Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hud Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 11. Sayfa

HUD SURESİ[1]

 

1- "Hakim ve Habir tarafından ayetleri sağlamlaştı­rılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır."

Yani öyle bir kitaptır ki, ayetleri en sağlam bir nizam ve nazımla emir ve nehiylerle muhkemle ştirilmiştir. Ve sonra da hakim ve habir olan Allah tarafından bu ayetler vad ve va-idlerle açıklanmıştır.[2]

2- "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için." Yani açıklanmıştır ki (Allah'tan başkasına) ibadet etme­yeceksiniz.

3- "Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz için"

Ve geçmiş günahlarınızdan dolayı rabbinizden istiğfar di­leyin.

"Sonra tevbe edin."

Pek yakın geçmişte veya biraz önce olanlardan da tevbe edin.

"Fazıl sahibi herkese fazlı verilir."

Fazl sahibi herkese fazlı verilir. Bu da ahirette herkesin farklı derecelerde olacağının haber verilişidir. Ve ayrıca bunun için iyi amellerin yapılışının teşvikidir.

5- "Bilesiniz ki onlar Rasul'den gizlemeleri için göğüs­lerini çevirirler, elbiselerine bürünürlerdi."

Münafıklar Rasulullah'jn (s.a.v.) yanına geldik/eri zaman düşmanlıklarını gizler ve göğüslerini haktan çevirirlerdi. Görmemek için elbiselerine bürünüp RasuluJJah'j (s.a.v.) görmemeye çalışıyorlardı.[3] Bir rivayete göre (yesnune) Rasululîah'a (s.a.v.) olan buğzlarından ve ona olan inkarla­rından arlcaJanm dönerlerdi.

Bu manada şiirde de kullanılmıştır:

"Herbir eza üzerine ondan bir kthf veya örtü dürdüm.

El ile yürümeyi toplamadim veya yeltenmedim."[4]

6- "Allah onun durduğu yeri ve sonunda bırakıla­cağı yeri bilir."

Yani onun Ölümünü ve hayatını bilir.

Bir rivayete göre rahimdeki yerlerini de sulbteki yerini-de biJir.

7- "Arşı su üzerinde idi."

Yani inşa ettiği temel esas su üzerineydi. Bu da kahhar olan Allah'm kudretinin mükemmelliğine çok güzel işaret ediyor ve hayretrengiz olduğunu gösteriyor. Ve ayrıca Al­lah'ın güzel ve müthiş sıfatının olduğuna işaret ediyor.[5]

Vezni: "Areşe, ya'rişu, arşen" dir. Lugatta arşjn ash şu­dur; Üzerine çalı çırpı konulup çadır yapılan kalaslardır.[6] Ve saki onun altında gölgelenir.

Raciz de şiirinde bu meyanda kullanmıştır:

"Her yıl onun çardağı (çadır) benim kaylule uykusuna yattığım yerdir. Ta ki üzerine konulan çalı çırpılar, yumu­şaklığından ötürü kanadına su damlası dökülüp yürüyen kuş misali olana dek. "[7]

8- "Sayılı süreye kadar."

Yani sınırlı bir vakte kadar.

15- "İşlerinin karşılığını tam olarak onlara veririz."

Yani kim dünyayı, isterse, Allah onun yaptığı iyilikleri­nin karşılığını dünyada da verir. Bir rivayete göre gani­metleri taleb etmek için gazvelere katılan münafıklar hak­kındadır.

17- "Rabbin tarafından açık bir delile dayanan."

Burada haber hazfedilmiştir. Yani hali bu olan kimsenin durumu tıpkı sapıklıkta olan kimsenin durumu gibidir. El-Beyyinetu: Kur'an'dır. Bir rivayete göre Tevhid üzerine akılda konuşlandırılan ve yerleştirilen delil ve alametlerdir.

"Rabbinden bir şahidin izlediği."

Bu görüşe göre: Kur'an'ın içerdiği hüccet ve deliller, akü için birer şahidtir.

Birinci görüşe göre deliller bakimmdana aklın içerdiği hüccetler, Kur'an için birer şahidtir. Evla olan ise şahidin Kur'an'a veya Nebî'ye (s.a.v.) hamledilmesidir[8] ki kendi­sinden sonra gelen zamirler ikisinden birine dönsün. Yani bu ayetteki zamirler:

"Kendisinden önce Musa'nın kitabı,"

Ve bu ayetteki:

"Kim onu inkar ederse"

Ve:

"Bunda şüphen olmasın."

19- "Onu eğri göstermeye çalışırlar."

Yani İslam'dan başka din istiyorlar. Bir rivayete göre Kur'an'i batıl olan te'villerle yorumluyorlar, "Hum kafİru-ne" deki (hum) zamirinin tekrar edilişi tahzirin takriri ve kav­lin te'kidi içindir. „ Huzeİi'nin şiirinde olduğu gibi:

"Beni sakinleştirditer ve ey Huveylİd dediler: Gözetilme­di. Ve dedim ki:

"Humuhumu" nun yönlerini inkar ettim. Bir şeye ikinci kez dündüm ve eski elbise ki; sanki onu şiddetli ve sürekli olan humma sallıyor gibi."[9]

20- "Ne de kulak veriyorlardı."

Yani hakkı dinlemek ve ona itibar etmek onun için bir buğzdur. Şu ayettede olduğu gibi:

"Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin."

