Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hac Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 22. Sayfa

 

HAC SURESİ[1]

 

2- "Her emzikli kadın emzirdiğinden vaz geçer"

Emzirme fiili için kullanılan Murdiatun kelimesidir. Emzirme sıfatı için kullanılan ise Murdiun'dur[2]. Örneğin boşanmış kadının sıfatı İmreetun talık'tır. Doğumu yakın olan koyunun sıfatı ise Şatin mukribin'dir.

4- "O (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır..."

Yazılan kişiden kasıt Şeytandır.

"Kim ona boyun eğerse"

Yarii şeytana tabi olursa.

"Mulıakkakki o"

Yani şeytan.

"...Onu saptırır."

Tabi olan kişiyi saptırır.

5- "Hilkati belli-belirsiz bir lokma et parçası"

Yani şekli, tasviri artık tam olan bir et parçasıdır.[3]

"Sonra (kudretimizi) açıkça gösterelim diye"

Yani yaratılışınızın başlangıcını ve bir tertip haline ge­tirilişinizin inşası demektir.

"Sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız"

Tıfl kelimesi bir cins isimdir. Müfred ve çoğul için itlak olunur.

"Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görür­sün"

Ayette geçen Hamideten kelimesi kupkuru veya toz ha­linde demektir.

Şair de şiirinde Hamideten kelimesini bu anlamda kullan­mıştır:

"Kuteyle dedi ki, cisminde bir değişiklik ve salma yok­tur ve elbiselerinin eskiyip çürüdüğünü görüyorum."[4]

Misranın sonunda gelen Hummeda kelimesi yırtık pırtık anlamında kullanılmış ve tam yukardaki ifadeye yakın bir manadadır.

"...O, kıpırdanır.."

Yanı suyu gördükten sonra yeryüzü hareketlenmeye baş­lar ,adeta gülümser gibi bitkiler yeşermeye başlar.

"Kabarır"

İçindekilerini dışarıya atmak için yeryüzü kabarıp neba­tatım çıkarır ve yeşertir. Bir rivayete göre: o toprak ziyade-leşir ve İki misli olur. Bir rivayete göre: o toprak yükselir ve çoğalarak uzar durur.

Şair Ferezdak da şiirinde rebet kelimesini bu anlamlar­da kullanmıştır:

"O bir cariyedir ki, onun damarları arasında ve Ali Ha-lit'ten olan Ebu Sehba'nın orasından çıkagelmiştir. Onun mihrini almaya içlerinden çıktıkları kimselerden daha çok hak sahibidir. Ve o da doğrulan çocukların odalarına gitmek ve kaçmak istiyor."[5]

Görüldüğü gibi şiirde de rebet kelimesi çoğalmak, misil-lenmek anlamlarında kullanılmıştır.

"Her çeşitten"

Ayette geçen Zevç kelimesi çeşit, tür ve nev manasında-dır. Bir rivayete göre renk manasmdadir.

"İç açıcı bitkiler."

Ayette geçen Behiyye kelimesi görenin içini açan veya hoşuna giden manasmdadır.

9- "Yanını eğip bükerek"

Ayette geçen Saniye İtfihi boynunu bükendir. Ama Te­kebbür manasında kullanılmıştır.

Şemmah da şiirinde Saniye kelimesini bükmek ve eymek manasında kullanmıştır.

"Haber aldım ki, Rabi develeri otlattı ve bana doğru ge­liyor, sırıtarak ön dişlerini gösteriyor, mırıldanıyor. Benim hicvetmemi istemiyorsan benim gazabımdan kaçın ki benim iniş ve çıkışlarımın gazap ve şiddeti sana isabet etmesin."[6] Görüldüğü gibi burada Saniye kelimesi eğmek veya bük­mek anlamında kullanılmıştır.

"Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir." Cümle hakikat üzere değil, mübalağa olarak gelmiştir. Zi­ra Allahu Teala zerre kadar zulmetmez ve adildir. Çünkü, en ufak bir zulmün, kötülüğünü bilmekle ve onu yapmaktan müstağni olmakla beraber, ondan sadır olması, bizden en çok sadır olanı gibidir. Sebeb-i nüzul; Onlar toprağın özel­liklerini, ahiret aleminin niceliğinive dünyada şartların de­ğişmesiyle maslahatların değiştiğini bilmediklerinden dola­yı dünyadaki sıkıntıları ve bazılarının dar gelirliliklerini zulüm diye addetmişlerdir.

11- "Allah'a yalnız bir yönden ibadet eder" Ayette geçen Harf, şek-şüphe anlamındadır. Bir rivaye­te göre: Harf ibadette olan zayıflıktır. Tıpkı şüphe üzerine duran gibi. Ayette gelen ise bir yön üzere yapılan tefsire en güzel tefsirdir.

