Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yusuf Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 12. Sayfa

 

YUSUF SURESİ[1]

 

3- "Geçmiş mil/etlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz."

Yani biz sana en güzel beyanı açıklıyoruz. "Bima evhayna." Vahye ttiğimiz vahy ile.

4- "Ya ebeti: Babacığım"

Yani ya Ubeyyi'dir. Fakat izafe için olan ya harfi hazfe-diJmiştir, Ayetteki şekliyle gelen ta harfi de mübalağa için­dir. Tıpkı allame ve nessabeh gibi. Veya tefhim içindir, Yevmu'I-kıyameh gibi. Veyahut ta lamul fiil olup mahzuf olan vav harfinden dönüşmüş, kalb olmuştur. Tıpkı kilta gi­bi. Aslıysa kilva'dır,

"Onları bana secde eder gördüm."

Zira burada (reeytuhumu) iade edip tekrar etmiş. Çünkü o, görme, onların kendisine secde ettiğini görme rüyasidir. Birincisi ise: Onun onları görmesidir. Essucud: Boyun eğ-mektir.'Bir çok yerde geçtiği gibi. Sucud akıl sahibi kimse­lerin fillerinden olduğundan dolayı (sacidine) akıl sahiple­rine getirmiş ki fiil sığasına uysun. Ayette olduğu gibi:

"Ey karıncalar yuvalarınıza girin."      (Nemi: 27/18)

Cadi[2] şiirinde şöyle dile getirmiş:

"Onun yolunu araştırıyordum. Horoz ise sabahına çağı­rıyordu. Bir şeyi bina edip, diktikleri zaman yaklaşıp tasvip ediyorlardı."

6- "İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana olayların yorumunu öğretecek."

Yani sana vasfını yaptığı bu yolu ki; onu vasıflandırıyor seni seçiyor ve rüya te'vilini öğretiyor; ki o da emrinin akı­beti, ubudiyet ve vahdetten sonra ona gideceği izzet ve şe­ref yoludur.

15- "Ne zaman ki onu götürdüler."

Nihayet kardeşleri Yusuf'u alıp götürdüklerinde, ceva­bı:

18- "Bilakis nefisleriniz size bir işi güzel gösterdi."'dur ve:

'Bilakis nefisleriniz bunu size süslü, tatlı gösterdidir. Bir rivayete göre nefisleriniz yaptığınızı size emrettidir dedi ki:

15- "Kuyunun derinlikleri."

Gözlerden iyice kaybolsun diye kuyunun derinliklerine attılar.

19- "Kovasını saldı."

Kovasını su doldurmak için kuyunun dibine saldı. Del-laha onu çıkarttı demektir. İbni Hurme de şiirinde bu mana­da kullanmıştır:

"Beni sadece Malik'in kardeşi gördü, öyle ki, kovamı ona sarkıttı ki onu doldursun çehresi yumuşadı kolaylaştı, ver­diği sözleri ifa edildi. Tıpkı esselamın vahyi gibi onu oku­yordu."[3]

19- "Ya buşra: Müjde."[4]

Buşra'yı kendi nefsine izafe etmiştir. Şu sözde olduğu gi­bi:

"Ya ferhat ve yadevleta." Elifin konumu fethadir. Çün­kü muzaaf olan münada mensubtur.

"Onu bir ticaret malı olarak sakladılar."

Yani kovasını ilk Önce kuyuya bırakanlar, kovada çıka­nı satmak amacıyla gizlediler ki geri kalan arkadaşları da kendilerine ortak olmasınlar.

Rivayete ediliyor ki Yusuf (a.s.)'m kardeşleri, kardeşi Yusuf'un halini öğrenmek için kuyunun yanına geldiler ki, bir takım insanlar orada kovasını kuyuya sarkıtmış çıkart­mış. Ve daha sonra dediler ki o bizim köle ve malımızdır de­yip sonra sattılar. İşte ayet:

20- "Onu sattılar"

Yani onu sattılar. Sunbusi de şiirinde bu manada kullan­mıştır:

"Eğer içinizde bize öfkelenip gazaplanıyorsanız zira biz sizi esir aldık size sattık bazılarınızın kulağını kestik."[5]

Yani Sebeynakum fe bi'nakum.

"Değersiz bir paraya."

Katade'den nakledildiğine göre noksan bir paha ile.

Mücahid'ten nakledildiğine göre az bir parayla.

"Onlar zaten ona değer vermemişlerdi."

Kardeşleri Yusuf'u uzaklaştırmak için hakkında rağbet­siz bulunuyor zulmettiklerini ve yaptıklarının haram oldu­ğunu bilmelerine binaen Yusuf'a kıymet biçmiyorlardı.

22- "Erginlik çağına erişince."

Eşudde'nin evveli kemal ve rüşd çağının başlangıcıdır. Kemal ve rüşd çağının tamamlanışı ise kırk yaş, sonuysa el­li yaştır. Su haym Vasili'nin[6] şiirinde belirttiği gibi:

"Şairler beni neden aldatıyorlar, ben artık kırkın başla­rını geçtim, rüşdümü bulma .yaşı olan eliiye yaklaştım, ba­şımdan gelip geçen tecrübeler beni akıllandırdı."

23- "Nefsinden murad almak istedi-"

Ona ciddiyetle kendisine meyledip yaklaşmasını istedi. Ravede kelimesi ei-iradetu'dan gelmektedir. Zira fiilmufa-alat babından (karşılıklı bir işi yapma) gelmiştir. Çünkü kadın öyle bir konumdadır ki, çağırdığı kişinin mutlaka ça­ğırdığı şeye icabet etmesini umuyor.

îbni Ahmer de[7] şiirinde ravedet kelimesini aynı anlam­da kullanmıştır:

“Sen cimriyi çağırdığın zaman, cimriliğe çağırmış olur­sun ve yağmayani yağdırmak istemişsin. Ne zaman ehli ol­mayanı maruf olana çağırırsan, istenilen marufun yürüme­diğini, olmadığını görürsün."

Huzeli'de[8] aynı anlamda kullanmıştır:

"Ey komşu kızı! Hal ve hüzün sahibi gece durmuş mu­dur yoksa gece benim istediğim şeyi engelliyor mu?"

"Haydi gel, dedi."

Helumme leke. Yani hadi in istediğim şeyi gel yap.