(Kehf: 18/67)

Bana sabretmezsin manasında olan (la tef alhu) 'dur (onu yapma).

22- "La cereme."

Hakkan: Şüphesiz gerçekten manasındadır. Bir rivayete göre "la cereme" mutlaka olur manasında olan "labudde" an-lamjndadjr. El-Cerm: Kat'iyyet manasındadır. Yani "la ka­ta katiun en yekune keza: Böyle olacağına dair kesin bir ka­tiyet yoktur."

23- "Rablerine gönülden boyun eğenler."

Rabblerine huşu ile itaat ettiler ve onunla mutmain olun.

27- "Badiyer-re'yi."

Hemzeyle re'yin evvelidir. Hemzesiz re'yİn zahiri ma-nasmdadir.

Birinci manada Hatt&bi[10] şiirinde belirtmiş:

"Eğer hava olmasaydı arkamı görürdüm. Kim ilk gördü­ğünü iyi görürse akıllı değildir. Nasihat sahibi, içinizde na­sihat bakımından en doğru olanıdır. Velakin kabul görülme­yen birşeye götürmüştür."

İkinci manada başka şiirde belirtilmiş:

"Ondan eridiği anda hakkın gizlenmesi, hak eden kişinin yardımını azaltır ve kavmin aklını dakik olandan sapıtır ve dakik olan yerine tecil edilene karar verip hükmeder,"[11]

"Badiyer-re'yi." naspedilmiştir. Ayrıca "ru'yetuna, etbaa ve arazil'e" zarf olması da caizdir.

29- "Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır."

Yani ben sizin dediğiniz gibi iman edenleri kovacak değilim. Çünkü kendilerinin rezil dediği kişiler yarın rable-riyle karşılaşıp beni şikayet ederler.

34- "Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa."

Eğer Allah, sizi saptırmayı murad ediyor idiyse. Bu küf­rünüz üzerine olanbir karşılık veya mükafattır. Bir rivaye­te göre sizi rahmetinden mahrum eder. Ayette olduğu gibi:

"Fesevfe yelkavni ğayyen."             (Meryem: 19/59)

Yani mahrumiyet ve hüsranla karşılaşacaklar.

Murkaşi de şiirinde ğay kelimesini saptırmak manasın­da kullanmıştır:

"Kim ki hayır yaparsa, insanlar onun yaptığını överler, kim ki sapıtırsa, sapıtma üzerine kınaması kaybolmaz."[12]

36- "Üzülme,"

Kötülüklerden ötürü hüzünlenip müteessif olma. El-Be'sai'dendir.

37- "Gözlerimiz önünde gemiyi yap."

Yani gemiyi, bizim gözetim ve muhafazamız altindaymış gibi yap.

"Vahyimi uyarınca." * Talim ve emrimizle yap.

40- "Sular coşunca."

Mücahid'in dediğine göre: Suyun ateşin mekanından fışkırıp çıkması azabın, olacağına bir alamettir, ayettir. îb-ni Abbas'ın dediğine göre et-Tennur: Yeryüzüdür.[13] Ali'nin (r.a.) dediğine göre Kufe'de çıkan bir ateştir. Ve daha son­ra yeryüzüne yayılacaktır.[14]

Et-Tennur: Tenvirus subh'dan[15] (sabahın nurlanması) alınmıştır. Nasıl ki sabah aydınlandığında aydınlık ufukla­rı dolduruyorsa su da çıktığında böyle olur.

Bir rivayete göre bu ifade darbı mesel üzerinedir. Yani Allah onlara karşı oldukça çok gazaba geldi ve azabı onla­ra geldi. Tıpkı Huneyn gazvesinde Rasulullah'ın (s.a.v.):

"El-An hamyu'l-vetis."[16] dediği gibi. Harp şiddetlen­di, kızıştı manasındadır.

Şair de Hamy kelimesini kızgınlık manasında kullan­mıştır:

"Onların kazanları üzerimize doğru fışkırır, onun arka­daşı ve sıcak buhar veya nefesinin üzerimize gelmesi, sıcak­lığı kızıştığı zaman gelir."[17]

Ferezdak da aynı manada kullanmıştır:

"Kaynadıktan sonra üzerine su koyduğumuz ve diğeri de sac ayağına oturtarak teskin ettiğimiz tenceredir."[18]

"Her cinsten ikişer çift."

Yani çift olma halinde herbirinden bir erkek ve bir dişi. Bundan dolayıdır ki (isneyn) lafzı (zevceyn)'den sonra gel­mesi uygun görülmüş ve yerinde olmuş.

41- "Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır."

Yani Onun (icra)sı ve (irsa)sıdır ve mastar manasmda-dır. Ayrıca: El-Mumsa ve el-Musabbih gibi vakit manasın­da olması da caizdir.

Yani bismillah! vakte icraiha ve irsaiha. Ancak (mursi-ha) fethayla hiç cari olmamıştır. Her ne kadar fethayla mec-raha okunsa da.964 Çünkü cereti's-sefinetu mecra."965 deni­liyor ve (ersahul mellahu mursa) denilir. Çünkü gemi yüz­düğü zaman kendi kendine durmaz ancak kaptan tarafından durdurularak demirlenir.

44- "Ey yer suyunu tut."

