Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İbrahim Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 14. Sayfa

 

İBRAHİM SURESİ

 

2-  "Allah öyle bir varlıktır ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur."

(Allah) lafzı istinaf üzere ref yapılır.[1] Maruf olan kı­raate göre bedel üzerine cer yapılır. Veya atfı beyan üzeri­ne cer kılınmıştır. Hamid'in sıfatı olduğundan dolayı cer ya­pılması caiz değildir. Çünkü vasıflanan şey, kendisinden da­ha nakıs ve ahas olanla vasıflanır. Yüce olan bu isim bütün isimlerden daha yüce ve üstündür. Meşhur isimler menzilin­de olduğundan vasf için elverişli değildir.

3- "Dünya hayatını ahirete tercih edenler." (Alıiret hayatını) dünya hayatıyla değiştirip daha çok

seviyorlar. Bir rivayete göre tercih ediyorlar.

7- "Rabbiniz size bildirmişti."

Ezine ve teezzene: Bildirmek manasındadır. Et-tefaul, ifal, ettefil ve başka manalara gelebilir.

Cerir şöyle dedi:

"Bir iyiliktir ki o, onu muhafaza ediyor. İpeğin etrafı gi­bi bolluk bereket dolu bir yaşama karışmış.

Yaşlı olduğumdan benden yüz çevirdiler o kadınlar. Ve-lakin söylediğim sözlere geliyorlar."[2]

9- "Ellerini ağızlarına bastılar."

Onlar kin ve hüzünlerinden Öfkelerinden ellerini ısırdı-Iar.

"Mahzun ve öfkeli elini ısırır."

Müberrid de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Eğer Selma zayıflığımı ayak ve el kemiklerimi de beli­ren kırmızı noktalar halindeki hastalığımı, ailemin uzaklı­ğını ve hastalığımın cefasını görseydi hüznünden ellerini ısı­rırdı."[3]

Hasan şöyle demiş:

"Onlar ellerini peygamberlerin ağzına kapatmış gibidir­ler. Tabi ki darbı mesel üzerine düşünürsek. Ya peygamber­lerin dediklerini reddedip dinlememekle veya onların koku­larından dolayı bu durum hasıl olur."

Abdu Yağus da şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Diyorum ki, Lisanımı bir parça ip ile bağladılar; Ey Teym kabilesi, lisanımı serbest bırakın."[4]

Amr b. Mad Yekrib'in dediğine göre bu gibi haller deve yavrsunu emzirmekten çekip almaya benzer. Şiirde de şöy­le ifade etmiştir:

"Eğer kavmimin okları beni konuştursaydı, konuşur­dum velakin oklar batırılmıştır."[5]

Peygamberlerin dediklerini kavimlerinin keraheti üzeri­ne hamletmek de caizdir. Bu durum sihirlenip bir şeyi din­lemek isteyen kimsenin durumu gibidir. Bu kişi ellerini kulak kepçelerinin yanına alır ve parmaklarını kulaklarına tıkar. Ayette de olduğu gibi:

"Parmaklarını kulaklarına koyuyorlar."

(Bakara: 2/19)

İbni Naise el-Esedi de şiirinde bu manada kullanmıştır: "Çölün koruluğundaki çakıl taşlarının çok olmasıyla parmak uçlarını kulak kepçesine götürüyor. Biz dedik ki: "Ha" işte Na'man vadisine gelmekle misafiri ağırlamak İçin birşeyler bulduk, Öyleki, burada yaşam; bolluk bereket­le doludur."[6]

16- "İrinli sudan."

Yani irin misali sudan ama muhtasar yapmıştır. Bir riva­yete göre Öyle bir sudur ki verildiğinde şiddet ve kerahiye-tinden dolayı verilen kişi ondan kaçınır.

17- "Ona her yandan ölüm gelecek."

Ölüm sebebleri cesedinin her tarafından gelir. Sanki bi­ten her kılın altında alem veren menba merkezi varmış gi­bi. Bir rivayete göre ölüm sebebleri altı cihetinden gelir.

18- "Fırtınalı gün."

Yani Asfir rih: "Şiddetli fırtınalı bir günde." Hal ile ola­ya delalet etmekle iktifa etmiştir. Bir rivayete göre: "Yev­min asifin; zi usufin'dir.

22- "Ne ben sizi kurtarabilirim."

