Hac Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 22. Sayfa
HAC SURESİ[1]
2- "Her emzikli kadın emzirdiğinden vaz geçer"
Emzirme fiili için kullanılan Murdiatun kelimesidir. Emzirme sıfatı için kullanılan ise Murdiun'dur[2]. Örneğin boşanmış kadının sıfatı İmreetun talık'tır. Doğumu yakın olan koyunun sıfatı ise Şatin mukribin'dir.
4- "O (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır..."
Yazılan kişiden kasıt Şeytandır.
"Kim ona boyun eğerse"
Yarii şeytana tabi olursa.
"Mulıakkakki o"
Yani şeytan.
"...Onu saptırır."
Tabi olan kişiyi saptırır.
5- "Hilkati belli-belirsiz bir lokma et parçası"
Yani şekli, tasviri artık tam olan bir et parçasıdır.[3]
"Sonra (kudretimizi) açıkça gösterelim diye"
Yani yaratılışınızın başlangıcını ve bir tertip haline getirilişinizin inşası demektir.
"Sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız"
Tıfl kelimesi bir cins isimdir. Müfred ve çoğul için itlak olunur.
"Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün"
Ayette geçen Hamideten kelimesi kupkuru veya toz halinde demektir.
Şair de şiirinde Hamideten kelimesini bu anlamda kullanmıştır:
"Kuteyle dedi ki, cisminde bir değişiklik ve salma yoktur ve elbiselerinin eskiyip çürüdüğünü görüyorum."[4]
Misranın sonunda gelen Hummeda kelimesi yırtık pırtık anlamında kullanılmış ve tam yukardaki ifadeye yakın bir manadadır.
"...O, kıpırdanır.."
Yanı suyu gördükten sonra yeryüzü hareketlenmeye başlar ,adeta gülümser gibi bitkiler yeşermeye başlar.
"Kabarır"
İçindekilerini dışarıya atmak için yeryüzü kabarıp nebatatım çıkarır ve yeşertir. Bir rivayete göre: o toprak ziyade-leşir ve İki misli olur. Bir rivayete göre: o toprak yükselir ve çoğalarak uzar durur.
Şair Ferezdak da şiirinde rebet kelimesini bu anlamlarda kullanmıştır:
"O bir cariyedir ki, onun damarları arasında ve Ali Ha-lit'ten olan Ebu Sehba'nın orasından çıkagelmiştir. Onun mihrini almaya içlerinden çıktıkları kimselerden daha çok hak sahibidir. Ve o da doğrulan çocukların odalarına gitmek ve kaçmak istiyor."[5]
Görüldüğü gibi şiirde de rebet kelimesi çoğalmak, misil-lenmek anlamlarında kullanılmıştır.
"Her çeşitten"
Ayette geçen Zevç kelimesi çeşit, tür ve nev manasında-dır. Bir rivayete göre renk manasmdadir.
"İç açıcı bitkiler."
Ayette geçen Behiyye kelimesi görenin içini açan veya hoşuna giden manasmdadır.
9- "Yanını eğip bükerek"
Ayette geçen Saniye İtfihi boynunu bükendir. Ama Tekebbür manasında kullanılmıştır.
Şemmah da şiirinde Saniye kelimesini bükmek ve eymek manasında kullanmıştır.
"Haber aldım ki, Rabi develeri otlattı ve bana doğru geliyor, sırıtarak ön dişlerini gösteriyor, mırıldanıyor. Benim hicvetmemi istemiyorsan benim gazabımdan kaçın ki benim iniş ve çıkışlarımın gazap ve şiddeti sana isabet etmesin."[6] Görüldüğü gibi burada Saniye kelimesi eğmek veya bükmek anlamında kullanılmıştır.
"Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir." Cümle hakikat üzere değil, mübalağa olarak gelmiştir. Zira Allahu Teala zerre kadar zulmetmez ve adildir. Çünkü, en ufak bir zulmün, kötülüğünü bilmekle ve onu yapmaktan müstağni olmakla beraber, ondan sadır olması, bizden en çok sadır olanı gibidir. Sebeb-i nüzul; Onlar toprağın özelliklerini, ahiret aleminin niceliğinive dünyada şartların değişmesiyle maslahatların değiştiğini bilmediklerinden dolayı dünyadaki sıkıntıları ve bazılarının dar gelirliliklerini zulüm diye addetmişlerdir.
11- "Allah'a yalnız bir yönden ibadet eder" Ayette geçen Harf, şek-şüphe anlamındadır. Bir rivayete göre: Harf ibadette olan zayıflıktır. Tıpkı şüphe üzerine duran gibi. Ayette gelen ise bir yön üzere yapılan tefsire en güzel tefsirdir.