Yani ey yer alışılmışın dışında bir şekille suyunu çekip iç ki, Allah kudretine daha fazla hüccet ve delil teşkil etsin ve daha çok ibret alınsın.

"Ve ey gök tut."

Ey gök sen de yağmuru yağdırma tut.

"Su çekildi."

Yani su eksildi. Buna ğade'1-mau ve ğaddetuhu da deni­lir.

46- "Muhakkak onun yaptığı kötü bir iştir."

Yani zu amelin (amelin sahibi) veya.anıeluhu amelun gayra salih şeklindedir. Ama hazfolmuştur. Yani onun ame­li salih olmayan bir ameldir. Bir rivayete göre burada hazf yoktur. Ancak mübalağa ve çokluk mecazı üzerinedir. Tıp­kı şu kavlin gibidir:

"Eşşi'ru zehirun" ve "elcudu hatirriun."

Bir rivayete göre (innehu)daki kinaye, suale döner. Ya­ni (sualuke keennehu amelun ğayru salih).

"Amile ğayre salihin."966 şeklindeki kıraat ise kötülük yaptı manasmdadır.

56- "Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."

Yani şüphesiz Rabbim hak ve adi üzerinedir.

(966) Bu şeilde Kesai ve Yakub fiili mazi üzerine okumuşlar, tthaf: 256.

61- "Sizi orada yaşattı."

Yani sizi yeryüzünde veya toprakta mamur edenler kıl­dı. Bu da delalet ediyor ki Allah-u Teala yeryüzünün mamur edilmesini istiyor. Ve kesinlikle verimsiz ve boş bir şekil­de kalışını istemiyor. Bir rivayete göre manası yeryüzünü ömürlerinizi geçirme müddetinin yeri kıldı. Festa'mere öm­rünün müddetini kıldığı zamanki (amerehu darey amra) manas mdadir.

Bir rivayete göre yeryüzünde ömürlerinizi uzattı mana-sındadır. Ammerekum menzilindedir. Zira semud kavimi çok uzun ömürlülerdi. Onlar çamur ve saireyle ev inşa ettekle-ri zaman sahibi daha ölmeden yıkılıp giderdi. Bundan dola­yı kendilerien ev olarak dağlardaki mağar ve benzeri yerle­ri edindiler.[19]

63- "Fema teziduneni ğayre tahsirin."

Yani la teziduneni ğayre tahsirin.

"Demek ki siz bana ziyan ilave yapmaktan başka bir-şey yapmayacaksınız."

Yani eğer ben sizin babalarınızın dinine tabi olduğu za­man, bana ziyandan başka birşey kazandırmış olmazsınız.

Bir rivayete göre: Benim sizin dininize terkettiğimde, si­zin bunu kınayıp kabullenmemenizin vereceği zarar sizin zi­yanınızdan farklıdır.

67- "Casimine."

Yani yüzüstü ve dizüstü düşmek suretiyle düşüp helak ol­dular.

69- "Kalu selama."

Yani selam verme yönü üzerine (selamen) dediler. O da onların dediği gibi cevap verip (selamun) dedi. Birincinin naspoluşu, kavlin vaki oluşuyladır. Veya asıl fiil lafzının dı­şında bir mastar şeklidir.

Çünkü selam bir söz veya kavidir. İkincisi ise: Takdir üzeredir: Ve aleykumu's-selam gibi veya hikaye etme üze­rinedir. Ayette olduğu gibi:

"Kul elhamdülillah!.                        (Nemi: 27/59)

69- "Kızartılmış buzağı."

El-Haniz: Kızartılmış et ve kebaptır. Ebu Alkame en-Ne-havı den[20] nakledildiğine göre kızgın taş üzerinde kızartı­lıp kebap yapılmış demektir.

Şair de şiirinde böyle ifade etmiştir:

"Misafiri ağırlamak için eti kestiğimiz zaman, etin iyi­ce yenilir hale gelmesi için onu kızarttık."[21]

70- "Onlardan kortu."

Onlardan korktu ürktü. A'şa da şiirinde bu manaları ce-metmıştır:

"Beni korkutup ürküttün hiçbir havadisten korkmadı an­cak yaşlılık ve kellikten korktu."[22]

"İçine bir korku düştü."    Yani onlardan korku hissetti. Bir rivayete göre içinde giz

71-  "Güldü. Ona da İshak'ı, İshak'm ardından da Yakub'u müjdeledik."

Yani Lut kavminin başlarına gelecek felaketten dolayı gaflette kalıp büyülenmelerine hayret ederek güldü. Bir ri­vayete göre Cebrail'in kızartılmış buzağıya el sürüp meshet-tıgı zaman ki buzağının hayatına hayret etti.

Bir nvayete göre onun gülüşü oğlunun müjdesinin ver-dıgı mutluluk içindi. Sanki takdim ve tehir üzerindeymiş gi­bi. Yanı   Febesşernaha bi ishake ve ya'kube fedahiket."

Bir rivayete göre lut kavminin başına geleceği azaptan kurtulmanın ve emin olmanın verdiği mutluluk gülüşüy­dü. Bununla beraber ona başka bir mutluluk haberi daha ver­diler ki, o da , İshak'm müjdesiydi.

Kim ki (dahiket) hayz oldu manasmdadır derse şüphesiz bu, Lut kaviminin basma gelecek musibetin korkusundan do­layı veya yaşlı olup menapoz haline girmesine rağmen ço­cuğunun olması için hayız olmuştur anlamını vermiştir.