Şair de heyteyi aynı anlamda kullanmıştır:

"Müminlerin emirine; Irak'lı iki kardeşin gelip; Irak ve ehlinin seninle beraberdir haydi gel orada istediğini yap haberi iletildi."[9]

Bu kelimeler ve emsalleri: hela, havbe,[10] dada,[11] iyh, sah ve meb gibilerin hepsi, harf ve sesler konumuna koyu­lup icra edilirler. Tesniye ve cem yapılışlarryla vezinleri de­ğişmez. Çoğu da zecr veya teşvik için kullanılır.

Ebu Dehbel Cumhi'ni[12] şiirinde belirttiğigibi:

"Ne kadar hayret verici bir şeydir ki, mahiyetinde bulu­nan bir köle, asilzade olması beni şaşırttı. Ona; Necid'teki hidn dağına veya diğerlerine inenlerden bana haber ver de­dim. O da: "Gel" dedi. Ben de: "Nelerin olup bittiğini açık­la inenler oldu mu?" dedim. O da: "Tahzir kelimesiyle (havben) dedi. Sonra süratle döndü gitti."

24- "Andolsıın ki kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti."

Cümlenin takdiri şöyle; "Ve levla en rea burhane rabbi-hi hemme biha: ve şayet Rabbinin gelen burhanını görme­seydi Yusuf da ona meylederdi."

Bu da Allah-u Teala'nm, kendisinden kötülük ve fuhşun alıkoyduğu ihbarının delaleti ve şu ayetin delaletiyledir. (levla en rea buthane rabbihi). Buradaki şart edatı kelamın mutlak olmasını kılmıyor ve şart burada hasıl olmuştur.

Çoğu kez cevap şart üzerine mukaddem olur. Şairin şi­irinde belirttiği gibi;

"Şayet ben Ölsem ve Amir de teslim olsa yine kavmim be­ni bir hür kadın için sarahaten bırakmaz."[13]

Başka şair şöyle demiş;

"Şayet ben dürtüşü acele ettirmesem yahut acele etme-sem kavmim yine beni hür bir İcadın için sarahaten bırak­maz."[14]

Bir rivayete göre Yusuf'un kadına meyletmesi Öyle bir arzu ve şehvetle meyildir ki insan ancak bir illet sonucu is­tek duyabilir ve sevabının miktarı kadar ancak bundan yüz" çevirebilir. Ve kuvvetinin ve galebesinin veznine göre ola­bilir. Bu tür illetlerle olan arzu ve meyillerde azm ve günah namına bir şey olmaz.

Bu tıpkı eski insanların haberlerinde zikredildiği gibidir: Bazı feraset sahipleri Bekrat Hakim'e şöyle demişler:

"Ben sende zinayı hayal ediyorum. O da şöyle der:

"Hayal ettiğin şey gerçekleşti. Ben de onu arzu ediyorum fakat fiili olarak yapmıyorum." Bu Saba 'da bazı sofilere de­nilmiş, O da şöyle demiş:

"Üzerimde olan hırsız çalmadı."

Süleyman b. Yesar'dan[15] nakledildiğine göre:

Medine'li bazı kadınlar yüce şereflerinden, asnnın güzel­liklerinden onun güzel övgüsüne takılır, onun yanma bütün yollardan giriverdi ve sonunda Medine'den kaçtı gitti ve Yu­suf'u rüyasında gördü ona şöyle dedi:

"Sen misin meyleden" Yusuf ona şöyle dedi: "Sen misin meyletmeyen." Bu da işaret ediyor ki meylet­mek Yusuf tanmış. Lakin onun zikrettiği şekliyle.

30- "Sevdası kalbine işlemiş."

Yani Yusuf'un sevgisi kadının kalbinin derinliklerine nü­fuz etti. Tıpkı reesehu ve demeğehu denildiği gibi. Eş-Şiğaf kalbin üzerindeki örtülü zardır. Beyaz ince zar şeklinde kalbin üzerini kaplar.

Yani onun sevgisinden isabet eden şey, kalbin o zarına da eder.

Ebu Amr Şeybani[16] şöyle demiş: "Eş-Şiğaf: Eğe kemik­lerinin altındaki bir hastalıktır.

Nabiğe de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Velakin bunun dışında olan meyil kalbin içine girer ki parmaklar onu arzu eder."[17]

İmru'1-Kays da ayetin lafzı üzerinde söylemiş;

"Beni öldürecek misin, ben onun kalbine meylettim kap­ladım tıpkı devesini katranla boyayıp kaplayan adam gi­bi."[18]

31- "Ve a'teddet."

Atad'tan gelmiştir. Hazırladı manasmdadır. Bu ayette ol­duğu gibi:

"Ve a'tedna."                                 (Furkan: 25/11)

El-Muttekeu meclistir. Bir rivayete göre yastıktır. Bir ri­vayete göre yemektir. Bu isterse hakikat olsun, isterse isti­areyle olsun, zira misafir dayanılıp oturulan ve açılan bir-şey üzerinde ağırlanıp yemek yedirilir.

32- "Şiddetle kınadı."

İsteğine karşılık kendini günahtan korumak için istedi­ğini reddetti.

33- "Bana zindan, bunların benden istediklerinden da­ha iyidir."

Yani cezaevi benim için iyidir ve daha sevimlidir. Son­ra sevgi her ikisini bîr araya cem etmiş değildir. Ve sonra ha­pishane fuhuştan daha sevimlidir. Hayyan b. Kartyar-bui'nin[19] şiirinde belirttiği gibi:

"Benim dayım Ebu Enis'tir, onların göbekte en iyi dayı­ları Devs'tir. Hangisi daha dakik ve daha alçak tabiatlı ve cimri evladı vardır."

"Onlara meylederim."

O kadınlara meylederim. Huzeli de şiirinde sabbeyi bu anlamda kullanmış:

"O kadının dün dediği diyarlarda onunla karşılaştım. Ebu Zib'e meylettin ama sen büyüksün, yaşlısın. Benden sonra değiştin mi yoksa asrın olaylarından biri yahut senin üzerinden geçip isabet eden haller mi geçti."[20]

42- "Şeytan Rabbine hatırlatmayı unutturdu."

Şeytan zindandan çıkan adama, Yusuf'un zindandaki durumunu kirala hatırlatmasını unutturdu.

Bir rivayete göre şeytan, Yusuf'a Allah'ı anmasını unut­turdu ve yardım talebini başkasından istemeyi ona gizlice hissettirdi ve onunla beraber anmayı hatırlatacak bütün se-bebleri de süsleyip ona unutturmaya çalıştı.

"Bid'a sinine."

El-Bid'u: ona kadardır. Yani üçten ona kadar.

