."[9]

Haberi terkedip bırakarak başka bir manaya gitmiştir o da duadır. Öyle bir şey getirmiş ki sudan daha berrak ve na­rin ve havadan daha şeffaftır. Bu ayetteki:

"Elfulki meşhuni."                              (Vasin: 36/41)

Elfulki zamirinin cem ve mufred oluşuna gelince (el-ful-ku) kelimesi elfulk vezni üzerine cem yapılması caiz olan ke­limelerdendir. Cem halinde (el-humr ve es-sufr) menzilin­de ve müfred halindeyse (el-kufl vel-hurc)[10] menzilindedir. El-fulku kelimesinin el-Fulk üzerine cem olmasındaki illet lafız birdir ve aynı mana üzerine fe'len fu'len'i takib ediyor; "Eş-şeğle ve'ş-şuğlu el-bahle vel-buhlu" gibi. Fealu vezni fu/lu vezni üzerinde kırık cemi (cemi teksir) yapılan kelime­lerdendir (esed ve usd- vesen ve sun) gibi. Hakeza fu'l, fu'l üzerine de cem yapılır. Bu öyle garip bir babtır ki her-şeyi içinde vardır (el-hecan hecan[11] üzerine el-ğezamir ğe-zamir üzerine[12] oldukları gibi bunlardaki illet illeti hase-nedir. Lakin kitap bundan beridir.

24- "Menfaat ve aldatma bakımından bu dünya haya­tım hali gökten indirdiğimiz yağmura benzer."

Çünkü semadaki su yer yüzüne aktıktan sonra kaybolup gider. Çünkü yeryüzüne damla damla iner ve hep birden yok olup gider. Çünkü düz ve yüksekçe yerler[13] itminana, gü­venliğe götürür.[14] Tırtırlı, tümsekli yerler böyle değildir.[15]

Dünya hayatının misali rezil olarak değersiz şeyleri ya­nında cem eder ama şerefli, değerli ve paha biçilmez şeyle­ri terkeder. Çünkü semanın suyu birleştiği zaman akıp gider ve keza nimetlerde toplu halde intizamlı bir şekilde olduğu zaman zail olur. Çünkü suyun evveli saf, berrak, sonuysa[16] tozlu, topraklı, bulanık bir haldedir. Dünya hayatının misa­li de böyledir.

"Mafsallardan çektiğim acılar, çektiğim acılar içinde en kolay olanıdır. Öyle ki iyi yapmak istediğimi yapmıştır. İnsanlar, ben hazımdan dolayı şöyle şöyledir. Ömür tıpkı bir kese torbası veya cüzdan gibidir ve sonlarında pislik çö­ker."[17]

26- "Vela yerheku."

Kaplamak, düşmek ve bulaşmaktır.[18]

"Katretun"

Siyah nokta veya leke ve toz manasınadır. Bunların ate­şin dumanından olma ihtimali vardır. Kuttarı'n-necm de bunun gibidir.

27- "Kita'an."

Kit'un kelimesinin bir lügatidir. Yani kit'atan (parça) ma-nasmdadır. Kisretun ve kiser misalidir. "Muzlimen."

Muzlim gecenin hallerinden biridir o da karanlıktır. Ya­ni sanki akşam karanlığı zulmet halinde onların yüzlerini ge­ce karanlığından birşey kaplamış ve kapkaranlıktır.

30- "Orada herkes geçmişte yaptıklarını karşısında bulur."

Yani geçmişte her nefis her ne yapmış ise o şeylerin im­tihanını verecektir ve cezasını alacaktır.[19] Şu ayette de ol­duğu gibi:

"Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde."

(Tarık: 86/9)

Yani yaptıkları gizli şeyler deşifre edilerek imtihan edi­lecektir.

33- "Rabbinin sözü gerçekleşti."

Yani hak yolu gösterebilecek.

35- "Kim hidayet edecek." '

Yani Rabbinin vadettiği vaid gerçekleşti. Bir rivayete gö­re: Fasıkhk yapanlara küfür gerçekleşti.