"Yakubu" kelimesinin merfu olması mubteda olması­ndandır. Haberi de kendisine mukaddem olan zarftır.[23] Ya­ni "yakubu min ba'di ishak." Bir rivayete göre burada hal mukadderdir. Yani: "Febeşernaha bi ishake atiyen min ve-raihi ya'kubu."

"Ya'kube"[24] kelimesini naspeden İshak'ın konumu üzerine atfettiğinden dolayı yapmıştır. Ancak atf ile ma'tuf'un arasını ayırmak kabihtir. Evla olan ise başka bir fiilin takdir edilmesidir. Yani:

"Febeşşer naha ve zidnaha min verai ishake ya'kube."

Raciz'de şiirinde böyle kullanmıştır:

"Şayet sen ona iyi bir hurma ve beraberinde pişmiş yu­murta ve şeker getirseydin."[25]

72- "Ben doğuracak mıyım dedi."[26]

Kadınların tabiatı üzere: "Ay! Ben doğuracak mıyım?" dedi.

74- "Lut, kavmi hakkında bizimle mücadele etti."

Lut kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı. Aslında söz şuraya dönüyor. O kavmin arasında Lut da var­dır, hal böyleyken siz onlara azap etmeye geldiniz veya onları yakmaya geldinizdîr.

75- "İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi."

El-Evvah: Yufka yürekli, bağrı yanık manasmdadır. Bir rivayete göre Allah'ın korkusundan dolayı çok merhamet­li ve yufka yürekliydi.

77- "Çetin bir gün."

Yani şiddetli ve şerli, çetin bir gün.[27]

78- "Yuhreune ileyhi."

Yani ona koşuşuyorlar.[28] Yuhreune öyle bir fiildir ki on­da fiil fail ile vaki oluyor. "Uliu uidu ve zutiiye" misalidir.

"İşte şunlar kızlarımdır; sizin için onJar daha temiz­dir."

Eğer evlenmek isterseniz, benim kızlarım sizin için da­ha uygundur, temizdir.

Bir rivayete göre kızlarıyla ümmetinin kadınlarını murad etmiştir. Zira her peygamber ümmetinin babası konumun­dadır.

80- "Güçlü bir kaleye sığınabüseydim." Sağlam bir topluluk veya kuvvetli bir aşirete sırtını ver­mek.[29]

82- "Minsiccilin."

Sert taşlar. Bir rivayete göre (siccil) kelimesi şu kelime­den murab olmuştur. (Senke vekil,)[30]

Bir rivayete göre peşpeşe göndermek manasında olan si-cil'den türemiş fiil veznindedir.

"Mendildin."

Nuddide yani: îstif edilip, üst üste konuldu.

83- "Musevvmeten."

Atılacak kişinin ismiyle belirlenmiş ve damgalanmışti.

"Rabbinin yanında."

Rabbinden başka kimsenin tasarruf hakkı olmadığı ve kimsenin malik olmayacağı hazinede.

Ancak Lut'un kavminden pişirilerek taşlanmış çamurlar­la recmedilen kimseler, şehirleri, helak yerinden uzak olan kimselerdir.

91- "Kabilen olmasa seni taşlarız."

Yani kavmin olmasaydı seni taşlardık. Bir rivayete gö­re kavmin olmasaydı sana kötülük yapardık, şetmederdik.[31]

92- "Onu arkanıza atıp unuttunuz."

"Zihrİyya" unutulmak manasında olan (mensiyyen) an­lamındadır. Şu ayette olduğu gibi:

"Kafir Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır."

(Furkan: 25/55)

Yani zelil ve hakir birşey unutulan konumundadır. Bir ri­vayete göre Allah 'in emrini arkanıza alıp unuttunuz. Bir ri­vayete göre onların şu kavillerinin misalidir. "Zahertu bini: Ondan yüz çevirip, sırtımı döndüm."

Şiirde de bu anlamda kullanılmıştır:

"Kızım: Ben irtihal edene yaklaştım diyor ve söylüyor­du:

"Ey babacığım; sen ve soyumuz maktulsünüz öyle bir kavmin arasında bizi bıraktın ki bizi unutmuş ve malları da bizden ayrı ve meşguldür."[32]

Bir rivayete göre onların şu kavimdendir. "Cealteu hace-tehu bi zahri: Onun ihtiyacını unuttu."

Şiirde de bu manada söylenmiştir:

"Ey Temim b. Kays! Benim ihtiyaçlarım unutulmasın ve onun cevabı bana, sağlam gelsin."[33]

98- "Kavminin önüne düşecek."

Kavmini geçip gidiyor. Bir rivayete göre ayakları üzeri­ne yürüyor.

99- "Bu armağan ne kötü armağandır."

Yani suda boğulduktan sonra bir de ateşin verilmesi ne kötü bir bahşiştir.[34] Ebu Ubeyde'ye göre manası şöyle:

Bi'sel avnul muan.985 Yapılan veya verilen yardım. Esmai'den nakledildiğine göre er-Rifd kasede olan içe­cektir. Fethayla er-refd: kasedir.

100- "Kalan da vardır, biçilmiş ekin de vardır." Bazıları dimdik ayakta bazıları da yok olup harap olmuş­tur. Bir rivayete göre şekilleri, resimleri kaimdir, göze hi­tap ediyor.