13- "O, zararı faydasından daha yakın olan bir varlığa yalvarır."
Onun takdiri, Lam'ın konumunun sahih olması için ayette geçen (Yed'u) kelimesinin tehiridir.
"Andolsun ki sen benim dayımsın, Cerir kimin dayısı olursa şerefe nail olur ve dayılarına ikram eder."[7]
Şöyleki; (Lemen darruhu akrabe min nef'ihi yed'u: Zararı faydasından daha yakın olanı çağırıyor) Bir rivayete göre (Yed'u) 12. ayetteki (Hüve'd-dalalu'1-baid: Apaçık bir sapıklıktır.) Kavline mevsuldur. (Yed'u lemen darruhu) cümlesi mübtedadır, haberi ise; (le b'ise'l-mevla: ne kötü dosttur) cümlesidir.
15- "Allanın ona asla yardım etmeyeceğini, zannedenler ise"
Ayette yardım edilecekten maksat Muhammed (s.a.v.)'dir. Yardımın kesilmesini isteyenler yapabiliyor iseler kesilmesine vesile olsunlar bakalım. Bir rivayete göre: bu kin besleyen hasetçiye şöyle denilmesi gibidir (ihte-neka). Ebu Ubeyde'ye göre: yardımdan maksat yağmurdur. Bir rivayete göre (Ardun mansuratun)1, bu kabilden bir mana olup, yağmurlu yer veya mıntıka demektir. Ayetin siyakı ve (Fiddünya ve'1-ahireti) kavli bu manada olmadığını gösteriyor.
16- "İşte böylece biz, o Kur'an'i açık seçik indirdik" Yani apaçık bir üslup ile ve mucizevi bir nazm şekliyle
indirdik, demektir veya size yaratılışlarınızla ilgili ayetleri ve rızıklarınız için yeri canlandırma ile ilgili ayetleri açıkladığımız gibi indirdiklerimizle sizi doğru yola ilettik, demektir.
17- "Muhakkak ki Allah kıyamet gününde onlar arasında hükmeder"
Ayette geçen (İnne'llezine amenu) cümlesinin haberi (Yefsilu beynehüm) dur.
"Halife ki, şüphesiz Allah ona, onunla izzet şeref bulacağı gömleği giydirdi. Öyle ki havatimleri temenni ediyor."[8]
19- "Şu iki grup"
Ayette geçen iki gruptan maksat; biri Kur'an ehli diğeri de Ehl-i Kitap'tır.[9] Ebu Zer'den nakledildiğine göre: Bedir Savaşı'nda ön safta yer alan ve teke tek karşılıklı çarpışanlar hakkında nazil olmuştur.[10]
"İnkar edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir" Elbisenin giyilip te vücudu kapladığı gibi ateş te onları sarıp ihata edecektir.
20- "Bununla karınlarının içindeki ve derileri eritiîe-cektir."
Ayette geçen (Yusheru) kelimesi eritilmek manasmdadır. Bir rivayete göre: (Yusher) kelimesi pişmek manasmdadır.
22- "Izdiraptan dolayı oradan çıkma gayretlerinin her defasında, oraya geri döndürülürler"
Bir rivayete göre: Ateş onları ta üste doğru fırlatır, ner-deyse onlar çıkmak isterlerken cehennem zebanileri enselerinden tutup ateşin en alt derinliklerine atarlar.
25- "İnkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışırlar"
Burada müstakbel mazi üzerine atfedilmiştir. Zira takdiri vehum yesuddun'dur ve şu manadadır: Alıkoyup sed çekmek onların adetlerindendir, müslümanların ise iman ile mutmain olmaları adetlerindendir. (Ra'd; 14/28).
"Yerli ve taşralı ayrımı yapmaksızın Allah'ın yolundan alıkoyarlar"
Ayette geçen sevaun[11] kelimesi mübteda ile ref olunmuştur, el-akifun da onun haberidir. Merhum Şeyh Abdul-hamid'in[12] dediğine göre bu kelime nekire olmasıyla beraber mübteda olması da uygundur. Çünkü o umum ifade etmesi bakımından cins isim gibidir ve o belirtme (ahd) için kullanılan marife manasındadir. Bir rivayete göre sevaun kelimesinin, mübteda olan el-akifun üzerine mukaddem olmuş haber olması da caizdir. Yani takdiri şöyledir: (el-akifu ve'1-badi fihi sevaun) el-akifu: mukim, el-badi ise; mukim olmayan taşralı manasmdadır. Bu ayetten dolayı Mekke'deki[13] evlerin alım ve satımı caiz görülmemiştir.
"Kim orada zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız."