Vezinleri şöyledir: "İhteda yehtedi, heda yehdi, hedda yehheddi."

"Yeheddi" deki ha ve ya'nın fetha olması şöyledir. Çün­kü ta harfi dal'a idgam olduğu zaman ta'nın harekesi ha'ya gider. Tıpkı (udde ve furre) gibi. Oysa asılları ud'ud ve if-rir'dir. Birbirine benzeyen iki harf idgam olduğunda dal harfinin zammesi ayn harfine, ra'nın kesresiyse fa'ya gitmiş­tir. Vasi için olan elif hazfedilmiştir. Çünkü iki harfin hare-kesiyle kendisine ihtiyaç duyulmamıştır.

Ferra'nında şiirinde dile getirdiği gibi:

"O velayet sahipler iki, onlardan bazıları, rahmet, hida­yet verici ve yol gösterici elçilerdir."[20]

Ama ya'nın fethası ve ha'nın kesrasına gelince. Çünkü ta harfi dal'a idgam edildiğinde iki sakin bir araya gelir. Ha harfi sakin harekedeki aslı üzerine kesre yapılır. Ama ikisi­nin de kesre olmasına gelince kesre hususunda sonuncunun birincisine tabi olmasındandır.

45- "Birbirlerini tanırlar."

Yani mahşerde birbirlerini tanırlar ve sonra o günün şiddet ve zorluğundan aralarındaki bu durum kesilip gider.

Bir rivayete göre üzerinde oldukları batıl şeylerin batıl olduğunu itiraf ederler.

37- "Ve tafsilel kitabi."

Kitab burada farz manasındadır. Yani farz ve hududların tafsilatını açıklayıcı.

53- "İy ve rabbi."

Tahkik için olan bir kelimedir. Evet gerçekten o şey te-hakkuk edecektir manasındadır.

59- "Bir kısmını helal bir kısmını haram kıldınız. "

Yani kendilerine verilen deve vs. gibi nzıkların bir kıs­mım helal bir kısmını da nevalarına göre haram kılarlardı.[21]

61- "Vema ya'zubu."

Ayette geçen ya'zub gaib olma manasındadır. Bir riva­yete göre uzak olma manasındadır.

El-Gunnevi'nin de şiirinde kullandığı gibi:

"Sahiplerinin izzet ve şerefinden dolayı o develer korku­suz ve engelsiz bir şekilde istedikleri yerlerde otlanıyorlar, hiç bir makamın sesini işitmiyorlar, deve kuşu gözetleyici-lerinin yumurtaları alıp kızarttıkları yahut avlanan geyikle­rin ateşi dışında tam bir sene ateş de görmüyorlar."[22]

"Bundan ne küçük ne büyük."

Vela esğare vela ekbere kelimeleri (miskali zerretin) üzerine atfolduklanndan dolayı da mecrur edilmişlerdir. Sonra sıfat ve fiil vezninden dolayı nasbedilmiştir.[23]

Ayrıca (min miskali zerretin) üzerine fail ile atfedilme-leri sebebiyle de merfu olmaları caizdir.

Züccac: Mubteda olduklarından dolayı merfu oldukları­nı ve ikisinin de haberinin (illa fikitabin mubinin)[24]'de ol­duğunu söylemiştir.

Yani "Maşey'un esğare min miskali zerretin vela ekbe­re illa fi kitabin rhubinin: Yani küçük ve büyük ne varsa hep­si kitapta açıklanmıştır."

64- "Dünya hayatında onlar için bir müjde vardır."

Yani onlara dünya hayatında ölüm anında meleklerin müjdesi vardır.

Bir rivayete göre o müminin gördüğü salih rüyadır veya ona gördürülendir.[25]

67- "Gündüzü aydınlık kılan."

