Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hıcr Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 15. Sayfa

HICR SURESİ

 

1- "Bunlar Kitabın ve apaçık bir Kur'an'ın ayeet-leridir."

Kur'an ile kitab arasım cemetmiştir. Çünkü ikisi de ma­na bakımından iki muhtelif vasıftır. Her ne kadar mevsuf olan bir de olsa.

7- "Bize getirmeliydin"

Ayette geçen Ievma levla: manasındadır. Bir rivayete göre hella konumundadır. Getirsen ya! anlamındadır.

10- "Fi şiyail evveline."

önceki ümmetlerde.

12- "Kezalike neslukuhu."

Böylece onu girdiririz. Katade'den nakledildiğine göre: Tekzib ve istihzadır, (alay etme) Hasan'dan nakledildiğine göre (ona iman etmeseler de) zikr ve Kur'andır girdirilen şey.

15- "Sukkiret ebsaruna."

Gözlerimiz kapandı, önüne sed çekildi, döndürüldü.

Sikru'l-bi'ri de bunun gibidir. [1]

19- "Miktarı belli şeyler."

Yani miktar ile takdir edilip ölçülmüştü ve ne ihtiyacın­dan az verilir ne de fazla verilip faydasız olur. İbni Bahr mu­radının şu olduğunu söylemiş. O ölçülen eşyalardır. Sonra demiş ki:

"Ancak tartılma manasında olan (mekiletun) zikredilme­miş. Çünkü tartının (mekilenin) gayesi, ölçümde son bulur. Sahih olan birinci görüştür. Buna benzer misaller kelamla­rında çoktur."

Zurummeh şiirinde şöyle belirtmiş:

"Ferahlığı, sevinci vardır onun tıpkı ipek misali ve tat­lı, yumuşak bir nutku, dili, konuşması vardır ki içinde ne önemsiz ne de çok çirkin ve hatalar vardır."[2]

Yani azdır.

Malik Fezzari de[3] şiirinde şöyle belirtmiş:

"Ve en güzel tatlı söz, inatçıların nat yaptığı, vezin ola­rak ölçülen isabetli mantık ve bazen de hatalı olandır. Ve ke­lamın hayırlı olanı da anlaşılmayandır."

Yani kinayeten[4]çünkü sevap olanın zıddını murad et­miştir. Ayette olduğu gibi:

"Sen onları konuşma tarzlarından tanırsın."

(Muhammedi 47/30)

Şiirde de denildiği gibi:

"Zira kavramanız için size işaret vermiştim. Öyle ki ter­tibe uymayan bir dille konuştum."[5]

20- "Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait ol­mayanlar için geçim vasıtaları yarattık."

Yani o arzda sizin rızık ve ricisi olmadığınız diğer hay­vanat ve benzeri şeylerden nutkedenİ ve acem olan kimse­ler için maişetlikler kıldık. Bir rivayete göre Allahu Teala üzerimize bazı şeyleri ihsan edip bahşetmekle minnet edi­yor, tıpkı geçimlikler verip bahşetmesi gibi. Yani sizin için onda geçimlikler kıldığımız gibi yine sizin için hizmetçi ve hayvanlardan müteşekkil ihsanlar bahşettik. Biz onları sizin için yarattık ve onların rızkını sizin üzerinize kılmadık.

Ve "men" bu Jcavle göre mansubtur. Birinci görüşe gö­re mecrurdur.

EI-Meayiş: İnsanın yaşamını, geçimini devam ettiren yiyecek, içecek ve giyim eşyalarıdır.

Cerir de meayişi bu manada kullanmış:

"Benİ ali Zeyd'in maişetiyle sorumlu tutuyorsun ama kim benim için yufka ekmek, hardal ve kuru üzüm karışımı katık yapacak. Kadın şöyle dedi:

"Sen, Zeyd'in yaptığı, ettiği gibi yapma benim için ya­pacağın katkı da nedir ki, zaten gençliğim yok olmuş git­miş."[6]

22- "Levakiha."

Mülakin manasındadrr. Aşılıyıcı rüzgarlardır. Şu takdir üzerinedir. He (zevatı likah) Damızlık devenin dişi deveyi aşıladığı gibi saba ve güney rüzgarı da bulutlan sevkedip ge­tirerek yağmur yağdırır. Bir rivayete göre saba yeli bulutla­rı sevkedip getirerek yağmur yağdırır. Güney yeli harıl ha­rıl yağmur yağdırır Kuzeyden esen yel yağmur yağdırmaz. Batıdan esen rüzgar bulutları savurup götürür.