Yani haktan meyledip ilhad ile sed çekmek isterse demektir. İlk Önceleri ilhad haktan meyletme manasında iken daha sonra zulüm ile tefsir edilmiştir. Çünkü ilhad ve haktan sapma, zulüm ve başka şeylerle olduğundan dolayı, be harfi ayette iki kez tekrar edilmiştir.
26- "Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamıştık"
Ayette geçen Bevva'na kelimesi," kararlaştırdık" mana-sındadir. Bir görüşe göre de: O'na bildirdik veya öğrettik ma-nasındadır. Süddi'nin zikrettiğine göre bu olay şöyle olmuştur: Hafif esen bir rüzgarın, Beytullah'ın mekanını süpürüp temizlemekle belli etmiştir. Bu rüzgara El-hucuc[14] denilir. Bir rivayete göre: Beyaz bir bulutun Beytullah'ın mekanının miktarı kadar gölge etmesi ile belirlenmiştir.
27- "İnsanlar arasında Haccı ilan et ki, yaya olarak sana gelsinler"
Ayette geçen Ricaîen kelimesi ricl'in cem'idir.
"Yorgun argın develer üzerinde gelirler"
Ayette geçen ye'tine kelimesi er-rükab (binerek) manasında kullanılmıştır veya Külli damirin kavli cemaat manasını içermektedir.
"Nice uzak yollardan."
Ayette geçen el-fecc iki dağ arasındaki geçit veya yoldur. El-amik ise uzak demektir.
28- "Belli günlerde"
İbn-i Abbas'tan nakledildiğine göre: bu belli günlerden kasıt, Eyyami'l-uşr'dür. İbn-i Ömer'den rivayet edildiğine göre: Kurbanın birinci ve ondan sonra gelen iki ve üçüncü günleridir.
29- "Sonra kirlerini gidersinler"
Mücahid'den[15] rivayet edildiğine göre: Hac menasikle-xi ile ilgili ihtiyaçlarını gidermektir. Bunun hakikati Kaşfu'l-ihramdır. Zira Iügatta; Et-tefes kelimesi "kir, pas" anlamındadır. Bu kirlerin giderilmesi ise kılları tıraş edip temizlemekle ve tırnaklan kesmekle olur.
"Eski evi tavaf etsinler."
Bir rivayete göre; tufan dolayısıyla harap olduğundan atik denilmiştir. Diğer bir rivayete göre ise zalim diktatörlerin istilasına uğradığından atik denilmiştir. Ayette geçen (süm-me'1-yakdu) ve (ve'1-yufu) kelimelerinin sakin olması, atıf harflerinin üzerine geldikleri kelimenin aslmdanmış gibi olması, kelimede harekelerin peşpeşe gelmesi, istiskale (telaffuz zorluğuna) sebep olduğundan sakin getirilmiştir. Sümme'mriun ve'mriun) misalinde vasıl elifinden sonrakilerin sakin getirilmesi gibidir.
30- "O, halde pislikten, putlardan sakının" Ayette gelen "Min" harfi teb'id için değil cinsin tebyi-
ni(açıklaması) için gelmiştir.
31- "Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o gökten düşüp parçalanmış ta kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgar onu uzak bir yere sürüklemiş gibidir."
Yani onun kurtuluş ve imdadının kesilmesi hali, gökten düşen kişinin kuşların onu parçalayıp ve rüzgarın da onu savurup götürmesi durumuna benzetilmiştir.
32- "Her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse" Ayette geçen Şeair'den kasıt hac menasıkleridir. Bir rivayete göre Hac menasikleri için belirlenmiş kurbanlık devenin beslenip büyütülerek semizleştirilmesidir.
33- "Belli bir süreye kadar"
Ayette olan mefhum mana şudur: Kurbanlık için belirlenmiş deveye gerdanlık veya bilinmesi için halka takılmasıdır. Bir rivayete görede kesim zamanına kadar demektir.
34- "Biz her ümmete hayvan cinsleri gerekli kıldık" Ayette kastedilen mana şudur: Bir rivayete göre: Bayram diğer görüşe göre ise kurbanlıklardır. Diğer bir görüşe göre ise Hacc'tır.
"O ihlash ve mütevazi insanları müjdele!" Yani Allah'ın zikri ile tatmin olanlardır.
35- "Onlar öyle kimseler ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer"
Ayette geçen El-Vecel ifadesi kayb olma korkusunun anlarında ve Allah'ın hukuklarını eda edememe ve gitme korkusuyla hasıl olan bir durumdur.