44- "Karışık rüyalar."

Birbirine karışmış çeşitli şekillerdeki karışık rüyalar­dır. Ed-Diğs avuç dolusu her türlü nebatattır.

45- "Uzun bir süre sonra hatırladı."

Yani bir hayli insanlar gelip geçtikten sonra hapisten çıkan genç Yusuf'u hatırladı. Yani aradan epey zaman geç­tikten sonra.

47- "Yedi sene adetiniz üzere ekin ekersiniz." Mastar olduğundan naspolmuştur. Yani (ted'ebune de-

eben) çünkü yezreune kelimesi yed'ebune'ye delalet ediyor. Bir rivayete göre hal konumundadır. Yani (yezreune daibi-ne) şu ayette olduğu gibi:

"Vetruki'l-bahre rahven." Yani Rahiyen bir rivayete göre daibu kelimesinin cem'idir. Tıpkı rakibun ve rekb sa-hibun sahip gibi.

48- "Ye'kulne."

Yani ye'kulu fihinne. Mecaz üzerinedir. Leylu'n-na-imun ve naharun mubsirun gibi mecaz üzerinedir.

49- "O yılda insanlara yardım olunacak." insanlar bereketlendirilecekler, sıkıntıdan kurtulacak­lar. Gays'tan türemiştir. Araplar şöyle der:

"Gissena maşi'na."[21] İstediğimiz şekilde yağmur yağ­dı bereketlendik.

Huzeli de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Onu gördüğünde şöyle dedi: Allah için, kim ondan Ön­ce herşeyin sonlarında suya kananlardan bir koyun gördü.

Eğer benim şeyhim bunu avlasaydi onu yaşatırdı ta ki in­sanlar bazı yıldız veya gezegenlerden yardım dileyene dek.”[22]

"Üzümü sıkacaklar."

O senede üzümü sıkıp faydalanacaklar. Bir rivayete gö­re kurtulacaklar.[23] Sad ile el-Üsretu açlık ve susuzluktan kurtuluştur, Esmai de şiirinde bu manada kullanmıştır; s

"Onun sığınağı kaya oyuğunda biriken su, dağ yarıkla­rında İtaları yağmur sulandır, yahut dağın sarp yerlerinde giz­lenip korunmaktır, eğer okla vurulup alınmazsa ulaşıla­maz. "[24]

51- "Haşa."

İstisna manasındadır. Bir rivayete göre Beri olmak, uzak kalmak manasındadır. Mücahid maazallah ile tefsir etmiş. Bir rivayete göre şu kavidendir: Kuntu min haşa fulanin. Ben falancanın tarafındaydım. Deniliyor ki: Cae fi hasiyetini: Ya­ni: onun tarafından olan ailesine, ahalisine geldi. Ve haulai haşiyetuhu: Yani onlar onun ehlinden ve ailesindendirler. Yani nahiyetihi minkulli şey'in.

"Şimdi gerçek ortaya çıktı."

Şimdi bütün yönleriyle hak zahir olup meydana çıktı. Hasse re'sehu'dendir. Kafası kel oldu demektir. Ebu Kays b. Eslet de şiirinde böyle kullanmıştır;

"Kafamın yumurtası zahir olup belirginleşti, bönlükten, şaşkınlıktan başka birşey alamadım.

Beni Malik'in hepsinin üzerine koşuyorum bakıyorum ki, herkes kendi işine, durumuna koşuyor."[25]

63- "Nektel."

Vezni neftel'dir. Aynel harfi mahzuftur. Ölçmek mana­sındadır. Mazini bunu Vasik'in yanında İbni Sikkit'ten so­runca şöyle dedi:

"Nef'aldir?" dedi. Oda:

"Öyleyse mazisi Ketel'dir," dedi.[26]

64- "Allah en hayırlı koruyucudur."

Hal üzerine naspedilmiştir. Yani Allahu hayru'l-erbabi hafizen.[27] Bir rivayete göre (hafizen) mastardır. Bu tıpkı şu şekilde okuyanın kıraatına benzer:

"Fellahu hayrun hifzen."[28]

"Allah'ın çağrısına icabet edin."        (Ahkaf: 46/31)

de bunun gibidir. Yani "duallahi."

65-  "Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendi­lerine geri verildiğini gördüler."

Nihayet yüklerini açtıklarında sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular. Sermayeleri gümüş paraydı. Serma­yeleri geri iade edildiler ki babası ve kavmi durumları iyi ol­sun ve peygamberlerin hayırlısı olduğu da zahir olsun.

"Daha ne istiyoruz."

Yani babacığım verilen bu ihsandan sonra daha neyi ta­lep edip istiyeceğiz.

"Ailemize yiyecek getiririz."

Ailemize rızık ve yemek getiririz. Nemin tasanın azık olarak aldığıdır.

Şiirde de bu manada kullanılmıştır:

"Bizim hepsine azık verebilecek develerimiz vardır. Bi­zim için kolaydır. Velakin geriye kalan iyi şeyler azdır bu­nunla beraber şayet misafirlerimize, aziğiyla ihsanetse yi­ne böyledir."[29]

"Bir deve yükü de fazla alırız."

Onlara daha önce herbirine bir develik yük fazladan ve­riyordu.

"Çünkü bu az bir miktardır."

Şimdi bu aldığımız zahirenin miktarı pek azdır. 66- "Kuşatılmanız hariç."

Yani siz hepiniz ölümle başbaşa kalmadıkça şu ayette ol­duğu gibi:

"Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi."

(Kehf: 18/42)

68-  "Ancak Yakup içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu."

Ancak Yakub'un kendisine ait gözden korunma tedbiri­ni, yerine getirdi. Oğularına zorlukla karşılaşmamaları için çeşitli kapılardan girmelerini emretmişti.

"Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğret­miştik."

Yani Yakub (a.s.) yakin ilim sahibiydi. Bir rivayete gö­re amel sahibiydi.

69- "Üzülme."

Yani hüzünlenme yani sen onların yaptıkları kötü fille­re kederlenme.

70- "Su kabım kardeşinin yükü içine koydu." Es-Sikayeti vessuvau;[30] Su içilen ve tartı tartılan kap ve­ya tastır.

"Ey kafile." El-İyr: Kafiledir.

Şair de şiirinde bu manada kullanmıştır: "Kafilesinin üzerinden bir ay on gün geçtiğinde dediler ki şimdi gelir, zira gelme an veya zamanı girdi.

