Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mumınun Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 23. Sayfa

MUMINUN SURESİ[1]

 

1- "Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir."

îbni Abbas'tan nakledildiğine göre manası şudur; yani müminler istediklerini elde ettiler ve kaçındıkları şeyden de kurtuldular.

2-  "Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler." Yani kalpleriyle korku ve azalarıyla da sükunet ve huşu

içindeler demektir.

4- "Onlarki, zekat vazifelerini yerine getirirler." Zekat malı temizlediğinden dolayı fiil lafzıyla gelip eda edilmesinin ve çıkartılmasının ifade edilmesi daha evladır.

11- "Firdevs'e varis olan bu kimseler" Firdevs cennetin en ulu ve yüce yerlerindendir. Firdevs'in cennetin en ali yerlerinden biri olduğuna da­ir Kutrub da şiirinde ifade etmiştir:

"Ey iki arkadaşım ikiniz de bakın ki sizi yüce bir dere­ce ve Firdevs'ten uzun bir gölge sizi içine alıp himaye etsin. Siz ikiniz, kadınları taşıyan develeri gördünüzmü ki onlar­dan sonra uzun uzun kumluk olan yerler gelir."[2]

12- "And olsun ki, biz insanı, çamurdan süzülüp çıka­rılmış bir özden yarattık."

Yani Adem'den. Yani Sulaîetu külli şey ve seliletuhu de­mek hulasası demektir.

"Hind ancak arapların bir ilk tayıdır. Öyle ki süratli at­larda tecelli edip çıkan bir katır cinsidir.

Eğer ondan erkek asil bir tay çıkarsa ancak o buna layık­tır. Eğer asil karışmazsa asil bir tay getirmez."[3]

13- "Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik."

Ayette geçen Nutfe; çocuğun meydana geldiği sudur. Nutfenin aslı saf sudur.

Ammare de şiirinde nutfenin aslının saf su olduğunu belirtmiştir.

"Hiçbir zaman mülaim iyimser bir nefeste sertlik ve ka­tılık yer demeyecektir. Nefis ancak belirli bir yerde karar kıl­mış bir nutfedir. Bulandırılmadığı ve hile karıştırılın adığı za­man nutfe saftır."[4]

14- "Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik" Ayette geçen el-Alekatu, pıhtılaşmış kandır.

"Öyle şerefli ve kuvvetli bir vuruş vurayım ki o vuruşum­da boynuna vuracağımı gizleyeyim kimse bilmesin.

. Felaketin o korkunç dehşet ve kapalı anma müşahede et­tim ve mızrağı vurduğumda onu pıhtılaşmış kanla çıkarı­rım."[5]

"Müteakiben kan pıhtısını bir lokmacık et yaptık"

Ayette geçen "Mudğa" et parçasıdır. Zuheyr de şiirinde Mudğa'nın et parçası olduğunu ifade etmiştir.

"Et parçası orada karışıp ve sertleşerek oynayıp atarsa o zaman böğrün üstünde bir hastalık oluşur. Onu çığ ile tutup ısınrsan ve ondan nefret edip bıkarsan işte o zaman istersen onun yanımda çaresi vardır. Tedavisi mümkündür."[6]

"Bu bir lokmacık eti, kemiklere çevirdik."

Küçük ve büyük, yuvarlak ve uzun, kıkırdak ve sert olan bütün kemikleri farklılıklarıyla beraber sayılan bütün bu mer­halelerden sonra bir iskelet haline gelmiştir.

"Sonunda onu bambaşka bir mahluk olarak teşekkül ettirdik"

Yani iskelete Ruh'u üfürmekle. Bir rivayete göre kılla­rı ve dişleri bitirip çıkartmakla. Bir görüşe göre tasvir edi­len bu inşa hali dördüncü senededir. Çünkü cenin noksan iken terakkiyet ve tamamlanmaya veya kamil olmaya doğ­ru şekillenen veya büyüyen senelerdeki çağdadır. Zira bir şey henüz tamamlanmadan önce adem (yok) hükmünde olduğun­dan dolayı, Firaset ve astronomi ilimlerinde uzman veya ma­hir olanlar, çocukların ahlak ve hallerini göz önünde bulun­durmaz ve yıldızların tespitini ancak onların dördüncü se­nesinde kale alırlar, yeni ayın ve yıldız suretlerini de oradan alırlar.