Tuma'nine ise daha sahih ve yakini bir imanın, Allah'ı tanıma bakımından, göğsün iyice ferahlamasından dolayı hasıl ilan bir haleti ruhiyedir. Bu hallerden her biri birbirinden farklı haller olduğundan dolayı ve zahirinde tezat varmış gibi görünmekle beraber iki hail arasında cem yapılması uygun görülmüştür. Şu ayeti celile her iki halet için daha iyi bir açıklama yapmaktadır:
"Rablerinden korkanların bu kitaptan derileri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalpleri, Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar." (Zümer: 39/23)
36- "Büyük baş hayvan veya deve..."
Ayette geçen EI-Budn kelimesi kurban için beslenip se-mizleştirilen devedir. Mesela "Beddentu'n-nakete" deveyi besleyip semizleştirdim demektir. Bir rivayete göre deve ve sığırlardan her birine budn denilir.
"Allah'ın işaretlerinden kıldık..."
Ayette geçen Şeair kelimesi dinin öğretileridir.
"Şu halde onlar ayakları üzerinde dururken üzerlerine Allahın ismini anın."
Ayette mefhum şudur; kurban edilecek hayvanın kordonundan iyice tutularak Allah'ın ismi anılıp öyle kesilir demektir.
"Yan üstü yere düştüklerinde ise" Ayette geçen "Vecebet" kelimesi düşmek manasmdadır. Şemmah şöyle dedi:
"Yemine and içtim, öyle kî onun için bütün yanlar dürü-lüp düştü ve onun alınları secde ediyorlardı."[16]
"İhtiyacını gizleyen ve gizlemeyen fakirlere kurban etinden yedirin"
Ayette geçen el-Kaniu kelimesi istemeyip fakat hedyın etinden kendisine gelmesini bekleyendir. El-Mu'ter ise gelip hedyin etinden isteyendir.
"Ey Umme Malik gelip kapıyı çalıp isteyene sor. Ve kaynayan tencerem ve kestiğimden isterse ona ver. Müjdemi tebdil edip değiştireyim mi ki o benim ilk misafir ikramım ve ziyafetimdir. Ona münkerlerimi değil, iyiliklerimi kılacağım."[17]
Bir rivayete göre el-Kanıu kelimesi biraz önceki mananın aksinedir. El-Kaniu ise el-Kunu'dan türemiştir, istemek veya taleb etmektir. Ve el-Kanaatu ise halinden razı olan manasmdadır.
Şemmah şiirinde el-Kunu kelimesini istemek anlamında kullanmıştır:
"Kişinin malı onu ıslah eder ve müstağni kılar. Kanaat ka-rane fakirlik dilenmekten üstündür. Onunla günler sonra kendisine arız olacak ayıp ve kusurları örtülür."[18]
39- "Kendileriyle savaşılanlara zulme uğramış olmaları sebebiyle, izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette Kadirdir."
Bu ayeti kerime savaş hakkında inen ilk ayettir.
40- "Kiliseler"
Hristiyan kiliseleri kastedilmektedir.
"Havralar"
Yahudilerin havra ve mabedleri kastedilmektedir. Ayette geçen Selavatun kelimesinin aslı Salute'dir ama arapça-laştırıldıktan sonra Salat olmuştur.
İbnu'l-Enbari de şiirinde salat'ın yahudi havrası olduğunu beyan etmiştir;
"Allah'tan kork! Yahudi kilise ve havralarını terket, zira kilise ve havralarda fesat vardır."[19]
Şiirde geçen es-Salat yahudi havrasıdır. Es-savm ise deve kuşunun karnında olan pislikleri dışarı atmasıdır.[20]
45- "Şimdi o ülkelerde duvarlar tavanlarının üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve ulu saraylar vardır."
Ayette geçen mefhum şudur; köy ve kasabalarını helak ettik. Saraylar yükseklikleriyle ıssız ve kuyularda sularıyla öylesine terkedilmiş haldedir. Ayette geçen "Eşşid" kelimesi alçı ve sıva manasındadir. El-Meşid ise kireç, alçı ve benzeri şeylerle muhkemleştirilmiş, ulu ve yüce binadır. Bir rivayete göre taşlarla yapılmış, ulu bina ve saraydır.
Adiyy b. Zeyd şiirinde "Meşid" kelimesinin taş olduğunu ifade etmiştir:
"Sarayı, mermer, alçı ve kireçle bina edip yükseltti parlattı ve döşedi.
Alçı ve kireç ise sadece katılaşıp bu şekle gelen çamurdan ibarettir."[21]
Adiyy kendisi de Meşid kelimesini şiirinde Kur'an'ın ifade ettiği manada kullandığını söylemiştir. Ve o, ayet manasındadir demiş:
"Çünkü onu hadrın kardeşi bina etti, çünkü Dicle ve Ha-bur ona haraç ve vergi veriyor.