101- "Ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yarama­dı."

Et-Tetbibu vet tebeb: Katade'den nakledildiğine göre helak manasındadır. Mucahid'den nakledildiğine göre hüs­ran986 manasmdadır.

106- "Onlar için orada zefir ve şehik vardır." Ez-Zefir: Boğazdan çıkan sestir. eş-Şehik: Göğüsten çı­kan sestir. Raciz de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Sekeratta karnından nefes alıp vererek ses çıkarıyordu yahut göğsünden ses çıkarıyordu ta ki şöyle denildi: Anır-madığı halde, anırıyor diyorlardı."[35]

Bir rivayete göre eş-Şehik: Dağın tepesinde küçük çukur­dur. Ez-Zefir: En kötüsüdür. Sırt üzerinde olan büyük yük­tür manasında olan zefere'den gelmiştir.

107- "Rabbinin dilemesi müstesna."

Yani rabbinin dilediği kimseler. Tevhid ehlinden olup ateşten çıkardığı kimselerdir.

Bir rivayete göre Rabbin tevhid ehlinden olan kimseler­den dilediğni ne ateşe koyar ne de orada ebediyyen bırakır.

Bir rivayete göre manası: Gökler ve yer durduğu sürece siz orada ebedi kalırsınız, ancak rabbin fazlalaştırmak iste­mese kalmazsınız. Burada (illa) edatı (siva) manasındadır.

Ferra şöyle demiş: "Bu şu kavle benzer:

"Aleyke elfu dirhemin illa elfeyye kard: Benim senin ya­nında bin dirhemim vardır ancak ikibin de borç vardır."

Şüphe yok ki buradaki fel-fey) kelimesi ziyadedir. Çün­kü çok olan birşey azdan istisnası yapılamaz.[36]

Bir rivayete göre şöyledir: "İlla maşae rabbuke min mud-detî kevnihim fiddünya ve fil ber zahi ellezi huve ma bey-nel hayati vel mevti ve vukufunum fil arasati: Ancak Rab-binin: Dünyada ve hayatla ölüm arasında olan oluşları ve di­ğer yerlerde durmaları müddetini dilemesi müstesna."

Araplara göre Hulud'un devam süresi gökler ve yerin de­vamı etme müddeti kadardır ki şu misallerde görüldüğü gi­bi: Zeyd'ul-Hayİ şöyle demiş:

"Ömrüne yemin olsun ki, yeryüzünde tek bir Kays'lı de've güdene kadar fakirlikten korkmam."[37]

Kuseyr şiirinde şöyle kullanmış:

"Maşukuma yemin ettim dedim ki: Yaşadığım sürece bir gece dahi seni unutmayacağım, şayet yer uzak olsa onun zerafeti zulüm de etse, öyle ki derin olmayan su serap mi­sali, panldayıp titrese de, oranın insanları ve hayvanlar­dan çekinip korkmayan beyaz tepenin başında yürüse de bu böyledir."[38]

108- "Gayra meczıızin." Yani kesintisiz.

109- "O halde onların tapmakta oldukları şeylerden şüphen oimasın."

Yani onların sözlerinde seke düşme.

111- "Şüphesiz herbirinin karşılığını eksiksiz vere­cektir."

Şeddeyle (lemma) istisna için olan (illa)[39] manasındadır. Şu ayette olduğu gibi:

"Her nefis üzerinde bir gözetleyici vardır." (Tarık: 86/4)

Bilmiyormusun ki bu durum kasemde de aynıdır. Şöyle diyorsun: "Neşedetukellahe lemma fealte" Yani illa fealte (yapma).

Bu da gösteriyor ki (lem ile la)'mn ikisi de nefy içindir. Birine (ma) birine de (in) eklemişler ikisi de nefy içindir. İki­si de birbirine yakın ve peşpeşe gelmişlerdir.

Ferra şöyle diyor: "Onun aslı (lemema) dır. Peşpeşe ge­len mimler çok olduğundan biri hazf edilmiştir.[40]

Züccac şöyle diyor: "Bu bir şeyi toplayıp bir araya getir­mek[41] manasında olan (lemamtu'ş-şey'e)'dendir. Ancak bu kural veya kullanım şekli (tetra ve şetta) gibi pek kulla­nılmamıştır. Sanki şöyledir:

"Ve innekuliencemian leyuveffiyenehum"dır.

İbni Sirac şöyle diyor: "Lemma'da zarf manası vardır. Kelama muhtasar olarak girmiştir. Sanki şöyledir;

"Ve inne kullen lemma buisu leyuveffiyennehum rabbu-ke amalehum: Onların hepsi, diriltildiklerinde, Rabbin, on-larm amellerinin karşılığını tam olarak verecektir."

Bu konunun müşkil durumlarından birisi Kesai'den zik­redilendir ve şöyle dediği için Ebu Ali buna hamdetmiştir: "Lemma" şeddeli değildir ve istediğimiz gibi okuruz demiş.

Tahfif ile[42] olan (lema) ise (ma)'nm (men) manasında ol­masındandır. Ayette de olduğu gibi:

"Hoşunuza gidenlerden nikah edin."        (Nisa: 4/3)

Yanİ "Vein kullen lemen Je yuveffiyennehum." Bir riva­yete göre bilakis şöyledir: "Ve inne kullen lele yuveffiyen­nehum." înne'nin haberi üzerine giren birinci lam te'kid için­dir. İkincisi de kasem lam'ıdir. Aralarını ayırma ihtiyacı ha­sıl olmuştur ve (ma) ile fasl yapılmıştır, bu çok kere kela­ma zaid olarak girer.