Musrihikum kelimesi selbi olan Iugatlardandır. Çünkü es-Sarih: imdat ve yardım dileyendir. El-Musrih: Yardım eden­dir. Buna benzer misalleri çoktur. El-İşkau vel i'tabu gibi.[7]

Selame b, Cendel de şiirinde sarihun'u yardım dileyen an­lamında kullanmıştır:

"Yardım dileyen bize geldiği zaman biz korkardık. Zira yardım dileyenler işe gayret ve azmederler."[8].   Başka şiirde de aynı nlamda kullanılmıştır:

"Her yardım dileyen çağırdığı zaman onlara yönelir, is­tedikleri ve azmettikleri şeyler hakkında yardım ederiz."[9]

"Ne de siz beni kurtarabilirsiniz."

Bütün nahivciler Hemze'nin kıraatini ya'nın kesresiyle (bimusrihiyyi) şeklinde okumasını kabul etmiyorlar. Beni Yerbu kabilesinin lugatına göredir. Bu konuda iki görüş vardır:

1- İzafe ya'sının işbaıyla (bi musrihiyyi) şeklinde olur ve sonra zaid olan hazfedilir, hazfın delaleti olarak da hareke­si olduğu gibi bırakılır.

2- Cem nun'u izafe için hazfedildiğinde, ya harfi[10] cem ya'sıyla karşılaşmış ki, ikisi de sakindir, bu durumda izafe için olan ya'nın harekesi kesre yapılmışın-.

26- "Uctusset"

Yani infezeat (yerinden söküldü veya sökülmüş) mana-sındadir.

Huzeli de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Yahut deve kuşu misali, çünkü evinden ayıpsız kusur­suz bir şekilde iki boynuz edinmek istedi ki, (bu arada) iki kulağından da oldu. Kökünden kulaktan oldu boynuz sahi­bi de olamadı."[11]

"La bey'un fihi."

El-bey', lafzını seçmedeki kasıt şudur: Bu lafızda karşı­lıklı birşeyi yapma olan (mubayea) da (muavede) karşılık­lı bedel olduğundandır. Bunun kurtuluş bakımından fidye gibi olduğu zannediliyor. Çünkü fidyede; fidye verip kurtu­luş vardır. Mana bakımından şu ayette olduğu gibidir:

"O bütün varlığını fidye olarak verse ondan kabul edilmez."                                              (En'am: 6/70)

31- "Velahilalun."

Haleltuhu, muhaleten ve hilalen kelimesinin mastarıdır. Dostluk olmayan anlamındadır.

33- "Daibine."

Allah'ın, güneş ve ayı musahhar kıldığı şey üzere devam edip giderler.

37- "Ef'ideten minennasi."

İnsanlardan bir kısmının kalpleri manasmdadır. Bir riva­yete göre ef'ideten lafzı; uf'ude'nin[12] evfideten vezni üze­rine olan kırık cemidir (cem'u teksir). Sonra lafız kalp edil­miş ve daha sonra vav kalbedilmiştir. Tıpkı fuad lafzının ce­mi olan ef'ideten gibi.

"Tehvi ileyhim."

Onlara doğru meyledip gitsinler.

40- "Duamı kabul et." Yani ibadetlerimi kabul et.

41- "Beni ve ana-babamı bağışla."

Anne babası ikisi de sağ olduğundan onların iman etme­lerini temenni ve rica etmiştir.

42- "Gözlerin d.'şarı fırlayacağı bir günde." Turfeu havaya kdldırıhp dikilir. Şu misaldeki durum da

bunun gibidir:

"Şahhase basarul ineridi: Hastanın gözleri havaya di­kildi. Şuhusen ve şakke şukuken"

43- "Muhtiine."

Başlarını dikerek koşuşurlar demektir. İtrak (başım Önü­ne eğip susmak) ile tefsir edilmez. Çünkü şu ayet vardır:

"Başlarını dikerek."

El-îkna başını sağ sola oynatmadan havaya kaldırıp dik­mektir.

Rai de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Şarkı söyleyerek deveyi süren oynayıp öteye beriye giderek şamata etti. Sanki boynunda veya boğazında kamış var ve tutuktur ve yavrusu ölen devenin iniltisi ve figanın­dan boynu eğiktir."[13]

El-Acul: Yavrusu Öldüğünden dolayı üzüntü ve kederden ses çıkaran devedir. Sesi çıkardiğızaman başını havaya di­ker.