17- "Andolsun ki sizin üzerinizde yedi yol yarattık" Maksat yedi kat göktür. Çünkü oralar meleklerin yolla­rı olduğundan dolayı bu isim verilmiştir. Bir rivayete göre göğün tabakaları üst üste tabakalandığmdan dolayı bu isim verilmiştir. Mesela ayakkabıyı üst üste koymaya şöyle de­nilir; Atrektun-na'le.

"Süratle onun aldığını, aldım a kardeşim, tembelleşme-diler. Ta ki dün doğduktan sonra ona ulaştık. Parçalanmış es­ki bir ayakkabıyla çatlamış yanları korunuyor orada üst üs­te koyduktan sonra sıkılaştınp sırımını çekerek sağlamlaştırdım."[7]

20- "Turi Sina'da dahi yetişen bir ağaç meydana ge­tirdik ki"

Ayette geçen "Seyna" kelimesi feal vezninde gelmiştir. Tıpkı Deyyar ve Keyyam kelimeleri gibi. Sinau ve sinahu fial veznindedir. Dimas ve kiyat kelimeleri gibi. Fetha ile gelmesi daha evladır, çünkü "La Fi'lae" gayrı munsanftır. Bir rivayete göre kesreyle gelmesi daha evladır. Şu ayette olduğu gibi:

"Turi sinaya yemin olsunki."                    (Tin: 95/1)

"Bu ağaç hem yağ hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri zeytin verir"

Bir rivayete göre ayette^geçen Bid-duhn kelimesinin ba­şındaki Baîıarfi zaidtir. Ve araplann kelamında sıkça kul­lanılır. Huzeli'nin şiirinde de görüldüğü gibi;

"Ey genç Numan ile beraber hiç biri inmedi kavmimden Öyle değil mi zayıf ve mahrum yaratılmadı. Harbin karde­şi eğer savaş onu ısırır ise o da savaşı ısırır eğer savaş de­vam ederse o da var gücüyle devam eder.[8]

Şirde geçen Ba harfi zaidtir.Yani "Adethu'I-harbu"

Ba harfinin zaid olduğu başka misal.

"Su onun karınlarında döküldü çeşitli yarıklarla akıp gitti."[9]

Yani "Tetayerne eştaten" Bizim yanımızda zaid olan hiç bir şey yoktur ve her şeyin bir manası vardır. Burada ise "Ba" mn sahih manaları vardır.

1. Cümlenin takdirini şöyle getirmiştir; Tenbutu ma ten-butu ved-duhnu fiha. Yani ondan ne çıkmaz ki hatta yağ da çıkar.

Sa'Iebe b. Huzn de şiirinde Banın bir faydasını sunmuş­tur;

"Kuzu veya tayın şevklendiği gibi şevklenip oynadı ve haddi aşıp oynayarak murudta içinde olarak ipi kestirdi at­tı. Parmakların itmesiyle aksi ve kötü huylu hayvanı geri tep­ti."[10]

İfade şöyledir; ennehu kateahu velmurude fihi. Yani kestiklerinin arasında murud da vardı.

2. Faydası; onun kendisinden yağ çıkarılan semeresinden sonra yağın çıktığını ifade eder. Fiil mana bakımından iki mefule taaluk ettiğinden her iki durumda halden hale girdi­ğini ifade ediyor. Onlar da semere ve yağdır ve şiddetle ba harfinin gelişine takviyesine ihtiyaç duyarlar.

3. Fayda: Nebt kelimesinin bir sıfat harfiyle gelmesi mi­sali, Enbete de burada lazımı olarak gelmiştir. Bu sıfat va­zifesini gören de Ba'dır.

"Evlerinin etrafında ihtiyaç sahiplerini gördün mü? Sen onlar için biraz mallar vardı ta ki bakla arada bittiği za­man."[11]

Durusteveyh'ten nakledildiğine göre[12]Ed-Duhn'dan kasıt yumuşak yağan yağmurdur.

"Yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri zeytin verir."

Ayette geçen Sıbğ kelimesi katıktır veya yemektir. Ra-sulullah (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle demiş; Zeytin müba­rek bir ağaçtır, ondan katık alın ve onunla saçlarınızı yağ­layın.[13]

24- "Size üstün ve hakim olmak istiyor"

Yani sizden daha efdal olduğunun ispatı peşindedir.