Te'kid lam'ıyİa kasem arasındaki fark şudur; Tekid la­mı müstakbel üzerine girer, diğeri girmez. .  

114- "Gecenin ilk saatlerinde"

Zulefu'1-leyl: Gece saatleridir. Accac şiirinde şöyle be­lirtmiş:

"Gece saatlerinin girip ilerlemesine ürküp süratle hare­ket edip giden kimseler ayrılıp kendisini saracak korkudan kurtulmuştur. Öyle ki gecenin korkulu saatleri, hilalin ışın­larının eğriliğine uzanana dektir,"[43]

116- "Sîzden önceki asırlarda olanların bulunması gerekli idi."

Fehella kane olması gerekirdi manasındadır. Onlar, he­lak olan insanların asırlarında olmadı.

"Ulu bekiyyetin."

Allah'ın azabından dolayı kendi nefislerine ve kavimle­rine gelmesinden korkup çekiniyorlar.

"Onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır."

Munkatı bir istisna vardır. Çünkü öyle bir icabtır ki ken­disinden önce nefy edatı geçmemiştir.

Ancak onlar hakkında tevbih (azarlama) ve tehcin (ayıp­lama, kınama) vardır ki bu da eskilerin yolunu izleyenler içindir.

"Zulmedenler kendilerine verilen refahın peşine düştüler."

Yani zulmü yapanlar ise kendilerine verilen dünya nimet­lerinin ardına düşüp mücrim günahkar oldular. Ref konu­mundadır. Yani "heleku ve tebiathum asarehum vediyare-hum: Helak oldular, peşlerinden eserleri ve diyarları da he­lak oldu."

117- "Rabbin haksızlıkla memleketleri helak etmez." Allahu Teala haksız yere zulmederek haşa hiçbir kimse­yi helak etmez.

118- "Onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler." Yani halen görüş ve dinler hususunda ihtilaf ediyor­lar.[44]

119-  "Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstes­na."

Ancak Rabbinin hak ehlinden olanlara rahmet etmesi müstesna. Bir rivayete göre zenginlik, fakirlik» meşakkat, ra­hatlık gibi hallerde ihtilaf ediyorlar ki bu ihtilaflarla masla­hatlarında muvafakat etsinler, "ila men rahimet rabbuke" de rıza ve kanaatleriyle Rabbinin rahmet ettiği kimseler müs­tesna. İbni Bahr (muhtelifine) hususunda şöyle demiş:

"Birbirleriyle ihlilaf ettiler. Şu sözde olduğu gibi: "Ma ihtelefel cedidan." Tıpkı katele iktetele ve, şeğale ve işteğa-İe de olduğu gibi.

"Zaten Rabbin onları bunun için yarattı."

Bir rivayete göre ihtilaf için onları yarattı. Bir rivayete göre rahmet için onları yarattı. Burada kelimeyi müennes yapmamıştır.

Çünkü rafımetun kelimesi burada mastar manasındadır. Yani "halekahum Ji yernamehum: onları yarattı ki rahmet et­sin." Hansa şiirinde şöyle dile getirmiş:

"Ey Hind iyi bi] ki savaşın ateşinin yayıldığa an harbin kı­zıştığı zamandır. Sabitlüik de bundan dolayıdır. "[45]



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre şöyle demiş: Hud suresi Mekke'de nazil oldu. Darimi'nin 2/454'te, Ebu Davud'un Merasil'de 104'te ve Beyhaki'nin Şuabu'l-İman'da Ka'b'tan çıkardıklarına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:

"Cuma günü, Hud suresini okuyun."

Tirmizi'nin Hasen gördüğü, Hakim'in sahih gördüğü ve Beyhaki'nin İbni Abbas'tan çıkardıklarına göre Ebubekir şöyle dedi demiş:

"Ya Rasulallah! Ben ihtiyarladım. O da şöyle dedi:

"Beni de; Hud, Vakıa ve Murselat Amme yetesaelune ve izaş şemsu kuvviret sureleri ihtiyarlattı."

Müstedrek: 1/343; Aride: 12/181.

[2] İbni Cerir ve İbni Münzir'in rivayet ettikleri bu görüş Ha­san'indir.

[3] Bu görüşü Said b. Mansur, îbni Cerir, İbni Münzİr ve tbni Ebu Hatem'in Abdullah b. Şeddad'tan nakletmişlerdir.

[4] Bulamadım demiş.

[5] Müslim, Tirmizi ve Beyhaki'nin Abdullah b. Amr b. As'tan nak­lettiklerine göre Rasuhıllah (s.a.v.) şöyle demiş diyor:

"Ailahu Teala gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce ya­ratıkların takdirlerini belirlemiştir. Arşı da su üzerineydi."

Sahih Müslim: 2653; Aridem'l-Ahvezi: 8/321.

[6] Es-Sumam: Ottur. Es-Sİmetu: Bir deste kuru ottur.

[7] Lisan md. Sebede: 3/203; Mü'cemu'l-Buldan: 3/183; Hayatu'l-Hayavan Dimyeri'nİn: 1/543; Kitabu'1-Cim: 2/116.