Mermer ile onu bina edip yükseltti ve onu alçıyla süsledi kuşlar için onun zirvesinde yuvalar vardır. Havernak'm sahibi (Irak'ta bir saraydır) bir gün tefekkür etti. Çünkü gün gelecek Allah için tefekkür edilmesi gerekir.
Onun saltanatı ve sahip olduğu malı mülkü onu mutlu etti. Deniz ve sedir onun hizasındaydılar.
Ansızın onun kalbine birşey geldi ve dedi ki: Dirilerin yaptıkları bu gıptası da nedir er geç gideceği yer ölümdür.
Ve Esferu'l-Kiramoğullan ve Rum meliklerinden zikredilen hiç kimse kalmadı.
Sonra kurban edildiler gittiler, onlar sanki kurumuş bir yaprak misaliydiler, saba ve debur yelleri onları sarıp dürdü götürdü."[22]
46- "Lakin sinelerdeki kalpler kör olur." Ayetteki mefhum ilmin mekanının kalp olduğunu belirtmektedir. Ve kalpten maksat başka bir uzuv olduğu iddia edilmemesinden ötürü bu açıklama yapılmıştır. Bu şu söz misalidir; kalp herşeyin özüdür.
47- "Muhakkak ki Rabbin nezdinde birgün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir."
Ayetteki mefhum şudur; Allah dilediğine bin yıllık azabı bir gün miktarı veya bundan daha az miktar ya da bu miktardan daha fazla olarak da azap yaptırabilir. Ve hakeza Cennet ehlinin mükafatını da aynı şekilde yapabilir.
51- "Ayetlerimiz hakkında birbirlerini aciz bırakır-casma yarışanlara gelince."
Güya aciz bırakmak isteyenler. Mesela; birine galip gelip onu Öldürmek istediğinde şöyle denilir: "Galebtuhu ve ka-teltuhu" Onu yendim ve öldürdüm. Bir rivayete göre ayetteki ifade şöyledir; aciz bırakmak konusunda yarışanlar anlamındadır. Bu şu söz misalidir; Sanki aciz bırakmak isteyen karşıtını mecalsiz yerine koyup öyle bilmektedir.
52- Biz senden önce hiç bir rasul ve nebi göndermedik ki"
Ayette geçen "Rasul" kelimesi anlam itibariyle hem beşeri hem de melekleri kapsar. Nebi ise sadece beşere hastır. Bir rivayete göre Rasul; kendisine kitap gelip ve onu uygulayan. Nebi ise; başkasının kitabına yani şeriatına göre hükmedendir.
"O bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileyi; ne ille de katmaya kalkışmasın"
Bu konuda İmam Cafer Sadık[23] şöyle demiş:
"Kavminin iman etmesini isteyen her nebinin umniy-yesine (dileğine) yani iman etmesini istediği kişiler hakkında şeytan mutlaka vesvese verir.[24]
"Nevarki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. gonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir"
Bu kavil üzerine şöyle rivayet edildiği söylenir; şeytanın peygamberlere vesvese vermesi şu bağlamda caiz olabilir; rahatsız edici bazı düşünce ve hatıralar ki onlar da ancak kavmi iman etme hususunda pek geciktikleri zaman ve bunun yerine küfür düşmanlığı seçtiklerinde veya Allah'ın yardımı biraz geciktiği durumlarda ancak hasıl olur. Eğer "Um-niyye" kıraat bağlamında ele alınırsa, denilebilir ki insi bazı şeytanlar bunu yapabilir. Zaten o da ancak müşrik olan kasten Kur'an'da tahrifat yapar.
"Ne var ki Allah şeytanın katacağı şeyi iptal eder"
Yani onun bütün hilelerini boşa çıkarır.
"Sonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir"
Burada "Temvih: karışıklık" veya "Telbis: hile-tuzak" (birer sanat isimleridir arapçada) caizdir.
Bir rivayete göre bu ayet, Rasululiah (s.a.v.) şurayı okuduğundan dolayı indiği söyleniyor:
"Ve o diğer üçüncüsü olan Menat'a gelince, işte birinci ğaranik olayıdır. Şüphesiz o sayılan putların şefaatleri de temenni edilecektir."