"Onlar öyle bir kavimdir ki Muadda bildirmiştir ki üze­rine bolluk, bereket tefaddul etmiştir."[14]

27- "Bunun üzerine ona şöyle vahyettik; gözlerimizin önünde ve bildirdiğimiz şekilde o gemiyi yap."

Yani Vahy ile sana tasvir ettiğimiz şekil ve tarzda. Bir ri­vayete göre Nuh (a.s.) gemiyi yapma esnasında Allah'ın ri­ayetinde olduğunda kesin kaniydi. Ve Allah'ın gözetimin­de olduğunu bildiğinden dolayı kavminden korkmuyordu.

"Her cinsten eşler halinde iki tane ve birde"

Ayette geçen "Suluk" kelimesi lazımi ve müteaddidir (ge­çişli ve geçişsiz).

40- "Buyurdu ki: Pek yakında onlar pişman olacak­lar!"

Ayette geçen Ma harfi bu gibi konumlarda zamanı yakın­laştırmak içindir veya fiilin taklili (azlığı) içindir. Şu misal­de olduğu gibi; sebebin ma: yani herhangi bir sebeple. Ya­ni az da olsa bir sebepledir.

41- "Derken onları korkunç bir azap gürültüsü, Al­lah'tan adalet olarak, yakalayıverdi. Böylece onları bir sel süprüntüsü yaptı. Artık helak olsun öyle zalimler!"

Yani onları selin çer çöp ve köpükleri aldığı gibi helak ettik demektir. Ayette geçen "Fe bu'den" kelimesi helak ede­rek manasındadır. Bu cümle dua mahiyetindedir. Abdu Yağus[15] ,ja şiirde bud kelimesini helak manasında kullanmış­tır:

"Diyorlar ki: Uzaklaşma, onlar beni defnediyorlar. Uzak­lığın mekanı benim mekanımdan başkası değildir."[16]

44- "Sonra biz peyder resullerimizi gönderdik"

Yani peşpeşe ara vermeden sürekli gönderdik. Ayette ge­çen mana "Tetra" nm aslı vetra'dır. Takdiri sanki şöyledir: "Vaterna rusulena tetra" Burada fiil, lafzının dışında alışı­la gelmeyen bir şekilde gelmiştir.

52- "Şüphesiz bu insanlar bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir..."

Yani yolunuz ve dininiz tevhid üzeredir. Ve bütün şeri­atların yolu bir tek yol üzeredir, ki o da İslam'dır. Ayette ge­çen İrmenin "fetha" gelip "enne"[17] olmasının takdiri şöyle­dir: "Ve lienne hazihi ummetukum" yani sizin takip edece­ğiniz ve gideceğiniz yol budur. Yani "Fatikune lihaze" ge­çen Haza Halil'in kavlidir.

Bu konuda Ahfeş şöyle demiş; bundan sonra gelen amil (etkinlik) az ve zayıftır. Ama şu cümle üzerine atfedilmesin-de bir beis yoktur demiş: "Ve enni bima ta'melune aliriıun" yani şüphesiz ben sizin yapacağınız işi çok İyİ bilirim. Bu gibi durumlarda muzmer bir fiille fetha gelmesi caizdir. Takdiri şöyledir: "Va'lemu enne hazihi" Ayette geçen "Um-meten" kelimesi hal üzere nasbolmuştur.

53-  "Ne varki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler"

Yani dinlerinde fırka fırka oldular. Her biri kendi eliy­le bir kitap yazıp kendi peygamberine nispet etti.

61- "İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için ya­rışırlar."

Yani iyilikten ötürü yarışıyorlar.

66-  "Çünkü ayetlerimiz size okunurdu da, siz buna karşı arkanızı dönerdiniz."

Yani yine küfre rucu ediyordunuz.

67- "Kibirlenerek."