Çünkü gündüzde herşey görülebilir durumdadır. Tıpkı uy­ku İçin olan geceye de (leylun-naimun) denildiği gibi. Hu-zeli şiirde şöyle demiş:

"Ey komşu kadını! Açılan yayılan gece uykuda mıdır yoksa istediğim uyku benden engellenmiş midir?

Ey komşu kadım! Kişi uykuya, bana gelmesi gereken ve zorlu bir şekilde geceleyin uykuya daha kolay döner."[26]

70- "Dünya metaı."

Yani onların dünya metauıı kesbetmek için yaptıkları if­tiralarıdır.

71-  "Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp ya­pacağınızı karalaştırın."

Muberrid şöyle demiş: "Ecma'tu'ş-şurekae" denilmez. Ancak şöyle denilebilir:

"Cema'tu'l-kavme ve ecma'tu'1-emre) denilebilir. Vela-kin burada (eş-şureka) kelimesi emir lafzının misali üzeri­ne hamledilmiştir ki, bunu lafızda ikinci görüşü birinci gö­rüşün kuralı ve kaidesine iştirak edene göre yapmıştır.

Şairin de şiirinde bunu uyguladığı gibi:

"Şarkıcı kadınlar birgün görünüp kaş ve gözlerini ince ve uzun yaptıkları zaman."[27]

"Onu gördüğünde zannedersin ki Allah onun burnunu ve gözlerini kesmiş, darlığa düşürmüş ve her ne kadar sahibi dün onun ihtiyaçlarını vesairesüıi tamamlamış da olsa."[28]

71- "Sonra işiniz başınıza dert olmasın." * Ayette geçen ğumme kelimesi kapalılık manasında olan (muğatta) manasındadır. Bilakis yanınızda olan itaat ve masiyetinizİ izhar etmeye azmediniz.

78- "Litelfitena."

Bizi engellemek ve alıkoymak için manasında olan (li tas-rifena) anlamındadır. Vezni Iefete-leften.

81- "Sizin getirdiğiniz sihirdir."

(Ma) mubtedadır. (es-sihru) haberidir. Yani "ellezi ci'tum bihi huvessihru: Getirdiğiniz o şey sihirdir." Burada (elif lam) ahdedilen şeyi tarif içindir. Onlar demişlerdir ki o mucize şüphesiz sihirdir, Musa (a.s.) şöyle dedi:

"Ellezi ci'tum bihi huve's-sihrullezzi kultum: Getirdiği­niz o şey ve sizin dediğiniz sihirdir."

85- "Bizi fitne kılma."

Yani firavn ehlinin eliyle bize azap ettirme.

87- "Kavmimiz için Mısır'da evler hazırlayın."

Musa (a.s.) ve kardeşi Harun (a.s.) korktuklarından do­layı, onlara evlerinde namaz kılmalarını ve evlerini mescit edinmelerini emrettik.[29]

88- "Senin yolundan saptırsınlar." Cümle istifham cümlesidir. Şöyleki:

"Allah'ım! Bu malları senin yolundan saptırsınlar di­ye mi onlara verdin? Anlamındaynuş gibidir.

Ahtel de şiirinde bu üslupla dile getirmiştir:

"Gözlerin seni yalanladı mı yoksa bir vasıtayla gecenin son karanlığına girdiğinde kemençeden hayalimi gördün?

Bizi gizli ve kapalılık bürüsün diye aldattı şarkıcı kadın­lar ise sana korku ve dehşet gördürüyorlar."[30]

Yani (ekzebetke ve etğevelet) seni yalanlayıp saptırdı mı?

"Onların mallarını yok et."

Yani mallarını mahvet ve götür. Bir rivayete göre onun nurunu ve güzelliğini giderdi demektir.[31]

89- "Vela tettebianni."

Nun 'un tahfif ve şeddesiyledir. İkisi de te 'kid nun 'udur. İkisi de eliften sonra vaki olduklarından ve iki sakin bir ara­ya geldiğinden Ötürü haberde vaki olan yafalanidekİ nuna benzetilerek iki nun da kesre yapılmıştır.

92- "Senin bedenini kurtaracağız."