13- "O, zararı faydasından daha yakın olan bir var­lığa yalvarır."

Onun takdiri, Lam'ın konumunun sahih olması için ayet­te geçen (Yed'u) kelimesinin tehiridir.

"Andolsun ki sen benim dayımsın, Cerir kimin dayısı olursa şerefe nail olur ve dayılarına ikram eder."[7]

Şöyleki; (Lemen darruhu akrabe min nef'ihi yed'u: Za­rarı faydasından daha yakın olanı çağırıyor) Bir rivayete gö­re (Yed'u) 12. ayetteki (Hüve'd-dalalu'1-baid: Apaçık bir sa­pıklıktır.) Kavline mevsuldur. (Yed'u lemen darruhu) cüm­lesi mübtedadır, haberi ise; (le b'ise'l-mevla: ne kötü dost­tur) cümlesidir.

15- "Allanın ona asla yardım etmeyeceğini, zanneden­ler ise"

Ayette yardım edilecekten maksat Muhammed (s.a.v.)'dir. Yardımın kesilmesini isteyenler yapabiliyor iseler kesilmesine vesile olsunlar bakalım. Bir rivayete gö­re: bu kin besleyen hasetçiye şöyle denilmesi gibidir (ihte-neka). Ebu Ubeyde'ye göre: yardımdan maksat yağmur­dur. Bir rivayete göre (Ardun mansuratun)1, bu kabilden bir mana olup, yağmurlu yer veya mıntıka demektir. Ayetin si­yakı ve (Fiddünya ve'1-ahireti) kavli bu manada olmadığı­nı gösteriyor.

16- "İşte böylece biz, o Kur'an'i açık seçik indirdik" Yani apaçık bir üslup ile ve mucizevi bir nazm şekliyle

indirdik, demektir veya size yaratılışlarınızla ilgili ayetle­ri ve rızıklarınız için yeri canlandırma ile ilgili ayetleri açıkladığımız gibi indirdiklerimizle sizi doğru yola ilettik, demektir.

17- "Muhakkak ki Allah kıyamet gününde onlar ara­sında hükmeder"

Ayette geçen (İnne'llezine amenu) cümlesinin haberi (Yefsilu beynehüm) dur.

"Halife ki, şüphesiz Allah ona, onunla izzet şeref bula­cağı gömleği giydirdi. Öyle ki havatimleri temenni edi­yor."[8]

19- "Şu iki grup"

Ayette geçen iki gruptan maksat; biri Kur'an ehli diğe­ri de Ehl-i Kitap'tır.[9] Ebu Zer'den nakledildiğine göre: Be­dir Savaşı'nda ön safta yer alan ve teke tek karşılıklı çarpı­şanlar hakkında nazil olmuştur.[10]

"İnkar edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir" Elbisenin giyilip te vücudu kapladığı gibi ateş te onları sarıp ihata edecektir.

20- "Bununla karınlarının içindeki ve derileri eritiîe-cektir."

Ayette geçen (Yusheru) kelimesi eritilmek manasmdadır. Bir rivayete göre: (Yusher) kelimesi pişmek manasmda­dır.

22- "Izdiraptan dolayı oradan çıkma gayretlerinin her defasında, oraya geri döndürülürler"

Bir rivayete göre: Ateş onları ta üste doğru fırlatır, ner-deyse onlar çıkmak isterlerken cehennem zebanileri ensele­rinden tutup ateşin en alt derinliklerine atarlar.

25- "İnkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışırlar"

Burada müstakbel mazi üzerine atfedilmiştir. Zira takdi­ri vehum yesuddun'dur ve şu manadadır: Alıkoyup sed çek­mek onların adetlerindendir, müslümanların ise iman ile mutmain olmaları adetlerindendir. (Ra'd; 14/28).

"Yerli ve taşralı ayrımı yapmaksızın Allah'ın yolun­dan alıkoyarlar"

Ayette geçen sevaun[11] kelimesi mübteda ile ref olun­muştur, el-akifun da onun haberidir. Merhum Şeyh Abdul-hamid'in[12] dediğine göre bu kelime nekire olmasıyla bera­ber mübteda olması da uygundur. Çünkü o umum ifade et­mesi bakımından cins isim gibidir ve o belirtme (ahd) için kullanılan marife manasındadir. Bir rivayete göre sevaun ke­limesinin, mübteda olan el-akifun üzerine mukaddem olmuş haber olması da caizdir. Yani takdiri şöyledir: (el-akifu ve'1-badi fihi sevaun) el-akifu: mukim, el-badi ise; mukim olmayan taşralı manasmdadır. Bu ayetten dolayı Mekke'de­ki[13] evlerin alım ve satımı caiz görülmemiştir.

"Kim orada zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız."