"Kalpleri bomboş olarak."

"Şiddetli korkudan dolayı kalpleri bomboştur. Yani kalp­sizdirler."

Ebu Zeyd de şiirinde bu manada kullanmıştır:

"Cisimlerden ve silahlardan dolayı beni hayrete düşür­dünüz velakin kalp yoktur (kalpsizdir)."[14]

Rai de şiirinde böyle kullanmıştır:

"Erkenden bütün kuvvetleriyle vurdular. Ve kambur-laştı kamçı ondan dolayı korkaktan korku sesi çıkarttı."[15]

Yani isterse onların kurdukları hile ve tuzaklar dağlan ye­rinden oynatsın. Zaten hilelerinin ehven ve emirlerinin ha­kir olduğundan dolayı dağları oynatamazlar.

47- "O halde sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma."

Bir rivayete göre cümlenin takdiri şöyledir: '     "Muhlife rusulehu va'dihi." Ama cümle maklub olmuş­tur. Yani o halde sakın Allah, peygamberine (s.a.v.) olan va­adinden cayar sanma demektir.

Şair şöyle demiş:

"Bütün kemmiyetler sanki derinin üzerindeki kıllara yağ sürülmüş."[16]

Başka şair şöyle demiş:

"Öküzü başına gölge düşmüş görürsün ve geri kalan kıs­mı ise tamamen güneşe dönüktür."[17]

Burada evla olan lafız üzerine karar kılınmasıdır. Çün­kü cari olan fiillerde ihlaf iki vecih üzerinedir:

1- Ahlefe zeydün vaadehu: "Zeyd vaadine muhalefet et­ti."

2- Ve ahlefe vaadühu zeyden. Buna benzer misali: Esa-be zeydun malen: Zeyd mal, meta sahibi oldu ve esabe zey­den malun. Ve vafeke zeydun hadisen: Zeyd onların konuş­malarına tesadüf etti. Ve vafeke zeydun hedisuna: Konuş­mamıza muvafık olup hayret etti.

Ahreze zeydun seyfehu: Zeyd kılıcı kınına koyup koru­du. Ahreze zeyden seyfuhu: Zeyd'in kılıcı Zeyd'i katledil­mekten korudu.[18]

49- "Zincire vurulmuş."

Yani kafirler kıyamet gününde kelepçelenerek bir araya getirilirler. Tıpkı dünyada hep beraber küfür üzerinde top­landıkları gibi.

Es'eret: çıktı. Yeraatu: Deve kuşu. İcfil: Korkaktır.[19]



Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/502-511.

[1] (Allahu) şeklinde ref'ayla Nafi, İbni Amr ve Ebu Cafer oku­muştur. Diğerleri cer ile okumuşlar.

[2] Beyitler onun divanında Ahtal 'ı hicvettiği kasidesinde. Divan: 222 ve burada ikinci beyit vardır: Onu tanıdıktan sonra sen ahdini inkar ettin, velakin yüzeysel olarak senin sözüne geliyorlar. El-Ayşu'l-Garir: Rahat yaşamdır.

[3] Bahru'l-Muhit: 5/408. Nisbetsizdir. Tefsiri Kurtubi: 9/345; Ka­mil Lil Muberrid: 1/39; Tefsiri Maverdi: 2/340. Ibni Zeb'ari'nindir. Ba­zı değişikiliklerle beraber divamndadır. Sh.: 34.

[4] Mafdaliyat sh.: 157. Şerh Mafdaliyat Tebrizi: 2/769. Şer-hu'1-HamaseTebrizi'nin: 1/84; Hazanetu'1-Edeb: 2/199.

Ennes'atu yük bağlanan iptir. Tebrizi demiş ki: Bu bir darbı mesel­dir. Çünkü dil nes'ayla bağlanmaz. Ancak şunu murad etmiş:

"Hayır yapın ki, size şükretmekle dilim açılsın. Eğer yapmazsanız di­lim bağlanır." Ebu Ube'yde'nin dediğine göre şiirle saldırmasın hicvet­mesin diye dilini bağlamışlardı.

[5] Divanı sh.: 56; Şerh Hamase Tebrizi: 1/84; Şerh Makamat Ha-riri: 1/281; Zehrul Adab: 2/437. Mahtutada: Ecreb'tir ve hatadır.