Yunus 'a bu nasıl olur, oysa Allah onu suda boğdu ve onu kurtarmadı? O da şöyle cevap verir: Zira o şöyledir:

"Biz senin cansız bedenini bir kıyıya atacağız." ve Ubeyd b. Ebres'in şu şiirini söyler:

"Öyle bir yere yaklaşıyor ki inenleri kalkan kişi ner-deyse onu tutacakmış gibi olur. Oranın sel ulaşmayan yerin­de olan ulaşan yerinde olan gibidir. Durmak isteyen kimse, güneş gören yerde yürüyen kimse gibidir."[32]

Dureyd şöyle dedi:

"Ey; bedenimi, silahımı ve mızrağımı kınayan, çekilen, kasılan herşey birgün yıpranıp çürümeye mahkumdur. Ey! Kınayan, zira benim gençliğim ve binişlerim münadiyi yük­sek sesle çağırmakla bağırmakla fani oldu, gitti."[33]

"Senden sonra geleceklere ibret olman için."

Rububiyette sadık olan Allah'ın kudretinin yalancı olan kişiye nasıl yaptığı görülsün. Boğulanlardan hiçbiri Fİ-ravn'da olduğu gibi asla görülmemiştir.

93-  "Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler."

Ayette geçen ilimden kasıt Feraiz ve ahkamlardır.

94- "Eğer olduysan."

Yani ey dinleyici sen şöyle söylesen,

"Sana indirdiğimizden kuşku içinde."

Yani Nebi'mizin (s.a.v.) lisanı üzerine nazil olan şeyde şeküzereysen.[34]

"Kitabı okuyanlara sor,"

Musa'nın haberini, senden Önce kitap okuyanlara sor. Kim ki bu hitabın Nebi (s.a.v.) için olduğunu söylerse hita­bın kadiyyesi hükmü ve kelamın bölüştürme üzerine söyle­miş olur.

100- "Allah'ın izni olmadan kimseye inanmaz."

Yani Allah'ın ilmiyle ancak herkes iman edebilir. Aksi halde mümkün değildir. Bir rivayete göre Allah'ın temkin ve takdiriyle demektir.

109- "Allah hükmedinceye kadar sabret."

Yani sabret ta ki Allah sana ya cihad etme veya hicret et­me emri versin.[35]



[1] İbni Abbas'tan naklen: Yunus-suresi Mekke'de nazil oldu de­miş.

[2] Cahili olan Ebu Kubeyr Huzeli'nindir. Divan Huzeliyin: 2/93. KİtabSibeveyh:l/180. Şerh Ebyat İbni Seyrafi: 1/324. Muktedeb: 3/204

[3] Ka'b b. Züheyr'indir. Mahtutada vekale kelimesi düşmüş. Şerh kasidet banet suadu sh.: 257-262. İkinci beyit Mecazu'l-Kur'an: 1/273.

[4] İbni Mürdeveyh'in Ubey b. Ka'b'tan naklettiğine göre Rasu-lullah (s.a.v.) şöyle demiş diyor: Cennet ehli Subhanelahumme dedikle­ri zaman, rablerinden istedikler şey cennette kendilerine gelir.

[5] Divanı sh. 34. İkincisinin birinci kısmında: "İki genç kız mut­luluk vesurur içinde doğdu" vardır. Tezkiret Nuhat sh. 450. Birinci be­yit Eğani: 8/6. Fetetan: Medine'de ikamet eden Selamet ve Reyya kızkar-deşleridir. Şarkı söyleme bakımından kadınların en iyisi, güzellik yönün­den en güzelleriydi. Birinci beyit "Tu§bihu'l-Bedra" şeklinde rivayet edilir. O sadece kendisi bu rivayetle: Şifa'ul-AliPde: 2/624; El-Ayni: 3/542. İkincisi: "Velemtulkiya yavmen hevanen vela nezra" şeklinde rivayet ediliyor. Bu kafiye üzerine o ikisi divanda yoktur.