Bu bir peygamber için putlardan yardım talebidir ve asla mümkünatı da yoktur düşünülemez de. Keşke bu dedikleri sabit olsa -olması da mümkün değildir- oysa nakledilen bu uydurma şeyde asla putlara olan herhangi bir övgü söz-konusu değildir. Çünkü kelamın mahreci İslama muhalif olanın zannı üzeredir tahkik ve teslimiyet üzere değildir.[25] Zira arap kelamında ve Kur'an'da buna benzer ifadeler çoktur, şöyleki:
"Dediler ki: Ey kendisine Kur'an'ı indirilen, sen mutlaka bir mecnunsun." (Hicr: 15/6)
Yani kendi zannı üzerine ve iman edenlerin zannı üzere bu zikr indirilmiştir. Şayet bu bunu diyenin yanında olsaydı zaten mecnun denilmezdi. Bir misal de şu ayette vardır:
"Tad bakalım, çünkü sen kendince, üstündün şerefliydin!" (Duhan: 44/49)
Ayette kafirin cehennemde olan hallerinden biri tasvir edilmiştir. Sen kendine göre büyük ve ulu olduğunu zannediyordun öyleyse şimdi bu ifaden üzerine cehennemin azabından tat bakalım denilecektir. Bazı Yemen şairlerinin Cerir'i hicvederken dedikleri gibi:
"Kendine ve Kuleybe haber ver ilet ki, ben bübül misali ötüyorum ve ben ki Yemen'in çiçeğiyim."[26]
-Cevaben ona şöyle dedi Cerir:
"Sen benim çizdiğim resmettiğim tasvir ettiğim çizimlerden resmetmedin mi, Ey Zehretu'I-Yemen şimdi kim bir me-vize (vaaz) ve ibreti aleme şayandır."[27]
55- "Kısır bir günün azabı gelinceye dek"
Ayette geçen "Akim'den" kasıt şudur; şiddetli ve rahmetten uzak olan bir gündür. Bir rivayete göre benzeri olmayan tek gün manasrndadır. Bir rivayete göre de bu gün Bedir günüdür.
67- "Öyle ise onlar bu işte seninle çekişmesinler"
Ayette mefhum şöyledir; onlar için, o şeyler hususunda niünazaa'nın yapılmasının yasaklanmasidır. Çekişmelerine konu olan şuydu; kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz da ni-çjn Allah'ın öldürdüğünü yemiyorsunuz? idi.
73- "Sinek onlardan bir şey kapsa onu da geri alamazlar"
Yani sinek onların yiyecek ve semerelerini ifsad edip onlardan herhangi bir şey kapıp gitse demektir.[28]
76- "Onların önlerindekini de bilir"
Yani geçmişte işledikleri amellerdir.
"Arkalarındakini de bilir"
Yani en son işlediklerini de bilir.[29]
[1] İbni Munzir'in Katade'den çıkardığına göre şöyle demiş: Mekke'de nazil olan şu dört ayetin dışında hac suresi Medine'de nazil olmuştur: 52. ayetin başından 55. ayetin sonuna kadar olan (azabe yevmin akiyim)'e kadar. Ahmet, Ebu Davut, Timizi ve Hakim'in Akabe b. Amir'den çıkardıklarına göre şöyle dedim demiş:
"Ey Rasulullah Hac suresi iki secdeyle Kur'an'daki diğer surelere faziletli mi kılındı?" diye sordum. RasuluUah da:
"Evet." dedi. "Secde ayetini okuduktan sonra secde etmeyecekler okumasınlar." dedi.
[2] (Murdiatun) hakkındaki görüş şöyle: Arapça'da müennes ke-limelerehas sıfatların sonuna, eğer fiil istenirse ta harfi bitiştirilir, eğer neseb istenirse " ta" dan soyutlanır yana gelmez. Mesela: Murdiun, dediğin zaman kastın şu olur: sıfaatır yani emzikli kadındır ve bu durumda ta harfi gelmez. Murdiatun, dediğin zaman yani o emzirme işini yapıyor demektir yani memesini çocuğun ağzına vermiş emziriyor veya doyuruyor demektir ve burada işte Ta harfi sonuna bitişir. Edvau'1-Be-yan: 5/6-7.
"Başka çocukları emziren emzikli kadın gibi ve kendi kabilesinden ailesinden olan çocukları kaybetti."
Kastedilen şaşkınlık ve sapıklık ta budur. Dişileri andıran tadan arındırılıp has kılımrve ondan istiğna eder, çünkü lafız onun dişiliğine işaret ediyor. Fiilin manası da ona dönüyor ve ta ise ziyadedir. Tıpkı ziğa-det murdiaten üflen vekde de olduğu gibi.