Yani haram olan şekilde. Öyle bir haldeydiniz ki hiç kimseden korkmuyor ve naralar atıp hezeyanınıza devam ediyordunuz. Ayette geçen "Samiren" kelimesinin müfredi-mastar manası üzerinedir. Takdiri şöyledir: "Tusemmirune semren" tıpkı şu misal gibidir: "Kumu kaimen" yani kıyamen. Ayette geçen Samiren kelimesi Hurm'a hal da olabi­lir* çünkü es-Semr lugatta gece karanlığı manasına da gelir. Bazen araplar şöyle derler:

"Halefe bissemri ve'1-kameri" yani ay'a ve gece karan­lığına yemin etti demektir.

"hezeyanlar savuruyordunuz."

Ayette geçen Hucr kelimesi- çirkin ve saçma sözlerdir. Tehcirune kelimesi saçmalamak ve sözde aşırılık manasın­da olan el-îhcar'dan türemiştir.[18]

71- "Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik"

Yani Peygamberin onlardan olması ve Kur'an'ın onların lisaniyle olması hasebiyle onlara bu şan ve şeref verilmiş­tir. Ayette geçen "Zikr" kelimesi şeref anlamındadır.

76- "Yine Rablerine boyun eğmediler"

Yani RasuhıUah-'ın (s.a.v.) kendilerine yaptığı bedduadan dolayı maruz kaldıkları kıtlıktır.[19]

77- "Ennihayet üzerlerine azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman"

Bedir savaşı kastedilmektedir.[20]

85- "Allah'a aittir diyecekler"

Ayette geçen (seyekulune lillah) cümlesi İkinci ve üçün­cü kez gelmesinin sebebi birincide olduğu gibi te'kid ve tak­rir içindir. Cümlenin cevabı mana olarak çıkmaktadır. Şu ayetin manası şöyledir:

"Men rabbus semavati vel ardi" yani onların mülkiyeti ve tedbir edip işi yönetme hakkı."[21]

Ferra şöyle demiş:

"İyi biliki denfedilecek olan ben olacağım. Develer ge­ce yürüdüğü zaman ben yürümeyeceğim. Soranlar sordu: Bu kabri kim için kazdmız. Onlara haber verenler dediler ki: Ve­zir için.[22]

100- "Onların gerisinde ise bir berzah vardır" Yani onların önünde bir engel, set duvar vb. şeyler. Bir

rivayete göre ayette geçen "Berzah" kelimesi ölüm ile Ba's (diriliş) arasındadır. Bir rivayete göre dünya ile ahiret ara­sındadır. Mücahid'e göre Berzah; meyyit (ölü) ile dünyaya rücu arasındaki bir engeldir.[23]

101- "Ne de birbirini soruşturacaklar."

Herkes kendi nefsiyle meşgul olduğundan dolayı ne ne­sebinde olanlarla ne de tanıdıklarıyla uğraşmaya fırsat bu­lurlar.

Bîr rivayete göre zira orada birbirlerini müdafaa etmele­ri istenir ama onlar kendilerinin mübtela olduğu beledan na­sıl kurtulacaklarını sorup dururlar ve nihayet bu soruşturma kendisi gibi aynı halde olan birileriyle olduğundan dolayı na­file hiç bir şeyden netice alamazlar. Şu ayet bunların hali­ni daha iyi tasvir ediyor:

"Birbirlerine dönüp sorarlar"                (Tur: 52/25)

Bu soruşturma dehşet ve korku dolu anların bittikten sonra başlar ki buna şu ayet delalet ediyor:

"Derlerki: Daha önce biz ailemiz içinde korkardık.'*

(Tur: 52/26)

104- "Oralarda dişleri sırıtır haldeyken ateş yüzleri­ni yalar."

Ayette geçen Lehf kelimesi ateş alevlerinin yüze isabet etmesi ve her tarafa yayılışıdır. el-Kelh ise dudakların ha­fif açılıp dişlerin görülme sidir.

108- "Alçaldıkça alçalırı orada."

Yani artık ikamet yeriniz burasıdır ve burada kalın. Bir rivayete göre köpeklerin uzaklaştığı gibi uzaklasın, def ol­un gidin demektir.

110- "İşte siz onları alaya aldınız.".

Ayette geçen Sihriyyen kelimesi kesreyledir ve alaya almak anlamındadır. Zammeyle[24] Zuhruf suresinde oldu­ğu gibi.[25]; Sühretun ve Uburetun'dur,

114- "Sadece az bir süre kaldınız."