[6] Huzeli'lerin divanında rastlamadım demiş.

[7] îsmi Abdullah b. Muhammed Buvey'dİr. Edip ve gayet iyi bir şairdi. Muberrid ve Sa'leb'ten ders almıştır. (Bedi ve Eşaru'l-Muluk) ad­lı eserleri vardır. Hicri 296'de vefat etmiştir.

[8] Divan Cerir sn. 236. Galel: Ağaç arasında akan sudur. Bedilil ibni Münkizsh. 287.

[9] Divanı 417. İkisi de mahtutada net değildir. Eğani: 2/64; Ak-du'1-Ferid: 7/74. İkine ibeyit (El ciman fi teşbihati'l-Kur'an)'da sayfa 218'de. Muhakkik tanıtmamış tır.

[10] El-Hurc: Uzun devedir.

[11] Cemelun ve naketun hican ve ibilun hican kıymetli beyaz de­vedir. Esasu'l-Belağa.

[12] El-Gezamir: Suyun çokluğudur. Mahtutada: Ğezafir'dir, hata­dır.

[13] Mihad: Muhd'un cemidir. Yüksekçe olan yerdir.

[14] Deniliyor ki: Ammen necatu vel vihad, ve kullu necdin ve ve-hd'in. El-Vehd: Mutmain olan yerdir. Huzurlu ve rahal mekandır,

[15] Mahtutada el-Bihar'dır, hatadır. En-Necd: Tümsek ve girinti­li çıkıntılı yerlerdir.

[16] Ğubberu'l-Leben: Sütün dibinde olan tortudur.

[17] Beyitler, mahtutada birbirine karışmış. Ebu İshak Harrani İb­rahim b. Hilal es-Sabi'nindir. Dünyada, risaleleri yapma bakımından tektir. Sabie mezhebindendir. Bahtiyar b. Muizzud devlet ona teslim ol­ma, mukabilinde vezirilği teklif etmiş o da reddetmiş. H. 384'te vefat et­miş. Mucemul Edibba: 2/93. Üçüncüsü öaysi'l-Muscem: 2/386'da hep­si: Matmahu'l-Enfus: 352.

[18] Ebu Şeyh ve İbni Mürdeveyh'in Suheyb'ten (r.a.) naklettikle­rine göre bu ayet hakkında Nebi (s.a.v.) şöyle demiş:

"Allahu Teala'yı görmelerinden veya nazar etmelerinden sonra uzak olmasıdır."

[19] İbin Mürdeveyh'in Ibni Mes'ud'tan (r.a.) naklettiğine göre Rasululah (s.a.v.) şöyle demiş:

"Kıyamet gününde, Allah'ın dışında ibadet ettikleri şeyler tem­sili olarak önlerine getirilirler. Onları.takip ederler ta ki onları ce­hennemin derinliklerine götürene dek" der ve sonra Rasulullah (s.a.v.) ayeti okur:

"Hıınaliki teblu kulu nefsin ma eslefet: Orda herkes geçmişte yaptıklarını bilecek."

[20] Meani'l-Kur'an'rîa onunla ilgili birşey yoktur.

[21] İbni Cerir ve İbn; Münzir'in İbni Abbas'tan naklettiklerime göre ayet hakkında şöyle demiş:

"Bunlar ekin, rızık deve vb. şeyleri diledikleri gibi helal kılıp ve haram eden müşriklerdir. Tefsiri Taberi: 11/127.

[22] Deveyi vasıflandıran bu beyit TufeyJ Gennevi'nindir. Ava-zib: Evlerden uzak olan develerdir. Enbuh: însan sesleridir. Timine: Ta­mam manasındadır. Mucerremi: Mükemmel manasmdadır. Şunu demek istiyor: Evlerden uzak tutulan bu develer sahiplerinin izzetlinden dola­yı korkusuz ve engelsiz istedikleri gibi otlanırdı. Avcıları tarafından bulunup ateşte kızartılan devekuşu yumurtasının ateşi ve geyik ateşi dı­şında tam bir sene ateşe rastİamazlardı. İkinci beyitte (Evğazelin şarime-tin) rivayet edilir.