Yani haktan meyledip ilhad ile sed çekmek isterse demek­tir. İlk Önceleri ilhad haktan meyletme manasında iken da­ha sonra zulüm ile tefsir edilmiştir. Çünkü ilhad ve haktan sapma, zulüm ve başka şeylerle olduğundan dolayı, be har­fi ayette iki kez tekrar edilmiştir.

26- "Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini ha­zırlamıştık"

Ayette geçen Bevva'na kelimesi," kararlaştırdık" mana-sındadir. Bir görüşe göre de: O'na bildirdik veya öğrettik ma-nasındadır. Süddi'nin zikrettiğine göre bu olay şöyle olmuş­tur: Hafif esen bir rüzgarın, Beytullah'ın mekanını süpürüp temizlemekle belli etmiştir. Bu rüzgara El-hucuc[14] denilir. Bir rivayete göre: Beyaz bir bulutun Beytullah'ın mekanı­nın miktarı kadar gölge etmesi ile belirlenmiştir.

27- "İnsanlar arasında Haccı ilan et ki, yaya olarak sa­na gelsinler"

Ayette geçen Ricaîen kelimesi ricl'in cem'idir.

"Yorgun argın develer üzerinde gelirler"

Ayette geçen ye'tine kelimesi er-rükab (binerek) mana­sında kullanılmıştır veya Külli damirin kavli cemaat mana­sını içermektedir.

"Nice uzak yollardan."

Ayette geçen el-fecc iki dağ arasındaki geçit veya yoldur. El-amik ise uzak demektir.

28- "Belli günlerde"

İbn-i Abbas'tan nakledildiğine göre: bu belli günlerden kasıt, Eyyami'l-uşr'dür. İbn-i Ömer'den rivayet edildiğine göre: Kurbanın birinci ve ondan sonra gelen iki ve üçüncü günleridir.

29- "Sonra kirlerini gidersinler"

Mücahid'den[15] rivayet edildiğine göre: Hac menasikle-xi ile ilgili ihtiyaçlarını gidermektir. Bunun hakikati Kaşfu'l-ihramdır. Zira Iügatta; Et-tefes kelimesi "kir, pas" anla­mındadır. Bu kirlerin giderilmesi ise kılları tıraş edip temiz­lemekle ve tırnaklan kesmekle olur.

"Eski evi tavaf etsinler."

Bir rivayete göre; tufan dolayısıyla harap olduğundan atik denilmiştir. Diğer bir rivayete göre ise zalim diktatörlerin is­tilasına uğradığından atik denilmiştir. Ayette geçen (süm-me'1-yakdu) ve (ve'1-yufu) kelimelerinin sakin olması, atıf harflerinin üzerine geldikleri kelimenin aslmdanmış gibi olması, kelimede harekelerin peşpeşe gelmesi, istiskale (te­laffuz zorluğuna) sebep olduğundan sakin getirilmiştir. Sümme'mriun ve'mriun) misalinde vasıl elifinden sonraki­lerin sakin getirilmesi gibidir.

30- "O, halde pislikten, putlardan sakının" Ayette gelen "Min" harfi teb'id için değil cinsin tebyi-

ni(açıklaması) için gelmiştir.

31- "Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o gökten düşüp parçalanmış ta kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgar onu uzak bir yere sürüklemiş gibidir."

Yani onun kurtuluş ve imdadının kesilmesi hali, gökten düşen kişinin kuşların onu parçalayıp ve rüzgarın da onu sa­vurup götürmesi durumuna benzetilmiştir.

32- "Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse" Ayette geçen Şeair'den kasıt hac menasıkleridir. Bir ri­vayete göre Hac menasikleri için belirlenmiş kurbanlık de­venin beslenip büyütülerek semizleştirilmesidir.

33- "Belli bir süreye kadar"

Ayette olan mefhum mana şudur: Kurbanlık için belirlenmiş deveye gerdanlık veya bilinmesi için halka takılmasıdır. Bir rivayete görede kesim zamanına kadar demektir.

34- "Biz her ümmete hayvan cinsleri gerekli kıldık" Ayette kastedilen mana şudur: Bir rivayete göre: Bay­ram diğer görüşe göre ise kurbanlıklardır. Diğer bir görüşe göre ise Hacc'tır.

"O ihlash ve mütevazi insanları müjdele!" Yani Allah'ın zikri ile tatmin olanlardır.

35-  "Onlar öyle kimseler ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer"

Ayette geçen El-Vecel ifadesi kayb olma korkusunun an­larında ve Allah'ın hukuklarını eda edememe ve gitme kor­kusuyla hasıl olan bir durumdur.