[8] İbni Cerir: 12/10. İbni Münzir ve Taberani'nin Evsat'ta Mubam-med b. Ali b. Ebu Talib'ten naklettiğine göre babama şöyle dedim diyor:

"İnsanlar "veyefiu şahidim minhu" ayeti hakkında şöyle zannedi­yorlar:

"Ayetin ifadesinden gelen sen missin." O da bana: "Bende o kişi olmamı isterim, velakin o, Muhammed'in (s.a.v.) lisa­nıdır." dedi.

[9] Beyitler Ebu Harraş Huzeli'niridir. Refuni beni teskin ettiler. Ed-Deris eski elbisedir. Murdim muiazim manasındadır. Mumi kenar yan vehumma'dır. ŞerhEş'aruI-HuzeJiyn:3/J2İ7; Te/ızibuİ-Effazsh.: H ' Eğani: 21/39; Meani'l-Kebir: 2/902.

[10] İsmi Hamed b. Muhammed Ebu Süleyman Hattabı el-Bus-ti'dir. Fıkıh, hadis ve lügat hususunda imamdır. Şafii mezhebine mensup­tur. Kaffal, Şasi ve İbni Dase'den ders almıştır. Ondan da Ebu Hamid İs-ferayini ve başkaları rivayet etmiştir. (Meaîimu's-sunen ve el-Uzle adh eserleri vardır. Hicri 388'de vefat etmiştir. Tabakat Safiye: 3/282.

[11] Kitabu'l-Fcvaid İbni Kayyim sh. vardır: 46. Nisbetsizdir. İbni Rumizİn'dİr. Muhaderettu'I-Edibba: 1/75. Divanı sh.: 4/1683. Mahtuta-da: El-Mudakki yerine el-Mııkil) gelmiş ve tahriftir.

[12] Beyit Mürkiş es-Gari'ndir. İsmi Rebia b. Süfyan'dır. Cahiliy-yede meşhur arap aşıklarından ve atlılarından biridir. Beyit onun kaside-lerindendir. Mafdaliyat sh.: 247; Meşufu'l-Muallim: 2/555; Eğani: 5/184.

[13] Ebu Şeyh'in de kendisinden rivayet ettiği gibi bu görüş îkri-me'den rivayet edilmiştir.

[14] Bu görüşü İbni Münzir, İbnu Ebu Hatem ve Ebu Şeyh Ali'den (r.a.) nakletmişler.

[15] Bu görüşte Ali'den nakledilmiştir. İbni Cerir, İbni Ebu Hatem ve Ebu Şeyh nakletmişlerdir.

[16] Bu hadis, Müslim'in cihâd babında Huneyn gazvesiyle ilgili ve Ahmed'in Müsned'inde çıkardığı hadisin bir cüzüdür.

Abbas'tan nakledilmiş: 1/207. El-Vetis: Tennura benzer. Bu tennu-run kızgınlığına atfen misal olarak harbin şiddetine bir örnektir. Bu la­fız son derece fasih ve bedi bir lafızdır ki Rasulullah'dan (s.a.v.) önce kim­senin kullandığı duyulmamıştır. Şerh Müslim li'1-Nevevi: 12/116.

[17] Beyit Nabğatul Ca'di'nin (r.a.)'dır. Divanı sh.: 118. El-Ubab md. Fesee (peltek şeyle) 1/135. Meani'l-Kebir: 2/883. Esasu'l-Belağeh sh.: 334. El-Lisan Fesee (peltek şeyle) kidruhum. Onların her bir mana­sındadır. Feseeti'l-Kidru: Harp şiddet ve kızgınlığının sakinleşmesidir. Bu beyitten sonrası şöyle:

"Bir dürtüşle onun çıkarttığı ses, sıpanın çıkardığı ses gibiydi. Boş kal­dığı tarafından ona vuruldu."

[18] Beyit divanında sh.: 390; Meani'l-Kebir: 1/374; Tüessifu: Tencereye sac ayağı yapmak.

[19] Ayette hasıl olan görüş üçtür:

1- Manası: Amerekum fiha'dan kasıt: Orada ömürlerinizin müddeti­ni geçirme yeri kıldı. O da Mücahid'in görüşüdür. Bu şudur: falan falan­caya yaşaması için evini verdi. O da onun için amra'dır.

2- Yaşamanız için ihtiyaç duyduğunuz binaları inşa etmeniz; ağaçla­rı dikmenizi emretti size. Ali b. İsa'nın görüşüdür.

3- Orada ömürlerinizi uzattı. Tefsir Maverdi: 3/218.

[20] Künyesiyk meşhurdur. Eskilerdendi. Sözünü avurdunu büke­rek boğazdan çıkanrdi. Son derece kapalı, muğlak, zor kelimeleri kulla-^^11      Halİ1     d        kli       İ

[21] Tefsiri Maverdi: 2/221. Nisbeisizdir

[22] Sh" I0I: İrabu''-Kur'a" Nuhas: 2/100; Tefsiri Maver­i. 2/221; Tefsin Kurtubi: 9/66; Mühteseb: 2/298.

[23] Ebu Beka, iki görüş olduğnu söylemiş: biri kendisi mubteda-dır. önceside haberdir. İkincisi zarf ile merfu olmuştır. İrabul Kur'an: 2/707.