Kadın, ketenden yüzüne ip takıp süslendi, koşarak ken­disine yardım etmesi için başkasına bir elçi gönderdi."[31]

"Muhakak ki siz hırsızlarsınız."

Bu ölçüp tartan (keyyal'm)'ın sözüydü. Kimin tası, ka­filenin yüküne koyduğunu bilemiyordu. Kim bu Yusuf'un sözüdür dese; onlar, tası babasından çaldı görüşü üzeredir­ler.

75- "Kimin yükünde bulunursa o, onun cezasıdır." îsrailoğullannda hırsızlığın hükmü mal sahibinin malı ça­lan kişiyi köle edinmesiydi.

76- "Böylece plan yaptık."

İoni Abbas'tan nakledildiğine göre böyle yaptık mana-smdadır.

Katbi'den [32]nakledildiğine göre işi biz tedbir ettik ma-nasındadir. Îbnu'l-Enbari'den[33] nakledildiğine göre biz irade ettik anlamındadır.

"Yoksa Kralın dinine göre kardeşini tutacak değildi."

Yani kardeşinin hükmü köle edinilmesiydi, çünkü kira­lın dininde başka şekilde alıkonulması yoktu,

"Allah'ın dilemesi müstesna."

Yani Allah'ın dilediği bu hüküm; İsrailoğullarmın dinin­de hırsızlık Cezasının, çalanın köle edûımesidir. Kardeşinin, çalmaktan beri olmasıyla beraber böyle addedilmesi pek de uygun görülmeyecek bir durum değildir. Çünkü hazırla­nan bu planın çeşitli hikmetleri vardır.

1- Kendi hükümlerine binaen kardeşini diğer kardeşlerin­den aldı.

2- Kardeşi kıssayı biliyordu ve atılan yalan bir iftira da değildi.

3- Bu bir nevi bir oyun gibidir. Onlara ki onun kesinlik­le helak olacağını ciddiyetle düşünüyorlardı. Bu da Mula-yene (yumuşak davranmak) ve mukarebe (yakınlaşma) ba-bındandır.

4- Eğer akledip düşünselerdi kendilerine muhlisane bir-şey yapmıştır ki, onların malları, daha önce onların yükün-deydi ama bilmiyorlardı.

Bunun için dediler ki: Bu tas bizim haberimiz olmadan yükümüzün içine konulmuştur.

77- "Şüphesiz onun kardeşi de daha önce çalmıştı."

Yusuf çocukluğunda evden bir şey alıp dilenciye vermiş­ti.[34] Onun tabiatında başkalarını düşünüp tercih etme var­dı. Gelen rivayetlere göre yeryüzünün hazineleri üzerinde ol­duğu halde ve kendisine yemek getirildiği zaman yemeyip yedirerek kendisini senelerce böyle aç bırakmıştır.

Bir rivayete göre çocukluğunun ilk yıllarında amcasının himayesindeydi. Yakub oğlunu amcasından istediğinde is­temeyerek de olsa amcası Yusuf'u vermişti ve kimse bilme­den gömleğinin bir yerinden birşey yamamış veya yapıştır­mıştı. Onu, onunla çaldirttı ki, onu alıp köle edinsin ve on­ların dinine göre onu tutsun.[35]

İşte bu onun çalma hikayesinin te'vilidir. Ama Yusuf'un kendi emrini ikaz ve uyarılarla beraber babasından gizleme­si ise Yusuf'un olan durumu babasından gizlemekle emro-lunduğu ihtimali de vardır.

Yusuf'un olan durumu, babasından gizlemekle emro lunduğu ihtimali de vardır. Aynı şekilde kelami sarfiyyet ih­timali de vardır. Sırfe meselesi hakkında birçok görüşler ve çeşitli şubeleri vardır. Buradaki konum ise Allahu Teala'-nm ikisinin de kalbini sarfedip çevirerek herkesin talebini diğerinin talebinin yerme koymuştur. Tek kelirneyle Alla­hu Teala'mn peygamberler hususunda olağan üstü ve hari­kulade tedbirleri vardır.

80- "Ondan ümitlerini kesince."

Yani ondan ümitsizliğe kapıldıklarında. Ubdete b. Tabib de[36] şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Hind'in uykusuz bırakan bir hayalinden dolayı uykusuz kaldı. Bu, Hind'ten kimsenin bahsetmeyip ümitsiz kaldığı zamandır."

"Gizli görüşmek üzere çekildiler."

Neciyyen; Nacin kelimesinin cemidir. Bu konumun dı­şındaki yerlerde müfred, mastar ve isim olmaya elverişli ola­bilir. Taki (ünciyyetu) şeklinde kırık siga da yapılabilir. Şöyle demiş şair:

"Ben ki; kavim meseleyi gizli görüşmek üzere ayrılıp bir kenara çekildikleri ve su çekilen ip gibi titremeye başladık­ları zaman, işte orada bana vasiyet et ve onunla vasiyet et-

me. [37]

"Daha önce işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz."

Fiilin ma'nın üzerine vaki olmasıyla burada (ma)'nın konumu nasbolmuş. (Ma) ve kendisinden sonrası mastar menzilindedir. Sanki şöyledir: "elem ta'lemu misake ebikum ve tefritekum: Yani babanıza verdiğiniz sözü ve bunu ihlal ettiğinizi bilmiyor musunuz?"

Takdiri şu şekilde olması caizdir: "Vemin kabli tefriti kum." Bu halde (minkablikum) mubtedadır ve (maferrattum) da haberidir.

84- "Kederini gizledi."

El-Kezimi elem ve kederini gizleyerek bu konuda hüzün­le sabreden kimsedir. Kezmul Gayz'dandır. Kin ve öfke dolu.

Bir rivayete göre kezim: Hüzün dolu manasmdadır. Tıp­kı hüzün dolu kap gibi.

Gam ve kederden dolayı konuşmuyor olması da caiz­dir.[38] Bu şekliyle ağzı kapanmış misalidir. Veya o şey; kabı doldurup ağzını kapamaktadır. Bu şekilde de bu da onun kapanışıdır.

Şiirde de böyle kullanılmıştır:

"Sen misin bana vadedip, muhalefet eden. Sen ki senin hakkında dedikodu, şamata yapanları benim aleyhime sevin­dirdin. Sen ki; kavmimi öfkelendirdin. Onların hepsi rıza­da uzak, engellere yakın ve öfkelidirler."[39]

85- "Tefteu."