Tuma'nine ise daha sahih ve yakini bir imanın, Allah'ı tanıma bakımından, göğsün iyice ferahlamasından dolayı ha­sıl ilan bir haleti ruhiyedir. Bu hallerden her biri birbirinden farklı haller olduğundan dolayı ve zahirinde tezat varmış gi­bi görünmekle beraber iki hail arasında cem yapılması uy­gun görülmüştür. Şu ayeti celile her iki halet için daha iyi bir açıklama yapmaktadır:

"Rablerinden korkanların bu kitaptan derileri ür­perir, sonra hem derileri ve hem de kalpleri, Allah'ın zik­rine ısınıp yumuşar."                           (Zümer: 39/23)

36- "Büyük baş hayvan veya deve..."

Ayette geçen EI-Budn kelimesi kurban için beslenip se-mizleştirilen devedir. Mesela "Beddentu'n-nakete" deveyi besleyip semizleştirdim demektir. Bir rivayete göre deve ve sığırlardan her birine budn denilir.

"Allah'ın işaretlerinden kıldık..."

Ayette geçen Şeair kelimesi dinin öğretileridir.

"Şu halde onlar ayakları üzerinde dururken üzerle­rine Allahın ismini anın."

Ayette mefhum şudur; kurban edilecek hayvanın kordonundan iyice tutularak Allah'ın ismi anılıp öyle kesilir demektir.

"Yan üstü yere düştüklerinde ise" Ayette geçen "Vecebet" kelimesi düşmek manasmdadır. Şemmah şöyle dedi:

"Yemine and içtim, öyle kî onun için bütün yanlar dürü-lüp düştü ve onun alınları secde ediyorlardı."[16]

"İhtiyacını gizleyen ve gizlemeyen fakirlere kurban etinden yedirin"

Ayette geçen el-Kaniu kelimesi istemeyip fakat hedyın etinden kendisine gelmesini bekleyendir. El-Mu'ter ise ge­lip hedyin etinden isteyendir.

"Ey Umme Malik gelip kapıyı çalıp isteyene sor. Ve kaynayan tencerem ve kestiğimden isterse ona ver. Müjde­mi tebdil edip değiştireyim mi ki o benim ilk misafir ikra­mım ve ziyafetimdir. Ona münkerlerimi değil, iyiliklerimi kılacağım."[17]

Bir rivayete göre el-Kanıu kelimesi biraz önceki mana­nın aksinedir. El-Kaniu ise el-Kunu'dan türemiştir, iste­mek veya taleb etmektir. Ve el-Kanaatu ise halinden razı olan manasmdadır.

Şemmah şiirinde el-Kunu kelimesini istemek anlamında kullanmıştır:

"Kişinin malı onu ıslah eder ve müstağni kılar. Kanaat ka-rane fakirlik dilenmekten üstündür. Onunla günler sonra kendisine arız olacak ayıp ve kusurları örtülür."[18]

39- "Kendileriyle savaşılanlara zulme uğramış olma­ları sebebiyle, izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yar­dıma mutlak surette Kadirdir."

Bu ayeti kerime savaş hakkında inen ilk ayettir.

40- "Kiliseler"

Hristiyan kiliseleri kastedilmektedir.

"Havralar"

Yahudilerin havra ve mabedleri kastedilmektedir. Ayet­te geçen Selavatun kelimesinin aslı Salute'dir ama arapça-laştırıldıktan sonra Salat olmuştur.

İbnu'l-Enbari de şiirinde salat'ın yahudi havrası olduğu­nu beyan etmiştir;

"Allah'tan kork! Yahudi kilise ve havralarını terket, zi­ra kilise ve havralarda fesat vardır."[19]

Şiirde geçen es-Salat yahudi havrasıdır. Es-savm ise de­ve kuşunun karnında olan pislikleri dışarı atmasıdır.[20]

45- "Şimdi o ülkelerde duvarlar tavanlarının üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve ulu saraylar vardır."

Ayette geçen mefhum şudur; köy ve kasabalarını helak ettik. Saraylar yükseklikleriyle ıssız ve kuyularda sularıy­la öylesine terkedilmiş haldedir. Ayette geçen "Eşşid" ke­limesi alçı ve sıva manasındadir. El-Meşid ise kireç, alçı ve benzeri şeylerle muhkemleştirilmiş, ulu ve yüce binadır. Bir rivayete göre taşlarla yapılmış, ulu bina ve saraydır.

Adiyy b. Zeyd şiirinde "Meşid" kelimesinin taş olduğu­nu ifade etmiştir:

"Sarayı, mermer, alçı ve kireçle bina edip yükseltti par­lattı ve döşedi.

Alçı ve kireç ise sadece katılaşıp bu şekle gelen çamur­dan ibarettir."[21]

Adiyy kendisi de Meşid kelimesini şiirinde Kur'an'ın ifa­de ettiği manada kullandığını söylemiştir. Ve o, ayet manasındadir demiş:

"Çünkü onu hadrın kardeşi bina etti, çünkü Dicle ve Ha-bur ona haraç ve vergi veriyor.