Yani ateşte uzun süre kalmanıza nispetle dünyada veya kabirde az kaldınız.[26]

 



[1] Abdu'r-Rezzak, Ahmet, Tirmizi ve Hakim'in çıkardıkları ve Ömer b. Hattab'tan nakledip sahih gördüğü rivayette şöyle demiş: "Ra-sulullah'a (s.a.v.) vahiy nazil olduğu zaman, yüzünün yanında an vızıl­tısı gibi bir ses duyulurdu. Bir gün vahiy kendisine nazil oldu bir saat bek­ledik durduk, ondan sonra ondan geçip gitti kıbleye yöneldi ellerini ha­vaya kaldırdı şöyle dedi:

"Allah'ım, bizi çoğalt ve eksiltme, bize ikram et ve bizi zelil edip dü­şürme, bize ver ve bizi şereften mahrum etme, bizi tercih et ve aleyhimi­ze bir şey yapma, bizden razı ol ve bizi razı kıl" Ve sonra şöyle dedi:

"Bana on ayet nazil oldu kim onları yaşar ve ikame ederse cen­nete girer" Sonra (Kad eflehel mumînun)'dan okuyarak onuncu ayete ka­dar okudu. Müsned: 1/34; Aride: 12/34; Müstedrek: 2/392.

[2] Kutrub divanı s. 1*82. Humul: kadınların bindirildiği develerdir. Hibal: Kum tepeleridir. Yığınlardır. El-Kudi uzun. Eşyem: Yerdir.

[3] Beyitler Hind binti Human b. Beşir'indir. Akdu'l-Ferid: 7/108, Şerh Fesih Saleb: 1/184, Mecazu'l-Kur'an: 2/55.

[4] Zamahşeri bu beytin Ukeyl b. Bilal'in Cerİr'in olduğunu söy­lemiştir. Muberrid'in Kamili: 1/19. Ammare b. Ukayli'ndir. Mahtutede, Safve'nin yerine unfuven gelmiş hatadır. İkincisi el-Faik: 3/180; Zuhru'l-Adap: 2/513. Kararetu: İçine yağmur suyu giren yerdir.

[5] Uyun'ul-Ahbar'dadır. Eğani: 21/142; Ez-Zehre: 2/736. Birin­cisi, Celisu's-Salih'tedir: 1/297; Akdu'l-Feriyd: 1/78.

[6] Bu beyit kendi divanında s.H'tedir.

[7] Divanı: 139-141; Mafdaliyat: 30. Şerietun halek: Parçalanmış ayakkabıdır. Es-Seriyh: Ayakkabının sim mıdır?

[8] Bu beyitler Huzeyfe b. Enes el-Huzeli'nindir. İki beyit te Şerh Eşar Huzeli'nde: 2/55'dedir. Musebberen: Hayırsız ve mahrum olan­dır. (Munetteren) de rivayet ediliyor.

[9] Bu beyit Adiy b. Zeyd'e aittir ve divanının s: 149'dır. İrabu Sla-sine sure: 153.

[10] Romani'nin Meani'l-Hurufu: 39; Hayavan: 6/414. tki muhak­kikte nisbetsiz bırakmış. 1. beyit: Şerh Eşaru'l-Huzeliyin: 2/85; Mu-hassas: 6/137. Lisan mad. Nabete. Kamil: 1/320.

[11] Beyit onun dîvanında s: 62'de, Kurtubi tefsiri: 12/116'da; Me-ani'l Ferra: 2/33'te, Rumani'nin Meani'l-Huruf unda s: 40'ta ve el-Efal-de:3/119'da.

[12] O nahiv ilminin uzmanlarından Abdulah b. Cafer'dir, h.347 ya­lında vefat etmiştir.

[13] Hadisi Hakim tahrîç etmiş sahih demiş, Beyhaki Şuab'ta şu la­fızla; zeytini yeyin ve onunla yağlanın, çünkü o mübarek bir ağaçtandır. Müstedrek: 2/398. Ahmet ve Tirmizi şu lafızla çıkarmış:

"Yağı yiyin ve onunla yağlanın zira o mübarektir." Müsned: 3/497; Tirmizi: 853. Beyhaki'nin Şuab'ta Aişe'den çıkardığına göre onun yanında zeytin yağından bahsedildiği zaman şöyle demiştir:

"Rasulullah (s.a.v.) yenilmesini emrederdi ve onunla yağlanmayı ve koku elde etmeyi söylerdi. O mübarek bir ağaçtandır. Taberani'nin Şu-reyk b. Seleme'den çıkardığına göre şöyle demiş:

"Bir gece Ömer b. Hattab'tan misafir oldum. Bana soğuk deve baş­larının parçalarından yedirdi ve zeytin yağı yedirdi ve bu Allahu Teala-nın Nebisine söylediği Mübarek yağdır dedi. Keşfu'1-Hafa: 1/442; Me-kasidu'l-Hasene: 325; Durru'l-Mensur: 6/203.