Bu kelime (tezaluve tenfekku) menzilin dedir. Hala dü­şünüyorsun demektir. Şair şöyle demiş:

"Bir at ki halen dönüp arzu ediyor, onlardan, evveline ve ahirine ulaşmak için sabahtan, ta ki şerri açığa çıkan günün bulutu tecelli edene dek devam etti."[40]

Tefteu'den murad şudur: La tenfekku yani hala devam ediyor.

Huzeli'ninde şiirinde belirttiği gibi:[41]

"Amcamızın çocukları her kötü günde şayet nesepler Ömer ve Kabil'e ulaştırılsada kasem ettiklerinde, kasem ederdim ne onlardan ne de o ikisinden ayrılmazdı ta ki zin­cirler açılana dek."

Huzeyl'den bir başkası şöyle demiş: "Bu da luğatlann-da pek yaygındır.

"Savaş namazı size ve bize açıklıyor. Karşılaştığımız zaman ise barış ehli açığa çıkar. Bizden akıllı, atik ve öncü olanlar, gazvelere ve gazalara çıkmaya devam eder."[42]

85- "Hasta olacaksın."

Hastalanıp helak olmaktır.

Bir rivayete göre akıl hastasıdır. Urci de şiirinde bu ma­nada kullanmıştır:

"Ben öyle biriyim ki aşk sevgisi bana bulaştı ve akıl hastası yaptı ta ki onunla mübtela oldum ve hastalık beni on­dan kurtardı. "[43]

86-  "Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arzediyo-rum."

El-Bessu öyle bir hüzündür ki insanın gücü onu bertaraf etmeye yetmez.

Zur Rumme de şiirinde böyle ifade etmiştir: "Devemin baş ucunda bekleyip durdum, halen onun ya­nında ağlıyor, muhatap alıyor ve onu suluyorum hatta nere­deyse ihtiyacını ortaya döktüğüm şeyin taş ve oyuncakları benimle konuşuyordu."[44]

87- "Gidin iyice araştırın."

Et-Tehessus bir şeyi hiss ile talep etmektir. Eş'ab bunu demiştir. Şiirde de bu şekilde kullanılmıştır:

"Ey iki dostum İlve'yi ziyaret edin sonra hassas olun his­sedin, aklının olup olmadığına bakmakta acele etmeyin."[45]

Yani onu öldürenin sakal başlangıcı kulak çıkıntılarını ak-lediyor musun?

88- "Biz değersiz bir sermaye ile geldik."

Yani kıymetsiz bir mukabille geldik. Rai de şiirinde böyle kullanmıştır:

"Hacılardan itibar edilen bir ihtiyaçla ve itham edilme­yen bir elçi gönderiyorum.

Onunla kurtulan olduktan sonra ona boyun eğdim ve benim ona yumuşamıyacağimi zannetti."[46]

92- "Bugün sizi kınama yok."

Yani bugün size yaptıklarınızdan dolayı ayıplama yok­tur. Serrebe suçlarını saymaktır. Şiirde de bu manada kul­lanılmıştır:

"Sen onları, ayıplamayalım affıyla afvettin, sen onları ce­zası sürekli olan günün ikabına terkettin."[47]

Bugünü has kılmıştır, ama murad olunan bütün zaman ve alemdir.

Îmriu'1-Kays da şiirinde böyle kullanmıştır:

"Şarap bana helal kılındı, ben öyle bir kişiydim ki onu hiç içmiyordum.

Bugün ise şarabı içiyorum ama Allah'tan ne kötü bir günah ne de kötü bir şey toplayıp almıyorum."[48]

94- "Tııfenniduni."

Bunaklık İsnad etme manasında olan (Ta'zulun) anlamın-

95- "Eski şaşkmlığındasın."

Eski muhabbetinde. Bir rivayete göre eski şaşkmlığında-sın.

Evs de şiirinde böyle ifade etmiştir:

"Bir deve palan ve yastık bağlanıp benden sonra Ha-kem'e götürüldüğü zaman kendi dalaletini bulmuş olur.

Sanki ben şiiri onu medhettiğim gün helal kıldım, Öyle-ki sanki ben medhiyemi verdiği hayrma fayda vermeyen ta­şa vermişim gibi."[49]

97- "Hatiine."

Asimine: Hata işlemiştik, günahkarlar idik. İbni Sikkıy-t'in dediğine göre Hatie, Hataun: Günah işlemeye yönelmek­tir. Ahtaa yönelmemektir. Şiirde de böyle ifade edilmiştir:

"Onun kuvvetlileri ve zayıfları bildi ki sen günah işledin çünkü sen onu azımsıyordun veya küçümsüyordun."1047

100- "Sizi çöyden getirdi."

Sizi çölden bana getirdi. Çünkü onlar çöl, kara ve hay­van sahibiydiler. El-badiyeîu gözönünde toplanıp görünen kavimlerdir. Kim dese ki:

Bediye araplarm beldesidir, burada yaptığı hatadır. Oy­sa bedv umumun yolu ve hacca giden saliklerinin tarikidir. Badiyeten kelimesinin nekire olduğunu bilmiyor musun? Eğer belirli bir yer olsaydı devamlı marife olurdu. Nabiğe-tu' I-Ca' di de böyle kullanmıştır:

"Bir çekirge misali merada otlanmak için serbest bırakıp dağıttım, onları merada, kalçaları etsiz ve iri göğüslü kurt karşıladı.”[50]

"Min ba'di en nezeğeşşeytanu."

Yani şeytan aramızı bozduktan sonra.

106- "Onların çoğu Allah'a şirk koşmadan iman et­mezler."

Bu Allah'a şirk koşanların imanıdır. Önce derler ki Al­lah yaratıcıdır, rezzaktır. Ve daha sonra putlar da onun or­tağıdır veya Allah'a karşı şefaatçüerimizdir derler. Bir ri­vayete göre bu söz adamın şöyle demesine benzer:

"Eğer Allah ve falanca olmasaydı helak olacaktım." Vahşiyat'ta Ebu Temmam'ın[51] şiirinde belirttiği gibi:

"Beni Kureyza'nm alçaklığı bizi mahfetti. ÖyJe ki gele­nin sevgisinden dolayı mehili veriyor.

Allah ve verilen mehir olmasaydı sen ve baban kalbur al­tı olurdunuz."

109- "Ahiret yurdu."