Mermer ile onu bina edip yükseltti ve onu alçıyla süsle­di kuşlar için onun zirvesinde yuvalar vardır. Havernak'm sahibi (Irak'ta bir saraydır) bir gün tefekkür etti. Çünkü gün gelecek Allah için tefekkür edilmesi gerekir.

Onun saltanatı ve sahip olduğu malı mülkü onu mutlu et­ti. Deniz ve sedir onun hizasındaydılar.

Ansızın onun kalbine birşey geldi ve dedi ki: Dirilerin yaptıkları bu gıptası da nedir er geç gideceği yer ölümdür.

Ve Esferu'l-Kiramoğullan ve Rum meliklerinden zikre­dilen hiç kimse kalmadı.

Sonra kurban edildiler gittiler, onlar sanki kurumuş bir yaprak misaliydiler, saba ve debur yelleri onları sarıp dür­dü götürdü."[22]

46- "Lakin sinelerdeki kalpler kör olur." Ayetteki mefhum ilmin mekanının kalp olduğunu be­lirtmektedir. Ve kalpten maksat başka bir uzuv olduğu iddia edilmemesinden ötürü bu açıklama yapılmıştır. Bu şu söz misalidir; kalp herşeyin özüdür.

47- "Muhakkak ki Rabbin nezdinde birgün, sizin say­makta olduklarınızdan bin yıl gibidir."

Ayetteki mefhum şudur; Allah dilediğine bin yıllık aza­bı bir gün miktarı veya bundan daha az miktar ya da bu mik­tardan daha fazla olarak da azap yaptırabilir. Ve hakeza Cennet ehlinin mükafatını da aynı şekilde yapabilir.

51-  "Ayetlerimiz hakkında birbirlerini aciz bırakır-casma yarışanlara gelince."

Güya aciz bırakmak isteyenler. Mesela; birine galip ge­lip onu Öldürmek istediğinde şöyle denilir: "Galebtuhu ve ka-teltuhu" Onu yendim ve öldürdüm. Bir rivayete göre ayette­ki ifade şöyledir; aciz bırakmak konusunda yarışanlar anla­mındadır. Bu şu söz misalidir; Sanki aciz bırakmak isteyen karşıtını mecalsiz yerine koyup öyle bilmektedir.

52- Biz senden önce hiç bir rasul ve nebi gönderme­dik ki"

Ayette geçen "Rasul" kelimesi anlam itibariyle hem be­şeri hem de melekleri kapsar. Nebi ise sadece beşere hastır. Bir rivayete göre Rasul; kendisine kitap gelip ve onu uygu­layan. Nebi ise; başkasının kitabına yani şeriatına göre hük­medendir.

"O bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileyi; ne ille de katmaya kalkışmasın"

Bu konuda İmam Cafer Sadık[23] şöyle demiş:

"Kavminin iman etmesini isteyen her nebinin umniy-yesine (dileğine) yani iman etmesini istediği kişiler hakkın­da şeytan mutlaka vesvese verir.[24]

"Nevarki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. gonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir"

Bu kavil üzerine şöyle rivayet edildiği söylenir; şeytanın peygamberlere vesvese vermesi şu bağlamda caiz olabilir; rahatsız edici bazı düşünce ve hatıralar ki onlar da ancak kav­mi iman etme hususunda pek geciktikleri zaman ve bunun yerine küfür düşmanlığı seçtiklerinde veya Allah'ın yardı­mı biraz geciktiği durumlarda ancak hasıl olur. Eğer "Um-niyye" kıraat bağlamında ele alınırsa, denilebilir ki insi ba­zı şeytanlar bunu yapabilir. Zaten o da ancak müşrik olan kasten Kur'an'da tahrifat yapar.

"Ne var ki Allah şeytanın katacağı şeyi iptal eder"

Yani onun bütün hilelerini boşa çıkarır.

"Sonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleşti­rir"

Burada "Temvih: karışıklık" veya "Telbis: hile-tuzak" (birer sanat isimleridir arapçada) caizdir.

Bir rivayete göre bu ayet, Rasululiah (s.a.v.) şurayı oku­duğundan dolayı indiği söyleniyor:

"Ve o diğer üçüncüsü olan Menat'a gelince, işte birin­ci ğaranik olayıdır. Şüphesiz o sayılan putların şefaatle­ri de temenni edilecektir."