[14] Eğani: 20/129; Divanı sh. 40.

[15] Bu beyit Malik b. Reyb'in Mersiyesi'ne aittir.Yağus'a ait de­ğildir. Yağusun da aynen buna benzer bir şiiri olduğundan karışıklık olmuştur.

[16] Beyit, Malik b. Reyb'indir. Kendi nefsinin üzerine mersiye ola­rak yazmış ve onun evvelinde ise:

"Ah keşke benim şiirim olsaydı, acaba bir gece dahi olsaöadan'ın ya­nında geceliyecek miyim." vardır. Abdu Yağus'a ait değildir. Abdu Ya-ğus'un Mafdaliye'sinde, aynı kafiye, vezin ve ölçülerde buna benzer bir kasidesi vardır. Onun evveli şöyle:

"Beni kınamayı bırakmayacak mısın bana olan kınamalar yeterlidir. Kınamada ne sizin için ne de benim için bîr hayır vardır."

Bu iki kasideyi çoğu insanlar birbirini karıştırıyor. Bazıları bunu ona ve şuna nisbet ediyorlar. Müellif de bu karışıklığa girmiştir. Cemhe-retu'1-Eşam'l-Arap: 2/761; Emali'l-Yezidi: 42; İhtiyareyn: 626. Lisan. Baude.

[17] Enne şeklindeki kıraat Nafi, İbni Kesir, Ebu Amr, Ebu Cafer ve Yakup'a aittir. İthaf ş: 319.

[18] Kesreyle Tehcirun Nafi'in kiraatına göredir.

[19] Nesai, Taberani çıkartmışlar ve Hakim sahihtir demiş: 2/394. İbni Abbas'tan nakledildiğine göre; bu kıtlık olayı üzerine Ebu Süfyan Rasulullah'a gelip yalvararak artık insanların açlıktan her şeyi yedikle­rini ve dua etmesini istediği söyleniyor ve bunun üzerine bu ayet nazil ol­muştur.

[20] Bu kavi İbni Abbas'a aittir; İbni Ebu Şeybe, İbni Cerir: 18/45.ve ibni murdeveyh nakl etmişlerdir.

[21] Şeyh Zekeriyya Ensari şöyle demiş: Burada (lillah) lafzıyla de­miş ve sonra da (Allah) lafzıyla iki kez söylemiş: Çünkü o lafız birinci­sinde (kul limenil ard) ta ki cümlede lam ile mecrur olanın cevabında va­ki olmuş 'a mutabık olmuş. Bu sonda gelen iki lafzın hilafına vaki olmuş­lar. Fethu'r-Rahman sh. 392.

[22] Meani'l-Kur'an Ferra: 2/240 ve Beni Amr'dan bazıları bana oku­dular dedi. Muhkakkik nisbet etmemiş. Tefsiru'l-Taberi: 18/48; Garib Ha­dis Harbiy: 2/53. Muhakkikten nisbetsizdir. Cahiz, Beyan ve Tebyin'de: 3/155. Vezir'e nisbet etmiş. Er-Rams: Kabirdir. En-Nevaic: Güzel ve kıy­metli develerdir. (En-Nevaciu) şeklinde de rivayet ediliyor. Naciatunun ce­midir. Tarlayı merayı talep etmek suretiyle evlerini terkeden bir guruptur.

[23] Mücahid Tefsiri, s: 434.

[24] Zammeyle Suhriyyen Nafi, Hamza, Kesai, Ebu Cafer ve Halef okumuşlardır. İthaf s: 321.

[25] "Li yettahiza Ba'duhum Ba'den suhriyyen. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık." (Zuhruf: 43/32)

[26] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/106-116.