[3] Ahmed, Buhari ve Müslim' in İbni Mes'ud'tan nakl ettiği hadis şöyle: Haddesena ve Huve sadikul masdut: Rasulullah bize anlattı ve o tasdik edilen sadıktır. "Her birinizin yaratılışında ilk kırk gün bir nut-fe halinde anne karnında durur. Sonra kırk gün bir kan pıhtısı halinde durur. Sonra kırk gün bir et parçası halinde durur.- Sonra bir melek gönderilir ve ona bir nefha üfürür (yani ruh) ve dört kelimeyle emr olunur ki; onların onun; rızkı, eceli, ameli ve kötü veya iyilerden olduğu yazılır. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a and olsun ki; biriniz cennet ehlinin amelini yapar ta ki onunla arasında bir zira kalır, hemen hakkında yazılan alın yazısı öne geçer ve o anda cehennem ehlinin amelini yapar ve oraya girer. Biriniz cehennem ehlinin amelini yapar ta ki onunla arasında bir zira kadar mesafe kalır ve onun hakkında yazılan alın yazısı öne geçer ve cennet ehlinin amelini yapar ve oraya girer." Fethu'1-bari: 10/477. Müslim rakam: 2643. Müsnedl/382.
[4] Beyit divanında shf. 54; Tesiri. Kurtubi.12/13.
[5] Divanı shf.140. Divanı Cerir shf.2O. Eğani: 9; 18.E1-Ef al: 3/60. Muhakkik üzerinde pek durmamış. İbni Enbari'unin Şerhi seb'u tival shf. 19. Muhakkik Abdusselam Harun kimseye nisbet etmemiş.
[6] Divanı sh.l 15. Meani'l-Kebir: 1/496. El-îktitab shf.418. Usan madd. FeraaRuhu'l-Meani: 4/91. Nevadirİ Ebu Zeyd shf.186.
[7] Söyleyeni belirsizdir. Tefsiri Kurtubi: 12/19, Şerh îbni AkP: 1/237, Lisan madde: Şehrebe, Hazenetu'1-Edeb: 10/323.
[8] Beyit Cerir'indir. Abdulaziz b. Velid b. Abdul Melik'i medhe-diyor. Kurtubi Tefsiri: 12/23; Divan Cerir sh. 108 (Tuzca) ze ve ra ile rivayet ediliyor.
[9] Aynı kitabın önsözü 1/49'da. Mecazu'l-Kur'an: 2/46.
[10] İbni Ebu Şeybe, Buharİ ve Nesai'nin Ali (r.a)'den naklettikleri haber şöyle: Husumet (Dava) için Rahman'ın indine ilk olarak kalkıp gidecek olan benim. Kays b. Ubade bu ayetin (Bu rabbi hususunda münakaşaya tutuşan iki guruptur) bunlar; bedir gününde teke tek karşılıklı çarpışan mü si umanlardan, Ali, Ubeyde ve Hamza ve müşriklerden ise, Şeybetebni Rabia, TJtbetebni Rabia ve Velid b.Utbedir'Ier. Fethu'1-Ba-ri 8/443.
[11] Sevaun şeklinde ref ile bütün kıraat alimleri okumuşlar ancak Hafs da bunların aksine nasb ile okumuş. İthaf shf: 314.
[12] 1/21 de daha önce hayatı tanımlanmıştı.
[13] Cassas şöyle demiş: Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi: "Allah Mekke'yi harem kısmına koymuştur. Oranın ev ve haneleri setılamaz ve evleri kiraya verilemez."
Alkame b. Nadle şöyle demiş: Mekke'nin ev ve hançeri, Rasulullah (s.a.v), Ebu Bekir, Ömer ve Osman zamanında (Es-Sevaib) diye isimlen-dirilîrdi. İhtiyacı olup isteyen oturabilirdi. Ve diğer bundan müstağni olanlar da oturabilirlerdi. İbni Ömer'den nakledildiğine göre.Ömer (r.a), hacılar dışında Mekke ehlinin kapılarının kapatılmasını yasaklamıştı. Ebu Hanife şöyle demiş: Mekke'nin ev ve hanelerinin alım satımında bir beis görmüyorum ancak arazilerinin satılmasına karşıyım. Muhtasar Ah-kamu'l-Kur'an 3/229. ve Diyorum ki zikredilen bu hadisi İbnİ Murdeveyh İbni Ömer'den Nebi (s.a.v)'in şöyle dediğini nakletmiş:
"Mekke mubahtır. Evleri kiraya verilmez ve ev vehaneleri alınıp satılamaz."
Şafiiye göre buna cevaz vardır ve bu hüküm harem kısmına hastır. Hürmeti konusunda bütün insanlar eşit konumdadır ve şu ayetle sabittir.
"Mescidi haram ki, orayı insanlar için eşit kıldık, bu taşralı olsun veya ahalisi olsun"
İbni Abbas 'a göre bu durum iki temel esasa daya^Vr.
1- Mekkedeki ev ve haneler sahiplerinin midir yoksa bütün insanla- -ra mı aittir?