Bu bir peygamber için putlardan yardım talebidir ve as­la mümkünatı da yoktur düşünülemez de. Keşke bu dedik­leri sabit olsa -olması da mümkün değildir- oysa nakledilen bu uydurma şeyde asla putlara olan herhangi bir övgü söz-konusu değildir. Çünkü kelamın mahreci İslama muhalif olanın zannı üzeredir tahkik ve teslimiyet üzere değildir.[25] Zira arap kelamında ve Kur'an'da buna benzer ifadeler çoktur, şöyleki:

"Dediler ki: Ey kendisine Kur'an'ı indirilen, sen mut­laka bir mecnunsun."                                   (Hicr: 15/6)

Yani kendi zannı üzerine ve iman edenlerin zannı üzere bu zikr indirilmiştir. Şayet bu bunu diyenin yanında olsay­dı zaten mecnun denilmezdi. Bir misal de şu ayette vardır:

"Tad bakalım, çünkü sen kendince, üstündün şeref­liydin!"                                                    (Duhan: 44/49)

Ayette kafirin cehennemde olan hallerinden biri tasvir edilmiştir. Sen kendine göre büyük ve ulu olduğunu zanne­diyordun öyleyse şimdi bu ifaden üzerine cehennemin aza­bından tat bakalım denilecektir. Bazı Yemen şairlerinin Cerir'i hicvederken dedikleri gibi:

"Kendine ve Kuleybe haber ver ilet ki, ben bübül misa­li ötüyorum ve ben ki Yemen'in çiçeğiyim."[26]

-Cevaben ona şöyle dedi Cerir:

"Sen benim çizdiğim resmettiğim tasvir ettiğim çizimler­den resmetmedin mi, Ey Zehretu'I-Yemen şimdi kim bir me-vize (vaaz) ve ibreti aleme şayandır."[27]

55- "Kısır bir günün azabı gelinceye dek"

Ayette geçen "Akim'den" kasıt şudur; şiddetli ve rahmet­ten uzak olan bir gündür. Bir rivayete göre benzeri olmayan tek gün manasrndadır. Bir rivayete göre de bu gün Bedir gü­nüdür.

67- "Öyle ise onlar bu işte seninle çekişmesinler"

Ayette mefhum şöyledir; onlar için, o şeyler hususunda niünazaa'nın yapılmasının yasaklanmasidır. Çekişmelerine konu olan şuydu; kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz da ni-çjn Allah'ın öldürdüğünü yemiyorsunuz? idi.

73- "Sinek onlardan bir şey kapsa onu da geri alamaz­lar"

Yani sinek onların yiyecek ve semerelerini ifsad edip on­lardan herhangi bir şey kapıp gitse demektir.[28]

76- "Onların önlerindekini de bilir"

Yani geçmişte işledikleri amellerdir.

"Arkalarındakini de bilir"

Yani en son işlediklerini de bilir.[29]

 



[1] İbni Munzir'in Katade'den çıkardığına göre şöyle demiş: Mek­ke'de nazil olan şu dört ayetin dışında hac suresi Medine'de nazil olmuş­tur: 52. ayetin başından 55. ayetin sonuna kadar olan (azabe yevmin akiyim)'e kadar. Ahmet, Ebu Davut, Timizi ve Hakim'in Akabe b. Amir'den çıkardıklarına göre şöyle dedim demiş:

"Ey Rasulullah Hac suresi iki secdeyle Kur'an'daki diğer surelere fa­ziletli mi kılındı?" diye sordum. RasuluUah da:

"Evet." dedi. "Secde ayetini okuduktan sonra secde etmeyecek­ler okumasınlar." dedi.

[2] (Murdiatun) hakkındaki görüş şöyle: Arapça'da müennes ke-limelerehas sıfatların sonuna, eğer fiil istenirse ta harfi bitiştirilir, eğer neseb istenirse " ta" dan soyutlanır yana gelmez. Mesela: Murdiun, de­diğin zaman kastın şu olur: sıfaatır yani emzikli kadındır ve bu durum­da ta harfi gelmez. Murdiatun, dediğin zaman yani o emzirme işini ya­pıyor demektir yani memesini çocuğun ağzına vermiş emziriyor veya do­yuruyor demektir ve burada işte Ta harfi sonuna bitişir. Edvau'1-Be-yan: 5/6-7.

"Başka çocukları emziren emzikli kadın gibi ve kendi kabilesinden ailesinden olan çocukları kaybetti."

Kastedilen şaşkınlık ve sapıklık ta budur. Dişileri andıran tadan arın­dırılıp has kılımrve ondan istiğna eder, çünkü lafız onun dişiliğine işa­ret ediyor. Fiilin manası da ona dönüyor ve ta ise ziyadedir. Tıpkı ziğa-det murdiaten üflen vekde de olduğu gibi.