Bütün bunlar arap şiirlerinde gelmiştir.

Huzeli şiirinde şöyle dile getirmiş:

"Sabret eş-Şeciye bizden sor ki yarın güneyden esecek olan rüzgar, bulutlan üzerimize doğru gönderip yağmur yağdıracak."[7]

A'şa şöyle dile getirmiş:

"Ne ondan sadrolacak olan bir fazilet vardır ne de onun için rüzgarda bir fazilet vardır öyle ki ne güney ne de saba yelinde."[8]

Huzeli kuzey rüzgarı için şöyle demiş:

"Hiçbir gece semalarda, hayal ettiği sık ak bulutlar etki­siz ve zayıf fırtınasız oldu mu. O fırtına yağmur yüklü bu­lutlan kurutmuş ve akim yapmıştır. Her ne kadar onunla ufak çisintiler olmuşsa da kuzeydekine isabet edip te hepsini şa­mil olmadı."[9]

Batıdan esen için biri şöyle dile getirmiş:

"Ey bulut, artık deniz, tardını, şevkini ve defini göster­miştir. Tam kıvamına geldiğinde ise ta Necd'e kadar yürür faydasını verir. Bunun emsallerini ordusuyla birlikte Deb-bur meleği isimlendirmiştir. Onu iradesiz ve sevgisiz parça­lamış, ayırmıştır."[10]

"Su ihtiyacınızı karşıladık."                                      '

Sizi onunla suvardık. Mesela sekahu onun için su varmak nidasında bulundu manasında da kullanılır.

24- "Andolsun biz, sizden gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz."

El-Mustakdimine: Eskiden olup ölen kimselerdir. Bir rivayete göre hayırda öne geçmek isteyenler ve geri kalmak isteyenlerdir.

26- "Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, şekii-Iienmiş bir kara balçıktan yarattık."

Bs-Salsal: Öyle kuru bir çamurdur ki vurulan yere yapı­şır kalır.

El-Hamau: Ham'atin kelimesinin cemidir. Yapışkan, kokmuş, siyah çamurdur.

El-Mesnun: Değiştirilmiş. Bir rivayete göre dökülmüş manasmdadır. Bir rivayete göre suretlenmiş, şekillenmiş yüz ve suretin şekillenmesindendir.

27- "Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık." El-Cann cinlerin babasıdır. Nari's-semumi: Yanmada

fokurdama ve uğuldama noktasma gelerek artık tam kıvamı­na ulaşan ve sönmek üzere olan ateştir. Ve o ateşe izafeten AUahu Teala onu bize meta cinsinden kılmıştır. Tıpkı suyun cemede (buz) izafe edildiği gibi, taşın toprağa izafe edildi­ği gibi. Cinlerin yaratılışida, sönmek üzere olan ateş parça­larıyla ki, bunlar hava ufkunda: tutuşma veya çok uğulda­ma neticesinde havada dumanımsı şekilde uçuşan parçala­rından yaratılmışlardır. Diri ve akıl sahiplerinin kaliteli toprak parçalarının çeşitli cinslerinden yaratılması caiz ol­duğu zaman, ateşin dumanımsı cüzlerinden varlıkların ya­ratılması da daha daha caizdir. Böylelikle canlılar ateşten na­sıl olur da yaratılırlar diyen mülhidin saldırı mahiyetli ayıp­lamaları da boşuna gitmiş olur.

Bütün yaratıklar aynı ölçülerde değillerdir. Devekuşu erkeğinin durumunu biliyormusun ki katı sert kemikleri, demirleri, cisimleri yutup daha sonra içindeki şiddetli ateş sonucu bunların hepsini suya ve yakıcı bir madedeye çevi­rerek pislik olarak dışarıya atıyorlar.[11]

65- "Gecenin bîr bölümünde"

Gece karanlığıyla bir rivayete göre gecenin sonunda. "Sen de arkalarından yürü." Sen de gece arkalarından git.

66- "Onların ardı kesilmiş olacak."

Yani o kafirlerin asılları kesilmiş olacak bir rivayette so­nu kesilmiş olacak.

73- "Müşrikine."

İşrak vaktine girdiler. O da güneşin aydınlatmasıdır, Eş-Şuruk: Güneşin doğuşudur. Bazılarının da onu faslettiği gibi.