[24] Bu kıraat, Hafs, İbni Amir ve Hamza'nındır. İthaf: 258.

[25] Er-Riczi, Ferra Meani'l-Kur'an'da zikretmiş. 2/22. Beni Bahi-le'den bazıları da bana söyledi demiş. Şiirin üçüncü şıkkı da vardır şöy­le ki. "Kendisini sarhoş edene dek buna da razı olmadı."

[26] Kadınlar tabiat itibariyle bir şeyden hayret ettikleri zaman, ay! vay! derler. İşte melekler İbrahim'in (as,) hanımına doğurma müj­desi verdikleri zaman o da şaşırdı. Mütercim.

[27] îbni Enbari'nin vakf ve ibtida'da İbni Abbas'tan naklettiğine göre Nafi b. Ezrak ayet hususunda ona şöyle demiş:

"Yevmun asibun." ne manadadır?" O da: "Zor gündür" demiş. O da: "Araplar bunu biliyor mu?" der. O da: "Evet, sen şairin şöyle dediğini duymadın mı?" der. "Onlar o şiddetli zorlu günde, atın kulakları arasındaki sivri kemiği­ni tek olan yerdeki taşa vurdular."

[28] Tasti'nin İbnİ Abbas'tan naklettiğine göre Nafi b. Ezrak ayet hakkında ona şöyle deniş:

"Yuhreune ileyhi" nedir?" demiş. O da: "Öflceyle yÖneIi>orlardı"manasındadır." der." O da: "Araplar bunu bil'yor mu?" der. O da: 'Evet, sen şairin şöyle dediğini duymadın mı?" der: 'Onlar bize getirildiklerinde Öfkeli ve esirdiler, kılıçları ise burunla­rının üzerindeydi."

[29] Buhari Edep'te Tirmizi'nin hasen gördüğü ve Hakim'in sahih görüp Ebu Hureyre'den naklettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiş:

"Allah Lut'a rahmet etsin. Kuvvetli bir yere sırtını dayamıştı ki o da Allah'tır. Allah ondan sonra bütün peygamberleri onun kavmi­nin içinden göndermiştir."

Durnı'l-Mensur: 4/459; Müstedrek: 2/561; Aridetu'l-Ahvezi: 11/282.

[30] Farsça taş ve çamur demektir. Araplar bunu murab yapıp tek isim haline getirmişlerdir.

[31] Buna benzer Nabiğatu'l-Cadi'nin sözünde var: "Acı sözlerle onu şetmettik, kınadık ta ki biz kendimizi"

[32] Mecali's-Sa'leb sh. 180. Ve bana: Es-sedri ve Ebu'l-Ali'ye oku­du ve ikisini zikretti. İkinci beyit Lisan madde: Zehere: 4/523.

[33] Beyit Ferezdak'mdir. İbni Temim b..Zeyd'e hitap ediyor. Mü­ellifin dediği gibi Temim b. Kays değildir. Eğani: 19/36; Eddad sh.: 223; Tefsiri Kurtubi: 2/40; Lisan madde": Zeher.

[34] İbni Enbari'nin vakf ve ibtida'da İbni Abbas'tan naklettiğine göre Nafi b. Ezrak ayet hakkında bu ne demektir? diye sorduğunda o da şöyle demiş:

[35] Ricz Accac'ındır. Tefsiri Kurtubi: 9/98; Bahru'l-Muhit: 5/251.

[36] Meani'l-Kur'an Ferra: 2/78. Müellif ibarede tasarurf hakkını kul­lanmıştır.

[37] Nevadır. Ebu Zeyd sh.; 279; Tefsiri Kurtubi: 8/320. Musahhih msbetsiz bırakmıştır.

[38] Divanı sh.: 91; Hayavan Cahiz: 4/480. Vestenncs serabu: Sal­landı, titredi, demektir. En-Nevar; Hayvanlardan nefret edip koşandır. Bi­rine beyit Mü'cemu'l'Buldan; 2/364.

[39] Bununla îbni Amir, Hafs, Hamza ve Ebu Cafer şeddeyle (inne ve lemma) okumuşlar.

[40] Meani'l-Kur'an: 2/9.

[41] Züccac'ın ibaresinin manası şudur: Hepsi bir araya toplayıp iş­lerine hüküm -verilecek. Çünkü (lemrrri)'mn manası cem'dii, toplamak­tır. Bir şeyi topladığın zaman şöyle dersin:

"Lememtu'ş-şey'e eummuhu lemmen." Meani'l-Kur'an ve İrabi: 3/82.

[42] (İnne)'deki nun'un tahfifi ve (Iemma) daki manın tahfifiyle Na-fi ve İbni Kesir okumuştur.

[43] Erricz Mecazu'l-Kur'an'da: 1/300; Bahru'l-Muhit'te: 5/265; FO-mil Müberrid'te: 1/88; Tefsiri Tabreri'de: 12/72.

[44] Ata b. Ebu Rabah'tan zikredildiğine göre ayet hakkında şöyle demiş: "Bunlar yahudi, hiristiyan, mecusiler ve hanefiyyelüerdir ki Al­lah bunlara rahmet etmiştir.

[45] Divanı sh.: 44. Bu beyitler Hind binti Utbe'ye cevap verdiği öe-yft/erindendir. Eğani; 4/34; Ema/r/-Murteda: 1/71.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/459-478.