[3] Ahmed, Buhari ve Müslim' in İbni Mes'ud'tan nakl ettiği ha­dis şöyle: Haddesena ve Huve sadikul masdut: Rasulullah bize anlattı ve o tasdik edilen sadıktır. "Her birinizin yaratılışında ilk kırk gün bir nut-fe halinde anne karnında durur. Sonra kırk gün bir kan pıhtısı ha­linde durur. Sonra kırk gün bir et parçası halinde durur.- Sonra bir melek gönderilir ve ona bir nefha üfürür (yani ruh) ve dört kelimey­le emr olunur ki; onların onun; rızkı, eceli, ameli ve kötü veya iyiler­den olduğu yazılır. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a and ol­sun ki; biriniz cennet ehlinin amelini yapar ta ki onunla arasında bir zira kalır, hemen hakkında yazılan alın yazısı öne geçer ve o anda ce­hennem ehlinin amelini yapar ve oraya girer. Biriniz cehennem eh­linin amelini yapar ta ki onunla arasında bir zira kadar mesafe ka­lır ve onun hakkında yazılan alın yazısı öne geçer ve cennet ehlinin amelini yapar ve oraya girer." Fethu'1-bari: 10/477. Müslim rakam: 2643. Müsnedl/382.

[4] Beyit divanında shf. 54; Tesiri. Kurtubi.12/13.

[5] Divanı shf.140. Divanı Cerir shf.2O. Eğani: 9; 18.E1-Ef al: 3/60. Muhakkik üzerinde pek durmamış. İbni Enbari'unin Şerhi seb'u tival shf. 19. Muhakkik Abdusselam Harun kimseye nisbet etmemiş.

[6] Divanı sh.l 15. Meani'l-Kebir: 1/496. El-îktitab shf.418. Usan madd. FeraaRuhu'l-Meani: 4/91. Nevadirİ Ebu Zeyd shf.186.

[7] Söyleyeni belirsizdir. Tefsiri Kurtubi: 12/19, Şerh îbni AkP: 1/237, Lisan madde: Şehrebe, Hazenetu'1-Edeb: 10/323.

[8] Beyit Cerir'indir. Abdulaziz b. Velid b. Abdul Melik'i medhe-diyor. Kurtubi Tefsiri: 12/23; Divan Cerir sh. 108 (Tuzca) ze ve ra ile ri­vayet ediliyor.

[9] Aynı kitabın önsözü 1/49'da. Mecazu'l-Kur'an: 2/46.

[10] İbni Ebu Şeybe, Buharİ ve Nesai'nin Ali (r.a)'den naklettik­leri haber şöyle: Husumet (Dava) için Rahman'ın indine ilk olarak kal­kıp gidecek olan benim. Kays b. Ubade bu ayetin (Bu rabbi hususunda mü­nakaşaya tutuşan iki guruptur) bunlar; bedir gününde teke tek karşılıklı çarpışan mü si umanlardan, Ali, Ubeyde ve Hamza ve müşriklerden ise, Şeybetebni Rabia, TJtbetebni Rabia ve Velid b.Utbedir'Ier. Fethu'1-Ba-ri 8/443.

[11] Sevaun şeklinde ref ile bütün kıraat alimleri okumuşlar ancak Hafs da bunların aksine nasb ile okumuş. İthaf shf: 314.

[12] 1/21 de daha önce hayatı tanımlanmıştı.

[13] Cassas şöyle demiş: Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi: "Allah Mekke'yi harem kısmına koymuştur. Oranın ev ve hane­leri setılamaz ve evleri kiraya verilemez."

Alkame b. Nadle şöyle demiş: Mekke'nin ev ve hançeri, Rasulullah (s.a.v), Ebu Bekir, Ömer ve Osman zamanında (Es-Sevaib) diye isimlen-dirilîrdi. İhtiyacı olup isteyen oturabilirdi. Ve diğer bundan müstağni olan­lar da oturabilirlerdi. İbni Ömer'den nakledildiğine göre.Ömer (r.a), ha­cılar dışında Mekke ehlinin kapılarının kapatılmasını yasaklamıştı. Ebu Hanife şöyle demiş: Mekke'nin ev ve hanelerinin alım satımında bir beis görmüyorum ancak arazilerinin satılmasına karşıyım. Muhtasar Ah-kamu'l-Kur'an 3/229. ve Diyorum ki zikredilen bu hadisi İbnİ Murdeveyh İbni Ömer'den Nebi (s.a.v)'in şöyle dediğini nakletmiş:

"Mekke mubahtır. Evleri kiraya verilmez ve ev vehaneleri alınıp satılamaz."

Şafiiye göre buna cevaz vardır ve bu hüküm harem kısmına hastır. Hürmeti konusunda bütün insanlar eşit konumdadır ve şu ayetle sabittir.

"Mescidi haram ki, orayı insanlar için eşit kıldık, bu taşralı olsun veya ahalisi olsun"

İbni Abbas 'a göre bu durum iki temel esasa daya^Vr.