Es-Serimeîu kum yığınıdır. El-Ehnas kısa burunlardır. Her ceylanda böyledir. Emali'1-Kali: 2/83-84; Meani'J-Kebir: 1/361. Birinci beyit Esasa'l-Belağa madce: TemmeEl-Hayavan: 4/348.

[23] Yani fethayla cer olmuştur. Çünkü sarftan menedilmiştir.

[24] Meani'l-Kur'an ve İrabı Züccac: 3/26.

[25] Ahmed: 5/315; Darimi: 2/123. Tirmizi rakam: 2276. Hakim: 4/39 J'de Sahih gördüğü ve Ubadeb. Samit'ten naklettiklerine göre ben Rasulullah'tan "Onlar için dünya hayatında müjde vardır" ayeti hak­kında sorduğumda o da bana:

"O mü'minin gördüğü veya ona gördürülen salih rüyadır." dedi.

İbni Ebu Şeybe, Ahmed: 3/267 ve Tirmizi'nin sahih görüğü ve Enes'ten naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiş:

"Risalet ve peygamberlik kesildi. Benden sonra ne bir rasul ne de bîr nebi gelecek. Velakin mubeşşirat vardır" der. Sahabiler derler ki:

"Ya Rasulallah! Mubeşşirat nedir?" Rasulullah da (s.a.v.):

"Mü si umanın rüyasıdır" der. "Rüya peygamberliğin cüzlerin­den bir parçadir."der.

Aridetu'l-Ahvezi: 9/126.

[26] Diyor kî: Uyku, benden başkasına daha kolay döner gelir. Di­van Huzeliyin: 2/201 Mahtutada: Em navmun anni yerine EmiHeylu be­ni, el-Avaid yerine el-Feraid gelmiş, hatadır. Beyitler: Usame b. Haris Hu-zeli'nincıir.

[27] Beyit Rainindir. Tevil Müşkili'l-Kur'an sh.: 213. Esasu'1-Be-lağa madde Zecece Muğni Lebib: 622. Haşiyel Şeyh Zade ale'l-Beyda-vi: 2/243. Divanı sh.: 269.

[28] Beyilin Halid b. Tayfan'in olduğu söyleniyor. Bazıları da Ze-berkan b. Bedr'in olduğunu söylüyor. Vafru zenginliktir. el-Mu'telef ve'i-muhtelefsh.: 149. Tevil Müşkili'l-Kur'an sh.: 213. Sanateynsh.: 136. Divan Zaberkan sh.: 40. İnsaf fi Mesaili '1-hilaf: 2/515.

[29] Mücahid'in dediğine göre havralarda sadece namaz kılıyorlar­dı. Vaktaki Firavun'un avanelerinden korktular, evlerinde namaz kılmak­la emrolundular.

[30] Mahtutada: Lişuruina'dır. Hatadır. Hazanetu'1-Edeb: 6/9; Di­van Ahtel sh. 385. Birinci Beyit Kitab Sibeveyh: 1/484; Şerh Ebyat li îb-ni S ey raf i: 2/67. Lisan madde: Kazebe. Muktedeb: 3/295. Meani'l-Kur'anAhfeş: 1/31.

[31] İbni Münzir ve îbni Ebu Hatem'in Muhammed b. Ka'b Kure-zi'den naklettiklerine göre şöyle demiş:

"Ömer b. Abdulaziz bana (Rabbena itmiş ala emvalihim) hakkında sor­duğunda ben de ona haber verdim, dedim ki:

"Allahu Teala Firavun ve Firavun ahalisinin mallarını yok etti ta ki herbiri bir taş oldu. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:

"Senin gibi ta ki sana gelene kadar. Mühürlenmiş bir kesenin getirilr meşini emretti ve açtı ki bir de ne görsün içinde parçalanmış gümüş tıp­kı bir taş misalidir, bütün dinarlar, dirhemler ve buna benzer malların hep­si taş'a dönüşmüş."