2- Bu asi üzerine bina edilir. O da şudur: Mekke savaşarak zorla mı yoksa savaşsız bir şekilde sulh ile mi feth edildi? Ahkamu'l Kur'an: 3/1275.
[14] Tefsiri Taberi.17/143. 96
[15] Tefsir Mücahid shf. 423.
[16] Beyit Onun değildir. Kuseyr'indir. Divanı: 321. Abdulaziz b. Metvan için yazdığı kasidesindendir.
[17] Beyit, Uceyr es-Selvi'nindir. Hanımına hitap ediyor, çünkü hanımı onu, malı dağıttığından dolayı kınıyor, doğrus uda budur.
Bir rivayete göre beyit, Urve b. Verd'indir. O daha meşhurdur. Eğa-ni: 11/149 ve onda (Yüzümü ekşitip buruşturayım mı o benim ilk ikramım-dır) var. Emali Züccaciy: 204' Şarhu'l-Hamase't-Tebriziy: 4/65; Garibu'l-Hadis Hattabi: 2/51; Divan Urve: 44.
[18] Onun Divanında: 221-222. Birincisi Tefsiru'I-Kurtubi: 12/64. Lisan ve es-Sıhah mad: Kana;ı. Faslu'l-Mak;ıl: 235; Şerh Fasiyh Saleb: 1/224. İkincisi ise Lisan ve Tac'da madde. Seraa.
[19] Beyiti îbni Eabari söylemiştir. Eddat shf: 297. Cevaliki şerh Edebu'l-Katibshf: 17.
[20] ) İbrıi Manzur şöyle demiş: "Samun neam; kuşun karnındaki gübresini a maşıdır ve buna Savm denilir. Muhkem'de şöyle geçer; Samen neamu savmen; yani kamında olanı dışan attı. Es-Savm İse; deve kuşunun (Urretu)'su deniliyor, yani düburundan attığıdır. El-Lisan madd. Saveme.
[21] 'ıBeyit divanında yoktur.
[22] Beyitler, Ady b. Zeyd'indir. Şiru'ş-Şuara: 130; Akdu'1-Fe-riyd: 3/126; Hamasetu'l-Basriyye: 1/408-409; İhtiyareyn: 710-715. El-Hadr: Cezire'de bir şehirdir. Kralı Safran idi.
[23] İmam Cafer isna aşeriye imamlarından biridir. Makalelerinde doğruluğa riayet ettiğinden Cafer Sadık demişlerdir. Ehli beytin büyüklerinden ve tabiinin alimlerinden biridir. Medine'de hicri 148'de vefat etmiştir. Baki mezarlığına defnedilmiştir.
[24] Bir rivayete göre şöyle denilmiş: "Eğer rasul Allah rızası için ve onlara olan şefkatinden dolayı, gönderilen kavmin iman etmesini temenni etmişse şeytan bunun aksini onun kalbine vesvese yapar ki o da küfür ve sapıklıktır. Yani rasulun temenni ettiği küfür ve sapıklığı vesvese yapar demektir. Ve daha sonra Allah peygamberin kalbinden bütün bunları nesh eder.
[25] îbni Atiyye'nin dediğine göre "Garaniki'I Ula" olayı çeşitli tefsir ve kitaplarda zikredilmiştir. Ancak Müslim, Buhari ve meşhur ilmi musannan olan alimlerin kitaplarında zikredilmemiştir ve Kadı Iyad bunu için şöyle demiş:
"Bu yalan olayın böylesi sahih kitaplarda olmaması ve herhangi bir sika veya sahih rivayetlerde bahsi geçmemesi delil olarak sana yeterlidir. Kaldı ki bu olayı tefsirciler ve tarihçiler oldukça abartmışlardır."
[26] Farisi'nin, Mesailu'l-Askeriyat: 14; Hasais: 2/461. Sırru Sana-atu'1-İrab: 1/405. Bu Zehretu'I-Yemeni'dir.
[27] Bu beyit Cerir'in cevaben yazdığıdır. Mahtutada birbirinden ayırmadan birbirine yapışık yazılmıştır. Divanı: 569. Mesailu'l-Askeriyat: 75, Sırru Sanaatu'1-İrab: 1/405, Mesailu'l-Halebiyat: 82.
[28] Bu ayette şöyle ilmi bir mucize vardır; tıbbi olarak da ispatlanmıştır ki, sinekler yiyeceklerden bir şeyin üzerine konup bir şey aldığında, o yiyeceğin ifsad olmaması İçin üzerine panzehir misali bir madde bırakır ve ifsad olmasını korur.
[29] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/89-105.
İslami Okul Okulların En Önemlisi