"Şahit ile değil velakin farkı hıfzetmekle. Gözüm onun üzerinde -yahut seni görüyorum- örtüdür.

Sanki benim güneşim alnından doğuyor gibi. Gözlerin, haberin gelişini bekliyor. Sanki senin güneşin alnımdan doğacak."[12]

76- "Onlar hala gözler önünde duran bir yol üzerin-dedirler."

Yani apaşik bir yol üzerinedir. Ayette olduğu gibi:

"Açık bir yol üzerindedir."                     (Hicr: 15/79)

78- "Eyke halkı da gerçekten zalim idiler."

Ashabu'1-eyke: Şuayb'ın (a.s.) kavmidir. Çünkü o Eyke ashabına ve Medyen halkına peygamber olarak gönderilmiş­ti de, Allah Teala Medyen halkını sayhayla ve Eyke ashabı­mda ormanda yaşadıklarından bir ateş sonucu yakarak he­lak etti.

80- "Andolsun, Hicir halkı da rasulleri yalanlamıştı."

El-Hicr: Semud kavminin diyarıdır.

85- "Şimdilik onlara güzelce muamele et."

Onlara hakaret etmeden, onlardan yüz çevir. Sanki o; yü­zün bir tarafının çevrilişidir.

87-  "Andolsun biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur'an'ı verdik."

Kur'anda seb'an minel mesani'den kasıt Fatiha suresi-dir.[13]Çünkü o yedi ayettir. Çünkü Kur'an'da övgüyle bah­sedilir. Her namazda okunuşu tekrarlanır. Onda olan zikir­ler iki kısımdır. Bir kısım kula bir kısmı da Rabbi'I-alemi-ne hastır. Bir rivayete göre el-Mesani Kur'andır. Çünkü kıssa ve haberler onda tekrarlanmıştır. Buna göre gelen vav harfi ise mukhame vav'ıdır. Sanki seb'ul mesani Kur'an-ı azimmuşandir. (Sab'an)'dan'kasıt: Rasulullah'm (s.a.v.) şu dediğine göre:

"Kur'an yedi kıraat üzere indirilmiştir,"[14]

88- "Onlardan bazı sınıflar." Sınıflar ve şekiller.

90- "Nitekim biz kısımlara ayrılanlara azap in-dirmişizdir."[15]

Kureyş kafirleri Mekke'nin bütün yollarına dağılmış olup, hehangi bir yerden birisi Rasulullah'a (s.a.v.) gelirse, bazıları onlara onun sihirbaz bazıları onlara onun şair, ba­zıları onlara onun mecnun bazıları da kahindir demişlerdi.[16]

Onlar ya Mekke'nin bütün yollarına dağılıp fiilen duru­yorlardı ya da sözlerini Rasulullah (s.a.v.) üzerine böyle kı­sımlara ayırıyorlardı. Tahrif yapıyorlardı. Bir rivayete gö­re el-Muktesimin: Rasulullah'a iman etmemek üzere sözlü andlaşma ve yemin yapan bir guruptur.

91- "Onlar Kur'an'i bölüp ayıranlardır."

Onlar o kimselerdirki Kur'an'ı kısım kısım yapmışlardı. Bu da gösteriyor ki muktesiminlerden murad kavli iktisam-dır. Yani onlar Kur'an'ı şiir, sihir, kehanet ve masallardır de­yip kısım kısım yaptılar. Bu halleriyle onlar sanki ısırmış­lar, parçalara bölmüşler, tıpkı devenin boğazlanıp parçalan­dığı gibi. Raube şöyle demiş:

"Ezilene dek hendekte durup savunuruz ve Allah'ın di­ni bölük bölük değildir."[17]

İdin kelimesinin aslı: İddetin menkusetin'dir. Daha ön­ce idveten idi: İzetin ve izin, buretin ve burin gibi. Bundan dolayı (uduvat) vezninde cem olur denilmiştir.

92-93- "Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsine yaptıklarından soracağız."

"Onların hepsini toplayacağız."

Kavliyle:

"İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz."