[6] O, Esed b. Naise Tennuhi Esed'idir. Eski cahili şairlerinden­dir. Şiirlerinde garip ve yabancı lafızlar vardır. Ayn'ın sahibi: Şiirleri tef­sir edilemeyecek kadar zordur demiş. Veya zorlukla tefsir edilir. İbni Na-

iseh, Anteretu'I-Absi'yi Öldürdüğünü iddia etmiş. Mu'cemu'ş-Şuara sh.: 194.

[7] Birine şikayetinden dolayı birini kınadığın zaman şöyle denilir: "Eşkeytu fulanen." ve şikayetlerini kaldırıp şikayet edilen şeyden onu iza­le etmendir. Yine "eşkeytu fulanen" Kendisine öyle bir fiil yapılıyor ki şika­yet ihtiyacı duyuyor. Bu kelime zıt anlamlılardandır. Mesela a'tebeni fulanin: Kendisinden hoşlanmadığım şeyi terkedip ondan dolayı kınadıktan sonra benim razı olduğum şeyi yapmaya yöneldi. Lisan şeka ve atebe.

[8] Tefsiri Kurtubi: 9/357; Bahra'l-Muhit: 5/414; Beyan ve't-Teb-yin: 3/87; Divan Selame.: 123; Mücmel İbni Faris: 2/602. Esmai şöyle de­miş: Kişi bir işte azimli ve ciddi olduğunda: "Darebe bihaze'1-emri ze-nubehu" denilir.

[9] Onu bulamadım demiş.

[10] Mahtutada (ya) düşmüş.

[11] Beyitler Ebi İya!, İbni Ebu Uteyr Huzeli'nindir. "Min" harfi mahtutada ikinci beyitten düşmüş. "Deve kuşu kendine iki boynuz ara­maya giderken iki kulağı da yerinden koptu," Şu mana murad ediliyor: Seni yanımda çekiştirmekle hayır taleb ediyor.,sen de hayırsız döndün.

Divan Huzeliyin: 2/268; ;jerh Divan Huzeliyin Lil-Sukkeri: 1/422; Faslu'l-Mekal sh.: 361; Mean'il-Kebir: 1/337. Hayayan: 4/324.

[12] Mahtutada Vakud'tur. Ama hatadır. Ef'ud: İçinde eti pişirmek için küle gömülen yerdir.

[13] Divanı sh.: 221; EI-Ef'al lil-Serkisti: 3/468; Esasu'l-Belağa madde. Kanaa. Lisan madde. Kenaa. El-Faik: 2/379; Muhassas: 2/143.

[14] Beyit, Burç b. Mushİr Taİnin'dir. Cahili şairdir. Amr b. Cu-veynTai'nin olduğu da söylenir. Nevadir Ebu Zeyd sh.: 299; Vahşiyat sh.: 232.

[15] Divanı sh.: 237; Mecazu'l-Kur'an: 1/344; Muhteseb: 1/226; Cem-hcre:2/3S2; Şerh Divan Huzeliyin Sukken: l/281;Tehzibu'l-Eifazsh.: 177;

[16] Mahtutada (kana)den (ka) harfi düşmüş.

[17] Beyit: Lisan'da mad. Şuara'dadır. Nisbetsizdir. İştikak H îb-ni Dureyd: sh. 422. Muhakkik nisbetsiz bırakmış oysa beyit A'şa'mndir. Divan; 84; El-Vesafetu beynel Mütenebbi ve Husumihi: 469. Mahtuta­da: "Haysu yerine habebe - Vara yerine veledi- Eşiara yerine Eş-Şiğara gelmiş) hatadır. Murad olunan: Sanki atın kıllarında olan yağ asli sıfatıy-mış gibi. Eş-Şiar: Şaare'nin cemidir. Atın kıllarının temiz ve berraklığın­dan dolayı sanki kılları yağla yağlanmış gibidir haberini vermek istemiş­tir. Hakikatte el-Muvariy: Kıllardır. El-Muvara: deridir. Çünkü kıllar de­riden biter ve cümle kalbedilmiş.

[18] Tefsiru'l-Kurtubi: 9/382; Meani'l-Kur'an Ferra: 2/80; Kitab Sibeveyh: 1/92; BahrıTl-Muhit: 5/439; Tefsirti'l-Taberi: 13/248.

[19] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/512-519.