1- Mekkedeki ev ve haneler sahiplerinin midir yoksa bütün insanla- -ra mı aittir?

2- Bu asi üzerine bina edilir. O da şudur: Mekke savaşarak zorla mı yok­sa savaşsız bir şekilde sulh ile mi feth edildi? Ahkamu'l Kur'an: 3/1275.

[14] Tefsiri Taberi.17/143. 96

[15] Tefsir Mücahid shf. 423.

[16] Beyit Onun değildir. Kuseyr'indir. Divanı: 321. Abdulaziz b. Metvan için yazdığı kasidesindendir.

[17] Beyit, Uceyr es-Selvi'nindir. Hanımına hitap ediyor, çünkü ha­nımı onu, malı dağıttığından dolayı kınıyor, doğrus uda budur.

Bir rivayete göre beyit, Urve b. Verd'indir. O daha meşhurdur. Eğa-ni: 11/149 ve onda (Yüzümü ekşitip buruşturayım mı o benim ilk ikramım-dır) var. Emali Züccaciy: 204' Şarhu'l-Hamase't-Tebriziy: 4/65; Garibu'l-Hadis Hattabi: 2/51; Divan Urve: 44.

[18] Onun Divanında: 221-222. Birincisi Tefsiru'I-Kurtubi: 12/64. Lisan ve es-Sıhah mad: Kana;ı. Faslu'l-Mak;ıl: 235; Şerh Fasiyh Saleb: 1/224. İkincisi ise Lisan ve Tac'da madde. Seraa.

[19] Beyiti îbni Eabari söylemiştir. Eddat shf: 297. Cevaliki şerh Edebu'l-Katibshf: 17.

[20] ) İbrıi Manzur şöyle demiş: "Samun neam; kuşun karnındaki gübre­sini a maşıdır ve buna Savm denilir. Muhkem'de şöyle geçer; Samen neamu savmen; yani kamında olanı dışan attı. Es-Savm İse; deve kuşunun (Urretu)'su deniliyor, yani düburundan attığıdır. El-Lisan madd. Saveme.

[21] 'ıBeyit divanında yoktur.

[22] Beyitler, Ady b. Zeyd'indir. Şiru'ş-Şuara: 130; Akdu'1-Fe-riyd: 3/126; Hamasetu'l-Basriyye: 1/408-409; İhtiyareyn: 710-715. El-Hadr: Cezire'de bir şehirdir. Kralı Safran idi.

[23] İmam Cafer isna aşeriye imamlarından biridir. Makalelerinde doğruluğa riayet ettiğinden Cafer Sadık demişlerdir. Ehli beytin büyük­lerinden ve tabiinin alimlerinden biridir. Medine'de hicri 148'de vefat et­miştir. Baki mezarlığına defnedilmiştir.

[24] Bir rivayete göre şöyle denilmiş: "Eğer rasul Allah rızası için ve onlara olan şefkatinden dolayı, gönderilen kavmin iman etmesini temenni et­mişse şeytan bunun aksini onun kalbine vesvese yapar ki o da küfür ve sapık­lıktır. Yani rasulun temenni ettiği küfür ve sapıklığı vesvese yapar demektir. Ve daha sonra Allah peygamberin kalbinden bütün bunları nesh eder.

[25] îbni Atiyye'nin dediğine göre "Garaniki'I Ula" olayı çeşitli tef­sir ve kitaplarda zikredilmiştir. Ancak Müslim, Buhari ve meşhur ilmi mu­sannan olan alimlerin kitaplarında zikredilmemiştir ve Kadı Iyad bunu için şöyle demiş:

"Bu yalan olayın böylesi sahih kitaplarda olmaması ve herhangi bir sika veya sahih rivayetlerde bahsi geçmemesi delil olarak sana yeterli­dir. Kaldı ki bu olayı tefsirciler ve tarihçiler oldukça abartmışlardır."

[26] Farisi'nin, Mesailu'l-Askeriyat: 14; Hasais: 2/461. Sırru Sana-atu'1-İrab: 1/405. Bu Zehretu'I-Yemeni'dir.

[27] Bu beyit Cerir'in cevaben yazdığıdır. Mahtutada birbirinden ayırmadan birbirine yapışık yazılmıştır. Divanı: 569. Mesailu'l-Askeri­yat: 75, Sırru Sanaatu'1-İrab: 1/405, Mesailu'l-Halebiyat: 82.

[28] Bu ayette şöyle ilmi bir mucize vardır; tıbbi olarak da ispatlan­mıştır ki, sinekler yiyeceklerden bir şeyin üzerine konup bir şey aldığın­da, o yiyeceğin ifsad olmaması İçin üzerine panzehir misali bir madde bı­rakır ve ifsad olmasını korur.

[29] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/89-105.