(Rahman: 55/39)

Kavli arasında tevfik için İbni Abbas şöyle demiş:

"Allah'ın ilmi dahilinde olduğundan dolayı kimseye gü­nah yaptın mı diye sormaz. Ancak niye neden günah işledi­niz diye sorar." İkrime'nin zikrettiğine göre burada ko­numlar muhteliftir. Bazılarında sorulur veya bazı günlerde sorulur bazı günlerde de sorulmaz demiş. Şu ayette olduğu gibi:

"O gün, kafirlerin konuşmayacağı birgündür."

(Murselat: 77/35)

Ve sonrada şu kavi:

" Sonra şüphesiz siz de, kıyamet günü, Rabbinizin hu­zurunda muhakeme olacaksınız."          (Zümer: 39/31)

Zira günlerin bütün vakitleri ve durumları bu lafzın ma­nası altına giriyor. Zira zaten bizim görüşümüze göre umum hususun olmasını gerektirmez. Böylelikle bizim görüşü­müze göre bir olay hakkında hass olan hüküm umum olan hükümden sonra varid olduğu zaman beyan olduğunu teş­kil etmez. Ancak nesh anlamında olur. Nesh ise haberlerde değil hükümlerde gerçekleşir. Murad olunanın evla olanı ise makbul olan, duyulan şekliyle nutkun olmasıyladır. Çünkü onunla hüccet kaim olur. Ve mazeretler ortaya çıkıp zahir olur. Onların yanında böyle olmadığı sürece onlar ne nutket-miş olurlar, ne de sormuş gibi olurlar.

Mecaz üzerine Darimi'nin şiirinde ifade ettiği şöyle:

"Benim kadın komşum çıktığı zaman kadın komşum onu perde arkasında gizleyene kadar ama olur ve araların­da duyum vazifesi yapan kulakları sağır olur. Benim onun dışında bir duymamazlığım da yoktur."[18]

Hatem şiirinde şöyle demiş:

"İki gözümle komşu kadınlarının haberlerini görmez­likten ve iki kulağımlada hakkımdaki dedikodularını duy­mazlıktan gelirim."[19]

Başka bir şiirde şöyle:

"Ey komşu kadın! Senin gizlemen uzadı ta ki ben seni benden soranın cevabını bilmezlikten gelirim,"[20]

Birincisi daha evladır.

94- "Sana emrolunam açıkça söyle."

Yani emrimizle hükmet. Bil rivayete göre hakla batılın arasım ayır. Huzeli'nin kavli gibi:

"Sanki o kadınlar, birer kadeh gibidir. Ve sanki o, kade­he vurulan ve ayrılıp bağırandır."[21]

99- "Yakın sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."

Rabbine, Rablerinin vadettiği zafer gelene kadar ibadet et. Bir rivayete göre olacağına iman ettiği ölümdür yakin.[22]



[1] İbni Üzeyz (Sukkiret ebsaruna) için: Gözleriniz döndürüldü sed çekildi" demiş. Bu şu söz misalidir:

"Sekertun nehre (Nehrin Önüne sed çektim.) Mücahid: Sukkiret için hapsedildi demiş. Evs b. Hacer'İn sözü de bunun gibidir.

"Bir gecenin seherine kadar yürüdüm ve o, ne döndü ne de açtı."

[2] Divanı sh.: 212. Hasais: 1/29. Lisan nezere. Rehimu'1-Heva-şi: Yanlan kesik veya muhtasar. Bir rivayete göre yumuşak sözlü.

[3] Malik b. Esma b. Harice'dir. Kitabul Melahin sh.: 18. El-li-san: Lehene: 13/380; Mü'cemu'l-Edibba: 1/82; Faslu'l-Mekal sh.: 5; Emali'1-Kali: 1/5. Mahtutada: el-Fezabi'dir hatadır.

[4] Yani kelamında ve hadisinde (söz) sundu demek İstiyor. O ci-hettende onu izale ediyor. Bunuda lahn olarak tabir ediyor.

[5] Beyit Kettalu'l-Kelbi'nindİr. El-Lisan md. Lehene. Divanı sh.: 36; Emali'1-Kali sh.: 4; Divanı'da: "Vaheytu vahyen leyse bil murtab" ge­çiyor. Veheytu: Gizlice işaret ettim demektir.

[6] Divanı sh.: 42; Kamil Muberrid: 1/90; Tabakat Şuara sh.: 129; Esasu"I-BeIağa sh.: 258. Orada: "Vemen liye bissalaiki vessinabi" vardır. Eslaik: Yufka ekmekler. Es-Sinab: Hardal ve kuru üzüm karışı­mı bir katıktır.