Şu ayet misali,

"Biçilecek daneler."                                 (Kaf: 50/9)

Yani zerul hasid şiirde şöyle kullanılmıştır:

"Abs diyarı; üzerine azık yapılsaydı o zaman sen zille­tin yakinin irfanı olduğunu bilirdin. "ıosû

110- "Nihayet rasuller ümitlerini yitirdi." 3 Hatta Pegyamberler kendilerini tasdik etmeleri bakı­mından kavimlerinin imanı hakkında ümitsizliğe düştüler.

"Kendilerini yalanladıklarını anlayınca."

Ve kavimleri kendilerini yalanladıklarını anlayınca:

"Onlara yardımımız geldi."

Onlara zaferimiz geldi. Tahfif iledir.[52] Buradaki (hum) zamiri kavme gider. Yani kavme göre peygamberler azabı vadetme konusunda yalancıdırlar. Buna göre (fehum) mu-karene edilen mastar içindir. Yani "Sadakahum Cibriiun: Cebrail onları tasdik etti."

Bu konuda, Dahhak'ın hazır bulunduduğu ve kerih gör­düğü bir davette Said.b. Cübeyr'den sorulduğunda şöyle ce­vap verir:

"Evet" der. "Taki peygamberler kavimlerinin kendileri­ni tasdik etmelerinden ümitsizliğe düştüler ve kavimleri de zannetiler ki peygamberleri onlara yalan söylediler. Dahhak şöyle dedi:

"Hiç bugünkü gibi bir duruma rastlamadım ki, adam il­im İddia etsin de boşuna oyalanıp bahane ileri sürerek ge­ciksin. Bugün yemene gitseydim daha kolay ve çabuk gider­dim" der.[53]



[1] İbni Abbas'fan nakledildiğine göre, Yusuf suresi Mekke'de na­zil oldu demiş.

[2] İsmi Kays b. Abdullah'tır. Meşhur şairdir. Cahüiyye ve isfam'-da bir asır yaşamıştır. Şarabı, sarhoşluğu, fal oklarını ve putlara tapma­yı cahİliyede reddedenlerdendir, îbni Zübeyr'in zamanına kadar yaşamış­tır. Kitab Sibeveyh: 1/240. Şerhu'l-Ebyat İs İbni Seyrafi; 2/476. Mukte-deb; 2/226. Lisan md. Nease. Biriftci yansı şöyle rivayet ediliyor: "Onun­la içtim, horoz ise sabahına çağırıyor."

[3] Beyitler daha önce Bakara 187. ayetin tefsirinin allında 172-173 rakamıyla geçmişti.

[4] (Yabuşra) şeklinde izafe ya'sı olmaksızın Asım, Hamza, Ke-sai ve Halef okumuştur. Diğerleri de izafe-ya'siyla okumuşlar.

[5] Beyit, Cabir b. Ralan Sunbusi'nindir. Şerhul Hamase lil Teb-rizi: 1/126. Mahtutada: "Mütenebbi ve Tubğiduna'nın yerine tebasuna" geimiş hatadır. Şereyna: Sizden esir aldık size sattık, ve bazılarınızın kulaklarını kestik.

[6] Suheyra b. Vesii er-Reyahi'dir. Cahiliye ve İslam'da zengin ve emirlerinde meşhur şahıstu. Mucid bir şairdir. Eğfeb olarak yeni şey­ler icad eden ve seri tabiatlı biriydi. Esmaiyat sh.: 19; Ştrh îbni Akil Ab-dulhamid'in tahkikiyle: 1/68; Hazanetu'1-Edeb: 1/123; İsabe: 3/164. Bi­rinci beyit Tabakaî Fuhuî Şuara; 2/80; Muhasses: H/5.

[7] Divanı sh.; 115-116. Bu iki beyitten sonra; "Şayet sen zem-me karşılık ırzına kalkan oluşturmasan artık zem her yere girer." Rebi-u'i-Ebrar: 2/659.

[8] Usame b. Haris Huzeli'nindir. Şerh Divan Hıszeliyin: 3/1295.

[9] Mecazu'l-Kur'an: 1/305. Muhakkik nisbetsiz bırakmış. Tef­siri Kurtubi: 9/164. Besair Zevi Temyiz: 5/162. İkinci beyit Hasais: 1/279; Meani'l-Kur'an Ferra: 2/40; Tefsiri Taberi.: 12/179. Nisbetsizdir. Zeyö b. Ali b. Ebu Talib'indir, Firuz Abadi ona nisbet etmiştir. Ondan baş­ka kimse nisbet etmemiş.

[10] İbni Manzur şöyle demiş: Hevbe: Devedir. Sonra kullanıla kul­lanıla deve İçin zecr olarak kullanılmış. Deve zecr edildiği zaman hav­be havbu, havbi ve habi denilir.

[11] Dada tökezlenene söylenen bir kelimedir. Kalk kendine gel doğrul manasmdadir. Keçi İçin zecr ifade eder.

[12] İsmi Vehb b. Zem'a'dır. Güzel afif ve temiz bir şairdir. Şiiri­ni Ali b. Ebu Talib'in hilallinin sonunda söylemiştir. îbni Zübeyr onu yemenin bazı işlerinde görevlendirmiştir. Divanı sn.: 64; Beyan ve't-Teb-yin: f/164. Hidn Necid'de bir dağdır. EsuJa: Asi] oldu hevbe: Deve İçin zecrdir.

[13] Beyit Verka b. Züheyr b. Cüzeyms el-Absi'nindir. Cahili' fars şairidir. Bazıları da beyti Kays b. Züheyr b. Cüzeyme'ye nibet eder­ler. Ama iik görüş esahtu. Şevahid Sibeveyh: 1/427; Şerh Ebyat İbni Sey-rafi: 2/203; Kamil İbni Esir: 1/338; Tezkiret Nuhat sh.: 33; Red alan nu-hatsh.: 125; Meani'l-F:rra: 1/67.

[14] Abdurrahn an b. Zeyd Azri'nindir. Kardeşi Müsevvir b. Zi-yâd'm olduğu da söyleniyor. Şi'-ru'ş-Şuarash.: 461; Şerh Divan Hama-se: 1/131; Tezkiret Nnhat sh.: 33; Muhakkik Dr. Afif Abdurrahman şa­hidine rastlamadım demiş. Eğani: 4/168.

[15] Süleyman b. Yesar, müminlerin annesi Meymıme'nin mevla-sıdır Osman'ın hilafetinde doğdu. Zeyd b. Sabit, İbni Abbas, Ebu Hurey-re vd Aişe'dejı hadis rivayet etmiştir. Ondan da: Zühri, Rabiatu'r-Reyİ ve

[16] Adı îshak b. Mirar'dir. Bağdat ehlinin hadis ravisiydi. Liiğat ve şiir bakımından geniş ilme sahiptir. Hadiste sikadır. İmam Ahmed b. Hanbel ondan ders alıp hadis nakletmiş tir. Hicri 205'£e vefal etmiş. Onun matbu olan (El-Cim ve En-Nevadir) diye eserleri vardır.