[32] Mahtutada: Femen yencubihi'dir. Hatadır. Beyitler: Ubeyd'in-dir. Cahilidir. Yağmuru en güzel biçimde vasıflandıran insanlardan bi­ridir. Musİffun: Eseffut tair'dendir. Kuşun uçarken yere yaklaşmasıdır. El-Heydeb: Yaklaşılan yerdir. En-necvetu fi'1-vadi: Selin ulaşamadığı yüksek yerdir. El-Mahfil: Sel suyunun ulaşıp toplandığı yerdir. El-Ker-vah: Güneşe açık yerdir. İki beyit de Divan'ında: 53; Tabakatu'l-Fuhu'I-Şuara: 1/92. Birinci beyit: El-Ubadu'z-Zahir: madde seffe.

[33] Beyitler: Müellifin dediği gibi Dureyd b. Summe'nin değildir. Bilakis Amr b. Mad Yekrib'indir, ikinci beytin sonu "Ve akraha atiki si-kalun necadi"dır. Divan Amr'a bak: 106; Divan Dureyd: 60. Beyitler: Ka­sidenin tamamıyla beraber Eğani 'dedir. Kıssa ve kavlinin sebebiyle bir­likte zikrediliyor. Uyunu'I-Ahbar: 1/293; Hamasetu'l-Basriyye: 1/35; EI-İsabe: 3/20; El-İstiab: 2/522; Eğani: 14/32. İkinci beyit İbni Enbari'nin Eddad'ı: 81. Muhakkik nisbet etmemiş.

[34] Abdurezzak ve îbni Cerir'in Katade'den naklettiklerine göre ayet hakkında şöyle demiş:

"Bize Rasulullah (s.a.v.) şöyle dediği zikredildi: "Ne şüphe ederim ne de sorarım."

[35] Ebu Davud, İbni Münzir ve İbni Ebu Hatem'in Semmak el-Ha-nefi'den naklettiklerine göre şöyle demiş:

"İbni Abbas'a şöyle dedim:

"Nefsimde öyle şeyler oluşuyor ki onlan dilime almaya mecalim yoktur." İbni Abbas da:

"Şek midir?" dedi. Ben de: "Evet" dedim. İbni Abbas:

"Bu ayet Rasulullah'a (s.a.v.) nazil olana kadar hiçkimse bundan kurtulamamıştır." dedi. Nefsinde şek hissettiğin zaman veya böyle bir-Şey olduğnu gördüğün an şöyle de:

"Huvel evvelu vel-ahiru vez-zahiru vel-batinu ve huve bikulli şey'in alim."

Bukai bu ayet hakkında şöyle demiş: "Bu kelamla hakikat murad olun­mamıştır. Allah daha iyi bilir. Bilakis yakinin: Takviyesi, tekidi ve pe­kişip içerde yer edinmesidir. Te'yidi şöyledir: Bu emir; azmedilen ve on­dan fariğ olunan bir emirdir. Şekke dönüş ihtimali yoktur. Bu manadan öyle birşey çıkıyor ki; onların şekavet (masiyet zulüm) üzerinesebat et­meleri bizim tarafımızdan bilinen bir emirdir. Bu ayet: hakkında şakavet hükmü verilen kişinin ancak sapıkliğnı daha da arttırıyor. Sana iman et­meleri ricasında bulunmaları taleblerine, benim onların bu tekliflerine ica­bet etmemi talep etme isteme. Çünkü onlar buna iman etmiyor, etmeye­cektir. Nazmu'd-durer: 9/204-205.

İbni Cerir: 11/178. Ve İbni Ebu Hatem'in ibni Zeyd'ten bu ayet hak­kında şöyle dediğini nakletmişler:

"Bu ayet onlara karşı cihad etme ve gazab etme emriyle nesholmuştur."

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/444-458.