[7] Beyit Ebu Hamiş Huzeli "nindir. Divan Huzeliyin: 2/132; Şerh Ebyat Huzeliyin: 3/1206; Meani 'I-Kebir sh.: 892. Mahtutada Fesa-il yerine tesail gelmiş.

En-Necv, buluttur. El-cenib güneyden esen yeldir.

[8] Divanı sh.: 9. Amrb. Miinzir b. Abdan'ı hicvettiği kasidesin-dendir. Kitab Sibeveyh: 1/12; Şerh Ebyat Sibeveyh Nuhas'ın sh.: 32.

[9] Beyitler Muntehil Huzeli'nindir. Divan Huzeliyin: 2/6-8. Zi-suber: Yani sahabun zi subur. Es-Suber: Sebiyr'in cemidir. Beyaz bulut­lardır. Muhil yağmur yağdırmaya hazırlanmak. Hare bulut olduğu yerde dönmek. Akket: rüzgar bulutlan parçalayıp götürdü. Lem yuşmil yani ku­zeyden esen rüzgar esmedi ki hepsini götürsün. O kendi halinde yağmur yağdırıyor diyor.

[10] Beyiti bulamadım demiş. Zevdehu: zevd sevketme, sürüp götürme ve dağıtma manasındadır.

[11] Ez-Zelimi: Deve kuşu erkeğidir. Ed-Dumyeri şöyle demiş: Sert kemikleri, (aşları, demirleri ve sert kerpiçleri yutarak onlan bir su misa­li eritiyor. Hayatuİ-hayavan: 2/362.

[12] İki beyiti bulamadım demiş.

[13] Bu görüş Ali b. Ebu Talib, Ebu Hureyre, Rebi b. Enes, Ebu'l-Aliye, Hasan ve diğerlerinindir.

[14] Ayet hakkında Buhari ve diğerleri îbni Abbas'tan şöyle dediğini nakletmişler: Onlar ehli kitaptır ki, onlar Kur'an-ı kısımlara ayırdılar ve bir kısmına iman ettiler, bir kısmını da inkar ettiler. Feth'ul-Bari: 8/382.

[15] Ayet hakkında Buhari ve diğerleri îbni Abbas'tan şöyle dediğini nakletmişler: Onlar ehli kitaptır ki, onlar Kur'an-ı kısımlara ayırdılar ve bir kısmına iman ettiler, bir kısmını da inkar ettiler. Feth'ul-Bari: 8/382.

[16] Mücahid'ten nakledildiğine göre ayet hakkında şöyle demiş: "Onlar Kureyş ehlidirler. Allah'ın kitabım kısımlara ayırdılar. Bazı­ları sihirdir dedi. Bazıları kehanettir dedi. Bazıları da eskilerin masalla­rıdır dedi.

[17] Er-Ricz divanında: 81'de. Tefsiru'l-Maverdi: 2/279. Sadece sonu vardır. Tefsİru'l-Kurtubi: 10/59. Mahtutada: Neşzib yerine neşrit-hendek yerine de hendef gelmiş ikisi de hatadır.

[18] Beyitler miskinindir. Onlardan önce:

"Benim ve komşumun ateşi birdir. Benden önce tencere ona iner, öy­le ki komşuma zarar veren şey bana da verir. Onun kapısında bir örtü ve­ya setrolsa olmaz mı vardır."

Şi'ru'ş-Şuara sn.: 366; Lisanu'I-Arab sn.: 265; Emali'i-Murteda: 1/44. Divan Miskin sn.: 44; Es-Sehabiyy sh.: 436.

[19] Divanı sh.: 51. Bir rivayetinde: Gözlerimle, kavmimden olan komşu kadınlarından gafil olur ve onların sözlerini duymamazhktan ge­lirim, kulaklarımla vardır.

[20] Esmali'l-Murteda: 1/14. Nisbetsizdir. Ve ondan sonra: "Jurnalcilerin sözlerinden salim mi olacaktı, eğer salim olursan sa­lim olursun. Canlılardan hiç biri bundan salim olmuş mu?"

[21] Beyit Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Divan Huzeliyin: 1/6; Ez-Za-hir: 2/344; Tefsiru'l-Kurtubi: 10/61. Burada er-Ribabe: Kadehtir. El-Yesr; Vurulan şeydir. Yasdau: Ayrılan, ses çıkarandır.

[22] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 1/520-529.