[17] Beyit Naöiğa Zebyani'nindir. Divanı sh.; 79; Emali'J-Kali: 1/205; Lakin başı burdadır. Bunun dışında olan meyil meşgul eder. Me-cazu'l-Kur'an; 1/308; Tefsiri Taberi.: 12/200. Emali'1-Kali; 1/205.

[18] Divanı sh.: 126. Mahtutada "Er-racul" kelimesi düşmüş. Men-nucia: K.,Iranla deveyi boyamaktır. Bu haüyle üzeri örtülmüş olur.

[19] Cahili şairdir. Nevadir Ebu 2eyd sh.: 194; Et-Tibyan Şerh di­van: 3/327. Ondan önce:

"Ey beni Salit; babanızın babası yoktur. Hangisi ve hangi beni Su-beyr'in oğullan daha kerimdir."

Mahtutada: Benu Evs gelmiş ve Edakke yerine eret gelmiş haladır.

[20] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh divan Huzeliyin: 1/65-66. Mürur Ahval haller demektir.

[21] Ebu Amr b. Ala şöyle demiş: "Zu Rumme'nin şöyle dediği­ni duydum:

"Katelelleha Emete beni fulanin ma efsehaha. Falanca oğullarının ca­riyesine Allah şöyle şöyle yapsın ne kadar da fasihtir!" Ona şöyle dedim:

"Yağmurun durumu nasıl geçti sizde?" O da:

"İstediğimiz gibiydi" dedi. "öassena maşi'na." Gissena: Yağmur bizi suladı. Lisanu'1-Arab madde: Gayese.

[22] Beyit, Sahrul Gay Huzeli'nindir. Kerimiy: Şeyhim manasm-dadır. El-Usm su içirip suya kandırmaktır. Şerh Eşaru Huzeliyin: 2/249.

[23] Ya'surune, asere'dandır. Kurtuluş, kurtulmak manasındadır. Lisan md. Asere.

[24] Ebul Hatem şöyle demiş: Bir gün biz Esmai 'nin meclisindey-ken meclisine bir bedevi geldi şöyle dedi:

"Muhtarınız, büyüğünüz» bileniniz nerede?" Biz de Esmai'yi işaret et­tik ve ona şöyle dedi:

"Şairin söylediğinin manası nedir?" der:

"Lamale illel uttafu teuzzerehu ummu selasİne ve ibnetul cebel.

La yertekin nezzu fizilalihi vela yuaddiy na'leyhi mînel beleli."

Esmai de şiirin manasını söz konusu şiirimizle verir. Ve daha sonra bedevi dönüp giderken şöyle mırıldanıyordu diyor. Ebu Hatem; bugün­kü gibi bir felakete rastlayıp görmedim.

İbni Durayd şöyle demiş: "Zira bir dağın başında korkan birinin vas­fını yapmış demiş. La male lehu illel uttafu: Ok heybesinde otuz ok var­dır. Îbnetu'l-Cebel ok yayıdır, Usretuhu sığmaktır. Nutfetun kayada bi­riken sudur. Ellisbu dağdaki gediktir. Eşkeletu dağ yamacı veya eteğidir. Essebl yağmurdur. Emalil murteda: 1/345; Emali'I-Kaliy: 2/265.

[25] Mafdaliyat sh.: 284; Eğani: 15/153; Hazanetu'1-Edeb: 2/47.

[26] Mazini: "Bir gün Mütevekkil'in meclisinde bulundum" dedi. "Yakub b. Sikkiyt de ordaydı. Mütevekkil bize:

"Haydi nahiv hususunda konuşun." dedi. "Ona sor" dedim. O da: "Sen sor" dedi. Ben ona dedimki: "Naktel'in vezni nedir?" O da süratle dedi ki: "Vezni "nef'al"dir." Ben de: "İyi düşün bak" dedim. Düşünüp şöyle dedi: "Vezni "nefteil" dir" dedi. Ona şöyle dedim diyor: "Nektel dört harftir (nefteil) beş harftir. Rubaiyle humasiyi nasıl takdir ediyorsun? Tutulup cevap vermedi" diyor. İnbahu'r-Ruvat: 1/286.

[27] Nahhas şöyle demiş: "Hafİzen"hal üzerine mensuptur. Ebu İs­hale ise beyan üzere mensup olması da caizdir demiş. Yani (emyiz İrabu'l-Kur'an: 2/147.

[28] "Hafizen" şeklinde Hafz, Hamza, Kesai ve Halef okumuştur. Diğerleri de (hifzen) okumuşlar. İthaf Fudalai'l-Beşersh.: 266,

[29] İki beyiti de bulamadım.

[30] Nafi b. Ezrak, İbni Abbas'tan (es-Suvva) nedir?" diye sordu­ğunda o da:

"Kaptır" demiş.

A'şa bu konuda şöyle demiş:

"Onun için başında: Has buğday unu, yumuşak toprak, su içecek kaplar, tencere, aşçı, kap ve gümüş tepsi ve sini vardır.

[31] Beyit ziynetine düşkün bir kadının, arkadaşının yardımıyla yü­züne çizikler çizip kocasını bekleyen bir kadının vasfını yapıyor. Feslu'l-Mekal sn.: 33; Emali'l-Kali: 1/195. İkinci beyit Şerhu'l-Cumel Li İbni Us-fun 1/222; Hasais: 2/396; Şerh Seb'ut-tival sh.: 39.

[32] İbni Kuteybe şöyle demiş: "Hileyi ona biz kurduk." Keyd hiledir. Tefsir Ğaribu'I-Kur'an sh.: 220.

[33] Mııahmmed b. Kasım'dır. Luğat, Nahiv ve şiir bakımından in­sanlar arasında en hafızıydı. Darekutni ondan rivayet etmiştir. Onun (kitabu']-Eddade!-Miizekkerve'l-müennes veğaribu'l-hadis)adlı eser­leri vardır. Hicri 328'de vefat etmiş.

[34] Bu haberi İbni Cerir: İ3/28 ve Ebu Şeyh de Atiyye'den nak­letmiş tir.

[35] Bunu, îbni İshak, İbni Cerir ve İbni Ebu Hatem Mücahid'ten nakletmiştir. Tefsiri Tabreri: 13/29. İbni Mürdeveyh'in İbni Abbas'tan naklettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bu ayet hakkında şöyle demiş:

"Yusuf annesinin babası olan dedesinden altın ve gümüşten olan putunu çalmıştı. Ve kırıp yola atmıştı. Kardeşleriyse bununla Yusuf'u ayıplıyorlardı.

Durru'l-Mensur: 4/564.

[36] Mücahid Mahadrem bir şairdir. İslama yetişmiş ve müsliiman olmuş. Müsenna b. Harise'yle beraber hicri 13'de Hürmüz'ün katline iş­tirak etmiştir. Büyük konak ve sarayların hırsızıydı. Veya Er-Rebab'ın hırsızlanndandı. Çok şiir söylememiştir.

[37] Ricz Suhaym b. Vesil'indir. Tefsin Kurtubi: 9/241. Lisan madde. Neca Şerh Şevahid idah: 361; En-Nevadirsh.: ll.Erşiyye su çe­kilen iptir,

[38] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ayet hakkın­da ona sorduğunda, ona şöyle demiş: "Kezim Baygın düşmüş kendinden geçmiş manasmdadır denir." Kays b. Züheyir şöyle doemiş: "Eğer ben hü­zünlü ve Öfkeli olsaydım, öfkeden göz ucuyla bakardım. Oysa bugün ben lisanı tatlı, fasih biriyim."

[39] Beyit, İbni Dumeynete'nin oğlunun karısı Amine'nindir. İki­si hakkındaki kıssa Eğani: 1/182; Hamaseh: 3/177. Bu beyitin tamamla­yıcısı olarak iki beyit daha önce 86-87 rakamıyla geçti.

[40] Beyit Avf b. Ahves'indir. Cahili şairdir. Mafdaliyat'ındadır. Bir rivayete göre beyit Haddaş b. Züheyr'indir. Mafdaliyat sh.: 365. Es-maiyat sh.: 217. Eğani: 19/80.

[41] Beyit Ma'kal b. Huveyiid Huzeli'nindir. Mahtutada aksemu yerine iktesemu gelmiş hatadır. Divan Huzeliyin: 3/71.

[42] iki beyit daha önce, 383-384 rakamıyla geçti. Muattal Huze­li'nindir. El-Gazzau yerine ed-Darrau rivayet ediliyor.

[43] Tefsiri Kurtubi: 9/250; Mecâzu'I-Kur'an: 1/317; Tefsiri Ta-beri: 13/42. Lisan madde: Harede Abdullah b. Ömer Urci'nindir. Urc'-te Mekke'de doğduğundan bu lakabı almıştır, Bahru'l-Muhit: 5/327; Durru'l-Masun: 4/55. Muhakkik onu tanıtmamış.

[44] Tefsiri Ker'ubiy: 9/251; Mecazu'l-Kur'an: 1/350; Şifau'l-Alil: 1/349; Divanı sh.: 52.

[45] Bulamadım demiş.

[46] Divanı sh.: 28. Birinci beyit Firuz Abdi'nin Besair'inde: 3/124. Mecazu'l-Kur'an: 1/317. Kami! Muberrid: 1/165.

[47] Bişr b. Ebu Hazım'mdır. Tefsiri Kurtubi: 9/257. Mülhakat Di-vanihi rakam; 3. Esasu'l-Belağa sh.: 44.

[48] Divanı sh.: 134; Şuzıiru'z-Zeheb Abdulğani Dekr (ahkikli sh.: 277; Kamil Müberrid: 1/143; Müstehkib yüklenmektir. Vağil: Günah işleyen.

[49] Evs b. Hacer'indir. Divanı sh.: İJ00. Birinci beyit Lisanu'1-Arap madde Dalle: 11/391. Bilalu Bağaz'ınsu ve süt ile nemlenmesidir. Diyor ki: "Medhİmi sanki öyle bir (aşa verdim ki verdiğinden hayır gelmi­yor."

[50] Beyit, divanında sh. 45. Orada şöyle geçer:

"Çekirge misali salıverilmiş olarak dağıttım. Onlan kalçası az etli göğ­sü iri kurda teslim edip sorumlu tuttum."

Meani'l-Kebir: 1/35. Müellifin lafzıyladır. Lisan: zelele. Adiye: Ha-mileten. Siyd: Kurt. Ezelil: kalçası az etli. Musadder: İri göğüslü. Mah-tutada: Badiyetim'dur. Hatadır.

[51] Adı Habib b. Evs'tir. Meşhur şairdir. Hicri 231 'de vefat etmiş­tir. 14 bin arap kasidesi ezberlemişti. Bu sadece riczbahseden kasideler­dir. Diğer kaside ve kıtalar hariçtir. Onun Divanu'l-Hamase, El-Vahşi-yaî ve FMvanun mine'ş-şiir adlı matbu eserleri vardır.

[52] Tahfiften murad ise (Kuzi6u)'dür. Bu kıraatle, Asım, Hamza, Kesai, Ebu Cafer ve Halef okumuşlar. Geri kalanlar ise şeddeyle (kuzzi-bu) okumuşiar.

[53] îbni Cerir ve Ebu Şeyh'in Rebia b. Gülsüm 'den şöyle dediği­ni rivayet etmişler:

"Babam dediki:

"Müslim b. Yesar (r.a.) Said b. Cübeyr'den (r.a.) bu konuda sorarak:

"Ya Ebu Abdullah, bu ayet hakkında bana öyle şeyler hasıl oldu ki sor­ma (hatta iza isteyeserrusul ve zenu ennehum kad kuzibu) Eğer şöyle dü­şünürsek bu bîr ölümdür. Peygamberlerin aldattıklarını zannedersek ve­ya onların yalan söylediklerini zannedersek? Ne dersiniz?" Said b. Cü-beyr "Hatta iza isteyeser Rasulu" hakında şöyle dedi:

"peygamberler, kavimlerinin kendi davetlerine icabet etmelerinden ümitsiz olduklan zaman, onlar zanederter ki peygamberleri onlara yalan söylediler. İşte bu durumda ayetin diliyle:

"Fa caehıım nasruna."

Onlara yardımımız gelir- Müslim b. Yesar kalkıp Said b. Cübeyr'i ku­caklayarak şöyle dedi:

"Beni açıp aydınlattığın^ibî Allah da seni ferahlatsın."

Tefsiri Taberi: 13/84.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/479-501.